

Deryanın içinde, deryayı bilmeyenler,
gönlü pak gözleri görmeyenler,
‘Göreyim.’
diye açmayanlar;
HAZRETİ EBUBEKİR der ki:
“Açmayan, AÇTIRMAYAN’a
tabidir.”

ADEM’den ömür, MERYEM’den sabır,
OMAR’dan adalet, EBUBEKİR’den
sahavet dileyin.

Suyun kaynağı KABE ise,
kolları
kul gönülleridir.
Sen kul gönlünü hoş et ki,
kollar seni KABE’ye getirsin.


OSMAN’ın halifeliği,
OMAR’ın
halifeliğinden üstün mü?
Birinin adaleti, öbürünün celadeti,
HAZRETİ ALİ’nin
kuvveti,
HAZRETİ EBUBEKİR’in sahaveti.
ALLAH’ımın,
kendilerine LÜTFETTİĞİ
SIFATLARI’ndandır.
Her halleri ile hallenelim,
karınca kararınca nasiplenelim.
Analarını,
bacılarını örnek alalım,
onların halleri ile hallenelim.
Hallerini alırken, özelliklerini
dedik.

Kapıda köle olunmaz.
Yapıda amele olalım, harcını katıksız bilelim.
Aynayı tutan MEVLÂNA.
Kainatı sevdiren, hep sevelim diyen MEVLÂNA.
Dolaştı
diyenle, halleşti dinleyenle.
‘Yerimiz belirdi, YUVA’mız kuruldu.’
dedikte,
niyete verildi, temeli atıldı.
Açılan ikinci kapıdan binanın harcı
verilir,
yapıya öyle girilir.


Yapıya katılalım, katıkta noktayı bilelim.
Bina benim
eserim demeyelim.


Vurana el değmesin, vuranda gönül
kalmasın.
Vuran el, vurdurandandır.


Yel O’nun, sel O’nun,
yolunu bildiren O’nun.
Yele-sele kapılmadın, yolunu göstere uy.
Darlıkta,
darda olanın kaygusunu duy.
Duy ki, darlığın geçende;
darda kalana elini
verebilirsin,
onda darlığın kaygusunu silebilirsin.
Cebir kimseye
yaraşmaz,
kibir yerini kuluna asla vermez.
Yanılmayın! ‘Kibirli olan yok
mu?’
derseniz, kuluna dedim.
Kulluk odur ki;
O’ndan gelene uyasın, uydukta
kibri nereye koyasın?
‘Doğuşun görüntüsü var mıdır?’ derseniz, elbet!
Sildiğin an, doğuşundur.


(Resim
verilir: GAZELİ)
Güzelin yeri,
yönü, günü sorulur.
Güzel; gördüğündür, sevdiğindir,
bildiğindir.
‘Çirkin nedir?’ dersen, sildiğindir.
Dal ile ağaç
birdedir. Her gelen, YAR’dandır.
Her veren GÜL’dendir.
Verilen, sahabeden
GAZELİ.
EYVALLAH diyelim.
Azalan, çoğalan, değerini her güne
bulduran,
adını EBUBEKİR diye verendir.
“Anamdan babamdan aldığım
beni,
GÜL’ümden aldığım gönlümü eğitti.”
dedi, selamladı gitti.

Aç olanın midesini, tok olana sorma.
Tokun yanında
helva karma.
Aç huzuru toklukta bilir, tok huzuru çoklukta arar.
Kör
sağıra acır, sağır topala.
Güzelin görüntüsü oradadır.
Çünkü her
bilinen YAR’dadır.
Çiçek çiçekten almaz. Çünkü el ele vermez.
Emaneti arıya
verir, arıyı aracı görür.
Gerçek, olayın oluşudur, gemiyi kaptanın bilişidir.
Gördüm bilmeden, bildim uymadan,
dedim ‘Olmaz duymadan.’
Duyayım,
bildiğime uyayım.
Selamın aldık, gönülden bir olduk.


Elmayı dörde bölsen,
dörtten birini alsan, öbürü haram mıdır?
Olumsuzluk biri dörde bölmek,
birini
alıp üçünü inkar etmek.
Olay budur.
Cümlenizin yolu MUHAMMED Yolu’dur.
EBUBEKİR, OSMAN, ALİ, OMAR.
O’nun dörde bölünmüşüdür.
Birini
alsak, öbürlerini inkar haktan mıdır?
HAKK’ın YOLU’ndan mıdır?
O’ bizim, biz
O’ndan.

“Gözde nur, gönülde PİR
olsun,
cümlede bulsun, selama dursun.” dedi,
RESULÜ’nden Selam getirdi.
Kayıtta
yazılı. ‘Kim getirdi?’ dendi.
Yazıcı. ‘Kim?’ dendi.
EBUBEKİR
HAZRETLERİ.
“Selamım onlara olsun,
aldığım cümlede kalsın,
kainatta
BİR olsun.
NUR’dan aldı, PİR’den yaydı.
Paylaştığı cümlede.
ALLAH’ım RAZI olsun,
sorgusuz bulsun.” dedi.

Gönüller hoşnut olsun. Geldim, selamet diledim.
Soğuk değil,
sıcak değil.
Andınız geldim, aymayı bilenleri gördüm.
Yazıyı alandanım,
sıraya koyandanım.
Sadaka alan mı veren mi sevaptadır?
Suçu işleyen mi işleten mi
günahtadır?
Sevabın, alana da verene de yazıldığı bilinsin!
Günahı
işleyen işleten günahtadır!
Bildi ise, tövbekar oldu ise;
AFFI'nın
yüceliği, kulunun yerini buldurur.
'Adak yerinde midir?' denir.
Sevindirdiğin kullar kadar.
'Ayyaş, yolsuz mu?' denir.
Ayyaş,
gönülden silmediği yere kadar.
'Yazılı değil mi?' dendi. Elbet yazılı.
Gönülde olduğu
zaman silene selam verilmez,
olacağını bilmediğin neticeye elbet
iltifat edilmez.
'Ben kendimi bilirim, sorgumu düşünürüm.' diyenin,
yargısı da, sorgusu da kendine aittir.
Aksini ispata çalışmak, kulun kula
vereceğini aşar.
Selam olsun, gecenin RAHMET'i gönüllere
dolsun.


Ayağında meydan tozu,
gönlünde RESULÜ'nün hazzı.
"YA ALLAH!" dedi, EBUBEKİR resmini
verdi:
Gelen akımın suyundan yükümüz
verdik,
seyrinde güzeli gördük.
EBUBEKİR ÖZ'ünde, dünya silindi gözünde,
RESULÜ sevgisinde
"Su başına gidelim, resmimizi verelim."
dedi,
selamını iletti.
“Saygılı oluşumuz, Sevgili'yi buluşumuzdur.
Sevgiden maksat, O'nu, O'ndan geleni bilişimiz,
kadere EYVALLAH
deyişimiz.
O
BİLİR, O GÖRÜR, O SEVER, O SEVİLİR,
O'nda SELAMET, O'ndan
VELİLERE keramet.
Yoğun
çalışma denilen O'dur, O'ndan gelendir.
YM diyelim, yükümüz ile yapıyı
kuralım.
Yükten maksat, AŞK'ımız.
Günde zorlayan, gelende huzuru bulduran.
ALLAH'a ısmarladık."


(Resim verilir:
HAZRETİ EBUBEKİR.)
Ağızdan döktüğü, elinden
diktiği, her kula baktığı bilinir.
Sunduğu her sözde, HAK KELAMI
okunur,
‘RESULÜ’ne en yakındır.’ denilir:
EBUBEKİR sayfaya resmini verir.

ÖMER’den söz ettiysek, EBUBEKİR’e sözümüzü verdiysek,
OSMAN ile
gerçeğe nokta koyduysak,
ALİ ile nefesleri paylaştıysak;
RESULÜ’ne ulaşalım, HAK ADI’na çalışalım diye…


Seyre geldiysen güzeli, yerde
bırakma gazeli!
Himmeti hizmetini bekler,
hizmetinin olduğu yerde
hikmetini saklar.
Hizmetini bütünle ki, saklı olanı bulasın.


Bağladık nefsimizi,
bekledik ÖZ’ümüzü.
RABB’im ile sözümüzü BİR’ledik, birlikteyiz;
zorladık,
gürlükteyiz.
Şükürler olsun, her zerremize SELAMI dolsun.


(DÖRT HALİFE, DÖRT KUTUP mu idi?)
Hayır, değil! HALİFELER’in
görevi başka idi.
HAZRETİ MUHAMMED’in zamanında,
DÖRT HALİFE ve
SAHABELER’in kabları
YÜCE tarafından genişletildi.
Yoksa onlar,
HAZRETİ MUHAMMED’in
o NUR’una dayanamazlardı.
|