
 Konuşan yavrunun alışını verdik,
ne var ki cümle kulun oluşu ile
bağladık.
Çok akım yüklü ANA'nın yüklü BEBEĞİ.
Aldığını verdi.
 Meydan kulu, MERYEM OĞLU.

MUSA’yı bilen misin, İSA’yı gören misin,
PEYGAMBER’ine varan
mısın?
Yürekten tanırsın, seversin, varırsın.
 Güldünüz eğlendiniz,
amma HAZRETİ İSA’yı anmadınız,
RUH’una okumadınız.

Her
kulun yumağı düğümlüdür, kral da olsa.
HAZRETİ İSA’nın
çarmıha gerilişi,
HAZRETİ İBRAHİM’in ateşe
atılışı.
Şüphesiz inandılar,
‘ALLAH’ımdan.’ dediler,
neticeye vardılar.
 (Resim
verilir: HAZRETİ İSA)
HAZRETİ İSA, denizden geçecek,
denize varacak, elden ele
gezecek.
Gelsin diler misin? Bekleyin.
Yeri-mekanı-zamanı belli değil.
Evet,
MERYEM SURESİ’nde.
MERYEM SURESİ, açıklığını bulmaz.
Ararsan orada
da bulursun.
Verilen KUR’AN'dandır.
Gelen bilinecek, parmağından
tanınacak.
KUR’AN’dan derim size.
Zamanınızda değil, daha öte.
Küçük parmağı
yeşil renkte doğacak.
Sözüm KUR’AN’dandır. Yanlışlık yok.
Beden olarak
değil, yavruya tesiri.
Daha önce dedim, RUH bedenlenmez.
Ancak, yardımcı olur.
Gelen yavru,
yalnız İSA’nın RUH’u ile teması temin edilir.
Bilecek, tanınacak.
Kul yanlış çözer, ‘Tekrar doğuş.’ der, asla.

Gelen ayaklar, gülen dudaklar;
neşeden uzak kalmasın, adımınız
eksilmesin.
Ne demektir bilir misiniz?
Ayağınız dert almasın, adımı
eksilmesin,
MUHAMMED ÜMMETİ öksüz kalmasın.
Ne HAZRETİ İSA,
ne MUSA,
ne İBRAHİM dudağı büzülmesin;
hepsinin, cümlesinin adımı
eksilmesin,
gülüşü daim olsun.
 Uyan kula köle olsam yeridir,
çünkü
uyduğu ALLAH’ımın YOLU’dur.
ALLAH’ımın YOLU’na, halı olsam serilsem çok
mu?

 HAZRETİ İSA asaletin
değil, yetimliğin örneği.
 Beden ile çıktı denilen;
dünya gününde ölmeden öldüğünü,
RUH
ile vardığını bildirir.
Daha önce verdim;
her kul anda gider-döner.
HAZRETİ
MERYEM ile HAZRETİ İSA;
vardığını bilebilen,
perdenin dışında
kalabilen oldukları için.
Bunu etraftan bilenler,
beden ile çıktıklarını
zannedenlerdir.
Aslında beden çıkmaz elbet.
Onlarda beden o kadar hafif ki,
gözden
dahi uzak kalabilir.
... kuş ile at misali.
 Kainatı yumuşak gülde, gülün
dalında gördüm.
“DÜNYA KULUNU, BİR GÜL AĞACINDA TOPLADIM.” diyen
YÜCE
ALLAH’ımın NURU’na secde ettim,
‘Yaprağı olayım ALLAH’ım.’ dedim.


Güllerimizi elde
bulduk,
‘ALLAH’ım.’ dedik duacı olduk.
HAS GÜL’ün Kokusu’ndan,
MUSA ile İSA‘mın
yapısından;
gönüllerimize sevgi aldık.
BİRLİK’e inandık, gül demeti
misali hep BİR olduk.
Gül; yapı olarak bir çeşittir, gerisi aşı.

 ‘Katkıda bulunayım.’ diyen;
güğümü
görmeyendir, ömrünü düğüm ile bağlayandır.
Kundak aldım, bebeğim
sardım, adını sordum.
“İSA.” dediler, adını MELEKLER koydular,
kaderini
alnında okudular, kucağıma öyle verdiler.
Sesi ile sözü bir geldi.
Seste
bebek, sözde melek hitabı duyuldu.
Ana-oğul yola koyuldu.
Suyun
aktığı yerde, gönülleri yaktığı yerde duruldu.
Kuldan-kula söz edildi,
doğanın söz ettiği söylendi.
Dileyen inandı, dileyen döndü.
Yuvamız
olmadı, güne bağlı kalmadı.
Güne bağlandı, gönül dağlandı,
yazılan
görüldü, düğümler çözüldü,
‘Dert.’ denen gün örtüldü.
Geçen unutulur, çünkü
üzerine gece örtülür.
Cümleye zümreye sözümüz geçti.
Olan-olmayan O’ndan,
O’ndan
gelen hayırdan.

 ADEM’de görmedin mi, HAVVA’da duymadın mı,
İBRAHİM’e sormadın mı, İSA’ya bakmadın mı,
MUSA’dan almadın mı, MUHAMMED’e
uymadın mı?
Öyle ise,
“Kimi kimden ayırayım, hangi kulu kayırayım?”
der mi YÜCE ALLAH’ım?


MUSA sarayı terk etti, İSA
kainatta noktayı buldu.
HAZRETİ MUHAMMED; çölü yol etti, kumu
bir etti,
ADEM’den bugüne ALEM’i bağlattı.
BEZM-İ EZEL’de kulun kaderi yazılıdır, AŞK’ı değil.
AŞK’ı oradan yazılaydı;
ne HAZRETİ MUHAMMED mağaralarda olur,
ne
İSA çarmıhta görülür,
ne MUSA tur dağına varırdı.
‘AŞK O’ndan, meşk
O’ndan.’ der otururdu.
Halbuki hepsi O’nun AŞKI’nı aradı.
En son
aradığını gönlünde buldu.

 Muzdarip olan
ağlarsa,
‘Gücüm yetmez, İSA yetişsin.’ derse;
elbet yolunun
açıldığını görür.


Mümin; sadece ‘YARATAN’ım!’ diyendir,
VERDİĞİ’ne
uyandır.
MUSA da mümin, İSA da, MERYEM de,
cümle yaratılan da.
Yanılan odur ki; ‘MUHAMMEDİ.’ dedi, ayırdı.
Çünkü ne
HAZRETİ İSA, ne HAZRETİ MUSA ‘Ayır!’ demedi.
Bildiğim yol budur,
gördüğüm kul budur.
MUHAMMED yolu, cümlededir kolu.
İSA-MUSA el-ele, cümlesi bir çembere.

 Asayı eline aldı, İSA yoluna girdi,
aç ile toku
buldu.

 "Selam olsun, dünden bugüne
uyum getirsin." dediler,
sayfaya TOKTAY'ı kaydettiler.
'Nasıl?' denilir,
'Kimden?' diye sorulur.
Geçinden olduğu, uyumadan bildiği,
uyandıkta bulduğu taydır.
Yapıda yeri vardır.
Adı anılmasa da, tay ile
yolu vardır.
Doğaya baka-baka, dizini büke-büke;
günden gününü aştı,
SAHİBİ'ne öylece ulaştı,
sevgisi kullarına oradan bulaştı.
Adı TOKTAY kaldı.

 TOKTAY dizi büktük te, halimize baktıkta;
açık yolu verecek, her halde
yardımcı olacak.
Yerden verdiği, YÜCE'den aldığı,
değerini günde
gösterdiği açık gelecek.
AKDEVE yerini çölde bildirecek.
 'MERYEM yerini
verse, cümleye gönlünü serse.' denilir.
Sergimiz cümlenizedir.
Elbet yerimiz açılır.
Ne var ki önce TOKTAY
seçilir.
'Kimdir?' denildi.
HAK ADI'nı doğuştan anan,
'Anam suçsuzdur.' diyen
OĞLUM'dur.

Er olsa, geç kalsa denilmesin,
adım üç harf ile
bölünmesin.
Geldim vereceğim, vazifemi göreceğim.
And
ile değil, AŞK ile açtım,
seherde seferi seçtim.
Soğuk ile
sıcakta, yağış ile güneşte
aldığınız gibi olun,
olduğunuz gibi verin.
ALLAH'ım sizlerle,
sizler de ALLAH'ım ile olun.
ALLAH ADI dillerde,
yorum gönüllerde olsun.

OĞLUM açık geldi, açık
verdi.
"Sergide ANAM'ın sözü kalsın." dedi,
her sahifeye adını
koydu.
'Ne demek?' dendi.
Her sahifede adına işaret vardır.
Selam olsun,
HAK ADI dillerde kalsın.

(Resim verilir)
Niyette
yer alan, HAZRETİ İSA denilen;
yolunu aldığınca yayandır.
HAZRETİ İBRAHİM; bildiğince açılandır.
HAZRETİ
ALİ; olduğunu bildiğini yaydığını,
cümleye gösterendir.
|