

Amade olun EMRİ’ne, O'nun yolunuza gönderdiğine.
ALLAH,
yumuşak kulu sever, ona LÜTFEDER.
Yumağındaki düğümü, YARDIMCI
gönderir çözer.

 Geldim yoldan, duydum kuldan, duman sözden.
Gönül
kırma, günü gayeni karatma, adaletten ayrılma.

 Yumak
sararken, yolu ararken;
HAK SÖZÜ’nü bilesin, doğru yolda olasın.
Geldiğini
bilirsen, YUNUS’un dediğine gelesin.
ALLAH'tan geldik, O'na gideriz;
SÖZÜ’nü
bildik, O'na uyarız.
Bilmeyene şaşarız, görmeyene bakarız.
Görülmedik
ne var ki?
ALLAH'a döneceğiz, O'na varmayı gönülden dileyeceğiz.
Murat dilediğine olur.

 Olumunu seçtik, gülleri
derdik,
güllerin en güzelini sunduk, aramıza aldık;
‘Ne mutlu.’ dedik, yuvasına
yol yaptık,
GARİB’i bulduk. Eğitiriz, öğretiriz.
Yuvasının-yapısının-duasının,
anında koruyucusu-alıcısıyız.
Duasını alırız,
yerine iletiriz.
Olumu ordan, gelimi burdan,
alimi bizden, verimi sizden.

 ALLAH'tan geleni bilen, huzuru bulur;
ağıza
alınan, gönülden gelir.

 Anasının duasını almış mı,
dünyada hoşnut etmiş mi;
bin
kulun duası yetmez,
ananın duasını alan, komşu kapıya gitmez.

 Meclis kurula, yürekler yunula, mümin yola girile.
Olanı
gördük.

 Verdim dünya kuluna, havale ettim ALLAH’ıma.
ALLAH’ımın
verdiğini, O'nun YOLU’nda harcadım.
‘Gine verir, kulunu görür.’ dedim,
şüphe
etmedim, aç kalmadım.

 Dimağını işleten, doğru yolu kat eden;
düşünmesin kötüyü, koymasın duman.
ALLAH yardım ettirir,
kul gönlüne
münasip yol verdirir, imtihanı bildirir.
ALLAH’tan dileyin
şaşırtmasın, kötüye uydurmasın.

 CEMALİ’ni gördük, gönülden yandık-yandık,
deryalara daldık;
yanmamış, CEMALİ’yle aydınlanmamış kullara da
el verdik.
Danışanı çevirdik, ‘YA ALLAH.’ dedik,
RASAMAZAN ayına girdik.
Girdiğimiz
gibi çıkalım, yeni yıla bakalım.

 Yolunu ALLAH çizer, kul geleni seçer.
Düşünmek
boş, ‘Hangisi hoş?’
ALLAH münasip olanı nasip eder.
Almak-vermek,
sözü yermek, yanlış düşünmek kul işi.
Doğru yolun
gidişi, ALLAH'ın kaderi çizişi.
Kulun aklı ermez, olacağı bilmez.

 ALLAH'ım her işi hesaplamış,
kulun
düşünmesini kolaylamış, bütün yükü üstüne almış.
Ne mutlu o kula
ki, ALLAH’ın KATI’nda vazife almış.
ALLAH’ımın işini değil, kulun
yolunu kolaylarız.
Vazifemiz, kulları için.

 ‘Yaratılan.’ densin ayrılmasın,
ömürde olan gönülden
geçen konuşulmasın.

 Her kul gönle göre yol bulur, YUVA öyle kurulur.
Yolu
yola uydurmak,
kula gönül koydurmaktır makbul olan.

 SELAM, ALLAH KELAMI.
Alandan-verenden,
getiren-götürenden
ALLAH'ım RAZI osun,
dünyada gülsün, ahireti bilsin,
duacı olsun, katımıza
gelsin.

 Ömür bir gün, kahır on gün.
Olsa sabır; kulu oldurur, onu bire indirir.
Her kul uysa bu söze, kıymet verse her ÖZ’e,
‘Senden-benden.’ demese; olay yol
bulmaz.


İyilik hastalık, ALLAH’tan. Şifa derde deva ALLAH’tan.

 Sevmek, kulun
gönlünün açık olduğunu gösterir.
Seven kulun dileğini, ALLAH’ıma
açarız.
ALLAH’ın DEDİĞİ olur, olan görülür.

 Yolumu buldurana,
ömrümü
harcadım yoluma koydurana.
ALLAH’ım, YOLUN’u niyazlarımla süslerim.
YOLU’na kulu
kim koydurur? ALLAH’ım!
Yağın rengi yeşili, dağın rengi
yeşiline benzemez.
Yeşil çok, yeşilden çeşit çok.
Gönül yolu
uyanlar, Mürşit olup duyanlar,
kulla niyaz edenler; dünyanın
ağacıdır.
Hepsi bir, yalnız yeşili değişir, aynı maksada erişir.
Yolun sonu, tek.

 Nidanın oluşu, göğe giden TANRI kuşu.
Nidalara
ses verir.

 ALLAH’ım niyaz eden kulunu
görür, dileğini duyar,
uygun olanı, kula hayır geleni verir.
Sebebini kula
sorsa,
kulun dediği gibi yapsa; dünya karışır.
ALLAH’ımın
VERİŞİ, hiç yanılmaz görüşü.
Yudumunu arttıran, ‘ALLAH’ımdan
gelir.’
diyen; sabır ile yoğrulan kuldur.
‘Olsun da görelim, ALLAH versin
bilelim.’
diyen, dünyasına küsendir.
Dünyasına küsmese, etrafına bir baksa;
ALLAH’ımın
VERDİĞİ’ni görür, gördüğüne kapılır.
ALLAH’ının VARLIĞI’na,
sorduğunun darlığına erer;
ALLAH’ından af diler.
Gönül madde ile
ölçülmez,
madde kula her zaman saadet vermez.
Rahatlık demedim.
Adının YUVA’da
anılışı duaya sebep ise,
mesut kulsun, ALLAH’ının sevgili kulusun.

 YARATAN’ı bilene yol bildirmek,
gayesini yoluna koymak;
dünyayı da burayı da sevindirir.

 Yuyulunca kulun dilekleri özleşir.
ÖZ’den
dileği olan, tez vakitte kavuşur.
Dileğin oluşuna, yuvanın
suyunun akışına uyarsan,
elini açıp şükür edersen;
yenisini dilemeye
yüzün olur,
dileğin yuvana hayır getirir.

 Yolun niyazını kulun niyazına bağladın,
gücünü öyle harcadın.
Ne mutlu ki, yobazlara baş, YUYAN’a kardaş
olmadın.
Suyunu, dileği ALLAH’tan olana verdin;
sözünü, yalnız ‘ALLAH.’ diyene söyledin.
Yobaza
kulak açma, okunu ona atma;
bırak ALLAH’ım düşünür.

 Ağızdan olsa borcun, aldığın yazı harcın.
‘Ödeyemem’
diye dönen, ALLAH’ından dileyen bulur;
gününde öder, borcunu dünyada siler.

 Sen adaleti yolundan ayırma,
‘Adaletsiz.’ diye
kahır edinme.
Er geç yerini bulur.
ALLAH’ımın ADALETİ şaşmaz.

 Adaleti vicdanında ara,
korku verirse kaç.
Kul korkusu değil ALLAH korkusu.
Sığındığın ALLAH’ın
seni korur.

 Hak kula destek, haksızlık kazık.
Mümin olmuşa,
yolunun yolunu yürümüşe uyanlar,
sözümden hisse alanlar; münasip yolcudur.
Seviniriz cümlemiz, yumuşak gönüllere uyarız.

 Yüzü gülene, ALLAH’ım NURU’ndan verir,
daha çok aydın
olur.

 Mendil
alan, gaye güden, hak dileyen,
YUVA’ya beni çağıran kuldan hoşnut
oldum,
ALLAH’ım da olsun.
Geldim HAK’tan kullar bilsin.
Adalete uyan,
SIĞINDIĞI’na şüphesiz dilesin,
‘MEVLÂ’m.’ desin;
‘Doğruya
inandım, YOLUN’dan çıkmadım,
nefsime söz geçirmek,
SEN’in EMRİN’le adım
atmak diledim, duacı oldum.
Adalet yolunda yardımcı diledim,
şükürler
olsun yuvamda buldum, korkumu sildim.’
Olandan korkma, adalet yolundan çıkma;
yanında
bil, dilediğin an çağır.
Verdiğim adım, OMAR dendim.
YUVA’da
denedim, sözleri dinledim;
olayı tatlıya bağlayan,
gününü olumundan
ayırmayana yardımcı oldum.

 Kadın yuvasında, erkek havasında olsun.
Yuvanın
havasına uysun.
Uygun havayı, yuvaya erkek getirir.

 ALLAH’ım bana, benden sana kuvvet.
ALİ’den bana,
benden sana cesaret.
OMAR’dan sana, senden cümleye adalet.

 Elden alma, elden de olma.
Elindeki ile kanaat et,
elinde olanın kıymetini bil.

 Olmuşun sözü, olacağın gözü olmaz, sözü
edilmez.
Anlaşılmayan nedir? Söz açıktır.
Olmuşun sözünü etmek
boş,
‘Olacağı göreyim.’ demek boş.

 Yolcu, hancıdan yer, yumuşak şilte dilerse,
hancı,
yolcuya sert şilte verirse;
yolcu değil hancı zararlı çıkar.
Çünkü ALLAH’ım
onu başka yönden sıkar.

 Olayı yaratan, o günü aratan;
selamet bulsun,
günahını ALLAH’ım affetsin.
Galip oldun, suyuna sahip oldun.
Düşünme, dert
etme.
‘ALLAH’ım!’ dedim, yola çıktım.
YUVA’ya geldim, damı gördüm, sevindim.
Dünya
bağlasa, AŞK’ın dağlasa;
korkma gafilden, suyun ALLAH’tan.
Gününün
gecesi de aydın geçer.
Dertler seni terk eder.
Dünya derdi, karanlığı
kollar;
gönülü karartanın, arkasını kovalar.

 Havayı bozanın, bir kul değil iki kul olması gerek.
Düzene koyanın da. Neticesi
aynı.
Gülün söyleyin, huzuru arayın;
aşmak dilerseniz, kulunu severseniz,
‘ALLAH’ım.’ derseniz, sorudan kaçarsanız.
Elbet ALLAH’ımın sorusundan.

 Kalabalığa
giren, gönlünü koruyan;
makbul kuldur.

 Paslanmaya-küflenmeye
bırakma,
nafakan senden davacı olur.
Ağaca daya, aşını ye,
başını daya,
saati gelende işine başla.

 Suali
YÜCE’ye değil kendine sor.
Hatayı ara bul ki, bir daha işlemeyesiniz.

 Dünyanın kulu, mihnetli yolu.
Adalet dilerse,
doğruyu ararsa, kendinden feda etsin.
Yanmazsa sana el atsın. Denen açık.
‘Yarısı sana, yarısı bana.’ demek güzel.
Bölünmeyeni kendinden ayırırsan daha
güzel.
Ayağını uzatırken dikkatli ol.
Yanındaki küçük adım atarsa,
sana
uymaya bakarsa yorulur.
Kendini yanındakine uydur.

 ALLAH’ıma şüphe ile bakan,
kendini
penceresiz odaya mahpus edendir.
ALLAH’ıma şüphesiz inanın ki;
pencereyi
göresiniz, oradan ışık alasınız.

 Müzmin olandan sakın, yalnız vicdana bakın.
En büyük adalet, sana yük
vermeyen,
uykunu kaçırmayan kararındır.
Yuvana gir, kapını kapa, sesini kendin
duy,
başka ses alma, kula kul olma.
Geldik kul olduk, vardık NUR olduk.
Kula
kul olan, HAKK’a NUR olmaz,
ALLAH’ımdan NUR almaz.

 Kul nasibi kulda olsa, kulun elinden alınsa;
yalnız
kuvvetli olanın nasibi bol olurdu.
Kulun nasibi, ALLAH’ımın takdirindedir;
kulun
hatası, ALLAH’ımın tekdirindedir.
ALLAH’ıma eş koşan, ‘Nasip elimde,
kılıç belimde.’ diyen;
görün ki belindeki kılıç, kendini vurur.

 Ne sırrını aradım, ‘Yarını
bileyim.’ dedim;
ne geleceğe şüphe ile baktım.
Yarım ekmek, yudum
çorba, su dolu kırba.
Neden yetmesin? Mideye ne atsan, alır.
DOYURAN’a
şükür etmeli, yedikten sonra.
Fakirin de, zenginin de midesi birdir.
Sefertası
kaç göz olsa, o kadar aş alır.
Ne yumurta sarısı yumağı sarsar,
ne baklavanın
yapısı kulu sarsar.
Yumurta sarısı yersin, ekmekle doyarsın;
baklava yersin,
gine doyarsın.
Amma her gün yiyemezsin, midene ağır yük vuramazsın.
Vurursan,
gün gelir yumurta sarısına da hasret kalırsın.
Her yer, yerli yerince.
Minder oturmaya,
yatak yatmaya hazırlanır.
Minderde yatarsan, sızlanırsın;
yatakta oturursan
bezlenirsin.
Genişlik güzel, koyuvermezsen;
darlık güzel değil,
kendini toplamazsan.

 Yavruna verebildiğinle iftihar etmelisin,
alabildiğinle değil.

 Dünyaya geldim, ALLAH’ımın kulu olduğumu bildim,
ALLAH’ımın kulunu eş aldım.
Sözü bana, sözüm ona yumuşak olmalı ki,
ALLAH’ımın YOLU’nda olayım.
Mevsimin yazında, ‘Kış olsun.’ dersem,
kuluna
eziyet verirsem;
ALLAH’ımın YOLU’nda mı olurum,
gidişte yanına mı varırım?
Haktan-adaletten çıkma,
kendinden almadığını başkasından isteme.

 ‘Sahibim.’ dediğine, ALLAH’ın İZNİ ile
sahip çık.
Yoksa sahipliğin, yetersiz kalır.
Şu demektir:
Her
yaratılanın TEK SAHİBİ ALLAH’ımdır.
Sen O'nun YARATTIĞI’na,
elbet O'nun İZNİ ile sahip olabilirsin.
Elini dahi kaldırırken, ‘ALLAH’ım
İZNİ ile.’ dersen;
elinin indiğini görürsün, anda ASIL
SAHİBİ’nden korkarsın.
Hatırlamak yeter.
Gamını söker, olayı sakin
gönülle çözer.

 Sabır, nehirden denize kadar uzanır.
Denizi bulduğu yerde
kalır.

 Kırk yıl namaz kılanla,
kırk yıl niyaz edeni gördüm;
sayelerinde yolumu öğrendim.
Dedim ki; ‘Namaz ayrı, niyaz ayrı;
nasıl
ikisi bir yol aldı?’
HİKMETİ’nden sual edilmez,
ALLAH’ıma AŞK’tan
başka bir şey ile varılmaz.
AŞK’sız kıldığın bin namaz,
AŞK’la
kıldığın bir namaza eşit olamaz.
Elbet olamaz.
Benim AŞK’la
kıldığım bir namaz, beni YÜCE’ye götürdü.
Onun kıldığı AŞK’sız
bin namaz, olduğu yerde bırakır.
Yalnız AŞK’ınıza siz ölçü vurmayın,
‘Ben senden aşığım.’ demeyin.
Ölçü ne sende ne bende, yalnız YÜCE’de.

|