Kandil
8
Kandilde ışık ararsan, yağını eksik etme.

2 nisan
her kul kendi gönlünde kandilini yakar.

20
Kandildik ışık verdik,
yıldız olduk gökyüzüne serildik.

14
AŞK’ımız deryada buluştu,
derya AŞK ile tutuştu;
kandil yağ ile doluştu,
ışığında her kul toplaştı.
Kandil, VEREN’in VERGİSİ;
yağ, kulunun doldurduğu.
Ne var ki; ne yağ ne kandil,
dünya durdukça dursa;
ateş veren olmasa,
ne yanar ne ışık verir.

16-2
Kandilde sanmayın ışık söner,
yağı temizlenmedikçe.

25
MERKEZ’im geldi, odaya durdu,
“MEVLÂNA’nın postu.” dedi,
GARİB’in gönlüne baktı.
Kandiline kendi yağından kattı,
“Benden de olsun, kul adımı ansın.” dedi.
AŞK’ına merkez aradı,
“Olduğum yerden, durduğum yere kadar.” dedi.
‘Olduğum yerden durduğum yere kadar.’ demek,
kainatı çevrelemektir.
Çevre değil, hacim.

“Dünyayı oynatmazsan, neticeyi bulmazsın.”
dedi ŞEMS’im geldi:
“Gönülde AŞK mı dolu, yoksa cümle mi kulu?
Elbet cümlesi kulu.
Senin gönlündeki AŞK, sadece yağ kandili.”
dedi, ŞEMS gönül ateşini yetersiz buldu.
Kendi ateşini elbet.

7
Kandili az görürsün, ‘Işık az verir.’ dersin.
Karanlıkta kaldınmı, kandilden medet beklersin.

21
Kandilde yağı eksik etmediğin müddetçe,
karanlıkta kalmazsın.

18
Yumuşak yol bilenin, kandili daim yanar.
Gözünü, nuru desek,
NURU’na uyanın, PİRİ olduğunu görürüz.
Eğer gözünü hak olandan ayırmazsan,
kulu-kuldan kayırmazsan;
kandilin sönmez derim.

22
Ateşi yanan kul geceyi bilmez,
çünkü karanlıkta kalmaz.

4
Aramayı dileyen, eline kandili alandır.
‘Kandilim yansın.’ diyen, yağını doldurandır.

10
HACI BEKTAŞ der ki:
"...Softaya AŞK sofrası kursan, tadını alamaz.
Çünkü pişirmesini bilemez.
Onun için sohbeti, sohbet ehliyle düşün ki;
kandilin yansın, gönlün kainat ile dolsun."
Softa denildi, tarif soruldu.
Yolun gidişini bilmeyene,
bilmediği halde ‘Bilirim’ diyene,
bilmediğini bildiği halde sormayana; softa denir. YUNUS’um der ki:
"Suyunu dahi softa elinden içme.
‘Neden?’ derlerse;
güneşten almadık suyu verir,
olmadık yönden kulunu çevirir."

26
Kandilde yağ var ise, ışığı boldur.

18
Ayrıda olana gönül konulmasın,
yapıya uymazsa kandili yanmasın.

ÖZ’ünü bulman için,
kulluk hizmetini bitirmen gerekir.
Hizmette kusur eden,
BÜTÜN’ü bölümde bırakandır.
YÜCE ALLAH’ım, ‘Kul hakkı ile gelme.’ der.
BÜTÜN’ü tamamlamakta geç kalırsan,
kul hakkı seni ezer.
Çünkü, cümle yaratılmışın tek gayesi vardır:
BÜTÜN’de BİR’liği bulmak,
O’na varmak.
Noksan isen, ‘Yapıya hizmetten uzaksın’ derim.
Hizmette gaye, birbirine ışık vermektir.
Işığı bütünlemektir.
Tek başına yanan kandil,
dehlize konan muma benzer;
ne gelene ne geçene ışık tutar,
kendi kendine yanar biter.
(Yukarıdaki satırların birinde
‘Yapıya uymazsa, kandili yanmasın.’ demiştiniz.
Bunu beddua olarak mı söylediniz?)

Beddua anlamında değil,
niyaz anlamında verdik.
Kandili çoklukta yansın,
o da hizmet kervanına katılsın.

24
"...Her kandil, bir-bir yanar.
Kendini bilmeden, kandilini yakamazsın.
O kandil ki, bakana değil, yağını dökene hizmettedir; yolunda başını eğene, gerçeğin bilgisini açar."
ALİ

14
EMİR SEN’den ALLAH’ım.
Kulunuz eyleyeceğiz,
SEN’den gelen GÜZEL’i bekleyeceğiz;
kandili yakmak için, az gelirse yağı saklayacağız.
MERYEM