Osman

15
Her var olan, bir binadır; ayrı-ayrı, bin binadır.
Bin, çokluk.
osman

29
Cenk için dengini bulmaya çalışma,
çünkü cenk emirdendir.
Dengini sen bilemezsin, bini ikiye bölemezsin.
Ölsem dedikte, ölemezsin.
EMRİ’ni HAK bil, HAKK’ı kendinde bul.
Aymayı bilenden ol,
kendinde bulduğunu her kulda gör.
HAK; sende, bende. onda, cümlede.
Günahın varlığı, kulun darlığıdır.
osman

2
Cephede savaş, cemaatte barış;
CEMALİ’ne varıştır.
Camiye adım attıkta;
savaşı da, barışı da sil, sadece varışı bil.
Gönlünde savaş var ise,
olduğun yerden uzak dur.
Çünkü gönlündeki savaş,
olduğun yerin vergisindendir.
Ya varlığa düşersin,
ya darlığı haşlarsın, ya kulunu boşlarsın;
uzaklaştıkça, kendine dönersin.
osman

26
Silahı ele aldıkta; kalkanı bırakma, miğferi atma.
‘Silahına mı güvendin?’ diyene de ki;
‘Silahına denk geldim, sırtımı YÜCE’ye dayadım.
Vurursan O’ndandır, O’ndan olan yazılandandır.
osman

15
Sır O’ndadır, ser bende.
Seri verdim, YAR’e vardım sır oldum.
Laleden rengini sordum, ‘Alacağına.’ dedi;
gönülden HAKK’ı sordum, ‘Bulacağına.’ dedi;
bulana AŞK’ı sordum, ‘Yanacağına.’ dedi.
Yan-yandığınca, suyunu bulduğunca.
Deryanın yönüne, kapı olduk gönlüne,
HAKK’ın ERENLERİ’ne, ilmin verenlerine.
Vurmayı değil, sarmayı denedik.
Öyle bulduk, YUVA’ya geldik.
‘Selamet SEN’den.’ dedik.
Salim olan, seni bilen, cümleye veren;
elbet O’nun iledir, O’ndan gelen iledir.
Sunduğumuz; gelen güne katılacak,
‘Sohbet cümlenize.’ diyecek.
osman

20
Yaz, yaz, yaz.
Durmayı kimden beklersin?
Görgüne nasıl şahit eklersin?
Gerçeği bilen misin, olana uyan mısın?
Öyleyse açılan perdeden, gün-gün alandan olursun.
‘Özet?..’ dendi.
Gönlünü açtı isen, açılana bakarsın.
Oluşuna değil, uyuşunadır.
Bilmek değil, uymak gerektir.
osman

30
Oluk-oluk su verdik almadı,
sevgimiz dedik dolmadı, yolumuz dedik kalmadı.
‘Dert.’ dedi, derde saldı, dert ile doldu.
‘Olmuyor.’ denmesin, olacak.
Yenmeyenin yenilmesi, niyete göre tat verir.
'Güzel.' de, bekle, 'Güzel.' de, gününe ekle.
'Olmazsa?..' dediğin olacak, yakın yolda bulacak.
Oluk-oluk akan suda, kaderine bakan HÜDA.
Elbet güzellik var bunda.
Damarından akan da,
sıfatına bakan da, ocağını yakan da;
O’nun elindedir, diyen, O’nun dilindendir.

osman

8
OSMAN der ki:
“ÖZ’üm gözümde değil gönlümdedir.
ÖZ’ün, gönlünde değil gözündedir.
ÖZ’ünü ÖZ’üm ile karıştırma.
Az yol az götürür, uz yol tez götürür.
Uz nasıl gidelim derseniz,
adım adım gidin derim.
‘Erivereyim, varıvereyim’ denildikte;
gidişe değil, duruşta kalırsın.
Uzyol katılmaktır,
önce BİRLİK’te beraberlikte bulmaktır.
Ayna misali gönlün ferahta kalsın.”


21 mart
Cenk, dengi ile olur.
Denk gelmeyen dizini vurur.
Yolumuz dengimize dedik,
diz çökeni asla dilemedik.
Çünkü köle saymadık.
osman

22
Elmayı dörde bölsen,
dörtten birini alsan, öbürü haram mıdır?
Olumsuzluk biri dörde bölmek,
birini alıp üçünü inkar etmek.
Olay budur.
Cümlenizin yolu MUHAMMED Yolu’dur.
EBUBEKİR, OSMAN, ALİ, OMAR.
O’nun dörde bölünmüşüdür.
Birini alsak, öbürlerini inkar haktan mıdır?
HAKK’ın YOLU’ndan mıdır?
O’ bizim, biz O’ndan.


24
OSMAN'ın sargısı, olmadı yargısı.
ALLAH yazdı, RESULÜ aldı bize iletti.

Dağda bağda, suda çölde ADI'nı anasın,
dayandığını bilesin, kayguları öyle silesin!
Sahipsiz değilsin! Günün yorumu budur.
Ayak gidenin, sürü güdenindir.
Gidiş; kendini biliş değil, kulunun halini halleniştir.
(HAZRETİ MUHAMMED'in miracı)
RESULÜ'nün gidişi, HAK ile buluşuşu.
Gidenin kendine değil, ümmetinin yerinedir,
ümmetinin yönünedir.
Gidenin, yeri yönü belli.
Her kulu olunca o'nunla halli...

Osman

10 eylül
“Çölde savaş vuran vurana,
dağda savaş kıran kırana.
Onun için sevgide buluşunuz, sevgi ile oluşunuz.
Yeşil renkten söz edilmez!
Yaprak diride, kulu geride yol alır.
Yumuşak kulu, sanmayın yerde kalır.
Dileğine yol alır, ‘ALLAH’ım!’ der gücünü bulur.

Hali inkar edene de ki:
‘Hal RESULÜ’nün yapısı, kula açık kapısı.
O’nu örnek alalım, o’nun ile bulalım.
Kumdan aldığını toprakta bulamazsın,
aradığın yapıyı dileğince bulamazsın.

Ym. diyelim,
yerim sorana, gönüllerde olduğumu söyleyin.”
 
22
Asmayı budasalar, dalına öğüt assalar;
giden okur, gelen okur.
Ne var ki, yine de asmanın adı asma kalır.
‘Ne demek?’ dendi.
Ağaç kendi vergisi ile bilinir, ilmini vergisinde gösterir.
Kucak dolusu selam.
Osman

26
Dinden verdik, dilden sorduk.
Alan, ELHAMDÜRİLLAH dedi;
ezberleyen, ‘Yağını aldım, posası kalsın.’ dedi.
Alımın ne ezberi, ne posası, ne yağı olur;
alanın gönlünde perçinlenir.
‘Ne demek?’ dendi, niyaz konuşuldu.
Aldığını halinden ver, dilinden değil.
Gerçeği olandan gör, olduranı yerinde bil.
‘Yedik ELHAMDÜRİLLAH,
gelecek öğüne hazırım.’ dersen;
gününü saate bölmüş olursun,
ömrünü pulla kayda koymuş olursun.
‘Ne yapalım öyleyse?’ denir.
Yediğini yemeyen ile paylaş.
Osman

şubat
Saman hafif gelir, ne var ki hem örter hem doyurur.
‘Neyi örter?’ dendi. Toprağın altında destek arayanı.
Koşuyu dilersen, önce yola bakarsın,
ondan sonra koşuya çıkarsın. Bilmek odur.
Osman

24
Bağları budadık, sevgimizi adadık, bilgimiz ile ödedik;
gelen geçene selam dedik, gerçeği kaleme verdik.
Binbir töreye baktık, her yöreye kandil yaktık,
vergide yargıda selamına geldik,
‘YA ALLAH!’ diye-diye,
RESULÜ’nden Şefaat bekledik.
Erdik gördük, her dileyeni sardık.

Osman

24
Seyranda, her kulu ayrı konuyu gösterir.
Kesinleşmiş her kararda, bilincini yokla.
Ocak başında durdum, cevizi taş ile kırdım,
akan suya sordum;
‘Güdene selam olur mu?’ diye.
Saymayı bilen, sevmeyi gönünde bulandır;
akan su ile giden, deryaya varmayı dileyendir.
Elbet selamın alır, DOST KAPISI’nda seni bulur.

Osman

11
ÖMER’den söz ettiysek,
EBUBEKİR’e sözümüzü verdiysek,
OSMAN ile gerçeğe nokta koyduysak,
ALİ ile nefesleri paylaştıysak;
RESULÜ’ne ulaşalım,
HAK ADI’na çalışalım diye…

Hacı Bektaş

10
Gezdiğim her fidana ADI’nı yazdım,
yerden göğe güzeli gördüm,
LATİF olana selam verdim;
BAĞIŞLAYAN ADI ile DİVANI’na durdum,
bağışına katılan CAN ile DOSTLUĞU’nu kurdum.
Yaprak gibi düzenli, gül misali bezenli;
doymayı bilecek, bildiğine cümle alem gelecek!

Osman

12
OSMAN’a sordum: “Doğruyu eğriyi bilsinler?”
Dedi ki: “RABB’imden gelene gülsünler.”
Ali

5 aralık
Güttüğün sürünün verdiğini sayasın,
kendi gerçeğini kendin soyasın!
Osman

4 haziran
OSMAN’a gizli ilmini sorsan, der ki:
“Ömrünün her dilimi birbirine eşit olsa,
gelip-geçen mevsime benzersin.
Çeşit ile kendine dönersin,
çünkü sen yaratılmışın en kutlususun.
Her dilimin, öbüründen mükemmel haldedir
ve o mükemmellik sadece kuldadır.
Kulluğun kutluluğunun idraki,
seni bir öteye daha-daha öteye götürür.”
Osman

12
(DÖRT HALİFE, DÖRT KUTUP mu idi?)
Hayır, değil!
HALİFELER’in görevi başka idi.
HAZRETİ MUHAMMED’in zamanında,
DÖRT HALİFE ve SAHABELER’in kabları
YÜCE tarafından genişletildi.
Yoksa onlar, HAZRETİ MUHAMMED’in
o NUR’una dayanamazlardı.