
NUMAN YUNUS’a der ki: “Odun taşırken
miyarını verdin. YUNUS miyarı, kümbet diyarı. Simmi olsan, yoldan gelsen;
deryada buluşmak nasibimiz.”

VEREN’i bilmezsen, ‘Şükür.’ demezsen, NUMAN’dan geleni nasıl
bilirsin? (NUMAN HAZRETLERİ, Hanefi mezhebini
kuran ULU.) Anlaşılmadı. ALLAH’ım her ömür kulunun, ALLAH YOLU’nun
başına, bir ULU koymuş. O ULU, yolundan sorumlu olmuş. Kulun
yolu, NUMAN’ın elinden geçer.
“Nasibin verilişi kulu
yanıltmasın, ‘Ne olacak?’ demesin; olacağın gelişi, şüpheyi atan
kişi tarafından görülür.
MEYDAN kulun, kul yolun, yol ALLAH’ımın.”

“Aşına su katana, sen de bir kepçe ayır; bereketi
olsun.”

“Aynayı aldığın elin ise, baktığın yüzündür.
Gül de bak ki; aydın gelsin, gönül açsın.”

“Dağın verdiği, kulun gördüğü kadardır;
toprağın verdiği, kulun doyduğu kadardır. Cümle dünya kullarının
nasibini verir.” NUMAN der ki: “Yol, yozanla değil, bozanla
dolmasın. Yozan, kendinedir kahrı; bozan, yoladır zararı. Yolu bozan, kazma ile
kazan; gelenin yolunu da kapar.”

“Yol, yol içinde olmaz; kul, kul içine girmez. Sevilen
kula söz edilmez, sevilişi ULU’sundan da olsa. ALLAH’ım ona, o sevgiyi
layık gördü ki, o vesileyi sebep kıldı.”

“Ham olan denmesin,
hamlık gönüle yakıştırılmasın, bedende olana gönülden ölçü vurulmasın.”

“Geçmişi silmezsen,
geleceği açamazsın; köprüyü kurmazsan, öbür yakaya geçemezsin. ‘Usanmadık
dünyadan.’ derseniz; usanmaya gelmediniz ki, kuyuyu yolunuza örnek almadınız
ki. Gemiye her dileyen yolcu biner, gideceği yeri kaptana sorar. Ondan
öteye yolu düşünmez. Sadece gemideki yolcularla hoş geçinmesi gerekir.

“Dinde aranan, gönle konulandır.
Çevreye uymayı, elbet bilmeli; sözde arananı, gönülden demeli. ‘CAN’ım.’
dedikte; CANAN’a uymalı, bedeni silmeli, dünyayı bölmeli.”
“Dikilen her perde, açılan pencereyedir. Olmayan, olanın sözünü
geçirir. Her tartışma, kulunu geçene götürür. Verdiğimiz dedik,
selamı ile geldik. Var isem varlıktan, yok isem darlıktan. Meyve yiyen dalını
kırdı ise, nadanlıktan. Yemedi verdi ise nazanlıktan.”
EYVALLAH diyelim, sözü NUMAN’a verelim. “Buyruk bayraktan mıdır, yoksa aylaktan mıdır? Buyruk hayrattandır. Veren,
YARATAN’dır. Nigarında görülen, seherinde örülür. Her yağan kar güzellikle
karılır. Görgü ile varılır. Amade olduk, ‘ALLAH’ım!’ dedik, cümlede bulduk.
‘DOĞAN’ın verenine uydursun.’ dedik, niyaza vardık. Gelişte aranan,
gidişte bulunur. Geldiği gibi soyunulur. Elbet giydiğini
bırakırsın.” dedi, NUMAN yürüdü.
“Arpa tanesi yere düştü
ise, gelene nasip verdiğindendir. Yerden toplanan senin, toplanmayan
onundur.”
Diyarından gelene, işinden söz edene
sözümüz açık. Karşımızda olana. Kapattığını değil,
açacağını düşünsün, asmaya su götürse, dalından alacağını
düşünsün. Evet. Alandan olalım, VEREN'i bilelim, olduğumuz gibi
kalalım. Çanak çömlek DOST KAPISI açtırır, aç olana
niyazını ettirir, komşu komşuya sırat köprüsünü geçirtir. 'Sırat
köprüsü var mıdır?' diyene de ki: 'Sırları attığında, köprüyü
geçtiğini görürsün.' Unutulmasın, aç sofrayı açtırır, doyurduğun
köprüden geçirir. Ağacın gölgesine duralım, DOST KAPISI'nı
niyaz ile vuralım. 'SEN'den gelene EYVALLAH dedik, SEN'den geleni niyaz ile
yedik.' diyelim, şafakta yerden göğe yükselen sese kulak verelim,
niyaz ile biz de o seslere katılalım. Güneş'ten gelenin, cümleye verenin
vergisine talib olalım. Niyazının gölgesiz olduğunu bilesin. Gelenin
kementsiz olacağı billinsin. Danışılan,
duanın direğidir, dünyanın gereğidir. Oyuna gelir, sevgisi çok olur.
NUMAN sözünü verdi, dünyada sıkıntıya perde gerdi. “Kumun doğruyu verdiği, kulu
dilenene götürdüğü söylenir. Danışalım gelelim, sohbete getirelim.”
dedi, NUMAN söze girdi: (HANEFİ
HAZRETLERİ mi, HACI BAYRAM HAZRETLERİ
mi?) Evet. (EBU HANEFİ HAZRETLERİ)
“Yol münasip denilene, yolum açık verilene. HACI BAYRAM
anılır, dost elinden verilir. Ayna senden yol benden. Güzel gördüm hal cümleden
olsun.” dedi, NUMAN sözü bağladı.

“Her öğüt, yazılanın açığıdır.
‘Nerden, nasıl?’ demeden katılır isek, aldığımızı biliriz. ‘NUMAN ile
söyleşelim, bir bahçede bekleşelim.’ dersin, her öğünde HAK
lokması yersin. Aldığın kadar bulacak, günü geldiğinde niyaz ile
buluşacaksın.” dedi, yolu dilenen güne bağladı, selamladı yürüdü.
“Çok anılan söz verir, bildiği kadar
güzeli görür. ‘Aldım, verdim…’ diyene, NUMAN selamın iletir…
‘Ulaşılamayacak kadar uzak…’ dediğin her var olana, niyet kurar adım
atarsan, ulaşırsın. Gözün verdiği, sadece kainatın sergilediği…
Açılan her kapıda O vardır. O’na talib olursan, elbet doğduğun an
giydiğin artık sana dardır”

“Her renk güzeldir, ÖZ’ünü bilirsen, yollar
güzeldir, düzünü bulursan. YUNUS’um ile sözüne gelirsen, yaprak-yaprak
dolarsın, HAK ADI’na belenirsin, ezelden öyle bilinirsin. Dağlar
taşlar buluşur, kum deryaya gelişir, her zerresi bilişir,
MEVLÂNA AŞK diye söyleşir. Adımız NUMAN’dır, kaydımız YEMEN’dir,
bilmediğimiz kula amandır. ALLAH dedik AŞK ile, DOST’a döndük
meşk ile. Danışılan her sözde, danışanın kaygusu olmasa,
övününüz gönlünüzdeki köşk ile.” dedi, NUMAN selamladı

“Elmayı soya-soya değil, saya-saya
yiyesin, şifa olur diyesin. Adım NUMAN diye bilinir. Askıya koyduğun
her sebze nefesini daraltır. Kuru. Tazesini bulasın, her aşına sarımsak
ilave edesin. Taze de aşa da. Eğmeyi dilersen başını, yeter
demeden bırakma aşını. ‘Kemer daralsın!’ diyene de ki: kemeri belde
tutarım, boş mide ile nasıl yatarım? Yemeği yemeden bir bardak süt
içersin.” dedi, NUMAN cümlenizi selamladı yürüdü

“Ayağından
ezilmez karınca, gölgeyi bildiğin kararınca. Ne ayırırsın, ne de ayrı
geleni kayırırsın. ALLAH’ım RAZI olsun, yolunuzda, gönlünüzde.” dedi, NUMAN
selamladı yürüdü.