![]() VEYSEL KARANİ der ki: “O’ndan gelsin, varsın beni kahretsin.” Dönüşe perde açmak, seyrine yumak sarmak, yersiz olur. Yumuşak yol dile ki; perde değil, kapı açılsın. Perde, sadece seyrini verir. Kapı, eşiğini ayağına serer. Seyri seni coşturur, kapı seni koşturur, koştuğun yol götürür. ‘Seyredeyim, coşayım’ dersen, dünya yetişir derim. ![]() ALLAH’ımın ADINA açılan her kapı, NUR ile donanır. Sanma ki kapanır. Her açılan kapının, seni onsekizbin perdenin ötesine götürdüğünü bilesin. ![]() Eklenen, beklenendir. Beklenen, umut değil elbet. Duvarı silelim, dört köşeyi duvarda aramayalım. Çünkü kainatın duvarı yoktur. Aşamayan bilemez, bilemeyen diyemez. ‘Örtüyü açayım, yedi kapıyı geçeyim’ dersen, açtığını bilenden misin? Yoklamak açmak değildir. SOMUNCU dünya gününde yedi kapı yokladı, her çiçeği kokladı, somundan buğdayı aradı. Aradı buldu, bildi geldi, dünde cümleye verdi. Yedi kapı, yedi yol; yedi kapı, yedi hal; yedincide dedi ‘Kal’ Yedide buldu, yedide aldı, yedide bildi. Almayı dilersen, olmaktan geç, hiçliği seç. ![]() Gönül kapısı açık olanın hane kapısı kapanmaz. ![]() "El elde, HAK dilde, kul yolda oldukça kaygu elbet silinir. 'Gel' dedik cümlenize, gedik açtık gelmenize. 'Kapı sende.' diyene: Her kulun gönlündedir." Kapılar açık geldi, ALİ cümleniz selamladı: ![]() Kapılar açıldığı, eşikten geçildiği günde, dönen asla olamaz. (Kapının açıldığını nasıl anlayacağız?) Gölgenin silindiğinden. Gönlünde hiçbir gölge, şüphe, korku, kaygu kalmadığı an, ‘Kapılar açıktır, geç’ deriz. Tek adım yeterlidir. ALİ ![]() “Ne söyledim ne yazdım, nerde yozdum, kimden bildim kimden buldum?” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “ ‘Yedi yerde dövülsem, dört kapıdan kovulsam’ ne demektir?’ denildi, her düşünceye katıldı. Dövülmekten maksat, öğütülmek. Dört kapı; bilmeden çaldığın, aramadan döndüğündür. ‘Aradığımı buldum’ dersen, vardığın kapıyı çalarsan; kovulsan da eşiğinde diz çökersin, HAK’tan izin beklersin. ‘O kapı mı, bu kapı mı?’ dersen, her kapıdan kovulursun. ‘Kapı’ denilen, HAKK’a yönelinendir, komşu kapısı değil. ‘Kendim bildiğim kadar alacağım’ dersen, nasibin kadar bulursun. DOST KAPISI naz ile değil, haz ile açılır. YUNUS ![]() Her kapıyı açarsan; şaşkına dönüşürsün, bilir bilmez konuşursun, uyar uymaz çatışırsın. ![]() Kapalı kapıyı zorlama, ‘Kapadı’ diye, kapıcıyı horlama. ![]() Kapalı her kapı, uyduğunda açılır. ![]() “Dağlara sordum ‘Yükün nedir?’, dedi ‘Yapıdan’; kullara sordum ‘Yükün nedir?’ dedi, ‘Kapıdan’ Kapı, giren çıkan içindir; HAK KAPISI, arayan için. ‘O kapıya geleydim, kulu olduğumu bileydim’ diyenler, o kapı için hasrete düşenlerdir. Kul o kapıyı özler, o kapıyı gözler; dünyada yükü olduğunu sanır. Sadece talip olması, O’nun ‘OL!’ dediğine uyması, yeterlidir.” dedi, PİR SULTAN ![]() ALLAH’ım, SEN’in ile SANA varalım, SEN’in KAPIN’da ADIN ile duralım, açacağın günü bekleyelim. ![]() Karanlığa kapanan kapı, aydınlığa açılır! ![]() “Üç kapıyı gösterdiler, ‘Birinde yorum, birinde sorun, öbüründe kurum var’ dediler, dördüncü kapıyı kapalı tuttular. ‘Ne yoruma, ne soruna, ne kuruma gönül vermedim, gerçekten uzak kalmadım’ dedim, ‘Sohbetin öğrettiği gerçeğin kapısını açınız’ diye niyaza durdum.” dedi, YAHYA EFENDİ selam ile geldi: “ ‘Yapraktan alan bilir, gerçeği dileyen bulur’ denildi, gerçeğin kapısı anda açıldı. ‘ALLAH’ım!’ dedim, şükre durdum. ‘SEN’i SEN’den aradım, SEN’i SEN’in kapında buldum. Başka kapıda arasa idim, çok kapılar gezerdim, çok karınca ezerdim’ Her zerremiz er geç gerçeği bulacaktır, HAK SEVGİSİ ile dolacaktır, çünkü TANRI’nın MURADI böyledir. Ne var ki, çok kapı gezmeyelim, çok karınca ezmeyelim.” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı. ![]() Her kapıya, bir kapıcı gerekmez. Her kapıyı, gönüller oluşturur, gerçeği öyle birleştirir; ‘Doğuşa gelişten maksat odur. Her gönül, aynı çağrıya uyar, aynı çağrıyı duyar. ‘DOST KAPISI neresidir?’ denilir. Gönüller birlendikte, nefisler körlendikte buluştuğunuz yapıdır; tek-tek girdiğiniz kapıdır. ![]() DOST KAPISI’na akıl ile mi gönül ile mi girdik? Alacağımız cevap, HAKK’ın EMRETTİĞİ hal ile olacak. ![]() Doğruyu bilmek için dokuz kapıya gitmeye gerek yoktur, TEK KAPI alacağın bilgiye çoktur. PİR SULTAN ABDAL ![]() Mümin olan bilir; RESULÜ, HAK ile yaratılan arasındaki TEK KAYNAK’tır. Meyanı, beyanını noktalar. Beyanı ile tanınır, hakikat ile yerini doldurur. GERÇEĞİ bildiği, doğudan batıya verdiği ile, her zerrede mevcuttur. RESULÜ’nün HAKİKATI budur. (‘Her zerrede mevcut…’ olan, nedir?) NUR’aniyeti… RUH’aniyeti, HAK ile bağı; NUR’aniyeti, kul ile ağıdır. Açacağın her kapıda o mevcuttur; o, RESULÜ’dür. binbir ana zerre vardır her kulunda; dağılmadan tutar, sevgiyi birbirine katar. HÜKME uyan, DOST SESİ’ni duyandır. Onlar, ve onlara hükmedebilen her BİLGE, yerinde yorumda varır gerçek hükme. RUH’un nüfus edebildiği, devamlı irtibatta olduğu zerreler sayısı kadar kuluna kapı açar. BİLGE olan, yaratılmış binbir zerresini noktalamış olanlardır. O zaman, HÜKME adım-adım uyarsın, HÜKMEDEN’i duyarsın, sırtını HÜKMEDEN’e dayarsın; ne düşersin, ne şaşarsın, ne yok yere koşarsın. ‘ALLAH’ım! Binbir zerremize katılalım bilgimiz ile’ diyelim, niyaza duralım.” dedi, HAMZA DOST ![]() “Binbir kapıya durdum, bir yoruma girdim, kapıda olan MELEKLER’e sordum, ‘Ben miyim bilen, sen misin veren?’; dediler ki, ‘Binbir kapıya, her kulu gelmez fani iken. Yer-yer alırsınız, gün-gün bulursunuz, her kapıda bir önceye gülersiniz, bilgilerinizi öylece elersiniz’ Anda yeriniz…” dedi, MERYEM sözü aldı, DOST ADI’na yerden göğe sır olanı verdi. “MEYDAN VEREN’i bilir, MEYDANCI geleni görür, MERYEM’e, verdiği sır için İZİN geldi. Her kulu binbir kapıdan geçer, ne var ki fani iken değil. Gayemiz, çok çok kapıyı aşmaktır, her kapıda gördüğümüz gerçeğe şaşmaktır. Duran suya bakarsan kendini görürsün, akan suya bakarsan suyun verdiğini bulursun. Almayı dileyen kulları ile kapıları aşmaya çalışırız. (Yardım mı ediyorlar?) EYVALLAH.” dedi, MERYEM cümlenizi selamladı. ALLAH’ıma emanet olunuz, açılan her kapıdan gerçeğe bir adım daha yakın kalınız. ![]() (Sözlü bir tebliğde; ‘BİNBİR MELEK yöneldi, emanetler birbirine eklendi; RABB’ini ÜFLESİN diye bekledi…’ cümlesi var. HAZRETİ ADEM’e verilen bu emanetler, ‘Binbir zerre’ midir?) Binbir kapı. (‘Binbir kapı’ nedir?) Her gün okuyorsun. Kullar, ADEM’in varisleri… (HAZRETİ ADEM’e verilen emanetlerin, diğer kullara da verildiği…) (Biraz daha açar mısınız? Mesela, bir veya birkaç kapının ne olduğunu söyleyin ki, bize ışık tutsun ve tefekkür ederek kendimizce yoruma varalım.) Selvi ağacı gölge verse, gölgesinde kendi doruğunu görür. Çınar ağacı gölge verse, gölgesi kadar insanı barındırır. İster gölgemizi görelim, ister koruyan, ister korunan olalım. İlk kapının EDEP, ikinci kapının ŞÜPHESİZLİK-UMUTSUZLUKTAN uzak, üçüncü kapının SEVGİ olduğunu… AKIL MANTIK birbirini tamamlar. (‘AŞK geldi, noksanlar tamam oldu’ der, MEVLANA HAZRETLERİ. Açıklar mısınız?) TEVAZU yedinci kapıdır, BARIŞ dokuzuncu kapı… (‘BARIŞ’; kendi içimizdeki barış mı, herkesle olan barış mı?) Kendiyle barışmayan, çevresine karışmayandır. Her kapı açıldıkça; huzur seninle olur, sevgi sende köklenir, RAHMET’i ile beslenir, çiçeklenir, yapraklanır. Aklın ve mantığın sendeki ağaç ile bütünlenir. AŞK, odur. (Bizdeki ağacı, açıklar mısınız?) Bilgi bilgiyi atmaz, seven bilgiyi satmaz, sen aşık oldu isen, akıl seni zorda tutmaz. (Perdemiz, aklımız mı oluyor?) Akıl senin olaydı, bu alemde kalaydı; kimini yel üfürür, kimini sel götürürdü. Akıl O’nun verdiği, AŞK’ın O’na erdiğindir. Kat-kat açılsa gökler, her biri ayrı bilgi saklar. Giden, geleni bekler; ‘BÜTÜN olayım, güne dolayım’ diye. (‘Giden, geleni bekler’ cümlesini açıklar mısınız? ‘Giden’ kim, ‘Gelen’ kim?) RUH, zerreleri bekler. (Zerreler RUH’a mı ait, CAN’a mı ait, ya da ikisi arasında başka bir şeye mi ait?) Hepsi BÜTÜN’e ait. (‘BÜTÜN’ ne? NUR-u MUHAMMED’iye mi, yoksa RABB’imiz mi?) O bilir seni beni, O bilir dünü günü, sana verir geleni. (Zerreden ne anlamamız gerekiyor?) Döne-döne geldiler, bir MEYDAN’da buldular, niyaz ile sundular: ADI’n ile daim kaldık, İZNİN ile SEN’i bulduk, CAN idik CANAN olduk, ‘HAY’ diye-diye BİR’ledik. MEYDAN bize mesnet oldu, anılmayana kasvet verdi, aklımız zoru dünyada yendi. Bilmece demedik, bulmaca verdik, her bir kapıda bir nefer (MELEK) gördük. Binbir soru sorarlar, (Kapıdaki MELEĞE), gördükleri ile duyduklarını yorarlar. (Hatalı mı oluyor EFENDİM?) Sen kendi terazine koyarsın, RABB’im KENDİ TERAZİ’si ile tartar, dileyelim ikisi birbirini tutar. (Son kapının PEYGAMBER’imiz olduğu bildirilmişti. BİNBİR KAPI’ya, HAZRETİ MUHAMMED’in hakikati diyebilir miyiz?) Her kapının anahtarı o'ndadır. Onun ile gelen, o'nun ile bilen, o'nun ile seven her kulu sonda… (Buradaki ‘o’ kim? RESULÜ mü, ALLAH mı?) RESULÜ olmasa, BİNBİR’inci KAPI’yı açamazsın, KIYAM’dan geçemezsin. (Onun bize kapıları açması, Şefaati mi? Yoksa, Şefaat KIYAMET’te mi?) Onun Sancağında toplanan; Şefaatine erenlerdir, o'nun ağacında açan çiçekleri derleyenlerdir. ![]() Dört kapı; DÖRT KİTAB’ın BİR’lediği, DÖRT MELEĞİN kolladığı, DÖRT HALİFE’nin gürlediği makamdır! |