![]() Yol gösterici başkadır, arıtıcı başka. Mürşit yol gösterir, amma arıtamaz. O sadece kendisi arınmıştır. MÜRŞİD-İ KAMİL; hem arıtır, hem yürütür. ‘MÜRŞİD-İ KAMİL’i nerde buluruz?’ derseniz; deryada. Duru su, yürütücü; tuzlu su, hem yürütücü hem arıtıcı. ![]() Nasihat yolun yardımcısı, Mürşit kulun yardımcısı, ALLAH’ım cümlesinin YARDIMCI’sı. Yolumda giderken kuluna sorarken; ‘YUNUS’um, yuvam yok, yuvamda atam yok.’ dediğim gün, bana ‘ALLAH’ın da mı yok?’ dedi, Mürşidim oldu. Çünkü bana yol verdi. YUNUS ![]() ‘Yol veren, çağıran olaydı; olmuşu bulaydık.’ derler. Çağırsa gelsin, ALLAH’ım versin. Kim dilemiş olmamış, ALLAH’ım Mürşit vermemiş? YUNUS diledi, ona bile verdi. YUNUS ![]() Olmuşun verişini ölçmeye ne hacet. Olmuş, ölçüyü bilir, yoluna göre yönüne göre hamuruna göre verir. ![]() Nasibin verilişi ALLAH’ımdandır. Kendine dünyada YUĞAN aradın, aradığını buldun. Mürşit demektir. Mürşit, dünyanın yolunu YÜCE’ye bağlayan, kula elini verip yürümesine yardımcı olana denir. ![]() Neydim, ne oldum. Fani idim, baki oldum. Ne aradım, neyi buldum? Aradığım SEN’din ALLAH’ım, SANA vardım. Geldim, yolum aradım, arayınca buldum, bulunca yürüdüm. Bulmadan yol yürünür mü, boş yere dağ taş aranır mı? Yol bulmayan, ya tarlaya sapar, çamura batar, ya dağlara çıkar, dikenine taşına çarpar. Yol bulmak için öncü gerek. Öncü yolu bilir, dileyene gösterir. ![]() Yol kulun gönlündedir. Mürşit gerekli, ne var ki mürşit bilmek gerekli. ![]() Mürşidin verdiğini; yumağına sardıkça değil, sevgin arttıkça bulursun. Mürşit; yolunu gösterir, yürümeyi öğretir. AŞK’ını, gönlün yaratır. ![]() Dünya gözü görmeyene, baston gerekmez mi? Ahiret yolu dileyene, mürşit gerekmez mi? ![]() Mürşit sözü edilir, sorulur ‘Nasıl bulunur?’ Sen dile, o seni bulur. Bulduğun an içindeki şüphe kaybolur. Şüphesiz inandığın Hakiki Mürşidindir, şüphede kaldığın an yürü. ![]() ALLAH’ımdan dilersin, ‘Mürşide uydur.’ dersin, seni bulur. Mürşidin nazı, CANAN’ın CAN’a olan yakınlığındandır. CANAN CAN’a yakın ise, CANLAR’a dostluk edebilir. ![]() Kul kula ders verir, yol gösterir; ne var ki, AŞK’ı kul kendi bulur. Ne cennet ne cehennem, gayemiz NURU ile hemhal olmak, varlığımızı AŞKI’nda eritmek. Mürşit odur ki; AŞK’a meyyal olanın AŞK’ını ateşlemek. Yanılmayın, siz ne aradığınızı bilenlerdensiniz. Aradığını bilmeyen, her yoluna çıkana uyandır. Uyanın-uymayanın mürşidi oluruz, her kuluna ışık tutarız; belki gözüne çarpar, uymaya bakar. Kulunun dönüşü, cümlemizi sevindirir. ![]() Ahiretin yolu; yolunu bilenle bulunur, dünyayı sevenle değil. Yolunu bilmeyen çok yürür, ne var ki yolunu uzatır, karışık yoldan gider. Eğer mürşit, ona manadan gelmiş ise; yudum-yudum verir, yanlış yoluna gitmeden çevirir, çünkü olacağı bilir. Mürşit, yolu bilmeyenlere öğretendir. ![]() Tatmin olamayacağın kulun ardından gitmek yersizdir. ![]() Mürşit, karanlık yola ışık tutar. Bilmediğini sordun, ‘DEDE’m yoldan?’ dedin, dediğimiz günden aldın. Verilen nedir? Yol. Mürşit nedir? Yol veren. Ne var ki yol veren; yolunu önce kendi bilmeli, daha sonra yolcuyu bulmalı. Nasıl ki, aramızda yolsuz var mı? ALLAH’ım, yolu olanı nerde olsa bulur, mürşitten nasibini verir. Fani de olur, baki de; kendini bildirir. ‘Mürşitsiz yol bulunmaz mı?’ dendi. Daha önce ölçü verildi. Açalım. Eğer yol gösteren gerekmese idi, EVLİYALAR gönderilmezdi. EVLİYALAR niye gönderildi? Ayrıca kitap mı yazdılar? Yol mu çizdiler? Sadece RESULÜ’nün Yolu’nu gösterdiler. Kuluna o yolda örnek oldular. Olay budur. EVLİYALAR, yolundan alıp verenler, kendilerini bildirenler; ancak mürşit olabilir. Daha önce de dedim, ‘Ben mürşidim.’ demek, mürşitliğin icabı değildir. Mürşit, kendini bildirmekle mükelleftir. Söz ile değil ÖZ ile. ‘Mürşitsiz yol alınır mı?’ denir. Alabilen müstesna kulları vardır. Yoktur diyen olmadı. YUVA’mızda dilemediniz mi? ‘ALLAH’ım yolum.’ demediniz mi? Cümlenizin niyazı, günü getirdi. Mürşitten aydınlandıktan sonra, aymayı bilmediniz mi? Yanlışlık doğruyu buldukta silinir. Suyunu bulan içer. Mürşit, sunandır. Sen kaynağını buldu isen, avucunu doldur içebildiğince. Her gönül kendi çapında mürşittir, ne var ki yetersiz kalır. Onu besleyecek kaynak gereklidir. RABİA HATUN gönül ile erdi. Daha önce dedim. Müstesna kulların erdiği görülür de, görülmez de. ![]() Dolu gönül taştı mı, yolumuzu aştı mı? Dünya kulu değiliz ki; yolumuz aşılsın, önümüze geçilsin. ‘MÜRŞİT-İ KAMİL’im.’ diyen, kainatta irşat üstünlüğü olandır. MÜRŞİT-İ KAMİL, ‘Ben üstünüm.’ demez, denene müsaade etmez. Çünkü üstünlük O’ndadır, O’nunla dolu gönüldedir. Zaten kainatın sırrına vakıf olanın görebileceği, kendinin sadece kum taneciği olabileceğidir. Kendini kum tanesi kadar görenden, üstünlük göstermesi beklenir mi? Her kulu ‘Kamildir.’ de, öyle sev. Varsın öyle olmasın. Sırmayı sırtına alan, kuldan hilafet bilen; MÜRŞİT-İ KAMİL olamaz, hikaye anlatmakla, kemâlat bulunmaz, kula yol verilmez. Mürşit arayana, mürşidi tarif ettim. Daha önce de verdim, sen onu bulursun. Konumuz; ne kulu kınamak, ne yolunu ‘Yolsuz.’ demek. Yolunu dilediği kuluna uymuş, okuduğu olaylarla kamil oldum zannetmiş. Kemâlat; olayları yorumlamak, güzellikte güzeli bulmaktır. Yazıları yorumlamak değil. Günü gelende zaten, yazı yorumunu kendi verir. Kul adım-adım yürür. Damarda akan kanın yorumu yapılır mı? Sebebi araştırılır mı? ‘MÜRŞİT-İ KAMİL’im.’ diyebilen, keramet- maharet sahibi olabilendir. Kerameti ile kulu bulabilendir, mahareti ile yolunu verebilendir. Kul ancak o zaman bulduğunu anlar. ![]() Dünyada mürşit kendi gönlündür. Hiçbir kul, seni gönlünün doğrultusuna yöneltemez. ![]() Konuşulanı vereyim, mürşit ile MÜRŞİT-İ KAMİL’i anlatayım. Konuşulan gereğince açılmadı, tabağa konulup yenilemedi, çünkü pişirilemedi. Mürşit eline meşale alan, öne düşendir. Ya MÜRŞİT-İ KAMİL nedir? Deyin, evet. Tabağa konulup yenilebilmeli, her kulun mantığına verebilmeli. Yapılacak izahı. Mürşit ancak eline meşale alırsa ışık tutar. MÜRŞİT-İ KAMİL başınızın üstünde yanan elektrik gibi her yeri aydınlatabilir. Malumunuz meşalenin olduğu yer loşçadır. Yukarıdan verilen ışık, her noktayı aydınlatır. Karanlık kalmaz. ALLAH’ım gönüllerinizdeki aydınlığa, gölge düşürmesin. ![]() Mümin ‘Yolcuyum.’ der, mürşit ‘Hancıyım.’ der. Hancıyı yolcu bilir, yolcuyu kolcu bilir. MÜRŞİT-İ KAMİL, kolcudur. Kolcudur; çünkü herkesin ne olduğunu, ne aldığını, nerde durduğunu, nereye gideceğini bilir. Fani MÜRŞİT-İ KAMİL; ölmeden ölen, varmadan bulan, bedeni bir yana koyan, sadece gönlünde olana uyan, kainatı dar bulan, sonsuza gönül salan, ‘Saldım gitti, soranı itti.’ diyendir. MÜRŞİT-İ KAMİL, gönül yolundan çağırır. MÜRŞİT-İ KAMİL’in kapısını çalan, geri dönmez. Çünkü çağırılmayan dönmez, gelende şüphe olmaz. ‘MÜRŞİT-İ KAMİL’i, nasıl bulalım?’ dersiniz. Sizler nasıl buldu iseniz. Her dileyen aynı AŞK’la dilesin, bulmaktan şüphesi olmasın. Gönülden dileyen bulur. Yola çıkan yürür. ![]() Çeşmede su olmazsa, çeşmenin değeri madeninde kalır; isterse altın olsun. Çeşmenin değerini bulduran sudur, isterse bakır olsun. Çeşme, mürşit. ![]() Mürşitte aranan odur ki, alevini düzenlemesini bilsin. ![]() Mürşidin sözüne sohbetine katılın, ibadetine değil. ![]() Mümin olan bilir, MÜRŞİD-İ KAMİL yolu bilendir, dileyene verendir. MÜRŞİD-İ mümin, ‘Yolum nedir?’ diyendir, bilene sorandır. |