

Oluşum
gelişim ile değil elbet, yazıda bildirilişindendir.
Kök ile bedende, sürüyü
güdende aranan;
körden sorulan mıdır, ölü ile diride bilinen midir?
Verilen
görevden, YAR ADI'na sevininiz!
'Görev aldım...' diye övününüz!
Ne var ki,
gurur asla!

 (Resim verilir: İSA, EVLİYA ÇELEBİ, MERYEM)
Selam ile geldi,
dost olan dost giden cümlenize de İSA resmini verdi.
İNCİL'den
alındığı gibi verilir.
 Gerçek günü
bilelim, yönümüzü bulalım.
Her olayda, kendimize verilenden hisse alalım.
El
ele verilirse, kulları görülürse;
yaralar sarılır, gönüller bir olur.

 Kumda iz, kulda söz, elde koz
varsa;
düşünmek yersizdir.

 'Gedik açıldıkta, TOKTAY
verildikte,
düzende görülen değişik.' dendi.
Değişen, düzen değil
verilendir.
MEVLANA, YUNUS, cümlesi verileni gönlünce yazar,
gönlünce çözer.
PEYGAMBERLER kesin söz getirirler.
Verilenin değişeni ondandır.
 Yapıya girdiği,
duvarı ördüğü,
kainatta adını İSA diye verdiği günden
gelişe kadar değişen,
sadece görgüdür denirse de, genişlik
bilgidedir.
Bilenin gördüğü genişliğe götürdüğüdür.
El ele
verdik mi, 'Sorun' deyip paylaştık mı;
iletilenin yeri, yumuşak
yoldadır.

 Cihan
seninle olsun, senin gönlün YÜCE'de kalsın.
Her kulu vazifeye kalksın!
'Halde
olduk, geldik, aldık, sevdik, verelim.' denilsin,
daha önce verilen ortama
girilsin!


Yer gök ilminde, ayrıntı
görüştedir.
Gerdiğin ipte sözü alırsın,
verdiğin yansıda kendini bulursun.
Demek ki, yer gök birbirine
eşittir, görüntüsü çeşittir.
Bilgiyi görgüyü bağlasan, yargıyı
silsen, bulguya varırsın.
Taradığın toprak sana verir, taramazsan kuru mu
kalır?
Yeşil renge bürünen, o zevk ile görünen yaratılmış.
Bilinen
sanadır, banadır,
onadır ve birbirine eklenen halkayadır.

 Geldik, bilsin; verdik, görsün.
Dar gelen bizden, 'Sarp.' diyen sözden
olmaz,
kainat sevgisiz dönmez, yazılan asla silinmez!
Bilgiler, kul deyimince
bölünmez!
BİR'dir BİRE uyar, BİR'dir BİR'de duyar,
BİR'dir BİRLİK'te doyar.
ALLAH'a emanet olunuz.

 Ayağım basmasa da, demette yerim
vardır;
yoruma vermezlerse, cümleye sözüm vardır.
'ALLAH'ım!' diyen,
alacağını bilsin,
'Doğu-Batı el ele versin!
MERYEMOĞLU İSA
yolu göstersin.'
derlerse, sesimiz yücelir.
Her varolan, O'ndandır;
ne MUSA, ne İSA,
ne MUHAMMET'tendir.
PEYGAMBERLER düzendendir, cümlesi YAZAN'dandır.
Öyle
olduğu halde, 'Senden, benden' diyenin,
ham meyve yiyenin;
ne
geçmişi, ne geleceği anılır, öylesi her anında bunalır.
Seni-beni
silelim, 'Bizden bize.' diyelim!
Bizde, sevgi
akımı yoğunlaşır; elbet, tekrar bize dönüşür.
Kaynağı bulabilmek için, önce doymak gerekir.
Susuzlukta, sadece elinin yettiği yere bakarsın;
doyduk ta gözünü etrafa
yayarsın,
o zaman kaynağın doğduğu yeri ararsın.
MEVLANA, kaynaktan
nehire ulaştı,
dolaştı-dolaştı, cümle ile BİR oldu, doldu taştı.
Hala taşmakta, sevenler için koşmakta.
Her gördüğünü alır, her
dileyene verir;
oyunda bulduğunu, oyun ile verir;
doğuştan
aldığını, versin diye yetiştirir.

 Kuzu koyun meleşir, kulu kulla halleşir.
'Aldık, verdik.' diyelim,
TOKTAY diye anıldık, söze girelim.
İki göz birbirine eşittir,
kaş ile göz çeşittir.
Kimden kime geldiğimiz,
kimden neyi
bulduğumuz sorulur.
Kaşık elde olduğu, sohbette bulunan her kulu
çorbaya kaşık çaldığı müddetçe;
sözümüz vardır, var olacaktır,
kainat
bilmeyene dar olacaktır.
Kayıtta her adı anılan,
sevgi ile birbirine bağlı
olan her kulu,
ötekine sevgi yayar, her seven verilene uyar.
Deste
BİR'dir, BİR'liktir, sevgi BİR'de
çokluktur.
DOST diyelim, her varolanı sevelim.
Sadece kutuya dolan altını
değil,
çiçeğin yozunu tozunu sevelim.
Dumanda kötüyü değil,
gelecek güzeli görelim.


MUSA'da sen,
İSA'da ben,
MUHAMMED'de biz varız!

MUSA
tohum;
İSA toprak,
MUHAMMED eken...
'Yeni';
MUHAMMED'in ektiği,
bizlerin biçeceğidir.
Verdiğini herkes biçebilir
mi?..
Kimi biçecek,
kimi harmanlayacak,
kimi değirmene götürecek.

Ne YUNUS ne MEVLANA,
ne İSA ne YUŞA birbirine
eklenmez,
her biri ayrı kapıdan beklenmez;
ne var ki, RESULÜ ile denklenmez!
 TOKTAY ile geldik,
‘Nizam.’ dedik saydık,
TOKTAY’ın sözü ile yapıya beklenen taşı koyduk.
(Beklenen taş nedir?)
Beklenen taş nedir? Koyu renkte,
nizamı ahenkte;
özlenen gözlenen, binası nazardan gizlenen taştır.
SAHİBİ, RESULÜ eli ile koydurur,
içinde olanları saydırır, çünkü
hırkası ile giydirir.

Secde ALLAH’ım!

MUSA gelse yoluna,
İSA girse koluna;
MUHAMMED ile bilecek, kendinde olana dönecek.
 Yerden aldığın taşı, öğüt.
Sevgi ile,
aldığın başı eğit.
Gönülde
bulduğun gerçeği,
sadece kendin bil kendinde kal.

 RESULÜ her birinizi NUR’landıracak,
şüpheyi siliniz.

 MERYEM ile İSA’ya, selam olsun MUSA’ya.
Cümlenin
bilgisinde, RESULÜ’nün gölgesinde;
secde MERYEM’den oldu, İSA hayale
geldi.
 Bir hurmayı yedim de, ‘Şükür ALLAH’ım.’ dedim;
binbir emek sonunda TOKTAY ile bilindim.
Bağlı diller çözüldü, kötü diller
çizildi, acı niyet ezildi;
ne benden, ne TOKTAY’dan,
sadece RABB’imin
EMRİ’nden.
TOKTAY adına diller, güzel çirkin dediler;
kimi ermiş
meyveyi, kimi hamken yediler.
ÖZ’ümüz O’nun ile, sözümüz O’ndan geldi,
her fani
çeşit dilde varlığımızı söyledi.
Ben bilgimde sakladım, VAREDEN’in
dizisini;
TOKTAY açık söyledi, RABB’imin YAZGISI’nı.
Ne bağlı dilden aldı,
ne görmez gözü buldu,
RABB’imin EMRİ ile açıkladı;
her adımına ‘HAY’ dedi
yürüdü,
derman dileyen kulu RABB’ine havale etti.

 (Resim
verildi: İSA ALEYHİSSELAM)
Yolların düzenine görgüsü ile gelen,
KİTAP ile bilinen TOKTAY.
 Üç tas aldım elime; biri altın,
biri gümüş, biri de bakır idi.
‘Yumuşak yolu bilene, altın tası ver.’
dedi, TOKTAY.
Elde altın tas ile dolandım durdum.
Sonunda altın tası uçan
kuşlara verdim.
‘Yumuşak yolu kuşlar mı bilir?’ dediler,
kuldan
esirgediğimi sandılar.
‘Kuş, kanadına tası alamaz, yerde kalır,
giden
gelen alır.’ dedim.
‘Gümüş tası, bilgisini sunanlara
ver.’ dedi, TOKTAY.
Aradım taradım en son balıklara sundum.
‘Balıktan
başka veren yok mu?’ dediler.
‘Her yaratılan, kendinden kendine saklar;
balık, derya içinde deryaya geleni bekler.’ dedim.
Bakır tas elde kaldı;
gelen suya tas
ile daldı;
giden, tası eline aldı.


TOKTAY’ın bir yol açan,
MUSA ile Nil’den geçen,
günden güne
gerçeği seçen
ümmetlerin varlığına göz atalım,
güzelliğine dostluğumuzu katalım.

 TOKTAY yolda
kalsaydı, MERYEM onu bulsaydı;
kimden kime söz gelmezdi.
Analık oldu sorum,
HAK’tan geleni gerçek ile yorun.
Bildiğim düzeni aklımdan çıkardım,
bulduğum düzende güzel olanı serdim,
MERYEM adını her taşın üzerine
yazdım,
dileyene nasibi kadar verdim.

 Gel eyleme girelim, seyirde cümlesini görelim,
bilgimizi taşa
toprağa verelim.

‘ANA, OĞUL…’ dediler,
fındık ceviz yediler, taşı ele aldılar,
ÖZ’den ÖZ’e görgüye düştükten sonra geldiler.

 TOKTAY’a selam versen, erdiği günü bilsen;
dağlar taşlar erirdi.
EBUBEKİR’i bilsen;
kar tanesi dolardı, her
kul gönlünü ak ile belerdi.

 Dumandan uzak kaldık,
her yaratılmışa
güldük,
cümlesine selam verdik.


iİSA’ya sordum: “Sevgide mi saygıda mı?”
Dedi ki: “Sevgi olan
saygıyı bilendir.”


NUH’un verdiğini, MUSA’nın
gördüğünü,
İSA’nın gerdiğini bilendeniz,
İBRAHİM ile
YAKUP’a verendeniz,
cümle alem ile BİR’liği kurandanız.

|