

ALLAH bu dünyayı yarattı ve ADEM’i de O yarattı.
ADEM’le HAVVA’yı da O yarattı
ve bütün hayvanları ve haşeratı da O yarattı.
Dünyanın bütün alemini yani dünyanın düzenini de O kurdu.
Ondan sonra da insanları bir zerreden yarattı.

Dünyanın oluşuna, ADEM’in doğuşuna şaşmak ne
garip.
“OL!” dedi, oldurdu, bir ADEM’e dünyayı uydurdu.
ADEM’in yaratılışı,
dünyayı doldurdu.

ADEM bir idi, milyarı buldu.
Beden çok oldu, her bedene RUH
verildi.

Yanılmak, kula dünya meyvesi.
ADEM dahi yanıldı, nefsine kapıldı.

CAN’ının alevi, ADEM’in kelamı.
ADEM’in varlığı, dünya darlığını
sildi.

Her doğan tayınıyla gelir, tayın
bedelini ALLAH’ımdan alır.
Deme ki ‘Nasibi bendendir.’
Senin olmadığın
yerde, nasip yok mudur?
Doğan, ADEM’le nasip verildi, her kul ile
arttırıldı.

ADEM’in dölü olan her kulun, dünyadan nasibi vardır.

ADEM dölü, mantık yolu.

YARDIMCI’sı; dünya kulu, ALLAH yolu, ADEM dölü;
HAZRETİ
DAVUT’u beklesin.

AŞK’a
gelmiş kullarız, ADEM’den gelmiş dölleriz.
ALLAH’ım güldürsün, ADEM’e kavuştursun

Asıra asır katmış,
ademoğlu
yaratmış, günden güne adım atmış.

Elbet dünyaya bir ADEM geldi,
bini de aştı, milyonu da geçti.
Hep
giden mi döndü? Nasıl arttı?
Geleni
sen gördün mü? Ben görmedim.
Dedim, ben öyle olay görmedim,
olmayacağını
da bilirim.

ADEM’den ömür, MERYEM’den sabır,
OMAR’dan adalet, EBUBEKİR’den
sahavet dileyin.

İman;
elbet ağlayıp diz bükmek ile değil,
AŞKI’na düşmek iledir.
HAZRETİ MERYEM, namaz ile mi vardı?
HAZRETİ ADEM gözü ile mi gördü?
Öğreten mi oldu?

Mümin’ demekte
amaç;
namaza duran, kul önünde ‘ALLAH!’ diye
feryat edeni düşünmeyin.
ALLAH’ımın
VERDİĞİ’ni, kul bilsin.
Olay, gün için değil, ADEM’in
yaratılışından verilmiş.

YARATTIĞI kuludur, HAZRETİ
ADEM’in dölüdür;
MEVLÂNA’nın olan, AŞK’ıdır.

Sözü bal ile
bağlayalım, oğula BABA’sından öğüt verelim.
(ADEM mi?) Evet.
Denmese ‘Hayır,
ALLAH’ımın sevgisinden kulunu ayır,
kulunu kuluna kayır’

... aramıza yücelik
girmez, her kulu bir.
Her gelen ADEM’in dölü, ALLAH’ımın kuludur.

Zahmeti kendin yüklen, gelene değil.
HAZRETİ ADEM’den gelene
değil.
HAZRETİ ADEM, kuluna eğilmedi, ‘Önümde eğil.’
demedi.
YUYAN’ı bulmadı ki, yorumu yapmadı ki.
Konuya giriş YÜCE’ye
eğiliştir.
YÜCE’nin ADEM’e “EĞİL” dediği,
KENDİ’nden
VERDİĞİ’nin delilidir.
ADEM’i yarattı, “NURUMDAN” dedi,
MELEKLERİ’ni
kuluna adadı.
Kulun kula eğilmesi hatadır,
çünkü her kulun yaratılması
ALLAH’ımdan atâdır.
ADEM başka, MELEKLERİ başkadır.
MELEKLERİ ahiretin
hizmetindedir.
Kulunu, KENDİ NURU’ndan verir, dünyada bedenlendirir.
MELEK
dünyaya vardı, şeytan oldu.
Kul kulluğundan vermedi.
Onun için
kulları, ALLAH’ımın sevgilileridir.
İki rahmetten birini kul seçer.
ALLAH’ımın
ADINA atılan her adım, HAK YOLU’dur.
Yarattığı kulunu, sevdiği yolunu
NUR‘LANDIRIR.
‘MELEKLER?’ dendi, örneği ile verelim.
Nasıl ki her
memleketin koruyucu askeri olur,
MELEKLER de kainatın askeridir.
Bedenin küçük
geldiği söylenir.
Bedenden amaç, gönül yapısı, YAR’in kapısıdır.

ALLAH’ımın SEVGİSİ’ne;
yalnız
sen-ben değil, cümle ademoğlu sahiptir.

(Resim
verilir)
HAZRETİ ADEM’den aldık, sizlere verdik.
Gelenin adına verildi.
Konuyu
merak etmesin, fistanı nerden almış demesin.
Fistanı yapraktan, destanı
topraktan.
Buğday tanesi yuvarlak mı olur?
Elmanın kendisi, ademin
hikayesi.

KUR’AN’dan ne ADEM
çıkar, ne de ondan sonra gelenler.
ALLAH’ım her yarattığının gönlüne, KENDİ’nden
verir.
KUR’AN’ı kulağına üfler.

Dünya ADEM’den bu yana nesil-nesil kulunu geçirdi-göçürdü.

HAVVA HATUN der ki: (ADEM’in
eşi mi?) Evet.
“Asmayı gördüğümde, üzümünü yediğimde,
ADEM’de
yol olmadığını bildim, YARATAN’ı öyle tanıdım.
ADEM’i gördükte, YARATICI’m
onu sandım.
Üzümü yedikte, kainatı bildim.
Gösteren ADEM’di, amma olduran
değil. Evet.
Güdüme değil, kumuna yürüdüm.
ADEM’den öteye, YARATAN’ı
aradım.
Güdüm; gönül yolunun itimi.”
Selama yer verse, cümlenize ADEM’den söz etse;
dünyanın sorgusuna
düşersiniz,
geldiği günün kaidesini sorarsınız.
Gelişe elbet
doğuş sebep değildir.
YARATAN “OL!” DEDİ, çamurda ELİNİ
KARDI.
Sanılmasın toprak ile suyun karımı.
ALLAH’ımın NURU ile, ZATI ile SIFATI.
EMRİ’ne uymaz mı? “OL!” diyende olmaz mı?
Boş dünyaya gelmez mi?
Ne
var ki boşluk, kul yapısına göre.
ADEM, hiçbir gün yalnız kalmadı.
Doyduğu,
dolduğu, ALLAH’ını bildiği; boş dünyadan mı?
Müsaade dilendi, HAVVA’ya söz verildi:
“ ‘Kal.’ demeyen durmaz, kul
olmayan gelmez,
dünya emir gelmeden dolmaz.
Niyazını edenin gönlü boş
kalmaz.
(Elma resmi yapılır)
Elmayı oldurana, yılanı sardırana,
YM gününü bildirene, ne dilde desem?
Demedim.
Dilde dilsiz, bedende kolsuz oldum.
Her olayı O’nda çözdüm.
‘Misafirim.’
dediğim, günümü bekledim.
Her gelen misafir olduğunu unutmasa;
bağlantı kurmaz, ‘Kök atayım.’ demez.
Kulun
gelişi elma misali;
çiçeklenir, meyve olur, dökülür, kök yerinde kalır.
Ağaç,
kul nesline benzer.”

ADEM geldi selam verdi.
“YUVA’nın damında,
odanın camında, GARİB’in
gözünde oldum.
Niyazına, niyazım ile katıldım.
Yuyunca her kulu bulursun, gördüğün
her yolu bilirsin.
‘Kaftanı sırtına aldın mı,
dünyayı tek mi buldun?’ diyenlere
sözüm.
Dünyaya tek gelmedim.
ZATI’nda olduğumu bilerek geldim,
SIFATI’na
gülerek katıldım.”
ZATI’nı bildikte;
TEKLİK değil, kül olduğunu görürsün.
TEKLİK,
O’dur.
Kül olmak, ZATI ile SIFATLARI’nda birleşmek.

MUSA sarayı terk etti,
İSA
kainatta noktayı buldu.
HAZRETİ MUHAMMED;
çölü yol etti, kumu
bir etti,
ADEM’den bugüne ALEM’i bağlattı.


Yolumuz hep birdir, ADEM’den bu yana,
‘ALLAH’ım!’ dedikte.

Kainat; ADEM’den bu yana,
gelmiş
göçmüş cümle kulların sayısı kadar sır saklar.
Her doğan kul ile, yeni
bir sır doğar.
Onun için, kainatın sırrı çözülemez.
ER kişinin eli
bükülemez

Men
edilen meyvenin verdiği,
kulun gönlündedir koyduğu.


ADEM’de bildik, HAVVA’da duyduk,
HAZRETİ MUHAMMED’e uyduk, cümleyi selamladık.


YUNUS’un dili ile, ADEM’in dölü
ile.
HAZRETİ MUHAMMED’in Şefaati, cümlenizden dilenir.


Yerden sorulur, yönden
bilinir.
'Yedi yönden.' denilende, yedi kattan sözü alınır.
ADEM'den
gelişir, RESULÜ'nde oluşur,
gününüzde buluşur.
|