Ali

27
Vurmadan kapıyı gelme, almadan bilgiyi deme,
ermeden meyveyi yeme;
‘Merdiven çıkayım’ dersen,
‘YÜCE’den seyrine bakayım.’ dersen.
Dil söylerse, gönül bağlar; el verirse, seven güler;
her adıma ‘ALLAH’ diyen, gerçek günde sevinçten ağlar.
Ağacı gördün, dalını kırma; güzeli bildin, çirkini kurma;
ne olursa olsun, sebebini sorma.
YAZAN bilir, YAZDIĞI’nı görür;
SEVER sevilir, çünkü kainat sevgisindendir.
Saki isen, aldığını bilirsin;
şaki isen, günü geldi bulursun, sen ne güzel olursun.
Ali

15
Her günün gecesine, her kulun hecesine,
bildim bilmedim diyenin dört köşesine kandil asacağız;
söz aldık verdik, akan suyu düzene koyduk,
kaygıda olandan uzak kalacağız.
Suyun başında olduk, suyun başında bulduk, bilgisi ile dolduk.
Her kulu bilecektir, RESULÜ’nü bilen gülecektir;
sanılmasın kainat sırtında kalacaktır.
Ne sorgu, ne yargı, DOST olmazsan kördedir;
aradık bulduk, olumsuz diyen zordadır.
RESULÜ’nün selamı ilettik, gönülleri bilgisi ile donattık,
aldığına gönülden şahittik.
Her sözüne uyduk, üç sözü ile doyduk:
Saymayı, uymayı, sevmeyi katık etme, asılda kullan.
Kulluğun, hükümdür.
Ali

31
Ayağıma yemeni, aldım ele dümeni, suda buldum samanı.
Geldim selam ile, geldim kelam ile,
geldim olumsuzu sileceğim, adım verip gideceğim.
Yol bizim, SÖZ YÜCE’nin, bilinmeyende gecenin izi vardır.
Çözelim her düğümü, bilelim gelecek düğünü.
BİR olduk, BİR’de bulduk, BİR’liğe adım attık.
Güçlükten yakınmayız, gerçekten sakınmayız.
Bülbüllere ses veren,
GÜZEL’e heves veren RESULÜ’nün adına geldim,
gönüllerde kalan şüpheyi sildim.
Bir bir alacağız nefesi, bir bir sileceğiz hevesi;
diyeceğiz ‘Günü geldikte bırakırız kafesi.’
Almayı dilediğiniz, GÜZEL’in GÜZELİ’dir;
getirdiğim Selam, SEVGİLİ’nin özelidir.

Gayrette hayrette beraberiz, görgüde sevgide beraberiz.
Gün gün alışacağız, altın tepsiye altın bilgi koyup buluşacağız.
Selam benden benimle, selam sizden benimle yerine ulaştı.
Ali

18
Yumuşak olalım, geleni bilelim,
sade yolda doğru olan ile kalalım, geleni selamlayalım.
Gamsız gelen her kulu, bilecek gerçek yolu.
Aldık geldik selamı, RESULÜ’nden kelamı.
ALİ adım, güzelde aşkım.
Doydum güzel ile, duydum güzel diye.
Her alan bilsin, aldığı öğüte uysun.
Dağılan, tarafınızdan toplanır.
Kaygu asla.
DOST dediğiniz her varlık, hizmetiniz ile silecek darlığı.
Açılacak kapıda bulacak olacak, körlüğü silecek.
Aynayı yetersiz demeyin, gayrıdan gelene gülmeyin.
BİR’den BİR’e adayız;
gönülden aldığınız gibi, sorguları sildiğiniz kadar buradayız.
Selam olsun, RESULÜ’nden bilen her kulu, gelişte O’na gülsün.
Ali

29
Kapalı kapıyı açtık, soylu geleni seçtik.
En güzel dediler de olmuş meyveyi yediler,
HAMZA DOST’a sözün ÖZ’ünü sundular.
Örülmüş duvara geldik, ALİ ile sohbete girdik,
her öğünde niyazını aldık, ALİ’nin üç öğüdünü cümlenize getirdik:

          1-   Geçen, ne olursa olsun bitendir, güne getirme.

2-   Gün, ne getirirse şükret, de ki hayırdır.

                   3-   Yarına asla sofra kurma, günden sergiye koyma.
'Gün güzel, gelen gün bugünden güzel.' diyelim,
meyveyi gününde yiyelim.
Gününden önce yenen meyve hamdır, yorar burar;
gün ne olursa olsun, almaz senden karar.
Öyle ise, gönlünüz açık olsun, gelen günde güzel sizi bulsun.
Hamza Dost ve
Ali


13
Gölgeler silindi ise, bağlama düğümü;
darda kalındı ise, saklama öğün;
bilen kuluna, her günü düğün.
Her çevrede, alışılmış düzeni bilmiyen vardır;
bilenlerden almayana, her günü zordur.
Çağrıya uyalım, gerçek günü gönülde duyalım;
her dileyene, pişirdiğimiz aşı sunalım;
RESULÜ’nün sözünü her gün niyazımıza katalım!
‘Attığın düğümde katığını bulayım,
SEN’den geldim, SEN’in ile olayım ALLAH’ım!’ diyelim,
selamı cümleye iletelim!
Ali

11
ÖMER’den söz ettiysek,
EBUBEKİR’e sözümüzü verdiysek,
OSMAN ile gerçeğe nokta koyduysak,
ALİ ile nefesleri paylaştıysak;
RESULÜ’ne ulaşalım, HAK ADI’na çalışalım diye.
Hacı Bektaş

28-1
Gel sevgili, adını ver cümleye.
Gel sevgili, cümlenin gönlünde olduğunu dolduğunu;
var ettiğin ile varlığına güller güzeller dediğimiz sevgililer,
günün sofrasına ADI’nı yazsınlar,
SEN’den gelen ile niyazlarını bulsunlar,
doldurduğun her gönülde güzelliğin aşkına düşsünler.
Selam ile geldim, selam ile cümleye katıldım,
RESULÜ’nün adından gölgenin zerresini sildim.
Dağlar selam verdi de, her çiçeğe sordum;
‘Günde, niyazın nedir?’ dediler ki;
‘Başımız yerde, gönlümüz GÜL’de,
ömrümüz güneş ile, sevgimiz RAHMET’i ile BÜTÜN’dedir.’
‘ALLAH EYVALLAH’ dedim, uçan kuşlara sordum;
‘Günde, sözünüz gözünüz nerde?’ dediler ki;
‘Dumansız gökte, zamansız hükümde.
Doğruya gideriz, Güneş ile hüküm güderiz.’
‘ALLAH EYVALLAH’ dedim, sizler ile sohbete geldim;
sözünüz, gözünüz, ÖZ’ünüz ne der?
Bilgide bütünlenen , sorguda tanımlanan,
yol ile yolcuda dostluğu arayan güzel, ne güzeldir.
Sevgiyi AŞK ile bütünlemek, ne güzeldir.
RESULÜ ile alacağı O GÜN’de,
şefaati ondan bulacağını bilmek ne güzeldir.
‘YA ALLAH’ dedik,
‘ALLAH! ALLAH!’ diye-diye niyaza durduk,
sevgimiz ile sorduk.
AFFIN yücedir, bilmezsem ömrüm gecedir.
Tövbe edelim, BİR’liğine sığınalım,
yarattığı olduğu için övünelim,
(GARİB açıklar: ‘Övünelim; şükredelim anlamındadır.)

RESULÜ ile BÜTÜN’lüğe kavuşturmasını dileyelim.
Selam YEMEN’den, selam zamandan, selam YUYAN’dan.
Ali

10
Döndük, durduk, oturduk, ‘Selam’ dedik, nefisleri bitirdik.
Açan güller hepsi bize.
   ‘Dertler bitti.’ diyelim, geldiğimiz günü kutlayalım,
   geçen günü bohça yapıp niyaz ile katlayalım!
Gönüller açıldı bu gün, RESULÜ’nün izninden geçildi bugün;
Her güzel, ak ile hak ile seçildi bugün;
   Yollar düze geldi de, gönüller gerçeği buldu da,
SAHİB’inin huzurunda dize geldi bugün.
Ali

11
Katıldık sözünüze,
YEMEN’den ÖZ’ünüze, perde kalksın gözünüze.
Niyazımız niyazınız ile olsun, gönüller TEVHİT ile dolsun.
Bilenden bilmeyenden, sorumlu değilsiniz.
HAK KATI’nda, her kulu BİRLİK’e dönsün.
Ali    

18
Her ağaca selam verirsen,
her ağacın verdiği selamı görürsen,
aldığın bilgini korursan;
‘Soylu oldun’ deriz de, sofrada olan her kulunu selamlarız.

Yapraklar, gördüğümüz güzeli verir;
çiçekler, aldığımız bilgilerde erir.
Elden ele gelişen, bir çekirdek ile buluşan
her ağacın vergisine söz etmeyiniz.
Çınarın gölgesinde oldunuz, yerden göğe bilgi ile doldunuz,
çölden gelen her nefese gönülleri açtınız.
Selam olsun, selamı her kulu gönlünde bulsun,
DOST ADI’na sevgi ile gerçeğe dönsün.

Doğan Ay’da yoğun gelen her niyaz yerindedir, yerini bulur;
BİRLİK’e, niyaz ile her kulu katılır.
Ali

30
Bir nağmeye bağlı kalmadık,
aynayı aldıkta sözden bilmedik.
Saz ile sözün BİR'liğine eğildik,
dostluk çorbasına kaşığı çaldık.
Cümlesi gelsin, TELLİ ile YUŞA kalede kalsın,
LOHUSA cümleye KEVSER ŞARABI sunsun,
RABİA elden ele dilenen nasibi versin,
SARI SALTUK elinde belinde kuşağını bulsun,
dilenen her derde ALİ şifa versin.
Öğütte söğütte buluşanlar bilsin,
'BİR'liğe örnek, ormandır.' desin.

Laleli ve Vefa

12
ALİ diye geldim söze, ‘Dallar, yapraklar’ dedim size.
O AĞAÇ’ın güllerine, ‘HAK’ diyenin yollarına,
doğruyu bilenlerin hallerine selam verdik geldik,
DÖRT MELEĞİ’ne dört hali sorduk:
CEBRAİL dedi ki: “Adım adım gelirler, HAK EMRİ’ni bilirler.”
AZRAİL dedi ki: “DOST olduk, DOST kaldık,
DOST’luğu sefere saldık.”

MİKAİL dedi ki: “Her nefes sayılıdır,
gönüllerde O GÜN kayıtlıdır.”

İSRAFİL dedi ki: “Bilgide görgüde BİRLİK’e katılırlar,
sorguda yargıda HAK ADI’na atılırlar.”
Selam olsun bilenlere,
‘Huzur’ deyip O GÜN’ü bekleyenlere.

OMAR’a sordum: “Dumansız kalsınlar?”
     Dedi ki: “Neden duman alsınlar?”
OSMAN’a sordum: “Doğruyu eğriyi bilsinler?”
     Dedi ki: “RABB’imden gelene gülsünler.”
EBUBEKİR’e sordum: “Alsınlar versinler?”
     Dedi ki: “Alırlar verirler, kime saklarlar?” 

MUSA’ya sordum: “Bedende mi RUH’ta mı?”
     Dedi ki: “Bilgi, her zerrede. (Zerre nerde?)
Zerre, beden ile RUH’u birler.”

İSA’ya sordum: “Sevgide mi saygıda mı?”
     Dedi ki: “Sevgi olan saygıyı bilendir.”
DAVUD’a sordum: “Yargıya düşende mi,
sergiye taşanda mı bilgi mevcuttur?”
     Dedi ki: “Bilen yargıya düşmez, ne gelse şaşmaz.”
RESULÜ’nün Yolu’na, cümlemiz girdik koluna.
Sorduk; ‘Müslüm olan ile misin, müslümü bilen ile mi?’
“Meyus olma ya ALİ.” dedi.
“Gelmiş geçmiş gelecek, cümlesi ümmetimdir;
gönlümde olan sevgim, Güneş misali ziynetimdir.
Nasıl Güneş, her yaratılmış ile oluşur buluşur;
YA ALİ, O GÜN’de oluşacak her zerre ile buluşacağız."
‘ALLAH! ALLAH!’ dedim de, her zerremi kainata saldım,
cümleniz ile bu güne geldim.
ALLAH’ım her birinizden RAZI olsun,
boyundaki damardan aldığınız damla, her zerrenize yayılsın.
Ali

6
FATIMA’nın selamını, ALİ’nin kelamını cümlesine veririz.
Selam, HAK KELAMI’dır.
‘Ya mümin.
Sende olan ile sen yükümlüsün,
sende kalan ile sen hükümlüsün.
EMRİ’ne uydu isen, elde olanı dağıt,
beni seni sil de nefsini eğit;
DOST dediysen kuluna, hali ne olursa olsun unut.

(Kini, nefreti silelim mi?)
EYVALLAH.’ dediler,
selamdan alanları RABB’imden niyaz ile AFFI’na sığındılar.
Cümleniz için affınızı diledik:
‘YA RAB, SEN’in ile SANA gelelim, SEN’in ile SANA sığınalım,
SEN’den gelenden asla korkmayalım.

Hamza Dost ve Ali

Hal eyledik ALİ’den,
yol eyledik VELİ’den, okuduk RESULÜ’nden.

Hacı Bektaş

20-1
Yol açık geldik, gün açık gördük.
Selam olsun, ALİ ile gelen ‘DOST ADI’na selam’ desin.
Ayrı ayrı vermedik, cümlenizi BİR gördük;
ne güzel, ne de çirkin, ayrı kaba koymadık;
her görevi, BİZ verdik.
ALLAH’ım RAZI olsun, DOST KAPISI ömrünüzce açık kalsın.
ALİ sözü aldı ise, DÖRT KAPI’da durdu ise;
birinci, ikinci görevliye niyaz ediniz.
ALLAH’ım onlardan RAZI olsun,
cümlesine aynı hizmeti nasip kılsın.
Niyaz üzere değil, hazır olan plan üzere niyazı verildi;
MEYDAN’a yedinci görevli çağırıldı.
ÖZ’den sözden ayrı kalınmasın,
her birinin sözüne öbürü toz koymasın.
Aldığımız bir damla, verdiğimiz bin damlaya bedeldir,
sevgimiz cümle ile modeldir. Hoşnutuz, hoşnut olalım.
Her biriniz, birbirinizi kutlayınız.
ALİ’yim, yolum RESULÜ’nün yoludur.
ALİ’yim, HASAN ile HÜSEYİN ile geldim;
DOST elini cümlede buldum,
selam getirdim, sözü gecede bitirdim.
DOST selamı, post selamı, kul selamı.
ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun,
DOST’luk çemberi elden ele büyüsün.
Haz ile, naz ile, gezdik bulduk göz ile.
Sözümüzü aldık verdik, cümlemiz MEYDAN’a geldik.
Ali

17
ALİ ile geldik, birlikte bulduk,
sağ ile solu bir bedene koyduk.
Gelen gidene selam olsun, alan bilene selam olsun.
Ayağımız toz almaz.
Her bilen, kendinden kendine sorsun;
‘RESULÜ’ne ne kadar uydum?
RESULÜ’nü ne kadar duydum?
Nereye kadar götürdüm, benliğimi nerede bitirdim?’
Fatıma ve
Ali

7
BİR’den geldik, BİR’e döneceğiz,
aldığımız İZİN kadar cümlenizi götüreceğiz.
Akıl ile gönlünde mantığın uyum görüyorsa,
kaderini aldığın ile örüyorsa;
‘ALLAH! ALLAH!’ diyelim,
aynı sofrada müjdelenen hurmayı yiyelim.
Beklemeyi bilenlere, yaprak yaprak gelenlere,
dost yüzüne gülenlere,
her yaratılmışta DOST halini görenlere müjdeler olsun!
Omar ve
Ali

5 aralık
Aldığın kadar bilensin, gördüğün kadar sevensin,
gerçeğe uyandı isen aydınlığa gülensin.
BİR’den BİR’e gümüş ile altına geldi isen,
altın senin olsun, gümüşü paylaş!
Paylaş ki, her alan altına yönelsin.
Ali

20
Her parmakta bir gerçeği bulursun, iki elde iki alem olursun.
YA RAB, SEN’in VARLIĞIN’da benim BİRLİK’im tükenmez!
YA RAB, verdiğini alan kulun vermeye sakınmaz!
YA RAB, SEN’den geldik.
Beden, düştüğü hatada kendini yargılar;
SANA yöneldikte, tendeki yarayı sargılar,
öylece bitecek sorular.
Yol yolcu, giden ile bütünleşir.
ALLAH’ıma emanet olunuz,
aldığınız her damla suda sevginin bütününü bulunuz!
Ali

10
Açık açık her bulut, DOST SÖZÜ’yle her konut.
Dayanmayı bilecek, gayrıyı aklından silecek.
Her çağın, bir çoğu vardır: akıl, bedende iken dardır.
Daldığın bulutta bulduğun nefes, senden değil YÜCE’dendir.
Çekirdeğini senin aklın ile bağımlı tutar, bilgine bilgi katar.
ÖZ’ün sözün BİR’liği O’ndandır, MEYDAN, ‘DOST!’ diyenlerindir;
doğuş, sevgi derenlerindir; bağış, HAKK’ı bilenlerindir;
hizmet, RAHMET bekleyenlerindir.
Öyle ise talib olalım, galib gelelim.
Kapalı kapıdan geçenlerin bir sözü,
gerçekten kaçanların bin sözünü örter.
‘Kemer dar’ demeden, ayağa başa hata aramadan;
RAB EMRİ’ne uyalım,
MEYDAN’da olanlara gönlümüz ile katılalım.
(Bir can ekler: ‘Siz de yardım edin ALLAH’ın izniyle.’)
HAKİM olan ALLAH’ım;
verdiğini bilendir, yarattığı her kulunu görendir,
açtığı her kapıyı talib olana gösterendir.
Talib olan; nefsine galib gelmeli,
vardığı her kapıya ömründeki hizmetleri getirmeli;
‘Aşacağım’ demeden aşmaya niyet kurmalı
ve nefsinde olan dikenleri kırmalı.
Öylece, ne baş, ne diş, ne düş, yolunu örtmez.

‘ALLAH’ım, ADI’na niyet kurduk, hizmetine talib olduk.’ deyiniz,
adımınızı öyle atınız! Aşılmayacak yol kalmaz.
Destek YÜCE RABB’imdendir!
Ali

6 mart
Kuralım YUVAMIZ’ı,
duyuralım davamızı, temiz alalım havamızı.
Sevgi her adıma rehberdir,
yazılan ne denirse densin mukadderdir.
Eşikte beşikte, emeğimiz olsun kuşakta;
soframız kurulmuştur, cümlenizin nasibi kaşıkta.
Ayağında yemeni yoksa dert değil, ‘Bilmem’ diyen mert değil;
dağlar taşlar şahit ise, ele alan kurt değil.
Doğru eğri gelişene masaldır,
yürüyecek vergimiz güne kadar gelen misaldir.
Ağlayan, HAK KAPISI’nda güler;
DOST bağına gelen, gülleri derer;
HAK EMRİ’ne geleni, sanmayın RABB’im yorar.
AŞK’ı ile olalım hemhal, DOST’luğuna girelim behemehal.
Ali

4 haziran
Şahit olduk ALLAH’ım ADI’nı ananlara,
gönülden gelen ile AŞK’ına yananlara.
Cümle ile BİR’lik olduk,
kendimizi semada bulduk, döne-döne BİR’lendik.

Altın kapıyı açalım, altın yolda dilenen hal ile geçelim.
Elimizde altın anahtar, kilitsiz kapı olsun;
korkuyu sildik bu gün, ahdimiz yerini bulsun.
O’nun SÖZÜ, O’ndan YAZI.
Ne dün silindi, ne yarın karalanır;
NUR’u ile başladık, NUR’u ile NUR’lanır.
Aldığımız öğüdü sizlere sunacağız,
altın güğüm alıp ta altın ağaca konacağız.
‘DOST kıldığın her zerren; seni zandan ayırır, seni sonda kayırır.’ dediler, benden-bana öylece öğüt verdiler.
Ben de, aynı öğüt ile sizleri saracağım.
Ali

12
DÖRT HALİFE, DÖRT KUTUP mu idi?
Hayır, değil! HALİFELER’in görevi başka idi.
HAZRETİ MUHAMMED’in zamanında,
DÖRT HALİFE ve SAHABELER’in kabları
YÜCE tarafından genişletildi.
Yoksa onlar, HAZRETİ MUHAMMED’in
o NUR’una dayanamazlardı.
Ali

22
1- Ömründe, ayağından-başına bil ki emanettesin.
Kaygu etme, emanete saygısız durma!
  2- Bil ki, aklın bilgine sınır koyamaz. Mantığını çalıştır!
   Bilginde sınır oluşsun, öylece aklın ile gönlün buluşsun!
       3- Göresin ki bilgide sonsuza varamazsın. Verildiği yerde,
    verildiği kadar RABB'ime şükretmesini huy edinesin!
Ali

5
Öğünlerde buluşmak,
düğünlere kavuşmak, cümlenizin dileğidir;
kendi bilginiz, görgünüz, tavrınızın eleğidir.
Niyazımız her nefeste, beden olduğunca ruhun kafeste.
Gölgeyi silelim,
aydın güne gelelim, sözümüzü gayrı dilden verelim.
Dayanmayı bilmeliyiz, gönülden-gönüle uyanmayı duymalıyız,
açılan kapıda hep beraber uyanmalıyız.

('Gayrı' dan murad; ‘yabancı dil’ değil,
‘Bundan sonra dilden verilecek’ demek galiba?)
EYVALLAH.
Uyanmayı dilediysen, yalandan uzak kal;
yalandan maksat, kendi gerçeğine yönel.
Her satırı yazdık çizdik, her gönülde gezdik gezdik,
olumsuzu ezdik ezdik, dileyenden düğümünü çözdük çözdük,
ağır gelen her taşı kuma çevirdik, günü güne devirdik,
‘İnanmam’ diyenden uzakta durduk.
Değişen; uymayana duymayana gönül koymayanlardır,
doğruyu gönülden kovmayanlardır.
Dağda bağda aradık, KİTAB verdi okuduk, KUR'AN'ını dokuduk,
‘DOKSANDOKUZU BANA, BİRİ SANA.’ denileni gelişte çözdük.
Biri maddeye, doksandokuzu sende olan ÖZ'e.
Gölgeyi silelim,
O'nun KİTABI'nda sadece O'nun okuduğu vardır bilelim!
OKUDUĞUNU DOKUDUĞUNU ruhaniyetimizde duyarız da,
dağlar misali değişmeyiz.
Çünkü asla O'nun bilgisine erişmeyiz.
BİRİ’nde doymayı bilemediysek,
göklerden toprağa inemediysek;
‘YA ALLAH!’ diyelim, sayfayı yeniden çevirelim.
Sözümüz dilden olacak, gönüller her nefeste AŞK'ı ile dolacak;
suyun aktığı gibi, vardığı her yerde ağaçlar yıkanacak.

Ali