

Vurmadan kapıyı gelme, almadan bilgiyi deme,
ermeden meyveyi yeme;
‘Merdiven çıkayım’ dersen,
‘YÜCE’den seyrine bakayım.’
dersen.
Dil söylerse, gönül bağlar; el verirse, seven güler;
her adıma
‘ALLAH’ diyen, gerçek günde sevinçten ağlar.
Ağacı gördün, dalını
kırma; güzeli bildin, çirkini kurma;
ne olursa olsun, sebebini sorma.
YAZAN
bilir, YAZDIĞI’nı görür;
SEVER sevilir, çünkü kainat sevgisindendir.
Saki
isen, aldığını bilirsin;
şaki isen, günü geldi bulursun, sen ne güzel
olursun.


Her günün gecesine, her kulun hecesine,
bildim bilmedim diyenin dört köşesine kandil asacağız;
söz aldık
verdik, akan suyu düzene koyduk,
kaygıda olandan uzak kalacağız.
Suyun başında olduk, suyun başında
bulduk, bilgisi ile dolduk.
Her kulu bilecektir, RESULÜ’nü bilen gülecektir;
sanılmasın kainat sırtında kalacaktır.
Ne sorgu, ne yargı, DOST olmazsan
kördedir;
aradık bulduk, olumsuz diyen zordadır.
RESULÜ’nün selamı ilettik,
gönülleri bilgisi ile donattık,
aldığına gönülden şahittik.
Her
sözüne uyduk, üç sözü ile doyduk:
Saymayı, uymayı, sevmeyi katık etme, asılda
kullan.
Kulluğun, hükümdür.


Ayağıma yemeni, aldım ele dümeni, suda buldum
samanı.
Geldim selam ile, geldim kelam ile,
geldim olumsuzu sileceğim,
adım verip gideceğim.
Yol bizim, SÖZ YÜCE’nin, bilinmeyende gecenin izi
vardır.
Çözelim her düğümü, bilelim gelecek düğünü.
BİR olduk,
BİR’de bulduk, BİR’liğe adım attık.
Güçlükten yakınmayız,
gerçekten sakınmayız.
Bülbüllere ses veren,
GÜZEL’e heves veren RESULÜ’nün
adına geldim,
gönüllerde kalan şüpheyi sildim.
Bir bir alacağız
nefesi, bir bir sileceğiz hevesi;
diyeceğiz ‘Günü geldikte bırakırız
kafesi.’
Almayı dilediğiniz, GÜZEL’in GÜZELİ’dir;
getirdiğim Selam,
SEVGİLİ’nin özelidir.
Gayrette hayrette beraberiz, görgüde sevgide
beraberiz.
Gün gün alışacağız, altın tepsiye altın bilgi koyup
buluşacağız.
Selam benden benimle, selam sizden benimle yerine ulaştı.


Yumuşak olalım, geleni bilelim,
sade
yolda doğru olan ile kalalım, geleni selamlayalım.
Gamsız gelen her kulu,
bilecek gerçek yolu.
Aldık geldik selamı, RESULÜ’nden kelamı.
ALİ adım,
güzelde aşkım.
Doydum güzel ile, duydum güzel diye.
Her alan bilsin,
aldığı öğüte uysun.
Dağılan, tarafınızdan toplanır.
Kaygu asla.
DOST dediğiniz her varlık, hizmetiniz ile silecek darlığı.
Açılacak
kapıda bulacak olacak, körlüğü silecek.
Aynayı yetersiz demeyin, gayrıdan
gelene gülmeyin.
BİR’den BİR’e adayız;
gönülden aldığınız gibi,
sorguları sildiğiniz kadar buradayız.
Selam olsun, RESULÜ’nden bilen her
kulu, gelişte O’na gülsün.


Kapalı kapıyı açtık, soylu geleni seçtik.
En
güzel dediler de olmuş meyveyi yediler,
HAMZA DOST’a sözün ÖZ’ünü
sundular.
Örülmüş duvara geldik, ALİ ile sohbete girdik,
her öğünde
niyazını aldık, ALİ’nin üç öğüdünü cümlenize getirdik:
1- Geçen, ne olursa olsun bitendir, güne getirme.
2- Gün, ne getirirse şükret, de ki hayırdır.
3- Yarına asla sofra kurma, günden sergiye koyma.
'Gün güzel, gelen gün bugünden güzel.'
diyelim,
meyveyi gününde yiyelim.
Gününden önce yenen meyve hamdır, yorar
burar;
gün ne olursa olsun, almaz senden karar.
Öyle ise, gönlünüz açık olsun,
gelen günde güzel sizi bulsun.
ve 

Gölgeler silindi ise, bağlama
düğümü;
darda kalındı ise, saklama öğün;
bilen kuluna, her günü
düğün.
Her çevrede, alışılmış düzeni bilmiyen vardır;
bilenlerden almayana, her günü zordur.
Çağrıya uyalım, gerçek günü gönülde
duyalım;
her dileyene, pişirdiğimiz aşı sunalım;
RESULÜ’nün
sözünü her gün niyazımıza katalım!
‘Attığın düğümde katığını bulayım,
SEN’den
geldim, SEN’in ile olayım ALLAH’ım!’ diyelim,
selamı cümleye iletelim!


ÖMER’den söz ettiysek,
EBUBEKİR’e sözümüzü verdiysek,
OSMAN ile
gerçeğe nokta koyduysak,
ALİ ile nefesleri paylaştıysak;
RESULÜ’ne ulaşalım, HAK ADI’na çalışalım diye.


Gel sevgili,
adını ver cümleye.
Gel sevgili, cümlenin gönlünde olduğunu dolduğunu;
var ettiğin ile varlığına güller güzeller dediğimiz sevgililer,
günün sofrasına ADI’nı yazsınlar,
SEN’den gelen ile niyazlarını bulsunlar,
doldurduğun her gönülde güzelliğin aşkına düşsünler.
Selam ile
geldim, selam ile cümleye katıldım,
RESULÜ’nün adından gölgenin zerresini
sildim.
Dağlar selam verdi de, her çiçeğe sordum;
‘Günde, niyazın
nedir?’ dediler ki;
‘Başımız yerde, gönlümüz GÜL’de,
ömrümüz güneş
ile, sevgimiz RAHMET’i ile BÜTÜN’dedir.’
‘ALLAH EYVALLAH’ dedim, uçan
kuşlara sordum;
‘Günde, sözünüz gözünüz nerde?’ dediler ki;
‘Dumansız
gökte, zamansız hükümde.
Doğruya gideriz, Güneş ile hüküm güderiz.’
‘ALLAH EYVALLAH’ dedim, sizler ile sohbete geldim;
sözünüz, gözünüz, ÖZ’ünüz
ne der?
Bilgide
bütünlenen , sorguda tanımlanan,
yol ile yolcuda dostluğu arayan güzel, ne
güzeldir.
Sevgiyi AŞK ile bütünlemek, ne güzeldir.
RESULÜ ile alacağı
O GÜN’de,
şefaati ondan bulacağını bilmek ne güzeldir.
‘YA ALLAH’
dedik,
‘ALLAH! ALLAH!’ diye-diye niyaza durduk,
sevgimiz ile sorduk.
AFFIN yücedir,
bilmezsem ömrüm gecedir.
Tövbe edelim, BİR’liğine sığınalım,
yarattığı olduğu için övünelim,
(GARİB açıklar: ‘Övünelim; şükredelim
anlamındadır.)
RESULÜ ile BÜTÜN’lüğe kavuşturmasını dileyelim.
Selam YEMEN’den,
selam zamandan, selam YUYAN’dan.


Döndük, durduk, oturduk, ‘Selam’ dedik,
nefisleri bitirdik.
Açan güller hepsi bize.
‘Dertler bitti.’ diyelim, geldiğimiz günü
kutlayalım,
geçen günü bohça yapıp niyaz ile katlayalım!
Gönüller açıldı bu gün, RESULÜ’nün izninden
geçildi bugün;
Her güzel, ak ile hak
ile seçildi bugün;
Yollar düze geldi de, gönüller gerçeği
buldu da,
SAHİB’inin
huzurunda dize geldi bugün.


Katıldık
sözünüze,
YEMEN’den ÖZ’ünüze, perde kalksın gözünüze.
Niyazımız niyazınız ile
olsun, gönüller TEVHİT ile dolsun.
Bilenden bilmeyenden, sorumlu
değilsiniz.
HAK KATI’nda, her kulu BİRLİK’e dönsün.

Her ağaca
selam verirsen,
her ağacın verdiği selamı görürsen,
aldığın
bilgini korursan;
‘Soylu oldun’ deriz de, sofrada olan her kulunu selamlarız.
Yapraklar,
gördüğümüz güzeli verir;
çiçekler, aldığımız bilgilerde erir.
Elden
ele gelişen, bir çekirdek ile buluşan
her ağacın vergisine söz
etmeyiniz.
Çınarın gölgesinde oldunuz, yerden göğe bilgi ile doldunuz,
çölden gelen her nefese gönülleri açtınız.
Selam olsun, selamı her kulu
gönlünde bulsun,
DOST ADI’na sevgi ile gerçeğe dönsün.
Doğan
Ay’da yoğun gelen her niyaz yerindedir, yerini bulur;
BİRLİK’e,
niyaz ile her kulu katılır.


Bir nağmeye bağlı kalmadık,
aynayı aldıkta sözden
bilmedik.
Saz ile sözün BİR'liğine eğildik,
dostluk çorbasına
kaşığı çaldık.
Cümlesi gelsin, TELLİ ile YUŞA kalede
kalsın,
LOHUSA cümleye KEVSER ŞARABI sunsun,
RABİA elden ele dilenen
nasibi versin,
SARI SALTUK elinde belinde kuşağını bulsun,
dilenen
her derde ALİ şifa versin.
Öğütte söğütte buluşanlar
bilsin,
'BİR'liğe örnek, ormandır.' desin.
ve 

ALİ diye geldim söze, ‘Dallar, yapraklar’ dedim
size.
O AĞAÇ’ın güllerine, ‘HAK’ diyenin yollarına,
doğruyu
bilenlerin hallerine selam verdik geldik,
DÖRT MELEĞİ’ne dört hali
sorduk:
CEBRAİL dedi ki: “Adım adım gelirler, HAK
EMRİ’ni bilirler.”
AZRAİL dedi ki: “DOST olduk, DOST kaldık,
DOST’luğu sefere saldık.”
MİKAİL dedi ki: “Her nefes sayılıdır,
gönüllerde O GÜN kayıtlıdır.”
İSRAFİL dedi ki: “Bilgide görgüde
BİRLİK’e katılırlar,
sorguda yargıda HAK ADI’na atılırlar.”
Selam olsun bilenlere,
‘Huzur’ deyip O GÜN’ü
bekleyenlere.
OMAR’a sordum: “Dumansız kalsınlar?”
Dedi ki: “Neden duman
alsınlar?”
OSMAN’a sordum: “Doğruyu eğriyi bilsinler?”
Dedi ki: “RABB’imden
gelene gülsünler.”
EBUBEKİR’e sordum: “Alsınlar versinler?”
Dedi ki: “Alırlar
verirler, kime saklarlar?”
MUSA’ya sordum: “Bedende mi RUH’ta mı?”
Dedi ki: “Bilgi, her
zerrede. (Zerre nerde?)
Zerre, beden ile RUH’u birler.”
İSA’ya sordum: “Sevgide mi saygıda mı?”
Dedi ki: “Sevgi olan
saygıyı bilendir.”
DAVUD’a sordum: “Yargıya düşende mi,
sergiye
taşanda mı bilgi mevcuttur?”
Dedi ki: “Bilen
yargıya düşmez, ne gelse şaşmaz.”
RESULÜ’nün Yolu’na, cümlemiz girdik koluna.
Sorduk;
‘Müslüm olan ile misin, müslümü bilen ile mi?’
“Meyus olma ya ALİ.” dedi.
“Gelmiş geçmiş gelecek, cümlesi ümmetimdir;
gönlümde olan sevgim,
Güneş misali ziynetimdir.
Nasıl Güneş, her yaratılmış ile
oluşur buluşur;
YA ALİ, O GÜN’de oluşacak her zerre ile
buluşacağız."
‘ALLAH! ALLAH!’ dedim de, her zerremi kainata saldım,
cümleniz ile bu güne geldim.
ALLAH’ım her birinizden RAZI olsun,
boyundaki
damardan aldığınız damla, her zerrenize yayılsın.


FATIMA’nın selamını, ALİ’nin kelamını cümlesine veririz.
Selam, HAK
KELAMI’dır.
‘Ya mümin.
Sende olan ile sen yükümlüsün,
sende kalan ile sen
hükümlüsün.
EMRİ’ne uydu isen, elde olanı dağıt,
beni seni sil de
nefsini eğit;
DOST dediysen kuluna, hali ne olursa olsun unut.
(Kini, nefreti silelim mi?) EYVALLAH.’
dediler,
selamdan alanları RABB’imden niyaz ile AFFI’na sığındılar.
Cümleniz için affınızı diledik:
‘YA RAB, SEN’in ile SANA gelelim, SEN’in ile SANA
sığınalım,
SEN’den gelenden asla korkmayalım.
ve 
Hal eyledik ALİ’den,
yol eyledik VELİ’den, okuduk
RESULÜ’nden.


Yol açık geldik, gün açık gördük.
Selam
olsun, ALİ ile gelen ‘DOST ADI’na selam’ desin.
Ayrı ayrı vermedik,
cümlenizi BİR gördük;
ne güzel, ne de çirkin, ayrı kaba koymadık;
her
görevi, BİZ verdik.
ALLAH’ım RAZI olsun, DOST KAPISI ömrünüzce açık kalsın.
ALİ sözü aldı ise, DÖRT KAPI’da durdu ise;
birinci, ikinci görevliye niyaz
ediniz.
ALLAH’ım onlardan RAZI olsun,
cümlesine aynı hizmeti nasip kılsın.
Niyaz üzere değil, hazır olan plan üzere niyazı verildi;
MEYDAN’a yedinci
görevli çağırıldı.
ÖZ’den sözden ayrı kalınmasın,
her birinin sözüne öbürü
toz koymasın.
Aldığımız bir damla, verdiğimiz bin damlaya bedeldir,
sevgimiz cümle ile modeldir. Hoşnutuz, hoşnut olalım.
Her biriniz,
birbirinizi kutlayınız.
ALİ’yim, yolum RESULÜ’nün yoludur.
ALİ’yim,
HASAN ile HÜSEYİN ile geldim;
DOST elini cümlede buldum,
selam getirdim,
sözü gecede bitirdim.
DOST selamı, post selamı, kul selamı.
ALLAH’ım
cümlenizden RAZI olsun,
DOST’luk çemberi elden ele büyüsün.
Haz ile, naz ile, gezdik bulduk göz ile.
Sözümüzü aldık
verdik, cümlemiz MEYDAN’a geldik.


ALİ ile geldik, birlikte bulduk,
sağ ile solu bir bedene koyduk.
Gelen gidene selam olsun, alan bilene
selam olsun.
Ayağımız toz almaz.
Her bilen, kendinden kendine sorsun;
‘RESULÜ’ne ne kadar uydum?
RESULÜ’nü ne kadar duydum?
Nereye kadar götürdüm,
benliğimi nerede bitirdim?’
ve 

BİR’den geldik, BİR’e döneceğiz,
aldığımız
İZİN kadar cümlenizi götüreceğiz.
Akıl ile gönlünde
mantığın uyum görüyorsa,
kaderini aldığın ile örüyorsa;
‘ALLAH!
ALLAH!’ diyelim,
aynı sofrada müjdelenen hurmayı yiyelim.
Beklemeyi bilenlere,
yaprak yaprak gelenlere,
dost yüzüne gülenlere,
her yaratılmışta DOST
halini görenlere müjdeler olsun!
ve 

Aldığın kadar bilensin,
gördüğün kadar sevensin,
gerçeğe uyandı isen aydınlığa gülensin.
BİR’den BİR’e gümüş ile altına geldi isen,
altın senin olsun,
gümüşü paylaş!
Paylaş ki, her alan altına yönelsin.


Her parmakta bir gerçeği
bulursun, iki elde iki alem olursun.
YA RAB, SEN’in VARLIĞIN’da benim
BİRLİK’im tükenmez!
YA RAB, verdiğini alan kulun vermeye
sakınmaz!
YA RAB, SEN’den geldik.
Beden, düştüğü hatada kendini yargılar;
SANA yöneldikte, tendeki
yarayı sargılar,
öylece bitecek sorular.
Yol yolcu, giden ile bütünleşir.
ALLAH’ıma emanet olunuz,
aldığınız her damla suda sevginin bütününü
bulunuz!


Açık açık her bulut, DOST SÖZÜ’yle her konut.
Dayanmayı
bilecek, gayrıyı aklından silecek.
Her çağın, bir çoğu vardır: akıl,
bedende iken dardır.
Daldığın bulutta bulduğun nefes, senden
değil YÜCE’dendir.
Çekirdeğini senin aklın ile bağımlı tutar,
bilgine bilgi katar.
ÖZ’ün sözün BİR’liği
O’ndandır, MEYDAN, ‘DOST!’ diyenlerindir;
doğuş, sevgi derenlerindir;
bağış, HAKK’ı bilenlerindir;
hizmet, RAHMET bekleyenlerindir.
Öyle
ise talib olalım, galib gelelim.
Kapalı kapıdan geçenlerin bir sözü,
gerçekten
kaçanların bin sözünü örter.
‘Kemer dar’ demeden, ayağa başa hata
aramadan;
RAB EMRİ’ne uyalım,
MEYDAN’da olanlara gönlümüz ile katılalım.
(Bir can ekler: ‘Siz de yardım
edin ALLAH’ın izniyle.’)
HAKİM olan ALLAH’ım;
verdiğini
bilendir, yarattığı her kulunu görendir,
açtığı her kapıyı talib
olana gösterendir.
Talib olan; nefsine galib gelmeli,
vardığı her kapıya
ömründeki hizmetleri getirmeli;
‘Aşacağım’ demeden aşmaya niyet
kurmalı
ve nefsinde olan dikenleri kırmalı.
Öylece, ne baş, ne diş,
ne düş, yolunu örtmez.
‘ALLAH’ım, ADI’na niyet kurduk, hizmetine talib olduk.’ deyiniz,
adımınızı öyle atınız! Aşılmayacak yol kalmaz.
Destek YÜCE RABB’imdendir!


Kuralım YUVAMIZ’ı,
duyuralım davamızı, temiz alalım havamızı.
Sevgi
her adıma rehberdir,
yazılan ne denirse densin mukadderdir.
Eşikte
beşikte, emeğimiz olsun kuşakta;
soframız kurulmuştur, cümlenizin
nasibi kaşıkta.
Ayağında yemeni yoksa dert değil, ‘Bilmem’ diyen mert
değil;
dağlar taşlar şahit ise, ele alan kurt değil.
Doğru eğri gelişene masaldır,
yürüyecek vergimiz güne kadar
gelen misaldir.
Ağlayan, HAK KAPISI’nda güler;
DOST bağına gelen, gülleri
derer;
HAK EMRİ’ne geleni, sanmayın RABB’im yorar.
AŞK’ı ile olalım
hemhal, DOST’luğuna girelim behemehal.


Şahit olduk ALLAH’ım ADI’nı ananlara,
gönülden gelen ile
AŞK’ına yananlara.
Cümle ile BİR’lik olduk,
kendimizi semada bulduk,
döne-döne BİR’lendik.
Altın kapıyı açalım, altın yolda dilenen hal ile geçelim.
Elimizde
altın anahtar, kilitsiz kapı olsun;
korkuyu sildik bu gün, ahdimiz yerini
bulsun.
O’nun SÖZÜ, O’ndan YAZI.
Ne dün silindi, ne yarın karalanır;
NUR’u ile
başladık, NUR’u ile NUR’lanır.
Aldığımız öğüdü sizlere sunacağız,
altın güğüm
alıp ta altın ağaca konacağız.
‘DOST kıldığın her zerren; seni
zandan ayırır, seni sonda kayırır.’ dediler, benden-bana öylece öğüt
verdiler.
Ben de, aynı öğüt ile sizleri saracağım.


DÖRT HALİFE, DÖRT KUTUP mu idi?
Hayır, değil! HALİFELER’in
görevi başka idi.
HAZRETİ MUHAMMED’in zamanında,
DÖRT HALİFE ve
SAHABELER’in kabları
YÜCE tarafından genişletildi.
Yoksa onlar,
HAZRETİ MUHAMMED’in
o NUR’una dayanamazlardı.


1- Ömründe,
ayağından-başına bil ki emanettesin.
Kaygu etme, emanete saygısız durma!
2- Bil ki,
aklın bilgine sınır koyamaz. Mantığını çalıştır! Bilginde sınır oluşsun,
öylece aklın ile gönlün buluşsun!
3- Göresin ki
bilgide sonsuza varamazsın. Verildiği yerde,
verildiği kadar
RABB'ime şükretmesini huy edinesin!


Öğünlerde
buluşmak,
düğünlere kavuşmak, cümlenizin dileğidir;
kendi bilginiz, görgünüz, tavrınızın eleğidir.
Niyazımız
her nefeste, beden olduğunca ruhun kafeste.
Gölgeyi silelim,
aydın güne gelelim, sözümüzü gayrı dilden verelim.
Dayanmayı bilmeliyiz,
gönülden-gönüle uyanmayı duymalıyız,
açılan kapıda hep beraber
uyanmalıyız.
('Gayrı' dan
murad; ‘yabancı dil’ değil,
‘Bundan sonra dilden verilecek’ demek galiba?)
EYVALLAH.
Uyanmayı dilediysen, yalandan uzak kal;
yalandan maksat, kendi
gerçeğine yönel.
Her
satırı yazdık çizdik, her gönülde gezdik gezdik,
olumsuzu ezdik ezdik, dileyenden düğümünü çözdük çözdük,
ağır
gelen her taşı kuma çevirdik, günü güne devirdik,
‘İnanmam’ diyenden uzakta durduk.
Değişen; uymayana duymayana gönül
koymayanlardır,
doğruyu gönülden kovmayanlardır.
Dağda
bağda aradık, KİTAB verdi okuduk, KUR'AN'ını dokuduk,
‘DOKSANDOKUZU BANA, BİRİ SANA.’ denileni
gelişte çözdük.
Biri maddeye, doksandokuzu sende olan ÖZ'e.
Gölgeyi silelim,
O'nun KİTABI'nda sadece O'nun okuduğu vardır bilelim!
OKUDUĞUNU DOKUDUĞUNU ruhaniyetimizde duyarız da,
dağlar misali
değişmeyiz.
Çünkü asla O'nun bilgisine erişmeyiz.
BİRİ’nde doymayı bilemediysek,
göklerden toprağa
inemediysek;
‘YA ALLAH!’ diyelim, sayfayı yeniden çevirelim.
Sözümüz
dilden olacak, gönüller her nefeste AŞK'ı ile dolacak;
suyun aktığı gibi, vardığı her yerde
ağaçlar yıkanacak.

|