
“Dayan gönlüm dayan,
soyluyu bulduk demen, pişmiş aşı soğuk yemen. Yel alır, sel
bulur, el el ile doğrulur, kul dil ile
yoğrulur. Yol, gidene kolay gelir, soracağı bilir.” dedi. “Yürü yürü, yolda gördük sürü.” ‘YAR!’ dedik, ver eli. Adı
VELİ, gönlü deli. Sunduğu sende, yendiği kumda. Ömürden
yumuşak. Aldığın gibi, bildiğin
VELİ, adı LALELİ. “Yersiz kalmadım, kumsuz olmadım, dünyayı ahireti
bölmedim, cenneti cehennemi sormadım. Cennet O’nun, cehennem O’nun. Ya ben
kimin? Bir elim cenneti, bir elim cehennemi andırdı. İkisi bir oldu, gönlü
yandırdı. Dedim kuluna; cennet veremez, cehennemi anmayınca, ikisi bir
olmayınca. Arif olan adın arar, adın bana yol verir der. “dedi, muhabbet
bağından getirdiği şarabı sundu. “Andılar anılsınlar, döndüler
sevinsinler.” dedi, selamladı.
“Saydık geldik adımı, yoğun
dedik hizmetini. Alacaksın vereceksin geçen günü sileceksin, LALELİ’den
aldığın selama getiren ile güleceksin. Sormadan aldığın her toprakta,
izin ile diktiğin her yaprağın hizmeti vardır. Kayguda kaldığın
an, yeniden adına hazırlanırsın. Kayguyu sil! ALLAH ADI’na attığın her
adımı, sonuna götür! Çevreyi yerden soramazsın, çehreyi bildiğin halde
silemezsin!” dedi, LALELİ selamladı yürüdü.

“Gür akan suya yol veren dursa,
cümlesini gerçek bulursa; elbet her nefes geçerlidir. Kaymayı denersen buz
üstünde, donar gelirsin söz üstünde.” dedi, LALELİ selam ile söze geldi: “Diller söylesin GÜL’ü, gönüller
ayırsın şerri. ‘YAR.’ diye-diye geldik, her lokmada ADI’nı andık,
doğruya ALLAH ADI ile yöneldik.” dedi LALELİ, yerden göğe
bildiğini, bir nefeste saklı budu. “Her nefesin bağladığı düzenedir,
sahibinin her ağaçtan topladığı YAZAN’adır.” dedi, LALELİ
selamladı.
“Her söz alanındır,
sevgisi ile dolanındır. Duvara yön veremezsin örüldü ise, sen duvara uyacaksın,
alacağın her sözü duyacaksın; çevrende olanı bilecek, gerçeğe
doyacaksın.” dedi, her öğüne bir düğüm, her sözüne bir düğüm
atan LALE’yim, soracaksın… “Altın sayarsam, nefsime
sorarım; gümüş sayarsam, hevesimi sınarım; ‘Altın, gümüş bir.’ diyeni
kınarım. Demde atım bağlıdır, dilediğim an çözerim; nefsime yol,
sadece kendim çizerim.” dedi, LALELİ selamladı.
“Konuk gelse sözüme,
güzel dese yüzüme; aynaya bakacağım, sevgimden her gönülde çerağı
yakacağım.” dedi, LALELİ sözü aldı:

LALELİ’ye sorduk, sohbette her
geleni sardık. Soframız cümleye açılır, açık kapıdan selam ile geçilir.
“Ay’dan aldığına, yıldıza sorduğuna ‘Selam.’ desin bilsin, olaylara
gülsün.” dedi, LALELİ selamladı

“YAR ADI’na serdik
geldik, gönülden geleni sorduk bildik. Akçayı ak kütüğe, bohçayı tatlı
katığa aktarsın, niyazın ile DOST KAPISI’na varsın.” dedi, LALELİ
sözü aldı: “Diz koyduğun gün, senin; söz
verdiğim gün, benim… Ayak-ayak geldiğine, sebeplere güldüğüne
şahit olduk, selam verdik; meyhanede sakiyi sorduk, dediler ki ‘Yudum
yudum alana vereceğiz, doğuştan bilene geleceğiz,
selamımızı cümle ile paylaşacağız.’ “dedi, LALELİ yanımızda
olana selamını iletti.

“Dağlar deyince gülsem,
çıkışa ayak vursam, çıktığım anda dursam; yaratılmış her
zerreyi, yaratılan adına görsem…” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Asmalara su gitse, gelen suyu bilen
itse, her emekçi emeğinden katsa; yollar yolcu ile dolar, RABB’im bir
sevaba bin birini katar, bilen ile bilmeyenin elinden tutar. Çağrıya
uyandan, RAB ADI’nı gönülden duyandan, ALLAH’ım RAZI olsun, sevgisini cümlede
bulsun.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. “Kar yağdı örtü oldu, karınca
örtünün altında kaldı; kaygu mu? Yuvası sıcak-sıcak, gönlünde yanar ocak, dört
yönünü kucak-kucak kendinden olana açacak. Sahibiz sahibiyiz gönlümüzde olanın,
sözü bizde kalanın, yerde gökte bulanın. Tarlalar açılacak, laleler seçilecek;
isim ile alışan, her köprüyü geçecek.” dedi, LALELİ selamladı.

“Doğruya el attı isem,
çağrıya uyduğumdandır; seherden günü bildi isem, HAK ADI’na
geldiğimdendir.” dedi, LALELİ sözü aldı: “Çimenlere varayım, soframı orda
kurayım, gelsin alsın diye her seveni çağırayım. Dağlardan gelen
pınarlar katılırdı, yollardan gelen kuşlar sözümüze atılırdı; ‘Ne güzel
gelişimiz, gönüllerden alışımız…’ derler de, her çiçeğe adlarını
yazarlardı.” dedi, LALELİ selamladı.

“Sözden
sazdan aldığımız, LALELİ ile geldiğimiz, gerçeği soframızda
gördüğümüzü bildirelim.” dedi, MERKEZ’im ile LALELİ sözü aldı: “Dokuduğum
bezde, okuduğum sözde, HAK gerçeğini buldum; niyaz ile geldim, seyre
LALELİ ile daldım, göklere selam veren bulutları saydım. Dört duvar
örtülecek, bir kapı açılacak, cümle ile geçilecek; LALELİ yorumda bilgisi
ile katılacak, seherden aldığı ile Güneş’ten bulduğunu
bağlayacak.” dedi, MERKEZ’im sözü LALELİ’ye verdi. “Çivi
çaktım duvara, samanı verdim davara. Yerden aldılar suyu, yumuşak verdiler
huyu. Kuyuya dalmadılar, dar bilgide kalmadılar, ‘Nerden? Niye?’ sormadılar.”
dedi, LALELİ MERKEZ’im ile selamladı.
“Sudan balık avlarsam, doyasıya
bulurum; suyun verdiği kadar, aldığıma uyarım.” dedi, LALELİ sözü
aldı: “ ‘Bağlamazsam salımı,
bilemezsem halimi, kim tutacak kolumu?’ dedim, RABB’ime yöneldim, bağlı
olan aklımı kainata saldım. ‘Gez de gör, gör de bul, bul da ol, görgüde sevgi
ile dol.’ dedim, kendimden kendime çemberi kurdum.” dedi, LALELİ selamladı.

"VEFA
ile sohbete binbir günde oturduk, günleri geceleri bir hamlede bitirdik,
soyunduğumuz gerçekte HAK aşını kotardık." dedi, LALELİ,
VEFA ile sohbete geldi: "Bir
nağmeye bağlı kalmadık, aynayı aldıkta sözden bilmedik. Saz ile sözün
BİR'liğine eğildik, dostluk çorbasına kaşığı çaldık.
Cümlesi gelsin, TELLİ ile YUŞA kalede kalsın, LOHUSA cümleye KEVSER
ŞARABI sunsun, RABİA elden ele dilenen nasibi versin, SARI SALTUK
elinde belinde kuşağını bulsun, dilenen her derde ALİ şifa
versin. Öğütte söğütte buluşanlar bilsin, 'BİR'liğe
örnek, ormandır.' desin."

“Olmayanı değil, bilinmeyeni
aradık, LALELİ diye her kapıya sorduk. Adına DOST diye nokta koyarlar,
oturduğu postu güzelden sayarlar. ‘DOST.’ diye geldik söze, nağme ile
girdik hazza.” dedi, LALELİ binbir noktaya gerçeği yazdı: “Okuyalım satır-satır, kim derse ki
kulda hatır; ALLAH ADI’na selam verelim, selamın her harfine TEKBİR
getirelim. Dağlar yolumuzu açar, dileyen zorlamadan geçer.” dedi,
LALELİ selamladı.

“İki kapıda durduk, iki yoksulu
gördük; biri ‘Aşım yok.’ dedi,
biri ‘İşim çok.’ dedi. Kulak verdik YAZAN’a, DEDİ ‘UYMA
YOZANA. GELDİ İSE KAZANA; NE AŞTAN NE İŞTEN ZORLANIR,
NE DE GELDİĞİ KAPIDA HORLANIR.’ Değiştirdik yolumuzu,
eleştirdik halimizi. Dedik; KABE’ye gidip gelelim, RESULÜ’nün
güzelliğini görelim.’ Denildi ki; ‘Her güzele ADI’nı yazar, aldığın
verdiğin her nefeste gerçeği kazar.’ ‘EYVALLAH.’ dedik, gönül
kapımızda gözümüzü açtık.” dediler, selamladılar. (Her gönül KABE mi?) EYVALLAH.

LALELİ
der ki: “Yedi rengi oluşturan, bir renk ile buluşturan;
BİLEN’in yazgısıdır, görenin çizgisidir.”

“Dar sokak bize gelmez, dar bilgi
söze girmez, verdiğimiz GÜL elde asla solmaz.” dedi, RABİA sözü aldı: “LALELİ’ye uğradık,
elde elma doğradık, bal ile kardık, başı ağrıyana yesin dedik.
Dar alan genişler, yapraklarda çözülen vardır. LALELİ’ye dedim ki;
‘Oturduğun han senin mi? Yıkandığın külhan, soyun mu? Doğruyu
bildiğin, suyun mu?’ ‘ALLAH, EYVALLAH.’ dedi, oturduğu handa kendini
sultan bildiğini, yıkandığı külhanda sultanlığını
sıyırdığını, suyunu içtiğinde HAK KELAMI buyurduğunu söyledi. ‘YA RAB!’ dedim, bir fistana
sarındım, bir destanla arındım, HAK ADI ile korundum. SENDEN SANA şükürler
olsun, SENİ bilen kulları soframıza gelsin.” dedi, RABİA selamladı.
“Az giydim, çok yedim, verenin
gönlünü gördüm; ne somundan dağılanı, ne suyundan eksileni gördüm.” dedi, LALELİ
sözü aldı: “Destim elimde ise, yoldaşım
söze gelir; somun elimde ise, haldaşım söze durur; bir yerde yol verseler,
cümle alem dize varır. Kim ki BİRLİK’in temelini gönlünde taşır,
kim ki gönlünün sevgisine varlığınca çalışır; ne somunsuz kalır, ne
de testisiz, ne dostsuz kalır, ne de desteksiz.” dedi, LALELİ selamladı.

“Ak bulut yayan olmaz, gönülde
kaygu kalmaz, dereden gelen geçen gördüğünden şaşa kalmaz. Aldık
geldik yüce dağa, akan suya, bakan ovaya.” dedi, HAMZA DOST söze VEYSEL
ile geldi. Döne-döne geldiler LALELİ’yi aldılar, MEYDAN’da olanlara
katıldılar, ‘YA ALLAH’ diye-diye sofranıza sohbetleri ile katıldılar: “Her ocak yanacaktır, her kulu
gerçeğe dönecektir, güzeli bulan sevinecektir. ALLAH’ım her birinizi
sevincine katsın, her adımda elinizden biri tutsun!” dediler, cümlenizi
selamladılar.

“Düğmemiz koptu ise dikeriz,
sepete gereksiz eşya kondu ise dökeriz, diktiğimiz ağaç kurudu
ise sökeriz. Yeni fidan geçerlidir, sevinelim; eksik olanı dikti isek, övünelim;
‘RABB’im en güzelini verir.’ diyelim, güvenelim.” dedi, LALELİ sözü
MERYEM’e verdi:
“Altın anahtar elindedir, kimden
aldığını soralım; altın sahan sofradadır, kimden bulduğunu soralım;
verdiği bilgi ile, her geleni saralım.” dedi LALELİ sözü aldı: “Açtığım sofrada,
geçtiğim her yolun çiçeği vardı. Her çiçek ile, gönlüm darlığı
sildi; lokma-lokma yediğim her somun, buğday ile bağlandı;
sedeften işlenen rahleye KUR’AN konuldu, dileyene-dileğince sunuldu.”
dedi LALELİ selamladı.

“Düğme diktim fistana,
sordum yazılan destana; ‘Adımız kaydında mı?’ ‘Satır-satır okusana, bilgin ile
dokusana!’ dediler, LALELİ’yi açık yolda buldular. Anda hanede, anda
meyhanede, anda KABE’de döne-döne dolandım, sevgim ile hallendim.” dedi, LALELİ;
saygı ile bütünlenen, sevgi ile tanımlanan cümlenizi selamladı.
"Ata vurdum eğeri, dedim
‘Kuldan değeri.’ Yollar; bilenin yoludur, sevenin halidir, ‘Bilmezsem?’
diyenin kaderidir. Bilene uydurur, buz üstünde kaydırır" dedi ,
LÂLELİ sözü aldı: "Kendime aldığım somun
ile yedi komşu doyurdum, ‘Az gelirse?’ demeden cümle DOST'u kayırdım.
Çeşme başı serincedir, kuyu başı derincedir; RABB'im cümleyi
görür, yerdeki karıncadır; her biri nasibini alır, her kulu RABB'imden geleni
bilir." dedi, LÂLELİ; gönlünden gelen ile, geleceğin sevincini
paylaştı. " Suya şeker katalım, hafif tatlı içelim. Seyredelim
devranı, YUNUS misali hayranı." LÂLELİ selamladı.