Laleli

9 ağustos
“Dayan gönlüm dayan, soyluyu bulduk demen, pişmiş aşı soğuk yemen. Yel alır, sel bulur, el el ile doğrulur, kul dil ile yoğrulur. Yol, gidene kolay gelir, soracağı bilir.” dedi. “Yürü yürü, yolda gördük sürü.” ‘YAR!’ dedik, ver eli. Adı VELİ, gönlü deli. Sunduğu sende, yendiği kumda. Ömürden yumuşak. Aldığın gibi, bildiğin VELİ, adı LALELİ. “Yersiz kalmadım, kumsuz olmadım, dünyayı ahireti bölmedim, cenneti cehennemi sormadım. Cennet O’nun, cehennem O’nun. Ya ben kimin? Bir elim cenneti, bir elim cehennemi andırdı. İkisi bir oldu, gönlü yandırdı. Dedim kuluna; cennet veremez, cehennemi anmayınca, ikisi bir olmayınca. Arif olan adın arar, adın bana yol verir der. “dedi, muhabbet bağından getirdiği şarabı sundu. “Andılar anılsınlar, döndüler sevinsinler.” dedi, selamladı. 

28
“Saydık geldik adımı, yoğun dedik hizmetini. Alacaksın vereceksin geçen günü sileceksin, LALELİ’den aldığın selama getiren ile güleceksin. Sormadan aldığın her toprakta, izin ile diktiğin her yaprağın hizmeti vardır. Kayguda kaldığın an, yeniden adına hazırlanırsın. Kayguyu sil! ALLAH ADI’na attığın her adımı, sonuna götür! Çevreyi yerden soramazsın, çehreyi bildiğin halde silemezsin!” dedi, LALELİ selamladı yürüdü.

84-1
“Gür akan suya yol veren dursa, cümlesini gerçek bulursa; elbet her nefes geçerlidir. Kaymayı denersen buz üstünde, donar gelirsin söz üstünde.” dedi, LALELİ selam ile söze geldi: “Diller söylesin GÜL’ü, gönüller ayırsın şerri. ‘YAR.’ diye-diye geldik, her lokmada ADI’nı andık, doğruya ALLAH ADI ile yöneldik.” dedi LALELİ, yerden göğe bildiğini, bir nefeste saklı budu. “Her nefesin bağladığı düzenedir, sahibinin her ağaçtan topladığı YAZAN’adır.” dedi, LALELİ selamladı.

12
“Her söz alanındır, sevgisi ile dolanındır. Duvara yön veremezsin örüldü ise, sen duvara uyacaksın, alacağın her sözü duyacaksın; çevrende olanı bilecek, gerçeğe doyacaksın.” dedi, her öğüne bir düğüm, her sözüne bir düğüm atan LALE’yim, soracaksın… “Altın sayarsam, nefsime sorarım; gümüş sayarsam, hevesimi sınarım; ‘Altın, gümüş bir.’ diyeni kınarım. Demde atım bağlıdır, dilediğim an çözerim; nefsime yol, sadece kendim çizerim.” dedi, LALELİ selamladı.

3
“Konuk gelse sözüme, güzel dese yüzüme; aynaya bakacağım, sevgimden her gönülde çerağı yakacağım.” dedi, LALELİ sözü aldı:

25
LALELİ’ye sorduk, sohbette her geleni sardık. Soframız cümleye açılır, açık kapıdan selam ile geçilir. “Ay’dan aldığına, yıldıza sorduğuna ‘Selam.’ desin bilsin, olaylara gülsün.” dedi, LALELİ selamladı 

5 kasım
“YAR ADI’na serdik geldik, gönülden geleni sorduk bildik. Akçayı ak kütüğe, bohçayı tatlı katığa aktarsın, niyazın ile DOST KAPISI’na varsın.” dedi, LALELİ sözü aldı: “Diz koyduğun gün, senin; söz verdiğim gün, benim… Ayak-ayak geldiğine, sebeplere güldüğüne şahit olduk, selam verdik; meyhanede sakiyi sorduk, dediler ki ‘Yudum yudum alana vereceğiz, doğuştan bilene geleceğiz, selamımızı cümle ile paylaşacağız.’ “dedi, LALELİ yanımızda olana selamını iletti.

22
“Dağlar deyince gülsem, çıkışa ayak vursam, çıktığım anda dursam; yaratılmış her zerreyi, yaratılan adına görsem…” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Asmalara su gitse, gelen suyu bilen itse, her emekçi emeğinden katsa; yollar yolcu ile dolar, RABB’im bir sevaba bin birini katar, bilen ile bilmeyenin elinden tutar. Çağrıya uyandan, RAB ADI’nı gönülden duyandan, ALLAH’ım RAZI olsun, sevgisini cümlede bulsun.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. “Kar yağdı örtü oldu, karınca örtünün altında kaldı; kaygu mu? Yuvası sıcak-sıcak, gönlünde yanar ocak, dört yönünü kucak-kucak kendinden olana açacak. Sahibiz sahibiyiz gönlümüzde olanın, sözü bizde kalanın, yerde gökte bulanın. Tarlalar açılacak, laleler seçilecek; isim ile alışan, her köprüyü geçecek.” dedi, LALELİ selamladı.

10
“Doğruya el attı isem, çağrıya uyduğumdandır; seherden günü bildi isem, HAK ADI’na geldiğimdendir.” dedi, LALELİ sözü aldı: “Çimenlere varayım, soframı orda kurayım, gelsin alsın diye her seveni çağırayım. Dağlardan gelen pınarlar katılırdı, yollardan gelen kuşlar sözümüze atılırdı; ‘Ne güzel gelişimiz, gönüllerden alışımız…’ derler de, her çiçeğe adlarını yazarlardı.” dedi, LALELİ selamladı.

14
“Sözden sazdan aldığımız, LALELİ ile geldiğimiz, gerçeği soframızda gördüğümüzü bildirelim.” dedi, MERKEZ’im ile LALELİ sözü aldı: “Dokuduğum bezde, okuduğum sözde, HAK gerçeğini buldum; niyaz ile geldim, seyre LALELİ ile daldım, göklere selam veren bulutları saydım. Dört duvar örtülecek, bir kapı açılacak, cümle ile geçilecek; LALELİ yorumda bilgisi ile katılacak, seherden aldığı ile Güneş’ten bulduğunu bağlayacak.” dedi, MERKEZ’im sözü LALELİ’ye verdi. “Çivi çaktım duvara, samanı verdim davara. Yerden aldılar suyu, yumuşak verdiler huyu. Kuyuya dalmadılar, dar bilgide kalmadılar, ‘Nerden? Niye?’ sormadılar.” dedi, LALELİ MERKEZ’im ile selamladı.

11
“Sudan balık avlarsam, doyasıya bulurum; suyun verdiği kadar, aldığıma uyarım.” dedi, LALELİ sözü aldı: “ ‘Bağlamazsam salımı, bilemezsem halimi, kim tutacak kolumu?’ dedim, RABB’ime yöneldim, bağlı olan aklımı kainata saldım. ‘Gez de gör, gör de bul, bul da ol, görgüde sevgi ile dol.’ dedim, kendimden kendime çemberi kurdum.” dedi, LALELİ selamladı.

30
"VEFA ile sohbete binbir günde oturduk, günleri geceleri bir hamlede bitirdik, soyunduğumuz gerçekte HAK aşını kotardık." dedi, LALELİ, VEFA ile sohbete geldi: "Bir nağmeye bağlı kalmadık, aynayı aldıkta sözden bilmedik. Saz ile sözün BİR'liğine eğildik, dostluk çorbasına kaşığı çaldık. Cümlesi gelsin, TELLİ ile YUŞA kalede kalsın, LOHUSA cümleye KEVSER ŞARABI sunsun, RABİA elden ele dilenen nasibi versin, SARI SALTUK elinde belinde kuşağını bulsun, dilenen her derde ALİ şifa versin. Öğütte söğütte buluşanlar bilsin, 'BİR'liğe örnek, ormandır.' desin."

12
“Olmayanı değil, bilinmeyeni aradık, LALELİ diye her kapıya sorduk. Adına DOST diye nokta koyarlar, oturduğu postu güzelden sayarlar. ‘DOST.’ diye geldik söze, nağme ile girdik hazza.” dedi, LALELİ binbir noktaya gerçeği yazdı: “Okuyalım satır-satır, kim derse ki kulda hatır; ALLAH ADI’na selam verelim, selamın her harfine TEKBİR getirelim. Dağlar yolumuzu açar, dileyen zorlamadan geçer.” dedi, LALELİ selamladı.

5 aralık
“İki kapıda durduk, iki yoksulu gördük; biri ‘Aşım yok.’ dedi,  biri ‘İşim çok.’ dedi. Kulak verdik YAZAN’a, DEDİ ‘UYMA YOZANA. GELDİ İSE KAZANA; NE AŞTAN NE İŞTEN ZORLANIR, NE DE GELDİĞİ KAPIDA HORLANIR.’ Değiştirdik yolumuzu, eleştirdik halimizi. Dedik; KABE’ye gidip gelelim, RESULÜ’nün güzelliğini görelim.’ Denildi ki; ‘Her güzele ADI’nı yazar, aldığın verdiğin her nefeste gerçeği kazar.’ ‘EYVALLAH.’ dedik, gönül kapımızda gözümüzü açtık.” dediler, selamladılar. (Her gönül KABE mi?) EYVALLAH. 

19
LALELİ der ki: “Yedi rengi oluşturan, bir renk ile buluşturan; BİLEN’in yazgısıdır, görenin çizgisidir.” 

26
“Dar sokak bize gelmez, dar bilgi söze girmez, verdiğimiz GÜL elde asla solmaz.” dedi, RABİA sözü aldı: “LALELİ’ye uğradık, elde elma doğradık, bal ile kardık, başı ağrıyana yesin dedik. Dar alan genişler, yapraklarda çözülen vardır. LALELİ’ye dedim ki; ‘Oturduğun han senin mi? Yıkandığın külhan, soyun mu? Doğruyu bildiğin, suyun mu?’ ‘ALLAH, EYVALLAH.’ dedi, oturduğu handa kendini sultan bildiğini, yıkandığı külhanda sultanlığını sıyırdığını, suyunu içtiğinde HAK KELAMI buyurduğunu söyledi. ‘YA RAB!’ dedim, bir fistana sarındım, bir destanla arındım, HAK ADI ile korundum. SENDEN SANA şükürler olsun, SENİ bilen kulları soframıza gelsin.” dedi, RABİA selamladı.

14
“Az giydim, çok yedim, verenin gönlünü gördüm; ne somundan dağılanı, ne suyundan eksileni gördüm.” dedi, LALELİ sözü aldı: “Destim elimde ise, yoldaşım söze gelir; somun elimde ise, haldaşım söze durur; bir yerde yol verseler, cümle alem dize varır. Kim ki BİRLİK’in temelini gönlünde taşır, kim ki gönlünün sevgisine varlığınca çalışır; ne somunsuz kalır, ne de testisiz, ne dostsuz kalır, ne de desteksiz.” dedi, LALELİ selamladı.

20
“Ak bulut yayan olmaz, gönülde kaygu kalmaz, dereden gelen geçen gördüğünden şaşa kalmaz. Aldık geldik yüce dağa, akan suya, bakan ovaya.” dedi, HAMZA DOST söze VEYSEL ile geldi. Döne-döne geldiler LALELİ’yi aldılar, MEYDAN’da olanlara katıldılar, ‘YA ALLAH’ diye-diye sofranıza sohbetleri ile katıldılar: “Her ocak yanacaktır, her kulu gerçeğe dönecektir, güzeli bulan sevinecektir. ALLAH’ım her birinizi sevincine katsın, her adımda elinizden biri tutsun!” dediler, cümlenizi selamladılar.

3 nisan
“Düğmemiz koptu ise dikeriz, sepete gereksiz eşya kondu ise dökeriz, diktiğimiz ağaç kurudu ise sökeriz. Yeni fidan geçerlidir, sevinelim; eksik olanı dikti isek, övünelim; ‘RABB’im en güzelini verir.’ diyelim, güvenelim.” dedi, LALELİ sözü MERYEM’e verdi:

1 mayıs
“Altın anahtar elindedir, kimden aldığını soralım; altın sahan sofradadır, kimden bulduğunu soralım; verdiği bilgi ile, her geleni saralım.” dedi LALELİ sözü aldı: “Açtığım sofrada, geçtiğim her yolun çiçeği vardı. Her çiçek ile, gönlüm darlığı sildi; lokma-lokma yediğim her somun, buğday ile bağlandı; sedeften işlenen rahleye KUR’AN konuldu, dileyene-dileğince sunuldu.” dedi LALELİ selamladı. 

8
“Düğme diktim fistana, sordum yazılan destana; ‘Adımız kaydında mı?’ ‘Satır-satır okusana, bilgin ile dokusana!’ dediler, LALELİ’yi açık yolda buldular. Anda hanede, anda meyhanede, anda KABE’de döne-döne dolandım, sevgim ile hallendim.” dedi, LALELİ; saygı ile bütünlenen, sevgi ile tanımlanan cümlenizi selamladı. 

12
"Ata vurdum eğeri, dedim ‘Kuldan değeri.’ Yollar; bilenin yoludur, sevenin halidir, ‘Bilmezsem?’ diyenin kaderidir. Bilene uydurur, buz üstünde kaydırır" dedi , LÂLELİ sözü aldı: "Kendime aldığım somun ile yedi komşu doyurdum, ‘Az gelirse?’ demeden cümle DOST'u kayırdım. Çeşme başı serincedir, kuyu başı derincedir; RABB'im cümleyi görür, yerdeki karıncadır; her biri nasibini alır, her kulu RABB'imden geleni bilir." dedi, LÂLELİ; gönlünden gelen ile, geleceğin sevincini paylaştı. " Suya şeker katalım, hafif tatlı içelim. Seyredelim devranı, YUNUS misali hayranı." LÂLELİ selamladı.