SARI SALTUK der ki:
“Sözün kesin olsun, HAK dilinden gelsin. ‘Denmedi, söz dönmedi.’ diyene; ‘HAK
DİLİ’nden gelen, dönüş bulmaz.’ densin.” dedi, selamladı. (Resim
verildi: SARI SALTUK) Konuğun aldığı
hediyesidir. SARI SALTUK geldi, elini verdi, “Selamım olsun, gönlünde bulsun,
eli elde bilsin.”
(Resim verildi: SARI SALTUK) Ekin dedi
yürüdü, yastık diye uyudu. Gönlünü saldı, SARI SALTUK’u buldu. HAK ERENLER,
BİR oldu. EYVALLAH. “El-elde olsun, gönül darda kalmasın.” dedi,
hediyesini verdi.

"Kaşık elde geleyim, aşı nerde bulayım, taşa
atı bağlayım." dedi, SARI SALTUK selamladı. " 'Dur.' diyene
gülmedim, HAK ADI'na vermeyenden almadım. Hakkım SEN'den gelendir, nasibim
anlıma yazılandır." dedi, SARI SALTUK yürüdü.

"Dövmedin ezeni,
bilmedin sezeni, sormadın susanı. Elden alır, GÜL'den bilir, cümlede rahmeti
görür." dedi, sözü HAMZA DOST'a verdi:
“Bağdan geldim
ovaya, ‘Güzel.’ dedim havaya. Aktı nehrin suları, tuttum attan yuları.
‘Sefer.’ dedim, seheri bekledim” dedi, SARI SALTUK geldi: “Her dağda adımız
var, her yolda gönlümüz var. Ne var ki ömrümüz dar.” dedi, yürüdü.

“Gamda güne bakmadım,
kanda aykırı görmedim, düzde savaş vermedim” dedi, SARI SALTUK sözü aldı: “Akyazı’ya uğradım,
selam aldım getirdim. ÖZ’ü sözü bağladım, ‘Hayır ALLAH’ım.’ dedim.
Çeşmeler akar durur, ocaklar yakar durur; nasip geldi YÜCE’den,
kucağa döker durur” dedi, SARI SALTUK yürüdü. (Ak yazıdan
murat ne DEDE’ciğim?) ERENLER’in durağı.

“Kapı açık yerden
göğe, kapı açık doğudan batıya, kapı açık hem yumuşak hem
katıya” dedi, SARI SALTUK sözden aldı, söze verdi. YEMEN’den gelenlere,
‘KABE’ye selam!.’ diyenlere ‘Selam sizlere!’” dedi, sözü HACI BEKTAŞ’a
verdi:
"Kement attım, atı
tuttum." dedi, SARI SALTUK söze girdi: "Kartal yuvası
aradım, yavrusunu kolladım. Ele alamadım, sözü bilemedim. Yavru geyik ele
geldi, dizi dize vurdu. Anladım ki ulaşılan ulaşılamayan varmış,
bilene dünya darmış, bilmese bileceği karmış. Alacağım
vereceğim, sizler ile sevginin temelini göreceğim." dedi, SARI
SALTUK yürüdü.

“Konuk geldi söz ile,
suyu geçti saz ile, güzele gönül verdi, yapısından haz ile. Kardık kar ile
pekmezi, sorduk hal ile çekmezi. Dediler, ‘Kar soğuk, pekmez tatlı; alacak
bilen kulunu dilenen atlı.’ ‘Almayı
diledi mi?’ dediler, yardımcı olana sordular. YAZAN izin verdiyse, kulu
‘ALLAH!’ dediyse; elbet at ile gelişiriz, dilenen yolda buluşuruz.
Adımı sorana vereyim, SARI SALTUK. Her tepeden bakındım, hatalardan sakındım.
Gelse gelmese, Güneş ışık vermese; aydan yıldızdan sordum, yine de
her zerrede, seveni sevileni sardım.” dedi, SALTUK yürüdü.

“ALLAH’ıma emanet
olunuz. Selamette bilginizce kalınız, uyumda güzelliği bulunuz. Gezmeyi
dilerseniz, her adımda O’nu anınız. Dağılan öylece toplanır, her zerreniz
bilim ile katlanır, her anımız ilim ile beslenir.” dedi, SARI SALTUK selamını
sizler ile paylaştı.

“Hepimiz bir-bir geldik,
hepimiz sırda kaldık. Açalım perdeleri, dürtelim zorbaları. Kama ile ok ile
değil elbet, DOST diye-diye.” dedi, SARI SALTUK söze geldi: “Kement attığın olaya, düzen
vereni düşün! Yoğun gelişen olayda, ağır çalışana söz
etme! Karşımızda olana! Kendinde aradığın, yorumda
katıldığındır. Bahçendeki çiçek misali, yolundakine de su ver!” MERYEM
söze girdi, SALTUK ile sözü birledi: “Eğilene, VARLIK’tan; dikilene
zorluktan gerçeği buldur, ham meyveyi Güneşte oldur, gidemem diyeni
durdur. Zorlarsan yorulursun, kahır ile karılırsın. Sözünü, ocakta susuz
tencereye döktüğün su gibi söyleme, beklet öyle söyle!
‘Karşımdaki?’ dersin; karşındaki kızgın tencere ise, ani su
dökme! Ocağı yakacağız, tencereyi su ile bırakacağız.
Tencereyi ocağa susuz bırakırsan, elbet kızar.” dedi, SARI SALTUK
selamladı. (Resim verilir: SARI SALTUK) SARI SALTUK selam
ile verdi.
“Gökler yere inecek, ERLER
ata binecek, serdar yola düşecek. Manaya açılan kapılar, yolunu konuktan
bildirecek.” dedi, SARI SALTUK söze geldi: “Bağladık yazanı,
bekledik yozanı. Altın yerini bulur, gümüş elinde kalır. Her olaya
savaş diye bakarsan, her zerreyi tuzlu diye yıkarsan; dolu destiyi döker,
gine çeşmeye dönersin. ERLİK’te terlemek vardır gürlemek değil,
gayret vardır, zorlamak değil! Attığın her adımda naz ile yürürsün,
haz ile bulursun.” dedi, SARI SALTUK selamladı.

Kemer örülür, köprü
kurulur, bilen bilmeyen sorulur, SARI SALTUK denilir. “Otağ kursan ovaya,
yerden aldığın kadar dönsen havaya; olumunu bulacak, sen kendinde
kalacaksın.” dedi, SALTUK selamladı yürüdü. (Kime?) ‘Ayağımda ağrı
var, yüreğimde çağrı var.’ diyene.
“Mayayı bekledik, hamuru
çokladık, elinizi pakladık. ALLAH’ım yerden göğe razı olsun. Oyanın yeri
belli, ipliği telli olsun, yerden göğe her kulu cümleye selam
versin.” dedi, yerden göğe yolunu alan, YEMEN’de kendini bulan SARI SALTUK
selama cümleniz ile gelsin. “‘Sen mi aldın, ben mi verdim, yoksa gönüllerde mi
BİR’ledim?’ diyelim, her olaya cümleniz gülelim.” dedi, SARI SALTUK selamladı.

“At üstüne eğer vurdum, ayak
attım sefer sordum. ‘Yolunuz açık.’ dediler, SARI SALTUK ile sohbete geldiler.
Karıncaya iz veren, her bir kuşa söz veren, gidiş gelişe
hayırdan soran; elbet güzeli bulacak, aldığı verdiği ile ÖZ’ünde
kalacak.” dedi, SARI SALTUK adın bilen ile dostluğunu kuranlara selamın
iletti.

“Her yiğit, güçlüğe
göğüs verir. Her yiğit, güçlüğü yendik te müjdesini alır.” dedi,
SARI SALTUK gözden sözden hazdan bulduğu ile sevgisini dağıttı,
bilgisini eğitti. “Beklersen gelecek, yaprak olup saracak, birbirine
örecek.” dedi, selamladı.

“Bayrak açalım güne,
rüzgarda geçelim yöne.” dedi, SARI SALTUK sözü aldı: “Bin defa andığım
günde, SEN’sin; bin defa yandığım günde, SEN’sin; gönülden gönüle
aktığım, SEN’sin ALLAH’ım.” dedi, SARI SALTUK; her nefese bir niyazını
ekledi, selamladı.

“ ‘DOST’a selam.’ diyelim, akan suya
destimizi koyalım, aldığınca dolduralım, gücümüzce kaldıralım, dileyene
verelim, yeniden doldururuz.” dedi, ayağından başına yol örtüsüne
bürünen SARI SALTUK sözü aldı: “Bindiğin at getirir,
bildiğim söz bitirir; handa dursam hancı aşımı getirir; duman gelse,
gözüm toprakta kalsa, günün yorumu kayguları gönüllerden uzaklaştırır.”
dedi, SARI SALTUK selamladı

“SARI SALTUK geldi söze, dedi
oturduk sohbet ile dize. Bayram; seyranı bilenlerin günüdür, komşuyu
komşuda bulanların günüdür. Dumanını sildi isen, ateşinde yandı isen;
güzelleri bildiğin gündür.” dedi, SARI SALTUK selamladı.
SARI SALTUK; ‘YAR.’ diyenle
sallandı, ‘Gel.’ diyenle bellendi, ‘Kal.’ diyenle beklendi, selamladı.

SARI SALTUK dört yanda
bekleyenlere sordu: “Mayayı her birinize somun misali verdik, fırınınız dedik
sunduk. (Günü beklerken ve gözlerken, nasıl niyaz edelim?) ‘ALLAH. ALLAH.
LAİLAHE İLLALLAH.’ deyiniz, her güne öyle başlayınız; destiye
dolan suyu her dileyene sununuz amma, destiyi asla vermeyiniz. Siz her damlayı
bilirsiniz; bilmeyen, testideki suyu döker de, ne kendine, ne bendine yarar…” “Gelmeyi diledim geldim, HAMZA DOST’a
selam eyledim geldim, PİR SULTAN ABDAL ile söyleştim, LALELİ’ye
uymayı denedim. BAĞIŞLAYAN RABB’im , RAHMAN ADI’nı bildirdi,
cümlesine buldurdu.” dedi, selamını iletti, SARI SALTUK dört yanda bekleyenlere
sordu: YUŞA dedi ki: ‘Bayrağın
desteklidir, düşmanın kösteklidir.’ TELLİ dedi ki: ‘Duvarı örüldü, dost yüzü görüldü.’ YAHYA
dedi ki: ‘Her anında, RESULÜ yanında…’ MERKEZ’im dedi ki: ‘Doğmayan doğurulmayan, silmeyen silinmeyen,
bölmeyen bölünmeyen BİRLİK’e talib olduk, sevgimiz ile galip geldik,
verdiğin bilgin ile ALLAH’ım SEN’i bulduk. Unutturma, nefsimize barındırma.’

“Kavgayı, dağdan
taştan gelen bilir; taşlar ile, çalılar ile savaşı olur, güzeli
seyirde bulur.” dedi, SARI SALTUK sözü aldı: “İğde dalı
verimlidir, çiçeğinde güzellik sorunludur; ‘Miyyar var mı?’ diyene
sözümüz, kendi kendini bulmakla zorunludur! İğdenin çiçeğini
tütsü yapıp yaksınlar, kuyuya söz edenler dönüp deryaya baksınlar! YEMEN’den
sözü aldık, YAR ADI’na size verdik.” dedi, SARI SALTUK selamladı. (İğde
çiçeğinin tütsüsü, neyin şifası olarak verildi?) Bunalım giderir, bol iğde
yersen baş dönmesini giderir. Günümüz sayıyadır, gönlümüz konuyadır.
Yumuşak geldik yola, RABİA ile girdik kola.

SARI
SALTUK der ki: “Girdiğin her savaşın bil ki sonu barıştır,
dünya geldiğin halde gidişi ile bir karıştır, aldığın bilgi
verdiğine yarıştır.”

“Her bayrak sahibinindir, ele
alan bilir, varlığın temelinde gerçeği bulur; hem toprakta
gelişir, hem dalında olur; -(Dernek
olayıyla mı ilgili?)- ; saraylar taş ile topraktandır, bir tekmeye
yıkılır; SAHİBİ’ne güvenen, DOST diye-diye bakılır; yoğun gelen
her olayda, HAK AŞKI ile yorumsuz çıkılır.” dedi, SARI SALTUK cümlenizi
selamladı.
“SARI SALTUK selama durdu,
RABİA sofrayı kurdu. ‘Gel.’ dediler, sofraya gülleri serdiler, her
birinize tek-tek sordular; ‘Aldığın mı, bildiğin mi güzel?’ ‘Almazsam, bilemem; bilmezsem, bulamam;
bulmazsam, sevemem.’ dediler, her birinizden öyle cevap aldılar.

“SARI SALTUK at ile gelse, dört
duvarda adını okusa; her bir adımında cümlenizin sevgisini taşırdı,
geçilmeyen duvardan aşardı, ‘Gelmem.’ diyene şaşardı.
Soframızda, ‘Gelmem.’ diyen olamaz; HAK yolundan, seven gönül kalamaz!” dedi,
SARI SALTUK sözü LALELİ’ye verdi