

“Gel alalım, seyrini ADI ile
bulalım.” dedi, MERYEM söze girdi: “Ayağına uzanmaz,
bilemezse kazanmaz, attığı toprakta, dilenen elenmez. Katılmadığın
ortaklık, zarara kalmaz.” dedi, MERYEM cümlenizi selamladı.

“Tatlı acı yenilir, güzel halde sevilir,
seni beni silersen, dünyada huzur yayılır. Katı gelen kırılır, yumuşak
gelen sarılır. Yapıyı hep bir tutalım, doğruya öyle bakalım.” dedi, MERYEM
doğudan batıya selam iletti. “Mana eşittir, kullar çeşittir.
Sen ben demezsen yerini bildiğine, kendin ile kendini bulduğuna
işarettir.” MERYEM düzden sözü bağladı.

“Düzde
yürüyen, el dilemez, yokuşa yürüyen gelen geçeni arar, bildiği kadar
değil zorluğu kadar yardıma çağırır. O zaman, el ele tutunuz,
elden eli bırakmayınız ki beraberce yükselesiniz, güzeli daha güzel göresiniz.
Her kulu birbirine eşittir, simaları görgüleri dinleri çeşittir.
Aracı değil, amacı beraberinizde götürünüz, aracı dağın eteğinde
yatırınız.” dedi, cümlenizi selamladı, yürüdü.

“Aslını
bilmezsen, insan olmazsın, kabını bulmazsın, bargahta kalmazsın, dünyayı
bilmezsin. ‘Öyle ise sen nesin?’ dediğimde, HAKK’a yöneldik, HAK SÖZÜN
dedik, kulluğun kitabını diledik, bekleriz. CAN’dan alalım, CAN’lı
bilinelim, kulluk edelim. RUH’un CAN süzgecinden geçmesi gereklidir. (Üzümün
şarap olması için mi?) Gönlünü oluşturması için. Yani, sevginin formülü, CAN ile CANAN
arasındaki filtresi, AŞKI oluşturur. Bu filtreden mahrum kalanlara
verilen içindir. (Cinden bahsediyor) Ne var ki, asla kuluna yaklaşmaz,
yaklaşamaz. Kendisine verilen müddeti bekler. (Sonra ne
olur bu müddetin sonunda?) Yorumsuz kalınız.”

Seherden beri kendini kendinde bulana,
yerini HAK ADI’na çizene MERYEM’in selamını getirdik: “Dalmayı deneyen denize
sevgi duyandır, denizden gelene uyandır. Varsın bulmasın döner gelir.”

MERYEM dedi ki: “Her
öğün ADI’na dur. Eğildiğin sadece O olsun. Açacağın her
kapı O’nun ADI’nı versin.” ALLAH’ıma emanet olunuz.
Deyiniz ki: ‘Her görev mutluluk getirir, ERLİK kutlanır.’ (s:
Giriş paragrafında ç’nin bir sorusu vardı: Neden ‘ALLAH’ demedi de ‘RAB’
dedi acaba?) Gönlün
O’ndandır, kainat O’nun. O’ndan olan ile O’nun olan, birbirine hitaptadır.
KENDİ KENDİNE O DEMEZ! Gel gidelim gönülden gönüle;
diyelim ki ‘Nerdesin?’, görelim ki kimdensin. Ne yerdesin, ne serdesin; ne
zordasın, ne zardasın. Akan suda, yakan ateşte, bakan Güneş’te. Her
zerrede, her anda, her zanda. ‘Aldık SEN’den, bulduk SEN’den, umduk sondan.
Cümlemiz BİR olalım, cümlede BİRLİK’i bulalım. Hizmete ayak
tutalım, el atalım” dedi, MERYEM cümlede zerreleri selamladı.

Kendi denedi, cümleyi
belledi. YUNUS ile müjdeye katıldı. MERYEM, “Nasib.” dedi, soframıza atıldı: “TOKTAY ile geldik, ‘Nizam.’
dedik saydık, TOKTAY’ın sözü ile yapıya beklenen taşı koyduk. (Beklenen
taş nedir?)
Beklenen taş nedir? Koyu renkte, nizamı ahenkte; özlenen gözlenen, binası
nazardan gizlenen taştır. SAHİBİ, RESULÜ eli ile koydurur,
içinde olanları saydırır, çünkü hırkası ile giydirir.” dedi, TOKTAY “Secde
ALLAH’ım.” diye YÜCE’ye döndü. MERYEM selam iletti.

“Her kuşun ötüşünü saya-saya
belledim, her sözün bitişini uyum diye bekledim” dedi, MERYEM sözü aldı: “Yolunu, aşan bilir;
yokuşu, koşan bilir. Kaçana gönül koyan, kendinden uyum bekleyene söz
ile bağlanır” dedi, MERYEM selamladı.

“Her adıma ahenk verilir, kulu uyum ile
görülür.” dedi, MERYEM sözü aldı: “Ne dağdayım, ne de bağda,
suların aktığı yerde, kaygusuz baktığı yönde, oluştuk
buluştuk, akan suya kavuştuk. Her sözün bağlandığı yerde
yarım kalan olmaz dedik, kaleye bayrağı beraberce koyduk. ‘Dayanmazsan,
düşecek.’ diyene de ki: her kale sahibini bulur, sahibi ile adını alır.
Gölde tuz var ise, niyazım yerden, gölde saz var ise, bekleyen kuldan alır.
‘Gölde saz olur mu?’ derlerse, elbet olur diyeceğiz, her sazı bilen ile
bulacağız.” dedi, MERYEM sözü KAYGUSUZ’a bıraktı:

“MERYEM sözü aldı, geldi.
Sağda solda duydu, sordu. Yaya mı gelecek, ata mı binecek? Denildi ki:
‘Ata talib olundu, DOST ile dostluk kuruldu, soğuktan geleni, sıcak sildi.’
” dedi, MERYEM yürüdü.

“Geçtiğin yolda bulduğun,
adım-adım olduğundur. Doğurana el versem, gününde gönüle girsem.”
dedi, MERYEM sözü aldı: “Soyunduk söze ÖZ’e, yorumda dedik düze.
Güleceğiz bileceğiz, sözümüz var geleceğiz. Ay doğduysa,
gece aydın olur, kulun gönlü huzur bulur. Gölgeler silinsin, seherde güne
bakılır bilinsin.” dedi, MERYEM TOKTAY’ın selamını cümlenize iletti. “Yapıya
uyan gelir; çağırdık, duyan bulur. Yumuşak dedik geldik, meyvenin
tadına sevdik sevindik, zorda olanı kolaya çağırdık. Ganimet, yerini
bilene verilir; paylaşan, kendinden aldığını değil, kendinden
verdiğine sevinir.” dedi, MERYEM selamladı yürüdü.
“Yaprak adı güzeldir, toprak
ona bedeldir. Aldık verdik diyorsak, gönülde buluyorsak, oluşan ile
gelişiriz.” dedi, MERYEM söze geldi: “Sileceğiz her karayı,
bulacağız her soruyu. Zor gelse bile yollar, HAK ADI’na yürür kullar. El
ele verdiğimiz gün, her niyaz yerini bulur. TOKTAY niyaza gelir, kumda izi
görülür, HAK’tan SESİ duyulur. ‘Yoğun alış veriş, gerekli
midir?’ denilir. Alış verişin, HAK ile HAKK’adır.” dedi, MERYEM dizde
düzensizlikten sorana: ‘Yağ ile ovasın.” dedi, selamladı yürüdü.
“ ‘YA ALLAH.’ dedik girdik
söze, her günde geldik size, aldığın verdiğin güzel gelir göze.”
dedi, MERYEM söze geldi: “Yanımda olana,
doğuşta gelenin adımdan söz açılanın… Gölgeyi silmeden gülemezsin,
her aldığını bölmeden bilemezsin, ‘ALLAH. ALLAH.’ demeden dönemezsin.
Güçlük kendinde olandır, sana gelen değil. Sorguya aldığın her
olayda, sadece kendi zorluğun vardır. Olaylarda değil,
kolaylaştırmak için gereken
malzeme gine sendedir. Eşitliği bozma, çeşitte arama,
karşıtta bulma.” dedi, MERYEM günün yorumunda her an yanında olduğunu
bildirdi. “Sevgiliye öylece varacağız, sevgimizde her olayın özünü
bulacağız.” dedi, selamladı yürüdü.
“Komşuya sorduk, ‘Selam der misin,
komşuda pişen aşı yer misin?’ Elbet yiyeceğiz,
‘Dayandığımız ALLAH’ımız.’ diyeceğiz, komşuyu her
sevdiğimizde bulacağız. Her öğüte niyet kurduk, her seferde
aşı kardık. Doğuşta sofrayı kuracağız, cümlemiz beraber
olacağız. Kandiller cümlemize yanacak, niyazlar her birimizden gelecek,
olacağın güzelliği dumanları silecek, cümleye BİR’liği
bulduracak. Dağlar aşılma ile, yollar geçilme ile, gönüller
deşilme ile; olumluya gelir.” dedi, MERYEM cümlenin niyaza
hazırlandığını bildirdi.

“Ben BİR’de oldum,
gönüle BİR’den girdim. Her seferde ÖZ’üm ile gördüm.” dedi, MERYEM sözü
aldı: “ ‘At üstüne bineydim, yolu cümle ile
geçeydim.’ diyene: Her adıma nasib aldım, her adımda güzel gördüm. Yola niyet
kurdu isem, yolda bir an durdu isem; geleni gideni beklediğimden oldu, her
gönül aldığı ile doldu. Sesi az alıp az verenin sözünü kendinden
bekleyelim.” dedi, MERYEM eğitmene söz etti.
“Her çeşmeden su aldım, her durakta
kul buldum, senden benden diyerek ALLAH’ıma yol aldım. Suyun başı dolu
ise, tadındandır; sohbeti dolu olan, adındandır. Geldik verdik yolumuz, dedik
cümlede halimiz. Seyrettiysen düzeni, bildin derim YAZAN’ı. Karındaşına.
Yanınızda olanın, seyrini yolundan alanın. Yapısına kapısına, gelen geçen
söyleşir, aldığını verdiğini cümle ile paylaşır. Gölgeyi
almadan Güneş’i sorar, gelse gelmese zarar, der ki: ‘ALLAH’ımdan gelende
karar.’ Sen ile beni ayrı sofrada buldular yerini bildi diye kendinden geleni
sordular. Yarım kalan her düzen yerini dolduracak, aldığın her satır
gününü bildirecek. Suyuna geldiğim günde, huyun ile olduğum halde;
yerden göğe alsınlar, çevirenler gerçeği örtüsüz bulsunlar. O günkü
niyazını unutma. Her satıra yazdığın, seni senden ayırmadan buldurdu,
senin ile seni oldurdu. Kendim saydım dolu geldi, yerini soran saydı, ‘ULU
geldi.’ dedi. Mayayı ele alsan, hamurdan aşı tutsan; gerçeği, kendini
açmadan bulamazsın, Güneş açılmadan gölgeyi silemezsin. Doğuştan
aldığın her bilgiyi bohçadan çıkar; çünkü, seni sana bildirecek, gelen
günde bulduracak olan, doğuştan aldığındır. Aşıyı asla
kendine katma, kendinde olan bilgiyi yabana atma. Olacak bilecek yarı
kalmış gelecek.” MERYEM ile söyleştik, gölge dedik paylaştık,
olsa olmasa dertleştik, gönüle uymazsa sertleştik. “Gine de olan
alan oldu, kulu YAZILAN ile kaldı.” dedi, MERYEM selamladı.
“Düşünce ile, yerini
düzenleyemezsin. Sadece, DÜZENLEYEN’e uyacaksın, yardımında olanın sesini
duyacaksın. Sen, O’nun ile kayguyu silersen, olacaksın.” dedi, MERYEM söze
geldi: “Tuz aldım aşa kattım, ‘Ne güzel.’
dedim tattım. Benden aldığın sözü, senden bulduğum ÖZ’ü ben bilirim,
senin ile her an gelirim. Mümin kulu oluşur, SARI
ANA ile yolda söyleşir, günde olumlu olumsuz sözü kaynaşır. Kaynasın
dursun, OĞULCUK cümleden selam alsın. SARI ANA’nın OĞULCUĞU. Ne
çizen, ne de çözen, ayrı değildir. ‘HAK ile BİR olmazsan, DOST
KAPISI’nı çalmazsan, senden seni sorarlar.’ diyesin ona. YEDİLER bir geldiler,
MERYEM ile TOKTAY’ı aldılar; ‘Yerinde görelim, sevgilide olanı bilelim.’
dediler, DOST KAPISI’nda durdular. Önce toprağa vurdular, sonra suya
daldılar, sonra havadan zerreleri aldılar. Dediler ki; ‘On idik onbir olduk,
OĞULCUĞU aramıza aldık.’ ‘Nerden nereye geldi, kimindi
kimi buldu?’ diyene, de ki; ‘Zor idi koru buldu, su idi karı buldu,
Güneş’ten aldı akar suya daldı, bizim ile deryaya geldi.’ Her zorluğu
yenecek, gün gelecek sunacak, senden benden sanacak, yolu açık gelecek,
dilediği halde bulacak, yönde uzak kalmayacak, dilediği her zerrede
dilediği niyazı bulacak. Yıldız olduk göründük,
fistanlara büründük, çocuk gibi sarındık, her adımda beraber olduk. Sakin
kalsın beklesin, her kulunu yoklasın. Desin ki; ‘ALLAH BİR’dir,
BİR’dedir. Seven kulu, O’ndadır.’ Geldik; O’na döneceğiz,
bildiğimiz ile güleceğiz, gölgeyi anında sileceğiz, asla
şüphede kalmayacağız, günden sonra NUR olarak görüneceğiz.”
dediler, her biri söze söz katana düzeni göstermeye gittiler.

“Eylem, niyazın eklemidir.
ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun. Kapılar açıldı, EYVALLAH denildi geçildi.
Kundak ile bekleyen, MERYEM’i yoldan soran; aldığı her selama gülecek,
olduğu gibi kalacak, asla teke düşmeyecek. O’nun ile DOST
olduğumuz, dilediğim; DOST KAPISI’nda bulduğumuz müjdelendi.”
dedi, MERYEM, TOKTAY’ın adına cümlenizi selamladı

“Bağlı duranı çözdük, eğri
geleni çizdik, el ele güzelliği gezdik.” dedi, SARI ANA elden ele, yoldan
yola gayreti selamladı. “Olura selam verdik, onurda dumanı sildik; kumda ayak
izi verdik, DOST KAPISI’nda kaldık EYVALLAH. Dağılanı toplarsan,
eğileni katlarsan; görevini aldığını bileceksin, dilediğin kadar
değil, uzun uzun kalacaksın. Yumuşak her kulunda, dostları olur
yolunda. Dostlar ile BİR’liği kuralım, gerçeğe açıldık,
dileyenin eline el verelim. Diyelim ki: ‘Elimiz HAK ELİ’dir, dilimiz HAK
SÖZÜ’dür.’ Olacaksın, MERYEM ile sergiyi kuracaksın.”

“Her adımda sorarım, olumluya yorarım,
HAK ADI’na kararım. Gel diyenle, gül diyenle, gönülden gönüle güzeli aktaranla
geldik, yolumuza geleni selamladık. Dağdan inen kuzuya elini
sürdüğün, anan diye eteğine sardığın, sevgimize ortaksın. Dünyaya
gelişte, kendini bilişte, gölgeyi sileceksin. Konuk diye geleni, elde
yaprak bulanı tanıdığın gün; kendine ayna misali aktardın.” dedi, MERYEM
söze geldi: “Altın gümüş sendedir,
ayak izin kumdadır. Doğduğun gün, DOST’luğa uyduğun gün
oldu. Çevrene bak gör, çevrende ara bul, çevren ile hemhal ol. Aldığın
görevin birinci dersi budur.” dedi, SARI ANA ile MERYEM selamladı yürüdü.

“Döne-döne oluşan,
MERYEM ile buluşan, gayret diye çalışan; elden ele dolanır, gül
misali donanır; sonbaharda alacağı, seferde bulacağı, satır-satır
okunur. Dalmasın, alacak; durmasın, gülecek; sormasın, bulacak.” dedi, MERYEM
selamladı yürüdü.

“Kement attığın olaya, düzen vereni
düşün. Yoğun gelişen olayda, ağır çalışana söz etme.
Karşımızda olana. Kendinde aradığın, yorumda katıldığındır.
Bahçendeki çiçek misali, yolundakine de su ver.” MERYEM söze girdi, SALTUK ile
sözü birledi: “Eğilene, VARLIK’tan; dikilene zorluktan gerçeği
buldur, ham meyveyi Güneşte oldur, gidemem diyeni durdur. Zorlarsan yorulursun,
kahır ile karılırsın. Sözünü, ocakta susuz tencereye döktüğün su gibi
söyleme, beklet öyle söyle. ‘Karşımdaki?’ dersin; karşındaki kızgın
tencere ise, ani su dökme. Ocağı yakacağız, tencereyi su ile
bırakacağız. Tencereyi ocağa susuz bırakırsan, elbet kızar.” dedi,
SARI SALTUK selamladı, MERYEM sözüne devam etti: “AYRAN VEREN’e uğradık,
DOST KAPISI’ndan selam getirdik: ‘Hekim ile oluşuruz, ara-ara
buluşuruz.’ dedi, selamladı. MERYEM, yolunda olan her kulunun
yardımındadır. Gülelim bilelim, sevelim sevilelim. Bilginin de, sevginin de
ÖZ’ü vardır.” dedi, MERYEM selamladı yürüdü.

“MERYEM söze geldi: “Al elma
dalda sevilir, ele gelirse soyulur; darda kalan bilinir, olmayana bölünür.
Çevreyi açacağız, dar yolu geçeceğiz; YAR’dan yolumuz bildik,
güçlüğü çözeceğiz. Dağdan aldığın yaprağı, suda
bulduğun gibi gör. Değişen değil gelişeni göreceksin,
kapalı kapıda duracaksın, eğildiğin anda açılacak. Aşacağı
mertebedir, eğilmek şarttır. MERYEM’den bildiğini oku gör.
ALLAH’ım senden RAZI, sen de ALLAH’ımdan razı ol.” dedi, MERYEM cümlenizi
selamladı yürüdü.

MERYEM sözü sazı buldu, dala
baktı bizi buldu, “Suya varayım, testiyi doldurayım.” dedi, serde çözüm
dileyene darlığa üzüm verdi. Üzüm yerini verir, serde olanı güçlendirir.
Suya el koyana, ‘Az yiyim, az uyuyayım, çok göreyim, çok bileyim.’ diyene,
darlıktan şikayetçi olana. “Yumuşak olsun yolun,
güzele dönsün halin.” dedi, MERYEM DOST KAPISI’na geleni selamladı.
Karşıdan gelene. “Komşunun vereceği;
her kulunun yapıda kapıda göreceğidir, bilse bilmese sevgisiyle
saracağıdır. Kayguya yer yok. ‘Üzüm yesin.’ denilir, yerden gökten demde
oluşan söylenir.” MERYEM sözü bağladı, YAHYA DOST’a götürdü, sözde
özde bitirdi.

“Bir bulut gördüm, kar gibi;
bir hırka ördüm, dar gibi; bir ömür sürdüm, zor gibi. Ne bulut önledi, ne
darlık ünledi, ne zorluktan inledi.” MERYEM gönlünü verdi, “ALLAH.” “ALLAH.”
diyerek, gününü yeniledi: “Aldığım her selamı
oğul adına bildim, dileyen her kuluna böldüm-böldüm, her yavruya güldüm,
her zerreyi sevdim; analıkta ÖZ’ümü buldum, kollukta sözümü verdim.
Katıldığım her sohbette, çağırıldığım yerde oldum.” dedi,
gönülden gönüle akan selama cümlenizi ortak etti. “Mümin olan bilir, yerinde
gelişir, yavrusu ile bilişir.” dedi, MERYEM selamladı. (Resim verilir: HAZRETİ
MERYEM) Dost eli, dost dilinde; dost
sözü, dost gülünde. MERYEM selam getirdi, resim dedi bitirdi.
“MERYEM’e sorarsan
elindekini, der ki ‘Vereyim gönlümdekini.’ Can ile CANAN’ı buldum,
BİR’ledim; dağı taşı aştım terledim. Bilen, olduğuma
şahittir; bilmiyen, dostluğumdan eksiktir. ‘Yoruldum.’ diyenle
ağaç altına oturdum, yoğun gelen bilgiden diledi, kotardım.
Aşacağımız köprüyü, ne ölçü ne alçı verir. Gönül her an aldığı
ile BİR’liği bulur.” dedi, MERYEM selamladı.
“Ne doğu ne batı, gerçeği
silemez. Ne güzel ne çirkin, kainatı bölemez. ‘Derdim var.’ deyip, her olaya
göz kırpan, günde Güneşi bilemez.” dedi, MERYEM söze geldi: “Diz-dize oturduk, dünya sözünü bitirdik.
‘Eliniz, emeğimiz.’ dedik, verilen her görevi anında yitirdik. ‘Saklanan,
SAHİP’siz midir?’ denilirse, ‘Asla.’ diyelim. Bilelim ki, her yaratılan
ALLAH’ımın var ettiğidir. Bilmeyen ise, nefsinin kör ettiğidir.”
dedi, MERYEM selamladı.

“Çember aldık düzensiz,
ocağa baktık kazansız; demde güzel, sanmayın yazansız. Kapalı gelmez kapı,
dayanan bulur yapı. Açıldık gideceğiz, dileyen her sürüyü güdeceğiz.”
dedi, MERYEM sözü aldı: “MERYEM sözü aldıysa, cümle
adın bildiyse, ‘EYVALLAH.’ diyeceğiz. Manaya yönelenin, yolunda yerinde,
DOST varsa serinde, kalmasın soruda. Her alan bilecek, çağrıya uyacak.
DOST KAPISI’nı arayan, ‘Halde var mı?’ diyene sözüm; mayaya su katarsan,
eylenir; un katarsan boylanır; yozdan söz edersen, huylanır. YAZAN ile
alacağız, gezen ile kalacağız, arayan ile bulacağız, AŞKI
ile dolacağız. Kuma yolu açalım, gölgeleri seçelim, siretverdik
seçelim. Bizden sizden alanlar, HACI BAYRAM diyenler, sofrada aş
yiyenler; yerden göğe niyazımız yerindedir, ‘Yol?’ diyen yorumdadır.
Gideceğiz, HAMZA DOST ile dilenmeyen her olayı sırtımızdan atacağız.
Dilenen kolayı, cümle ile paylaşacağız. ALLAH’ımın İZNİ
açıktır, verilen görevde gerçeği bulacağız. Seçmeden seçildi isek,
ALLAH’ıma şükredeceğiz.” MERYEM sözü aldı, BAYRAM ile yürüdü, HAMZA
DOST ile sergiye koydu, yapraktan yaprağa çiçekleri saydı. Dedi ki:
“Açılan kapıda gördüğümüz, O’dur. Kurulan yapıda bulduğumuz, O’dur.
Sebeplere dayandık, YARATAN’a güvendik, bilgimizi savunduk. Elbet her
an O’nun
ile BİR olduk. ‘Nerde nokta koyalım?’ desem, diyeceğiniz ‘Sonsuza.’
Nerde O’nu andı isek, ufkumuz sınırı siler, görgümüz dumanı böler.
Yolda giden
her kulu, gönlünde olan ile bulur, sevgisi ile olur, öylece kendini
bilir.” (Resim verilir: HAZRETİ
MERYEM. TOKTAY’ın bebekliği) Gönüller açık olsun, MERYEM
TOKTAY ile ‘Selam.’ desin, cümlenize versin.

“Dumanı almadan bil, olanı olduğu
yerde gör, HAK KAPISI açıldı düşünme gir.” dedi, MERYEM sözü aldı: “Yağ verdik,
yağcıya sorduk. Dediler; ‘Zeytinlik nerde?’, dedim; ‘Şifa verir her
derde.’ Aldığın günde bulacaksın, olduğun halde kalacaksın, gece
bitti güne güleceksin. Sağır olan duyacak, kör denilen görecek, bilmiyen
dil söyleyecek. De ki; ‘ALLAH’ıma
dayanacağım, O’na uydum uyanacağım, gaflet bitti soyunacağım, ne
derlerse desinler meyveyi piştiği anda yiyeceğim.’ ‘Gayreti
bildim.’ dersen, hayreti sileceksin; ‘Dört yana döndüm.’ dersen, kendini
bulacaksın. Dayanmaya niyet kuralım, cümlemiz O’nun ile olalım, sahip
olduğumuzu değil SAHİBİMİZ olanı düşünelim. ‘Dağları taşısam,
yolları aşındırsam, gine gücüm yeterlidir.’ diyelim, her lokmaya
şükredelim. Ne yersiz söze, ne mesnetsiz güce asla gönül koymayalım. Karar versem veremem, gidene
yazıldı ise duramam, sahifede nokta arasam bulamam, ben beni bilmezsem mutlu
olamam. Sevmeyi bilirsin, ‘Bulamam.?’ der üzülürsün. Unutma, seven sevilir,
yedi dilde söylenir, yedi elde bellenir, her gönülde noktalanır. GANİ’den selam aldık,
bekledik bulduk, sevindik dolduk, MERYEM’e sorduk. Dedi ki; ‘Eğitene söz
verdik, eğilene koz verdik, dayandığı dala destek olduk. Satır-satır
okusun. Değişeni görecek, sevgi ile soracak.” dedi, MERYEM selamladı.

“Altın
bağladım söze,
güzel bekledim göze,
cümlemiz geldik dize.”
dedi
MERYEM söze geldi:
“ ‘Bağladığın
düğümü çöz,
bildiğin yolu çiz.’ desem,
ne çözen ne çizen
sen değilsin.
ALLAH’ım her olayda,
kulunun hayrına olanı yazar.
Gölgede
olan kuluna ayna tutar.
Değişen düzene ayak atsın,
DOST
KAPISI’nı sıkı tutsun.
Desin ki; ‘Tuzunu veren, tozunu da siler.’
Dağılanı
bilmeyen söyler.
Darda değil zordadır,
doğruyu
bildiği yoldadır.
Çevirsin düşünü,
çağırsın
yoldaşını. ‘Derde düştüm .’demesin,
acı aşı yemesin.”
dedi MERYEM, yoldan çağırana sözü bağladı.
“Dört yola
söz verdik,
dört hale diz koyduk,
çağırdığın an yanında
olduk,
mendili yanında bulduk. Dedik ki; ‘Senden
benden sorulsa, hamur susuz yoğrulsa;
yolumuz bilinmezdi,
bilinse
de bulunmazdı. Tuzun komşuda değil,
sözün karşıda
değil.
HAK ADINA sen de eğil.
De ki; ‘Bilinse bilinmese DOST
KAPISI’ndayım,
doyuma gönül verdim
post yapısındayım.
Ne
orada ne burada,
ALLAH’ım her yerde,
gelir kuluna her derde. ‘Dayanacağım.’
dedim,
bilenden sordum; ‘YAZAN’a mı uyayım,
yoksa yazmaya mı
çalışayım?’
Noktayı dahi bilemem,
ben doğrudan kalamam.
Ayran
dolu içeceğim,
yapının ötesine geçeceğim.”
dedi MERYEM selamladı
yürüdü.
“Bağlara girelim mi,
üzümleri derelim mi; hizmet dilenir, sergiyi kuralım mı? DOST SOFRASI açılır,
bir-bir gelenler seçilir. ‘HAY’ dedik girdik söze, yapıda durduk uyduk ÖZ’e. Ne
çağıran yanıldı, ne olumsuz anıldı. Beklenen günden, birbirine eklenen
andan ayrı kalmadık.” dedi, MERYEM cümlenizi kutladı. “Mavi rengi severim, yeşil
renge gülerim, her birine uyarım, ne deseler duyarım.” dedi, selamladı.

“Ağaç, gürleşirse
ululaşır. Daha önce dedik; orman misali olacağız, birbirimiz ile
bulacağız, cümleye nefes vereceğiz. Orman, olduğu yerin
ciğeri değil midir? Her kulu BİR’likte olursa, gerçeği
bilirse; olduğu yerde nefes vermez mi? Bir ağaç az gelir, çok
ağaç gür gelir. Her kulunda VAROLAN’ın nefesi, VARLIĞA hevesi
görülür. Bilgiye eklendi isek, VAROLAN’ın yerini görmüş oluruz. Kullukta
bilgi, kendinden kendinedir. Yol aldığımız anda, kendinizde O’nu
görmüş oluruz. O’nu görmek var ettiklerininkidir. Komşuya var edilen
dersek, her halinde var edildiği için severiz. Kuşak, senden alırsa
bağlanır; seni bağladı ise, senden sonra gelenden de beklenir.
YUNUS’un sözünde, MERYEM’in ÖZ’ünde; var edilmişliğin mutluluğu
görülür. Her kulu madem ki var edilmiştir, mutluluğunu bilmelidir. Ne
az, ne çoktur. ‘ALLAH’ım ayırmaz, kulunu kayırmaz.’ dedik, her an sözümüze
niyazımızı ekledik. Asla şüpheye düşmeyiniz, ne gelirse
şaşmayınız. ‘Gölgeyi sildim.’ diyene. Geçmişe asla dönmedik, ne
dedi ise, gayrıda olanı sinmedik. ‘Yapıyı kuran O’dur, O’ndan gelen hayırdır.’
dedik, derdest olduk bekledik. Niyazımız; cümlenin hataya düşmemesi idi, olayı
bilgisiz deşmemesi idi, taşıdığımız yüke taş atmaması idi.
Dayandık güvendik, ‘O’nun DOSTLUĞU yeter.’ dedik. MERYEM diye anıldık,
OĞUL ile övüldük; sert geleni ovduk yumuşattık, mert geleni övdük,
dağılanı topladık.” dedi, MERYEM selamladı.

“Gönülden alıştık, dert denilende
konuştuk; sert geleni ele aldık, yoğurduk, sıyırdık, gelen güne
ipliği eğirdik.” dedi, MERYEM söze geldi: “Komşudan aldığına
komşuyu şahit tutma, bildiğin gerçeğe olumsuzu katma.
Uyacak, duyacak, gerçek ile dolacak.” dedi, MERYEM cümlenizi selamladı.

“Dört ucunu
birleyemezsen, konuya gürleyemezsin. Kendine güvenmesen, olayı zorlayamazsın.
Önce, HAK ADI’na yol dile. Kendine HAK ADI’na güven. Güvendiğine
inandığın an, olayı zorla. Elinde kalacak, bağdan gözünü alan, olaya
gülecek. Verim sendedir, sorunu sende kalmasın. Niyazına eklersen, zorluğu
yenersin. Bekleyen, bağda üzüm alır; beklemeyen, kütük ile kalır.
Doğruya yöneldiğin, geyik misali güvendiğin bilinir. Korkuya yer
etme. Konuda taraf tutma. Gerçek ne ise olduğu gibi, bildiğin kadar
yer ver.” dedi, MERYEM selamladı.

“YEMEN’den aldığımız
selama, YEMEN selam verdi. Her gönülde oluşan, gerçek diye
buluşanlara selam olsun; MEYDAN’a gelen her kulu, gerçek sohbette kendini
bulsun. Gerçek sohbet, YEMEN’de yapılan sohbettir.” dedi, RABİA SULTAN
cümleniz ile gönül bağı kurdu, cümleniz adına YEMEN’den sordu: “‘Yapıda
yer aldılar mı, kapıda selam verdiler mi?’ ‘ALLAH.’ dediler, cümlenizden
ALLAH’ımın RIZASI’nı beklememizi dilediler. ALLAH’ım RAZI olsun, MERYEM yola
her dileyen ile çıksın. Dayandığımız yerde,
dilediğimiz güçte ağacı bulduk, topluca gölgesine geldik. MEYDAN; O
AĞAÇ’tır, O AĞAÇ’ın gölgesidir RESULÜ.” dedi, RABİA ile MERYEM
selamladı. MERYEM söze geldi, cümlenin
yardımında olduğunu söyledi. “KAR HATUN’un her anaya yardımcı
oluşunda güzellik vardır, çünkü analık zordur.” dedi, MERYEM her kuluna
asla kaygu etmemelerini söyledi.

“Fistanım yamalıdır, dizlerim
yaralıdır; gelmeyi diledim de, dileyen buralıdır.” dedi, RABİA HATUN selam
ile söze geldi: “Tatlı aşı yiyelim,
yumuşak başı sevelim. YUYAN ile birlik olduk, bardağa su misali
dolduk, çağrıya uyduk, MERYEM ile sohbete geldik. DOST sohbeti DOST
KAPISI’nda olur, her kulunda verildiği hali bulur.” dedi, RABİA HATUN
MERYEM ile selamladı.
“ALLAH’ımdan ne gelirse,
KUR’AN’a verilendir. Elbet sohbetlerde, sözümüz bilinendir. Adının değil
yerinin değeri vardır. Yol, dileyenindir; nerden gelirse gelsin.” dedi,
MERYEM sözü aldı: “DOST YOLU’nda
BİR’lendik, olaylarda sırlandık. ‘Öğüt versen.’ diyenle, şu
sofrada gürlendik. Öyle ise, verilen muteberdir. Hal ile, yol ile, söz ile, su
ile günümüz aydın gelir; her kulu, sevgide BİR’liği bulur.
Sohbetlerimizde verilen, MEVLANA ile derilen; sevgi bağının örülmesidir.
Madem ki RABB’im öyle istiyor, sevmeye her zerreyi, mecburuz.” dedi, MERYEM
cümlenizi selamladı.
|