Meryem

29
“Gel alalım, seyrini ADI ile bulalım.” dedi, MERYEM söze girdi: “Ayağına uzanmaz, bilemezse kazanmaz, attığı toprakta, dilenen elenmez. Katılmadığın ortaklık, zarara kalmaz.” dedi, MERYEM cümlenizi selamladı.

5 şubat
“Tatlı acı yenilir, güzel halde sevilir, seni beni silersen, dünyada huzur yayılır. Katı gelen kırılır, yumuşak gelen sarılır. Yapıyı hep bir tutalım, doğruya öyle bakalım.” dedi, MERYEM doğudan batıya selam iletti. “Mana eşittir, kullar çeşittir. Sen ben demezsen yerini bildiğine, kendin ile kendini bulduğuna işarettir.” MERYEM düzden sözü bağladı.

12
“Düzde yürüyen, el dilemez, yokuşa yürüyen gelen geçeni arar, bildiği kadar değil zorluğu kadar yardıma çağırır. O zaman, el ele tutunuz, elden eli bırakmayınız ki beraberce yükselesiniz, güzeli daha güzel göresiniz. Her kulu birbirine eşittir, simaları görgüleri dinleri çeşittir. Aracı değil, amacı beraberinizde götürünüz, aracı dağın eteğinde yatırınız.” dedi, cümlenizi selamladı, yürüdü.

18
“Aslını bilmezsen, insan olmazsın, kabını bulmazsın, bargahta kalmazsın, dünyayı bilmezsin. ‘Öyle ise sen nesin?’ dediğimde, HAKK’a yöneldik, HAK SÖZÜN dedik, kulluğun kitabını diledik, bekleriz. CAN’dan alalım, CAN’lı bilinelim, kulluk edelim. RUH’un CAN süzgecinden geçmesi gereklidir. (Üzümün şarap olması için mi?) Gönlünü oluşturması için. Yani, sevginin formülü, CAN ile CANAN arasındaki filtresi, AŞKI oluşturur. Bu filtreden mahrum kalanlara verilen içindir. (Cinden bahsediyor) Ne var ki, asla kuluna yaklaşmaz, yaklaşamaz. Kendisine verilen müddeti bekler. (Sonra ne olur bu müddetin sonunda?) Yorumsuz kalınız.” 

5 mart
Seherden beri kendini kendinde bulana, yerini HAK ADI’na çizene MERYEM’in selamını getirdik: “Dalmayı deneyen denize sevgi duyandır, denizden gelene uyandır. Varsın bulmasın döner gelir.”

27
MERYEM dedi ki: “Her öğün ADI’na dur. Eğildiğin sadece O olsun. Açacağın her kapı O’nun ADI’nı versin.” ALLAH’ıma emanet olunuz. Deyiniz ki: ‘Her görev mutluluk getirir, ERLİK kutlanır.’ (s: Giriş paragrafında ç’nin bir sorusu vardı: Neden ‘ALLAH’ demedi de ‘RAB’ dedi acaba?) Gönlün O’ndandır, kainat O’nun. O’ndan olan ile O’nun olan, birbirine hitaptadır. KENDİ KENDİNE O DEMEZ! Gel gidelim gönülden gönüle; diyelim ki ‘Nerdesin?’, görelim ki kimdensin. Ne yerdesin, ne serdesin; ne zordasın, ne zardasın. Akan suda, yakan ateşte, bakan Güneş’te. Her zerrede, her anda, her zanda. ‘Aldık SEN’den, bulduk SEN’den, umduk sondan. Cümlemiz BİR olalım, cümlede BİRLİK’i bulalım. Hizmete ayak tutalım, el atalım” dedi, MERYEM cümlede zerreleri selamladı. 

24
Kendi denedi, cümleyi belledi. YUNUS ile müjdeye katıldı. MERYEM, “Nasib.” dedi, soframıza atıldı: “TOKTAY ile geldik, ‘Nizam.’ dedik saydık, TOKTAY’ın sözü ile yapıya beklenen taşı koyduk. (Beklenen taş nedir?) Beklenen taş nedir? Koyu renkte, nizamı ahenkte; özlenen gözlenen, binası nazardan gizlenen taştır. SAHİBİ, RESULÜ eli ile koydurur, içinde olanları saydırır, çünkü hırkası ile giydirir.” dedi, TOKTAY “Secde ALLAH’ım.” diye YÜCE’ye döndü. MERYEM selam iletti. 

28-2
“Her kuşun ötüşünü saya-saya belledim, her sözün bitişini uyum diye bekledim” dedi, MERYEM sözü aldı: “Yolunu, aşan bilir; yokuşu, koşan bilir. Kaçana gönül koyan, kendinden uyum bekleyene söz ile bağlanır” dedi, MERYEM selamladı.

1 mart
“Her adıma ahenk verilir, kulu uyum ile görülür.” dedi, MERYEM sözü aldı: “Ne dağdayım, ne de bağda, suların aktığı yerde, kaygusuz baktığı yönde, oluştuk buluştuk, akan suya kavuştuk. Her sözün bağlandığı yerde yarım kalan olmaz dedik, kaleye bayrağı beraberce koyduk. ‘Dayanmazsan, düşecek.’ diyene de ki: her kale sahibini bulur, sahibi ile adını alır. Gölde tuz var ise, niyazım yerden, gölde saz var ise, bekleyen kuldan alır. ‘Gölde saz olur mu?’ derlerse, elbet olur diyeceğiz, her sazı bilen ile bulacağız.” dedi, MERYEM sözü KAYGUSUZ’a bıraktı: 

12
“MERYEM sözü aldı, geldi. Sağda solda duydu, sordu. Yaya mı gelecek, ata mı binecek? Denildi ki: ‘Ata talib olundu, DOST ile dostluk kuruldu, soğuktan geleni, sıcak sildi.’ ” dedi, MERYEM yürüdü. 

31
“Geçtiğin yolda bulduğun, adım-adım olduğundur. Doğurana el versem, gününde gönüle girsem.” dedi, MERYEM sözü aldı: “Soyunduk söze ÖZ’e, yorumda dedik düze. Güleceğiz bileceğiz, sözümüz var geleceğiz. Ay doğduysa, gece aydın olur, kulun gönlü huzur bulur. Gölgeler silinsin, seherde güne bakılır bilinsin.” dedi, MERYEM TOKTAY’ın selamını cümlenize iletti. “Yapıya uyan gelir; çağırdık, duyan bulur. Yumuşak dedik geldik, meyvenin tadına sevdik sevindik, zorda olanı kolaya çağırdık. Ganimet, yerini bilene verilir; paylaşan, kendinden aldığını değil, kendinden verdiğine sevinir.” dedi, MERYEM selamladı yürüdü. 

6
“Yaprak adı güzeldir, toprak ona bedeldir. Aldık verdik diyorsak, gönülde buluyorsak, oluşan ile gelişiriz.” dedi, MERYEM söze geldi: “Sileceğiz her karayı, bulacağız her soruyu. Zor gelse bile yollar, HAK ADI’na yürür kullar. El ele verdiğimiz gün, her niyaz yerini bulur. TOKTAY niyaza gelir, kumda izi görülür, HAK’tan SESİ duyulur. ‘Yoğun alış veriş, gerekli midir?’ denilir. Alış verişin, HAK ile HAKK’adır.” dedi, MERYEM dizde düzensizlikten sorana: ‘Yağ ile ovasın.” dedi, selamladı yürüdü. 

15
“ ‘YA ALLAH.’ dedik girdik söze, her günde geldik size, aldığın verdiğin güzel gelir göze.” dedi, MERYEM söze geldi: “Yanımda olana, doğuşta gelenin adımdan söz açılanın… Gölgeyi silmeden gülemezsin, her aldığını bölmeden bilemezsin, ‘ALLAH. ALLAH.’ demeden dönemezsin. Güçlük kendinde olandır, sana gelen değil. Sorguya aldığın her olayda, sadece kendi zorluğun vardır. Olaylarda değil, kolaylaştırmak için  gereken malzeme gine sendedir. Eşitliği bozma, çeşitte arama, karşıtta bulma.” dedi, MERYEM günün yorumunda her an yanında olduğunu bildirdi. “Sevgiliye öylece varacağız, sevgimizde her olayın özünü bulacağız.” dedi, selamladı yürüdü. 

30-1
“Komşuya sorduk, ‘Selam der misin, komşuda pişen aşı yer misin?’ Elbet yiyeceğiz, ‘Dayandığımız ALLAH’ımız.’ diyeceğiz, komşuyu her sevdiğimizde bulacağız. Her öğüte niyet kurduk, her seferde aşı kardık. Doğuşta sofrayı kuracağız, cümlemiz beraber olacağız. Kandiller cümlemize yanacak, niyazlar her birimizden gelecek, olacağın güzelliği dumanları silecek, cümleye BİR’liği bulduracak. Dağlar aşılma ile, yollar geçilme ile, gönüller deşilme ile; olumluya gelir.” dedi, MERYEM cümlenin niyaza hazırlandığını bildirdi. 

30-2
“Ben BİR’de oldum, gönüle BİR’den girdim. Her seferde ÖZ’üm ile gördüm.” dedi, MERYEM sözü aldı: “ ‘At üstüne bineydim, yolu cümle ile geçeydim.’ diyene: Her adıma nasib aldım, her adımda güzel gördüm. Yola niyet kurdu isem, yolda bir an durdu isem; geleni gideni beklediğimden oldu, her gönül aldığı ile doldu. Sesi az alıp az verenin sözünü kendinden bekleyelim.” dedi, MERYEM eğitmene söz etti. 

21
“Her çeşmeden su aldım, her durakta kul buldum, senden benden diyerek ALLAH’ıma yol aldım. Suyun başı dolu ise, tadındandır; sohbeti dolu olan, adındandır. Geldik verdik yolumuz, dedik cümlede halimiz. Seyrettiysen düzeni, bildin derim YAZAN’ı. Karındaşına. Yanınızda olanın, seyrini yolundan alanın. Yapısına kapısına, gelen geçen söyleşir, aldığını verdiğini cümle ile paylaşır. Gölgeyi almadan Güneş’i sorar, gelse gelmese zarar, der ki: ‘ALLAH’ımdan gelende karar.’ Sen ile beni ayrı sofrada buldular yerini bildi diye kendinden geleni sordular. Yarım kalan her düzen yerini dolduracak, aldığın her satır gününü bildirecek. Suyuna geldiğim günde, huyun ile olduğum halde; yerden göğe alsınlar, çevirenler gerçeği örtüsüz bulsunlar. O günkü niyazını unutma. Her satıra yazdığın, seni senden ayırmadan buldurdu, senin ile seni oldurdu. Kendim saydım dolu geldi, yerini soran saydı, ‘ULU geldi.’ dedi. Mayayı ele alsan, hamurdan aşı tutsan; gerçeği, kendini açmadan bulamazsın, Güneş açılmadan gölgeyi silemezsin. Doğuştan aldığın her bilgiyi bohçadan çıkar; çünkü, seni sana bildirecek, gelen günde bulduracak olan, doğuştan aldığındır. Aşıyı asla kendine katma, kendinde olan bilgiyi yabana atma. Olacak bilecek yarı kalmış gelecek.” MERYEM ile söyleştik, gölge dedik paylaştık, olsa olmasa dertleştik, gönüle uymazsa sertleştik. “Gine de olan alan oldu, kulu YAZILAN ile kaldı.” dedi, MERYEM selamladı. 

22
“Düşünce ile, yerini düzenleyemezsin. Sadece, DÜZENLEYEN’e uyacaksın, yardımında olanın sesini duyacaksın. Sen, O’nun ile kayguyu silersen, olacaksın.” dedi, MERYEM söze geldi: “Tuz aldım aşa kattım, ‘Ne güzel.’ dedim tattım. Benden aldığın sözü, senden bulduğum ÖZ’ü ben bilirim, senin ile her an gelirim. Mümin kulu oluşur, SARI ANA ile yolda söyleşir, günde olumlu olumsuz sözü kaynaşır. Kaynasın dursun, OĞULCUK cümleden selam alsın. SARI ANA’nın OĞULCUĞU. Ne çizen, ne de çözen, ayrı değildir. ‘HAK ile BİR olmazsan, DOST KAPISI’nı çalmazsan, senden seni sorarlar.’ diyesin ona. YEDİLER bir geldiler, MERYEM ile TOKTAY’ı aldılar; ‘Yerinde görelim, sevgilide olanı bilelim.’ dediler, DOST KAPISI’nda durdular. Önce toprağa vurdular, sonra suya daldılar, sonra havadan zerreleri aldılar. Dediler ki; ‘On idik onbir olduk, OĞULCUĞU aramıza aldık.’ ‘Nerden nereye geldi, kimindi kimi buldu?’ diyene, de ki; ‘Zor idi koru buldu, su idi karı buldu, Güneş’ten aldı akar suya daldı, bizim ile deryaya geldi.’ Her zorluğu yenecek, gün gelecek sunacak, senden benden sanacak, yolu açık gelecek, dilediği halde bulacak, yönde uzak kalmayacak, dilediği her zerrede dilediği niyazı bulacak. Yıldız olduk göründük, fistanlara büründük, çocuk gibi sarındık, her adımda beraber olduk. Sakin kalsın beklesin, her kulunu yoklasın. Desin ki; ‘ALLAH BİR’dir, BİR’dedir. Seven kulu, O’ndadır.’ Geldik; O’na döneceğiz, bildiğimiz ile güleceğiz, gölgeyi anında sileceğiz, asla şüphede kalmayacağız, günden sonra NUR olarak görüneceğiz.” dediler, her biri söze söz katana düzeni göstermeye gittiler.

ağustos
“Eylem, niyazın eklemidir. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun. Kapılar açıldı, EYVALLAH denildi geçildi. Kundak ile bekleyen, MERYEM’i yoldan soran; aldığı her selama gülecek, olduğu gibi kalacak, asla teke düşmeyecek. O’nun ile DOST olduğumuz, dilediğim; DOST KAPISI’nda bulduğumuz müjdelendi.” dedi, MERYEM, TOKTAY’ın adına cümlenizi selamladı

26
“Bağlı duranı çözdük, eğri geleni çizdik, el ele güzelliği gezdik.” dedi, SARI ANA elden ele, yoldan yola gayreti selamladı. “Olura selam verdik, onurda dumanı sildik; kumda ayak izi verdik, DOST KAPISI’nda kaldık EYVALLAH. Dağılanı toplarsan, eğileni katlarsan; görevini aldığını bileceksin, dilediğin kadar değil, uzun uzun kalacaksın. Yumuşak her kulunda, dostları olur yolunda. Dostlar ile BİR’liği kuralım, gerçeğe açıldık, dileyenin eline el verelim. Diyelim ki: ‘Elimiz HAK ELİ’dir, dilimiz HAK SÖZÜ’dür.’ Olacaksın, MERYEM ile sergiyi kuracaksın.”

26
“Her adımda sorarım, olumluya yorarım, HAK ADI’na kararım. Gel diyenle, gül diyenle, gönülden gönüle güzeli aktaranla geldik, yolumuza geleni selamladık. Dağdan inen kuzuya elini sürdüğün, anan diye eteğine sardığın, sevgimize ortaksın. Dünyaya gelişte, kendini bilişte, gölgeyi sileceksin. Konuk diye geleni, elde yaprak bulanı tanıdığın gün; kendine ayna misali aktardın.” dedi, MERYEM söze geldi: “Altın gümüş sendedir, ayak izin kumdadır. Doğduğun gün, DOST’luğa uyduğun gün oldu. Çevrene bak gör, çevrende ara bul, çevren ile hemhal ol. Aldığın görevin birinci dersi budur.” dedi, SARI ANA ile MERYEM selamladı yürüdü.

28
“Döne-döne oluşan, MERYEM ile buluşan, gayret diye çalışan; elden ele dolanır, gül misali donanır; sonbaharda alacağı, seferde bulacağı, satır-satır okunur. Dalmasın, alacak; durmasın, gülecek; sormasın, bulacak.” dedi, MERYEM selamladı yürüdü.

29
“Kement attığın olaya, düzen vereni düşün. Yoğun gelişen olayda, ağır çalışana söz etme. Karşımızda olana. Kendinde aradığın, yorumda katıldığındır. Bahçendeki çiçek misali, yolundakine de su ver.” MERYEM söze girdi, SALTUK ile sözü birledi: “Eğilene, VARLIK’tan; dikilene zorluktan gerçeği buldur, ham meyveyi Güneşte oldur, gidemem diyeni durdur. Zorlarsan yorulursun, kahır ile karılırsın. Sözünü, ocakta susuz tencereye döktüğün su gibi söyleme, beklet öyle söyle. ‘Karşımdaki?’ dersin; karşındaki kızgın tencere ise, ani su dökme. Ocağı yakacağız, tencereyi su ile bırakacağız. Tencereyi ocağa susuz bırakırsan, elbet kızar.” dedi, SARI SALTUK selamladı, MERYEM sözüne devam etti: “AYRAN VEREN’e uğradık, DOST KAPISI’ndan selam getirdik: ‘Hekim ile oluşuruz, ara-ara buluşuruz.’ dedi, selamladı. MERYEM, yolunda olan her kulunun yardımındadır. Gülelim bilelim, sevelim sevilelim. Bilginin de, sevginin de ÖZ’ü vardır.” dedi, MERYEM selamladı yürüdü.

4 ekim
“MERYEM söze geldi: “Al elma dalda sevilir, ele gelirse soyulur; darda kalan bilinir, olmayana bölünür. Çevreyi açacağız, dar yolu geçeceğiz; YAR’dan yolumuz bildik, güçlüğü çözeceğiz. Dağdan aldığın yaprağı, suda bulduğun gibi gör. Değişen değil gelişeni göreceksin, kapalı kapıda duracaksın, eğildiğin anda açılacak. Aşacağı mertebedir, eğilmek şarttır. MERYEM’den bildiğini oku gör. ALLAH’ım senden RAZI, sen de ALLAH’ımdan razı ol.” dedi, MERYEM cümlenizi selamladı yürüdü.

7
MERYEM sözü sazı buldu, dala baktı bizi buldu, “Suya varayım, testiyi doldurayım.” dedi, serde çözüm dileyene darlığa üzüm verdi. Üzüm yerini verir, serde olanı güçlendirir. Suya el koyana, ‘Az yiyim, az uyuyayım, çok göreyim, çok bileyim.’ diyene, darlıktan şikayetçi olana. “Yumuşak olsun yolun, güzele dönsün halin.” dedi, MERYEM DOST KAPISI’na geleni selamladı. Karşıdan gelene. “Komşunun vereceği; her kulunun yapıda kapıda göreceğidir, bilse bilmese sevgisiyle saracağıdır. Kayguya yer yok. ‘Üzüm yesin.’ denilir, yerden gökten demde oluşan söylenir.” MERYEM sözü bağladı, YAHYA DOST’a götürdü, sözde özde bitirdi.

11
“Bir bulut gördüm, kar gibi; bir hırka ördüm, dar gibi; bir ömür sürdüm, zor gibi. Ne bulut önledi, ne darlık ünledi, ne zorluktan inledi.” MERYEM gönlünü verdi, “ALLAH.” “ALLAH.” diyerek, gününü yeniledi: “Aldığım her selamı oğul adına bildim, dileyen her kuluna böldüm-böldüm, her yavruya güldüm, her zerreyi sevdim; analıkta ÖZ’ümü buldum, kollukta sözümü verdim. Katıldığım her sohbette, çağırıldığım yerde oldum.” dedi, gönülden gönüle akan selama cümlenizi ortak etti. “Mümin olan bilir, yerinde gelişir, yavrusu ile bilişir.” dedi, MERYEM selamladı. (Resim verilir: HAZRETİ MERYEM) Dost eli, dost dilinde; dost sözü, dost gülünde. MERYEM selam getirdi, resim dedi bitirdi.

12
“MERYEM’e sorarsan elindekini, der ki ‘Vereyim gönlümdekini.’ Can ile CANAN’ı buldum, BİR’ledim; dağı taşı aştım terledim. Bilen, olduğuma şahittir; bilmiyen, dostluğumdan eksiktir. ‘Yoruldum.’ diyenle ağaç altına oturdum, yoğun gelen bilgiden diledi, kotardım. Aşacağımız köprüyü, ne ölçü ne alçı verir. Gönül her an aldığı ile BİR’liği bulur.” dedi, MERYEM selamladı.

16
“Ne doğu ne batı, gerçeği silemez. Ne güzel ne çirkin, kainatı bölemez. ‘Derdim var.’ deyip, her olaya göz kırpan, günde Güneşi bilemez.” dedi, MERYEM söze geldi: “Diz-dize oturduk, dünya sözünü bitirdik. ‘Eliniz, emeğimiz.’ dedik, verilen her görevi anında yitirdik. ‘Saklanan, SAHİP’siz midir?’ denilirse, ‘Asla.’ diyelim. Bilelim ki, her yaratılan ALLAH’ımın var ettiğidir. Bilmeyen ise, nefsinin kör ettiğidir.” dedi, MERYEM selamladı. 

28
“Çember aldık düzensiz, ocağa baktık kazansız; demde güzel, sanmayın yazansız. Kapalı gelmez kapı, dayanan bulur yapı. Açıldık gideceğiz, dileyen her sürüyü güdeceğiz.” dedi, MERYEM sözü aldı: “MERYEM sözü aldıysa, cümle adın bildiyse, ‘EYVALLAH.’ diyeceğiz. Manaya yönelenin, yolunda yerinde, DOST varsa serinde, kalmasın soruda. Her alan bilecek, çağrıya uyacak. DOST KAPISI’nı arayan, ‘Halde var mı?’ diyene sözüm; mayaya su katarsan, eylenir; un katarsan boylanır; yozdan söz edersen, huylanır. YAZAN ile alacağız, gezen ile kalacağız, arayan ile bulacağız, AŞKI ile dolacağız. Kuma yolu açalım, gölgeleri seçelim, siretverdik seçelim. Bizden sizden alanlar, HACI BAYRAM diyenler, sofrada aş yiyenler; yerden göğe niyazımız yerindedir, ‘Yol?’ diyen yorumdadır. Gideceğiz, HAMZA DOST ile dilenmeyen her olayı sırtımızdan atacağız. Dilenen kolayı, cümle ile paylaşacağız. ALLAH’ımın İZNİ açıktır, verilen görevde gerçeği bulacağız. Seçmeden seçildi isek, ALLAH’ıma şükredeceğiz.” MERYEM sözü aldı, BAYRAM ile yürüdü, HAMZA DOST ile sergiye koydu, yapraktan yaprağa çiçekleri saydı. Dedi ki: “Açılan kapıda gördüğümüz, O’dur. Kurulan yapıda bulduğumuz, O’dur. Sebeplere dayandık, YARATAN’a güvendik, bilgimizi savunduk. Elbet her an O’nun ile BİR olduk. ‘Nerde nokta koyalım?’ desem, diyeceğiniz ‘Sonsuza.’ Nerde O’nu andı isek, ufkumuz sınırı siler, görgümüz dumanı böler. Yolda giden her kulu, gönlünde olan ile bulur, sevgisi ile olur, öylece kendini bilir.” (Resim verilir: HAZRETİ MERYEM. TOKTAY’ın bebekliği) Gönüller açık olsun, MERYEM TOKTAY ile ‘Selam.’ desin, cümlenize versin.

31
“Dumanı almadan bil, olanı olduğu yerde gör, HAK KAPISI açıldı düşünme gir.” dedi, MERYEM sözü aldı: “Yağ verdik, yağcıya sorduk. Dediler; ‘Zeytinlik nerde?’, dedim; ‘Şifa verir her derde.’ Aldığın günde bulacaksın, olduğun halde kalacaksın, gece bitti güne güleceksin. Sağır olan duyacak, kör denilen görecek, bilmiyen dil söyleyecek. De ki; ‘ALLAH’ıma dayanacağım, O’na uydum uyanacağım, gaflet bitti soyunacağım, ne derlerse desinler meyveyi piştiği anda yiyeceğim.’ ‘Gayreti bildim.’ dersen, hayreti sileceksin; ‘Dört yana döndüm.’ dersen, kendini bulacaksın. Dayanmaya niyet kuralım, cümlemiz O’nun ile olalım, sahip olduğumuzu değil SAHİBİMİZ olanı düşünelim. ‘Dağları taşısam, yolları aşındırsam, gine gücüm yeterlidir.’ diyelim, her lokmaya şükredelim. Ne yersiz söze, ne mesnetsiz güce asla gönül koymayalım. Karar versem veremem, gidene yazıldı ise duramam, sahifede nokta arasam bulamam, ben beni bilmezsem mutlu olamam. Sevmeyi bilirsin, ‘Bulamam.?’ der üzülürsün. Unutma, seven sevilir, yedi dilde söylenir, yedi elde bellenir, her gönülde noktalanır. GANİ’den selam aldık, bekledik bulduk, sevindik dolduk, MERYEM’e sorduk. Dedi ki; ‘Eğitene söz verdik, eğilene koz verdik, dayandığı dala destek olduk. Satır-satır okusun. Değişeni görecek, sevgi ile soracak.” dedi, MERYEM selamladı.

1 kasım
“Altın bağladım söze,
 güzel bekledim göze, 
cümlemiz geldik dize.” 
dedi MERYEM söze geldi:

“ ‘Bağladığın düğümü çöz,
 bildiğin yolu çiz.’ desem, 
ne çözen ne çizen sen değilsin. 
ALLAH’ım her olayda, 
kulunun hayrına olanı yazar. 
Gölgede olan kuluna ayna tutar.
 Değişen düzene ayak atsın,
 DOST KAPISI’nı sıkı tutsun. 
Desin ki; ‘Tuzunu veren, tozunu da siler.’ 
Dağılanı bilmeyen söyler. 
Darda değil zordadır,
 doğruyu bildiği yoldadır.
 Çevirsin düşünü, 
çağırsın yoldaşını. ‘Derde düştüm .’demesin,
 acı aşı yemesin.” 
dedi MERYEM, yoldan çağırana sözü bağladı.
 “Dört yola söz verdik,
 dört hale diz koyduk, 
çağırdığın an yanında olduk, 
mendili yanında bulduk. Dedik ki; ‘Senden benden sorulsa, hamur susuz yoğrulsa; 
yolumuz bilinmezdi, 
bilinse de bulunmazdı. Tuzun komşuda değil, 
sözün karşıda değil.
 HAK ADINA sen de eğil. 
De ki; ‘Bilinse bilinmese DOST KAPISI’ndayım,
 doyuma gönül verdim 
post yapısındayım. 
Ne orada ne burada,
 ALLAH’ım her yerde, 
gelir kuluna her derde. ‘Dayanacağım.’ dedim,
 bilenden sordum; ‘YAZAN’a mı uyayım,
 yoksa yazmaya mı çalışayım?’ 
Noktayı dahi bilemem, 
ben doğrudan kalamam.
 Ayran dolu içeceğim,
 yapının ötesine geçeceğim.”
 dedi MERYEM selamladı yürüdü.



3
“Bağlara girelim mi, üzümleri derelim mi; hizmet dilenir, sergiyi kuralım mı? DOST SOFRASI açılır, bir-bir gelenler seçilir. ‘HAY’ dedik girdik söze, yapıda durduk uyduk ÖZ’e. Ne çağıran yanıldı, ne olumsuz anıldı. Beklenen günden, birbirine eklenen andan ayrı kalmadık.” dedi, MERYEM cümlenizi kutladı. “Mavi rengi severim, yeşil renge gülerim, her birine uyarım, ne deseler duyarım.” dedi, selamladı. 

10
“Ağaç, gürleşirse ululaşır. Daha önce dedik; orman misali olacağız, birbirimiz ile bulacağız, cümleye nefes vereceğiz. Orman, olduğu yerin ciğeri değil midir? Her kulu BİR’likte olursa, gerçeği bilirse; olduğu yerde nefes vermez mi? Bir ağaç az gelir, çok ağaç gür gelir. Her kulunda VAROLAN’ın nefesi, VARLIĞA hevesi görülür. Bilgiye eklendi isek, VAROLAN’ın yerini görmüş oluruz. Kullukta bilgi, kendinden kendinedir. Yol aldığımız anda, kendinizde O’nu görmüş oluruz. O’nu görmek var ettiklerininkidir. Komşuya var edilen dersek, her halinde var edildiği için severiz. Kuşak, senden alırsa bağlanır; seni bağladı ise, senden sonra gelenden de beklenir. YUNUS’un sözünde, MERYEM’in ÖZ’ünde; var edilmişliğin mutluluğu görülür. Her kulu madem ki var edilmiştir, mutluluğunu bilmelidir. Ne az, ne çoktur. ‘ALLAH’ım ayırmaz, kulunu kayırmaz.’ dedik, her an sözümüze niyazımızı ekledik. Asla şüpheye düşmeyiniz, ne gelirse şaşmayınız. ‘Gölgeyi sildim.’ diyene. Geçmişe asla dönmedik, ne dedi ise, gayrıda olanı sinmedik. ‘Yapıyı kuran O’dur, O’ndan gelen hayırdır.’ dedik, derdest olduk bekledik. Niyazımız; cümlenin hataya düşmemesi idi, olayı bilgisiz deşmemesi idi, taşıdığımız yüke taş atmaması idi. Dayandık güvendik, ‘O’nun DOSTLUĞU yeter.’ dedik. MERYEM diye anıldık, OĞUL ile övüldük; sert geleni ovduk yumuşattık, mert geleni övdük, dağılanı topladık.” dedi, MERYEM selamladı.

24
“Gönülden alıştık, dert denilende konuştuk; sert geleni ele aldık, yoğurduk, sıyırdık, gelen güne ipliği eğirdik.” dedi, MERYEM söze geldi: “Komşudan aldığına komşuyu şahit tutma, bildiğin gerçeğe olumsuzu katma. Uyacak, duyacak, gerçek ile dolacak.” dedi, MERYEM cümlenizi selamladı.

29
“Dört ucunu birleyemezsen, konuya gürleyemezsin. Kendine güvenmesen, olayı zorlayamazsın. Önce, HAK ADI’na yol dile. Kendine HAK ADI’na güven. Güvendiğine inandığın an, olayı zorla. Elinde kalacak, bağdan gözünü alan, olaya gülecek. Verim sendedir, sorunu sende kalmasın. Niyazına eklersen, zorluğu yenersin. Bekleyen, bağda üzüm alır; beklemeyen, kütük ile kalır. Doğruya yöneldiğin, geyik misali güvendiğin bilinir. Korkuya yer etme. Konuda taraf tutma. Gerçek ne ise olduğu gibi, bildiğin kadar yer ver.” dedi,  MERYEM selamladı.

1 aralık
“YEMEN’den aldığımız selama, YEMEN selam verdi. Her gönülde oluşan, gerçek diye buluşanlara selam olsun; MEYDAN’a gelen her kulu, gerçek sohbette kendini bulsun. Gerçek sohbet, YEMEN’de yapılan sohbettir.” dedi, RABİA SULTAN cümleniz ile gönül bağı kurdu, cümleniz adına YEMEN’den sordu: “‘Yapıda yer aldılar mı, kapıda selam verdiler mi?’ ‘ALLAH.’ dediler, cümlenizden ALLAH’ımın RIZASI’nı beklememizi dilediler. ALLAH’ım RAZI olsun, MERYEM yola her dileyen ile çıksın. Dayandığımız yerde, dilediğimiz güçte ağacı bulduk, topluca gölgesine geldik. MEYDAN; O AĞAÇ’tır, O AĞAÇ’ın gölgesidir RESULÜ.” dedi, RABİA ile MERYEM selamladı. MERYEM söze geldi, cümlenin yardımında olduğunu söyledi. “KAR HATUN’un her anaya yardımcı oluşunda güzellik vardır, çünkü analık zordur.” dedi, MERYEM her kuluna asla kaygu etmemelerini söyledi.

8
“Fistanım yamalıdır, dizlerim yaralıdır; gelmeyi diledim de, dileyen buralıdır.” dedi, RABİA HATUN selam ile söze geldi: “Tatlı aşı yiyelim, yumuşak başı sevelim. YUYAN ile birlik olduk, bardağa su misali dolduk, çağrıya uyduk, MERYEM ile sohbete geldik. DOST sohbeti DOST KAPISI’nda olur, her kulunda verildiği hali bulur.” dedi, RABİA HATUN MERYEM ile selamladı.

23
“ALLAH’ımdan ne gelirse, KUR’AN’a verilendir. Elbet sohbetlerde, sözümüz bilinendir. Adının değil yerinin değeri vardır. Yol, dileyenindir; nerden gelirse gelsin.” dedi, MERYEM sözü aldı: “DOST YOLU’nda BİR’lendik, olaylarda sırlandık. ‘Öğüt versen.’ diyenle, şu sofrada gürlendik. Öyle ise, verilen muteberdir. Hal ile, yol ile, söz ile, su ile günümüz aydın gelir; her kulu, sevgide BİR’liği bulur. Sohbetlerimizde verilen, MEVLANA ile derilen; sevgi bağının örülmesidir. Madem ki RABB’im öyle istiyor, sevmeye her zerreyi, mecburuz.” dedi, MERYEM cümlenizi selamladı.