

OSMAN’ın dumanı gününde tüttü,
gönlünü gününde GÜL’üne verdi;
AŞK’ına
düşünce dumanı arkaya attı,
olumuna büyük sevaplar kattı.


Kandan alandan kork, CAN’dan sevenden
değil.
Kanınla kanı bir
olmuş, CAN’ını ayırmışsa;
sana ne der, gönülden ne verir?
Verdiği
dumandır.
El olsa geçersin, ‘EYVALLAH’ dersin;
amma kanına karışık.
ALLAH’ına
duacı ol ki, onu da ıslah etsin.
Sözünle değil, ALLAH’ın
KUVVETİ ile.


Nerden
geldiğimizden çok,
nereye varacağımızdır mühim olan.
Geliş,
nasılsa ALLAH’ımdan.
Ne var ki, gayene uymayana gönül koyarsan,
gidişe
yol bulamazsın.
Anlatayım, hızın kesilir.
Ne kadar hafif olursan,
o kadar
yükselirsin.


Müstesna yol alanın, gönül ile uyanın yardımındayız.
Saz-söz, kula verilen dengeyi gösterir.
Kulunun sözünden, niyeti bilinir.
Selamet bulasınız, dünyadan kopasınız.


Ne eldeki
koza, ne sürüdeki kaza güvenme.
Koz harcanır, kaz harcatır.
‘ALLAH’ım!’
dediğinden beri, kuldan bekleme.
Ne var ki, ne olsa gönül kırma.


Dağın yerini, ovada arama;
ovanın verimini, dağda bekleme.
Ovayı verimine, dağı da görümüne göre
düşün.
Masanın, küçüğünü elde gezdirirsin, büyüğünü dile
verisin.
Dağı da ‘Ulaşamam.’ der, öyle görürsün.
Onun için gözünde
büyütürsün.
Dedim daha önce, dağı görünüşüne göre,
ovayı verimine
göre seversin.
Ovaya girersin, toprağı kazarsın, onunla beraber olursun.
Sen topraktan, toprak senden alır.
Samimiyetin toprakla olduğu için, onu
verimi ile ararsın.
Dağın görünümüne bakansın.
Ne var ki, karışılmadığı
için, resmiyet duyarsın.
Toprak ile deniz ile, daima haşır neşirsin.


Oymaya eğme
gelmez, çorba el ile içilmez.
Kaşığı eğmelersen,
‘Düzgün dursun.’
dersen, düz kaşık olmaz.
Kulun hatası kulu eğitir, eğitmeyen
hata öğütür.
Kulu ufalar.
Yanlış vermeye değil, yolunuzu
aydınlatmaya geliriz.
Sağlık size, varlık bize.
Gelen her kulun, dönüşü
dilemediği görülür.
Her ne kadar mertebesi yüksek olmasa da,
ALLAH’ımı
idrak eder.


Yemeği değil
geçmeği düşün ki, geçen, yemeği de bulur.
Kalanın yediği
midesine oturur.


Emir kuldan kula olursa, sevgiyi sınırlar.
Sunduğum onun
için sınırsız denir,
çünkü sevgim sınırsızdır.
AŞK’ınıza sınır çekmeyin, çerçeve
içine almayın.
‘Tuğsuz sultan olmaz.’ diyene de ki:
‘Tuğun NUR’dan
olsun,
başına YÜCE’nin MELEKLERİ koysun,
gönül yolunda olsun.’
Görmeye çalışmak yersiz.
Varmak için niyaz edin, görmek için değil.
OSMAN’ın
üzümünü sepete doldurursun,
dileğince dağıtırsın.
Bağ senin,
sormaya ne hacet?
Aynadan baktın mı, baktığın yerden dışarı çıkarsın.
Aynadan kendini görmezsen, etrafı görürsün.
Gönlünün yoluna tuttuğun
müddetçe, güldüğün görülür.
Suyun akışına el alan,
‘Yoluna koyayım.’
diye çalışandan da ALLAH’ım RAZI olsun.
Yoluna koymayı deneyene de
yardımcı olacağız.


Yerinde gelenin, serine ay tutulmaz;
‘ALLAH’ım.’ diyen kulun,
aşına tuz katılmaz.
Ayyaş olana, şeker verilmez.


NURU’ndan aldığımdan,
günüm bildiğimden;
kalede gözüm olmaz, kimseye sözüm varmaz.
OSMAN’ın kalesine,
yerinmek denmez;
gönlüne olgunluk alandan, dünya mülkü sorulmaz.
Kaleye bayrak
asanın, gözünde geniş yaylalar olur.
Açık olanın, tefsire meyli olmaz.
Dünya
malına göz koyan, kaleye bayrak dikendir.
Kaleden bakarsan ne görürsün? Elbet ‘Hepsi
benim.’ dersin.
Halbuki, senin olabilen sadece AŞK’ındır.
Ona sahip
olamadı isen, kulluğundan yerinmen gerek.
Yerinmekten maksat, ALLAH’ımın
verişini şikayet değil;
kendi alamayışına hayıflanmak
gerek.
Zembile koyduğun, alabildiğin kadardır.


'Doğduğum gibi
kalayım,
kaldığım gibi varayım.’ diye duacı olunsun.
ALLAH’ımın NURU’nu
harcamadan bulalım.
Dünyanın güzelliğini öylece görelim.


KABE her dileyende, her dileyen KABE’de;
benim
gönlüm de, cümlenizde.


Sevmesini
bilenle, bilmeyen vardır.
Sevmeyen olmaz, olamaz.
ALLAH’ım yarattığından uzak
kalmaz.
Şüphen mi var?
Elbet O’nun verişi diye severiz,
her
yarattığında O’nu görürüz,
O’nun AŞKI ile ölmeden ölürüz,
göçtükte O’nu
buluruz;
‘Biz SENİ, dünyadan da bilmiştik.’ deriz.


Gayretten değil, hayretten buldum.


Rüyam ile gördüğüm gecede,
günün müjdesi, bedende gönül kâşanesi
idi.
Kaşane saray benzetimi.


Defteri dürmeye değil, yazmaya
geliriz.
Her defteri muska misali, kulun boynuna asarız.


Meyveyi yiyen ile, dalında bilen sever;
ağacı
yetiştiren, kökünü sular.


Öğretici verir, bir daha verir.
Kul
alır, bir daha alır. Almazsa sınıfta kalır.


Meydan aldığınca değil, dolduğunca
değil; geldiğincedir.
Kim gelirse gelsin; ne dolar, ne taşar.
Neden? Kul yapısı değil de ondan.


Yemediğin aşta, gönlün kalmasın;
dökülen
sudan, yolun çamur olmasın.
Gitmediğin yolda, deme ‘Sözüm edilmesin.’ Eden
etsin.


Göçte elem edilmez,
gönül ile bulana olmayan
sorulmaz.
Konuk olan her kul, gidişe uymalı,
gelene EYVALLAH demeli.
Gamdan
bakma, CAN’dan geçme,
CANAN’ın VERGİSİ’nden kaçma.
Çünkü kaçmak
yersiz.
Oyalanmadık düzende, yersizlik görülmez.


Ağacı yola diken, güneşin yaktığı kula gölge
verendir.


Esmeyen rüzgar, yaprağa yol vermez;
yola gidecek yaprak, rüzgarı
beklemez;
günü gelen yaprağı, dal kendine eklemez.
Sana. Saz çalana, şarkı
söyle dersen;
‘Ney mi üfleyim, söz mü edeyim?’ der.
Üflediğim ney O’ndan, dediğim
söz benden.
Elbet O’ndan olan sözü derim.
Ne var ki, mantığına uyanı derim.


Yakında
olanı gördüm, uzakta olanı sordum,
cana yakın geleni sardım,
O’ndandır diye
cümleyi sevdim.
Seveni sevdim, bileni sevdim,
kahrında kainata yumruk sıkanı
sevdim.
Verenden değil, verdiğine kahreden,
verenin vasıta
kıldığı.
Aslında vuranı değil, vurduranı düşünürsen;
varlığında
O’nu bulurdun.
‘Müstesna kul olayım.’ diyen,
kulluğunu hiç için
harcayandır.
Müstesna kulunu, ALLAH’ım seçer;
kulu HAK ADI’na, tövbe-istiğfar
çeker.
Kendini HAKK’a karşı hatalı gören kul,
nasıl müstesna olmayı
bekler?
Beklemekle değil bulmaktır,
huyun en güzeli uymaktır.
YUNUS’umun
ÖZ’ünün havası vardır.
Gayretin verdiği nedir? Ümit.
Ümit gayreti besler.


Ayyaş olanın
soydaşı, sarhoş olur.
Suyunu alanın ‘Susuzum.’ dediği görülür mü?
Taşın
toprağın olmadığı yerde, duvar örülür mü?


OSMAN’ın halifeliği,
OMAR’ın
halifeliğinden üstün mü?
Birinin adaleti, öbürünün celadeti,
HAZRETİ ALİ’nin
kuvveti,
HAZRETİ EBUBEKİR’in sahaveti.
ALLAH’ımın, kendilerine LÜTFETTİĞİ
SIFATLARI’ndandır.
Her halleri ile hallenelim,
karınca kararınca nasiplenelim.
Analarını,
bacılarını örnek alalım,
onların halleri ile hallenelim.
Hallerini alırken, özelliklerini
dedik.

Meylini
yukarı doğru ver ki;
adım-adım gidesin, her adımı bilesin.
Yolun ortası
sonu yok, her adım başlangıçtır,
her an yeniye bakıştır.
Ayyaş
kime danışır? Meyhaneciye niye danışsın?
Danışacağı önce
CAN’ı, sonra kesesidir.
Mustarip olan kime danışır?
Doktorun olmadığı
yerde, elbet ALLAH’ıma.
Demek ki umudun bittiği yerde, kul somutlaşır.
Buradaki somut anlamı, gerçeği bulmadır.
Mümin kul umutsuzluğa
düşmeyendir.
Hasta da O’nun, usta da.
Yapan da O, yıkan da O.
Yaktı ise
hayra, yıktı ise yine hayradır.
Her
hayır sevgili kullarına.
Beni SEVEN’i, ben nasıl sevmem?
Beni YARATAN’a, ben
nasıl gönül vermem?


Dost
cömert olandır, gönlünü seninle paylaşandır.
Maddeyi herkes paylaşır.
Sevgini paylaşabiliyor musun,
‘Al canım.’ diyebiliyor musun;
sen O’ndansın.

|