![]() Bir-bir alırım, bir-bir bulurum, binbir hal ile olurum; işte o zaman, kendimde olan ile kalırım. ![]() DOST kıldı isen hevesi, DOST ADI’na alırsın nefesi, bir-bir okursun kafesi. Dersin ki: ‘Bir bedende bin hale, bir halden binbir suale geldi isen okursun, bildi isen dokursun’ ![]() Gerçek, sende olandır; gerçeği bilen, gönlüne uyandır. ‘Uyduk ALLAH’ım!’ diyelim, BİNBİR ADI’na niyaz edelim. YAHYA ![]() "...her yaratılanın binbir zerresinden DOST sesi gelir. Çokluğun sözüdür. Ne var ki, binbir ana zerre vardır her kulunda; dağılmadan tutar, sevgiyi birbirine katar. HÜKME uyan, DOST SESİ’ni duyandır. Onlar, ve onlara hükmedebilen her BİLGE, yerinde yorumda varır gerçek hükme. RUH’un nüfus edebildiği, devamlı irtibatta olduğu zerreler sayısı kadar kuluna kapı açar. BİLGE olan, yaratılmış binbir zerresini noktalamış olanlardır. O zaman, HÜKME adım-adım uyarsın, HÜKMEDEN’i duyarsın, sırtını HÜKMEDEN’e dayarsın; ne düşersin, ne şaşarsın, ne yok yere koşarsın. ‘ALLAH’ım! Binbir zerremize katılalım, bilgimiz ile’ diyelim, niyaza duralım.” dedi, HAMZA DOST ![]() Binbir kapıya durdum, bir yoruma girdim MERYEM ![]() Bir bilirsin, bin bulursun, binbir halde olursun EYYÜB ![]() Binbir zahmete binbir RAHMET, her nefeste binbir HİKMET… MERYEM Binbir emek, bunca RAHMET; eğildik HUZURU’nda, cümlesine dedik HİMMET… ![]() Bir-bir okudum, serde güzeli dokudum; seyirden gelene, ‘Gerçek güzeldir’ dedim. Bindiği dalda binbir çiçek var, binbir çiçekte güzel böcek var; bilene, kainatta seven kucak var. ![]() “ ‘Hani SENİ bana bulduran, hani SENİN ile beni olduran, hani gönlümü AŞKIN ile dolduran nerde?’ dedim de, nefsimi NEFESİN ile binbir zerreye böldüm. (Buradaki NEFES’ten murad ne?) Sana ÜFLEDİĞİ! Bir adımda zalim idim, bir adımda alim, binbir adım attım da oldum kulun.” dedi, VEYSEL’im ![]() ‘Sözüm ÖZ’üm BİR’den BİR’e, güzelde gözüm binbir EMRE…’ dedim de, cümle ile sohbeti öyle kurdum, postumuzu öyle serdim; doyuşu dileyen her kulu ile, günden güne sohbete açtım. ![]() "...Binbir emek bir binek; sevgin ile kaldıysan, senin olur dilediğin konak." dedi, EYYÜB’üm ile YAHYA EFENDİ ![]() Binbir zerrem içine Gerçeğini saklarsın Bir bir açayım güzelden güzeli seçeyim diye ![]() Binbir soru düğümlendi, bilgimde düğünüm kutlandı. ![]() Ay’dan yıldızdan sorduk, ‘Sevgide bütünlük mü gerçeği aydınlatır?’ ‘Elbet!’ dediler, bir Güneş’ten birbirinin aldıklarını söylediler. Her biri, bin bire iletir. (Birbirinin katı mıdır?) EYVALLAH ![]() Binbir kapıyı BİR’ledik, ‘HAY’ dedik AŞK’ı ile gürledik HACI BAYRAM ![]() (Sözlü bir tebliğde; ‘BİNBİR MELEK yöneldi, emanetler birbirine eklendi; RABB’ini ÜFLESİN diye bekledi…’ cümlesi var. HAZRETİ ADEM’e verilen bu emanetler, ‘Binbir zerre’ midir?) Binbir kapı. ‘Binbir kapı’ nedir? Her gün okuyorsun. Kullar, ADEM’in varisleri… (HAZRETİ ADEM’e verilen emanetlerin, diğer kullara da verildiği…) Biraz daha açar mısınız? Mesela, bir veya birkaç kapının ne olduğunu söyleyin ki, bize ışık tutsun ve tefekkür ederek kendimizce yoruma varalım. Selvi ağacı gölge verse, gölgesinde kendi doruğunu görür. Çınar ağacı gölge verse, gölgesi kadar insanı barındırır. İster gölgemizi görelim, ister koruyan, ister korunan olalım. İlk kapının EDEP, ikinci kapının ŞÜPHESİZLİK-UMUTSUZLUKTAN uzak, üçüncü kapının SEVGİ olduğunu… AKIL MANTIK birbirini tamamlar. (‘AŞK geldi, noksanlar tamam oldu’ der, MEVLANA HAZRETLERİ. Açıklar mısınız?) TEVAZU yedinci kapıdır, BARIŞ dokuzuncu kapı… (‘BARIŞ’; kendi içimizdeki barış mı, herkesle olan barış mı?) Kendiyle barışmayan, çevresine karışmayandır. Her kapı açıldıkça; huzur seninle olur, sevgi sende köklenir, RAHMET’i ile beslenir, çiçeklenir, yapraklanır. Aklın ve mantığın sendeki ağaç ile bütünlenir. AŞK, odur. (Bizdeki ağacı, açıklar mısınız?) Bilgi bilgiyi atmaz, seven bilgiyi satmaz, sen aşık oldu isen, akıl seni zorda tutmaz. (Perdemiz, aklımız mı oluyor?) Akıl senin olaydı, bu alemde kalaydı; kimini yel üfürür, kimini sel götürürdü. Akıl O’nun verdiği, AŞK’ın O’na erdiğindir. Kat-kat açılsa gökler, her biri ayrı bilgi saklar. Giden, geleni bekler; ‘BÜTÜN olayım, güne dolayım’ diye. (‘Giden, geleni bekler’ cümlesini açıklar mısınız? ‘Giden’ kim, ‘Gelen’ kim?) RUH, zerreleri bekler. (Zerreler RUH’a mı ait, CAN’a mı ait, ya da ikisi arasında başka bir şeye mi ait?) Hepsi BÜTÜN’e ait. (‘BÜTÜN’ ne? NUR-u MUHAMMED’iye mi, yoksa RABB’imiz mi?) O bilir seni beni, O bilir dünü günü, sana verir geleni. (Zerreden ne anlamamız gerekiyor?) Döne-döne geldiler, bir MEYDAN’da buldular, niyaz ile sundular: ADI’n ile daim kaldık, İZNİN ile SEN’i bulduk, CAN idik CANAN olduk, ‘HAY’ diye-diye BİR’ledik. MEYDAN bize mesnet oldu, anılmayana kasvet verdi, aklımız zoru dünyada yendi. Bilmece demedik, bulmaca verdik, her bir kapıda bir nefer (MELEK) gördük. Binbir soru sorarlar, (Kapıdaki MELEĞE), gördükleri ile duyduklarını yorarlar. (Hatalı mı oluyor EFENDİM?) Sen kendi terazine koyarsın, RABB’im KENDİ TERAZİ’si ile tartar, dileyelim ikisi birbirini tutar. (Son kapının PEYGAMBER’imiz olduğu bildirilmişti. BİNBİR KAPI’ya, HAZRETİ MUHAMMED’in hakikati diyebilir miyiz?) Her kapının anahtarı o'ndadır. Onun ile gelen, o'nun ile bilen, o'nun ile seven her kulu sonda… (Buradaki ‘o’ kim? RESULÜ mü, ALLAH mı?) RESULÜ olmasa, BİNBİR’inci KAPI’yı açamazsın, KIYAM’dan geçemezsin. (Onun bize kapıları açması, Şefaati mi? Yoksa, Şefaat KIYAMET’te mi?) Onun Sancağında toplanan; Şefaatine erenlerdir, o'nun ağacında açan çiçekleri derleyenlerdir. ![]() Binbir söz, BİR TEK ÖZ’e bağlıdır! ![]() “Ayağı toprağa koysan, binbir öğüte bedeldir; doğruya baksan, birbirinden güzeldir.” dedi, MERKEZ’im ![]() ZATI ile, gerçeğin SIFATLARI’nda gördüğümüz erdiğimiz, her dileyene verdiğimiz, bir zerreden binbir zerreye böldüğümüz bilgiyi; alanlara, bilenlere, sevenlere selam olsun, kumda attığı her adımın sesini duysun. ![]() “Çağrıya uydu isek, eğriyi sildi isek; RABB’im yürüyene açar yolunu, verdiği göreve seçer kulunu, hem bilir, hem görür, sever halini. Kimden-kime konu ettik, kinden-kini gönülden attık.” dedi, YESEVİ bin bir düğümden birini çözdü ![]() Geldik söze, bin-bir öğüt ile geldik size. |