“Ağaç bulsam, huzura varsam.” diyenin,
selamını getirdik. “Bana uydukça, selamım onunladır, yolumuz gücüncedir.”
dedik. ULU’su geldi. HACI BAYRAM VELİ: “Yazdık çizelim, hediyesini
verelim. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun, cümleniz aydın yol bulsun.”
“Kaşığımı
alayım, kazana kepçe salayım.” dedi, HACI BAYRAM VELİ geldi: “‘Kazanları
kaynasın.’ dedi, ben de kazanın başına geldim, tasımı kullarına uzattım,
‘Bana da bir kepçe.’ dedim. ALLAH’ım RAZI olsun. Ayağına gelenin, elde
destek bulanın, niyazına adımızı ekleyenin; duacısı olduk, tasımızı doldurduk.
Geçitte zorluk vermez ALLAH’ım. Gelmeyi dileyenin, gelmeden niyaz edenin
duacısıyız. CAN’da dumanı görmedik, CANAN’ın SEVGİSİ’nden
şüpheye düşmedik. Kulunun hatasında, AFFI’nda selameti gördük.” dedi,
cümlenizi selamladı gitti.
Gelelim sohbeti
dilenene, yolları alınana. HACI BAYRAM dedi ki: “Duaları aldık, elden-ele
ilettik. Nazanda nazlanana, ‘Yolun açıktır, gönlün seçiktir.’ dedik, cümlesini selamette
bulduk. Goncayı yakaya koyan, dikenine uyandır. Her olay gülün dikeni
misalidir. Her ULU’nun yolunda, ‘Selam.’ dediniz durdunuz. Her olayı hayıra
yordunuz. ALLAH’ıma şükürler olsun, olana uydunuz.”

‘YA ALLAH.’ dedik, sözü HACI BAYRAM’a verdik. “Andığınız, ‘ALLAH.’ diye yandığınız, sakinin dahi olumunu
hoş gördüğünüz günde; cümleniz HAY VASFI’na nasiplenmiş
olursunuz. Manayı açmakta, umduğunu bulmak vardır. HAY
VASFI’nda kulunun gönlünü, bedeninden sıyırmayı anlayalım. ‘Nasıl sıyrılır?’
derseniz; bedene tabi olan CAN, manadan nasipsiz kalır. Beden ile RUH’u
birbirinden sıyırmak, yani RUH’u canlı tutmak. Cümlenize HAK YOLU, cümlenize
nasip yolu açılsın.” dedi, cümlenizi selamladı yürüdü.
“Ayını açmadan, gününü geçmeden,
yönünü seçmeden; alamazsın, aldığını bilemezsin.” dedi, HACI BAYRAM
sohbete girdi: “Gölgede terlemezsin,
terlemezsen bilmezsin. Varsın güneşte kalsın, kul terledikçe bilsin.” dedi
yürüdü, cümlenizi sevgi ile kucakladı.”

‘Ben de söz dilerim.’
diyene, HACI BAYRAM der ki: “Konuk sana gelir, elinden nasibi dökülür. “HACI BAYRAM denildi,
her verdiği söylendi. Evet. VERMEYİ DİLEYEN de O, VEREN de.
BAYRAM VELİ, sadece sözcü. Noktayı buldu mu, çevresini döndü mü, kaydını
okudun mu? Okudu isen yaz, yazdı isen çöz. Elbet kul gücünde değil. Yerden
alınan, nasibe yazılandır. ‘Hata mı?’ deme. Uymak güç gelse de, ALLAH’ımın
VERGİSİ’nden kaçılmaz. Cümlenize selam olsun.” dedi, yürüdü.

“Çöl geçilir, yol açılır, serpilen ekin elbet biçilir.” dedi, HACI BAYRAM
sözü aldı: “Uzandık yolunuza, dayandık kolunuza, dane döküldü ise, toplayalım
yenimize. Elde kalan yetişir, yerde kalan katışır, toprak ile
halleşir, meyva ile dölleşir, kulu ile birleşir, döner durur,
gider gelir. Ne eksilen görülür, ne atılan savrulur, sanma yanan kavrulur. Ben
gibi köle olur, kulu ömründe bulur. ‘Bildiğim, bulduğum.’ dediği
an; ne kölelik, ne kulluk olur. Ekin misali, onunla hemhal olur.” dedi, yürüdü.
NUMAN der ki: (HACI BAYRAM
VELİ mi?) EYVALLAH. "Yargıya, NUMAN'ın
olduğu yerde bakılacak. Kayguyu silelim, hak, HAK ile beraber olanındır
bilelim. Sevgiye tekme, gönlünü yıkmadır. YUYAN elinde, HAK gönlünde. Yanında
olana. NUMAN, günün yorumuna, yanımızda olanın sorgusu karışır; gönlünde,
gelen giden çatışır. Ayır, gelen gideni."

"CAN'dan geldik, CANAN'dan bildik,
dayandığımız anda YÜCE'ye yol aldık. Gönül, dilediği yerde
değil, her anıldığı yönde olsun. Orada anıldığını bilsin." dedi NUMAN sözü aldı: (HACI BAYRAM mı?)
EYVALLAH. "Geldim gittim, aradım sordum denmesin. Anılsın.
Yerde değil, gönülde bilinsin. Denizde havada, taşta toprakta
aradığın, şekilde sorduğundur. Şekilde dünya vardır. Var
olana dünya dardır. Küçük büyük olasıya, desti kova dolasıya bilinir.
Danışılan, her hal ile bulunur. Görmeyi dilersen dilediğine
değil, bellediğine gönül koy. Açılan geçitten danışılan yol
verilir, köprü öyle kurulur. 'Dağları aşamadık, köprüleri geçemedik.'
diyenin ayağı zahmet, bileğe zulmet desteği almadığı
görülür. Zulmet denildi hata yok. Ayak sadece zahmete katlanır. El, her hali
ile damla-damla alır, aldığının ötesinde verir, verenden ise zulmeti
eritir. Eriyende doyasıya rahmet vardır. Görgüyü bilendeniz, kaygıyı silendeniz, dağınık denileni
dürendeniz. Selamla geldik, dost eli ile dostu bulduk. El ele verenlere,
zahmeti silenlere, 'RAHMETİ bol olsun.' dedik, selam getirdik. Darda olana
kainatı göster. Yerini bulsun, olduğu yere noktayı koysun. Dönsün,
koyduğu noktada kendini bulsun. O zaman kayguyu silecek, benlikten uzak
kalacak. 'Bağda üzüm, dağda gözüm.' diyecek, derya ile hemhal olacak.
Olaylar geçicidir. Her görgü aynı yerde olmaz, her gören aynı noktayı bulmaz.
Göreni olduğu yerde, olanı bulduğu yerde bilelim. Aynayı yüzüne
verelim. Gördüğüne güzel derse, bulduğuna sevinelim. ALLAH'ıma emanet olunuz. Selameti oluşta biliniz.”
“Dar yolu görmedim, ‘Duman.’ deyip girmedim, şah ile köleyi ayırmadım.”
Çevrede düzen, her yuvayı gezen, varlığında yapıya kapı olan söze geldi,
HACI BAYRAM düze durdu:
"Demet olduk bilindik, tane-tane sayıldık, yaprak
veren her dalda, gölgesini
aradık." dedi, HACI BAYRAM söze girdi: "Şart olanı değil eşhasına münhasır
kalanı deneyen, kendini değil gayrısını sınayan; hoş görüden
ayrılmasın." dedi, cümlenizi selamladı.

"Sofra açtık gelene, her hali kendinde gösterene. Su atalım, tuz
katalım dedik, gününüze katıldık." dedi, HACI BAYRAM sözü BEKTAŞ'a
verdi:
"Uyduk yazan sözüne, güldük seven yüzüne. Yerden
selamı aldık, elden ele aktardık. Olmalı, yolunu bilenler; olmalı, kendini
bulanlar, 'Belli.' diye her olaya gülenler; olmalı, dünyaya gelenler." dedi, HACI BAYRAM sözü aldı: " 'OL!' denilen, hakikatte; 'OL!' denilen
hilkattedir; 'BİL!' denilen çokluktadır; 'BUL!' denilen tekliktedir. Geldi
isek olalım, oldu isek bilelim, 'Bildik.' dedik bulalım, böleni silelim.
'Oldun.' diye bildirdi, sevdiğini böldürdü, yolu verdi buldurdu. Benliği
nerde kaldı? O'nu sana böldürdü. Bölendi, bölünen oldu." dedi, BAYRAM
yürüdü.
"Gözü göze sorsan bilmez, çünkü bir göz öbürünü görmez, gözden ayrı
kalanın sözü kimseyi sarmaz. Bağlı bohça açılır, telli fistan seçilir,
nerden nasıl geçilir demeden, yolu verdik, her kulunu sevgi ile sardık. Ona de
ki: 'Geldi gelmedi, hal hatır sormadı, bilen elini tuttu, bilmeyenden almadı.'
Selamımı gönderdim, dost elinden, dost dilinden ilettim. Soranın sözündeyim,
verenin hazzındayım. 'Yol geldim, hal gördüm.' diyenin yardımındayım.
Dönüşü almazsa, doyuşu bulur, elbet dilenen olur." dedi, HACI
BAYRAM yürüdü.

"Paçayı sıvayım, dereyi geçeyim; ekini ot bürüdü, kendim varayım, otu
süreyim." dedi, HACI BAYRAM söze girdi: "Beklenen gelir, bekleyen görür. Diz çöken bulur,
cumaya yer alır. Kanmak ne güzeldir doyasıya, yanmak ne güzeldir ölesiye,
sevmek ne güzeldir dolasıya. Var git yerin güzeldir, sor git açılan kapıya.
Derledik ekini, söyledik sakini. ('Saki'den mi
saki?) Evet, 'Saki'den. Boş bardak ele gelmez, boş
sofra dosta gülmez, boş gönül HAKK'a dönmez. AŞKI buldu isen,
kıyamete dek sönmez." dedi, HACI BAYRAM selamını sofranıza getirdi."Ayıkladık otunu, yaktık AŞK'ın odunu." dedi, yürüdü.

"Altın tasa su koysan, bakır tasa bal akıtsan, tadı
kendin bulursun, elbet suya yönelirsin." dedi, sözü HACI BEKTAŞ'a
verdi:

“ÖZ’de senin, ÖZ’de benim, cümlede ÖZ’ün sözü vardır”
dedi, HACI BAYRAM söze geldi: “Ak üzüm kara üzüm, gecede gördü gözüm, mest oldu seven
ÖZ’üm. ‘Karşı gelen sayılmaz, ‘Güzel.’ diye övülmez’ diyene de ki:
Karşıya arşı koysan, seferde söz var. Asi gelene, bilmezse bilenden
ÖZ ver. ‘ÖZ nasıl verilir?’ denildi: Sevgiden verdiğin ÖZ’ündür, sevgi ile
verdiğin sözündür. Yakın uzak kalmasın, görev bilen her kulu ayakta olsun.
ALİ’nin sözünde nokta vardır, uzamaz. Hiç bir kulu gün gelmeden kesemez,
bilinsin. Her satıra uyulsun.”

“Üç koyun besledim, üç bahçeyi süsledim, seveni sevileni
aşık olup yoluna döküleni gözledim. Seven sevilen BİR’dir, bilmedi
dersen kördür, bilmeyene dünya zordur. DOST olduk halimizce, DOST bildik
yolumuzca, selam dedik gönlümüzce.” dedi, HACI BAYRAM yürüdü.

Üç gece KEVSER SURESİ’ni bin defa
okuyalım, suya üfleyelim, ‘YOLUNA.’ diyelim, dökelim. –yola dökelim-
Böldüğünü toplayacak, bildiğini katlayacak; zaman, elbet bilinmeyeni
paklayacak. HACI BAYRAM niyazını alır, her seherde yuvana gelir; konuk
değil, SAHİBİ’nden EMİR alır. SAHİBİ elbet
ALLAH’ımdır. “Duyduğun ile olursun, gördüğün ile bulursun, ne yerde
ne gökte kalırsın, gönüllerde kâlb olursun” dedi, HACI BAYRAM selamını iletti.
“Açılan cama baktım, dilenen suyu döktüm, az aldım
çoğu sattım, acı tatlı her olayı tattım” dedi, HACI BAYRAM söze geldi: “Ovanın düzüne, YÜCE’nin SÖZÜ’ne, sevenin gözüne bak;
kendini bulacaksın, gönlüne döneceksin. Sil, ‘Yetmez.’ dediğini. Gönül,
BİR’de kalsın, gönül O’nu bilsin. Verilen söz sende kalsın.” dedi, HACI
BAYRAM yürüdü.

“Tepside narı gördüm, kovanda arı gördüm, ekilecek darı
gördüm. Hepsini aldım, gönülden buldum, sana verdim” dedi, KAYGUSUZ elden ele,
sözden dile gönlünü cümleye verdi. “Açtığın ocak, sana senden öteye; açtığın
kucak, HAKK’a bizden öteye” HAMZA DOST ile söyleştik, ‘Ne güzel hal.’
dedik gülüştük. HAMZA DOST dedi ki: “Kuş ‘uçayım.’ der uçar, çünkü
kanadı vardır. Tazı ‘Kaçayım.’ der koşar, çünkü güçlü ayakları vardır.
Kul, gizli kalan ÖZ’ünü bulmak için her halini eğitirse, nefsini
öğütürse, öylece ÖZ’ünü bulur. Kul ne mutlu kuldur ki, hali ile cümleye
verir.” Söyleştik, selamlaştık, sözü HACI BAYRAM ile paylaştık:
“Bekleyene ‘Yersiz.’ deme, ekleyene ‘Sersiz.’ deme Bekleyecek, ekleyecek,
öylece gerçeğe dönecek. Yanan ocak, odun ister, yuva büyük, kadın ister.
Kulu kul ile besler, bahçeyi çiçek süsler. Bilmeyi dilemek, kulun
gerçeğini tanımasıdır. ‘Gerçek nedir?’ dersen, ‘OL.’ denileni ÖZ’ünde
bulmak.” dedi, KAYGUSUZ ile HACI BAYRAM yürüdü.
“Azdan çoktan geçmeden, güzel
çirkin seçmeden BİR’liği bulduk, BİR’likte imanımız gür dedik.”
dedi, HACI BAYRAM söze girdi: “Sepete su koymadım, desti aldım doymadım; her bileni
soymadım, bildiğince sormadım. Saydığın kadar bilirsin.
Bildiğini haline eklediğin, eklediğin kadar olursun, öylece
aradığını bulursun.” dedi, selamladı.

“Ekin verdin ekmeye, ‘Suyun?’ dedin dökmeye, ‘Bildim.’ diyene ‘Selam.’ ”
dedi, HACI BAYRAM söze girdi: “Altın tabak elde ise, yerini bildirir; gümüş tabak elde ise,
yediğini bildirir. Her aldığın O’ndandır, her verdiğin ‘O’na.’
dediğini biliriz. Açılan sofrada Dostumuz ararız. ‘Ne demek?’ dendi: Kum,
halini bilene, kendinden kendine dönene benzer, ne kırar, ne kırılır. Gölgeler
uzamasın. Yamaya yer verdi isen, çeşitte değil, eşitte olursun.”
dedi, HACI BAYRAM yürüdü.

“Ağır gelse yorar mı, yolu bilse sorar mı, olaya gülse, verdiği
karar mı?” dedi, HACI BAYRAM söze geldi: “Ne gelenden ne gülenden, ne de vardığını bilenden, kaygu almadık.
Yolu ile olduğuna, selama her vardığına, gönülden katılırız, diz vurup
otururuz. Gönlünden atamadığın her konuyu, sergiye koy sat.” dedi, HACI
BAYRAM yürüdü. DOST ADI’na HACI BAYRAM, post adına NUMAN’dır. Hem postumuz
gönülden alışır, hem dostumuz bizimle oluşur. Gayrıyı almazsan
gönlüne, sevgimiz nasıl kalışır? “Sevdik cümleyi YARATAN ile, yolunu
kısaltıp uzatan ile. Kaygu silelim, YUVAMIZ’ı kuşatan ile.” dedi, HACI
BAYRAM, NUMAN adı ile yürüdü.

“Her damla anlatır amma, damlaların biriktiği yerde
anlam büyür, dileneni öyle verir.” dedi, HACI BAYRAM söz ile yerini alana, ÖZ
ile kendini bulana selamını iletti. “Akan dam zahmetlidir, bağ ise
rahmetlidir. Damlalar, yerinde gereklidir.” dedi, yürüdü.

“Her yol BİR’den öteye değil, her kul bilgide
katıya değil…” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı: “Oturduk taş üstüne, katıldık baş üstüne, çatıldık
değirmene… Su aldık su ile döndük, her buğday tanesi ile hallendik;
un verdik, yoluna niyazı serdik.” dedi, HACI BAYRAM yürüdü.

“Kapalı yerde değilsen, aynayı unutma. Dayanmayı dilersen, kanaldan
verilenin, ‘Şüphesiz…’ denilenin gayretine sığın. ‘ALLAH’ım.’ de,
sadece O’nun ile olduğunu unutma.’ dedi, HACI BAYRAM söze geldi: “ER, yolunu açandır, kor, gönlünden geçendir. Sarmayı
dilediğin, ‘Bir kalem, bir satır…’ diye niyaza oturduğun an, aklından
geçeni düşün. Her satır O’nu yazar, saymakla tükenmeyen, yolu asla
tıkanmayan. Sakındığından değil, bakındığından alırsın, gönülde
olan ile bulursun.” dedi, HACI BAYRAM yürüdü.

“Sebepler O’ndandır, neden deriz? Yoğun selam alırız, kimden deriz?
Kuşak olduk beline, nefes verdik saçının her teline. Geleni gideni, yapıya
gönül vereni, bağladık RESULÜ’nün yoluna. O’dur, O’ndan alırsın, O’dur,
O’nun ile bilirsin, O’dur, O’ndan gelen ile her anında oluşursun. Kaynağı
buldum, sohbet sofrasını kurdum. Her kayguda olana, gerçeği gösterdim.
Göreceğin gerçeği, ‘Nedir? Nedendir?’ deme. Bilicinde olanı sakın
sepete serme, akar gider; kendine saklama, kokar biter. Her bilen, bildiği
ile BİLGE’dir. Her seven, sevgisi ile gölgedir.” dedi, HACI BAYRAM
selamladı yürüdü.

“Eskiye değil yeniye dönelim, toprağa değil ağaca
yanalım. ‘Birbirinde ayrı değil.’ diyelim, dönelim-dönelim.” dedi, HACI
BAYRAM söze geldi.

“Her yaprağı okuduk, böcek misali ipeği
dokuduk; içine girdik, kozayı ördük, günü geldi kelebek olduk dürttük. Ne sert
olduk kırdık, ne de biber ile balı kardık. DOST diyen her kulunu gördük,
kapısından girdik.” dedi, HACI BAYRAM söze geldi: “Altın iğne ile gümüş ipliği birledik, dokuduğumuz
ipliği zorladık. Güzellik odur ki, altın ile gümüşü birlemek,
emeğini zorlamak. Meyveler oldu toplayacağız, ipekler dokundu
katlayacağız, her gönülden geleni paklayacağız. Diyeceğiz ki:
‘Bizden O’na ulaşan, O’ndan bize bulaşan, bilgimizde TEK KANAL’da
birleşen O BİR’dir, O bizdedir, O
bizimledir. Bizden alır, bizden aldığını her zerremizde görür.
BİR’liğe yöneldikte, YUNUS misali buldurur.’ ‘ALLAH’ım…’ diyelim, her
anımızda O’nun ile olalım, her anımızda O’nun ile dolalım. Her sorumuzun
cevabını alırız, öylece huzurda kalırız.” dedi, HACI BAYRAM selamladı yürüdü.

“Eyledim her satırda tavaf, gönülden oldum sarraf.”
dedi, HACI BAYRAM sözü aldı: “Benden sözü alanlar, güzde ağaç dikenler, yazda
meyvesini alır, gelen gidenden seyrini bulur. Ham meyveyi yemedik, ham sözü
söylemedik. Bir aldık binbir verdik, ‘Bereket ALLAH’ımda.’ dedik.” “Düzende bozulana, kaderde yazılana niyazımız olacak. Elbet niyaz ile, kul
sabırda kalacak. Gün gelecek gülecek. Gülecek el sözünü alacak, YUNUS’um ile
birlikte kalacak. ‘Nasıl olur?’ denildi: YUNUS’um el verdi ise, kulu niyaza
durduysa; her zikri, fikrinden olanın gölgesini verecek. Komşuya
eğilmeden alamazsın, DOST deyip her kuluna gülmeden bulamazsın.” dedi,
YUNUS’um selamladı yürüdü. “BAYRAM ile geldik söze, cümleniz dedik verdik
size. ‘Niyazımız ne ola?’ denilir, her nefeste AŞK şarabı sunulur.
Bezmeden alandan, sahip oldum diyenden; ayrıyı bilecek, her nefeste yakına
gelecek.” dedi, BAYRAM ile YUNUS’um yürüdü.
“ER olsa, dizi-dizi dursa, ‘BİR’liğe gelsin.’
derim; BİR’likte bulsun, görgüde eğilsin diye sohbete veririm.” dedi,
HACI BAYRAM söze geldi: “Bağladık eşeği, bekledik
döşeği, ele aldık kaşığı. Çorbayı içeceğiz, hizmetine
el ele katılacağız. Dört dedik yarısını ekledik, günü gelecek bekledik.
Gelip geçene yorumsuz bakalım, ocağında çerağ yakalım.” dedi,
selamladı yürüdü.

‘Demde güzeli buldum, güzel ile hemhal oldum.’ diyene, HACI BAYRAM selam
ile geldi. “Öğüt verdim söz ile, ‘Güzel.’ dedim söz ile; kainata bakasın,
sen bendeki göz ile.” dedi; her olayda uyum ile kaldığını, sükun ile
bulduğunu söyledi. “At alanın, it bilenin elindedir. Ayağına her
adımda taş gelse de, bilesin ki HACI BAYRAM yanındadır. Ezilene lokma ver,
toplansın; dağılana elini ver, katlansın. Yanındayız; asla şüpheye
düşme. Ne derlerse desinler, hiçbir sözü deşme.” dedi, HACI BAYRAM
gönülden geleni kutladı, selamladı yürüdü.

“Her kulu ile DOST’luk sohbeti kurarım.” dedi, HACI
BAYRAM söze geldi: “Kapalı olmayan her kapı, gelen ile sevinir, seven ile
övünür; gayrete, bilen bürünür.”

“Her akan suya baktım, köprüye kement attım. Ağacın her dalına,
kulunun her haline, ‘O’nundur. O’ndandır.’ dedim; sevgimi sakınmadım, ‘Ne
oldu?’ deyip bakınmadım.” dedi, HACI BAYRAM söze geldi: “Destek dileyen DOST arayandır, beklediğin her günde kendini gönülden
oyalayandır. Ağır gelmedi desti, akan su durmadı, ağacın yel ile
yıkılmadı. ‘Her satıra nokta koysam.’ dedi, günde kimse kaygu almadı.” dedi,
HACI BAYRAM dört yönden aldığını, seni bende bildiğini, demde kayguyu
silmen gerektiğini, açılan her kapıya gelmende boşluk gördüğünü
söyledi. “O’nun KAPISI BİR’dir, BİR’liğe götürür. BİR’den
geldi isek, BİR’de bitirir. Soylu gelir soysuz arar, her kulu
alabildiğine sorar. Güne bağlı kalmadan, yönü hataya yormadan bekle.
Yapıya düşse bile kasaya el atacak, her aldığını ‘Nasibim.’ diyecek
tutacak. Buğday tanesini sayasın, ‘Nasibim.’ diyesin, kesene koyasın.”
dedi, niyazını senin ile başladı senin ile sürdürdü.

“ ‘Dayandığım her daldan adını soracağım,
bildiğim yola öyle varacağım.’ diyene de ki: ‘Yol, senin
bildiğin değil TANRI’nın verdiğidir.’ ” dedi, HACI BAYRAM sözü
aldı: “Dört duvar örtendendir, eğer çatısı var ise.
Dağılana yönelen her kulu, eğilenden olursa; gölgeyi siler, her
buğday tanesinde bilgisini böler. ‘Nasıl?’ denilir. Noktaya
sığdırdığın kainat buğdaya dahi yön verir, yapıyı bilecek olana
gün gelir. DOST diyelim, her zerreyi bilelim. ‘Taneyi attı isem,
aşacağım eşikten beklediğim nedir?’ diyelim, kendi
kendimize beklediğimizi soralım. Seyre daldığımız her olayda, sadece
HAKK’ın EMRİ olduğunu bilelim. Diyelim ki; ‘Azda da, çokta da O’nun
EMRİ’nde kalalım, sadece EMRETTİĞİ’ni dileyelim.’ ” dedi
HACI BAYRAM, üç öğünde diline tesbih olan niyazı RESULÜ ile
paylaşalım. “Niyazın NAS SURESİ olsun. Serden geleni unut, nardan
aldığını ‘ALLAH’ımın YAZISI.’ de. Od. DOST sandığın her varolanın,
DOST olduğuna inan. Öyle inan ki, ona ‘Ben HAK ADI’na inandım.’ diyesin.”
dedi, HACI BAYRAM selamladı yürüdü.

“Kement attım her ata, çıksam dedim her kata. Katı değil kurallar,
yalan değil olaylar.” dedi, HACI BAYRAM söze geldi: “Örtüyü alalım mı, yollara duralım mı? Geldi geçti
düzene, niyaz ettik YAZAN’a. Her adım götürendir, nokta koyarsan bitirendir;
deryaya güzel dersek, DOST YOLU’na atılandır. Güller dedik eyledik, GÜL’den
dedik bekledik. Bilgimizi ne gizledik, ne de sorduklarında yok dedik sakladık.
Dumana yer vermeden, iyi kötü demeden, biz aldık cümleye verdik.” dedi, HACI
BAYRAM yürüdü.
“Güçlüğü yeneceğiz, olaylara güleceğiz;
‘Gitsin, gelsin, bulsun, bilsin.’ diyeceğiz; her adımda, selam
alacağız vereceğiz.” dedi, BAYRAM gölgeden Güneş’i verdi: “Sağdan geleni soldan alacağız, her seferde doğan Güneş’e
seheri soracağız; ‘Senden mi? Sana mı?’ diye, ‘Yoksa, cümleniz O’na mı?’
Her günüm ayan beyan, her günüm yol üstünde yayan, her günüm aş ile tok
ile dayan; senden benden silinip, O’ndan olan… İşte, doğan
Güneş, her kulunda O’dur. Ne senden esirger, ne benden sakınır, ne çok
alandan yakınır.” dedi, HACI BAYRAM selamladı yürüdü.
Ayrana göz attığı günde sütü arayan, elbet
alıştığı hale uyar. ‘Sağır oldum sözüm yok, dünya yetti gözüm
yok.’ diyene, HACI BAYRAM selamını iletti, ALLAH’ıma gönlünü kul etti, her
dileyene postunu yol etti. Dedi ki: “Ne dünya yeter, ne sevgi biter, her yuvanın
ocağı tüter. Sevindik sevineceğiz, kuluyuz övüneceğiz, kaygu
dersek dövüneceğiz; her zerreden selam aldık, sevginizi
yayınlayacağız.” dedi, HACI BAYRAM oluşanı buluşanı kutladı,
selamladı yürüdü.

“ ‘Gerçeğe uymaz.’ diyene, de ki: ‘Gerçek; TANRI’nın olmasını OLMASINI
dilediğidir, kulun hükmünde değildir.’ Ne DİLERSE olur, kul
O’nun DİLEDİĞİ’ni bulur.” dedi, HACI BAYRAM söze geldi: “ ‘Kapı kapı gezeceğim, her bir sözü süzeceğim.’ dedim de, kırk
gün kırk gece tövbeye durdum. Kapılar HAKK’adır, gönüller açık, durduğun
gölgeden niyaz et de çık. Kayguda olana, seyirde olduğunu söyle. Elbet
kaygusu silinecek, sevgisi kul bilgisine bölünecek. Suya okusun, elini yüzünü
yıkasın. Gönlünden geçeni, yerden göğe aldığı gibi, gönülde
bulduğu kadar…” dedi, HACI BAYRAM selamladı yürüdü

“Asmaya ayak koysan, üzümü yiyip doysan; ‘Bağlar
benim, dağlar senin.’ desen; güzellik senin ile kalır, yollar sana
getirir. ‘Kullar, bende olanı bitirir…’ dersen, güzellik senin ile gelir.” dedi,
HACI BAYRAM selamı iletti.
“Erlikte özlenen, gürlükte harcanandır; gölgeden ayrı kaldığında,
sevgin ile beslenendir.” dedi, HACI BAYRAM söze geldi: “Yemin ile bağlandığın, YUNUS MEVLÂNA diye
güzelliğinde eylendiğin; gerçeğin aynasıdır. Ayna, gönlünün
gerçeğini verir. ( )
Değil. Adı ile verdiğimiz. Sözümüzün başında adını verdik,
seyrine gönülden katıldık. Ettiğin yeminden değil, attığın
adımdan sorumlusun. ‘Erlikte ÖZ’ dedik, adını verdik. ‘Dört mevsimde
oluşmaz.’ dediğin, gerçeğin vergisidir. Ne giden ile
yoğrulursun, ne gelen ile karılırsın, kendinden kendine kurulursun.
Andığın her olayda dilenen ile buluşur, ALLAH ADI’na
söyleşirsin.” dedi, HACI BAYRAM her yıldızdan gelen nasipte, zerrelerden
geçit verdiğini söyledi, selamladı yürüdü
“HACI BAYRAM diyesi, tatlı aşı yiyesi; ne giden, ne gelene, yapıya
uydu diye gülesi. Alacağız vereceğiz, uymadı diyen ile sohbeti
kuracağız. Oldu olmadı değil, olumludur. Olacak, her yorumda dilenen
desti dolacak. Kement attık olaya, yorumdan uzak kaldık, toprakta yeşeren
tahılı gördük. Çuvallarımız dolacak, seven her kulu soframıza gelecek.” dedi,
HACI BAYRAM selam ile geldi, selam ile yürüdü.

“Ağaca bağladığım tayı aldım, kuzuyu meraya saldım.” dedi,
HACI BAYRAM söze geldi: “Baktığın an göreceksin, lokmanı dileyene vereceksin. Tarlanı
dilendiği halde süreceksin. Bakmadığın kapıya, ‘Yolum.’ diye girecek,
DOST halini soracaksın; damda kuru ot varsa davara vereceksin. Duvara
döndüğünde sırtını dayarsan, ‘Şükür ALLAH’ım.’ diyesin. ‘Dağlar
bilgi alamaz, taşlar sözü bilemez, her kulu bilse olamaz.’ derlerse de ki:
‘Gönlünde ÖZ’ü vardır, dilinde sözü, cümlede bildi isen kozu…’ Kement sende ise
danışmadan alamazsın, doğuştan geleni bir kalemde silemezsin.
Öyle ise, oluşa EYVALLAH diyelim, her öğüne tatlı aşı verelim.
‘Düğüm aldım çözeyim mi, kader bildim çizeyim mi?’ dersin, çözenden olana
EYVALLAH diyelim. Çizene, ‘ALLAH’ımdandır sadece, kaygunu sil.’ deriz.”
“Ağam da paşam da sensin, bildiğim her
konuda sonsun, her satıra nokta konsun.” dedi, HACI BAYRAM söze geldi: “Buldu isem bir satır, diyeceğin HAK’tan hatır. Gelse bile
güleceğim, kaldığın yerden yürüyeceğim. Ne dur diyen olacak, ne
gün gelen kalacak; her satır, okunduğu gibi doğruya vardıracak.”
dedi, HACI BAYRAM selamladı. “Aşmayacağı
duvarı, geçerim diye talib olmasın. Güzel diye
bildiği her olayı, gölge ile silmesin. Alacağını
vereceğini O’na havale etsin, bölmesin.” dedi, selamladı yürüdü.
“Her nohut tanesini sayarsan, eline toprağı
koyarsan, beline zahmet verir. Torbayı alırsan, topluca bulursan, rahmettir.”
dedi, HACI BAYRAM sözü aldı:

“Kandil yaktım sofaya, aşı koydum sofraya. Niyaz ettim, gönlümü
sizlere kattım.” dedi, HACI BAYRAM söze geldi: “Bağladığı düğümü çözecek, dilediği satırı çizecek,
aldığı kadar verecek, gölgeden çıktığı anda gülecek. Gönülden
aldığı gibi kalsın. DOST dediği kapıyı dumansız görsün. DOST KAPISI,
ALLAH yapısı… O’na dedik, gelene geçene değil. ALLAH YOLU’nu seçene
veririz; çünkü alan, yolu ALLAH’ı bilendir. Selamın aldık, men dilini saldık,
‘Ödül, ALLAH’ımdandır.’ dedik. Beklesin görsün ki, elinde RESULÜ’nün Mührü
oluşacak, sevgide HAK ADI’na buluşacak. Yorumda yerini bilen ile
olacağız. Asla, kayguda kalmasın.” dedi, HACI BAYRAM yürüdü.
“BAYRAM’dan selam aldım, -HACI BAYRAM-, sohbette sözü buldum. Dalmadan su
dibine, kulunun girdin gönlüne. Dedim; ayıkla taşı, açılsın güzel
başı. Gerçeğin olduğu yerde, masal geçerli değildir.
Karıncada düzen vardır, gezen değil. DOST diyende seçen vardır, geçen
değil. Dumanı yapıya uygun görmedik, gölgeyi yeter diye silmedik.” dedi,
HACI BAYRAM selamladı yürüdü.

“Dağda bağda arasam, buğday tarlasını
tarasam, demde oluşan BİR’liğe sarılsam.” dedi, BAYRAM söze
geldi: “AKDEVE’ye bine ile, HAK YÖNÜ’ne döneni bileceğiz.
Konuya talib olanın yanındayız. Seymene sözümüz gelecek. ‘Değirmen alsam,
değirmenci bulamam; rüzgara sorsam, dilinden alamam; ben talib oldum O’na,
asla ayrı kalamam.’ dersin. ALLAH’ımdan gelişen, gönüllerde oluşan.
Elbet ayrı kalamayız, talib olduk duramayız.” dedi, BAYRAM sözü Seymene
bağladı: “Dağlar taşlar arada değil, bağınız kuruldu
ise uçan kuşlar havada değil; niyaza varıldı ise BİR’liğe
talib olduk, ayrılık olası değil.” dedi, BAYRAM selamladı yürüdü.
‘Aradım dost elini.’ diyen ile
HACI BAYRAM söze geldi,
‘Senden
benden ayrı.’ diyene güldü.
“HAK verdi doğacak,
gelen güne
gülecek,
yumağını saracak.
Düğümsüz diledik
olsun,
damla-damla aldığını,
akan su misali
versin.”
dedi HACI BAYRAM selamladı.

“Gözden aldığını, unutma. Söz ile bitirdiğini
çevirme. Dolduğun yerde durursan; boş bırakmazsın, olduğun yerde
söze söz katmazsın; sürüyü bilmeyene verip arkasından gitmezsin.” dedi, HACI
BAYRAM sözü aldı: “ ‘Tuzum var, suyum var, bilinmedik huyum var.’ diyenin,
eteğine baktım taş dolu. Eteğini silksin, kaygusuz kalsın,
dağılanı toplasın, birbirine eklesin; gölgeler öylece silinir, alınan verilen
bilinir.” dedi, HACI BAYRAM selamladı.
BAYRAM ile
söyleştik
dedik ki: “Üç kapı açılacak,
DÖRT
KAPI sorulacak, ‘Düğüm nerede?’ denilecek.
De ki; ‘Her kapıda
düğümü çözdüm,
gönülden ayrıya düşmedim,
kimsenin derdini
deşmedim. Elbet düğümü göreceğim,
DÖRT
KAPI’ya kilimi sereceğim.’
Dört yavrunun dört kapısı.
Yavrum diye bellediğin,
göklerden niyaz
eylediğin
her sözün bağlanır,
elbet güzel beklenir.”
dedi HACI BAYRAM,
günde güneşte selamladı yürüdü.

“Aldığım yün örülecek, bildiğim gün görülecek,
elden ele sarılacak, HAK SOHBETİ kurulacak. Çerçeve açılmadı,
şüpheden asla geçilmedi, sen ben diye seçilmedi. YUNUS’a yol sorsalar,
yolun dışına çıkılmadı.” dedi, HACI BAYRAM söze geldi: “Baktığım ocak bulunacak, odun geldi yakılacak,
çevresini dolandık, cümlemiz etrafında ısınacak.” dedi, HACI BAYRAM niyazını
yuvadan cümlenize iletti
“Komşunun sözünden alacağım, kendi bilgimde bulacağım,
cümlede dolacağım. Gölgeyi sildiğimi, Güneş ile
aydınlandığımı, her anda ADI’nı anacağımı, YAZDIĞI her satırı
karşılıksız bileceğim.” dedi, HACI BAYRAM söze geldi: “Sancak; yeri değil seri bildirir, yapıya geldikte
soruyu sildirir. DOST olduk, yorumda dumanı sildik. Dağlar söze katıldı,
dediler ki; ‘Bulutlar bize gelir, toprağı öyle bulur; kar gelse bizde
kalır, gönülde olduğu halde yorulur.’ Demek ki, rahmetin zahmeti
dağlardadır, kulluğun hikmeti yollardadır. Hem zahmetine katıldık,
rahmetine itildik; hem hikmetine inandık, AŞK’ı ile yandık; doğruya
bilgimizi verdik, kelimeden aldığımız ile gerçeği bulduk.” dedi, HACI
BAYRAM selamladı.
“Güç geleni aştık, ‘Güç.’ diyene şaştık.
Gülelim, kaygumuzu silelim; bekleyene selam verelim.” dedi, HACI BAYRAM,
yerinde yoluna gelene selamını iletti.

“Görgünüz O’nun ile, kavganız nefistedir. Sevginiz O’nun
ile, kaygunuz nefestedir. Yargınız; gelişene değil, çelişene
geçerlidir. Gelişiniz; asla heves ile değil, muhabbet iledir. Heves
gelir göçer, muhabbet daim kalır. Soğukta beklersen, sıcağı ararsın.
Sıcakta beklersen, ağacı sorarsın. Öylece, yaz ile kışı
bağlarsın. Keramet arayana de ki: ‘Yaratılmış olmak, selamettir;
kendini bulmak, keramet.’” dedi, HACI BAYRAM söze geldi: “YARATAN’ı yarattığı ile biliriz de, olayları
çözenin kendimiz olduğunu sanırız. Gölgeyi biliriz de, Güneş’te
yoruma düşeriz, Güneş’te kar yağarsa şaşarız. Ne
ondan, ne bundan, kalmadım aşkın yolundan. Her dolu, boşalır. Her
boş olan; dolduracağını arar, olayları tarar. Bilmez ki, günü
geldikte dilese dilemese dolacak, gönlünde hoşluk olacak, hayrette
kalacak. Ne güzeldir VAREDEN’i bilmek, kendinden kendine dönmek.” dedi, HACI
BAYRAM selamladı.

“Her taneye iz verdim, her gönüle söz verdim, cümlenizde
olumu gördüm, öylece söze girdim.” dedi, HACI BAYRAM Güneş’e gelen ile
rahmeti bilene selam iletti.
“Arpa buğday dolacak, yulaf çavdar verecek, her
sorumlu duracak, birbirine soracak; ‘Kimden aldık, kim ile olduk, kimi kime
sorduk?’ Dağılana talib olana, dilediğince vereceğiz.” dedi,
HACI BAYRAM doyumuna geleni bildi. “Ağaca geldi suyum, yaprak oldu uyum. Cümlede
BİR’lik, güzellik. Dedik ki; ‘Her güzellik, huyunuz.’ ‘HAY’ diyelim,
gönülden diri olduğumuzu bilelim; ‘HAY’ diyelim, bildiğimiz gerçek
ile kalalım; ‘HAY’ diyelim, geçmiş gelecek, gönülde ne varsa kalacak,
birbirine eklenecek.” dedi, HACI BAYRAM selamladı.