

'Bin.' desem, 'Kaçanı kovalama.'
diyeceksiniz.
Bin'de
dönüşen, bin'de oluşan,
günde sanılmasın
sayfada buluşandır.
'ADEM de söze geldi, ömründe nasıl güldü?' denilir:
Göller suyun vermese, ADEM yüzün görmese;
yaşadığını bilmezdi, bilse
idi ölmezdi.
'Ne demek?' dendi:
ADEM'den kalan nedir?
Duman mı, saman mı,
derman mı?
Sadece ADI'na gelir, dünyada BİR'liğe temsilci olur.
Masaldan verilene değil, 'Hakim.' denilene uyulsun.


ADEM adı bilinir,
'Geldi.' denir söylenir.
Sayı bizden alınmaz, soyu sizden verilmez.

'ADEM'den
dünden bu güne dört yol var.' diyene de ki:
Yol BİR'dir.


('Ya MUHAMMED Sen olmasaydın felekleri yaratmazdım.'
mealindeki ayeti kerimedeki
hitap,
HAZRETİ MUHAMMMED vasıtasıyla insana mı oluyor?)
ALLAH kuluna
doğrudan kendisi vermiyor enerjiyi.
Nur-u MUHAMMED kanalıyla insanlara
veriyor.
En baştan ADEM'e de o'nun kanalı ile verdi.

(HAZRETİ ADEM ile HAZRETİ HAVVA’nın
nikahını kim kıydı?)
HAZRETİ MUHAMMED.
(O zaman HAZRETİ MUHAMMED yoktu ki?)
O, her
zaman vardır.

Doğuşa
ADEM ile başlarız, MUHAMMED ile birleriz,
cümlemiz öylece gürleriz.


Bal ile badem, nerdedir ADEM?
KORUYAN ALLAH’ım,
verdiğini gözetir, SEVER sevdirir.


Kapı önüne geldim, bekleyenleri
gördüm,
elime
verdiği nasibi sordum.
Dedi ki:
‘Önce nefsimi kırdım,
bilene ADEM,
bilmeyene sırdım.'
Ay
Güneş’e selam verdi, yıldızlar
düzene girdi.
‘Bahçeye girelim
mi,
her çiçeğe selam verelim mi?’ dedim
ADEM ile bahçeye girdim.
Her biri
selamladı.
Aldığım
kokuyu sordum.
‘Sardığın.’ dediler;
renkleri
sordum,
‘Bilgine
serdiğin.’ dediler.
Dizim düzde,
başım secde.
Gönlümü
aradım, ADEM dedi ki:
‘Her zerren
ile HAC’da…’
‘Renk renk
çiçekler, elimden tutacaklar.’ dedim,
‘Ektiklerin…’
dedi.

Sevgiyi GÜL’den sorarız, bülbülden dinleriz.
Güneşin batışını, Ay’ın doğuşunu sevgi ile
bağlarız,
İnsanın gerçeğini en son ararız.
Oysa insan,
yaratılmış olmanın kutluluğunu idrak ettiği anda;
ADEM’den bu güne,
sarıdan siyaha, beyazdan kızıla…
Her rengi, her ırkı, her dini birbirinden ayırmaz;
Bilirim sandığı her konuyu,
Sağa sola kayırmazdı.

‘El’ ile
başlar,
‘Ayak’ ile
biter.
gönülde
AŞK’ı tüter…
ADEM Bir halde
geldi,
geldiği
halde buldu.
(Hal den
maksat nedir?)
Cümle
yaratılmışlığın içinde kulluğunu bilmek…
(Bilerek geldi, ‘Bilerek kaldı’ mı demek?)
ADEMOĞULLARI çoğaldıkça, bilgi örtüleri de arttı.
(İnsanlar birbirlerine örtü mü oldular?)
RESULÜ her
yaratılanı tanıttı…

Bir rengi bilsen yeter.
Yedi renkte, soru biter.
ADEM’i
aradılar, bilemediler;
saçını
taradılar, göremediler.
(ADEM’in anası babası kimdir?
Yeryüzüne zerre halinde
mi indi doğmadan?)
Zerreleri
bütünlendi,
ADEM
tamamlandı.
(Nerde tamamlandı? Bu dünyada mı?)
Suyun
başında…
(KABE’nin olduğu yere mi indirildi?)
EYVALLAH.
Binbir MELEK
yöneldi,
emanetler
birbirine eklendi;
RABB’ini,
üflesin diye bekledi.
(Üflenen nedir?)
NURU.
(NURU'ndan murat nedir?)
Binbir MELEK
döndüler,
yedi rengi
ADEM’e örttüler;
döndüler…
ADEM gözünü
açtı,
‘ALLAH.’ dedi,
ilk sözünü
seçti;
dünya gününe
geçti.

Her var edilen
BİR’dendir, bilse bilmese.
Mademki YARATAN BİLEN’dendir,
ADEM’den bu
güne geleceğe gülendendir.
Senlik benlik, hırkadır.


KABE’nin yorumunda,
ilk ile sondan yoğun
gelen akımın birbirine bağlandığı bilinsin.
ADEM ile RESULÜ, halkanın
bütününü bağladılar;
orda, ‘YA ALLAH.’ dediler diz koydular,
TEVHİD
ile düze durdular.
İşte O halka, gideni içine alır;
yorum değil,
giden gerçeği bulur.

YUNUS ile söyleşiriz, ADEM deriz
halleşiriz;
gölgeyi siler, gölgesiz kulu bekleşiriz.

Soyunduğum
gerçek, dostluğa adımımdır;
ilk söz, bilelim ki ADEM’indir.
RABB’im ilk
sözü ADEM’e verdi,
kainatı kul ömrüne ADEM ile serdi.


Çiçeğin
varlığı ADEM ile buluşursa, diri kalır;
yumuşak toprakta kul
eğilirse, dizinin izi kalır.


Kullar, ADEM’in varisleri.

NUH’un verdiğini, MUSA’nın
gördüğünü,
İSA’nın gerdiğini bilendeniz,
İBRAHİM ile
YAKUP’a verendeniz,
cümle alem ile BİR’liği kurandanız.
Bayrağı, kale bulamadım dikeyim,
fistanı suyun verdiğinden başka alıp giyemedim,
el ile aldım, dil ile
söyleyemedim.
Çünkü zamana bağlı kaldım,
benlik çanağını DOST bulup
kıramadım.
Gün geldi HAVVA ile söyleşiye, kuşlar ile paylaşıya
girdim,
o zaman bende olan beni buldum.
BAĞIŞLAYAN ADI’nı dilimden
düşürmedim,
RAHMET’ini VERDİĞİ kadar aldım
taşırmadım.


RABB’in DOKSANDOKUZ İSMİ, ADEM’e nasip olmuş.
ADEM bütün İSİMLER’in gerçeğini bilmiş,
biz ötesine gayret etmemişiz.
(Biz, ADEM’in bildiklerini bilmiyoruz?)
Evet. Bilmemiz, öğrenmemiz için her şey açık.


ADEM’e yedi rengi şal
yaptılar, sırtına örttüler.
‘Gözünün gördüğü yerde,
aklının erdiği günde;
her birini al, talip olana ver!’ dediler,
insanda
yedi hevesi ADEM ile inşa ettiler.
(Yedi hevesi isimlendirir
misiniz?)
EDEP, MUHABBET, ASALET, ADALET,
SAHAVET, MERHAMET, ŞAHADET.
Yedi renk her kulun
arkasından koşar,
kimi gönlünü açar, kimi ‘Bana ne.’ der kaçar.

ALLAH’ım,
her anımıza, her yanımıza DOST yolundan YARDIMCI gönderdi,
söylemeyi
bilmeyene akıl verdi öğretti.


Sözümüz ocaktadır, gönlümüz kucaktadır.
HAVVA ile söyleşsek,
diyecek ki;
‘Elden ele, dilden dile, her yaratılışta O vardır!’


Demde aradığımız; ne maden, ne ADEM…
Dün gelen, son gelene
bildirir; her gelen, bildiğini aktarır.


ADEM ile
gelişen, RESULÜ ile buluşan her zerre
kayıtsız-şartsız birbirine
bağlıdır


ADEM olan; her demden,
her yönden aldığı ile bellenir,
yaktığı çerağ ile küllenir,
MELEKLER’i ile kollanır.

|