

Olan gelir, gelen bulur, gören bilir, bilen ALLAH'a varır. ALLAH’tan gelenin,
yolunu soranın REHBER’iyim; gönlünü açanın, GÜL’ünü seçenin REHBER’iyim. Mümin
kulu severiz, ona yardım ederiz. ALLAH'ım İZİN verince, gönül GÜL’e
konunca. Dünya malı gömülü, günler sayılı. Tamah yakışmaz aydın kula. Yol verdim,
ALLAH’a yalvardım, onun huzurunu diledim. Solgun olmasın yüzü, dünyada kalmasın
gözü. Gönül kapısı açık. ALLAH'ım, gönülden geçer yolu. Ona sordum söyledi,
‘Yuvaya koydum.’ dedi. ‘Yuvasına gelene, elimle verdim.’ dedi. Ona sordum,
‘Yanına geleni, yuvaya gireni helal ettim.’ dedi. Ona sordum söyledi, ‘Yoldan
gelene.’ dedi. Güldüm ben bu işlere, yol verelim düşlere. Alana
verdi, helal etti, derdi düştü sizlere. Günü gelip çıkacak, yolda olan
gelecek. Dünya malı yol vermez, dünyaya bağlar ALLAH’ı buldurmaz.
Danıştım YUNUS’a, dedi: “Yol yunsa, yunan gönül bilse yanıma gelse;
dünyada kötü kalmaz.” Yuvanı yuğsam, gününü sorsam, yolunu versem. Yuvana konsa, yoldan gelse;
ona hayır dilerim, hayırlı gün dilerim. Yuvana yavruna saadet diledim, devlet
kuşu kondurdum, öyle olsun diledim. Yönün gönlün güzel. ALLAH’ı bilensin,
yolunu soransın. Yol veririm, yoluna ışık tutarım. Üzülme, dertlenme bu
dünya için. Ahireti kazanmak, oraya hazırlanmak güzel. ALLAH'a duacı ol, ona
oku; yününü yumağı açsın, dolaşığı geçsin, ALLAH’ı bilsin. Yanındaki dertli. Değmez MEVLÂNA’nın güzel kulu, gümüş yüzlü, altın
kalpli. Düşünün açın gönlünüzü, anın dileğinizi. Söylediğim
sensin, nağme söylesem yuvadan bilir misin? Olsa yol çıkacak, dursa yuvayı
açacak, açsa gülecek. Yundu gönlü, yundu yolu. Sevinecek, bana gelecek,
‘DEDE’m.’ diyecek; gökyüzünü görecek, yıldızları sayacak, ALLAH'a yalvaracak.
ALLAH'a emanet, yuvaya selamet. ALLAH'a şükret oyalan, çünkü bu dünya
yalan. MEVLÂNA geldi size, huzurlar verdi size. ALLAH cümleden RAZI olsun. Yolu ALLAH’la dolu, açık gönlü. Günüme gelsen, bana sorsan, sana derim, ‘Olsun
çıksın. Yuvada olsam, seni görsem.’ derim. Yetmez, yuvanın masrafı çok.
Gönlünden geçenin çok. Yuvada yolda günde yumağı sıkarsın, olsun çıksın.
Gördüm işini güzel, ağıra gider, günden güne büyür. ‘Çıksın.’ desem,
ALLAH'tan hayır dilesem; ALLAH ne nasip etti ise o olur, ALLAH hayırlısını
verir. ALLAH’ın DEDİĞİ olur. Olacağı öleceği ALLAH
BİLİR. Doğacak hayır olacak, babasına uğur getirecek. (İsmi ne olsun?)
‘Murat’ olsun istersen, sen seversen.

... musallat olanın yargısı HAK’tadır, nasibin vergisi çoktadır. ALLAH’ıma
emanet olunuz. Mendil dört köşedir biliniz. ‘Bir ucu sarkarsa, dökülür.’
dersiniz. Yumuşak yorumda, dört ucu bağlı görülür; öyle oldukta,
dökülene nasıl yer kalır? Cemiyet somut örnek dilerse, fertler tek-tek ayrı tutulmaz; fikirde uymayan
olursa, sohbete katılmaz. Suyun akışına gelen, gidişinden uzak
kalamaz. Onun için verdik. Sözümüz cümleyedir.
Oluşun gayesi; BİR’den çoğa, çoktan BİR’e dönmektir.
Dönüşü dünyada gerçekleştiren, göçünde yerini olduğu gibi
alandır. Soruları vereceğiz. Günü geldikte, açıklansın dedikte, açarsınız. Geliş-gidişte, her kul olduğu alemin, yani Avrupa, Asya,
Amerika, Afrika gibi ülkelerde mi RUHLAR değişime uğrar? Yoksa,
Afrikalı Avrupa’da tekrar bedenlenir mi? Eğer değişiyor ise,
neden hala Avrupa veya Amerikalılaşmadı, aynı ilkel yaşantı içinde
kaldı. Bunlar tekrar-tekrar tekamül için geliyor ise, dünyanın her yanı aynı
tekamül çerçevesi içinde olurdu. Tekamül, sadece fikirdedir. RUH yapısı, kulun
ALLAH'ı ile arasındaki oluşumdur. Yapıya konan her taş, yapıyı
bütünler. Nesilden nesile gelen kulları da ancak bu yapıya harcını katar. ‘Yeni
gelen nesil akıllı oluyor, tekamül onun ile çözülüyor.’ diyene söyleyim. Kulun
yapısı her an yenilenmekte dedik, daha önce verdik. Her an ölür, her an
dirilir. Kulun dünya ile kainat arasındaki irtibatı, çeşitli akımlarla
yönetilir. Ana rahmine düşen bebek ÖZ’ü, ananın günde aldığı
akımlarla gelişir. Elbet hiç bir ana, dün alınan akımla bugün aldığı
akımı birbirine katamaz. Çünkü geriye dönemez. ‘Akım, günden güne
değişir mi?’ denilir. Elbet değişir. Tecelli, olayın günde yansımasıdır. ‘Olayların’ denilirse, daha geniş
yorum olur. Tecelliyat, dün ile bu günü ayırandır. Çünkü hiç bir an, öbür an
ile bir değildir. Anların dahi değiştiği kainatta, RUHLAR’ın tekrar tekrar
gelişini nasıl ikrar edelim? Yoruma girilirse, yapımcı nezaretinde olur.
Yazdıklarımız, ancak toplum sorunlarına yönelik çevrede yerini bulur.
‘RUHLAR’ın geliş-gidişi hayal.’ diye anılan çevrede, yoruma dönük
kalır.
Kainat MERKEZ’e bağlıdır. O, TEK MERKEZ’dir. O'ndan geldik, O'na
döneceğiz tekrar-tekrar gelişi dönüşü ne yapacağız? Denildiği
gibi akım yoluyla beslenen fikirler, beden yapısında yerini bulur. Beden yapısı
ile beslenen bebek, elbet günün akımını bünyesine alır. Bu günün akımı ile
beslenen ana, yavrusuna elbet dünkü akımını aktarmaz. Olay budur. Afrika’da ana
yavrusuna, kendi aldığı akımı verir. Yavrunun akıllılığı,
tekrar-tekrar gelişten değil, dünyadaki oluştandır. Sohbette açılacak ne
var ki? Güzel sohbet değil, konferans. Konuşan yavrunun alışını
verdik, ne var ki cümle kulun oluşu ile bağladık. Çok akım yüklü
ananın yüklü bebeği. Aldığını verdi.
Hummalı yol alan, yolda yerini bulan, ‘SEN’den ALLAH’ım.’ diyenden; yokluk sözü
gelmez, çoklukta ADI’na gülmez. Güçlüğü yenecek, hatırda geçen kalacak. CAN dedik, CAN’dan söyledik;
gelecek dedik, günden peyledik. Her dileyenle, gönülden sohbet eyledik. ‘Kalın
gelir.’ diyene, yumuşak dedik; ince eleyene, katıksız dedik; her haline
güzeli ekledik, gün yerini verir diye bekledik. Güzellik ordadır. Mülk dileme, maliki olamazsın; bir mum yaksan, dünyada kalamazsın.
Yaktığın ocakta gördüğün kucakta; DOST sesi alırsın, ne zaman
dilersen DOST’u yanında bulursun. Alacağın varacağın katıksız,
sevdiğin gördüğün kütüksüz. Dolusun, yerini bilmeden. Gerçeğin
verdiğini, kalanda bulduğunu bileceksin; kendini öyle bulacaksın.
Gün-gün eriştiğin, dilediğin ile görüştüğün açıktır.
MERKEZ’ime danıştığın, yerini arayıp halleştiğini unuttun
mu? Her dilediğinde gelir, sorduğuna cevap verir. Kaşık
aldığında ‘Çorbam yok.’ dersin, döner kepçeyi dolu bulursun. Yumuşak
halde olasın, her olana ‘EYVALLAH.’ diyesin, kendi haline dahi gülesin. Unutma,
DOST gönlünde kalsın. Niyazını bırakma. ‘Kömür olsa, ocağa gelse.’
dediğin; kendini bulacak, geleni bilecek. Ahenk; yargıda sorguda
değil, sergide olacak. Güzelden güzele dönecek, MEYDAN size açık kalacak.
Kapıyı kapamaya değil, MEYDAN’a gelene bakalım. Saymayı deneyen; suyun aktığına baksın, Güneş’in yaktığını
görsün, her açık olana örtü koysun. YUNUS'um söze girdi, her söz dileyene “Kaygusuz kal.” dedi. Yarını değil
günde günü bilelim, yarına ‘Hayır.’ diyelim. Sonsuz olmayan her olayda kayıp
sözü edilmez, bilinene bilinmeyen katılmaz, bilmediğin diye olaydan
değer atılmaz. ‘Şükür ALLAH'ım.’ diyelim, aşımızı tatlı yiyelim.
Denizden gelen, denizde kalan, destiyi yerine koyan. ALLAH'ım emanet olunuz; kumdan alınız, kumdan biliniz. Almayı dilediğin,
demden düzen sorduğun.

Niyazımız yerindedir, gönlümüz yolunda, niyetimiz cümle ile yumuşak halde. Aymayı bileceğiz, yeniye ayak koyacağız; sepet değil, dolan
gönüllerle birlik olacağız. Kayguyu silelim, hayrete düşmeyelim. Olan
gelen, HAK’tandır. ‘Tekrar-tekrar olur mu?’ denir. Yorumun yanlıştır.
Geçici, tekrarı yok. Yumuşak kulun yolunda hayret olmaz, ‘ALLAH'ım.’
diyende kaygu kalmaz. Müsterih olunuz. Geleceğin adını günden koyunuz. Suyun yumuşak olduğu günde
olacak. Yemini silelim, kaygudan uzak kalalım. EMİNE HAZRETLERİ der ki: “Huyu ile suyu ile yeniyi ele alacaksın,
adını OĞUL’dan koyacaksın. OĞUL’un huyunda suyunda olacak,
hoşumuza giden hal ile hallenecek. Senindir güzel gün. Nimet gayretten değil, nasipten gelir. ‘Kaderim?’
deme. Mümin kulu; zorlu alır, kıymet bilir. ‘Yavrudan?..’ der soruya verir.
Zorluk baştan geldi, bıçak yedi; yavru oldu, nefesi yetti. Gelen gün
senindir. Yeniyi ele alacaksın, ‘Şükür ALLAH'ım.’ diyeceksin. Doyum
yerinde, sayımı artar. YUVA’nın sayımını dedim. ALLAH’ıma emanet olunuz,
cümlemizi yanınızda biliniz, HAMZA DOST’u da anınız. Oğula de ki; ganimet yerindedir, yerini bildiğinde, soğuk-sıcak
gördüğünde; nimet elindedir, ‘EYVALLAH.’ dediğinde. Ayağında
elinde, hoş söz olsun dilinde. Nazdan aldı, nazanda bildi; HAK YOLU’nda
hayır umdu. Elbet hayır HAK YOLU’ndadır. ALLAH’ımın yarattığında. ‘Ne
olacak, kim gelecek?’ demesin, her gelene bal söylesin. Niyaz seninle dedik, anacığına söyledik. Dediği sözümüz ile denktir,
her olay gönüllerde ahenktir. Soyun değil huyun güzeline meyil verelim;
güzel huyda hayır umalım, sayımda artana ismini verelim.

Demiryolu sabittir, tren üzerinden gider-gelir. ‘Ne demek?’ dersin. Su, RUH;
tuz, beden. Ne var ki arınmış. Gidene-gelene, kendine taş atana,
türlü duman bulanıp da ‘Yıkanayım.’ diyene, sıcaktan yanana kucağını açan
kulun bedeni. ‘Sen-ben-O.’ dediğim budur. Sen tuz, yani beden; ben su, yani
RUH. Yol gösterici başkadır, arıtıcı başka. Mürşit yol gösterir, amma
arıtamaz. O sadece kendisi arınmıştır. MÜRŞİD-İ KAMİL; hem arıtır, hem yürütür.
‘MÜRŞİD-İ KAMİL’i nerde buluruz?’ derseniz; deryada. Duru su, yürütücü; tuzlu su, hem yürütücü hem arıtıcı. Yandığında deryaya atılacağını, paklığına katılacağını
bildiği halde; kul cümle çöpünü, çok gelen katığını deryaya
atar-atar. Derya şikayetsiz, her çöpünü atanın hatasını saklar, gine de
ona geldiğinde seve-seve paklar; ‘Ne atarsa atsın, gine de sonunda bize
gelsin.’ der. Cümlenize verdiğimiz, gönülleri arıttığımızdır. Deryanın içinde, deryayı bilmeyenler, gönlü pak gözleri görmeyenler, ‘Göreyim.’
diye açmayanlar; HAZRETİ EBUBEKİR der ki: “Açmayan, AÇTIRMAYAN’a
tabidir.”

“Derman dilenen şifası istenen her kulun yardımındayız. Cümlenize selam
olsun, kundak yerinde bağlansın.” dedi, YUNUS'um sözü aldı:
“Elmayı bol yiyenin, ‘Gönlüm dar.’ diyene şifası olur.” Asmayı denedik, bağını verdik, üzümünü günde sergiledik. ‘Derdim...’
demesin, kendini kendinden ayırmasın. Çünkü içtiği anda, aramızdaki akım
kesilir. ‘Benliği benden almasınlar.’ diyen, dünyayı kendinden uzak
tutandır. Saymayı dilediğin, her çiçeği bellediğin, kökünü suladığın
bilinir. Doymayı değil sevmeyi bilirsen, kendini bulursun. Caymayı
değil oldurmayı düşün, dökmeyi değil doldurmayı düşün.
Ağaç dikersin, köküne suyunu dökersin; ancak öyle oldukta meyveyi
beklersin. ‘Hazır meyve alayım, sözü yolda bulayım.’ deme. Övündüğün her
olayda, beklenenden değil oldurandan örnek alırsın. Güzel olan;
umduğunu bulan değil, olanı değerinden görendir. Güneş doğdu bilesiniz, gün güzeldir sevesiniz, her olaya gülesiniz,
ALLAH'ıma emanet olasınız. ‘Kundak düzende sarılır.’ dedik, daha önce verdik.
Her sohbette sorduğun geçerlidir. ‘DOST’ dedik, ‘DOST HALİ’nden
verdik. Denenmiş olayı söyledik. Her çağrı, deneyendendir, gelecek
güneydendir. Kavun yesen güzel desen, sevilendir; karpuz yesen güzel desen,
övülendir. ‘Her var edilen, düzendendir.’ diyelim, verdiğimiz yazıdan
sorumuzu bulalım. ‘Köyün ekmeği güzel, köylünün emeği güzel.’ denilir. Öyle ise neden
emekten kaçınılır? ‘Dönen her düzen geçerli midir?’ dersen, ‘EYVALLAH.’ derim.
‘Soğuk-sıcak’ demeden, acı-ekşi yemeden; kendinizi bulasınız,
‘Aşım tatlı.’ diyesiniz. ‘Olgun gelsin, dolgun bulsun.’ dersin, her hale çizgi çekersin. Dumanı silesin,
düzeni bilesin. ALLAH'ıma emanet olasın.

Yedekten oluşan, yukardan doluşan, sevgi ile birleşen; kayıtsız denilmez. Olacağın öyküsü değil, hakikat olanı söylenir; oyundan
olmayanda, söz aynen alınır. ‘Oyun nedir?’ denilir. Oyun, günün niyete yönelik
yorumu. Gerçek, yazılan; yazılan, yaşanandır. Aşamayacağı köprüyü vermeyiz, ‘Geçecek.’ demeyiz. Sahipsiz olmayanın, dumanı da olmaz. ‘Sahipsiz olanı var mı?’ dersen,
‘Bilmeyen.’ derim. Gölde balık avlarsan, gönlü olmaza dağlarsan, kaderine
ağlarsan; ‘Sahipsizsin.’ derim. Deryayı bilen, gölde balık avlamaz! Görüntü, gidişe-dönüşe açıktır. Danışılan gibi olur. Daha önce
dedim, ‘Şahin ağaca gelmez, yuvayı kurmaz.’ Güzellik odur ki,
sığındığın O olsun. Var isem O'ndanım, yok isem O'ndayım. Yok denilen, görgüden silinendir. Aslında
varolan yok olamaz. Deryaya göz gezdir. Göreceksin, kendinden olmayanı asla
tutmaz. Toplar-toplar, oluşur-doluşur kaynaşır; kendinden
olmayanı kendinden uzaklaştırır. Dörtten biri olaydım, yol üstüne duraydım, gideceğin yörede olacağı
vereydim; sorun ne olurdu? Günün dönemi, kulun sitemi olmasın; gelişe,
gidişten müsterih uyulacağı bilinsin. Sözümüz açık. Ayyaş
olduğunu bilesin. Görüntüsü ayyaş. Gecenin bittiği yerde yerini alır,
sürüde kendini bulur, Güneş’ten nasip alır. Daha önce verdik. Makas kesmeye, iplik dikmeye gereklidir. Hatasız dönüşe
uyulacak. Güzellik, bilmededir; hatalı olsak bile, AFFI’na sığınmadadır.
‘Dert SEN’den, deva SEN’den, gönül SANA ALLAH’ım.’ diyelim, şekeri tatlı
diye sevelim, tatlı gelmeyeni ‘Tadına uyar.’ diye övelim. Günün olayı
soğan misalidir. Günde acı gelir, pişen aşa lezzet verir.
‘Nasıl?’ denilir. Günde gönüllerinizde üzüntü vardır. Tat vereceğini,
güzel olacağını bile-bile, soğanın acısını söylersiniz. Çiçeğin
saksıda oluşu, odayı; bahçede oluşu, kainatı süsler. Giydiğin
senin mi, sudan geldi isen; aldığın benim mi, kendine mal etti isen?
‘Alıcı mı, verici mi olayım?’ dersin. Alıcı olan verir. Elektrik nedir? Olumsuzluğun kayıtlı hali. ‘Olumsuzluk nedir?’ dendi.
Elektrik akımı elle tutulmaz, gözle görülmez, kayıtlı hale gelmedikçe. (Nedir?) Güneşin
verdiği, dünyada kardığı, ‘Kozmotik oluşum.’ diye adlandırılan.
Dünyanın neşrettiği, güneşin haşrettiği
bileşimler; elektrik akımını oluşturur. Pozitif akım yerden, negatif
akım güneşten gelir. Geliş oluştur. Oluşturan
buluşturur. Havada, suda her an akım mevcuttur. Asıl olan, akımdan RUH’u
ayırandır. RUH enerji yüklüdür. Ne var ki elektrik denilen değil. Beden,
RUH’un kablosudur. Nakil değil mekandır, kainata imkandır. Dağdan
alacağın nedir? Dumansız kalmak, güzeli görmek. Toprağa
vereceğin nedir? Ağacı dikmek, buğdayı ekmek. Demek ki
toprağı bilirsin, güneşi görürsün; verirsin-verirsin, ne dilerse verirsin;
güneşin vergisine uyarsın. ‘Kalıp nedir?’ dersen; ‘Soğuktan alınan,
sıcaktan yanılan.’ derim. Ateş misin, su musun? Yandığın ateşten
sorduğun, su değil mi? Ateş suyu kaynatırsa, üstünlüğünden
midir? Suyu ateşe döktüğünde sönüşü, düşkünlüğünden
midir? Var olan sudur, su olacaktır, su dolacaktır, su kalacaktır.
Oksijen-hidrojen yorumu verir, simgesi suyu gösterir. Dünya su, kainat ÖZ’dür.
Suyun buhar hali. Ayık olan bilir, çünkü YARATAN, şekilden münezzehtir.
‘Suyum, su kalacağım, buhar olacağım.’ de, ötesi O'na aittir. Kim ne derse desin, nasıl tarif ederse etsin; öbür alemin tarifi ancak gelene
açıktır, dünyada olana değil. Gönlü ile gelse bile, perdenin arkasında
kalır. VELİ’nin bildiği, perdenin gösterdiğidir. Yedi katta
gördüğü astır, perdenin verdiği VELİ’ye baştır.
‘Alacağım.’ dersen, uymaya çalış, Hali’yle halleş. (RESULÜ’nün Hali ile?) O
geldi, o verdi, KENDİ’ni o'nun ile bildirdi. “SÖZÜNE UYULSUN, HALİNE
GİDİLSİN, KAİNAT O'NUN İLE SEVİLSİN.”
denildi. Yolunun kavgasına düşende, haline uygun ne görelim? Ayyaş
olanı bulalım, dönelim duralım; MEVLÂ’m nerde karşılaştırır, görelim.
‘Sen bilmez misin?’ dersin. Elbet bilirim, sende elim var görürsün. Açarız
gözü, alırız sözü. Yakın nerde, uzak nerde, ölçü kimde? Bana yakın gelen seni
uzatır, dönüş üçte görülür. Yamayı çıkar. ‘Yonca olsun, dört yaprak gelsin.’ dersin. Varsın elinde üç
yapraklı olsun.
Duyduk yolun sözünü, YUYAN verir hazzını. Değişen, günde gelişen olaya, kaygu almasınlar; ‘Konuk gelirse?’
demesinler. VAROLAN, KENDİ’ni bildirendir, yazıyı gösterendir. DOST ADI verdik, her ‘DOST.’ diyene güldük, biz yolda hayır diye kaldık. Selam
olsun alana, selam olsun gülene, selam olsun ‘Nasip ver.’ diyene.

Hoş gördüm. Güneşin nuru ayı aydınlatır, ayın nuru dünyaya vurur,
senin NUR’un etrafına vurur, ALLAH NURU’nu verdiği kulunu aydınlatır.
Dedesinden selam ve sevgiler getirdim. ALLAH senden de RAZI olsun, gönlünün
muradını versin. Gönlü küçük, RUH’u büyük. Anladım dediğini, kalbinden
geçirdiğini, GANİ’den istediğini. Yanında yoğurdu yiyen,
güğümü gören. Gül bahçelerinden, DEDE’nin gönlünden koptun. Sevgin doldu
gönüllere. Ay gibi yüzün, gül gibi sözün. Dolmasın hüzün gönlüne. ALLAH dünyada
ve ahirette, senden himayesini verenleri ihmal etmesin, seni yalnız bırakmasın,
sana kötü gün göstermesin. Gördüğün rüya aldığın haberdir. Yünün örülür, yarın hayır görülür.
Gördüğün rüya, ALLAH'ın sevgili YAKUP’tu. Sana elini verdi, dileğini
sordu, yanında yürüdü. Yanına yününe, gönlüne yuvana selamet diledi. YAKUP’a de
ki; ‘Yardım et bana, gönlümde yerin var sana. Günüm iyi geçsin, saadetim olsun.
ALLAH'tan sıhhat afiyet dile, duacı ol bana.’ ALLAH dileyene verir, ‘Yok.’ diyenden alır. Ayılın dediğime, benim söylediğime.
Ağar yarın havalar, güneş gine de doğar, ALLAH’ın
RAHMETİ’yle kulların nasibi artar. Ağızdan gayret, GANİ’den
nasip, gönülden yünler sarmak gelir, ALLAH dileğini verir. Dilekler
olunca, dualar bitince; ayılıp ta uyanmak lazım, ALLAH'ı anmak lazım. Yürekten
yanındaymış gibi andın mı olur, dileğin yerini bulur. ALLAH'ı yanında
bil, O'nu içinde gör. Yüreğin dolu. Yoğan seni O, seven seni O, gören
seni O. O'ndan başka ALLAH yok, YARATAN yok, YAŞATAN yok. O sevmese;
seni yaşatmaz, seni ihya etmez. ALLAH, her şeye KADİR. Dileyene
verir, dileyen bulur. Gündüzün geceden iyi tarafı; çalışmak, çalışıp yorulmak, yorulup
uyumak. Çalışan yorulur, yorulan uyur. ALLAH, dua edenin duasını geri
çevirmez. Dana etini kaynatacaksınız, suyunu içireceksiniz. Yumuşar göğsü, iyi
olur, duasına başlar. Yuvasına geldim yuva edindim, gülüşünü gördüm
duamı verdim, ALLAH'a emanet ettim. Gönlünün anahtarı var mı, benim kapımı açar
mı? Ben senin yuvana gelirim, kalbini bilirim, siz benimkini bilir misiniz?

Hoş gördüm. Ağa yuğurdu, gönül andı, yuyan ağızdan ULU’nun
geldi. Güyümü oldu gör, gününüz güzel. ALLAH yunana çok kuvvet versin.
YUYAN çizer, yanında gelen güzel bilir, size bildirir. Yanına gelenden korkma.
YARATAN’ın, yuyarak ULU bir kuludur, ninni mucidi BRAMS’tır. Yüreğinizde
olsun, ayınız doğsun, güzel günler gelsin. Ninni: “Uyu meleğim,
güzel bebeğim. ALLAH yarattı, sana benzetti. Duyamıyorum, göremiyorum,
ALLAH'tan başka anamıyorum. Uyusun meleğim, güzel bebeğim.
Ninni, uyusun da büyüsün ninni.” ALLAH'ın LÜTFU’na erenler bilir, onu yalnız
görenler bilir. “Ömrü uzun olsun ninni, adı Yasemin olsun ninni. Güzel bebeğim ninni,
uyusun bebeğim ninni; yavaş-yavaş yürüsün, nice günler sarısın,
gününün yumağının ortasından kopmasın. Uyusun bebeğim ninni, güzel
meleğim ninni. Uyumuş ninni, yüzünü NUR bürümüş ninni. Kaderi
güzel olsun, kalbi ALLAH'la dolsun ninni. Dünyada uyumuş, ahireti
görmüş olsun. Uyusun meleğim ninni. Yudumunu içiren olsun, nafakanı
getiren olsun ninni. Gönlünü dolduran, ALLAH'ı bildiren olsun ninni. Ninni
benim bebeğim, güzel meleğim ninni. ALLAH'ın DEDİĞİ
olur, o da seni bulur, sana hayır getirir ninni. Ninni benim güzel bebeğim
ninni, uyusun güzel meleğim ninni.“ Andığın olursa, gününüz dolar, keseniz dolar. GANİ’den aldım haber,
“ALLAH'tan EMİR’dir.” der. Yazalım, yünümüzü saralım. ‘Ninni yat.’ onun
şarkısı. Güğümler dolu olsa, gönüller balla dolsa, gafiller yolu
bulsa; gününüz hoş geçerdi. ALLAH'ın dileyene verdiği
duyulmuşsa, neden herkes dilemez? ‘Kazanayım yapayım.’ der, ‘ALLAH dilerse
verir.’ demez. ALLAH nasip ederse, o kuluna hayırsa verir. YARATAN’ın
yarattığı, YUYAN’a gelmez; YUYAN, ALLAH'tan geleni elemez gelince. Ninniye müziğe yazmasın. Asıl, yumuşak mı olsun sert mi? Adı Yasemin,
dudağı gül, gülün yanında bülbül. Dudağının rengine, yüzünün
gazeline, yumuşak eline aşıktır bülbül. Uyusun da büyüsün ninni,
yürüsün bebeğim ninni, güzel meleğim ninni.

Hoş gördüm. Altın nalını yumak-yumak sarıldı onun. Gümüşün yanında
altın, anasının yanından kalktın. Ağacın ununu serin, göğün altına
bakın. ALLAH neler yaratır, GARİB’i gözetir. GARİB’im dolmuş
çilen kaderinden, gülünden. Senin merteben olmaz mı yüksek? Yazılan görülür,
sunulan içilir. ALLAH sundursun, suyunu içirsin. Yudum-yudum içersin, sen
kendinden geçersin. GANİ’den aldım haber: “Gönüller gani olsun, günler neşeli gelsin,
ALLAH şifalar versin. Kadere boyun eğsen, ALLAH’tan geleni bilsen,
GANİ’ye güzel desen; üzüntülerin geçer. ALLAH'ın verdiğine
şükret, daha beteri düşün.” ALLAH'ın KELAMI, PEYGAMBER’in selamı. ALLAH-ALLAH-ALLAH, ŞEFAAT YA
RESULULLAH. ULU’dan şevk, PEYGAMBER’den şefaat. DEDE’si bırakmaz yalnız. Ona güvensin, ALLAH'a dayansın, ağlamasın.
Ağlamak boş, gülmek hoş. GANİ’nin niyeti, gülden yaprak koparmak. Ununa, kaderine, yumağına,
yudumuna dert etme, derdini dökme. ALLAH bilir, seni görür, dileğini
verir. Hayır dile, yanına yününe yumağına. NUR adına ALLAH hayır yazsın,
seni sevindirsin. Nazardan olur. Okunsun, tütsülensin. YASİN okuyun, evini tütsüleyin.
ALLAH'ın DEDİĞİ olur, her şey yerini bulur.
Senin derdin dert değil, düşündüğün mert değil. ALLAH verdi
mi derdi, sorulması şart değil. Onun derdi ALLAH'tan, yaşaması
gine ALLAH'tan. ALLAH iyi etsin, şifalar versin; durumuna şükretsin,
beterinden saklasın. Ona gelmez ALLAH'tan bir kötülük. ALLAH kimseye ağız
tatsızlığı vermez, insanlar kendi derdini kendi arttırır. Geleni bil,
beterinden korunmak için ALLAH'a sarıl.

Hoş gördüm. ALLAH'ın DEDİĞİ olur, gayeler yerini bulur.
ALLAH'ın bildiğini kul bilmez, O'nun İŞLERİ’ne akıl sır
ermez. ‘Arkadaşlarımdan dün ölen?..’ dedin. ‘Kaderim benim böyle. Yünüm az
imiş, günüm bitmiş; geldim buraya, çok güzel imiş. a inansa,
gönlüne atsa, olur rahat. Gayret edin orada, hayret edin burada. Güzel çok bu
alem, hak edene, gayesini bilene. Doğruyu bilin.’ Söyledi
arkadaşınız, var mı ona soracağınız? (...) ‘Sizden ne isteyim,
isteğim ALLAH'tan. ALLAH dilerse verir, onları kurtarır. Yanık yüreğin bana; düşünme
beni, üzülme bana. Benim rahatım iyi. Yerimi bulmadım, adımı almadım,
yanımdakini bilmedim. Gelecek günüm göreceğim, yerimi
öğreneceğim, yanımdakini öğreneceğim.’ ALLAH yününün çilesini
kısa vermiş, kaderi öyle imiş. ALLAH YARATIR, ömrünü verir, çilesini bitirir. Günü gelen gider, kalan kaderini
görür. ALLAH'ın EMRİ’ne şirk koşulmaz, O'nun dediğine kusur
bulunmaz. ALLAH sizden iyi düşünür kulunu. Andığının kaderini
yaratan. Hastalık çekmek daha mı iyi, yudum-yudum ölmek daha mı rahat? Onun
derdi vardı; kendi bilirdi, yolda gitse biraz dururdu, uğradığı
yerler yüz çevirirdi. ALLAH onu severdi de tez geldi, dünyadaki çilesini sardı
bitirdi. Buranın güzelliğinin bir vasfı da, yokluk. Yok gitmek, yok gelen burda.
Burada üzüntü olmaz. ALLAH'ın VERDİĞİ’ni görür, bulur, sebebini
düşünür. ALLAH'tan diler, kula gitmez; ALLAH'ın KURTARICI olduğunu
bilir, bildiği için üzülmez. Yavrusunu ALLAH'a emanet etti, gözü arkada
kalmaz. DEDE’sinin dileği; “ Bana uysun, adımı bilsin, dediğimi duysun,
yolunu bilsin, adımı benim gibi yaşatsın, bana RAHMET okutsun.”
YASİN okusun, beni ansın.

Hoş gördüm. Yükümüz ağır, yükümüze ortak ararız. Vazifemiz gönül eylemek, fal bakmak
değil yol göstermek. ALLAH ona bir RUH’u vazifelendirip gönderir, onun
yolunu-gününü ALLAH tayin eder bildirir, kulu şaşırtır. O da ya
vazgeçer, ya da ALLAH YOLU’nu seçer, yolunu bulur ve yolunda ışıklanır,
aydınlanır, aydınlatır. ALLAH ADINA çalışan, YOLU’na giden bulur. GARİB te yürüdü, yolunu
buldu. GARİB’in kalbi üzgün. Yanıma niyetli. YÜCE ALLAH, namazı borcuna
kaydetti, yünün sarılırken kılarsın. Yanına geldim yayan, yününü sardım;
yanında niyet ettim, gününü saydım. Namazın oldu senin, yedi sekiz gün. Onu da
kılarsın ödersin. ALLAH'ın borcu ödenir, ödenmeyen affolunur. Yeter ki iyi
niyetle olsun, ALLAH'ı bilsin, ansın.

YUVA’ya geydim, sizleri duydum, yanılanı gördüm. Atın avratın uğuruna inanın,
uyanın görün, yanındakine sorun. Gelsin yoluma, girsin koluma. Ona delil vereyim, gönlüne gireyim.
Düşündüğünü bil, gönlünü yun da sana söylediğimi öğren.
ALLAH'tan dile senin şansını açsın, işini, YARATAN yönünü çevirsin.
O'ndan sana bana cümleye YARATAN yardımcı olsun. ALLAH sana bildirmez. Ara yolunu, bul kendini. Gönülden diledin, ‘Yol vereyim.’
Dedin, benden istedin. Sana yol vereceğim, gönlüne gireceğim. Dert alma, yorulma. Kadere inan, ALLAH'a dayan, yurduna bağlan. Yolunu bul, yuvanı kur. Yuva
evlenmeden olmaz mı, bekarlar yuvasız mı? Gönüle bağlı yuva kurmak,
evlenmek. Kaderde ne varsa, o görülür. Yününü sar sen, gününü bil sen, yolunu sor sen. Yanılsam ben, YUVA’ya gelir
miydim, yolumu bilir miydim, size çok delil verir miydim? Onun kalbine girdim
gördüm. Aklındakini silsin, bıraktıklarını unutsun. Yolun yok, YUVA’ya aklını tak. Okursan yunarsın, yolumu sorarsın.

Hoş gördüm. ULU’ya gönül bağladın. Gönülden
gönüle yol verdik, ALLAH'ın kuluna el verdik, yoğun yanık GARİB’e
çok-çok dualar ettik; yunanın yuvasına geldik, ‘Huzur.’ dedik, diledik. ALLAH'ın YARATTIĞI güzel olur, yüzü güzel olanın kalbi de güzel olur. Onun
yüzü de kalbi de güzel, aklı bulanık. Ona demem söylemem, gelmeyince affetmem.
Yolumdan uzaklaştı, duasını yaza bıraktı. ALLAH sundursun, yolunu
buldursun. Ona demem, sen sorarsan deyim. Yok, türbeye. Yorganın gelir, sana
örtülür, odan görülür. Gününü bulan, GÜL’ünü bulsun. AMİN. Yanındaki yunuyor, kalbinden konuşuyor, çok şeyler danışıyor.
Ona söyleyim, gönülden olan her iyi şey, ALLAH'ın makbulüdür. Gününden sordun haber. ALLAH'ın verdiği ömür sorulmaz, ömrün zamanı belli
olmaz. Yumağı sarın, rahatınıza bakın. Namaz ne olur, yuvada kılınır.
Anacağın nasıl gelir, güğümü doldurur. Duanı aldım geldim, sana
dualar ettim. Görüşelim seninle, senin güzel kalbinle. Günümüz dualarını
bekler, sana gelsin MELEKLER, olsun bütün dilekler. Oğulcuğun yumuşak mı, yolu karışık mı? Yunarsa, yola
gelirse; düzelir. Sıkı-sıkı sarılsın, ALLAH’tan hayır dilesin. ALLAH hayırlar
yazsın, cümleyi sevindirsin. Sunduğum şerbeti yundu. ‘O gayreti
yeter.’ demeyin, dualar edin.
Davus değil,
cennet sülünü. Gelirsin türbeme, barışırız. Bana gelmek için otomobilin mi
olması lazım?

Hoş gördüm. Yarın okur yanıma gelir, yolumdan çıktı gönül razı değil.
Yolunu bul, yanıma gel. Yolun gelişine, yönünün duruşuna, YARATAN’ın
sunduruşuna, ALLAH yardım etsin sana. ALLAH'a olan ibadet mevsimlerle mi olur? Canın kıymetli, yorganın kuvvetli;
onun için kalkamıyorsun. Sen yorgandan kuvvetli olmaya bak, ALLAH'a can-u
yürekten bağlan. Bu gün, sana uygun yanın bana uysun. ALLAH'a her gün
uymak lazımdır. GARİB’in gönlünü gördüm. Yalnız yol olmaz, yuvasız hac olmaz. Yuvasızdan
yorum, dünya malı. Yuvaya yuyana nafaka lazım, yola eş lazım. Değil,
arkadaş lazım. ALLAH gönüle göre yol verir. Gören, YUVA’ya giren; yudum-yudum içsin, gönlünü açsın, YARATAN’ın YOLU’nu
seçsin. Gönlünüz güzel; olacaktan gelecekten korkmayın, oyuna bakmayın,
aldanmayın. Oyalamak dilerse, sakın yanılmayın. Oyuna gelir, onu diler.
Yanından mutlu ol, yolunda yuvanda sakin ol. Yuvasında huzursuzluk yaptığı için darıldım, onu affettim. Yolunu
bozmasın, ALLAH Şeytan’ın şerrinden korusun.

Hoş gördüm. Gönül yunmuş, GÜL’e konmuş; yola giden, bana
gelmiş. Oyalı yemeni al yanına, GARİB’in yoluna. Gelişini
beklerim. YARATAN’ın YOLU’na, girsem koluna; sana desem, ‘Yağına-balına bolluk var,’
gelir misin, beni bilir misin? Göğün altı çok güzel, suyun yolu çok güzel. Akar-akar çağlardım, çok
CANLAR’a yol verdim. ‘ALLAH.’ diyemeyenin, yola giremeyenin; koluna girdim,
yolunu verdim, ALLAH'tan diledim, gönlünü yuğdum. Adağınız olacak,
‘DEDE dedi.’ diyecek, beni bilecek. Olsun gelsin, yolumu öğrensin. Geldi
gördü ama bilmedi, niyetine ermedi. Niyeti olacak, gelecek, beni bilecek. Söylesem, yollara düşsem, dünyayı dolaşsam; doymazsın dediğime.
ALLAH'ın ADI’na YOLU’na coştum, söyledim. Sana nurumdan verdim; ALLAH’tan
diledim, sana duacı oldum. ‘Yanıma gel.’ dedim geldin, yolumu bildin. Senin
yanılmanı dilemem, yoldan ayrılmanı istemem. ALLAH'ın İZNİ’yle
yardımına gelirim, seni görünce yanına varırım, yolun güzel beğenirim.
Dünyalık aldın, ‘Şükür.’ deyin. Ahiretine duadasın, ALLAH'ın YOLU’ndasın.
ALLAH'a dua edelim, yola gidene yol verelim. Yolu açık olsun, niyetini ALLAH
versin, yollara yuyanlara ALLAH YARDIMCI olsun. Yad ederek geldi, yolu açıldı.
Oyalı yemeni örtünsün, dileğini alsın, ALLAH'a emanet olsun.

DEDE’n koptu. Seni DEDE kovmaz. Gönlünü yun da gel, DEDE’ni bol-bol an da gel.
Senin yolun güzeldi, doğruydu. Durdun. DEDE’nse çok sever, seni
doğruya çeker. Yorgunsun desem bile, gönülden bağlan da gel.
‘Oğlum.’ Dedim, yolumu verdim. Yolun yuvanda, gönlün yuvanda, günün
güneşte. Gölgeye gel, yudumunu al, YARATAN’ı bil. DEDE’n sundu
şerbeti, kana-kana iç, yolunu seç. Yolda durdu, yönü döndü, DEDE unutuldu.
DEDE bilir, gönlünü yönünü. Okuduğun bitti mi? Yunuyordu gönlünü. Okuduğu KUR’AN-I KERİM.
Ona yol bildiren KİTAP. Okuyasın, yönünü bulasın.

Hoş gördüm. YÜCE’yi görürsün, oyuğu kaparsın, günahtan kaçarsın, ALLAH'tan korkarsın,
YARATAN’ın sevgili kulusun, gönlün açılsın. Olayım da ALLAH'a kurban, O'nun YOLU‘nda her an. Gönül KABE’sine yolcular
gerek, yolculuğa çıkana hacılık gerek. Olsun hacı, gelsin yanına-yoluna,
girsin gönlüne-yönüne. Kaptırsın, dönsün dursun. Ölüler ALLAH'a varınca, huzura kavuşur. ALLAH AFFEDİCİ’dir.
Günahların anında yunulduğu da olur. YOLU’nda gidin ALLAH'ın; yunun,
dünyayı görün, ahireti bilin, dünyanın gelip geçici olduğunu öğrenin.
Ahiret baki. ALLAH kötü kuldan, şeytan şerrinden muhafaza etsin. ALLAH'ın DEDİĞİ olur, her kul ettiğini görür. ALLAH
AFFEDİCİ’dir, dileyin, tövbe istiğfar edin. Yunduğunu
ALLAH’a bildirmek, anında af dilemek, günün kıymetini bilmek. AMİN. Yuyunca gönlünüzü; ne güzel oluyor, yoluna geliyor, YARATAN öyle kullarını
SEVİYOR. Yumuşak olun, gönülden dolun, ne güzel yolun. GARİB’in
yerini yolunu bulun. Yol sorana gün görene; yön verelim, gönlüne girelim. Yumuşak olmuş,
gönlü dolmuş. Gününün yönünü yunalım, ona ‘Yün sar.’ diyelim. Yolunu bul,
yuvanı bul. Yönünü yuvanda sar, gününü yuvanda geçir. Güneşin altında
durma. ALLAH'a havale etsin, gelenle yetinsin, ömrünün kıymetini bilsin. Kalanı bil,
ona dayan; gününü hoş geçir, onu da hoşnut et. Yuvada bekleyeni.

ALLAH YOLU’nda gitmek diler, yolunu sorar. Suyu içsin, yolu seçsin. Yola giren,
sade ALLAH'ı bulan; yol alandır. Yolda sana selâh var, suyunu içiren var.
Sunalım içirelim, gönlünü ununu yoğuralım. Yundu gönül söz ile, yolu buldu
ÖZ ile, ÖZ’ü sözü ALLAH ile. Güzel günlerinizi bilin, ALLAH’a giden yolu bulun. Selamet bu yoldadır, arayan
bulur. Kaderi bilir misin, O'na inanır mısın? Yol ne yarar ne yanar, onu kul yunar.
Gönülden bağlısın, ALLAH'tan geleni bilensin, kadere inanansın. Yuvamıza
geldin, huzur aldın; yol sordun. ALLAH'a yalvar, O'ndan dile; ‘Gönder bana
YARDIMCI.’ de. ALLAH'tan dileyen bulur. YARATAN dileyene verir. Senin derdin
dünya derdi. Günü gelir hallolur, gönlüne ferah gelir. Dünya dertlerine kendini
kaptırıp halk olma. YARATAN’ın YOLU’ndan ayrılma. Gün gelir geçer, sana yalan
gibi gelir. Yuvana huzur götür. Senden beklerler, senin gönlündeki ile hepsi de
sevinirler. ALLAH'a emanet ettim. Sen beni çok dilersen, ‘Yoluna girdim.’ dersen, yolumda hep gidersen; ben sana
görünürüm, senin de gönlünü görürüm, sana yardım ederim.

Hoş gördüm. ALLAH'tan ayrılmayın, yolunuzu şaşırmayın, zavallı kadınları sakın
yalnız bırakmayın. Ömür verince, yolu bilince, huzur bulunca; yaşamak ta, ölmek te kolaydır,
korkulmaz. Yuvanıza gelirler yolunuzu verirler, gönlünüzü yunarlar. ALLAH'ın
İZNİ olursa, gelir konuşurlar. Onların da ayrı-ayrı vazifeleri
var, sizinle gelip her zaman görüşemezler. Dünyanın yoğurulacak
kulları, ALLAH'ın ayırılacak kulları; hep onların vazifeleridir. Yobazların
avladıkları gafilleri, onlar ayırır-kayırır, oyuna geleni uyarır. Vicdanım
sızladı, acıdım, pişman oldum. Bunlar, onların güzel yola
çağırışıdır. ALLAH'a daima sığının ki, size YARDIMCI göndersin. Onlar, daha çok yardıma
muhtaç olana giderler. (Resim verildi:
HAZRETİ ALİ) HAZRETİ ALİ, vefalım. Onun yardımına sığınan, hurmanın gölgesine
sığınır. Gelmiş yolumuz güzel iş yapmış DEDELER sevimli
olur. Onun yoluna çıkan, işini kolaylar. Gönülden
hasta, yüzü hep duvardan tarafa. Açılsın yüzü-gözü, ferahlasın içi. Numaralar
düzelsin, derslerini bilsin, rahata ersin.

Yanıma gönlüme geldiniz, yoluma girdiniz, suyumu içtiniz, YARATAN’ın mümin
kullarından oldunuz. YUVA’da size de var dersimiz. YUVAMIZ burası. Sözümüze
başlayalım ALLAH’ın ADI ile. ALLAH'ım BİR’sin; yuvama gelsin, gönlüme girsin, yolumu bilsin. ALLAH'ım
BİR’sin; yanıma aydın kullar gelsin, gönlü açık olsun, yoluma girsin.
AMİN. ALLAH'ım BİR’sin; SEN’inle RUH’um gönlüm aydın, SEN’inle yolum
aydın. SENİ bildim, SEN’inle yaşadım, SEN’inle öleyim. Unutturma bana
KENDİN’i. Bana gönlüme, günüme hayır göster, SEN’in GÖLGEN SEN’in ADIN
beni ihya eder. ALLAH'ım BİR’sin; gönlüme girsin, yolumu yuvamı
aydınlatsın. ALLAH'a, MUHAMMET MUSTAFA’ya gönül bağladım, yolumu aradım. o'nunla
buldum, AŞK’ıma deryada yol bulup aktım. o'nun adı yolun adı bir olsun,
gönlüm eğirsin, yolumdan ayırmasın. YARATAN YARATIR, rızkını verir, yolunu bildirir. Yolun doğrusunu, yudumun
tatlısını nasip et ALLAH'ım. SEN’sin YARATAN, SEN’sin YAŞATAN. Sana yol verdim, gönül verdim, sana el verdim, yanına yağına GANİ‘den
söz aldım. Yoldan çıkma, sözden dönme. GARİB’e derim ona söylerim.
Yuvasına gelirim, derslerimi veririm, sorana söylerim. Yol soranı seç, fal soranı
geç. Mümtaz MEVLÂNA'yım ben, yuvana gelenim ben, yanına yoluna, koluna girenim ben.
Yol sordun söyleyim, fal bilmem neyleyim, sana yolunu bildireyim. Yoldan yan
yana gidilmez, suyun acısı içilmez, gönül gözü kapalı yol görülmez. Gönül yuva
gibidir. Çocuk gönlü çok büyük olur. Yaz mı gelsin beklersin? Yol yuyunca geçersin, yazdan yaza yürürsün, güz
gelince durursun. Yol gitmeyle, gönül dolmayla olur. Yollar ayrıdır. Her kul
bir yoldan gider. Yeter ki sonu doğru olsun, doğru yolun başı
olsun. Şaşma bekleme, gönlünü bekletme, olayı bahane etme. ALLAH
AFFEDİCİ’dir. O'na olan borcun affolunur, yeter ki kul borcunuz
olmasın. ALLAH ADI’yla başladık, ALLAH ADI’yla bitirelim. ALLAH! ALLAH! ALLAH!
ŞEFAAT YA RESULULLAH.

Hoş gördüm. YUVA’ya gelenlere, selam ve sevgiler. Uyandı, gönlümüzün gözü açıldı, o gün ununuz seçildi, ALLAH’ımdan
İZİN alındı. Sizlere dersimizi bildirelim, gönlünüze huzur, yolunuza
ışık verelim, ALLAH’ın ADI ile yazalım. ALLAH’ımın ADI gönlümün feryadına gelir, onu ağızdan alır, ALLAH’ıma olan
AŞK’ım beni O'na götürür, gönlüm O'na açılır. Yundu gönlüm ADI ile, O'na
yandım AŞKI ile. Aşık kulun, aşık kulların yardımcısıyım. Yardım
ederim sana. Ben derim; gönlüne girdim, yol verdim. ALLAH ADI’na bağlan,
O'ndan dile, sana beni YARDIMCI gönderir, senin yolunu çevirir. Sen anlamazsın
belki, günden güne garibine gider. ‘Tesadüf bu.’ dersin, günü gelince anlarsın.
Günden güne olursan, ALLAH'tan geleni bilirsin. Yok yumakta hata. Dara geldin
mi çağır beni. Seni ben görürüm. ALLAH'tan dile geleyim, seni göreyim.
ALLAH'a kalbin açık. Yolundan dönme. ‘ALLAH'ım! Yönüm gönlüm SEN’inle, adım
ADIN kalbimde.’ Her an onu söyle. Her işinde, her aşında,
oturuşunda-kalkışında öyle an. Sizden buradakilerin tek dileği, YASİN’dir, KUR’AN’dır. Onunla onları
anın. ALLAH’ımın ADINA sarındım, O'nun ADINA büründüm, O'nun ADI’nı kalbime koydum.
ALLAH'ım her zerremde. YARATAN’ım gönlümde, gözümde, dünyamda. O'nun
yarattığı alemlerde yaşadığımı gören gözlerim, O'nun
yarattığı alemde duyan kulağım, ALLAH’ımın ADI diyen dilim; SEN’in
ESERİN. SEN’in yarattığın, yaşattığın, yolunu verdiğin
kulunum ben. SANA şükürler olsun binlerce defa. SANA olan sevgime, bana
verdiğin AŞK’ıma binlerce şükürler olsun. AMİN. Okuduğun kitap bir değil, yol bildiren kitap az değil. Yolun
doğrusu KUR’AN’dadır. Dualarını dinle, okumazsan bile. Onları oku, açar
seni, yudumu yön, yolunu aydınlatır, kalbini ferahlatır. YASİN oku
yuvanda, yardımım çok olur.

Hoş gördüm. Olgun gördüm gönlünü, düzgün gördüm yolunu, gününe niyetine
koydum benim adımı. Yanına niyetine ALLAH yol versin, ALLAH cümleden RAZI
olsun. Duanı aldım, yuvana geldim; gördüm, yönünü verdim. Gününe karışana,
yuvandaki eşine. Ona yardımcı ol. Ona ‘Ne oldun?’ deme. Yolunu gönlünü
yunar, yolunu arar; bulunca durulur, sükunet bulur. Sabır-sabır-sabır, ALLAH'a giden yolun
yardımcısıdır. Sükunet yola girene lazımdır. Yuvada huzur, gönülde huzur,
dünyada huzur lazımdır. Yuvanı ısıt, yolunu düzelt, ahireti bul. ALLAH'ı bilen,
yolunu soran bulur. Suyunu içer, ağacı seçer, ağacın gölgesine geçer.
Suyun sayısı çok, ağacın gölgesi büyük. Yol uzun. Geldin meclisimizi buldun, adımı bildin, sana yolumu verdim,
gösterdim. Yolun açık, yuvan huzur dolu olsun. Yola çıktın durma, ‘Dur!’ diyene
kanma. ALLAH YOLU’na girene, lütfa erene, GÜL’ü seçene olur, yanına gelir,
DEDE’yi bilir. DEDE’nin gönlü DEDE’yi ananlardadır. Andın mı, anında gelir,
görür, bilirim. Sen göremezsin, fanisin bilemezsin, beni daha hissedemezsin.
Olacak, sabır. ALLAH'ın EMRİ’ni bil, ona uy. Dedim; sudur içilir, yoldur
yürünür. Yolun sonunda dilediğin yere varamaz mısın? Gayret günü gelecek,
yolun yürünecek. ALLAH EMİR verince, yanına gelince, gönül bağı
olunca; sen de beni anlarsın, varlığımı bilirsin. ALLAH'ın ADI’na dayandım, gönül yoluna düştüm, yolları aştım, sizlere
ulaştım. Lütuf değil midir ALLAH'tan? ALLAH'a niyet ettim, yola
çıktım, gününü seçtim, doya-doya içimi dışımı aydınlık yollarda berrak
sularda yundum, yanınıza geldim, sizlere de suları içirdim. ALLAH cümlenizden
RAZI olsun. Suya daldım, GÜL’ü aldım; gönül verdim, ALLAH’ı andım, yundum.
Sudan geçelim, yolu seçelim. GÜL’ü alalım, ALLAH'ı analım, GÜL’ü verelim.
Adına, gönül verdim GÜLÜ’ne. Yoluna gidelim, yunalım, gafletten uyanalım.
Adını-yolunu bildik, yunduk sevdik, ‘Sonumuz.’ dedik. Hayır olsun, yolundan
ayırmasın. AMİN. Olsam yolcu, gelsem sana bilir misin; sorsam yolu, yol gösterir misin?
GARİB’in gönlü yolunu açtı, sizi buraya gönüle bağladı. Yolumuz,
gönül bağıdır. Gönülden gönüle köprü kurulur. GARİB’in gönlünden
benim gönlüme köprü kuruldu. Yolu bulup gelene, niyet edene ne mutlu, ALLAH’ın
LÜTFU’na erene ne mutlu. Adını duydum, gönünü bildim, ALLAH'a kaderini bağladığını gördüm.
ALLAH’ın LÜTFU’nu bilir misin, O'ndan gelene inanır mısın? ALLAH
DİLEDİĞİ’ne verir, onu ihya ettirir, suyunu içirir,
varlığına ayan beyan bildirir. Sen bunu bildin mi, ADI’ndan başka
şey duydun mu, ALLAH’ın LÜTFU’na ereni gördün mü? ‘Gördüm.’ dediğin
dünya lütfu. Ahireti bildin mi? Ahireti bilen, gönlünü veren, yolunu bulan;
yanında YOLU’nda gider. Düşünme, gönlünü bir daha karıştırma.
DEDE’nden şüphe etme. Yolunu verelim, güzeli bildirelim. Yolun güzeli,
ahlak yoludur; ALLAH'ı bulan, sevgili kuludur. ALLAH sundursun, yolunu
buldursun. AMİN. ALLAH'a anında yolunda giden, yardım görür; gönül veren,
bulur. Yanındaki, içine düşeni sorar. Korkma yakmaz gönül ateşi. ALLAH
ATEŞİ düştü gönlüne. Gönülü seçtin, YOLU’na girdin. Yolun açık,
gönlün açık olsun. YARATAN gönülden geleni bilir, yanına oturanı görür, YOLU’nu
verir, YARDIMCI gönderir. Yolun kutlu, gönlün mutlu olsun. AMİN. Sana VELED’imi yollasam, yol yok. Gönülden geçir, yanına çağır, gelir
görür. Sevgili DEDE’nizin eşi ve kızının selam ve sevgilerini getirdim
sizlere. ALLAH'a niyetini açtım, DEDE’nden danıştın. ULU TANRI’nın
VERGİSİ’ne sözüm yok. ALLAH’tan dile, yola GÜL’e niyet et. ALLAH
dilerse olur. Okumak niyetle olur, gönülden gelir; olandan-ölenden, yuva
görenden, yol bilenden sorulur. Sordun sevindim, sana yol bildirdim.
Andığını yaparsan sevaptır, yalnız çok zordur. Güvenirsen kendine, bakabilirsin
ona. Nafaka değil, yol bildirmek, yön vermek. Senden sorulur, yapabilirsen
güvenebilirsen; kazandırır. ‘ALLAH’ımın EMRİ’ne uyarız. O'nun SEVDİĞİ kullarız.’ demek
için; yoldan çıkmamak, kötüye uymamak lazımdır.

YUVANIZ’a geldik, hoş gördük. Hasretle ALLAH'tan dile, olduğu zaman
öde. Deme ki ‘Bendendir-sendendir.’ De ki ‘ALLAH’tandır.’ ALLAH dilerse halk
eder. Sebep dilerse mümin kuluna, anında yaratır, hayrette bırakır. Şüphe
etme, düşünme, yanına gelene, yuvana girene. O benim kolum, gönülden nurum. ALLAH DİLEDİ ona LÜTFETTİ. Muradı
oldu, günüme geldi, orayı bildi; mümin kul oldu, mümin nurunu aldı; maddeden
ayrıldı, yolunu buldu; mümin gününde muradı oldu.
Mayıs ayı çok güzel, ayların en güzeli. Öbür aylar çirkin mi? Hepsi güzel.
Günlerden hepsi güzel, ama cuma hepsinden güzel. O gün ibadet günü, ALLAH'a
varmak günü, ALLAH'tan dilerseniz affolunmak günü, onun için günlerin en
güzeli. Adadığın olunca, güzel günler gelince, yolumuz açılınca; sizleri
bekliyorum. ALLAH İZİN verince, siz de bana gelince; düğün
bayram olacak, GARİB’e gün doğacak. Adı yolu DEDE’den, güzel günü
ALLAH'tan. ALLAH gönüldekini bilir, yolunu verir, dileyene gösterir. ALLAH
bozmasın, şeytana uydurmasın. Olmazsa üzülme, ALLAH en hayırlısını verir. Kul hayır olanı şer olanı
bilmez, ALLAH'ın İŞİ’ne karışılmaz. ALLAH'ın
DEDİĞİ olur. Kulundan geçmez, yolundan almaz, ALLAH'a olan
borçtan kaçılmaz. ALLAH AFFEDİCİ’dir, AFFEDER. Dileyin,
AFFETSİN. ‘ALLAH.’ diyen kalmaz, YUVA’dan olmaz. Bozma uyma, ALLAH'ı bilmeyeni duyma.
ALLAH'ı bilmeyen, kulu da bilmez, öyle kuldan hayır gelmez. Yanıma oturdu,
nuruma dokundu, gönlü açıldı, yolu seçildi. ALLAH'a uysun, gönlünü versin. Ona
nasihatim, her şeyin aşırısından kaçınsın. Yol verenim, gönül görenim, ışık tutanım. Gördüm gönlünü. Dedim sana,
‘Sözümü tut benim.’ ALLAH'a emanet yoluna selamet. ALLAH'a gül sen, sevinç duy sen, şükür et sen. ALLAH daha çok verir,
sevindirir, düşündüğünüz olur, ALLAH tez verir.
Gönül ALLAH'a bağlı. O'ndan gelen, O'na gider. Arayana yol verir, bizleri
vekil eder. GARİB’im benim kolum, ben cümlenize REHBER. ALLAH'ın,
dileği olmamış kullarına mükafatı, bu alemdedir. Olur dilekler
münasip zamanda, ALLAH hayırlısını verir. Ablanı sordun, onu ne düşündün? O buldu burayı, bıraktı orayı, layık
olduğu yerde aldı sarayı. ALLAH'a mümin geldi, mümin gitti, kalbini
bozmadı, yolundan çıkmadı. Huzuru çok. ALLAH cümlenize onun huzurunu nasip
etsin.

Oymak dünya derinden, yer oynadı yerinden, ALLAH sizi korusun yer
sarsıntısından. ALLAH’a gülene şaşırana ders olsun, dünyada tamah
kalmasın. Dilerse YARATAN yerle bir eder, dilerse kulunu ihya eder. ALLAH'ın
DEDİĞİ olur, hak yerini bulur. Gördüm HAK aşığını,
gönlüm açılır. Yoldan geldi kuş gibi, gönlüne akmış gibi, ağızdan çıkmış
gibi, gönül yıkanmış gibi. Çok yol alan, yorulur. Yoldan gelen durulsa,
ona gelen REHBER’den haberi olsa, ağıza gönüle dolan ALLAH ise; ALLAH'ı
bilmese, yolunu soransa; ALLAH REHBER gönderir, kuluna yol gösterir. Dünyasına
bağlanana yön. ULU’ya dua et. Onun gününe, yönüne, yoluna, ağacına
çok yaprak versin. RABB’im anda DUYAR; O'na söyle derdini, O'ndan bekle
şifanı. ALLAH’a murad eden alır, selamet bulur. Uğurludur
ayağın. Yoluna gelince, gün doğunca; YUVA yunar, cümle sevinç duyar. DEDE’ye sorduğun gün, yoldan geldiğin gün; yoluna açıldı, gönlün
seçildi, gönlünde ateş yakıldı. Korkma yanmaz, dünyada kalmaz; ahiret,
yüreği kirli olana nasip olmaz. Gönül temiz ise; niyet te temiz olur,
ahlak ta güzel olur. ALLAH öyle kulunu sever. Öyle kul, gelir bizi bulur,
ışık alır, aldığını gösterir, örnek olur. Olun, yoldan çıkanı görün,
yolunu gösterin, gönül kırmadan. Yol vermek ALLAH'ın. Yön vermek, kulun
vazifesidir. Onlara dua edin. Yolunu buldular, YARATAN’a vardılar,
GANİ’nin yuvasından çıktılar. GANİ HAZRETLERİ’nin eşi ve
anası. ALLAH selamet versin, yoldan haberin gelsin, ALLAH cümlenizden RAZI
olsun.
ALLAH, AF EDİCİ’dir. Dileyip yapmazsan, suça suç katmazsan; AF EDER.
Gönül kırmazsan, dünyaya kanmazsan, yuvana gelirsen; ne sorarsın hatanı? Gönül
açtın ALLAH’a; REHBER diledin, geldin beni buldun. Yolun eğri olsaydı,
DEDE’yi bulur muydun, yoluna gider miydin? Yol verdim, su verdim. Gündüz yola
çıkınca, etrafına bakınca; gönlün ferah ise, güzel görürsün, ‘ALLAH YARATTI.’
dersin. Gönül kırık olunca; ‘Aman ne oldu?’ dersin, dünyaya kahredersin. Gönül
ferahı ile çık, ne kadar kırık olsan. Dünyanın güzel günü, yönü olana hayır
gelir, güzeli görür. Gününe gül de başla, gönlünü aç ta başla. Günün hayırlı
olur, yolun açık olur.
Hoş gördüm, ondan yola gel dedim. ‘Gündüzden çıkma, geceye bakma.’ derim.
Gün aydın, gece kara, döndüm ben bu yollara. Aydınlatayım dedim, size yunmak
öğrettim. ALLAH vermiş, gönülü yunmuş. Bana ışık tutmak yol
göstermek düştü. Gönül yol ararsa bulur, ALLAH REHBER gönderir. ALLAH her şeye KADİR. Mümin kulu sevindir. Onun işi olunca, yolu
bana gelince; madde kalkar aradan. Gönül GÜL’ünden, yolcu yolundan gelir; gelir
beni bulur, yolda görür sevinir. Uyma, dayanma kula. Yönün ALLAH'a açık, kul ne
yapar? Yolu ALLAH açar. O'ndan dile olur işin, bana gelir dönüşün.
Yumak açtın, dolaştı. Dolaşanı sabırla sar, yüreğini ferah tut,
ALLAH’ın verdiğini ferahla ye. O'ndan geleni bildin, sözümü dinledin. O'ndan gelen yunmaz mı, ALLAH'tan gelen bilinmez mi, bilmeyen yorulmaz mı? Omuzdaki MELEKLER, yola gideni bekler. ALLAH dilerse, dua edense;
dağlar-taşlar, yoluna yol ekler. Yumuşak olanı, yolunu bileni,
O'ndan geleni bildin mi; korkama kötüden. Kötü ne eder, ALLAH İZİN
vermezse? Gözü kapanır, kolu yok olur, zarar veremez. ALLAH'tan başka
kimseden korkmayın. Umduğunuzu bulmazsanız yanmayın, ‘ALLAH sevmez.’ demeyin. ALLAH kulunu
sever. Mucizeyi kulları için yaratmaz mı? O'na gidenin şans, ALLAH'ın
kuluna verdiği lütuftur. O kul verileni bilirse, yolunu bulursa, ALLAH'ı
severse; ne mutlu ona. ‘Kazandım.’ derse, yolda gezerse, yunmaktan kaçarsa;
yazık, acırım o kula. ALLAH acısın, ben kimim? Olsaydım öyle bir kul, yapardım
okul. Kul eğitsin, O'ndan yol öğretsin. Olaydım öyle bir kul,
yapardım yol. ALLAH'tan geleni, gönlünü açanı geçirsin. Olaydım öyle bir kul,
manadan ayrılmazdım, maddeye bakmazdım, yolumdan çıkmazdım. Oldum, ben ALLAH'la doldum; dolanı gördüm, elimi verdim. Gününüz bozulmasın,
yanımdan ayırmasın, GÜLÜ’nden geçirmesin. GÜLLER’in en güzeli. Duygunun ötesine
vardım, andığımı gördüm, gönülden vuruldum. Aşık oldum YARATAN’ıma,
GÜLLER’i YARATAN’a, GÜLLER’in en güzelini YARATAN’a. Doğduğum günden
geldim bu yana, döndüm o yana. ALLAH'ın DEDİĞİ olur, dilerse
gönderir, sizi buldurur. ALLAH'ın İZNİ ile geldim, yol gösterdim.
ALLAH cümlenizden RAZI olsun. ‘Mümin.’ dedim ben size. Dediğim benim değil, ALLAH'ın SÖZÜ’dür. Ben
kulu ayırmam, ayırıp kayırmam. Gönül bağı olanı, yudum içeni, yol seçeni;
ALLAH görür ayırır, ULU’sunu gönderir. ‘Gelmez.’ diye kim demiş? Kim
demiş yanılmış, o kul ULU görmemiş, elinden tutulmamış.
ALLAH sundursun, yüreğini yundursun. Gider gelir türbeye, dilek verir
DEDE’ye. ULU RUH’u yok ise, ondan yolu yok ise; ne gider? Gider yalvarır,
ALLAH'tan diler. ALLAH VERİR dilekleri. ULU; gülmeyenin, yol soranın
yardımcısı olur. Dileyenin, ALLAH’tan isteyenin yardımcısıdır. ALLAH’ımın
EMİRLERİ’ni yerine getiririz, kulları aydınlatırız türlü vesile ile.
ALLAH, YOL GÖSTERİCİ. Yolları, gönül açık olan anlar. Umduğunu
bulamayan, gaipten haber alamayan, ‘Olmaz.’ der yanılır. Anarsanız içiniz
coşar, yola koşar, ALLAH yol açar. Ne mutlu koşana. Dilekler hep olacak, yollar açılacak, GARİB bana gelecek. Dileyeni
beklerim, yumağını açarım. Güzel yol, doğru yol. Yola gelenler,
ALLAH’ı bilenler, yumağı saranlar; gönül dileğinizi gördüm, cümlenizi
beklerim. Yolunu sorduğun; sudan durgun değil, adına uygun değil. ALLAH
yüreğine sundursun, hayırlı iş buldursun, elinde kolunda olanı
yuvasına götürsün, başka iş aramasın. İşi elinde, aşı
elinde; düşünmesin, başka yola gitmesin. Olsa iş ne arar,
andığını sorar? Ona gelmez, doyurmaz. Dönsün işine, yudum-yudum
çalışsın, andığını bulsun, ondan aş yesin, onu ilerletsin.
İşi güzel, eli yatkın. Ne arar, ne karar? Düşünmesin, yolunda beklemesin,
dönsün işine.
Hoş gördüm (Saat 23 te
kuvvetli bir zelzele oldu.) YUVAMIZ, YARATAN’a emanet olunuz.
Uğurdur, hayırdır. ALLAH YARATTI, gününü saatini ayırdı. Yangın, sel,
hareketi arz. Dünyanın sarsılması; yeraltından yerüstüne, zenginliğin
yüzüne vurması, yukarı fışkırması madenin.Olan ALLAH'tan, gelen ALLAH'tan, SÖZ ALLAH’tan. Münasip dedim. Uğura
inanın. ALLAH'ın her verdiği-aldığı hayırdır. Şüphe etmeyin,
korkmayın. Duydum ‘Yumak?’ dediğini. Madem sordun, söyleyim. Yumak muadildir hayata.
Adalet muadildir, ahlaka. Ahlak muadildir mertebeye. Mertebesine göre, damağındaki
atâya göre. Damaktaki atâ, ağızdan gönüle kadar olan büyüklük. Yoldur.
ALLAH kulun ölçüsünü, ibadetini ölçüp mertebesini vermez. Ağızdan dua
olmaz. Ta gönülden ağıza yol uzar. Mümin kulun, ağzıyla gönül
arasındaki yol uzundur. Mümin kulu ifade eder. Yol kısa olan; anar ALLAH'ı,
duası biter, dünyaya döner. Yolu uzun olan; okur, YARATAN’ı düşünür, gine
okur düşünür. Duası bitmez, gönlü geçmez, çünkü yolu çok uzun. Olsa uzun
üzülmez, dünyayı gözü görmez. Ona ALLAH'ı lazım. O'ndan başka
düşünmez. ALLAH'a olan anında ibadetini bilir, onu yapar. Gönül yolu,
ağız yolu birdir; gönlü başka, ağzı başka değildir.
Damağın atâsı budur. 'Duydum...’ dediğinin olmasını dile, doğru yoldan ayrılma. Duasını
yapar, dayanır, ALLAH'tan bekler. Sözümü dinlesin. Yunsun dedim, suyumu içsin
dedim; suyumu taşısın, sunsun demedim. Sabır yol aldırır, gönül yol verir.
ULU’ndan yol aldın, yön buldun. Gönül yundun. Doysun, günlük olsun, günlük yön
olsun. Yönünü her gün doğrudan, çevirsin eğriden. Sungur, doğruluk
adına göre kendini gammetmek. Kanandan gönül aç, adına göre kendin yolunu seç.
ALLAH’a giden, gönülden geçen yoldur. ALLAH andığından korusun, verdiğinden değil. İman
yokluğundan korusun. ALLAH'ın DEDİĞİ olur, olsa ne gelir?
Suya döner, su gelse yumak biter. Dağlar-taşlar yol verse, sular
şehre gelse, ne olur? Sel olur, yumak biter. Manadan dönmeyin, maddeyi seçmeyin. Olsun gönül YARATAN’ın adıyla, O'nun
anılışındaki tadıyla. ADI’na söyleyelim, gönülden dileyelim; ‘YA RABB’i
SANA, yumak mana, mümin kalb dilerim. Mana dilerim, SEN’i bileyim diye; yumak
diledim, okuyayım diye; mümin kalb diledim, seveyim diye. YA RABB’i, SEN bana
dilediğimden kat-kat büyüğünü verdin. SANA şükredeyim diye
münasip kelime bulamıyorum, SEN’i sevmeye doyamıyorum, görmeye yarattıklarını
kıyamıyorum, bakamıyorum. ALLAH'ım yarattığını doyurdun. Doymayanlara yundur,
kalbine sundur ki; görsünler, SEN’i bilsinler, manayı anlasınlar.’ Kulun yarattığı değil, ALLAH’ın yarattığı gider güzel. Giden
yok; dünya bir alem, alemler ayni. Madde ve mana aleminin güzelini, ALLAH yaratır. ALLAH’ım yünden, günden, yönden
geleni ayırmasını dileyin. Manayı sevmeyi dileyin. Madde, kul yapısı, dünya
malı; mana, ahiret malıdır, güzeldir. DEDE’nin vazifesi bitmez. Gidip yardım etmek gerek.

Günden olmazsa, yoldan gelmezse, ‘ALLAH.’ demezse; müsaade olmaz, MEVLÂNA’yı
bilmez. Sabreden yanılmaz. Yanında oturdu, gönülden geçirdi, yuvanın sahibi
‘ALLAH'ım.’ dedi; ağızdan dedi, gönülden yundu, ‘Oldu mu’ diye bana sordu.
Olmak, kolay mı? Oldun mu, derim sana söylerim. Acelesi yok, tecrübesi çok.
Geçersin köprüden, gönül sırattan. Mani midir dünya işi? Yoluna acele yok,
sabır çok. Sunduğum; ALLAH'a yunmak, yol vermek, tecrübeden geçirmek. Sana
söyledim, sen hiç bilmedin. Yuvandan anandan babandan sordun. Ya yolundan niye
sormadın? Gelen ALLAH'ın İZNİ’yle gelir, o da ALLAH’ı bilir, sorduğuna
cevap verir. Gelenden şüphe etme, yoluna yudumuna hile katma. Oldurmaktır
niyet seni, sen dilersen yolunu. ‘Sabır.’ dedim, ben sana nasihat ettim;
gönlünü gördüm, seni sevdim. Ömür yumağından düğüm çok geçmiş,
hepsini sabretmiş açmış. O'nun ADI’ndan, yolundan, gönlünden, ALLAH’a
olan bağından, muradı olan manayı bilmiş. Manadan maksat; yudumunu
içtiği, yönünü seçtiğidir, o'nun yolunda şefaat
dilediğidir. Adına uygun, olana uy. ALLAH'a olan borcundan diye yanma.
ALLAH'tan yol diledin, buldun, ayrılma; yolun güzel, eğrilme;
andın-yandın, ‘ALLAH.’ dedin dönme; gelenden-gidenden şikayet etme.
ALLAH'ın verdiği, o kula gönderdiği hayırdır. Ağızdan ses
çıkarma. ALLAH'tan gelenden, yuvana gidenden, yudum sorandan esirgeme. Yolun
doğrusu; ALLAH'ı bilmekle, verdiğini görmekle, maddeden çok manayı
düşünmekle bulunur. ALLAH ondan razı olsun, duaları onun da yolunu
aydınlatsın, ALLAH'ı anınca yüreciği titresin. Andı mı niyetini de
bildirisin, ALLAH'tan dilesin. Dileği olsun, gönlü açılsın,
dediğimden çıkmasın. ‘ALLAH.’ diyor yürekten, anıyor severekten. Kulun
gönlü doluysa, ALLAH'ın kulu ise, yolundayım. ALLAH'a emanet olun, kötüye
uymayın. Kötüden maksat, kara gönüllü. ALLAH'ı bilmeyen, ağızdan
düşürmeyen, yudumundan almayan, kulun aklına giren, iyinin yolunu çeviren. Muratlar hep ALLAH'tan. Yayan yürümek, yoluna girmek, dileğini almak
kuldan. ALLAH'ı bilen, yediğine şükür eden, yolunu çevirmeyen;
muradını alır, ALLAH'tan geldiğini bilir. ALLAH verdi ben yedim, O'na
şükürler dedim. Yediğini bilene, gönülden şükür edene; ALLAH
daha çok verir, ondan şükürler alır. ALLAH'tan geleni bilmezse, ‘Kazandım,
aldım, çalıştım, yedim.’ derse, ALLAH ne verir ona? Dert verir. Yanından
yolundan ayrılmayın, şükürden dilekten geçmeyin. Sonunu düşünen
yolunu soran bulur, ahirete varır. Dünya kısa. Ahirete hazırlık, manayı
bilmekle olur. Madde, kulu dünyaya bağlar. Yad edersen, ALLAH'ı dilersen;
O'ndan murat-hayır dile ki, sana ahiret yolundan mükafat versin, o yolda
sevindirsin. Dünyada ne verse doymazsın, ‘Daha.’ dersin. Yumaktan sorulsa, mümin kul bilir. Ömür birdir, alına yazılandır. Yumak bitti,
ömür bitti. Yorulan kim; GARİB mi, ben mi? Yorulmak kul işi. YARATAN
bilir işi, yormaz GARİB’i, ona verir kuvveti. ALLAH'ın her
işinin vardır bir hikmeti. GARİB yorulsa yazar mı, mümin kulu yanar
mı? Onun ALLAH'tan kuvveti. AMİN deyin yürekten, YUVA’yı gülerekten.
Geçirin gününüzü, anın her an ALLAH’ınızı. YARATAN’dan her işe selamet dilersen; varırsın, dileğini alırsın,
gördüğünü bilirsin. Sabır al EYYÜB’ten. Onu ALLAH'tan dile versin. MUHAMMET ALEYHİSSELAM’ın
yakını EYYÜB SULTAN’dır.

Anında geldim. Yadan, nadan değilim. Yadan; ALLAH'tan geleni bilmeyen,
yanından-yolundan gitmeyene denir. Dağlara deniz YUVA geniş gelir.
Dağ yavaş çıkılır, deniz yudum içilir. ALLAH verince, nasip edince;
dağ da koşulur, deniz de geçilir. Çok aceleci, sabırsız. Birden
içilmez, sonra boğulur. DEDE’nin dileği, kula yön vermek, yol
göstermek. Yoluna girdin, yönünü buldun, ne dilersin? Dileğini aldın. Daha
nice kullar yol arar, yön sorar. ALLAH sundursun. Gelecek günler, dönecek
yönler. Gam etme, YARATAN’ı bil. Sana mükafatını verdi, gönlüne sundurdu.
Sabret, bekle dedim, yundum. Yanarsın diyorum. Dayan YARATAN’a. Korkma yakmaz,
seni kavurmaz. ALLAH'ına AŞK’ına an, yudum iç. Yolunu buldun. Olmak kolay değil. Olmayı değil, yunmayı düşün. Olmak, senin
bileceğin değil. ALLAH'ın BİLİR, olan kula ALLAH bildirir.
Yumak mümin yuyar, gönül koyar. Ama, sabır eden yumak; umut değil,
sabrının mükafatını görür. Sen de bekle, kalbini bozma, yolunu yönünü çevirme.
Alırsın, mükafatını görürsün. Kul anında görmez, ‘Ver bana.’ demez; ALLAH'a
niyaz eder. Olduğunu-dayandığını ancak ALLAH görür; uygun niyaza
ALLAH İZİN verir, dileğinize kavuşturur. Andın, aradığına ne deyim? Yuvana çağır geleyim. Gönülden çağır.
Olacağı sen bilsen, dünyayı bilirsin. Sana, ‘Gönül yudum içince yunulur.’
dedim. Yudum içtin, ‘Gel bana.’ dedin. Seni ben çok ararım, gönlünü bilirim.
‘Sana yolunu duran kim, yazdıranı gösteren kim DEDE’m.’ dersin. Bilmezsen,
doymazsın, ‘Yanımda olsun her gün.’ dersin. Dayanamazsın gelsem yanına, versem
gönlüne. Ateş yavaş verilir, kıvılcımla yakılır. Adarsın-ödersin, namazını kılarsın, ALLAH'tan dilersin, sabır istersin. ‘Yola
girdim, gönül verdim, gam yemem yolumda gelene. Beni YARATAN’ım yarattı,
suyundan nasip etti. Şükürler ederim. Dayandır beni YUNAN’ıma. Mani
değil muradım. ADI’na YOLU’na, gönül verdim ALLAH'a. AŞKI’ndan bana
da verdi, seni yoluna beni yetiştirdi. Sevinçliyim, mutluyum,
anacığımdan çok ona bağlıyım. ‘Damarımda kanım aksa, yerine ateş
gelse, dayansam.’ derim.’ Gönüldeki kıvılcım yanar, büyür, büyüdükçe yayılır. Manadan, sonuna kadar ona mani yok. GARİB’e mani değil. Sulardan
geçtin, mümin kul oldun, ALLAH'tan bildin. Sudan gönül köprüsü kuruldu,
muradımız oldu. Dayandı, sabır etti, duasını aldı, mükafatını gördü. Sudan-undan-hamurdan dedim size. Unu elenir, hamuru yoğrulur, şekil
yapılır; kul tecrübelerden geçirilir. Senin beklediğin ne? ALLAH'ın
DEDİĞİ olur, dileyen bulur. ULU’na dayandın, gönlünde duydun,
aklına geldiği an, yanında bildin. ALLAH ayırmasın. AMİN. Ne güzel ALLAH KELAMI muhabbeti yapıyorsunuz. Sana ben bunun için geldim,
AŞK’ınızı ateşledim. ALLAH cümlenizden RAZI olsun. Yunmaz dedim, sabır etmezse kulağını çektim. Sabır yine sabır derim.
‘Yol.’ dedim geldi, ‘Dayandım.’ dedim sormadı, inandı,
doğrudan-eğriden şüphe etmedi. Maninin olduğu yerde yol kapanır. YARATAN’a sığınan, maniden korkmaz.
Dayandığı ağaç mani bırakmaz. NUR’dan YARATTI, ALLAH yol verdi. Mümin
kul ‘MAŞALLAH.’ der; yanmayan, kem nazar atar, nazarı baktığını
tutar. NUR’a inandık, nazarı gördük, günahkar kuldan ne bekledik? Baksa
‘MAŞALLAH.’ dese, muradı hayır olsa. Oldurmaz, suya gider doldurmaz,
ALLAH'tan hayır dilemez, yolu münasip olsa ‘Oldu.’ diye sevinmez. YARATAN, o
baktı diye öldürmez, ona muradını tez vermez. Onun gönlünü ölçer. Üzülen mümin
kuldur. Olsa deniz derya, mümin kul geçer, sular ateş olsa içer.
Ateşten yanmaz, gönül doymaz, ALLAH AŞKI gönüllere sığmaz. DEDE’nin sevgilileri. Hepiniz beni, ben hepinizi severim, sizleri yoluma ben
getiririm; yön verdim, hepinizi ALLAH'a emanet ederim, mananın güzelliklerini
görmenizi dilerim. Mana; mümin kulun gönül gözünün gördükleridir, hakikat
alemidir. Anarsan yanarsın, gönülden anında geçersin. Suyumuz yolumuz bir,
YUVAMIZ yönümüz bir. ALLAH'a gönlümüz açık, aydınlık. Yandık, ömürden geçtik,
ahiret dedik gördük, murat aldık. ALLAH, sizlere de nasip etsin. YARATAN’a
sığınan bulur, yanına varır. Anlatsam GANİ’den, YM der size söyler. ULU’dur yolu, doludur gönlü. Gelse
görse dayanmaz, fani olan söyleneni bilmez. Ağaç desem, yaprak desem,
‘Nasıl?’ der; dur desem, murat al desem, ‘Ya madde olsa, ya yuvaya gelse?’ der.
Ağıza gelse gönülden geçse, yeter. Fani kul, dünyada yunulmuş
göçmüş, ahirette yer alır. ALLAH verdiğini bilir, dileğini kula
gösterir. Söz yetmez, gönül doymaz, fani dayanmaz. Dersin, ‘Ben de geleyim.’
Gelir, zamanı olur, olduğu zaman, mümin kul bulur.
Gördüğümden gezdiğimden söz edeyim. Ağaca söz edenin, gönlünü
gördüm. Ona deyin ki; MEVLÂNA gelir, yolunu verir, suyundan içirir. Mümin kulu,
o değil MEVLÂNA bilir. ATA’nın büyüklüğü, onun takdirine değil,
ALLAH'ın takdirine kalmıştır. Gönlündeki, mümin kulun gönlünden silinmedi;
tekkeyi kapadı, camiyi kaldırmadı. ALLAH'ı ‘Yok.’ dedi mi? Sözüm ona. Kimsenin
takdiri kimseye kalmaz, ALLAH'ın takdiri kullara uymaz. Gönül açık ise ALLAH
görür, kula takdirini verir. Okuduğu ettiği duayı, kendine değil ALLAH'ına okusun, ALLAH ona
mertebesini versin. Kendine okuyan kul, mertebeyi kendine vermez; ALLAH'ın
YOLU’ndan giden, şaşmaz. Şaşan yumak sarılır, sonra da
dolanır. ‘Donuk gönül.’ GARİB’e demesin. Yanık gönüllü GARİB ALLAH'a
aşık, ALLAH'ın sevgili kulu. Ona ben de gelirim, benden ULULAR da gelir; o
kula, bu çok mu gelir? Ona gelen olmazsa, suçu kendinde bulsun. Kendini pek
beğenmesin. Çünkü ALLAH'ın sevmediği huyun başında bu gelir. Ben
sevdiklerimi yoklarım, onlara bakarım. Sana diyeceğim; sözün yunmaya
yetmiyorsa, üzme kendini. Onun sunulması, sabır ister. Muradına ermek, her
mümin kulun dileği. ALLAH senin de dileğini verir, şüphen
olmasın. Sadık kullar der ki, ‘ALLAH’ım benim.’ Sapık kullar der ki, ‘ALLAH'ın senin.’
Sadık kul; gönülden sever, O'nunla oturur, O'nunla kalkar, ‘ALLAH'ım benim.’
der. Sapık kul; sadık kulu görünce ‘ALLAH.’ der onu kandırır, onun ALLAH’ına
iltifat eder. Gönül de öyle söyler, ‘ALLAH'ın senin.’ ALLAH görmez mi, kulunu
bilmez mi? Ama kul bunu bilmez, ‘ALLAH’ını anıyor, yolunda gidiyor.’ der. Uysun
o da ALLAH’a, girmesin kulla ALLAH’ın arasına. Kulun iyisi de kötüsü de
ALLAH’ın malı. O’nun malına söz yok. Kulun kula görgüsü, yuvadaki kuşkusu
olmazsa; o kul, ALLAH'ın sevgisini kazanır. ALLAH'a giden yollar incedir, doğru yolda giden kuvvetlicedir. Mana, gönül
gözünün gördüğü alem. Kuvvetli olmazsan, dayanamazsın, yolunda yönünde çok
koşamazsın. Sabır. Daha ne istersin? ‘DEDE’m.’ deyip gönülden
anabiliyorsun. Onu söyleyebilmek için, beni çok yakında hissetmen lazım. O
zaman sana, gönülden coşkunluk geliyor. Yaşamak mı yoksa
yaşamamak mı? Yolun doğrusunda gitmek lazımdır. Gün sıcak ise
soyunursun, soğuk ise giyinirsin. Zamana da öyle uymak lazımdır. Kararı
ile. Çok üryan giyip baktırmak, çok maryan giyinip te baktırmak ta aynı
şekilde kulu günaha sokar. Onun için, her şeyin kararlı olması,
karşındakinin de günaha girmemesi lazımdır. Zalim odur ki; kendi yarım bilgisinin arkasından, YARATAN’ın yarattığı
kullarına, kendinde büyüklük görerek, yoldan çevirir. Uğrunda YARATAN’a
gidilir, gidilirken CANLAR’a uğranır. Dilek dileyen kullardan dilekleri
alınır. ALLAH öyle dilekleri tez verir. Yeter ki hayırlı olsun, yolunda gidenin
dileğine uysun, duaları gönülden densin, muratlar ALLAH’tan istensin. Sorduğun
duanın adı, ALLAH’ın, BÜYÜK YARATAN’ın YÜCELİĞİ’ni över. Onu da
oku, dilediğini de oku. Yeter ki, ALLAH'ı canı gönülden anasın.
‘ALLAH'ım.’ desen bütün kalbinden; duaların en büyüğü olur, seni ALLAH'a
götürür. Duaların hepsi ALLAH’ın ADINA, hangisi küçük? ALLAH'ın ADI, hepsinden
büyük. ‘Şefaat YA RESULULLAH’ım.’ de, yakar ALLAH’ına. Ne güzeldir O'nun
NURU’nu, ADI’nı anmak, O'na yaklaşmak. Sorun, yazalım. AYET EL
KÜRSİ’nin maksadı odur. Kötü kul ve RUH’tan korur, ALLAH KORUYUCU gönderir.
ALLAH'a olan dualarınızı, daima O'nun BİLGİSİ’ne havale edin.
‘ALLAH’ım, dileğim SANA malum. SEN bilirsin, yolumu SEN çizersin.
Çizeceğin yolun, kimsenin zararına olmasın, yolundan kimseyi alıkoymasın.
ALLAH'ım. Dileği olanların dileğini, yol diyenlerin yolunu ver; bana
da ver ALLAH'ım.’ Olmasına gelmesine düşmeyin. ALLAH zamanını, gününü,
saatini bilir, verir, kullarını sevindirir. ‘Dinimizin emrettiği.’ diyorlar. Dinimizin doğruluğu, ALLAH'a
bağlılığı. Danışanın sorduğu; doğruluk, temiz
duygular, devamınca hiç bir mahsuru olmayan yaşamadır. ALLAH kulları
erkek-kadın yarattı, ayırmadı, yaşamlarına daima beraber olmalarına yol
verdi. Kötü nesiller dejenere RUH’lu kullar, çok kötü durumlar yarattılar.
Gününe göre haram yedi. Kul, RUH’unu ayara alırsa, günahı olmaz. Kadın ve erkek
arkadaşlığı, umumi yerde, güzel sohbetlere yararlı olur. Kadının
ağzı, gönlü, yolu temiz olunca, yolu ALLAH'a varınca; adının da
arkadaşlığının da kıymeti büyük olur. Erkek yolunda gidenin, kadının
daima hürmetkarı olmalıdır ve olur. ALLAH daima, kadınları zaif
yaratmıştır. Çok iyi yollu bir erkek, kadının zaifliğinden kaçar,
onun doğru yola gitmesine yardım eder. ESMA ÜL HÜSNA. Onun okunması çok sevaptır. Okunması, yalnız sırası ile
baştan sona kadar okunup bitmesi, okuyuncaya kadar dünya kelamı edilmemesi
lazımdır. ALLAH'ın anıldığı büyük ve güzel isimlerdir. ‘ALLAH’ımdan gelen
adın, YÜCE’den gelen yudumdur.’ dedik, söyledik. Sözümüz burda kalsın, DEDE yollara gitsin. Yolda diyenlere, yardım isteyenlere
gidelim, yol verelim. Gitmek kolayı, yoldan yönden bulunur. Cümlesini görürüz,
yardım dileyene gideriz. Yol verdim suyumu içirdim, ALLAH'a emanet ettim. Aldım, selamını götürdüm
cümlenizden. Onlar da size, selam ve sevgiler gönderdiler. ALLAH cümlenizden
RAZI olsun. Sabır. Çok yeni başladın, sabır. Mesut olmak kulun elinde. DEDE kalbinde.
Yol sana dar gelse, gün sana zor gelse; yanında dile, DEDE’ni iste. Yolun
genişler, günün kolaylaşır. Daha ne dilersin?

Adınızdan gönlünüzden ALLAH hayır yazsın, iyi günler göstersin.
Her işin zor tarafı olur, ALLAH'tan dile sana kuvvet versin, yumuşak
gelsin. ALLAH'ın verdiği, “KULUM.” dediği, dünü-bugünü- yarını
bildirdiğine ne mutlu. Yolunu ALLAH ÇİZER, O'nun YOLU’ndan dönme. Tez deme, hayır dile, gam yeme.
Yol var, yumak sar. Yön değil, gönülden dile. Atılanı katılanı sormayın. Ağızdan duyup mana dileyenden, yanına gelenden
sakın. Atılan odur. Bizim tarafımızdan ıslah olmayıp atılan, terkedilen, size
katılandan sakının. ‘Ona niye ders vermiyorsun yol göstermiyorsun?’ demeyin.
ALLAH; kalbi donuk, yönü bozuk olana yol vermez, YARDIMCI göndermez. ALLAH'ın
İZİN verdiği kula gideriz, yol gösteririz. Öyle biri gelmedi,
izin olmadı. Gelirse, izin alırsa; kalbinizi bozmayın. ALLAH'a olan
bağınızdan, ALLAH’ın verdiği İZİN ile gelirim, gönülleri
görürüm. Gönlü bozuk olana, yol mu veririm?
‘ALLAH'ım.’ deyin, yürekten anın, dileğinizi O'ndan dileyin. ALLAH
VERİR, kulun gönlünü görür, aldığına ‘Şükür.’ diyeni bilir.
Daima yardım et, yardım edene daha çok verir. O'ndan yalvarsın, ‘ALLAH'ım.’
desin, hayır beklesin. Olur, muradı tez gelir, dileği olur. ‘Derdim.’ deme
dert değil, önünde atılan çöp değil, düğüm yumakta yok
değil. Ağlamak, gülmeyi kıymetlendirir; dayanmak, sırtını
kuvvetlendirir. ALLAH’a dayan ki, sırtın kuvvetli olsun. Olasın O'na kul, dünya okul, okuyup geç. Sen O'na varsan, huzurdan murat alsan,
onun verdiği huzuru bulsan; ‘Yamandır.’ dersin, rahat edersin, dünya ve
ahirette. ‘Dünya.’ deyip geçmeyin, orası, burayı, hazırlanın. ALLAH'ın verdiği, yumak dediği sarılır, sabırla düğüm çözülür.
Hoş gördüm. ALLAH; “DANIŞAN KULUMA SÖYLEYİM ŞUNU; YUMUŞAK GÖNÜLÜ YANMA,
‘KADERİM.’ DEME.” ALLAH'ın verdiğinden sakın şikayet etme. ALLAH
seni yaratmış. Dünyanın derdinden kurtarır. Sunduğum niyetine. Dediğim sözü, mümin olan bilir. Müminsin gönülden,
korkarsın ALLAH'tan. Düşünme münasip olan nedir? Zamanı gelince ALLAH
verir. Andığın gelse, sana ‘Gel.’ dese, değişik mi olur? ‘Yuvama
dönmek, gayeme ermek, yoluna koymak, rahatı bulmak.’ dersin dilersin, ne
durursun? ALLAH gururu sevmez. Yuvanın yapıcısı dişidir, tutucusu erkek.
Gururu kıran, gönülü alan sen ol. ALLAH'a sığın, ‘Yapacağım.’ de,
‘Bana kuvvet ver, yolumu aç ALLAH’ım.’ diye yalvar. Yuva yıkılmaz, maniyi
kaldırmaz, ‘Yaman dünya.’ denmez. Yuvanın dumanını dağıtmak, senin işin. Sabır. Unut geçeni durma üstünde. Münasip olanı budur, geçenin üstünde durmamak. Gaye
yuva bozmak değil onarmaktır. Yıkılmaya mahkum olan yuva çöker.
İtilsin diye beklemez. Sevgi-muhabbet teraziye konulup ölçülmez. Erkek
adam, yuvasında kötülük görmez. Dünyanın sözü, kapanır gözü, unutulur. Gayesi
olan bilir. Sebep değil, sebep gelmez, yaratır. Gününü yaşarsan, dumana bakarsan; huzuru bulamazsın. ‘Yeter.’
dediğini yetir. ‘Gördüğüm.’ deme, ‘Bulduğum.’ de;
‘Sevdiğim.’ deme, ‘Büyüğüm.’ de. Rahata erersin, yuvana gidersin. (Resim verildi :
AYŞE HANIM) Dünya; gittin, gününü bildinse yaşanmıştır. ALLAH'tan hayır dile, sakin düşün, ‘Karar verdim dönmem.’ de, kimseye
uyma. ALLAH hayırlı yola koyar, yuvan güler, yavrun güler, niyetin güzel.

Geldik gördük, suyumuzu verdik. Yanılan yorulan diler, sudan içer, sıhhat diler. Danıştım LOKMAN’a: “ALLAH verdiğini, kulu yuvada gördüğünü,
yumak sardığını unutma, ölmekten korkma. Ölmek değil, yudumdan içmeyi
düşün. Hastalık kula, yorgunluk üzgünlük kula, ALLAH'tan deva gine kula.” O'ndan dileyen, YOLU’nda giden; şaşmaz, şaşkına bakmaz.
Andığın YUVA’ya gelmez. ‘ALLAH.’ dedik geldik, gönlünü gördük. Gönlün çok
yorgun, düşündüğün durgun. ALLAH'ın verdiği değil mi kulun
çekmesi? Ömürdür görülür, her şey çekilir; çekilen yol, hayıra götürür.
‘Hayır.’ de. ALLAH'ın verdiği hayırdır, ondan şüphen olmasın,
gelenden korkun olmasın. Düşünme kötü. Olacaktan değil, münasip
olduğunu, ALLAH’ın verdiğini, duranı, yoluna gireni düşün. Sonu
değil, yunduğun günü düşün. Olacak işin, pişecek
aşın, gelsin yoldaşın. Şifa diledin, ALLAH rast getirsin, yoluna
çıkarsın. Geldim size yol verdim, size yoldaş oldum. ‘Gidelim.’ desem ne dersin?
Dünümüz günümüzden güzel olsun, yarınımız güzel olsun. ALLAH'ın verdiğini,
ALLAH'a şükür edip anın. O'ndan danışıp geldim; O'na amadeyim, kulunun hizmetindeyim, ALLAH’ımın
YOLU’na, girdim koluna, el verdim GARİB kuluna. (Resim verildi: AYŞE HANıM) Sabır ya kızım. ‘EYÜP
SULTAN.’ dedim, sabır diledim. Ağıza gönülden mani olmaz. Ağızdan
yolunuz gönüle gider. Sakın şaşma, düşün-düşün taşma,
korkup kaçma. Gör gündüz EYÜP’ten sabır, danışıp gece. ALLAH’a varan,
yumaktan geçip ahireti seçen kul, AYŞE HATUN. HAZRETI AYŞE
değil. ULU bir kul. Sabır ile yolunu buldu.
Hoş gördüm. Gelen-gülen sağ olsun, ALLAH cümlenizden RAZI olsun.
ALLAH'a varmak dilersen, dileğini içinde tut. ALLAH, senin içini görür.
ALLAH'a varmak, ilan edilmez. Gönülde gömülür, ateş verilir, için-için
yanar, o kulun gönlü ALLAH'ı bulur. Yanarken dayanamazsın çağlarsın,
anarken ağlarsın. ALLAH AŞKI küllenmez, ağızdan dışarıya
bağırılmaz; ayağına gelse de, yoluna çağrılmaz, sen varırsan
ALLAH'a. ‘ALLAH'ım.’ diye-diye bulduk, YUVA’ya geldik yol verdik; seni de
YUVA’da gördük, gönlünü sevdik, sana da yol verdik. Yun, dayan, sabır yoluna
niyet kur. ALLAH'ın DEDİĞİ olur, sorulanı ALLAH bilir. ‘ALLAH'ın
verdiği ömür-yumak düğümsüz olsa?’ dersiniz. Herkesin kaderine ne
yumak düştü ise, onu sarar. Manayı düşünen bulur, maddeyi
düşünen alır; ALLAH gönüle göre verir. YASİN okudun mu andığına? Ağuyu seçti. Kaderden sordun, sana
söyledim. Yoldan geldin, ağuları verdin. Andığınız ilaç acı,
ağudan acıdır; ALLAH izin verirse şifa alır, izin vermezse zehir
olur. YASİN okuyup onu anardın, gönülden arardın DEDE’yi. ‘Gündüz yoldan,
gece sondan.’ dedin, okumadın.

Hoş gördüm. Gündüz dedik, gece geldik, sizleri gördük. Selam ve sevgiler
aldım. YUVAMIZ’ın-yolumuzun yol arkadaşlarından, ALLAH RAZI olsun derim. ALLAH YOLU’na, cümlenizin, kuluna ağaç olduk. Dalına yaprak oldunuz,
YUVAMIZ’a geldiniz. Gayelerden ayrılmayın, yumuşak olun yorulmayın. YUYAN
gelir gösterir, sakın düşünmeyin. ALLAH'ın DEDİĞİ’ne, kulun
güldüğüne denmez kötü. Sakın kötüye gelmeyin. Ayağına-yumağına,
yuvandaki yorganına, yolundaki urganına söz etme, yolundan şikayet etme.
Olur, yuvaya yanındakinden suyundan verir, yuvaya gelir, gelir-görür huzur
verir. Yön, YUĞAN’ın. Yuyan, iyi yola giren; YUĞAN, yolunu gösteren
diyelim. Yumaktan boş yumak sarılır, düğümü çözülür, olacağı ALLAH
BİLİR. Düşünmeyin kötüyü, bekleyin iyiyi. YARATAN’dan dileyen, beklediğini
bulur. ‘ALLAH'tan diledim, iyilik bekledim.’ deyin, iyilik bulun. ULULAR yolu, YUVA’da kulu. Yunduğun günü unutma GARİB. Oyumuz
YUVA’da, gönlümüz YUVA’da. Geldik gördük, yol verdik; yudum içtik, içeni
getirdik; dayananı gördük, yol verdik, GARİB’e el verdik. Duman geldi
bacadan, ses çıkmadı hocadan, düşündü YARATAN. Yumuşak mı sarılır,
YUNAN’a mı inanılır? ‘RUH gelmez, o yoldan bu yola konuşulmaz.’ desin
söylesin, ne çıkar? Bizim meclisimiz var. Bilen kazanır, manaya yol alır.
Duydum YUVA’daki sözünü. Sudan yoldan dönmedin, hatalı yola gitmedin, yalnız
beni dinlemedin. Yuvada huzur sükunet oldu mu, yuvaya geliriz. ALLAH'ın kulu,
bilir doğru yolu. Dilediği ULU’yu, gönülden çağırır; ALLAH
yardıma gönderir. Olgun kulu severiz, dilekleri sorarız. YUVA’da olandan,
misafir gelenden, yanındakinden karşındakinden dileyen sensin. VERECEK,
ALLAH. ALLAH'ın verdiği, kulun bildiği gibi değil. Doğrunun
YARDIMCI’sı ALLAH’tır. ALLAH, yumak soranın, doğru yolda olanın gönlünden
geçeni bilir, hayır olanı verir. ‘ATATÜRK.’ dersin, onu istersin. Yol yok demeğe, dil yok demeğe.
ALLAH yoldan çıkarmasın, kötü kul yaranın üstüne basmasın. Manası yok, açık
çok; büyük çıban, doktor yok; doktor var, ilaç yok. Dayanmayın güvenmeyin,
‘Verilen ilaç doğru.’ demeyin. ALLAH kurtarsın. ‘ALLAH! ALLAH! ALLAH!’
diyelim, YOLU’na baş koyalım. Baş koyduk, boş demeyelim. Doktora
‘Aman.’ diyen, olana ‘Zaman.’ diyen, yanılır. Düğün dernek kurulur, kullar
gönüller eyler. Eylesin dursun, dünyayı görsün; dünya pek kısa, ahireti bilsin.
Gayeler boş, yuvalar boş. Koş oraya, koş buraya; ama niye?
Gayesiz koşulur mu? Koşana sorun, ‘Niye?’ ‘Yol yok.’ der; yolu görse,
‘Yön yok.’ der. Arasın, bulsun. Yol da var, yön de var; dileyene. OMAR der ki:
“ Amade olun EMRİ’ne, O'nun yolunuza gönderdiğine. ALLAH,
yumuşak kulu sever, ona LÜTFEDER. Yumağındaki düğümü, YARDIMCI
gönderir çözer.” OMAR’dan “Selam! Selam! Selam!” ALLAH'ın kulu tek mi?
Yunduğunu yumağına verir, seni yüceltir. O'ndan bekle; deme ki
‘Yalnızım, O'nun YOLU’na gidemem, erişemem.’ Yola çıkan yürür, yolun
sonunu bulur. Aniden suya giden kuldan olalım, nasip alalım. Şaşmaz,
yolda kalmaz ALLAH yolu. YUYAN onları yuğmuş, üç kardeş PEYGAMBER’lerine uymuş, o'na
SAHABE olmuş. SAİT, SEYİT, SAMİ’dir. Yorulmaz, yolumuz
ayrılmaz. Yol bir ama kul bir değil, kul bir ama gönül tek değil.
YUVA’ya dünyanın yumuşak yolu var. Dünyanın yumuşak yolu, sudan
yudumu. Yardım dağıtmak, duyurmak, yaprağı çoğaltmak. Dünyayı
YARATAN’ın var olduğuna, O'ndan yardım geleceğine, O'ndan size
sunduğu cennet şerbetine, ALLAH’ın verdiği vereceği cümle
nimetlere şimdiden hamd edelim, ‘ALLAH'ım!’ diyelim. Geldiğime şaşmayın, ‘Böyle olmaz.’ demeyin. ALLAH dilerse verir.
“OL!” DEDİĞİ’ni oldurur. Benim gelişim böyle, anlatalım az
sözle. Anlatsam kul bilmez, her kul bu sırra ermez. YARATAN sundu, GARİB’e
verdi; GARİB’in elinden gününüze beni gönderdi. Onun gönül yolu eline,
benim sözüm cümlenize. ALLAH'tan geldik, O'na döndük, O'nun EMRİ ile size
sunduk, ‘Yudum.’ dedik içirdik, dileyeni yuğduk. Yunan sevindi, ‘Yolumu
buldum.’ dedi. Selam cümlenize. Sözüm günden güne yumakta açılır, YUVA’ya gelenler çoğalır. YUVAMIZ yol
yumak günü, GARİB çocuk gönüllü. Ona söz yok. Onun vazifesi, seni uyarmak.
Olamayan, gelemeyen yok. Bir senede doğduk verdik, GARİB’i
yetiştirdik. Daha olacak, günden güne erecek, gün geçtikçe daha güzel
yazacak. Onun yetişmesi lazım, ona YARDIMCI lazım. YARDIMCI’dan maksat;
dünya işine olur, yuvana gelir, dayanan kul bulur.
Suyu içen yolu seçen, YUVA’ya gelen; ol yudumu dumandan ayıran, ateşi
gönlünde yanan. Yudum içtin, ÖZ’ü duydun. ‘MEVLÂNA.’ dedin duydum, seni sevdim,
çağırdın geldim; demedim geldim, dedim çağırdın. Duyulan sözdür
ÖZ’üme, YUVA gözüme. Yudum verdim, çağırdın cevap verdim; cevabımı bildin,
‘DEDE’m’ dedin. Yuvamdan yol alır, senin çağrını duyar cevap verir. ALLAH
sevindirsin. Duydum dediğini, gönülden sorduğunu, gönülden
solduğunu. Deme ki, ‘DEDE gelmedi mi, beni bulmadı mı?’ Geldim buldum,
dumanı dağıttım. Dedim sana, şüphedir düşman. Sen benden şüphe
etsen; çağırmazsın, gününü harcamazsın, gönlünü yıkamazsın. ALLAH YUVAMIZ’a gönderdi, “DUMANI DAĞIT.” DEDİ. Dağıttım,
GARİB’ten duymadım. Yolu aldı, dumanı dağıttı.
Dayandığın-duyduğun, DEDE’m diye sorduğun, sana benim
verdiğim ilim; okulda okunmaz. Dersleri verilir, YUVA uygun görülür. ALLAH
İZİN verdi geldik, O'ndan söz ettik, dayandık güvendik, ‘ALLAH'ım.’
dedik, ALLAH'tan hayır bekledik, dualar ettik, dimağımızı işlettik;
‘ALLAH her şeye KADİR.’ dedik, dediğimiz bildik, inandık.
ALLAH'a olmadık isyankar. Dumanı dağıttık. Dumanı da, yanandan-duyandan,
‘ALLAH.’ diyenden attık. Danışıp MEVLÂNA’nın dediğine koştuk,
gönülden coştuk. Duamız, ALLAH'ın kabulüdür. ÇAKIR çalışır, yolumu
yoluna bağlar. Dumanı dağıldı, sözümüz edildi; duyan-duymayan,
gönülden yunmayan öğrendi. Defter bizden, kalem bizden, söz bizden, el GARİB’ten. Sen duy-gör-bil.
Yundun, adımı öğrendin, ‘ALLAH'a şükür.’ de. Defter bitse, kalem
tükense; söz bitmez, RUH gitmez. ALLAH her şeye KADİR. ALLAH'ım,
YARATAN’ım. gönülden gönüle köprü kurulur, yolumuz birleşir. Kalpten bir
dinle, ÇAKIR’ım ne doğru söz eder. İnan, yaz, duy ‘Nasıl oluyor,
oldu?’ deme. Yaz, öğren, bil, ol. Yuvandan yudum veren, yudumu önder olan,
dağın-taşın-yuvanın yoluna giden, olan GARİB’e derim. Kul
yetişir, yol erişir. Yolun başı var. Başını bulmadan sona
gidilmez, başı olmadan sözün sonu gelmez, senin verdiğin kulu
eğitmez. Sen sabır et, yolun başına çık, O'nunla yürü. Yazmak yetmez,
ermek gerek; ermek için, sabır gerek. Durursun beklersin, benden yudum alırsın.
Önce damlar, sonra akar, en son çağlar. Duymak, doymak, yunmak lazım. Sen
yundun-duydun, daha doymadın ki sunasın. OMAR’ın sözünün, adaletin özünün
tecellisini dilerim. ALLAH cümlenizden RAZI olsun. Duydum dediğini, murat dilediğini. ALLAH dileğini versin,
çocuklarını sevindirsin. DEDE’nin vakitten sözü yok, çağırılınca giderim.
Yumak sunmak ALLAH'ın İŞİ, yazmak kulun işi. Yazarız, gönül
yoluyla anında gider geliriz, sana söyleriz, giden öbür kula deriz. Siz OMAR
ile konuşurken, gittim-geldim. ‘Mekanım burası.’ dedim sana. Gönül yolu
kısadır, gittiğim yer Fransa’dır, oradaki mümin kulun gönlü bana kasadır.
Gönlü kapalı oldu, günü bilmez, yol arar bulmaz, yönden anlamaz. Gittim, kasayı
açtım, geldim. Anladın mı kasayı? Kul bunalır; gönlü pak ise, gönül kapısı
kapalı ise, ALLAH’ından diler, ‘Gönülden açılsam, ‘ALLAH’ım.’ desem.’ ALLAH
DUYAR, GÖRÜR, BİLİR; ULU’yu gönderir. “AÇ GÖNÜL KAPISINI, VER
MÜMİNİN YOLUNU” Veririz, açarız, mümin kulu yuyarız. Kul hemen
ferahlar, ALLAH'ına şükreder. OMAR gelir, OMAR’dan selam. OMAR danışanı sever, adaleti sever. Dünü
uygun, yazını oldun. Ona sözüm; dağıtma. Aldın duydun, ‘Kul.’ dedin
verdin, vazifeni bildin; selam aldın, sözü verdin. Çıkma sözünden,
düşündüğün uygun. OMAR beğendi, “Sunduğundan ALLAH RAZI
olsun.” dedi. Dönme, kötüye uyma; yolunu çevirmeyi isteyeni duyma. Yol buldun,
yön buldun, ‘ALLAH'ım.’ dedin dönme. Akıllı kişi; YUVA’da sunar, YUVA’dan
umar, yunduğunu duyar; duyduğunu, uygun düşündüğünü yayar.
OMAR’dan selam-selam. OMAR aldı selamlarınızı, “Memnunum, hoşnutum.” dedi
gitti. Anında geldi, gitti.
MEVLÂ’m benim, ben MEVLÂ’mın. O'ndan gelenim. ‘ALLAH'ım.’ dedim, söz yalvardım,
olsun diye yakardım. “OLANDAN GELENDEN SUAL YOK!” DEDİ, “KULUMU SENDEN ÇOK
SEVERİM.” DEDİ, “HAYIRDAN BAŞKA NE VERİRİM.”
DEDİ. Duydum andım, sonra döndüm, dediğime pişman oldum. Ben
ALLAH’ımla kulunun arasına nasıl girdim? Ben kimim, ALLAH’ıma kulu için
yalvardım? Kul gönülden anarsa, ALLAH’ından dilerse; muradı olur, hayrı bulur.
Benim vazifem yol vermek, ışık tutmak. YUVAM dedim, ALLAH’ımdan
İZİN aldım; mümin kula yol verdim, dileyene söyledim. Kul dilerse
yalvarsın, ‘ALLAH’ım.’ desin. Biz de ona kefil oluruz, yardım ederiz;
gümüş yoldan altın yola çeviririz. Madde değil mana yolu kıymetli.
Yumuşak gidelim, yol verelim, cümlemize hayır dileyelim. Madde bizden
uzak, mananın içindeyiz. ÇAKIR durmaz, münasip yol yürür dönmez, anamı kardeşimi, yuvamdaki
eşimi bilir. HAZRETİ FATMA ikizleri dayanır, gönlümüz ona
bağlanır. Anam, babam, kardeşim, eşim. Andığınızı duydum.
Size deyim; anam yatır, kardeşim bakar, babam-eşim yanımda; ona
yoldan, dilden, güzelden söz eder.
Sunduk duyduk, sözünden bildik; niyete ne hacet, gönülü gördük. Dayanmak,
ALLAH’tan gelenin sırrına ermek, yolunda gitmek; kula sabır verir, kul sabırla
huzura varır. Düşündüğün gayret niyetle olsa, yalvarmakla bitse,
‘Yap.’ derim. ALLAH'ın KUVVETİ-KUDRETİ’ne gelen, yuvanı dağıtan
sebepten seni uzaklaştıran. İLAHİ KUVVET’e dayanırsan, sen kazanırsın. Sabır, büyük kuvvettir.
Olmak duymak, senin yolunu çevirmez. ALLAH GÖRÜR, sana verir. Kul dumanla
kırıcı olur. Sabır dile, ALLAH vere. ALLAH sebep halk eder. Yuvanı
dağıtma, sorduğunu yapma. Olacak, gün gelip bilecek, gönlü açacak,
sabır kulu eğitecek.
Sunduk sudan, verdik yoldan; olanı gördük, ‘Dünya.’ dedik. Dünya niyet, dertli
dünya bu kadar. Senin huzur dilediğin, benim de dileğimdir.
Yolumuzdan sana da nasip vereyim. Sunalım, dileyelim, sana huzur verelim.
Yalnız deme, kötü söz söyleme. Acı gelir, sizleri gücendirir. Senin
yapacağın sabır; dayandığın kadar, dayanamadın mı çağır. Demedim
bağır. De ki, ‘DEDE’m sabır. Dayanamadım, YARDIMCI gönder ALLAH'ım.’
Gelirim. Seninki kabus. Gelip geçecek, duvar var açılacak. Duvarın, sesinden
kuvvetlendiğini unutma. Sesin, kötü sözün. Onur yaratma, kulu karatma.
Dur, geçer; andaki danıştığın, aradan çıkar. Düşünme, ‘Olur mu,
günü gelir mi?’ Olur, gelir, yavru arayı bulur. Ondan gelenin, seni üzenin
sebebi kayıp olur. Gelenden değil, olandan bekle. Döner durur, sabır
dileriz. Dağ mı dayanır, kul mu dayanır? Kulun gönlü, dağdan
kuvvetli. ALLAH'ın verdiği kuvvet, senin dilediğin sebep; ALLAH'tan
gelir. (Resim verildi:
MEVLÂNA HAZRETLERİ) Resim verdim, sizi sevdim. Sizi dedim ayırmadım. Resim benim.
Hoş gördüm. OMAR yolu söyler, yoldan yolcuyu sular. YARATAN bol olanı
verir, sudan yudum verir. OMAR’dan gelen haber, GARİB’e müjdeler der. Suyundan sunulacak, kulları
yunulacak, ALLAH yanında, YUVAN, CAMİ-İ EKBER olacak. CAMİ-İ
EKBER, ALLAH'ın en kutlu yuvalarından. ALLAH YUVAN, YUVAN yolun. Mümin kulun
ALLAH'la yakınlığı, cümleye bildirilecek. MEVLÂNA'yım! Ad, YUVA. ALLAH yolunu açsın, sana kolunu açsın, ALLAH hayırlı etsin, murada
kavuştursun. Gönül yüce, yaşı küçük , adı büyük olan çocuk. Adı, ona
bizden verildi, yuvanıza malum edildi. Olamayan-duyamayan düşünsün, yalnız kalmak nedir öğrensin. Dünyada
olan akraba hısım, neyler? Ne yuvayı yola koyar, ne kula kuvvet verir; ne
cesaret tartılır, ne hastaya şifa verir. Ahiretten kuvvet alan, dünya
yalnızlığı bilmez. ALLAH öyle kulunu darda bırakmaz. GARİB’im bizden, suyumuzun-yolumuzun-duamızın hepsini alır. Düşünmez,
yanmaz, ‘Yalnızım.’ demez. Değil ki yalnız, hep bizler varız. Düşünme
onu, deme sen beni. Duman mı olacak, DEDE gelecek. YUVAM burası, yudum yarısı.
Ben yarısı, GARİB yarısı. DEDE’yi paylaşmayın. DEDE gönüller yolunda,
mümin kulunda; gezer görür, yön verir. ALLAH yol açtı, seni bu yola seçti. Manayı gördün, yoluma girdin, amade oldun.
Yumak sarılır, sevap verilir, suyun içilir. ÇAKIR yuvanın düğüm sorar.
Düğüm çözülür, yuvan sevinir, güzel gün gelir. Adanın suyu, sevilir huyu. DM. Durum müsait. Adanın yolu, dumanın. Meramın
susmak, suyun yolun bulmak. Asya’nın yarısı karışık. Amade olan yok, mümin gönüllü olan yok. Hırs
peşinde koşan çok. SAM’inin yurdunda, HAM’inin ilinde öyle. Anınca
susmak düşer, susup beklemek düşer, amade olmak düşer. Duydum
dediğini, gönülden amade olduğunu. Düşünmek boş, yuvana gelen
hoş. Dünün yuvası, gelenin kocası sunar, suya yol yapar, andığım yuva
yuvaya bakar. Amadeyiz EMRİ’ne, ALLAH'ın verdiğine. Düşünmek
boş, mümin kula koş. (Resim verildi: ZEYD
BİN HARİSE) YUVANIZ’a gelen, dünyadan geçen. ZEYD BİN HARİSE. YUVANIZ’a, “YM, DM,
gönül müsait.” dedi, suyundan verdi; analığının, dünyanın en bahtlı kadını
FATIMA’nın ve yavrularının selamlarını getirdi. Analığı dedim ya. (HAZRETİ HATİCE) ULU’nun duası mıdır, kulunun gümüşü müdür, gönül alması mıdır? ALLAH'a yol
soran, O'nu yanında bilen; kalmaz. Gitsem demezsin, bana doymazsın. Söze
duyulmaz, güneşten yanmaz, yudumdan şaşmaz. Gününüz gelecek,
‘Gündüz yudum, gece günüm.’ diyeceksin. GARİB ‘YUYAN’ım.’ diyor, yudumdan şükrediyor, yuvasına gülüyor,
YASİN’ini okuyor. ALLAH GÖRÜR, kalbini bilir. Yuvasında yorulur,
sunduğundan içilir. GARİB’im üzülme. Yolunu şaşmazsın,
duanı bırakmazsın. GANİ’den aldım haber; suyunuz-yuvanız ferahlar, gününüz
aydın, yüzünüz gülgün olur.

Hoş gördüm, yüz gördüm, düz gördüm, yanınızda toz gördüm, gününüzde az
gördüm. Gönül bulanık, yuva dağınık. Yunulan yanılmasın, gönüle şüphe
koymasın. Adımınız, amade muradınız. Ununuzun yuğurulması, maya olması, mayanın
ALLAH AŞKI’yla pişmesi gerektir. AŞK’ınız, yağınız yunağınız
bol olsun, ateşine yumak dayansın. SÜLEYMAN ÇELEBİ’yi amade diyen; YUVA’ya yanına getirdim, AŞK’ını
bildirdim. “ Yudum vereyim içsin, ALLAH YOLU’nda gitsin; gittiğini bilene,
NUR’lu YOLU’na çeksin, ALLAH'ın verdiğine, yumağını sarana, YARATAN’ı
bilene; günümüzden geldik, ‘Yolumuz.’ dedik verdik, ‘AMİN.’ dedik dua
ettik.” SÜLEYMAN kulumu ihya ettik, YÜCE’nin verdiğini, SÜLEYMAN’ın
dediğini, sunduğum YÜCE’nin ADI’nı, SAMANYOLU’nu vereni. Yumak yumruk
üstüne açılır, yünün rengi seçilir; kiminin kara, kiminin ak olduğu
görülür. Talihine yuvana, yuvana ak yumak nasip olur. Düşünme yumağın
rengini. ÇAKIR, değilsin fakir. Gönül zenginliği var, seni YARATAN ihya eder.
‘Geldi gelecek, oldu olacak.’ deme, sabırla bekle. ALLAH'tan gelene söz olmaz.
Hayır olsun. Dileyen oldurur, ALLAH yolunu buldurur, dünya derdine düşen,
ahireti unutur. Düşünme, dert etme.
Mevlit yunarken söylenir, gönülleri hoş eder; dinleyen ‘AMİN.’ diyen,
YASİN’i okuyan; YÜCE’den sevap alır. (Resim verilir:
AMİR-ÜL UBEYDE ve anası) Asinin başını ezen, ALLAH'ın İZİ’nde giden, AMİR-ÜL UBEYDE.
Anası. AMİR-ÜL UBEYDE; dünyanın dertliyi dertsizle, yoksulu asiyle
güldüren, gönülleri okşayan, yumak saranın elinden tutup gönlünü alan,
GÜL’ün sevgilisi olan ALLAH'ın sevgili kuludur. Yumak yolda koptu,
şehitliğe erdi. Şehitlik dileği, yudumu verdiği,
YARATAN’a vardığı.
ÇAKIR’ın dediği, ‘Neden?’ der, ‘GARİB önce çarığı atıp çıkar
yollara?’ Bir ayağı YUVA’da, bir ayağı obada. Ayaklarının
çarığıdır giyilir, yollara düşülür. ÇAKIR diledi, gününü bildi,
mevlit ayı bu gün girdi. Aylar mübarek olsun, yuvanız ferahlasın; yüz gördüm,
NUR olsun, YASİN’iniz PİR olsun, yolunuz açık kalsın. GARİB
YUĞAN olsun, DEDE’si olmadan da vazife görsün. Süngünün ucu keskin, amade olanın sözü keskin. Diledin oldun, yolunu aldın,
yuvanda buldun, yumağı sardın, DEDE’ne sarıldın. Seni bırakmam, yuvandan
ayrılmam. ALLAH sizlerden de RAZI olsun.
Sunar yunar. YUVA yunulur olur, kul sabır ederse görür; YUNUS YUVA’ya gelir,
ÇAKIR’a selam verir. Ayağında çarık, heybesinde azık. Olanı derim. Gündüz YUNUS, gece uymuş-duymuş,
YARATAN’a varmış; ununu yoğurana, mayasını tutana kölesi olmuş
amade. Münasip olanın gönlüne varmış, andığım YUNUS ‘Koşma.’
demiş söylemiş, ‘Basma.’ demiş dinlemiş. ALLAH’ını bilenmiş,
ÇAKIR onu çok sevmiş. Münasip olan odur, ev halkı hep sevilir. Yuvanızı bahtiyar gördüm geldim, huzur buldum kaldım. AMİN. ALLAH'ın,
muradınıza-yuvanıza vereceğine sevinirim. ALLAH'tan gelenin hayır
olduğunu bilirim, sizin de öğrendiğinize sevinirim. ALLAH verdi,
ben geldim. ALLAH'ın bağına, yuvandaki yoluna, yumaktaki düğüme;
yürüdük sevindik, ‘Ne güzel.’ dedik. (Resim verilir:
BEKRİ MUSTAFA) Ayyaşın adı, gümüşlü bardağı, andınız onu. Yaptığım resim,
BEKRİ MUSTAFA derler, yoluna gülerler. MUSTAFA güler, ‘Amadeyim.’ der.
YUVA karışık GARİB şaşkın. Su uğur, yuva yürür;
gündüz-gece yunulur, dilediğiniz gibi olur, yumak yamadan kurtulur. Yama,
ek Dayanın, günü gelir, ferah bulur. Uyku bitti, GARİB uyandı. Gönderilen yoldaşın, gönül arkadaşın. Sana duman yolunu, suyun yolunu
gösterir; su yolunu açar, duman yolunu kapar, seni yanlış yoldan kötü
kuldan korur. ULU’ya bağladın, gününü bildin, ALLAH'tan diledin. Bekle
gör, dayan dur, yuvada gün olur. Sabır, az kaldı GARİB’im sabır. Ömür nasibini diler, ALLAH nasibini tombulundan verir. YARATAN’ım verecek,
sırası gelecek. Oldurur, güldürür, coşturur, coşanı ağlatır,
ADI’nı andırır. ALLAH'ım! Dünyada dayandığım, ahirette güvendiğim. İnandım SANA;
görmek SEN’i, ‘CANAN’ım.’ demek için değil. SEN benim CAN’ımsın,
andığım YARATAN’ımsın. Yumak dilemem, uzun olsa da olur, yunsa ne olur?
Dileğim yunmak, SEN’den olanı uyandırmak, gafil kullara bildirmek, SEN’in
YOLUN’a çevirmek. SEN’in yarattığını dilemem, helak olsun zerresi bile.
Son günü pişman olsun, geldiğinde-bulduğunda mahzun olsun.
SEN’den gelen her kul, Müslüman olsun, Hıristiyan olsun; SEN’i bilsin, ’Yalnız
SEN’i ALLAH'ım.’ desin. ‘ALLAH’ım.’ desin, şaşmasın, senin yoluna
şirk koşmasın; dünyada uyansın, öyle gelsin, ahireti dileğimizce
bulsun. Gönlüm mahzun oluyor, yaratılan heba oluyor. Uysa-duysa, gönül koysa; ALLAH
AFFEDER, yumağına sevap yazar. Yolum olsa, yayan gelse; yoluna giderdim,
uyanı-duyanı elinden tutardım. ALLAH'ı bildiririm, kulunu sevdiririm; gönül
yolu uyana, ‘Yolum ALLAH.’ diyene, gider gelirim. ÇAKIR ‘ALLAH.’ dedi, yumağına sevap yazdı; gönülden dedi, coştu.
ALLAH’ın dediği, kulun bildiği dünya nimeti. Yuvaya tez gelir,
GARİB sevinir. Yazdık çizelim, ‘EYVALLAH.’ deyip gidelim. Gönül yolu olana, yoluma bakana;
gidip-gelelim, yuvada danışana bakalım. GARİB durmaz sorar, her yumak
dolayışta çağırır. Gider-gelirim, ona yol gösteririm. MEVLÂ’m nasip
edince, ‘Dayandığım.’ deyince; görürsün, türbeme gelirsin.

Hoş gördüm. Maniyi kumun altına gömdük, amade olduk, huzur getirdik, mümin
kulun gönlünü gördük. Andığın olsun, yolun uğrasın sunduğum. Mani oluyor düşündüğün sana, duyurur gelişini yola. ALLAH'a
yuvan-yolun emanet. ‘AMİN.’ dedik, CAN’ın bedene emanet. Cumayı niyet et,
gününe hizmet et, ALLAH'ım mimin kulu dayandın, müminlere hizmet et,
GARİB’imiz CAN’ına iyi bak. Yolunu bilir, kulunu görür, gönlüne göre verir, olana dayanan kuluna verir.
Güldünüz, yuvanız gülsün, ÇAKIR’a ALLAH selamet versin, gündüz odasında
dilediği olsun. YUVAMIZ mümin kulun gönlüne göre oldu, yumak yolunda
sarıldı. ÇAKIR’a dedim, resmim verdim. Bana değil DAVUD’a de. Mümin kulun manisi, kuşun gagası, ALLAH'a duası kabul olunsun. ALLAH'ın
YOLU’ndan edelim söz. Diyelim duamız olsun, ALLAH kabul etsin. AMİN. Susadık su içelim, muradını bilelim; ‘ALLAH.’ dedik gidelim, üzüm bağına
girelim. Mümin kulun dileği, olmuş üzüm koparmak, üzüm yumak. Yolu bağ
olsa, mümin kul gönülden yunsa, üzüm suyu sarhoş etse; yine de dayanmaz,
andığına ermez. Sabırla sükun gerek, yunarken. Mümin kul; maniyi kaldırır,
sabrı oldurur, gönlü gördürür. Madem yumak sorarsın, sen sözümü ararsın,
yoldaş aldın yanarsın; ne şikayet edersin? ALLAH'a dayanan, maniyi kaldırır. Yüzünü mümin kula dön, gönlü karanlık olana
bakma, mani olur sana. Müminsin, yuvana yön verensin. Suyunu içtin dönme, ‘Yol
vereyim.’ deme. ALLAH sundurur, kulunu uyandırır, yumuşak olana gönderir.
Dün gönülden ananı, bu gün yola düşeni; duman ona güç geldi, DEDE’ye çok
geç geldi. Aldı ağız yarası yudum. Amadeyiz, yoldayız, bizi anan koldayız.
Andın, geldin. Duanı verdiğin, ‘AMİNE.’ dediğin, ayan-beyan gönül
koyduğun, YASİN okuyup gönderdiğin mümin gönüllü. Manini,
gününde dile. PEYGAMBER’imizin ANASI. Ona duanı gönder, dumanını dağıtması
için yardım dile. Duan kabul olunur, dumanın dağılır. Duman versin yanılırsın, kendi kendine kapılırsın. ‘Yalnız değilim.’
desen, danışanı sen görsen; dumanını dağıtırsın, yanından tez
kaçarsın. Dur orada. Koşulur, dağda çalı aşılır. Ovaya inmek
için dağları aşmak gerek, dağları aşmak için çalıdan geçmek
gerek. DEDE elinden tutar, çalıdan aşırır. Amma ille de dağı da,
çalıyı da aşmak gerekir. GARİB’e deme. O dağı aştı, çalıdan
geçti, düz ovada koştu, deryaya ulaştı. Yarış değil, bu
yolda sabır gerekli. ALLAH YOLU’nda yarışılmaz, ALLAH'ın
İŞİ’ne karışılmaz. Olan dünya işidir, düzelir. Seni üzen üzülür. Senin hatanı görse üzülür,
görmedi pişmandır. Olan-gelen, ALLAH'tan. Seni üzen her kuldan sabır et,
‘ALLAH'ım.’ de ALLAH'a havale et. Yarıda bırakmadın, yolundan
şaşmadın. Çok münasip. Düşünme, üzülme. ALLAH seni de onu da
görür, layık olanı gösterir. Maniyi kaldırdın, sevaba erdirdin, ‘ALLAH RAZI
olsun.’ dedirttin. Ne dersin, ne söylersin, her şeyi ne duyarsın? Görme,
duyma, deme. ALLAH'a havale et. Daha ne deyim, dünyaya ne vereyim? Yolu münasip değil. Düşündüğünü doğru der. Yolu münasip
olsa, gönül başka, ağız başka demez. Olanı değil, geleni
sor. Danışsın bildirsin, senin yanına getirsin. Daha nedir sunduğum, sudan verdiğim? Yoldan yürürsün, kötüyü
görürsün; kötüye gitmezsin, çünkü düşünürsün, danışırsın. Dumanını
dağıt, konuş onunla, niyetine terazi vur. Münasip sorduğun, maniyi kaldırdığın. Dağılırsan gönderme, senin
yolundan dönme. Senin gönül yolun onunkine uymaz, senin gördüğünü bilmez.
Deme, kötü söyleme; sana yakışmaz. Bekle, sabır et. ALLAH YOLU düz olur,
yolda mümin kul yürür. Yolu bilmek gerek, düz yolu bulmak gerek. Maniyi sordu ÇAKIR. Mana ile dünya arasında durur. İki alem bulması, gönül
yoluyla birleşmesi, iman eden kulun çokluğu kadar kuvvet olur. Gönül
yolu en kuvvetli olan GARİB, sizi bu aleme aşırdı. ‘Olur.’ diyenin,
yolu bilenin gönlü açıktır. ‘Olmaz.’ diyenin, aklı kaçıktır. DEDE demez, duman
bilmez, gönlü dünyaya doymaz. Dünyayı YARATAN’ın, kullarını mümin maniden
ayırmasın. Manii açmak fincanla olmaz, DEDE fincana girmez. Senin gönül
yolundan, dünyanın yumuşak kumundan, yanılan her kulundan haberin gelir.
Sıkıntıyı danıştın bana, cezandır dedim sana. DEDE’n yol bir değil.
Gelen gelir, selam verir, gönül yoluna YUVA’dakileri uydurur, gönül yolu
uymayanı güldürür. Senin danıştığın AHMET. Oku ona, RAHMET dedim
sana.

Münasip yol dileyen, yumağını yola uyduran, suyu bulup yudumu içen, madde
dileyip maniyi soran, ‘Muamma çözelim.’ diyen. Ben de dilerim, kul gönlü olsun dilerim. ALLAH'ın DEDİĞİ olur.
Senin dileğin; duvar örülüp, gün görülüp, gönül açılıp ALLAH'tan
dilendiği gün olur. Tuna’nın doğusu, duvarın ötesinde kalır.
Dağılmasın aklınız. Duvar ötesinde olanı merak edersiniz, bilene sorarsınız.
Bileni bulursan, amade olursan; yumağı bitirdiğin gün, duvarın
ötesini görürsün. Düşündüğünden şüphen var, olamayacak diye. ALLAH'ın yuvana
verdiğini az mı dersin? Gelen-gülen sen değil misin? ‘Yeter.’ der mi
kul, dünya bir okul. Gelene daha ekle, canın isterse bekle. Dünya nimetini,
yuvanın hikmetini düşünsen; sana var mı faydası? ALLAH düşünsün. Dağınık aklın. Düşündüğünden şaşma, gülen her kula
bakma. Gönülden gülsün, yolunu bulsun. Ağızın yoludur, gönüle gider;
kulaktan alınan, niyeti bozar. Danıştığın yol, gününden sorar, vaktin
alır. Amade olmak güzel, ALLAH’ımın EMRİ’ne. Ne güzel gördüm yolunu soranları.
‘Nasıl bir kulum?’ deyip mertebe soranları. Maniyi kaldıran, gönlünü açan cümle
kullar; ALLAH'ın “GÜZEL KULUM” DEDİĞİ’dir. Kullarını SEVER;
dününü, gününü, yarınını. Cumanın geçtiği, gayenin seçtiği yoldan
gidiniz. Gönlünüzü açtınız, ALLAH'ın SEVGİSİ’nden niye şüphe
ettiniz? ‘ALLAH’ımın kuluyum, maniden korkuluyum.’ dersen, şaşarsın.
Korkun olmasın, duman dolmasın, ALLAH'ın yanında mani durmasın. ALLAH
şüpheci kulunu sevmez, ALLAH'ın verdiğine şükretmeyen kulunu da
sevmez. Mana dileyelim, yolunu soralım. Gönlünüzü ALLAH'a bağlayınca, geleni
bilince; doğruluktan şaşmazsın. Yumuşak görsek, YUNUS’un
gönlüne uydursak, sabırdan bir katre alsak, kulun gönlüne versek; biz de huzur
buluruz. Maniyi ALLAH verir, ALLAH gönlünü görür. Gönülden uyan alır, ALLAH
mükafat verir. O kul ne güzel kuldur. Yanınızda olunca, maniden mani kalınca;
yumuşak gönül dilerim, ‘ALLAH cümlenize versin.’ derim. Cümlenize selam. DEDE selam aldı, huzura vardı, cümlenizin dileğine duacı oldu. Senin
dileğin sana dar gelir, olanı düşünsen biraz zor gelir. Düşünme
dünya işini, o da pişirsin aşını. Duman, yumak sararken
dağılır, her kul olanı görür. YUVA’ya geldin, dumanı YUVA’da bıraktın.
Bizim olsa, yolu sorsa, sudan içse; düzelir, münasip yolu bulur. Yanındaki
doymadı. Duacıyız dileklerinize dedim. Cümlenize dedim. Günümüz diyen, duayı
bilen okusun; ‘ALLAH'ım.’ desin, dileği olsun. YUNUS der ki: “ALLAH’ı andım, suyu içtim; ALLAH'ı andım, nefes aldım. Daha ne
diyeyim, ne dua öğreteyim? ‘ALLAH.’ diyen yürekten; O'na varır, yolunu
bulur.” YUNUS her an ne okudu? Andı, ‘ALLAH’ım.’ dedi; ‘ALLAH'ım.’ diye-diye,
ALLAH’ıma vardı. Gönül almak yolumuz, kul ayırmak arımız. Gönüller açık, ayırmak dilemeyin.
GARİB’i ömür yolu ayırdı, biz ayırmadık. Ayırmaz ALLAH'ım da kulunu.
Meğer ki kul ayırmasın yolunu. ALLAH'ın, dileğini vermesini dilersen; sabır göster, duman sokma araya.
OMAR der ki: “ Dünyanın selametini, kulun kelamı bozar; günün saadetini, kulun
dumanı bozar. Yazıyı yazdık, resimi verdik.
Döndük durduk, anında geldik, gönül yolunu gördük, duanı aldık, AMİN
dedik. Andığın kişi, merhamet işi. Güğümü düşününüz. ALLAH'ın DEDİĞİ olur. Ağlarsın
durursun, gönlünü doldurursun duman. Söndür alevi. ALLAH GÖRÜR, dileyene verir.
Kuldan değil, ALLAH'tan bekle. Dediğimi gündüz dersin, gece gönülü üzersin, durmadan duman yaratırsın.
ALLAH'a dua et. ‘ALLAH'ım.’ de, ‘SANA sığındım, huzur diledim.
Dileğimi hayır yolunda versin diye bekledim.’ (Resim verilir:
NURİYE HATUN)
Düşün yaşadığın günü, yumaktaki düğümü vereni. ALLAH
açtırır, sebep verdirir. Altın, ALLAH YOLU’na; gümüş, dünya kuluna yarar. Altın yolunu ALLAH bilir,
o yolda gideni O görür. O'na gideni, sen ne bilirsin? Sen düşündün, ayrılmayı sordun. Yuvayı bozma, olacağı bekle. Huzuru
kendin yaratacaksın. Durumun yuvanın devamına mecbur olduğunu gösteriyor.
Zevk almayı, uymaktan ders almayı düşün. ALLAH'ın vereceği,
sorduğun kulun pişmanlığı; senin ona uyduğun gün görülecek.
Yunduğun gün değil, andığın gün olur. Aramak, senin gururunu
kırmaz. Mani mümin kulun yolunda durmaz. ALLAH'ın verdiğini, kul geri
çevirmez. Dinle sözümü. Güzeli kim bulmuş, dünyada kim ‘Aradığımı
buldum.’ demiş? Amade olduk, ‘ALLAH'ım.’ dedik, kadere boyun eğdik. Düşünüp
dert etme, her gördüğünü mesut bilme. Derdin çeşidi olur. Kulun gönlü
etrafıyla açılır. Sıkıldığın dumana boğulduğun gün; ALLAH'ı an,
tespihi eline al, duanı et. LAHAVLE çek. Kuruntun gider, manin ortadan kalkar. Dama taşı olanda, durmadan dolaşanda; güzel günü bulanda, geçeni
unutup, gününü gün eden. Annenin gününde yaşadı, annene ‘Arkadaş.’
dedi, danıştım adını ‘NURUYE’ dedi; gönlünü-yolunu ALLAH'a verdi. Umarım
ki duyurur, senin kaderini ona uydurur. YARATAN GÖRÜR, gönül güzel olana tez
verir. Bekle gör. Sabır, sükunet sun.
Unutmadım sizleri, söylenilen sözleri. Hoş gördüm, sükun gördüm, yuvayı
durgun gördüm, yumağı yorgun gördüm. Olumun uygun, gönlün yorgun. Olumun;
hamurun yoğrulman demektir. Olayı yumağına dert yaparsın, derdine
dert katarsın. Duayı kitaptan okursun; manasını düşündün mü, kendini verebilesin, duanı
edebilesin? Okuduğun dilin değil, anladığın bilgin değil.
Okumak, ALLAH’ını bildiğince anmak gerek, kendini verebilmek için;
ALLAH'tan niyaz gerek, O'na varabilmek için. Günde yolunu olayın verdiği
günde kurdun. Bekle. Niyazını, hangi duayı okuyayım diye değil, gönlünden
geçtiği gibi yap. ALLAH'ın niyazını anlayabilmesi için; yumağın
dilinden, kendi ağzından olan sözle dile. Seni DUYAR. Sözden bilir, dilini
ayırmaz. ‘YA RAB.’ dedin mi, TEKTİR. Dili ayrı değil, mezhebi ayrı
değil, milleti ayrı değil. O'na varabilmek için Arabi olmak gerek
değil. Neden düşündün, dumanı gönlüne koydun? ‘ALLAH’ım yarattın, gönlüme ateş
attın, dumanımı dağıttın, gönlümü köz ettin. Yanayım yaşarken,
varayım gelirken; yandım dururken, yundum ararken.’ dersen, coşmaz mısın,
ALLAH'a koşmaz mısın? Olanı niyet et, geleni yumaktan uzak tut. Uymaz,
seni duymaz. ALLAH'ın YOLU’na, sevabı kuluna, NURU’nu ERMİŞİ’ne
vermiş. Ne güzel olmuş, kulları gelmiş, dünya kurulmuş.
Duran yolunu şaşıran beklemiş, yumak boşuna sarmış;
gelmiş-göçmüş, dünyayı boşa doldurmuş. ‘Olur mu öyle?’
demeyin. ALLAH akıl da vermiş, örnek te göstermiş; olan kulunu, esen GÜLÜ’nü
dünyada göstermiş; gözü kapalı, gönlü karalı olan kuluna. Öyle kul
arkasını dönerse, ‘ALLAH bana da söylesin.’ derse; yer tokadı. Olumu, yolu münasip olan ALLAH'ın sevgili kullarındandır, kulların
güllerindendir. Yaratılırken, hamuru yoğrulurken; ALLAH'ın yardımcı
ULULAR’ı tarafından görür, dünyaya öyle gelir. OMAR der ki: “ Olumunu seçtik,
gülleri derdik, güllerin en güzelini sunduk, aramıza aldık; ‘Ne mutlu.’ dedik,
yuvasına yol yaptık, GARİB’i bulduk. Eğitiriz, öğretiriz.
Yuvasının-yapısının-duasının, anında koruyucusu-alıcısıyız. Duasını alırız,
yerine iletiriz. Olumu ordan, gelimi burdan, alimi bizden, verimi sizden.”
Olayı OMAR sordu. “Olumu yuvada, yolumu rüyada bildir.” dedi. Oldunuz yuvada
hazır, bildiniz, ‘YARATAN verir.’ dediniz. Geleni, vereni, olanı bildiniz;
‘ALLAH’ımın LÜTFU.’ dediniz. Ne mutlu yanılmadınız, yanılana uymadınız,
şaşıranı duymadınız. Yavaş olunuz. Yolunu arayan bulur. Yolunu
bulan, sabrını eden; görür. Dualar, hayır yoluna kabul olunur. Annesi mümin. Münasip yolda, dayandığı gün diledi, ‘ALLAH'ım.’ dedi,
‘Mümin isem, yumağımı HAK YOLU’nda sardı isem; AFFET beni, ettiğim
günahımı. Yanılınca, yumağım düğümlenince şaşarım, SANA
kusur ederim, duman veririm; SEN AFFET, olurum tövbekar. Mümin olursam, yoluna
gelirsem; yüzümü pak et, günümü hak et. Haktan ayırma, yolumu
şaşırtma.’ Ona de ki; yumağın sarsın, ak alını örtsün, ‘Derdim var çok.’ demesin,
yuvada söz etmesin, gördüğünü-duyduğunu yuvada saklasın. ALLAH'ın ADINA geldik, KATI’nı gördük; olmuşu-olacağı bildik,
bekleyene şerbet verdik. Gafil kula; yumakta düğümün olduğunu,
yunulunca gördüğünü anlattık. Olmaya yunmaya bakın. BİR olma yok,
PİR olmak var. BİRLİK ALLAH'a, PİR’lik kula olur. OMAR der
ki: “Olumu gelenden, bilimi okuyandan öğren, alımı verende
öğren.” Alım-verim.
Yumağını HAK YOLU’nda saran, olumu GÜLÜ’nden olanı deriz. Mana münasip.
Onun bugün manisini kaldırdık, o gün GÜL’ün Yolu’nda manii aştık.
Yanılması olması zarar etmez, mümin kul duymaz. Yanılmayın, ‘Duydum mümin
değil miyim?’ demeyin. Sözümüz cümleye, ÖZ’ümüz cümleye.

Hoş gördüm. Selam verdik, daim dedik, huzur diledik, olsun diye duacı
olduk. OMAR der ki: “ ALLAH'tan geleni bilen, huzuru bulur; ağıza alınan,
gönülden gelir.” O günden bu güne geldik, yolumuzu gönül yoluna bağladık. Niyaz ettin olsun
diye, olsun da geçsin diye. ALLAH'tan gelen, RUH’un bilen, yolunu sorana sözüm. Umudun var gel, duaların
andığına selam ver. Olsan da biz, dursan da biz. Asla kadın dövülmez, şakası edilmez. Dumanı kuma göm daim et sözünü,
gördüm ÖZ’ünü. ÖZ’ü de sözü de bir. Ahirette güzel mertebe al. Senden diledi.
Onu neden ağacın dalından, dalın gölgesinden derlemedin, dediğini
duymadın, ona ortak olmadın? Ben ona ortak oldum, sözünü altın saydım, adına
can verdim, ondan gelen dumana söğüt dalı üfledim, ateşini söndürdüm,
gönül yumağından söz ettim. ‘Gönlüm yumuşak.’ dedi. Ona ne sorarsın,
bana sor. Yudum içtik, yolu seçtik, ‘ALLAH.’ dedik kendimizden geçtik. Olayın
anlatılışı değil, oluşunun üzerinde durun. ALLAH, KENDİ’ni
kullarıyla BİR SAYAR, BİR VARLIK OLDUĞUNU SÖYLER. Manasını
düşünsene. Felsefemiz bu değil mi? ‘ALLAH'ım benim, ben ALLAH’ımın.’
derken ayırıyor muyum? Kullar tek-tek olduğu için, ben de. Ama ALLAH ve
kulları TEK. Neden kulunu sevin derim? Çünkü her kul, ALLAH'ın bir PARÇASI’dır.
ALLAH’tan geldik, O'na döndük. O'nun kulunu dünyaya, “OL!” dediği an,
“OLSUN GELSİN.’ dediği andır. Kulun dünyaya gelişi; gelip
tecrübe edilişi, dünyadan mertebe alışı. Mümin kul ağacını bulur, ALLAH’ını bilir. Danıştığı görülür.
Ağacın yaprağı, gönlün yuvadaki uğrağı. Mümin kula söz
verdim, meclis kurdum. Gönülden geçen, dünyanın dışından saran. Olur desem
ermez, münasip görmez, gönlü yuvası yetmez. Çünkü yönün dar, yuvana gelen mümin
dar. ‘Olsun.’ dediğin yetmez, senin dediğin bitmez. ALLAH nasip
edince, seni uygun görünce; kendiliğinden olur, seni arayan bulur. Duamı
alırsın, yuvanda bilirsin, ‘DEDE’m geldi.’ dersin, andığın an bulursun.
Andığın olduğundur, yuvana geldiğimdir. Müezzinin sesini, DEDE’nin türbesini bilir cümle kul. Bilmedikleri, benim
YUVAM’dır. Dünkü değil bu günkü yuvam. Olacak, cümle alem bilecek.
Vazifemiz budur. ALLAH’ımın her kulunu severiz, çünkü O'nu görürüz. Yavaş-yavaş her şey sabırla ezilir, günden güne varılır. GARİB’in yolu uygun. Eline de, gözüne de, gönlüne de verilir. ALLAH'ın
“OLSUN.” dediği, oldurulur. ALLAH'ın verdiğinden sual olunmaz.
ALLAH'ın ona olan lütfu, cümlenize de onun eli ile. Ben fincana girmedim, sana huzur vermedim. Olacağı söyleyen, geleceği
bildiren; yanılan, yolu şaşırandır. Yolunu şaşıran, adını
da şaşırır. AYET EL KÜRSİ okuyunca, korkma. Sen, ‘MEVLÂNA'yım.’
desen, zarar görür müsün? Dilekler daima uludur. Ama dileğe varmak gönle
bağlıdır. Kötülük olsun diye değil, senin çağrına cevap versin
diye geldi. Sen beni dileyince, ‘MEVLÂNA'yım ben.’ dedi, seni inanmış
gördü, onun için kendini o şekilde bildirdi. Kötü değil, şakacı.
Yumağın yoluna, gününün kaygusuna göre geldi; gah şaka etti, gah
ciddi dedi. Sana dedim, onu bildim. ‘Çağırma.’ dedikten sonra,
çağırdın. Yuvanda oldu, sen bulundun. ÇAKIR şaşma, benzemez deme bana, yumaktaki günüme. ŞEMS’i bulup
kaybettiğim, yolda semaya daldığım günler, yürekten ‘HU!’ diye
çağırdığım günler. Mani yok mümin olana.

‘Münasip midir, değil midir?’ sorana, yuvamızı arayana; cevap vermek
vazifemiz. Duanız yuvanızı aydınlatsın, AMİN, duygunuz hayır versin.
Münasiptir olanlar, mührü kullananlar. Yanılan, döner yuduma. Sizi seçtim bu yüzden. GARİB’in gönlü, senin aklı selimin bir bütün oldu,
beni ifade etti. Sözümü, bu şekilde duyurabilirim. ÇAKIR sana sözüm.
GARİB’in seninle oluşu, onun değil, senin şansın. Akıl çok
bulunur. Gönül yolu uyanı, dünyayı buraya bağlayanı bulmak gününde
yaşamak; her kulun şansı değil. Ola ki şansın, her kula
müyesser değil. Demek ki, sen de ALLAH'ın sevgili kulusun. ‘ALLAH’ımın
BÜYÜKLÜĞÜ’ne sığındık.’ dedim. Dumanlı idin, ağızı bozdun.
ALLAH'tan af dile, AFFI’nı bekle. Dün yuvayı güldüren, bu gün derde vurduran; size hayır getirir, yuvayı
aydınlatır. Gece uzun olsa da, dünyayı karartsa da; yumak sarıldıkça görülür
ki, gecenin sonu gündür. Mümin olan bilir, gününü bekler, ALLAH korur. Olması
lazım olduğu zaman, ALLAH sebebini halk eder.
YUVANIZ’ı gül bahçesine çevirdim.
Maniyi niye sordun? Yudum dünyanın, nimet dünyanın. Kul kıymeti edenin, yolunda
gidenin, sudan içmek dileyenin; muradı tez olur. Dünyadan soran, ‘ALLAH verse.’
diyen, bulacak tez. YM olduğu, güzel günü geldiğini bilmek, mümin
kulun görüşüdür. Duman; şüphe, düğümün sıkıntısı. Düğümünü ‘ALLAH’ımın
VERİŞİ.’ dersen, çabuk açarsın. Damın tütsün, mülkün olsun,
mümin kul maddeyi bol alsın, ‘ALLAH'ım.’ desin şükretsin. AMİN. ALLAH'ın aldığı-verdiği, götürdüğü-gönderdiği; sebebi
hikmeti vardır. Dünyanın dönüşü, manadan ayrılışına. Durumunu
nimetini dersin uyarsın, dinden başkasına yumak vermezsin.
Dilediğini, gönül den olsun dediklerini, senin için ve cümle için diye
bildiğini ALLAH'tan yalvar. De ki; ‘ALLAH'ım! Dayandım, SEN’den bekledim,
dünyanın gidişine uydum, doğru bildim, gönül koydum. Eğer hatalı
isem, hatamı AFFET, doğruya döndür. Dünyanın nasibi diledim, ‘Bol verir
ALLAH.’ dedim. Dileğimi diledim, alanın-verenin SAHİBİ’ne el
açtım, eğri yoldan kaçtım. Dünyada kulun kötüsünü AFFET, kulunu ıslah et.”
Düğümü YM. Aldığını oyuna versen, üzül derim. Yuvana verdin, sevin
hayıra koştun. Düğün dernek kuruldu, imtihanda sunuldu, kulun duası var mı? Dendi. Var.
Kiminden? Yandaki sağındaki, solundaki komşudan. OMAR der ki: “
Anasının duasını almış mı, dünyada hoşnut etmiş mi; bin kulun
duası yetmez, ananın duasını alan, komşu kapıya gitmez.” Duayı alan,
gününü bilir, ömrünü uzatır.
Yumuşak yol tut. Adaleti OMAR’dan, sunduğumu benden al. Dumanın oldu
mu, yoluna kötü geldi mi; ‘DEDE’m.’ de çağır, anında gelirim.
Sunacağım bu kadar. Danışın dünya işini. Bu günkü gelişimi; dumanı dağıtmaya,
gönül yolu açmaya adadım. Niyetinin düğümüne hayretinin olduğunu gördüm. Günün gecesi, gecenin
oluşu yolu bozmaz. ALLAH'a değil, kula isyan. Ağıza
kumaştan yama konsa iyi, ne dersin? ALLAH’ımın AFFI’ndan, BÜYÜKLÜĞÜ’nü; kullar sabırdan, ululuğunu
gösterir. Hatasız olsa kul, tecrübeyi ne hacet? Olayı büyütmeyin, ALLAH'ın
DEDİĞİ olur. Oturdu odundan sıraya, baktı kara perdeye. Döner
dünyanın sudan aldığı, kula suyun verdiğini hiçbir şey vermez.
Yanılmayın. Olayın olması, kulun bilmesi lazım, dayandığını görmesi lazım.

‘Geldim.’ desem yersiz gitmedim, veda etmedim, ALLAH'a ısmarlamadım, duamla
mühür basmadım. Gitmek gelmek yok. Değil. Numuneyi verdim, döndüm durdum,
gördüm sevindim. Mana alemini bölmek, pencere açmak dilersin. Oldum geldim, manevi olana kıymet
verdim, öyle dileyene yol açtım. Pencere mimar ister, açmaya izin ister.
Pencere açmak başka aleme, ALLAH'ın İZNİ ile olur. Dünya
işine benzemez, rüşvet versen almaz. Kulun kula ricası, kulun yardımı
ile olur. Kulun ALLAH'a ricası, gönül yardımı ile olur. Kulun ULU’ya ricası,
ALLAH'ın İZNİ ile olur. ALLAH İZİN verince, kulun duası
kabul edilince; ULU’ya yol verilir, kuluna gönderilir. ALLAH’ımın ADI’na, kurban oldum YADI’na. Andım durdum, gördüm vardım. ADI’nı
sunmak, izin almak, kula vermek, dileğin olsun. MEVLÂ’m göstersin, layık
olan kuluna maniyi kaldırsın. Mümin gönül uyanda, ALLAH'ım verdiğinde;
münasip yola koyar, dileyene pencere de açar. Mümin; amade olur, muganni olanı
uyarır, gönül yoluna uydurmaya, manayı bildirmeye çalışır. Mümin olmak,
yoluna gitmek, ‘Yalnız ben.’ demekle olmaz. Sen oldun; olmak dileyen, yolunu
bilmeyen kuluna da hizmet gerek. Olmaz, vazifeler taksim edilir. Aynı yol olmaz,
öyle beklenmez. ALLAH'ım versin, kuluna hizmet ettirsin; onun yoluna, benim
koluma kuvvet koydursun. Manayı bildirmek, MEVLÂNA’nın tek başına hizmeti değil. Dünyaya
gelmiş göçmüş EVLİYALAR, çeşitli yol almışlar, O'na
uyan, gönül koyan kullar da O'nun YOLU’na hizmet etmişler. Yol, ALLAH'ın.
EVLİYA’nın yolu gönüldedir. Gönül yolu uyan, uyanı çağıranda hizmet
eder. Dileğin olacak, biraz sabret gelecek. ‘DEDE’m.’ dersin, ‘Duyacak kim?’
deme. Bilirsin, ‘MEVLÂNA HAZRETLERİ geldi.’ dersin. Onun yolu bana uydu,
gönül ALLAH'a verdi, ateşi yandı. Yansın yanasın, ahireti bulasın,
ateşini veresin, sorduğun duanı edesin. ALLAH'ın İZNİ,
MEVLÂNA’nın azmi, seni yola mı aldı? ALLAH'ım sundu, gönülden uydu,
yumağını HAK YOLU’nda sardı. Olasın, dileğini bulasın. Çok deme,
olduğu kadar; duman koyma, verdiği kadar; çok sorma, duyduğu
kadar. Olanı gör, diyeni duy. Sorma, ‘ALLAH'ım.’ de sığın, şüphe
etme. Okuduğun dua yüce, O'nun adı, YÜCE KATI. Sunduğu şerbeti iç,
kandili seç. Buraya sorana, yol dileyene yazarım. Görünüp kayıp olan, sana hayalden gelen;
yumağın uyduğu, sesini duyduğu için gelir. Gelen alemin ULU’su.
MEVLÂNA sevgisi bol olan ALADDİN, SELAHADDİN. ALADDİN KEYKUBAT,
SELAHATDİN ZERKUBİ. Hayali rüyayı geç, anla. Dünyadan geçtin, altın
yolu seçtin. SELAHADDİN gönül yolunu gördü, “Bana uygun.” dedi. “Olamam,
gümüş yolu bırakamam.” deme. ‘MEVLÂNA dedi ki: ‘Adalet yolun, gönüller kulun, mahzun olan yolun edilir.’ ’
desem. Soranı gördüm, olmasa dedim, YUVA yunar mıydı, GARİB’e layık
görülür müydü? ÇAKIR’ım yolun mümin, ALLAH'tan korkun. ALLAH'ı bilmeyen,
andığını demedim, yolunda gitmeyen. ‘ALLAH'ım’ der haram yer, ‘ALLAH'ım’
der, kula söz eder; ‘Ben müminim.’ derse; olur mu, ‘ALLAH'ın YOLU’nda.’ denir
mi? Kulun ölçüsü ALLAH’ta. Deme ÇAKIR, mahzun olma. Ölçün verildi, layık
görüldü. YUVA’ya gelindi, meclis kuruldu. Vazifen yüce. Şaşma, dönme,
ALLAH'tan dile. Kandili bil, yumağın yoluna sarıl. Sana kandil gösterilir. Yüzüne dizine
değil, gönül gözüne bakarız, birbirimizi o gözle görürüz. SELAHADDİN’in eşi, onun kapı yoldaşı. Düşündü durdu,
güğümünü gördü, şaştığını anladı, ALLAH’ından af diledi.
Onu anlattık. Nasibini düşünmek, kulun değil ALLAH’ın
İŞİ. DEDE’ye doymayan, gönül vermeyen kullar; ALLAH'tan dilesin, ALLAH sundursun.
Niçin kulun kendine DEDE bulmuş, ALLAH'ına yalvarmış. ALLAH
sevdiği kuluna gönderir, ULU’sunun yolunu nasip eder. Yol benim
değil, ALLAH’ın; kul benim değil, ALLAH'ın; gönlü benim değil,
kulun. Ben aracı, ALLAH'tan hayır dileyici. ALLAH'tan gelende hayır görürüm,
kulu şaşmasın diye uyarırım; vazifem bu. Aracı olmaz. ALLAH'la kul
arasına girilmez. Layık olan, yol arayan, REHBER soran kuluna; ALLAH gönderir,
vazife verilir.
Duaları, yerinde okuyun. Dualar gönülden, semalar kutuptan olsun. Dönmek
değil, varmak gerek. Mümin olan koşsa da, ‘ALLAH’ deyip yalvarsa da;
semadır. Oturmakla varılmaz mı, ALLAH gönülden anılmaz mı? ALLAH'a varmanın
ölçüsü-duası yok. ‘Müminim.’ demekten çok, gönül açmak gerekir. ‘ALLAH.’ dedik
geldik, diyeni gördük, yolunu verdik. Dolaşıp gelelim, dualar edelim. Cümleden selam dedik. ALLAH'ın SELAMI kalmasın, kul hayale dalmasın.
Düşündüğün; dünya yolunu ayırır, kulun gönlünü eğirir.
Olmanın-gelmenin, NURU’na ermenin manisi; dünya gaileleri. Dünyadan geçersen,
ahireti seçersen; NURU’na erersin. Aldım, kabul ettim, götürdüm; mutlu günler
dilediler, ‘ALLAH NURU’nu göstersin. Dünya gailesinden uzaklaştırsın,
uzaklaşmalarını layık görsün.’ dediler. Mümin kulun yuvası, niyetine ermesi, MELEKLER’in gelmesi; öd ağacı kokusu
verir. MELAİKE gelende, kul gönlü yuğulanda; ‘ALLAH’ım’ deyin,
NURU’na erdirmesini dileyin. ‘Yuvama gelen, kokular veren MELEĞİ’ne
uydum, gönlüden yandım. Duamın kabulü YÜCE KAT’a gelsin, MELEKLER’in bana
müjdeler versin. AMİN.’ Oldu duan GARİB, sağına-soluna
aldığın münasip. Solunda olan, dumanı dağıtır. Yuvanıza duman
vermeyin. Olmayın, kula sebep vermeyin. Günahı bilen, işlemez, iş
tutmaz. Yuvanın kutbu erkek, yuvanın kuşağı kadın. Kutupla kuşak
el ele verir, ikisinin arasında yaşanır. Kutupta, kuşakta olan
yaşamaz; kuşakta, kutupta olan yaşamaz. ‘Gel yaşa.’ dersen,
günah işlersin; olana uyarsan, yola girersin. Dersen ‘Bana uy’, uymak sana
da düşer. Uymaya zorlamak, sıkıntı vermek; günahtır. İklimi bulmak,
kula yol verir. Mevsimler ayrı. Yuvanın da yazı-kışı-baharı vardır. Sıra
gelir, yağmur yağar. Yeter ki tedbir almakta yumuşak yol
bulmakta... Düşündüğün olur, her yuvada görülür. ALLAH'ım ocağı
tüttürsün, dışardaki soğuğu yuvaya sokmasın. Yuva sıcak olunca,
mevsim hoş geçer. Manadan ayrılma, dışarıda olanı içeri alma, yuvana
duman koyma. Her yerde bahar güzel, yuvada da güzel. Mananın kıymeti; kötüyü
anmamak, yuvaya koymamak.

Yuvaya geldik, OMAR’dan selam getirdik, selam verdik. Cümlenizden ALLAH RAZI
olsun. Olan, uyan, HAK SÖZÜ’nü duyan, ALLAH'ın EMRİ’ne boyun büken kullarını
gördüm. Cümlenizin, yuvanıza hayır, gönlünüze iman diledim. O günden geldim,
bugüne vardım, gelenin sözünü duydum, ona uydum. Dumanını dağıtsın,
gönlünü açsın, ‘Layık mıyım?’ demesin. ALLAH’ımın her kulu, her zerresi ile
O'nu anmaya, O'na yanmaya layıktır. Çünkü her kulu O'ndan aldığı NURU ile
yaşar, yaşar ve yumağını O'nun YOLU’na sarar. O'na uymayanın,
manayı bulmayanın günü yoktur. Kulun dileği, ‘ALLAH'ım sundur.’
dediği an; ALLAH yolunu açar, o kul kötüden kaçar. ‘ALLAH'ım YOLUN’u
diledim, YOLUN’a gönlümü adadım, amade oldum, müjde bekledim.’ Sana müjde
vereyim, gönlüne atayım. DEDE layık kulun meclisine girer, duasını eder. Dedim, ALLAH'ın her kulu
layıktır benim gönlümce; ALLAH'ım İZİN verir, yolunca. Yol arayana
benden olsa izin, meclisimiz milyonları bulurdu, her kul meclise gelirdi. Ama
İZİN YÜCE’den. Kul ayrılır geceden, gönlü kara olan bilmez bizim
heceden. ‘Olmasın, duymasın.’ desem, ‘Mahzun olanı duysam, niyetini çevirsem,
ALLAH'tan dilesem.’ derim, gönül koyarım. Duamız YOLU’na, YOLU’ndaki kulun. Mümin kulun gönlüne selam verelim, ‘Bize uysun.’ diyelim, meclise
çağıralım. Dünyanın yumaktaki düğümü çözülür, beklesen bitsin,
yeniden gelir. Yolumuzu bul, sunduğumuz yunduğumuz günü bil. Açıldı
gönül kapın, gönlün ALLAH’a yakın. Duman verme. Yumak münasip sarılırken, mana
aranırken, yol sorulurken; bulunur, meclise gelinir, duman dağılır. Danıştığın, dünyadan göçmüş ahireti seçmiş, ne güzel gün
görmüş, yaşadığı günü bilmiş. ALLAH’ını bilmiş, O'na
varmış, yaşadığı yuvasını çiçekle sarmış. Düşünmeyin,
olan da gelen de ALLAH'tan. Gününde geçirdiği ömürde kötü dememiş,
mümin yoldan dönmemiş, nimetini almış, anasını bilmiş. ‘Olsa ne
çıkar?’ deme. ALLAH nasip etsin, sana göstersin, YOLU’na uydursun. Anası dedim,
mümin gönül gördüm. Mümin olan, uyan, gönül koyan, oğludur. Anasına uysun,
yolunda gitsin, dünyayı bir tarafa itsin, dünya sözünü silsin, dumanlı söz
unutulsun. GÜL mü güzel, yol mu güzel? Gidene yol güzel, GÜL’le süslenen yolda gitmek daha
güzel. GÜL’den maksat, yolun GÜLLER’i ALLAH'ın PAYGAMBERLERİ. GÜLLER’in en
güzeli, MUHAMMET SALLALLAHU ALEYHİ VESSELAM EFENDİMİZ. GÜL’den
mi geçtik, yoldan mı geçtik? Hepsini seçtik, ALLAH'a vardık. ‘Şükür’
diyelim, dileyene yol verelim. Yolun güzelini, GÜLLER’le bezeneni bulduk. Size
de yol verelim, geçelim el ele. Yumak sardın HAK ile, dünya yolu pak ile. Niye, münasip gün dersin? Yolunda
dursun, el verelim yürüsün. ‘Mümin.’ dedik, ALLAH'tan sabır diledik.
Yumağı sarar, ‘Tez mi?’ der sorar. Tez olsa, güzel, senesini gezer, olanı
bilir, imtihanı veren gelir, postunu serer. ‘İmtihan ne güne?’ dersen,
ALLAH'ım bilir. Doksandokuz gizli, yüz açık. Mümin olmak, yola girmek kolay.
İmtihan, kula göre değişir. Dumandan sıyrılan YM olur, dünyanın
gücünde imtihanlar verir. Bilsen çalışırsın, mananın münasip yolunu
ararsın. Ama haberin olmaz, sana ‘Bilmedin.’ demez. Onun için sabır gerek. ‘MELEK.’ dersin, gülersin. Mana açık. Niyetini edince, ‘ALLAH’ımdan.’ deyince,
‘Mümin miyim, yolda mıyım?’ diye gönlünden geçirince; ses gelir, MELEKLER
işaret verir; sevinirsin, gülersin. İmtihanı düşünürsün,
düşündükçe okursun. (Resim verildi) Demin kimseye değil cümleye geldik. Size söyledik. ALLAH İZİN
verse, milyonlar ederdik. Dumanınız dağıldı, meclisimiz kuruldu.
Cümlenizden ALLAH RAZI olsun, ULULAR selamlansın. Aldım kabul ettim, götürdüm,
gönderdim; onlardan da sizlere selam getirdim.

ALLAH'a yol diledin, geldin beni aradın, manaları düşündün, dumanları
dağıttın. Ağlama kızım. Senin gözün dumanlı, gönlün değil. Olayı
büyütürsün, gayeni düşünürsün. Olumunu, YM olduğunu unutma.
Niyetler verilir, ALLAH’a şükredilir. Dertler gelince isyana yol vermek,
ALLAH'ın kullarına yaraşmaz. Mümin yolun yolcususun, uygun gördüm;
‘İsyanını ALLAH AFFETSİN, sükunet versin.’ diye diledim. Mümin
olmayana, ‘ALLAH sundursun.’ diye duacı olurum. Mümin olana, ‘ALLAH
şaşırtmasın.’ diye duacı olurum. Güzeldir sözün. ALLAH’ın kulunu, ALLAH düşünür. DİLERSE kuluna fırsat
verir, kulunu gözetir. Güzel dersin. Niyete uyarsa, yumuşak yol verilir
sana. Günden evvelde sordum, ‘Uygunu sabır.’ dedim. Umduğun gelse, huzurda olur
musun? Bilinmez ki? Uygun değil. Sabırdır kulu kurtaran, aradığını
buldurur. Sözlerinin uygunluğuna şüphem yok. Maninin günü var, ALLAH
tez açar. Ayrılık düşünme, dualarını anmada ol, yanıma yolla.
‘Yağıma-balıma, ağız tadıma, noksanlık verme.’ de duacı ol. ‘ALLAH'ım.’
de, ‘İsyanımdan beni uzak tut. Yapmak dilemem. Dileğim, huzurum.’ Yalvarmak beklemesin, kula yaraşmaz. Sabır et, sabrın sonu selamet olur. Gece uzun sürdü, gün yakın, ne desen boş. Nasıl olsa güneş
doğar. Geceyi sükunetle geçirirsen, günün güzelliğini görürsün.
Teselli değil, olay basit, dünya olayı. Sabır dedim. İsyan etmeden
bekle. ULU’nun sözüne duman koyma. Gümüşün rengini bilse, altın yolun
yumağına yakınlığını görse, sevinirdi. İşaret bekleme, ‘Gel.’ dedin mi gelirim. Dile ALLAH'tan, YARDIMCI
çağır.

Hoş gördük, çünkü niyete uygun olana yol verdik. Güzel günün gecesi,
RAMAZAN’ın gelişi. Yolu münasip olan, alemlere dolanlara kutlu olsun,
mutlu geçsin. ‘DEDE’m’ deyip gelenler, ‘Kutlu olsun.’ diyenler; iki alemde insan alsınlar,
yumuşak yolu bilsinler, merdiveni çıksınlar. Merdiven soranı duydum. Alim,
yuğan yoludur. Alim nedir? ALLAH’ını bilendir, borcunu ödeyendir,
ödeyemedim diye üzülendir. RAMAZAN’ın şerefi; sofrasında oturmak, verileni tanımak. ‘Olmuyor.’ diyene
sözüm, oldurmaktır asıl olan. Olanı yapmak, maksada erdirmez. Nadide gün
sayılmaz, o günün şerefine nazar edilmez. Gününü gününce yaşamalı,
orucunu tutmalı, bayramı yapmalı. RAMAZAN senin, bayram benim olur mu?
Çocuklara günün tadını tattırmalı, o yolda eğitmeli. Günü gelende,
yuvasını açanda, o da aynı yolu tutsun. Orucunu tut hafiflersin, bedeninin
CAN’ına kira borcunu ödersin. Niyazını ALLAH'ına cümle kulları için eden; bizlerin
de, olumu olmamış, hamuru yoğurulmamış olan kulları da
ferahlatır. ALLAH'ın her işi, şaşırır kişi. Fani kul bilmez, olan
hesaba akıl sır ermez. Mum olmuş, kandil yanmış; kul gelmiş,
dilek demiş, olsun diye istemiş. Yol münasip olur, dilekler yerini
bulur. Ağaçlar köklenir, dalından yaprağından ballanır. ULU’nun yardımını
gören, ALLAH’ını tanır. ‘Yalan dünya.’ demeyin, gününüzü yaşayın. ALLAH
yarattı, sizlere verdi. Nasibinizi alın. Yalnız, şükretmesini bilin. Sorduğun kulun yudumu verildi. Dünyada çilesi örüldü. Büyük sözün cezası
verildi. Yumağı düğüm-düğüm sarıldı. Ahirete münasip yolu kaldı.
YARATAN sözü sevmez. Asi olana niyetini vermez. Dünyada ödedi, ahireti buldu.
Yudumunu damla-damla içti. İçti açtı, yolu seçti. Gümüş yolu bıraktı,
altın yola geçti. Ağlamak; yudumu arttırır, yolunu açtırır. Yeter ki gidene değil,
yoluna ağlansın. ‘ALLAH’ım.’ densin, gönülden yansın. Yansın yansın,
dönsün dursun. Pervane olsun. Olsun ki görsün, görsün ki yansın. Yandık,
‘ALLAH.’ dedik, mertebemizi bulduk. Kulun mertebesini veren ALLAH, gören ben. Gördüm. Danıştı, suyumdan içti, yalan dünyadan göçtü. Sordum ‘YM midir?’
Dedi; ‘Oldu buldum, dualar aldım, kul gönlü ettim. Gönül kırmak güçmüş,
dünyadan göçmüş olan bilmiş.’ Ama gine de gönül almış.
Aldığı gönül, kırdığından çokmuş. Orası burasına benzer mi?
Namazını kılmadan gider mi? Duasını etmeden verir mi? Gönül yolu uyanlar,
mertebesi bir olanlar buluşur. Kuldan değil ALLAH’tan bekle; olsun, dileğini versin. YARATAN dilerse
oldurur, maniyi kaldırır. Neden ‘Acaba?’ dersin? Yufkanın oluşu hamurdan, hamurun oluşu un ile sudan. YM olunca, tarla
buğday verince; YM olur, hamur da yufka da senin düşündüğün de.
Tarla buğday vermiş, un olmuş; un ile su, hamur olmuş.
İş yufkaya kalmış, daha ne dilersin? ALLAH’tan ne istersin?
Olsun diye dile. Ham elin açılışına değil, olgun elin açışını
bekle. Ham el harcar, olgun el yerini buldurur. Benden günün kanısı, sizden ALLAH sevgisi. Yanılanın yanlış düşünenin
kaygısı. Dünyanın duruşu, sevgili kulun orucu makbuldür. Gün münasip, duman yok,
yumakta hiç düğüm yok. Yumak sararken kul hatasız olmaz. Gönül kırmazsan,
doğrudan şaşmazsan; affedilirsin. Mümin olmuşsun, yolu
bulmuşsun, REHBER almışsın; hata mı sorarsın? OMAR der ki: “ Sebep
olana ALLAH sundursun, kötülükten ayırsın.” GARİB, sen hoşsun. Sabır
yuvana selamet getirir. Sabır ettin, dumanı dağıttın, Buldun, mümin kul
oldun, SAMANYOLU’ndan nasip aldın. Yıldızlar kümesi, mümin kulun hazinesi.
Niyaza vakit ayırana, ahirete mükafatını hazırlar. ‘Günümüz hoş geçsin.’
diyen , gönülden uyana, ALLAH gününü nasip etsin. Dumanını dağıtan,
ALLAH'ını hasretle anan; koşar, niyazdan coşar, muradına erer. Okuduğun, yerini bulsun. ALLAH'ın kabulüdür, DEDE’nin makbulüdür
dualarınız. Anarsınız, okursunuz, YM olursunuz. Okumanın saati olsa, deyim.
Dileğine, gönülden uyduğuna göre okursun. Yamanın küçüğünü,
duanın büyüğünü kullan. Pantolona dikersin, deliğini kaparsın.
‘Duanın büyüğü hangisidir?’ diye sorana sözüm, ALLAH'ın ADI.
BÜYÜKLÜĞÜ’nü bilerek, VARLIĞI’nı duyarak okumaktır makbul olan. Gönül uyarsa, ALLAH'ı bilirse, yolunda giderse; elbet mertebe alır. Alın yazısı
toprak kazısına benzemez, ne olacağı bilinmez. Gönül KABE’dir, kulun ne
olduğu bilinmez. ALLAH’ına yakınsa, sevgisini kazanmışsa, günahın o
kadar aratır. Kulun mertebesi bilinmez kul tarafından. Gönlünü bilmezsin,
mertebesini göremezsin. Onun için mertebesi ne kadar yüksekse kırdığın
gönlün, günahın o kadar çok olur. Mümin kullara sözüm. Sana ona değil,
yazıyı okuyanlara. Geldik yol vermeye, eğriden döndürmeye; fal deyip hal söylemeye
değil. Sorar söyleriz, yolumuza alırız. Dualarımız cümle kullara olsun,
gayemiz ALLAH YOLU’na olsun. Günümüz, yumağımız, niyetimiz hep ALLAH diye coştuk. ADI anıldı,
cümleniz MEVLÂNA’yı dinlemeye koştu. Dinlemek, beni değil ALLAH'ın
ADI’nı. O'na koşarız, ADI’yla coşarız. ALLAH'ın kulları, yanık
gönülleri. Yakmasın dünya derdine, yaksın ALLAH AŞKI’na. ALLAH’ım
iğneyle vermez, acıyla vermez. Acıyı kul yaratır. Ölüm size acı gelir;
bilseniz, doğumdan tatlı gelir. Ben de fani idim. Alemimi değiştirmek, bana niyazımın mükafatı oldu.
Buldum, ALLAH’ımı buldurmayı vazife bildim. Düşünmek, ALLAH vergisi.
ALLAH'tan ganimet, kuldan gayret. Huyum suyum verdi bana, dünyadan nasip dedi.
Geldim yol aradım. Yanılmayın. Dünyaya geliş yolunu alış, ALLAH’tan.
Merdane oldum, hamurdan yoğurdum, yufka yaptım pişirdim. Duman
olmayan ateş yanmayan odun ateşi ALLAH ateşi değil fırında
pişirdim demeyin odun ateşi yanmadan pişer mi kul odun
ateşine düşer mi? Kulu pişiren, ALLAH’ımın ateşi,
gönlündeki ALLAH AŞKI. ‘Nice yol buldun da merdane oldun?’ derseniz,
ALLAH’ımın LÜTFU’na kurbanım. Nice AŞK’a düştüm, düştüğümü
bilmedim, düşerken görmedim. AŞK beni yaktı, suyumu aradım, deryadan
aktı. Ateşten düştüm deryaya, geldim nice bu dünyaya? Yaşadım,
yaşadığımı bilmedim; dünya gailesin kendime dert etmedim; gelenin
kimden, gidenin kime olduğunu bildim. Neden dert edeyim, benim olmayanı isteyim?
VERDİĞİ’ne şükredeyim, sevineyim; yeter bana. İyiyi-kötüyü ALLAH ayırır, biliriz. Kulun yumağını sararken, amade
olanı da olmayanı da görülür, görüldüğü kadar rütbe verilir. Rütbe, dünya
merdiveni; mertebe, ahiret merdiveni. Dünyada hazırlansın, ‘Geç.’ denmesin; an,
yeter. ‘Güç.’ denmesin, zan yeter; ‘ALLAH'ım.’ densin, niyet yeter; niyetini
açsın, diyet yeter, ALLAH sebep halk eder. ALLAH’ımın yarattığı, dünyada
halk ettiği cümle iyi olayın geleyin, adının-yerinin, sebebi hikmeti vardır. VAROLAN’ın VARLIĞI’nı ispat, kula yaraşmaz. Varlık, darlık getirmez.
Varlığı maddeyle ölçmeyin. Varlık ALLAH'tan gelen lütuf. ALLAH'ın LÜTFU’na
eren; darlık bilmez, olmayana demez, başkasından istemez. ‘ALLAH'ım.’ der
şükreder. Dumanın manisi, gönlün kanisi; dumanın girişi, gönlün dönüşü. Damanın
taşı döner durur, gah yenilir gah yener. Yenilen kuldur, taş
değil. Adamına göre oyun, yumağın sarılışına göre kul. Yanılan
yenilir. ‘Aman...’ diyen yener, oyundan çıkar. Hayat böyle. Yenmek-yenilmek,
yumağına sarmak, günahın varlığını bilmek; kulu eğitir.
‘İlle yeneyim.’ demez, hileye baş vurmaz. Dünya, böyle bir oyun.
YUVA’ya yol, YUNUS’un yumuşak yudumuna söz demeye geldim. MEVLÂNA'yım! Geldim, YUNUS’a dedim; YUVA YUVAMIZ, gönül yolumuz, GARİB dünyada
sözcümüz. Daktilo YUNUS’a gelmez, ÇAKIR’a el vermez. Şakayı severim, edenle ederim.
Yazmak istemeyen var mı? Olduğu, niyet ettiği gibidir. Niyetine mürüvveti uydu, ALLAH'ın ona
LÜTFU. GARİB’in mürüvveti değil mi? Ömürden durumu uygun,
yumuşak gönlü seçkin. Andığın, kulun aklına girer. ALLAH'tan gelene söz yok. Olayın olumuna
zararı yok. Adına gelenden, yolunu çizenden, şüphesi olmasın. ALLAH olayı
yoluna koyar, kulun önüne çıkarır. Olay kuldan değil. Şüphe
edilmesin, kula hata bilinmesin. Niyetini hazırladı, ALLAH'tan dilesin, hayır
beklesin. Hayrı oldurur, kul önüne kotarır. Olmuştan geçmişten söz boş, gelenden sözüm hoş. Meclisler
kuracağız, hep birlik olacağız, gönülden sunacağız. ‘Gelmem.’
desen yunarım, sana yoldan dilerim, geleceksin bilirim. Olacak-gelecek, hayır
sordu bulacak. Oldu, geliş hayırlı. Oldu erdi, nasibi ALLAH verdi. Münasip yolda olan, ahtan vahtan söz eden, dünyayı kara bilenden şikayetim
var size. Söyleyin ona, ne bekler, ne diler. Olanı, dünyanın yolunu, kime
şikayet eder? Gam etmesin, gam bulur. Gönlünü ferah tutsun, sözümü
doğru bilsin, ALLAH'ına şükretsin. Geçen gitti dönmez geri,
korkmasın. Üzüntü yaraşmaz, kulun yolunu açmaz, kul ALLAH’tan gelenden
kaçmaz.

YM ağa üzgün, yol düzgün. ‘Güğüm durgun.’ deme. ALLAH'ın YOLU’nda,
GANİ’nin kolunda. ‘Anında.’ dersen yanılırsın, sabır edersen bulursun.
Niyetin uygun, yudumun uygun, hareketin durgun. Yapraktan yumuşak güldür, gülün goncası kapalıdır. Kuşun gözü
goncada, yumuşak sözü gecede. Kuşun bülbül olduğunu söylemeye ne
hacet. Ağacın yaprağı ile yumağını merak etme. Olur düzelir.
ALLAH'tan İZİN gelince. Kulun elinden ne gelir? ‘Gülden geçsin,
bülbül geceyi seçsin.’ dersen faydasız. Satılık olana, yumağı mağmum sarana, sonunda yolunu çevirine sunmak
dilesek; bilmez, gönlü yolumuza uymaz. ALLAH niyetini çevirir, iyi niyet te
kötü niyet te yerine varır. Çocuğun gayesi çocuk. ‘Eğri ile doğruyu anlatmak gerek.’ deme.
Anlattım, anlattığını gördüm. Çocuk yolun, çocuk yolcusu. Anlattığın
günü gelende, aklı erende, anmak, yolunu bulmak diler. Dileğince bulur,
hayırlı kul olur. Arkadaş seçse ona uymaya uymaktan kaçsa, olur tez.
Dünyanın tadı, evladın adı; babayı yaşatır. Anmak gerek YÜCE’yi. Sıkılmak boş, uymak gerek. ALLAH'ım, dünyanın kulu
kadar dert var dünyada. Olunca, kul dünyayı bilince neden üzüntü çeker? Gittiyse
‘EYVALLAH.’ der. Sizin gibi geldim, öyle döndüm; gönlümü YUĞAN’ı aradım,
buldum yundum, öyle döndüm. Siz benden iyi geldiniz, aramadan buldunuz. Demek
ki, ALLAH'ın sevgili kullarısınız. Ya öyle olunca, EN BÜYÜK’ün LÜTFU’na erince;
dünya derdine ne kapılırsınız, sizin mi ki tamah edersiniz? ALLAH’ımın
EMRİ’dir. DER; “ÇALIŞ KULUM VEREYİM.” Verir-alır, senin hayır
yönüne çevirir. Yolu bilen O, yürüyen sen. Dünyanın tadına, YUVA’nın adına söz
yok. ‘Gül müsün, gonca mısın, YUNUS’a hoca mısın?’ dediler, dünyada sordular. Gül
olsam, güle hoca gerekme. Yunusa hoca olmak, denizde dalga saymaya benzer.
YUNUS’tan yol dilemek, yazın ateşinde denize girmektir. Goncaydı dersini
aldı, güldü açtı, manayı seçti, niyetini yolda buldu, niyazını diledi, ‘Olsa.’
diye bekledi, beklemeye ne hacet elinde buldu. Amade YUVA’dayız, mümin kulların gönlündeyiz. Anmak diledim. Anmak, YUVA’ya
müjde vermek, kuluna gönlünü açmak, vazifemiz. Duacıyız, YARDIMCI’yız,
sözcüyüz. Dilediniz, ALLAH’tan EMİR aldık, kulağına söyledik, hayır
olanı bildirdik, ‘Okunsun.’ dedik. Niyeti uygun, gönlü yatkın olsun, doğru
yolu bulsun, mümin kul olsun. Kısa deyim, RUH’u ve bedeni doğruluktan
şaşmasın. Dilediniz, YM olunca, ALLAH'tan EMİR gelince; dualar
olur, yerini bulur.
NURU’nu almak, İZNİ’nden vermek gerek YÜCE ALLAH’ımın. Deme ‘NUR’u
yok mu?’ Yumuşak olanın, yolunu bilenin; NUR’unu yüzünde görürsün. İZİN geldikte, ALLAH verdikte, yazmak kolay. Olmuşu unut. YM.
gün münasip. Yumuşak niyet kur, yardım gör. Yüzü NUR’dan, gönlü kardan,
ULU’su PİR’den çocuk. GANİ’nin. YUNUS’un mümin yüzlü anası.
Yumuşak yol niyet etti, YUVA’yı buldu, YUVA’da NUR gördü. Ummak, yolunu bulmak; kulu yumuşak eder. Yavrunun rüyası güzel. Bilmez,
sırrını çözmez. NUR’unu görenin, yolu düşer. Çocuk yumuşak gönülle
görür. Anında olmaz, yol verir bilmez. ULU kişiler korur yavruyu.
Niyazınız ALLAH KATI’na varır, nidası çocuk kulağına gelir. Sevinin,
duanızın kabul cevabıdır. Çocukla gördüğü kişi YUNUS’un anası,
yumuşak niyazı. Güzel yol gördü, ‘Gönlü kar.’ dedi, yanına vardı, onu
sevdi, çocuk genişletti. Nimetin ALLAH’ımdan verilişi, ezanın minareden okunuş,
almaktan-vermekten geçmeyi bilişi, kulun gönlü, yönüne koyar. Yardım
görene ne mutlu, yardım edene ne mutlu. Mutlu ki, NUR’lu kula niyazını
bildirir, yolunu gösterir. Ölümden korkanın, suçunu işleyenin duası geç kamasın ki; içine korku
düşmesin. Düğünden söz edelim. Yarın gece duamız secdemiz, g ile
ibadetimiz bol olsun, ALLAH nasip etsin. Dileyen gelsin, YM olsun. Yarın
semadan inmişse MELEKLER, ALLAH'a bildirilmişse dilekler, YUVA’ya
gelen cümle misafirler, alemden gelenler, dualarınıza dualarını eklerler. Senin benim değil, ALLAH’ımın. O'nun YOLU’na açtın, yalandan kaçtın.
YUVAMIZ yumuşak gönlümüzü ALLAH’ımın kullarına açtık. Miyarının YM olduğu, yüzünün NUR’undan görülür. Namert kula cezası tez
verilir. Dumanın dağınık. Anmak gelir içinden anarsın, yanındayım bilmezsin.
GARİB’in yoluna bağlısın, olumun öyle. GANİ’den sorduğun
olur, ‘Yuvanın nasibi açılır.’ der. ‘ALLAH'ım oldurur.’ derim. Hayır yoluna dua edin. YAZAN bozar, güzel gün gösterir. Yanılmayın
şaşmayın, gönle duman koymayın, düşmezsiniz. Üzmeyin üzülmeyin,
kaderden bahsetmeyin. Şeytana ortak olmayın. Kötü diyen bulur, iyi diyen
görür. Günün dengi bir olmaz, günü güne uymaz. Sevindiğinde şükür, üzgün
günde hamd. Hamd ki, daha kötü değil. ‘Dert demeyen?’ dersin, derdini
dökersin. Kime? Kul sana ne etsin? ALLAH'a et ki, derdinin dermanını versin,
maniyi kaldırsın, maniye yol açsın. Yürü
açıldı yolun, boşuna sallama kolun, ALLAH doldurdu elin.
GARİB’ine derdine, gülsün MELEKLER niyetine. Gelsin naneyi alsın,
sunduğum yazıyı koysun. Anmak, yol bulmak dilerler, nasibini sorana söz
isterler. Nimeti, GARİB bildi. Nasibini alsın, ALLAH İZİN
verirse olsun. GARİB’in niyeti, büyüğe hürmeti, GM edir. ALLAH'ım yolumuz
bağlaştı, ağızdan anınca köprümüz ağırlaştı.

O'ndan olmuş, YUVA’ya gelmiş, yürümeyi, olumu, NUR’uyla
yoğrulmuş. Cümlenizden aldım selam. Olmuş dünya; olanı-EREN’i
ahireti bileni, SAHİBİ’ni seveni sinesine almış, ALLAH’ımın
nimeti ile bezenmiş. Duman SANA yaraşmaz, SEN’den olan karışmaz.
Cümleye selam ALLAH'ım.
Danıştım (YÜCE’ye);
‘Niymetin verilişi kulların uygun işi, neden uymaz gidişi?’
YÜCE’den aldım hitap, dendi “VERDİM KİTAP.” Daha sormak yetmez mi,
KUR’AN kulu eğitmez mi? Olay budur. Sorunun cevabıdır. KUR’AN okunur
gönüle göre yola konulur, ALLAH’ım EMRİ’nden çıkılır. Ayak yürür, gönül
sürür, ayak yolunu niyete uydurur. Niyet bağa bahçeye ise, gidilir, niyet
uçuruma ise? Yolunu bilene değil, ‘Ham kulu.’ diyene derim. ‘Çok yol
bilirim, ALLAH'ı anarım.’ diyen, kendini ulu gören yanılır, uçuruma adım
atılır. Kul mertebesini bilmez, ALLAH'ım EMRİ’nden çıkmaz. Gününden gelen, ‘Su, mübarek.’ diyen. Meclisimiz kuruldu, sevgilerimiz duruldu,
gönüller hep bir oldu. Ne mutlu meclise gelenlere, geceyi bilenlere. Olaya akıl
takma, kendi üstüne alma. Yumuşak yolumuz, pak oldu gönüllerimiz. Duman
koymayız, koyana izin vermeyiz. Dünya işi olur, yola girer, ahirette ULU
kişi kola girer. Geldik, söz dedik, mümin kulları seçtik. Duman koymayın,
korku duymayın. Fani değiliz yanılalım, önce seçelim, sonra bırakalım.
Gönülleri görürüz ölçüleri veririz, öyle kola gireriz. ‘Öyle mi, böyle mi?’
deyip korku almayın, dünya derdine alev koymayın. Ne olsa geçer, MEVLÂ’m
suyundan içeni seçer. Mübarek geceyi övmeye geldim. Geldiniz, ‘DEDE’m.’ dediniz, RUH’umu deryalara
saldınız. Huzur verdiniz. Gelenden dinleyenden, ‘DEDE’m.’ deyip dua edenden
ALLAH'ım yüzbinlerce defa RAZI olsun, dünyada nasip, ahirette mertebe alsın.
Dualarım sizlere, cümle yaratılmışlara. Olduğum günden geldiğim
güne, yaşadığım gecelerin en güzeline ‘Bu gecedir.’ desem
şaşmayın. ALLAH’ımın “ALMAK-VERMEK, YM. OLMAK.” DEDİĞİ
gecedir. Bu gece sevabı alırsın, günahı silkersin; olursun, bilirsin, bu gece
erersin. Olmuşun gelmişin, yumuşak yol bilmişin. Andığım cümle kulların; namazdan-yudumdan daha münasip eden gönüldür.
Namazı kılarsın, yükünü atarsın; bilinmez ödeyemezsin. Gönül yoluna, mümin
kuluna, ALLAH’ımın YÜCELİĞİ’ne; hepsi silinir, mertebe alınır.
Gönül gönüle uysa, gönüller hoş tutulsa, sevabı büyük. ALLAH’ımın yapısı,
kulun gönlü KABE yapısı. KABE’yi tavaf mümkün ise, ne mutlu gidene; değilse,
ne mutlu gönül kırmadan yaşayana. Her gönül ALLAH yapısı, ayrılmaz kulun.
OMAR der ki: “ ‘Yaratılan.’ densin ayrılmasın, ömürde olan gönülden geçen
konuşulmasın.” Gönül kula değil ALLAH'a açıktır. Kulun kula sözü yok,
ÖZ’ünü bilmeyene sözü yok. Madem bilmezsin deme, ALLAH'ın İŞİ’ne
karışma. Söz cümleye. Dumansız gönüller, adağını bekler, ALLAH'tan
diler. ‘Olsun.’ deriz duacıyız. Ayağı nurlu, münasip yollu YUNUS gelir,
duaya duası ile katılır: ALLAH'ım! Güzel ayın bu güzel gecesi, MELEKLER’in hecesi, yuvaların bacası buram-buram
tütsün. Dünya kullarını doğru yola çevirsin; danışanı görsün, duasına
duasını eklesin. AMİN. Gecenin uzunu, gündüzün yüzünü aydınlasın. ‘Gece
gündüzü aydınlatır mı?’ deme. Gece öyle gecedir ki; yılını aydınlatır,
kulunu yolunu aydınlatır. Geldim suyumdan verdim, gönülleri güzel gördüm. ‘Görmesen gelir misin, bize söz
verir misin?’ derseniz size deyim; gelirdim, görürdüm, yudum verirdim, alırsa
kalırdım. Uymayan duymayan, ‘ALLAH'ım.’ deyip yanmayan suyu ne yapsın? Yanmaz
ki su dilesin. Onun için dönerdim, yuvayı YUVA yapmazdım, meclis kurup pak
gönüllere su vermezdim. Sorarsın ‘Yalnız bize mi?’ Değil. Niyaz eden her
kula, ALLAH’ımın EMRİ ile giderim, yol veririm. Yalnız YUVAMI burada
kurarım. Öyle ya, kalabalığına göre nasip verir ALLAH'ım. Sunduğumuzu
dileyen, dileyip bekleyen. YM gidelim. YUNUS’la geldik, yol dileyene verdik.
YUNUS’um der ki: “ YUVA’da bana da yer göster.” Güldürsün ALLAH. Cemaat
genişler, gönüller dolar. Dünya hanesi ne yapalım, bize ALLAH'ın KABE’si
lazım. YM gönüller alır, cümleniz gelir. Andık sevindik, selam aldık götürdük
cümlesine. Biz geldik bu geceye. Geceniz, niyazınız bol olsun, ALLAH'ım kabul esin. (Resim verilir:
HAZRETİ MUHAMMED ve kızı HAZRETİ FATIMA.)
Memnun niyaz ederiz. Geldik niyet ettik; YUVA’nın yolu, yolun kulunu mahzun
gördük. Mümin olan, beni bilen, ‘Gelse yuvama demez’, geldiğimden
şüphe etmez. Gönül yolu uydu, mümin kulu duydu mu; ULU’su gelir, olayı
görür. Mor dağın aşımı, mavi suyun geçimi zor gelmez; deme ‘Uzak, yol
vermez.’ Duan kötüyü koymaz. Uyma, duyma, ‘Gine...’ deme. Olur-geçer, kuldur
içer, suyunu seçer. Dünya kulu yanıltır. Sözünü yuvanın olumuna bırak. Dünya kulu, misafir yolu sevilir. ALLAH'tan dilenir, GÜL’den niyet sorulur.
SAHABELER duacı, YUVA’ya gelen hacı. Yumuşak yoldan geldi, YUVA’yı
‘Uygun.’ dedi. ‘YM olmuyor.’ diyen yanılıp sözü anında ÖZ’den suyunu alsın,
verileni bilsin. YUNUS'um der ki: “ CAN’ım YUNUS’tan geçse, CANAN’ı CAN’ımdan
içeri itse; olmaz almaz, dünya kulu bilmez, ömrü yetmez. ‘Nokta.’ desem
değil.” ‘ALLAH’ıma kavuştum, muradıma eriştim, mümin kula
yetiştim.’ dersin. Merakınız münasip. Manayı bilmek, dünya kuluna ahiretin
sırrına ermek hoş gelir. Bilir misiniz ki, ALLAH lazım geldiği kadar
bildirir. Ne daha öteye götürür, ne gördüğü yerde bırakır. ALLAH’ım
dileyince isteyince gösterir. ALLAH'ım kendi dilerse gösterir, kul
dileğince değil. Dileyene bakma. YM, mana münasip. Yalnız ömür
bitende görülür, bu alemin sırrına erilir. (Resim verilir:
HAZRETİ MEVLÂNA kızı, PRENS
SELAHATTİN.) Ben, yavrum ve mesut günün sabahı namaz kıldıran şeyhin yolu, Prensin
kolu. Yavrum namazda, Prensim niyazda. Namazı kılan, yavrum. Kızım. Yanındaki,
PRENS SELAHATTİN. O gün geçti, beden göçtü, muradı seçti; günü geldi, kulu gördü. ALLAH'ım
İZİN verdi; anında dileyene, ‘ALLAH'ım.’ diyene, DEDE el verdi. DEDE
oldum geldim, yolumu verdim. Mümin kul gördüm, gönülden sevindim. ‘Cemaat?’
dersiniz, sorarsınız. Gitmek-gelmek zor değil. Gönülden geçende, ‘El
verdim.’ diyende; orada-burada oluruz. Gece olsa, gündüz duysa; cümleye
hoş gelir, ALLAH ADI anılır. ALLAH'ım ADI’na gönül verdim, kula dedim;
‘Bir ADI mı, dünya tadı mı bağlar kendini?’ ALLAH’ımın yarattığı, dünyada yaşattığı, yüzden yüze
baktığı, her kuluna NURU’ndan kattığı görülür; İNCE HESABI’na
akıl takılır, AŞK öyle başlar. Başlar, kulu haşlar.
Haşlanan kul yanmaz, dünya malına dönmez, duman gönlüne koymaz. Ne
YÜCE’dir ALLAH'ım, yol incedir ALLAH'ım. Kuvvetin verilir, ince yoldan geçilir,
köprü kurduk aşılır. YM oldu. Dileyene yazarız, ‘Münasip oldu.’ deriz.
Dilemez misin, münasip olana sormaz mısın? YUVA’nın yumuşak kuluna,
ağacın sunduğu suyuna. ‘Ağaç suyundan sunar mı?’ demeyin, yanılmayın.
Yaprağına su verir, canını sudan alır. Kağıt çok, vakit dar. Dilekten söz dersin, ALLAH ne der bilirsin. Vakit
saat gelende, ALLAH yolu açanda, dileğin münasip yol bulanda olur,
dünyanın dönüşüne uyar. SAMANYOLU kümesi, muratların yücesi; yolunun
açılması, parlak geceye rastlar.
|