![]() Nimet gayretten değil, nasipten gelir. ![]() Yudum dünyanın, nimet dünyanın. ![]() Nimetini her kul bir elden alır, bazı kul dilden alır. ![]() Nimetten ziyade kısmet niyetine uysa daha iyi olur sanma, ALLAH’ımın VERDİĞİ, hepsinden hayırlıdır. ![]() nimet topraktan alınır. ![]() Nimet ayağınızda, kısmet elinizde, nasihat kulağınızda. ![]() ALLAH’ım, dünyayı gör diye yarattı. Görmeye değer olmasa göz vermezdi. ALLAH’ımın verdiği her nimeti, candan kabul edip YM değerlendirmeye bakınız. ![]() Eskiye değil, yeniye gideriz. Mevsimi gününde yaşarız. Nimetini yedikçe ‘Şükür’ deriz. ![]() Nimet kula dünya malı gibi gelir. Halbuki en büyük nimet YÜCE’den gelen HİKMET’tir. ![]() Nimet, verilendir. Mümin olan, her verilene ‘Şükür’ der, daha az alanı düşünür. Daha çok alana baktın mı, huzurun kaçar. ![]() Kuyuya vardım, derince; nimeti aldım, verince; mümin kul gördüm, gönlümce; sohbet ettim, dilimce. ![]() HAZRETİ OMAR der ki: “Yanımda kul varsa, yanık. Bil ki öyle kul, mideden kanık. Mideye nimet gerek.” ![]() Dağın yücesine kar düşer, cücesine düşeni gördün mü? Nimetin verilişi de öyledir. Ölçüsü elde olsa, kul ‘Önce bana, sonra sana’ der. ‘ALLAH’ım, ayırmaz kayırmaz’ derseniz; hani ölçü, sen ne ile ölçersin? Madde sorarsın. Madde dahi, kiminde nakit, kiminde arsa, kiminde han-hamam. Zenginin varlığı, fakirin darlığı nedir acaba? Gönüldeki zenginlik, kulca aranır mı? Onun için ölçüyü düşünmeyin, ‘ALLAH’ımdan her şeyin ölçüsü’ deyin. ![]() Karınca yalnız yerden alır, kendi kilerini doldurur. Arı, daha önce verdim; cümleye çalışır, cümleden toplar, ALLAH’ımın verdiği her nimetten toplar. ![]() CAN ile CANAN bir oldukta, CANLAR buluşur. Nimet verildikte, kıymetini bölenin CANAN’a şükrü bol olur. Ne var ki; nimet her an verilmekte, kul nimetin içinde yoğrulmakta. Bir şükürle, vergiye kanar mısın? YUNUS ![]() NİYAZİ der ki: “Deryanın balığında, HAK kulu kılığındadır. Nimet, nasibin ölçüsündendir; nasip, her günün katkısındadır...” ![]() Yemeyi dileyelim, yemesek bile dileyene sunalım. ALLAH’ım bunca nimetleri ile kainatı donatmış, ‘Seven yesin, sevmeyen aç kalsın’ demiş mi? Seven-sevmeyen, kendi ayırmış. Kul ayırdı ise, HAKK’a ne söz kalmış. ![]() Nimetinin verilişinde, ‘VEREN’in HİKMETİ’nden’ dersiniz. Her verdiği HİKMETİ’nden değil mi? Kuşun ötüşünde, arının katışında, ne görülür? Suyun akışında, ne duyulur? ![]() Nimet dünya nasibi. Kumun götürdüğü, selin getirdiğidir. ![]() Nimet odur ki; O’ndan isteyesin, verdiğinde O’nun diye bilesin. ![]() Nimet aranan yerde, kıymet bilinmez. ‘Neden?’ denir. Nimet her verilendir, aranmaz. Ararsa da, verilenden fazlası bulunmaz. ![]() Nimet dünyaya geliştir, ziynet dünyayı biliştir, kıymet dünyada oluştur, dünyayı buluştur, dünyada uyuştur, öylece dönüştür. ![]() Yoğun nimet; ne korun çoğu, ne karın kıtlığıdır. ![]() 'Nimet nerde başlar nerde biter?' dersen; sevilende başlar, silinende biter. ![]() Nimet yolda, yumuşak halde gelişir, yaprak çiçek ile söyleşir, dolu olan boş ile dertleşir. ![]() Anını bilen her kul, gelen ana erişir, öylece ömür birbirine ekleşir; her ekleşme birbirini tamamlar. Nimet odur ki; kendini bilesin, kulluğun ile övünesin. ![]() VELED sözü aldı: "Döne-döne buldum SENİ, 'Kandım!' diye bildim SENİ. AŞK ile yanmadan, yanıp kül olmadan, kul olunmazmış; mihnetine düşmeden, nimeti bilinmezmiş..." ![]() "Attığın her adıma sevginden katasın, zengin-fakir demeden gidenin elinden tutasın! Nimetine erenlerin, nasibini görenlerin, bilgesini soranların; eli-eteği GÜL'dedir, deryaya geldi ise saldadır, verdiğimiz her satır gönüldedir." dedi, NİYAZİ |