Nimet
4
Nimet gayretten değil, nasipten gelir.

26
Yudum dünyanın, nimet dünyanın.

16
Nimetini her kul bir elden alır, bazı kul dilden alır.

24
Nimetten ziyade kısmet niyetine uysa
daha iyi olur sanma,
ALLAH’ımın VERDİĞİ, hepsinden hayırlıdır.

29
nimet topraktan alınır.

14
Nimet ayağınızda,
kısmet elinizde,
nasihat kulağınızda.

18-2
ALLAH’ım, dünyayı gör diye yarattı.
Görmeye değer olmasa göz vermezdi.
ALLAH’ımın verdiği her nimeti,
candan kabul edip YM değerlendirmeye bakınız.

17
Eskiye değil, yeniye gideriz.
Mevsimi gününde yaşarız.
Nimetini yedikçe ‘Şükür’ deriz.

6
Nimet kula dünya malı gibi gelir.
Halbuki en büyük nimet
YÜCE’den gelen HİKMET’tir.

19
Nimet, verilendir.
Mümin olan, her verilene ‘Şükür’ der,
daha az alanı düşünür.
Daha çok alana baktın mı, huzurun kaçar.

28
Kuyuya vardım, derince;
nimeti aldım, verince;
mümin kul gördüm, gönlümce;
sohbet ettim, dilimce.

28
HAZRETİ OMAR der ki:
“Yanımda kul varsa, yanık.
Bil ki öyle kul, mideden kanık.
Mideye nimet gerek.”

6
Dağın yücesine kar düşer,
cücesine düşeni gördün mü?
Nimetin verilişi de öyledir.
Ölçüsü elde olsa,
kul ‘Önce bana, sonra sana’ der.
‘ALLAH’ım, ayırmaz kayırmaz’ derseniz;
hani ölçü, sen ne ile ölçersin?
Madde sorarsın.
Madde dahi, kiminde nakit,
kiminde arsa, kiminde han-hamam.
Zenginin varlığı, fakirin darlığı nedir acaba?
Gönüldeki zenginlik, kulca aranır mı?
Onun için ölçüyü düşünmeyin,
‘ALLAH’ımdan her şeyin ölçüsü’ deyin.

22
Karınca yalnız yerden alır,
kendi kilerini doldurur.
Arı, daha önce verdim;
cümleye çalışır, cümleden toplar,
ALLAH’ımın verdiği her nimetten toplar.

21
CAN ile CANAN bir oldukta,
CANLAR buluşur.
Nimet verildikte,
kıymetini bölenin CANAN’a şükrü bol olur.
Ne var ki; nimet her an verilmekte,
kul nimetin içinde yoğrulmakta.
Bir şükürle, vergiye kanar mısın?
YUNUS

1 aralık
NİYAZİ der ki:
“Deryanın balığında, HAK kulu kılığındadır.
Nimet, nasibin ölçüsündendir;
nasip, her günün katkısındadır...”

18
Yemeyi dileyelim,
yemesek bile dileyene sunalım.
ALLAH’ım bunca nimetleri ile kainatı donatmış,
‘Seven yesin, sevmeyen aç kalsın’ demiş mi? Seven-sevmeyen, kendi ayırmış.
Kul ayırdı ise, HAKK’a ne söz kalmış.

25
Nimetinin verilişinde,
‘VEREN’in HİKMETİ’nden’ dersiniz.
Her verdiği HİKMETİ’nden değil mi?
Kuşun ötüşünde, arının katışında, ne görülür?
Suyun akışında, ne duyulur?

19
Nimet dünya nasibi.
Kumun götürdüğü, selin getirdiğidir.

30
 Nimet odur ki;
O’ndan isteyesin,
verdiğinde O’nun diye bilesin.

10
Nimet aranan yerde, kıymet bilinmez.
‘Neden?’ denir.
Nimet her verilendir, aranmaz.
Ararsa da, verilenden fazlası bulunmaz.

11
Nimet dünyaya geliştir, ziynet dünyayı biliştir,
kıymet dünyada oluştur, dünyayı buluştur,
dünyada uyuştur, öylece dönüştür.

21
Yoğun nimet;
ne korun çoğu, ne karın kıtlığıdır.

8-1
'Nimet nerde başlar nerde biter?' dersen;
sevilende başlar, silinende biter.

20
Nimet yolda, yumuşak halde gelişir,
yaprak çiçek ile söyleşir,
dolu olan boş ile dertleşir.

8
Anını bilen her kul, gelen ana erişir,
öylece ömür birbirine ekleşir;
her ekleşme birbirini tamamlar.
Nimet odur ki;
kendini bilesin, kulluğun ile övünesin.

13
VELED sözü aldı:
"Döne-döne buldum SENİ,
'Kandım!' diye bildim SENİ.
AŞK ile yanmadan, yanıp kül olmadan,
kul olunmazmış;
mihnetine düşmeden,
nimeti bilinmezmiş..."

12
"Attığın her adıma sevginden katasın,
zengin-fakir demeden gidenin elinden tutasın!
Nimetine erenlerin, nasibini görenlerin,
bilgesini soranların;
eli-eteği GÜL'dedir, deryaya geldi ise saldadır,
verdiğimiz her satır gönüldedir."
dedi, NİYAZİ