Zaman
18
‘Aman.’ demedik, zaman bilmedik

25
ALLAH’ım bile vakti ayırmış,
kula beş vakti bölmüş.

11
Her şeyin zamanı,
her olayın mekanı vardır.

24
Zaman, kulun ölçüsü olmalı,
 cümleye uymalı,
söz edeni duymamalı.

4
Zaman bize andır.

25
Az zaman yumağın,
çok zaman RUH’undur.

9 mayıs
ALLAH’ımın Sözcüsü, zamanı vermiş,
“Zamana uyulsun.” demiş.
Kulun kaygusu neymiş?
Günde devletine uyulur.
Kanun emrine,
kulun uyması gereklidir.

6
Zaman ve mekan,
ölçülerimiz içinde değildir.

15
Zaman benden geçmez,
ben zamanı geçtim,
günümü dünyada seçtim.
 O’nu bilişte, dünyadan göçtüm.
 O’nu buluşta, doğuşu bildim.

8-2
Saman su yüzüne,
 zaman kul yönüne gereklidir.

11-1
Zaman kulunun ölçüsüdür.

aralık
Zamanın değeri sizdedir.

7
Zaman sendedir.

15
Zamanın birimleri, bedende ölçülür.
Zamansızlık içinde olanın günü gecesi birdir.

6 eylül
 Zaman dursa ak ile kara silinir.
PİR SULTAN ABDAL

19
Makam, mekan, zaman.
Çoğu çıkarırsan AN’da buluşursun.

“Kapak olsam sahana,
 çuval olsam samana, yolda uysam zamana.”
dedi, YUNUS’um
“Kapak örtendir, saman dürten, zaman üreten.
Öyle ise, olayları örtücü, aklımızı dürtücü,
zamanımızı üretici olarak kullanalım.

27
Varlığım VAREDEN ile zamandadır,
zamanı silinceye kadar mekandadır.
HACI BAYRAM


Yaratılan her an, her gün, gerçektir.
 Zaman, senin mefhumundur.

29
Yunalım dedik aynı deryaya girdik,
birbirimize sorduk;
‘Nerden? Nerde? Nereye?’
Kimi dedi, dereye;
kimi dedi,
YEMEN’den zamandan aldık,
zamanı ÖZ’de sildik.
BİR geldik, BİR kaldık,
BİR’e talib olduk.

18
Her bağda düğüm olur,
her dalda yaprak verir,
BÜTÜN’de kul düğünü görür;
durmayan zaman içinde,
kayıt cümle için çalışır.

15
EYYÜB’üm sözü aldı:
“Geldiğimiz YEMEN’den,
verdiğimiz zamandan
(‘ZAMAN’ vakit mi,
yoksa başka bir manası mı var?)

Gayrete verdik,
DOST haline büründük,
yargıya düşeni ‘ALLAH’ım AFFETSİN.’ dedik.
Zaman; günün hükmüdür.
Zamanın yöneticisi,
kainatın HAKİMİ’dir.
Öyle ise,
yargı O’ndan,
sorgu O’ndan,
sergi O’ndan!

25-1
“İpi gerdim ağaca,
dallarını incitmeden.
‘Nerden gelir?’ dediler,
yerimi günde sordular.
YEMEN’den dediysem,
zamandan çıktığımdandır.
Zamanda, RESULÜ ile
yoldaş arkadaş haldaş olduk,
kolayda zorda birbirimizi bulduk;
birimiz erken,
birimiz gülken döndük,
gerçeğin aynasına halimizce baktık.”
dedi, HAMZA DOST

12
Zamanı sildiğin anda,
ebediyet zanda kalır.

13
“...Zamanda, dün bugün yoktur;
şu an, yaşadığın haldir.”
dedi, VEYSEL’im

19
“Zaman;
seni sana bildirir,
beni sana buldurur,
AŞK bağına girdikte
bardağına KEVSER ŞARABI doldurur.”
dedi, HAMZA DOST

24
“ALTI ATLI bir köprüye girdiler,
her biri öbürüne sora-sora yürüdüler.
 ‘YEMEN’den mi, zamandan mı;
mekandan mı, makamdan mı;
el halinden mi, GÜL dilinden mi?..
YEMEN’den cümlemiz alırız,
zamanda az kalırız;
mekandan gerçeği,
makamda en güzeli görürüz;
hal ile verir, GÜL ile devrimizi buluruz.”
dediler, her biri hedefleri olan yola girdiler.”
dedi, MERYEM sözden aldığını
 ÖZ’den getirdi, selamladı.

25
dostlukta zaman, sevgi ile kararlıdır.
VEYSEL

31
HAMZA DOST
sözünün tartısını cümlenize serdi:
“Dört duvar bir mekandır,
dört hal de bir makamdır,
dört GÜL de bir zamandır,
MUHAMMED
hem evvel hem son zamandır...”

28-2
Dikeni var diye, gül asla çirkin değildir!
Zaman, mekanı bağlar;
bağlanan her olaya, cümleniz güler.

9
“Şeker yedik tatlıca, adı söylenir kutluca.
Saymayı, destan ile öğrenemezsin;
sevmeyi, kırdığın daldan bulamazsın;
 ‘Gel!’ dediysen cümleye,
asla hizmetinden kalamazsın.”
dedi, SEYYİT OMAR sözü aldı:
“DOST olan her kulu kapımda buldum,
RABB’imin RAHMETİ ile doldum,
 bildiğim her konuda bilmediğim yerde kaldım, Aydan-yıldızdan günümü sordum.
‘Her biri, bin bir yıl.’ dediler.
Öğrendim ki;
Ay ile yıldızlarda bin bir yıl bir an imiş,
aradaki mesafe kul için sadece zan imiş.
Ben zamanı bilmezsem;
doyduğum yalan mıdır,
 duyduğum dolan mıdır?
Her konutun hükmünü sürdürdüğü,
noktadan-noktaya
çemberi sardırdığı hakikattir.
Bilmek-uymak, uyan ile duymak;
hakikatin andını yeniler.”
dedi, SEYYİT OMAR selamladı.