VEYSEL KARANİ der ki: “O’ndan gelsin, varsın beni kahretsin.”
“Çarşıya çarşıt, yedeğe karşıt aranmaz, sergiye her dile
gelen konmaz, kuyuya yaban ördeği atılmaz. ‘Çarşıdan fistan alayım,
yedekte olana vereyim.’ desen, hak yerini bulmuş olur musun?
Vereceğini kendine denk görür müsün? Aldığını kendi sırtına da vurabilir
misin?” dedi, VEYSEL KARANİ söze girdi: “Gölgeyi yedekte olan için
düşünmedim, hata ile yoğrulmadım, yamalı fistana sarmadım. Kayguya ne
hacet sizlere? VEYSEL adım, hudutsuz AŞK’ıma yol aradım, hak olandan
ayrılmadım. Yürüdüğüm yol, ordan oldu, sizlerde de onu gördüm, ‘Yolum
uğrağı olsun.’ dedim. Geliş gönülle de olur.”

Yolumuz cümlenize. Yedekte olalım diyen, geceden gelen, yolcuya yolunu veren,
VEYSEL KARANİ. “Yolumuz açık.” dedi. “Selamları aldık, getirenden gönderenden ALLAH’ım RAZI olsun dedik. Gönüller ile
alırız, yolunda savaşırız. ‘Yemeden yedim, giymeden örttüm.’ diyene
şaşarız. ‘Gamsız dünya, yerinde olur.’ diyene de ki; ‘Her gün baklava
yesen, yerinde midir? Acı yemeden, tatlıyı bilemezsin; karanlığı görmeden,
güneşe bakmazsın; acımayı bilmeden, sevmeyi öğrenemezsin. Onun için
her olayda dolay aranmasın. MERKEZ’in sözü misali, olduğu gibi kalsın,
ALLAH’ım cümlenizden razı olsun.”

"Döne döne geliriz, ağacı öteden görürüz,
'Selam.' deyip söz alırız." dedi, (VEYSEL KARANİ hazretleri?) EYVALLAH. Aydın günde aydın söz,
güzel ÖZ'de tatlı söz. "VEYSEL dedik geldik, sağ ile solda ayna gördük; sahibi olanın, 'VEYSEL.'
diye ananın selamını aldık. ALLAH'ım RAZI olsun, üç vakit adın anılsın. 'Üç
vakit, nedir?' denir. Sabah, ikindi, gecenin ikinci yarısına geçiş. 'Üç
vaktin, şeref nedir?' dendi. Sabah, aydın gün; ikindi, olgun gün. Gecenin
ikinci yarısı; siyah ile beyazın birliği, cümlenin bağlılığı,
kainatın BİR'liği, BİR'liğin dirliği, uyuyanın
uyanışı, HAK ADI'na dayanışı. Selamını verenin, niyazı şu olsun
üç vakitte: 'ALLAH'ım. BİR'liği bildim, zorluğu yendim. Dirlik
bulayım, bulduğum an olayım.' Olacağın
yazılı, BİR'lik. Zorluk aşıldı, dirlikte duruldu. Elbet geçilecek. El
elde, niyaz dilde gönülde. Gün dönümünde bulunacak. Vakit, yeniye yol açar.
'Çağırılana uyayım mı?' dersin. 'Uymayı niyete koy.' derim. (Bir can ekler: 'Çünkü kul ancak
niyet kurabilir. Niyeti olduracak ALLAH'tır.') EYVALLAH. Olacağın
açığı görülür, dilenen ayağında toz verir, beklenen gelir. 'Sahibiyiz
niyetin.' dersek, 'Elinde var mı?' derim."

"Ayağım çamurludur,
hava pek yağmurludur." dedi, VEYSEL KARANİ, destan diyene,
mestini gösterdi: "Oluştan gelişten, kainata bakıştan; açık aldık açık verdik,
yıldızları düğüm dedik. Hayır. Düğme dediler. Semayı öyle süsledik.
Güler misin, ağlar mısın, göreni görmiyeni eğler misin? Kimine
düğüm, kimine düğme gösteren ALLAH'ım; gönülleri öylece yıkar mısın,
yoksa ateşinle yakar mısın?" dedi, VEYSEL yürüdü. Her var olanın
gönlünü, gönlünde bildi.

"Keramet değil, yayın yolu açıktır. Demde söyledik, demde eyledik.
'Gelişen.' dedik, sohbete katıldık. Güzelin güzelini bulurlar, uyumlu
karara varırlar." dedi, VEYSEL sözü aldı: (VEYSEL KARANİ?)
EYVALLAH KARANİ. "Her hal yoruma alınır, her
yol kendini buldurur. Umulanı dilemekle değil, sergilemekle bulursunuız.
Ayak yerde durmazsa, baş yastıkta kalır. Toprağa basalım, ağaç
dalına el atalım. Düştük
yola düz diye, gördük çölü toz diye. Aşta tuzu aradık, 'Selam.' dedik
taradık. Duran gideni arar, gideni sorar. Yazdım sözü düzenle, yazdım yolda
gidenle. 'Al beni götür.' dedim, suya adımı koydum, AŞK ile
bekledim." dedi, VEYSEL yürüdü.
“Kapılar açıldığı gibi
bilinir, kul geçitte yoklanır, dayandığı her halde paklanır. Desti
bağda satılmaz, sepet elde bükülmez, DOST KAPISI açıktır, hiç kimseye
kapanmaz.” dedi, VEYSEL KARANİ yürüdü.
“Dört yönden alacağını,
RESULÜ’nden geleni bulacağını, her bir günde otuz üç salavat
okuyacağını bilesin.” dedi, VEYSEL’im söze geldi. Alan bilir. “ ‘Kuyuya ses vermezsen, rüyan ile
bulmazsan.’ deme. Aydan alana veririz, YUNUS misali geliriz.” dedi, VEYSEL
KARANİ söz ile bağladı: “Her attan bir isim alırsan, bilginin
gölgesinde kalırsan; duvar açılır, kapıdan kolay geçilir.” dedi, yürüdü.

“VEYSEL’den söz alırsam, söze
yolu bağlarsam; gününüz aydın gelecek, her konuk ağırlayan gülecek.
NUR’u ile oluştuk, yapısında BİR’leştik, danışılan olayda
SAHİB dedik söyleştik. Ne yazımız derdi verir, ne kulunda dert görür;
analı kuzu yürür, yoğurt yiyen şifa bulur; her tesbih ADI’na okunur,
demde okunan ömründe dokunur. Her nefesinde okuyasın. Gedik açıldı ise, gönül
yapındandır. Seyrine gelecek, seninle gülecek. Bağırma, sesini yükseltme;
yapına aykırı gelene kötüdür deme, senin ile olanı düşün. Kapalı denen
kapı açılacak, eşikten ALLAH diye-diye geçilecek. Önce şüpheden uzak
dur, tamamen arın. Göreceksin, ‘ALLAH’ım, ne güzel gün.’ diyeceksin. Demde
gelişen olayda, düşündüğüne aykırı gelene şaşma.
Gayrete, ALLAH’ım elbet YARDIMCI’dır.” dedi, VEYSEL selamladı yürüdü. VEYSEL
KARANİ.

“Sözümüz; alanın sahip olanın. Destek olduk sözüne, gönül verdik ÖZ’üne, kaygu
takma sazına, duman katma gözüne. BİR’den gelir, BİR ile verir,
VEYSEL KARANİ her olanı görür.” dedi, selamladı yürüdü.
“VEYSEL
ile anıldık, bir sofraya konulduk, her damlada buluştuk, alacağına
güleceğini ekledik, bulut geçsin dedik bekledik, dağılanı katladık.
Ekilen biçilecek, boşluk asla yoktur. Her düzen, bekleyen ile
BİR’liğe erişir.” dedi, VEYSEL selamladı yürüdü.

“Eşikte adım sayma,
beşikte yavru soyma. Güzelden güzeli bulacak, kumda izini verecek.
Adım-adım gidersen, ben sürüyü güdersem; dağılanı toplarım, hoş
geleni katlarım. Sen ben deyip gezeni, olur olmaz küseni; DOST KAPISI’na
getirir, postuna oturur, derdine deva ararım.” dedi, VEYSEL KARANİ sözü
aldı: “Her
hırka giyen PİR değildir, ALLAH’ım İZİN verdiyse alanlar
kör değildir. Ocağımız yandı ise, güvercini kondu ise, bilen bilmeyen
kandı ise, yolun güzeli alışanadır. ‘Dört kapıyı aşındırdım, her
kulunu düşündürdüm diyenin, çaldığı her kapıya bıraktığı ayak
izi şahittir; demde gününü bilen, gelende DOST KAPISI’na duranın, MEVLÂNA
yardımındadır.” dedi, VEYSEL selamladı.

“At
aldım, semer vurdum, durası değil. Gerçeği kendimde aradım, dediler
‘Sırası değil.’ ‘Söz ile (s?)az ile ALLAH’ım.’ dedim, dediler: ‘Elinde
gülün dikeni.’ ‘EYVALLAH.’ dedim. Gönül
yarası değil.” dedi, VEYSEL KARANİ selam ile geldi: “Güller
çiçek verdi ise, böcekler balım aldı ise, yolumuz GÜL’üne erdi ise; ‘ALLAH’ım.’
diyeceğiz, ADI’na katılacağız.” dedi, VEYSEL KARANİ selamladı.
“Suya adım attım da, ele aldım
tattım da, kuma bile-bile kattım da; VEYSEL diye anıldım, sayfa-sayfa gönüllere
konuldum. Derya bizlerle bize, derya sizlerle söze, ADI’na cümlemiz geliriz
dize. Selam olsun, YUNUS ile VEYSEL bilginde yuva kursun. Döne-döne geldik
söze, ‘ALLAH.’ dedik durduk dize. Bakın, görün, duyun O’nu; sadece sofranızda
HAK’tır konu. Bilse bilmese her yaratılan sonu görecektir bilecektir sevgi ile
dönecektir. YUNUS yolu bağladı, AŞK’ı ile ağladı, çiçek-çiçek
derledi, açılmayan kapıları zorladı; ‘Bilesin. Bilesin. Bilesin.’ dedi,
cümleniz için gürledi. ALLAH ADI gönlünüze, ALLAH ADI cümlenize tespihtir.
Bilmeyene dahi teşbihtir.”
“YUNUS ile gezenlere, YESEVİ
adından sezenlere, bağlı ipi çözenlere; VEYSEL’imden (KARANİ) dağlar
kadar söz gelir, DOST KAPISI’nda sanılmasın güz bulur. Yaprağınız dökülmez,
bileğiniz bükülmez; gayret verdik, yolunuza taş atılmaz. Korku;
sevgiyi bilmeyenin desteğidir, yolunu aramayanın kösteğidir.
Bindiği ata güvenmeyen; asla dilediği hedefe ulaşamaz,
dilediği güzelde dolaşamaz.” dedi, VEYSEL’im selamladı
“BAYRAM ile söyleştik, sözden
hali eğleştik. Sende HAY, bende pay, DOST dilinde say diye anılır…
Yolları bitmez deme, çobanı gütmez sanma; her dilden söyleyene, gerçek verir
diye kanma.” dedi BAYRAM, VEYSEL ile söz geldi: “Söyledim
kalmadım yolda, yumuşak oldum halde, güçlüğü yendim anda.”
dedi, VEYSEL her nefese bir heves ile katıldı, öylece dilenen yola
atıldı. “Çaresizim demedim bir anımda, çorbasızım demedim yol hanında. (Dünyada mı?) EYVALLAH. Yerden göğe HAK dedim, bedende her zerreye
pak dedim. Bildiğin ile çok, bilmediğine bak dedim. Olasıya doyasıya,
bir fistanda bulasıya aradım gerçeği. Yağan kar ile, akan sel ile, esen
yel ile çağırdım, gelen olmadı. DOST diye bağırdım, elim boş
kalmadı.” dedi, BAYRAM ile VEYSEL, YUNUS’tan selam aldı. “Her öğütte
binbir kelam, her ağıtta ÖZ’den selam; yozun verdiğine uymazsan, her
satıra kalem…” dediler, selamladılar.

“Yerden
göğe BİR’dir, gökten yere sırdır, dünya yargısı kirdir. Bilmedik
bulmayalım, asla yargıda kalmayalım.” dedi, VEYSEL’im söze geldi: “ ‘Sevmekten öte nedir?.’ diyene de ki; ‘HAK AŞKI.’ Yapıya uyduk geldik,
sevgiye dolduk bulduk, her olaya uyduk dedik; tespihin her tanesine RAHMAN
okuduk, RAHİM dokuduk; yerden göğe, bülbül misali şakıdık;
ezelden ebede YAZILAN’ı, gerçek bildik.” dedi, VEYSEL selamladı.

“Kat-kat oldu yama fistana doldu, bilgimiz cümlede kaldı.” dedi, VEYSEL’im sözü
aldı: “Yol aldık, günümüz güzeldir. Söz
aldık, cümlemiz kaydına daldık. Dedik ki: ‘Bizden sözü alırlar, derler ki;
dalacağımız gölde balık bulur muyuz? Bulur isek, dileğimiz ise alır
mıyız? DOST KAPISI çaldı isek, DOST halinde kaldı isek,
gerçek yolu buldu isek; deryaya dalacağız, yapıya uyan ile kalacağız,
balıkta bulacağız.” dedi, VEYSEL’im selamladı.

VEYSEL söze geldi de, sözde
güzeli buldu da, cümle ile niyaza katıldı, dilenen gerçeğe atıldı: “Söz,
değerini gerçekten alıyor ise, yeterlidir; kul, gerçeği kendinde
görüyor ise tutarlıdır. Çünkü gerçek, önce kulun kendi yapısında, gönül
kapısındadır, çarşı pazarda değil. Namaz niyaz satılık eşya
değildir, serası olsun; kulun bildiği bekada kalsın. Her yaratılanda;
yaratılıştan aldığı ile, yaratıldığında bulduğu ile,
varlığını sürdürdüğü kadar, birbirine eklenen halkalar misali, bilgi
oluşumu gerçekleşir. Bu halkalar birbirini tamamlar, ne var ki
hiçbiri öbürünün eşiti değildir. Eşit olduğunu sananlar,
yaratılmışlığa aykırı düşerler. Duyduğun ile gördüğün
birbirini tamamlıyor ise, bilginde eleştirir, güzeli oluşturur…
Mantığımdan süzer, gönlüm ile sezerim; öylece, alanda bilge ile gezerim.”
dedi, VEYSEL selamladı.
“Yerden
göğe selam verdim, DOST KAPISI’nda gerçeğe erdim; YUNUS’a yol sorana,
bilgisinden geleni aradım. Dediler ki; ‘Her güzelin DOST’luğu bilinmezse,
kulluğun hakikati bulunmaz.’ ” dedi, VEYSEL her adımda durdu, nefese yük
vurdu: “Dağlara çıkmazsam, varlığına gücenir. Verdiği öyle güzeldir ki,
umuttan uzak olamazsın; görmezsen, kendinden öteyi bulamazsın. Her olayı
temaşa ile değerlendirir, doyumunu öyle ararsın; akıl mantık gönül
uyumunu sağlarsın.” dedi, VEYSEL selamladı.
“Bir-bir okuduk, tezgaha vurduk
dokuduk, GÜL’e geldik şakıdık; ‘Dert.’ dediğimiz günde, DOST ADI’nı
çağırdık. Gelse gülse, bir söz, bir nasihat dese; bir damla kaybolur, bin
damla kalbolur… ‘BİR’leniniz.’ dediğimiz, odur.” dedi, VEYSEL’im söze
geldi: “Bir damla su gelir geçer,
damlalar çoğaldıkça çağlayanlar oluşur, orda her damla
buluşur. Senden benden uzak kaldık, TEK ADI’na niyaza durduk:
‘Varlığım, KORUYUCU’luğuna muhtaçtır. VAR’sın, gönlünde korsun,
DOST’luğunda karsın, bilmeyene zorsun; bilirim SEN’i ALLAH’ım, her
zerremde kârsın…’ DOST SOFRASI kuracağız, nefiste olan her zoru
kıracağız; aşımız bellidir KEVSER ŞARABI sunacağız.” dedi,
VEYSEL’im selamladı.

“Deryaya gemi olsam, gemide gerçeği bileni bulsam, her seferde AŞK’ı
ile dolsam, gönlümde yanan ateşi küllesem.” dedi, VEYSEL söze geldi: “Binbir
cümle bir oldu, HAK ile HAKK’ı buldu, güç gelene güldü, geç geleni sildi;
yolumuz yolcu ile, gönlümüz hancıda.” dedi, sevenlerin gönlünde kaldığını
söyledi, selamladı.
“Yaprak yerini almazsa, çiçek
düzeni bulmaz. Çiçek düzen bulmazsa, meyvesini vermez. Yaprağın düzenini
diliyor isek kökünü bilelim, suyunu verelim, sevgimiz ile besleyelim.” dedi,
VEYSEL’im dar sokakta hür gönlünü semaya açtı, YUNUS ile sözü seçti. “Kara üzüm ak üzüm, sevgime geçti
sözüm, güzeli gördü gözüm. Almaktan bıkamadım, verdim-verdim sıkmadım;
verdiği her kırıntıyı, nasib dedim dökmedim. Sözüm sepette kalmadı. YUNUS
ile aldığına sevindi, kaygu vereni gördü yılmadı. Yuvama göz atarsan,
Dostluğumu bilirsin; yoluma göz atarsan, gerçeği görürsün.” dedi,
VEYSEL’im selamladı.
“Bir
avuç buğday bir kile verse, akan sular sele gelse; senden benden
değildir.” dedi, VEYSEL’im sözü aldı: “Bir avuç buğdaydan kendimi
buldum, her seferden geldiğimde kendimden kendime sordum; ‘Ne gördüm, ne
buldum, nereye geldim?’ Satır-satır okuduğumuz, gölgeden Güneşi
bulduğumuzdur. Atmayalım satmayalım, bilgimize toz duman katmayalım.”
dedi, VEYSEL’im selamladı.

“DOST
KAPISI açıktır. Yoldan gelen soracak, bir bir aldığı ile, bir binayı
kuracak; ağaçları sayıp ta, bir ağaçta duracak. Diyecek ki; ‘VEYSEL
KARANİ bilir, vergisi ile bulur. Benden selam giderse, sevgisi dolu
gelir.’ Örttük taşlı yolları, dürttük uyuyan kulları, açtık susan dilleri,
uyar dedik halleri. Ana baba bir değil, bilmeyen kul PİR değil;
beklediğimiz her söz, bilene zor değil.” dedi, VEYSEL selamladı

“Yollar açık gidelim, çoban olup
sürüyü güdelim, dayandığımız ağaç ile vergisini bulalım. Can, CANAN’a
güler de; CANAN can ile olmaz mı, kainat öyle gönüllere dolmaz mı?” dedi,
VEYSEL’im sözü aldı: “Bağladığım at, yerini
bilir; yerini bilen at, yükünü alır, her hal ile hizmetini verir.
Yüklendiği göreve, çevremde aradıkları ben isem; RABB’imi
bildiğimdendir, yarattığını sevdiğimdendir.” dedi, VEYSEL’im her
adımına niyazını ekledi.

“Baktığım her damla su, yaktığım her mum, ayrı-ayrı görünse de,
bilgide gerçeğe bürünse de; kul gözünde, su ayrı, alev ayrıdır.
BİR’liği bilince gayrıdır. Günü geldikte, gerçeği buldukta,
ayrıya değil BİR’liğe yer veririz; yolumuz HAK YOLU’dur, bilen
ile bilmiyen ile karşı karşıyayız. Asıl olana yöneldi isek, bilen
bilmiyen kalmaz, varolanı inkarda olmaz. Günün yorumunda güzel sadece çiçek
ise, bacanın kurumunda bulacağın çirkin midir?” dedi, HACI BAYRAM sözü
aldı, VEYSEL ile söze geldi: “Bağ, düzen veren ile anılır; dağ, zirvesindeki kardan sorulur; her
yolda olana sofra kurulur, dileyen gelir, dilen yürür. Sarılalım RABB’imin
nasib ettiği RAHMET’e, geçelim getirdiği zahmete. Zahmette
HİKMET vardır, gölgeni dağıtır, gönlünü eğitir, BÜTÜN’de yerini
bildirir.” dedi, HACI BAYRAM selamladı; VEYSEL ile durana, dünü günü sorana
selamını iletti.
“Darlığa yer vermedik, varlıkta düzensiz olanı görmedik; her renge talib
olduk, verilen ile nasibimize uyduk.” dedi, VEYSEL’im sözü aldı: “Doğru eğri var ise, bilenden
bilmeyene zor ise, güzelin tarifi sendedir. Doğru eğri silinir de,
bilen bilmiyen övünür de, güzel ile hal olursa, tarife ne hacet?.” dedi, VEYSEL
selamladı.

“ ‘Neyden gelen ses benim; HAY ile
gelen nefes senin; güzellik, yarattığın her nesnenin ALLAH’ım.’ dedim de,
kendimden kendime hayrete düştüm, gayreti deştim, güzel güne
şaştım.” dedi, VEYSEL’im sözü aldı: “Daldım
bir kuyuya sonuna varamadım, yolcu olsam bir yerde duramadım, diledim cümle ile
sofrayı kuramadım, cevizi aldım ele taş ile kıramadım. Kuyuyu aştım
akan su ile taştım, öylece deryaya ulaştım. Gel nazlı sevgili gel
RESUL’e gidelim, sürüyü aldık ele Aşkı ile güdelim. Ben bir nefes
ERİ’yim, çölde kafes gülüyüm. Bildiğimi bilmediğimi,
kaldığımı kalmadığımı; SEN’in yazın ALLAH’ım, SEN’in güzün ALLAH’ım,
SEN’in SÖZ’ün ALLAH’ım. SEN’i bana bildiren, SEN’sin benim ALLAH’ım. ‘SEN’in
GÜZELLİĞİN’e selam olsun.’ diyim, DOST SOFRASI’nı kurup tatlı
aşı yiyeyim.” dedi, VEYSEL KARANİ selamladı.

“Selam
verdim ağaya, baksın dedim doğaya, ovada koşan boğaya…
‘Aman.’ demeden alsın, zamandan bildiğini cümleye salsın, VEYSEL ile
yoruma gelsin. (VEYSEL
KARANİ HAZRETLERİ mi?) EYVALLAH. Her
yorumda karıncanın sözü vardır, kartala kadar; kelebeğin süsü vardır,
bülbüle kadar… Her yaratılanın yorumunda, gerçek büyür daha büyür. ‘YA ALLAH.’
dedik de sözünü aldık, her sohbette yoruma daldık. Dedik ki, ‘Ufuktan öteye
geçelim, kendi kendimizden kaçalım.’ O ÖZ var ya sende bende olan, nereye
kaçsan seni anında bulan… ‘Dön VEYSEL kendine bak.’ dedim, ‘Kendinde olana
güzeli kat. Kat da, aradığın gerçeği kendin kadar yorasın, ÖZ’ün
bittiği yerde durasın.’ ” dedi, VEYSEL’im selamladı.

“ ‘Beklersem, gelecek.’ deme, andığın an gelir, şüpheye düşme,
gelen güzele şaşma.” dedi, VEYSEL’im sözü aldı: “Dalda üzüm güzeldir yemesini
bilene; kulda ÖZ’ün güzeldir, sevgisini bölene. Dar gelen yol, sevene; dar
gelen gönül, sorana vermez.” dedi, VEYSEL’im selamladı.

“Emek verdiğin olayda aynayı
elinde buldun, kendi gerçeğini kendine sordun, ‘Yol benim.’ dedin güldün.
ALLAH’ım GÜL’üne güleni katsın, attığı her adımda YESEVİ elinden
tutsun.” dedi, VEYSEL’im sözü aldı: (YESEVİ HAZRETLERİ, konuğumuzun ULU’su mudur?)
EYVALLAH. “Gün sana, gelen sana gölgesiz
açıktır.”
“ ‘Beklediğim; bilgim ile bu
mudur?’ dediğim oldu, kendimden gelene kendi aklım uydu; dar gelen yoldan
meydana çıktıkta ancak, gönül ile aklım BİR’liği kurdu, o zaman
gerçeğe mantığım girdi. Dedim ki; ‘Ben bana baktığım müddetçe,
senden ayrı kalırım.’ Akıl dilediğince yönelir, gönül beklediğince…
Mantığım araya girerse, aykırı giden aklımı dürterse, gerçeği bulur,
seni beni birlerim.” dedi, VEYSEL’im sözü aldı: “ ‘Hani
SENİ bana bulduran, hani SENİN ile beni olduran, hani gönlümü
AŞKIN ile dolduran nerde?’ dedim de, nefsimi NEFESİN ile binbir
zerreye böldüm. (Buradaki
NEFES’ten murad ne?) Sana
ÜFLEDİĞİ. Bir adımda zalim idim, bir adımda alim, binbir adım
attım da oldum kulun.” dedi, VEYSEL’im selamladı.

“Baktığım bağlar üzüm
olacak, cümlesi gelip HAK ADI’na alacak; gelenden gidenden bağcı soracak,
‘Senin mi, benim mi?’ Diyelim ki; ‘Benden önceki SAHİB’inin ve senden
sonraki SAHİBİ’nin.’ ” dedi, HACI BAYRAM söze girdi: “Mısır ektim toplayım, püskülünü katlayım,
meyhaneye girersem, mısır gibi patlayım. Dediler ki; ‘Katlasan da, patlasan da,
bir öğünde bitersin, ateşte kalsan tütersin.’ YUNUS beyden alacak, YAHYA
ağaya verecek, VEYSEL toprağı sürecek; elden ele, gönülden gönüle
hizmet, birbirini güdecek. Senin benim varlığım, cümle ile olur
gürlüğüm. ‘Mısırdan maksat nedir?’ denilir:
Mısırı üretirsen hizmetinin genişliğinedir, eğlenmeyi denersen
gününün hürmetinedir. Gününü cümle ile paylaşırsan, cümle ile
HAY’laşırsın.” dedi, HACI BAYRAM VEYSEL ile selamladı.

“Nasibimiz gürde olsun, niyazımız
cümleye gelsin, dağlara sesimiz yücelsin.” dedi, VEYSEL’im sözü aldı: “Gittiğim yol bedenliden,
güttüğüm yol çobanlıdan, aldığım hal yabanlıdan… Gölgenin
silindiği, sevginin bölündüğü anda, halimden gerçeği buldum,
yabanlığı sildim; üç lokma aşımı üç er ile böldüm, ‘VAREDEN’in
gönderdiği…’ dedim öylece gölgeden arındım; HAK MUHABBET’ine sarındım,
VEYSEL diye göründüm; soframda her öğün üç öksüzü besledim, yuvamı sevgim
ile süsledim. ‘Yuvanda ne vardı?’ dediler: Bir sofra, bir şilte, bir
sepet, bir lamba, bir dolu sevgi… Kendimi zenginden zengin saydım, gönülden
gelen sevgimi kainata yaydım. ‘Yaygın nasıl oldu?’ dediler de, ‘RESULÜ’ne…’
dedim. Ben RESULÜ’nü ne kadar seversem, RESULÜ de ümmetini o kadar sever;
ümmetinden her birini.” dedi, VEYSEL’im selamladı