Veysel Karani

22
 VEYSEL KARANİ der ki: “O’ndan gelsin, varsın beni kahretsin.” 

26
“Çarşıya çarşıt, yedeğe karşıt aranmaz, sergiye her dile gelen konmaz, kuyuya yaban ördeği atılmaz. ‘Çarşıdan fistan alayım, yedekte olana vereyim.’ desen, hak yerini bulmuş olur musun? Vereceğini kendine denk görür müsün? Aldığını kendi sırtına da vurabilir misin?” dedi, VEYSEL KARANİ söze girdi: “Gölgeyi yedekte olan için düşünmedim, hata ile yoğrulmadım, yamalı fistana sarmadım. Kayguya ne hacet sizlere? VEYSEL adım, hudutsuz AŞK’ıma yol aradım, hak olandan ayrılmadım. Yürüdüğüm yol, ordan oldu, sizlerde de onu gördüm, ‘Yolum uğrağı olsun.’ dedim. Geliş gönülle de olur.”

27
Yolumuz cümlenize. Yedekte olalım diyen, geceden gelen, yolcuya yolunu veren, VEYSEL KARANİ. “Yolumuz açık.” dedi. “Selamları aldık, getirenden gönderenden ALLAH’ım RAZI olsun dedik. Gönüller ile alırız, yolunda savaşırız. ‘Yemeden yedim, giymeden örttüm.’ diyene şaşarız. ‘Gamsız dünya, yerinde olur.’ diyene de ki; ‘Her gün baklava yesen, yerinde midir? Acı yemeden, tatlıyı bilemezsin; karanlığı görmeden, güneşe bakmazsın; acımayı bilmeden, sevmeyi öğrenemezsin. Onun için her olayda dolay aranmasın. MERKEZ’in sözü misali, olduğu gibi kalsın, ALLAH’ım cümlenizden razı olsun.” 

20-2
"Döne döne geliriz, ağacı öteden görürüz, 'Selam.' deyip söz alırız." dedi, (VEYSEL KARANİ hazretleri?) EYVALLAH. Aydın günde aydın söz, güzel ÖZ'de tatlı söz. "VEYSEL dedik geldik, sağ ile solda ayna gördük; sahibi olanın, 'VEYSEL.' diye ananın selamını aldık. ALLAH'ım RAZI olsun, üç vakit adın anılsın. 'Üç vakit, nedir?' denir. Sabah, ikindi, gecenin ikinci yarısına geçiş. 'Üç vaktin, şeref nedir?' dendi. Sabah, aydın gün; ikindi, olgun gün. Gecenin ikinci yarısı; siyah ile beyazın birliği, cümlenin bağlılığı, kainatın BİR'liği, BİR'liğin dirliği, uyuyanın uyanışı, HAK ADI'na dayanışı. Selamını verenin, niyazı şu olsun üç vakitte: 'ALLAH'ım. BİR'liği bildim, zorluğu yendim. Dirlik bulayım, bulduğum an olayım.' Olacağın yazılı, BİR'lik. Zorluk aşıldı, dirlikte duruldu. Elbet geçilecek. El elde, niyaz dilde gönülde. Gün dönümünde bulunacak. Vakit, yeniye yol açar. 'Çağırılana uyayım mı?' dersin. 'Uymayı niyete koy.' derim. (Bir can ekler: 'Çünkü kul ancak niyet kurabilir. Niyeti olduracak ALLAH'tır.') EYVALLAH. Olacağın açığı görülür, dilenen ayağında toz verir, beklenen gelir. 'Sahibiyiz niyetin.' dersek, 'Elinde var mı?' derim."

23-!
"Ayağım çamurludur, hava pek yağmurludur." dedi, VEYSEL KARANİ, destan diyene, mestini gösterdi: "Oluştan gelişten, kainata bakıştan; açık aldık açık verdik, yıldızları düğüm dedik. Hayır. Düğme dediler. Semayı öyle süsledik. Güler misin, ağlar mısın, göreni görmiyeni eğler misin? Kimine düğüm, kimine düğme gösteren ALLAH'ım; gönülleri öylece yıkar mısın, yoksa ateşinle yakar mısın?" dedi, VEYSEL yürüdü. Her var olanın gönlünü, gönlünde bildi.

23

"Keramet değil, yayın yolu açıktır. Demde söyledik, demde eyledik. 'Gelişen.' dedik, sohbete katıldık. Güzelin güzelini bulurlar, uyumlu karara varırlar." dedi, VEYSEL sözü aldı: (VEYSEL KARANİ?) EYVALLAH KARANİ. "Her hal yoruma alınır, her yol kendini buldurur. Umulanı dilemekle değil, sergilemekle bulursunuız. Ayak yerde durmazsa, baş yastıkta kalır. Toprağa basalım, ağaç dalına el atalım. Düştük yola düz diye, gördük çölü toz diye. Aşta tuzu aradık, 'Selam.' dedik taradık. Duran gideni arar, gideni sorar. Yazdım sözü düzenle, yazdım yolda gidenle. 'Al beni götür.' dedim, suya adımı koydum, AŞK ile bekledim." dedi, VEYSEL yürüdü. 

16 
“Kapılar açıldığı gibi bilinir, kul geçitte yoklanır, dayandığı her halde paklanır. Desti bağda satılmaz, sepet elde bükülmez, DOST KAPISI açıktır, hiç kimseye kapanmaz.” dedi, VEYSEL KARANİ yürüdü. 

10
“Dört yönden alacağını, RESULÜ’nden geleni bulacağını, her bir günde otuz üç salavat okuyacağını bilesin.” dedi, VEYSEL’im söze geldi. Alan bilir. “ ‘Kuyuya ses vermezsen, rüyan ile bulmazsan.’ deme. Aydan alana veririz, YUNUS misali geliriz.” dedi, VEYSEL KARANİ söz ile bağladı: “Her attan bir isim alırsan, bilginin gölgesinde kalırsan; duvar açılır, kapıdan kolay geçilir.” dedi, yürüdü.

21-1
“VEYSEL’den söz alırsam, söze yolu bağlarsam; gününüz aydın gelecek, her konuk ağırlayan gülecek. NUR’u ile oluştuk, yapısında BİR’leştik, danışılan olayda SAHİB dedik söyleştik. Ne yazımız derdi verir, ne kulunda dert görür; analı kuzu yürür, yoğurt yiyen şifa bulur; her tesbih ADI’na okunur, demde okunan ömründe dokunur. Her nefesinde okuyasın. Gedik açıldı ise, gönül yapındandır. Seyrine gelecek, seninle gülecek. Bağırma, sesini yükseltme; yapına aykırı gelene kötüdür deme, senin ile olanı düşün. Kapalı denen kapı açılacak, eşikten ALLAH diye-diye geçilecek. Önce şüpheden uzak dur, tamamen arın. Göreceksin, ‘ALLAH’ım, ne güzel gün.’ diyeceksin. Demde gelişen olayda, düşündüğüne aykırı gelene şaşma. Gayrete, ALLAH’ım elbet YARDIMCI’dır.” dedi, VEYSEL selamladı yürüdü. VEYSEL KARANİ.

28
“Sözümüz; alanın sahip olanın. Destek olduk sözüne, gönül verdik ÖZ’üne, kaygu takma sazına, duman katma gözüne. BİR’den gelir, BİR ile verir, VEYSEL KARANİ her olanı görür.” dedi, selamladı yürüdü. 

4 ekim
“VEYSEL ile anıldık, bir sofraya konulduk, her damlada buluştuk, alacağına güleceğini ekledik, bulut geçsin dedik bekledik, dağılanı katladık. Ekilen biçilecek, boşluk asla yoktur. Her düzen, bekleyen ile BİR’liğe erişir.” dedi, VEYSEL selamladı yürüdü. 

7
“Eşikte adım sayma, beşikte yavru soyma. Güzelden güzeli bulacak, kumda izini verecek. Adım-adım gidersen, ben sürüyü güdersem; dağılanı toplarım, hoş geleni katlarım. Sen ben deyip gezeni, olur olmaz küseni; DOST KAPISI’na getirir, postuna oturur, derdine deva ararım.” dedi, VEYSEL KARANİ sözü aldı: “Her hırka giyen PİR değildir, ALLAH’ım İZİN verdiyse alanlar kör değildir. Ocağımız yandı ise, güvercini kondu ise, bilen bilmeyen kandı ise, yolun güzeli alışanadır. ‘Dört kapıyı aşındırdım, her kulunu düşündürdüm diyenin, çaldığı her kapıya bıraktığı ayak izi şahittir; demde gününü bilen, gelende DOST KAPISI’na duranın, MEVLÂNA yardımındadır.” dedi, VEYSEL selamladı.

16
“At aldım, semer vurdum, durası değil. Gerçeği kendimde aradım, dediler ‘Sırası değil.’ ‘Söz ile (s?)az ile ALLAH’ım.’ dedim, dediler: ‘Elinde gülün dikeni.’ ‘EYVALLAH.’ dedim. Gönül  yarası değil.” dedi, VEYSEL KARANİ selam ile geldi: “Güller çiçek verdi ise, böcekler balım aldı ise, yolumuz GÜL’üne erdi ise; ‘ALLAH’ım.’ diyeceğiz, ADI’na katılacağız.” dedi, VEYSEL KARANİ selamladı.

9
“Suya adım attım da, ele aldım tattım da, kuma bile-bile kattım da; VEYSEL diye anıldım, sayfa-sayfa gönüllere konuldum. Derya bizlerle bize, derya sizlerle söze, ADI’na cümlemiz geliriz dize. Selam olsun, YUNUS ile VEYSEL bilginde yuva kursun. Döne-döne geldik söze, ‘ALLAH.’ dedik durduk dize. Bakın, görün, duyun O’nu; sadece sofranızda HAK’tır konu. Bilse bilmese her yaratılan sonu görecektir bilecektir sevgi ile dönecektir. YUNUS yolu bağladı, AŞK’ı ile ağladı, çiçek-çiçek derledi, açılmayan kapıları zorladı; ‘Bilesin. Bilesin. Bilesin.’ dedi, cümleniz için gürledi. ALLAH ADI gönlünüze, ALLAH ADI cümlenize tespihtir. Bilmeyene dahi teşbihtir.” 

12
“YUNUS ile gezenlere, YESEVİ adından sezenlere, bağlı ipi çözenlere; VEYSEL’imden (KARANİ) dağlar kadar söz gelir, DOST KAPISI’nda sanılmasın güz bulur. Yaprağınız dökülmez, bileğiniz bükülmez; gayret verdik, yolunuza taş atılmaz. Korku; sevgiyi bilmeyenin desteğidir, yolunu aramayanın kösteğidir. Bindiği ata güvenmeyen; asla dilediği hedefe ulaşamaz, dilediği güzelde dolaşamaz.” dedi, VEYSEL’im selamladı 

23
“BAYRAM ile söyleştik, sözden hali eğleştik. Sende HAY, bende pay, DOST dilinde say diye anılır… Yolları bitmez deme, çobanı gütmez sanma; her dilden söyleyene, gerçek verir diye kanma.” dedi BAYRAM, VEYSEL ile söz geldi: “Söyledim kalmadım yolda, yumuşak oldum halde, güçlüğü yendim anda.” dedi, VEYSEL her nefese bir heves ile katıldı, öylece dilenen yola atıldı. “Çaresizim demedim bir anımda, çorbasızım demedim yol hanında. (Dünyada mı?) EYVALLAH. Yerden göğe HAK dedim, bedende her zerreye pak dedim. Bildiğin ile çok, bilmediğine bak dedim. Olasıya doyasıya, bir fistanda bulasıya aradım gerçeği. Yağan kar ile, akan sel ile, esen yel ile çağırdım, gelen olmadı. DOST diye bağırdım, elim boş kalmadı.” dedi, BAYRAM ile VEYSEL, YUNUS’tan selam aldı. “Her öğütte binbir kelam, her ağıtta ÖZ’den selam; yozun verdiğine uymazsan, her satıra kalem…” dediler, selamladılar.

1 mart
“Yerden göğe BİR’dir, gökten yere sırdır, dünya yargısı kirdir. Bilmedik bulmayalım, asla yargıda kalmayalım.” dedi, VEYSEL’im söze geldi: “ ‘Sevmekten öte nedir?.’ diyene de ki; ‘HAK AŞKI.’ Yapıya uyduk geldik, sevgiye dolduk bulduk, her olaya uyduk dedik; tespihin her tanesine RAHMAN okuduk, RAHİM dokuduk; yerden göğe, bülbül misali şakıdık; ezelden ebede YAZILAN’ı, gerçek bildik.” dedi, VEYSEL selamladı.

10
“Kat-kat oldu yama fistana doldu, bilgimiz cümlede kaldı.” dedi, VEYSEL’im sözü aldı: “Yol aldık, günümüz güzeldir. Söz aldık, cümlemiz kaydına daldık. Dedik ki: ‘Bizden sözü alırlar, derler ki; dalacağımız gölde balık bulur muyuz? Bulur isek, dileğimiz ise alır mıyız? DOST KAPISI çaldı isek, DOST halinde kaldı isek, gerçek yolu buldu isek; deryaya dalacağız, yapıya uyan ile kalacağız, balıkta bulacağız.” dedi, VEYSEL’im selamladı.

14
VEYSEL söze geldi de, sözde güzeli buldu da, cümle ile niyaza katıldı, dilenen gerçeğe atıldı: “Söz, değerini gerçekten alıyor ise, yeterlidir; kul, gerçeği kendinde görüyor ise tutarlıdır. Çünkü gerçek, önce kulun kendi yapısında, gönül kapısındadır, çarşı pazarda değil. Namaz niyaz satılık eşya değildir, serası olsun; kulun bildiği bekada kalsın. Her yaratılanda; yaratılıştan aldığı ile, yaratıldığında bulduğu ile, varlığını sürdürdüğü kadar, birbirine eklenen halkalar misali, bilgi oluşumu gerçekleşir. Bu halkalar birbirini tamamlar, ne var ki hiçbiri öbürünün eşiti değildir. Eşit olduğunu sananlar, yaratılmışlığa aykırı düşerler. Duyduğun ile gördüğün birbirini tamamlıyor ise, bilginde eleştirir, güzeli oluşturur… Mantığımdan süzer, gönlüm ile sezerim; öylece, alanda bilge ile gezerim.” dedi, VEYSEL selamladı.

15
“Yerden göğe selam verdim, DOST KAPISI’nda gerçeğe erdim; YUNUS’a yol sorana, bilgisinden geleni aradım. Dediler ki; ‘Her güzelin DOST’luğu bilinmezse, kulluğun hakikati bulunmaz.’ ” dedi, VEYSEL her adımda durdu, nefese yük vurdu: “Dağlara çıkmazsam, varlığına gücenir. Verdiği öyle güzeldir ki, umuttan uzak olamazsın; görmezsen, kendinden öteyi bulamazsın. Her olayı temaşa ile değerlendirir, doyumunu öyle ararsın; akıl mantık gönül uyumunu sağlarsın.” dedi, VEYSEL selamladı. 

5-2
“Bir-bir okuduk, tezgaha vurduk dokuduk, GÜL’e geldik şakıdık; ‘Dert.’ dediğimiz günde, DOST ADI’nı çağırdık. Gelse gülse, bir söz, bir nasihat dese; bir damla kaybolur, bin damla kalbolur… ‘BİR’leniniz.’ dediğimiz, odur.” dedi, VEYSEL’im söze geldi: “Bir damla su gelir geçer, damlalar çoğaldıkça çağlayanlar oluşur, orda her damla buluşur. Senden benden uzak kaldık, TEK ADI’na niyaza durduk: ‘Varlığım, KORUYUCU’luğuna muhtaçtır. VAR’sın, gönlünde korsun, DOST’luğunda karsın, bilmeyene zorsun; bilirim SEN’i ALLAH’ım, her zerremde kârsın…’ DOST SOFRASI kuracağız, nefiste olan her zoru kıracağız; aşımız bellidir KEVSER ŞARABI sunacağız.” dedi, VEYSEL’im selamladı.

8
“Deryaya gemi olsam, gemide gerçeği bileni bulsam, her seferde AŞK’ı ile dolsam, gönlümde yanan ateşi küllesem.” dedi, VEYSEL söze geldi: “Binbir cümle bir oldu, HAK ile HAKK’ı buldu, güç gelene güldü, geç geleni sildi; yolumuz yolcu ile, gönlümüz hancıda.” dedi, sevenlerin gönlünde kaldığını söyledi, selamladı.

3
“Yaprak yerini almazsa, çiçek düzeni bulmaz. Çiçek düzen bulmazsa, meyvesini vermez. Yaprağın düzenini diliyor isek kökünü bilelim, suyunu verelim, sevgimiz ile besleyelim.” dedi, VEYSEL’im dar sokakta hür gönlünü semaya açtı, YUNUS ile sözü seçti. “Kara üzüm ak üzüm, sevgime geçti sözüm, güzeli gördü gözüm. Almaktan bıkamadım, verdim-verdim sıkmadım; verdiği her kırıntıyı, nasib dedim dökmedim. Sözüm sepette kalmadı. YUNUS ile aldığına sevindi, kaygu vereni gördü yılmadı. Yuvama göz atarsan, Dostluğumu bilirsin; yoluma göz atarsan, gerçeği görürsün.” dedi, VEYSEL’im selamladı.

18
“Bir avuç buğday bir kile verse, akan sular sele gelse; senden benden değildir.” dedi, VEYSEL’im sözü aldı: “Bir avuç buğdaydan kendimi buldum, her seferden geldiğimde kendimden kendime sordum; ‘Ne gördüm, ne buldum, nereye geldim?’ Satır-satır okuduğumuz, gölgeden Güneşi bulduğumuzdur. Atmayalım satmayalım, bilgimize toz duman katmayalım.” dedi, VEYSEL’im selamladı. 

19
“DOST KAPISI açıktır. Yoldan gelen soracak, bir bir aldığı ile, bir binayı kuracak; ağaçları sayıp ta, bir ağaçta duracak. Diyecek ki; ‘VEYSEL KARANİ bilir, vergisi ile bulur. Benden selam giderse, sevgisi dolu gelir.’ Örttük taşlı yolları, dürttük uyuyan kulları, açtık susan dilleri, uyar dedik halleri. Ana baba bir değil, bilmeyen kul PİR değil; beklediğimiz her söz, bilene zor değil.” dedi, VEYSEL selamladı 

21
“Yollar açık gidelim, çoban olup sürüyü güdelim, dayandığımız ağaç ile vergisini bulalım. Can, CANAN’a güler de; CANAN can ile olmaz mı, kainat öyle gönüllere dolmaz mı?” dedi, VEYSEL’im sözü aldı: “Bağladığım at, yerini bilir; yerini bilen at, yükünü alır, her hal ile hizmetini verir. Yüklendiği göreve, çevremde aradıkları ben isem; RABB’imi bildiğimdendir, yarattığını sevdiğimdendir.” dedi, VEYSEL’im her adımına niyazını ekledi.

4 ekim
“Baktığım her damla su, yaktığım her mum, ayrı-ayrı görünse de, bilgide gerçeğe bürünse de; kul gözünde, su ayrı, alev ayrıdır. BİR’liği bilince gayrıdır. Günü geldikte, gerçeği buldukta, ayrıya değil BİR’liğe yer veririz; yolumuz HAK YOLU’dur, bilen ile bilmiyen ile karşı karşıyayız. Asıl olana yöneldi isek, bilen bilmiyen kalmaz, varolanı inkarda olmaz. Günün yorumunda güzel sadece çiçek ise, bacanın kurumunda bulacağın çirkin midir?” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı, VEYSEL ile söze geldi: “Bağ, düzen veren ile anılır; dağ, zirvesindeki kardan sorulur; her yolda olana sofra kurulur, dileyen gelir, dilen yürür. Sarılalım RABB’imin nasib ettiği RAHMET’e, geçelim getirdiği zahmete. Zahmette HİKMET vardır, gölgeni dağıtır, gönlünü eğitir, BÜTÜN’de yerini bildirir.” dedi, HACI BAYRAM selamladı; VEYSEL ile durana, dünü günü sorana selamını iletti.

18
“Darlığa yer vermedik, varlıkta düzensiz olanı görmedik; her renge talib olduk, verilen ile nasibimize uyduk.” dedi, VEYSEL’im sözü aldı: “Doğru eğri var ise, bilenden bilmeyene zor ise, güzelin tarifi sendedir. Doğru eğri silinir de, bilen bilmiyen övünür de, güzel ile hal olursa, tarife ne hacet?.” dedi, VEYSEL selamladı.

22
“ ‘Neyden gelen ses benim; HAY ile gelen nefes senin; güzellik, yarattığın her nesnenin ALLAH’ım.’ dedim de, kendimden kendime hayrete düştüm, gayreti deştim, güzel güne şaştım.” dedi, VEYSEL’im sözü aldı: “Daldım bir kuyuya sonuna varamadım, yolcu olsam bir yerde duramadım, diledim cümle ile sofrayı kuramadım, cevizi aldım ele taş ile kıramadım. Kuyuyu aştım akan su ile taştım, öylece deryaya ulaştım. Gel nazlı sevgili gel RESUL’e gidelim, sürüyü aldık ele Aşkı ile güdelim. Ben bir nefes ERİ’yim, çölde kafes gülüyüm. Bildiğimi bilmediğimi, kaldığımı kalmadığımı; SEN’in yazın ALLAH’ım, SEN’in güzün ALLAH’ım, SEN’in SÖZ’ün ALLAH’ım. SEN’i bana bildiren, SEN’sin benim ALLAH’ım. ‘SEN’in GÜZELLİĞİN’e selam olsun.’ diyim, DOST SOFRASI’nı kurup tatlı aşı yiyeyim.” dedi, VEYSEL KARANİ selamladı.

23
“Selam verdim ağaya, baksın dedim doğaya, ovada koşan boğaya… ‘Aman.’ demeden alsın, zamandan bildiğini cümleye salsın, VEYSEL ile yoruma gelsin. (VEYSEL KARANİ HAZRETLERİ mi?) EYVALLAH. Her yorumda karıncanın sözü vardır, kartala kadar; kelebeğin süsü vardır, bülbüle kadar… Her yaratılanın yorumunda, gerçek büyür daha büyür. ‘YA ALLAH.’ dedik de sözünü aldık, her sohbette yoruma daldık. Dedik ki, ‘Ufuktan öteye geçelim, kendi kendimizden kaçalım.’ O ÖZ var ya sende bende olan, nereye kaçsan seni anında bulan… ‘Dön VEYSEL kendine bak.’ dedim, ‘Kendinde olana güzeli kat. Kat da, aradığın gerçeği kendin kadar yorasın, ÖZ’ün bittiği yerde durasın.’ ” dedi, VEYSEL’im selamladı.

6
“ ‘Beklersem, gelecek.’ deme, andığın an gelir, şüpheye düşme, gelen güzele şaşma.” dedi, VEYSEL’im sözü aldı: “Dalda üzüm güzeldir yemesini bilene; kulda ÖZ’ün güzeldir, sevgisini bölene. Dar gelen yol, sevene; dar gelen gönül, sorana vermez.” dedi, VEYSEL’im selamladı. 

9
“Emek verdiğin olayda aynayı elinde buldun, kendi gerçeğini kendine sordun, ‘Yol benim.’ dedin güldün. ALLAH’ım GÜL’üne güleni katsın, attığı her adımda YESEVİ elinden tutsun.” dedi, VEYSEL’im sözü aldı: (YESEVİ HAZRETLERİ, konuğumuzun ULU’su mudur?) EYVALLAH. “Gün sana, gelen sana gölgesiz açıktır.”

21
“ ‘Beklediğim; bilgim ile bu mudur?’ dediğim oldu, kendimden gelene kendi aklım uydu; dar gelen yoldan meydana çıktıkta ancak, gönül ile aklım BİR’liği kurdu, o zaman gerçeğe mantığım girdi. Dedim ki; ‘Ben bana baktığım müddetçe, senden ayrı kalırım.’ Akıl dilediğince yönelir, gönül beklediğince… Mantığım araya girerse, aykırı giden aklımı dürterse, gerçeği bulur, seni beni birlerim.” dedi, VEYSEL’im sözü aldı: “ ‘Hani SENİ bana bulduran, hani SENİN ile beni olduran, hani gönlümü AŞKIN ile dolduran nerde?’ dedim de, nefsimi NEFESİN ile binbir zerreye böldüm. (Buradaki NEFES’ten murad ne?) Sana ÜFLEDİĞİ. Bir adımda zalim idim, bir adımda alim, binbir adım attım da oldum kulun.” dedi, VEYSEL’im selamladı.

3
“Baktığım bağlar üzüm olacak, cümlesi gelip HAK ADI’na alacak; gelenden gidenden bağcı soracak, ‘Senin mi, benim mi?’ Diyelim ki; ‘Benden önceki SAHİB’inin ve senden sonraki SAHİBİ’nin.’ ” dedi, HACI BAYRAM söze girdi: “Mısır ektim toplayım, püskülünü katlayım, meyhaneye girersem, mısır gibi patlayım. Dediler ki; ‘Katlasan da, patlasan da, bir öğünde bitersin, ateşte kalsan tütersin.’  YUNUS beyden alacak, YAHYA ağaya verecek, VEYSEL toprağı sürecek; elden ele, gönülden gönüle hizmet, birbirini güdecek. Senin benim varlığım, cümle ile olur gürlüğüm. ‘Mısırdan maksat nedir?’ denilir: Mısırı üretirsen hizmetinin genişliğinedir, eğlenmeyi denersen gününün hürmetinedir. Gününü cümle ile paylaşırsan, cümle ile HAY’laşırsın.” dedi, HACI BAYRAM VEYSEL ile selamladı.

4
“Nasibimiz gürde olsun, niyazımız cümleye gelsin, dağlara sesimiz yücelsin.” dedi, VEYSEL’im sözü aldı: “Gittiğim yol bedenliden, güttüğüm yol çobanlıdan, aldığım hal yabanlıdan… Gölgenin silindiği, sevginin bölündüğü anda, halimden gerçeği buldum, yabanlığı sildim; üç lokma aşımı üç er ile böldüm, ‘VAREDEN’in gönderdiği…’ dedim öylece gölgeden arındım; HAK MUHABBET’ine sarındım, VEYSEL diye göründüm; soframda her öğün üç öksüzü besledim, yuvamı sevgim ile süsledim. ‘Yuvanda ne vardı?’ dediler: Bir sofra, bir şilte, bir sepet, bir lamba, bir dolu sevgi… Kendimi zenginden zengin saydım, gönülden gelen sevgimi kainata yaydım. ‘Yaygın nasıl oldu?’ dediler de, ‘RESULÜ’ne…’ dedim. Ben RESULÜ’nü ne kadar seversem, RESULÜ de ümmetini o kadar sever; ümmetinden her birini.” dedi, VEYSEL’im selamladı