Yunus Emre

3
“Deymeyi deneyenler, aydan haber arayanlar; akımına uysalar, doğruya bağlasalar, yazılanın değerini bulurlardı. YUNUS diye geldik söze, ‘Ay.’ dedik, ‘Yıldız.’ dedik verdik size. Her yaratılmışın birbirinden ayrı frekansı vardır, ona uymazsan bulduğun dardır. Yani, sana dilenen bilgiyi vermez. YUNUS ile söze gelen, yerden göğe dize duran, her gönülde konaklasın.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

4
“Doğruya niyet kurdum, olayları hayıra yordum, gerçeği düzende gördüm.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Suya dalayım desem buzludur, yola gireyim desem tozludur, gerçeği sorayım desem gizlidir. ‘Nerden arayım, kimden sorayım?’ dedim, ayağa yemeniyi giydim. ‘Başına buyruk kalma.’ dediler, ocak başında kaynayan tencereyi elime verdiler. ‘Her kapıya varasın, dileyen var mı sorasın, seyre zaman gelince dalasın.’ EYVALLAH dedik çıktık, gelene gidene baktık, ‘Ne güzellik ALLAH’ım.’ dedik. Her gören sevindi, güzele sığındı, çirkinden soyundu. Demek dedim, yolculuk gönülden gönüle güzeldir.” dedi, YUNUS’um selamladı.

9
“DOST ADI’ndan bildiğiniz, DOST YOLU’nda sorduğunuz; yeniye eskiye gününü vermek değil, gönlünden gelene ortak olmaktır. YUNUS yolu bilir de, sohbete hiç gelmez mi; yolun hizmetinde olanlara gönülden selam vermez mi? Dünde günde yarında, hizmetiniz sürelidir. Dağlar taşlar şahit olsun, GÜL’den aldık, gönüllerimiz AŞK’ı ile sarılıdır. Dağlar yolumu açar, güller gönlümü seçer; gölgeyi sildik geldik, örtüyü açar; YAR’dan gelen her sözü tane-tane seçer.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

10
“Döne–döne yağan kar, ocakta ateş oldu nar; çevresine oturduk, nefsimizi kurtardık, sabır ile düzende yerimizi aldık. Güldük güllerin rengine, güldük güzellerin ahengine.” dedi, YUNUS’um selamladı. “Sözümüz cümlenize olsun, dumanlar DOST KAPISI’nda silinsin; gelen giden alınsın, aldığı ile salınsın.” dedi, YUNUS’um selamladı.

12
“Dört yanıma baktım da dört güzeli gördüm, her güzelde gerçeğin sırrına erdim.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Bir ağaçta düzen olmaz, çünkü bir ağaçla ovanın düzeni bozulmaz. ‘Nerde olursa olsun ayağında taş kalmasın, DOST KAPISI kuluna kapanmasın.’ dedik niyaza durduk, gelenden gidenden YUNUS’u sorduk. ‘YUNUS çevreye daldı, tek ağaç gölgesine durdu…’ dediler de, TABDUK ile suyumuza çöp attılar. Bilmediler ki, akan suda çöp kalmaz gider durur, yer buldukça karaya vurur. Gam değil ne deseler, ister kuru lokma, ister baklava yeseler. YUNUS dost arar, yerden göğe hali sorar; yanına bülbül gelse nağmesine dalar, karga gelse kaygusuna yorar; senden aldığını, dileyene sorar.” dedi, YUNUS’um selamladı.

17
“YUNUS’tan soru alan, bağladığı ağaçta Dost ile kalan MERKEZ’ime danıştım, yapraklarla söyleştim.” dedi, YUNUS’um sözü MERKEZ’ime verdi:

18
“Gelmeyi diledik geldik, bilgimizi eledik bildik, gerçek olanı kayguyu sildiğimizde bulduk. Yollar yolcuya açıktır, niyete durdu ise; niyazlar semaya açıktır, gönülden vurdu ise. Elden ele sözü ileten, güzelden güzeli sardı isen ne güzeldir.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Peyledim güzeli, yerden göğe halledim ezeli, yolumun bitirdiği yere kadar. Oymayı ele aldım, her dalını ayrı koydum. Bir-bir oyacağım, bir bütüne talip oldum, yerli yerine koyacağım; oyamazsam, Dost diline, Dost haline, Dost eline gönülden yalvaracağım, affını dileyeceğim; meyhaneye Dost adına gireceğim, hizmetim bitmedi diye yeniden erliğe soyunacağım. ALLAH’ım dedim, niyetimi kurdum, dalı elime aldım; ne güzel oymuşum, meğer ben buymuşum… Gel dedim cümle Dosta, beraberce oturalım posta. El ele niyet edersek, yerden göğe hizmete katılırsak, Dost bizim, post bizim, HAK bizim ile, gerçek sözüm ile…” dedi, YUNUS’um selamladı.

24
“Dağdan sordum, yeşil yaprak dedi ki ‘Hani bende toprak? Huylu huyu ile bulur, güzel hali ile olur.’ Ovaya geldim, ‘Nerde güzelin?’ dedim; ‘Ağaçlar yaprakları ile güzel, çiçekleri erdiğinde meyvesi ile ezel, çekirdeği ile ebedi…’ ” dedi, YUNUS’um taş ile toprak ile ağaç ile yaprak ile dağlar ile taşlar ile söyleşiye dalışını cümlenize anlattı. “ ‘Dağın yücesinde bütün güzeller seyrinde olur, ovanın gecesinde yıldızlar seyre gelir.’ dedim de; ‘Ovanın günü yok mu?’ dediler, bana sordular. Ovanın güzelini hizmetinde olanlar bilir, bilir de RABB’imden en güzeli alır.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

26
Cümle ile paylaştığımız, gönülden HAY’laştığımız; gönülden dumanı atar, sevgi ile dilenen eli tutar, aldığımı verdiğimi birbirine katar. Gelelim sofranıza, açalım sohbeti.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Balığın boynuna ip bağlasam, ele alıp yola çıksam; balık yaşamaz, yolu aşamaz. Atın başını bağlasam, dilenen yolda yürüsem; kimse bana şaşmaz. Bil düzende atın itin yerini, bil düzende otun bitin yerini, bil düzende güzel çirkin verimini. ‘Ne dilersem HAK yolunu bulayım?’ dediysen; her yaratılmışı yerinde koy, gezsin, sevgisini dilediğince paylaşsın.” dedi, YUNUS’um selamladı.

30
“Senden alan, beni bulan, DOST KAPISI’nda kayguyu silen; elden ele aldığını, yerden göğe bulduğunu, kendinden kendine anlatsın.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Havuz, darda kalana söz verir; nehir, yol arayana iz verir; daldığımız deryada, seven kulu haz bulur. Toz vermedik, seyre geldik; soylu dedik, günde bulduk; her ağacın gölgesine adımızı yazdık. Gelen okusun, dilediği bezi dokusun.” dedi, YUNUS’um selamladı.

31
“Bilmem diyenden aldım, adımı her gün verdim. Selam olsun cümlenize. Doğruyu ben yerden buldum, gökten sordum, sevgiyi HAK’tan bildim, kainata serdim.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Bilmek kulu getirmez, uymak gerektir. Serçeye hizmetini sorsan, ağaçtan ağaca uçarım der. Tavşana hizmetini sorsan, tazıdan kaçarım der. Dünyanın işidir, değirmenin dişidir. Kimi kaçar kimi kovalar. Olaylara uyan kişidir. Senden gelen bilgide ben kendimi bulurum, senden aldığım sevgide kainatı okurum. Her kişi kendinden kendine yoruma düşer, seyirde bilmediğine şaşar.” dedi, YUNUS’um selamladı.

1 şubat
“Gemiye yol veren kaptan güverteye göz atmazsa, ambarda oluşan düzensizliğe söz etmezse, seferde noksan vardır. RAHMET te, zahmet te, gidişin selametinedir. Seyirde olan geminin her neferi, önce kendinden sonra gemiden sorumludur. ‘dost KAPISI arayım, her var olana sorayım, demde oluşan kervana katılayım.’ dedik, dünden bu güne geldik. Selam olsun.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Arabaya talib oldum, atını alamadım; meraya sahip çıktım, sürüyü salamadım. ‘Elde sürü olmadan meraya talib olma.’ dediler de, gayretin yerini söylemediler. Ara da bul. Sevgi ile dol. Sen de VAREDEN’i bil. Yollar bana düzlendi; gerçek, halde gizlendi; seyre vardım düzeni, yerden aldığım tozlandı. Ayrı gelmez dost bize, sırdan vermez HAK size; gölden çölden aldı isek, akıl silmez bedende.” dedi, YUNUS’um selamladı.

6
“Bildiğim bir güzel, aldığım ile verdiğim ile bin güzel. Yerden gelen selamdan yolu sordum, gölgeyi sildim, her öğünde nefsimi yendim. Nefesim dar gelmedi, alan kulu sormadı, yolda yolcu durmadı. Gelsen dedim sofraya, her lokmamız HAK’tandır; bildik aldık sözünü, niyazımız çoktandır.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Göl üstünde kuşlar var, kuşları YARATAN YAR. Gölden öğün beklerler, alır yuvada saklarlar. Bir adımda varamam, her kapıya soramam; geldi isem düzene, asla gönül kıramam.” dedi, YUNUS’um selamladı.

7
“Dağlara yaslanamam, sert gelir; gerçekten sıyrılamam, DOST verir.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Bende senden nefes var, düşündüm ki kafes dar; beklediğim gün güzel, beklenen yollar kulu için zor. Zorluk, verişte değil, uyuştadır; alış, yersiz değil, doluştadır.” dedi, YUNUS’um selamladı.

14
“Sonsuza gönül versem, görgüme rengi açar, soğuktan her kulu kaçar. Doğandan olduk. Bildiğimiz, her doğan göçer. Dostluğumuz bakidir, dostluğunu sunan sakidir. Soyluyu yolda görsem, ayağına kilim sersem, çok mudur; suyun aktığı yeri bilmeyen, yok mudur?” dedi, YUNUS’um sözü aldı; “Yolda taşlar var.” dedi, “Ayıklayım.’ diye kaldı. Kalmaktan maksat; güzele göz atmak, gerçekten söz etmek… “Elden ayaktan aldık, gönülde olanı sonsuza saldık.” dedi, YUNUS’um her taşa adını verdi; yolcular gelsin bulsun, YUNUS adını ansın diye.

15
“Dizde nasır izi var, dağlarda örtü oldu kar, gidiş geliş uymayana zor.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Dünden bu güne geldik, gelecek güne güldük. Her çiçek yapraklıdır, kökleri topraklıdır. Rengine bak seversin, kokusunu översin; yüce ağaç görünce, yere oturur sırtını dayarsın. Yapraklar kümelenmiş, çiçeklerden meyveler erişmiş. Gözlediğim bir andır, özlediğim sonsuz… Bir anımda ne renkler kainatta dolanır, kul bilgisi çalışır, her taneden bellenir.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

28
“Sevgiden aldığımız, saygı ile bulduğumuz her konu, bize bizden anıdır, RABB’imden gelene kanıdır.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Her kuyu, içindeki su kadar derindedir; her kulu, gönlünden geleni bilgisine aktardığı kadar serindedir. Ağaçlarda her yaprağı topladım, ‘Dostluk.’ dedim birbirine katladım. Yaprak yaprağa karıştı ama, kökler kendi bilgisince toprağa ulaştı, gölgesinde Güneş’ten yanan dolaştı. Günden güne alışalım, Dostluk çevresinde buluşalım; onun için, senin için, benim için çalışalım. Diyelim ki; ‘BİR’liğinde BÜTÜN olduk, bilgin ile dünden dolduk, gelenden gidenden çevreyi sorduk.’  ‘Her alan güzeli bilir mi?’ dediler. Almayı bilen, elbet güzeli görendir, akan su ile deryaya varandır. Akan suda değirmen, suya dayanır; esen yelde değirmen, huya dayanır. Güzel ahlak çevresine ışık saçar, her dileyene kucağını açar. Akan su nasıl olsa götürür, soysuzluğu anında bitirir. Soğan saydım dizi ile, toprağa yaydım sözü ile, cümle alan gözü ile; görsün, soğan ile şifaya ersin.” dedi, YUNUS’um selamladı. Emanete şifa sorana…

1 mart
“Gayretin yerini sordum, dediler ki ‘Yerden göğe…’ ; hayrete düşene sordum, dediler ‘Renkten renge…’ Adımı toprağa yazdım, YUNUS diye altını çizdim; her öğünde subaşına gittim, çoban ile bir oldum sürüyü güttüm. El ayak emektedir, yollara düştü isen gönüller konaktadır.” dedi, YUNUS’um selamladı.

8
“DOST ile doğruyu bildik, sevgimizde gerçeği verdik.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Doğruyu, ağacın dalından, sevenin halinden, gezenin yolundan ararsan, çevrende gördüğüne göz at diyeceğim, sevgimizi paylaştık diye olmuş meyve yiyeceğim. Doğduğumuz güne şükredecek, bildiğimiz güne semaya yöneleceğiz. Gel dönelim nefsimizi yenelim dedim de her sorana; kimi güldü, kimi şüphesiz geldi; aymayı bildiğimize, dumansız olduğumuza cümlesi şahit oldu.” dedi, YUNUS’um elden ele, dilden dile adımızı anandan RABB’imin RIZA’sını diledi, selamladı.

11
“Değirmene su geldi, suyu dileyen aldı, soğuk sıcak yerde kaldı.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Seyrettiğim topraklar, yere düşmez yapraklar. ‘Gel.’ desem ER kuluna; göze vermez, DOST elinden taşı almaz.” dedi, YUNUS’um selamladı. “Doğuştan yol bilene, yolda sürü güdene, eğittiği her kuldan ‘halin nedir?’ diye sorana…” dedi, YUNUS’um aldığı her nefesten cümleyi selamladı.

12
“Gelsen sözün düzüne, gülsen kulun yüzüne; aldığına sevinecek, verdiğin ile övüneceksin.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Ekmek peynire aş dedim, suyun aktığı yere yaş dedim; dünya seven güzel ile, sevmeyene boş dedim. Kaş ile gözün arasında, gönül ile kulun arasında bir nokta bin öğüt verir, öylece kul gerçeği görür.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

14
“Su başına oturduk, eski sözü bitirdik, günü güne getirdik.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Balıklar koşuya gelmiş gibi deryaya dülü-dala yürürler, elde kırıntıyı görürler. Seyre daldı isek gidişi, selam ile alalım her işi.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

15
“Asi atı bağladım, ayağındaki yarayı dağladım; çoban gelsin bekledim, SIR dediyse sakladım.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Her beden sorumludur, aldığı EMİRLER’den. Gölgesine eğilmesin, bilgisinde dağılmasın; her gördüğünde ‘Mucize.’ deyip, yapraktan yaprağa söz getirmesin. Yaratılmış her varolan, RABB’imin mucizesidir. Dillendirirsen, kendine keramet sahibi ünvanı vermiş sayılırsın. RESULÜ’nün ÖZ’ünde sözünde, her zerresinde PEYGAMBERLİK MÜHRÜ mevcuttur. Kulluğu; kula, kendini bulması, kulluğunu bilmesi örneğidir. Hali ile birlenelim, hatamızda zorlanalım, günümüzde bilmediysek öğrenelim. BAĞIŞLAYAN RABB’imin ADI ile, her zerremizi birbirine DOST edelim.” dedi, YUNUS’um selamladı. (RESULÜ’nün halini mi öğrenelim EFENDİM?) Öğrenmediysen, EYVALLAH; öğrendiysen, HAY ALLAH.

21
“Saydım kulun adımını, dördü dörde bağladı; DOST KAPISI’na geldi ‘RABB’im.’ diye ağladı. Ağlayandan gülenden, doğru yönden gelenden ALLAH’ım RAZI olsun; kanadı bütün kuş misali, semada dönsün-dönsün… dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Petekten bal alalım, balı dilden salalım; RABB’im SEN’den gelenin sevgilisi olalım. Yapraklar dizildikçe, akan sular süzüldükçe, ağaç ekimine toprağı kazıldıkça, ‘Emeğim, SEN’den SANA ALLAH’ım.’ dedim de dizimi yere koydum, fistanı çok diye soydum; yoğun gelen her sese, YUNUS oldum nokta koydum; ‘Ah sana, vah bana YUNUS.’ dedim de, kendimi yargıladım, bilgimi sorguladım; doğuştan aldığım ile görüşte bulduğumu birbirine ekledim, RABB’imin açtığı her kapıda bekledim.” dedi YUNUS’um selamladı. 

28-1
“Ayağımdan giderim, elim varsa tutarım, bilgime çok bilgiyi katarım.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Alalım bir söz ile yeşilden şifa, bakalım bir göz ile maviden vefa, sorguda yargıda bulalım sefa. Al ile mor ile bilelim doğuşu. Güneşten görmezsek, renkteki düşü sorar mıyız; ‘Alan mıdır, veren midir bilen kişi?’ ” dedi, YUNUS’um selamladı.

29
(Bu gün Amerika’da yeni ve kesin bir kanser ilacı bulununcaya kadar dondurulmuş bedenler var. Bu dondurulmuş bedenlerin RUH durumu hakkında bizi aydınlatır mısınız? “Niyaz ile geldik, niyaz ile olanları gördük, GÜZEL’in verdiğine cümlemiz uyduk, dağlara ‘Niyazın nedir?’ dedik. Esen yelden, akan selden selam alırız, her damlada RABB’imin İZNİ’ni görürüz.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Bilgi, yükü götürseydi, dağlar yürürdü; DOST KAPISI’nı bilseydi, seven erirdi; eriyen her kulu, geldiğini aldığını bilirdi.” dedi, YUNUS’um selamladı. (Yağmur duası da buna dahil mi?) EYVALLAH.

4 nisan
“Her dalda yaprak çoktur, gayrette olumsuz yoktur. Geldik yolcu ile hana, selam verdik cümle CAN’a.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Yemeni giydim ayağa, sırtımı verdim ağaçtaki dayağa. Günden güne erişir, niyaz ile kul dilediği sofraya ulaşır. Seyri yerden göğe biliriz, ÖZ’ümüze dönüşte gölgesinden uzaklaşırız. DOST YOLU'na güldüm geldim, HAK ADI’nı duydum buldum, RESULÜ’ne uydum doldum; doyduğum sofradan, doyacağa geldim. “dedi, YUNUS’um selamladı. 

11
“SEN’den ayrı kalmadık ALLAH’ım, VARLIĞIN ile BÜTÜN’deyiz, YUNUS ile yazdığın katındayız. Sorduk, cümle alemin aradığı güzeli… Sular akarken, kulun ömründe çubuğunu yakarken kendini bulsun, kendinden kendine ‘DOST oldum.’ desin. Yaktığı çubuğun dumanı gelmez, eline aldığı GÜL’ün rengi solmaz.” dedi, YUNUS’um selamladı.

12
“Gelen giden hayır söyler, ‘RABB’imden.’ der hayır bekler, her nefeste aldığını AŞK’ına ekler.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Yandım GÜZEL AŞK’ına, döndüm güzel şaşkına. Sevgili yolum açmış, çevreme çiçekler dökmüş. Ben bilirsem kendimi, DOST ile bulurum andımı.” dedi, YUNUS’um selamladı.

18
“YUNUS söze gelmezse, sözde benliği silmezse; nerden nereye bulur, nerde sohbete katılır? MEVLAM benzetmiş GÜL’ünü gülüne, kulunu EMRETMİŞ haline… Bir ağaca, bir dalına, gel güzelim gel yoluna. Saydım göldeki salı, yeterli değil; akan su ile gelen, biterli değil; almayı dilediğimiz, vermeyi denediğimiz, hudut ile bağımlı değil.” dedi, YUNUS’um selamladı.

19
“Gördüğüne, ördüğüne, selam verdim sardığına.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Duyandan getirdik, uyan ile kayguyu bitirdik; SAHİB’ine niyaz ettik, yolunda güzele uysun diye.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

23-1
“Duymayı diledim, doymayı denedim, HAK SOFRASI’na geldim.” dedi, YUNUS’um sözü aldı, suyun gelişine güldü: “ER olmayı denediysek, her olayı elediysek, gönülden gelen sevgiyi belediysek; VARLIĞI’ndan aldık diye, zorluğundan geçtik.” dedi, YUNUS’um selamladı.

23-2
“Eğildim su içeyim, akan sudan yolumu seçeyim. Geçtiğim yol benim oldu, gönüllere sevgi doldu.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “AKDEVE’ye yol sordum, heybeyi sırtıma vurdum. Ne aldıysam yüküm oldu, bildiklerim hüküm verdi. Seyre geldim dost elleri, sevdim övdüm dost dilleri, RESULÜ’ne benzer halleri.” dedi, YUNUS’um selamladı. YUNUS’um gider gelir, her dileyen ile sözü BİRLİK’e getirir. “Yapıyı bitirelim, kapıyı taktıralım, dayanmayı bilenleri gerçek sözde tutturalım.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

25-1
“Dağlar çiçeklendi mi, dallar yapraklandı mı? Adım attık yoluna, sözü kattık kuluna. ” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “YUNUS her sözde alır, bildiği yolda kalır; seferde olan gelir, doğruyu kulun kendi mantığı bulur. Geçmedi ise ocaktaki köz, bitmedi ise dolaptaki toz; demde yürünecek yol vardır, kuluna bürünecek hal vardır. Ocağı demleyelim, dolabı toplayalım, aldığımız her bilgiyi gönlümüzde katlayalım. ” dedi, YUNUS’um her nefeste HAK SÖZÜ’ne yer verenden ALLAH’ımın RIZASI’nı diledi, selamladı.

25-2
“Yollardan aradıysak, uzun saçı taradıysak, gemiye niyet kurduğumuzdandır. ”dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Beklediğim gün güzel, sakladığım konu özel. Bir-bir aradım YAR ADI’na, bir-bir sordum HAK ADI’na. ‘Geldin de, aradığın kapıyı buldun da, kaygudan uzak kaldın.’ dediler, YUNUS’a gönül huzuru verdiler. ” dedi, YUNUS’um selamladı.

2 mayıs
“RAHMET SEN’den ALLAH’ım, zahmetine katlandık; aldığımız bilgi ile, cümlesinden kutlandık.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Bitmeden bağda üzüm, yetmez denmesin sözüm; yapı kuruldu gitti, elbet görecek gözüm. Secdeye eğildim de, yaprak-yaprak GÜL gördüm, her yaprakta, güzelleri birbiri ile ördüm; emeğinden bilenleri, sevgi ile sardım.” dedi, YUNUS’um selamladı.

7
“Dağlar selam verdiyse, kulu eteğinde durduysa, gelen giden birbirine sorduysa; güzel senden, güzel benden, güzel cümleden…” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Ne kayalar eğildi göremeden düzeni, ne nehirler yöneldi bilemeden YAZAN’ı; çevreden yol aldık, cümleye gelsin dedik, MEYDAN’a kurduk kazanı; ‘Selam olsun.’ dediler, MEYDAN’a her biri geldiler, ‘Nerde?’ deyip sordular, aradılar kızanı. Suya attım odunu; bağa girdim, salkıma baktım, ‘Güzel.’ dedim tadını. Her olayın bağlandığı, her kulunun eğlendiği, DOST ADI’na beklendiği gün vardır. Güzellik; her günde aynı bağı bulmak, yerden göğe hoşnut olmaktır.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

10
“Sedef aldık masayı, billur dedik kaseyi. Dünden bugüne geldik, aldığımız nasibe cümlemiz güldük.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Sürü bizim, yol ister; konuk bizim, söz ister, her öğünde gölgesini siler.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

14
“Yol açılır söz ile, gün seçilir yaz diye, güzel günde haz diye. Gelmeyi dileyenler, düzeni eleyenler; her kapıda dururlar, bir kapıya vururlar, olayın en güzelini görürler. Her yolun sözü BİR’dir, DOST’tan gelen sohbet gürdür; inandığın gerçek güzel, kayguda olana zordur.” dedi, YUNUS’um selamladı. YUNUS’um der ki: “TOKTAY’a selam versen, erdiği günü bilsen; dağlar taşlar erirdi. EBUBEKİR’i bilsen; kar tanesi dolardı, her kul gönlünü ak ile belerdi.” 

15 mayıs
“Dayanmayı bildik, bulduğumuz gerçeğe uyduk; her yol sorana, taşsız olanı gösterdik. Güzel geldim ben bu yola, güzel dedim kulda hale. Ne verseler gülerim, hayır olsun dilerim.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:

 “Beklersen yerden göğe DOST olanı bulursun, her öğünde aldığın ile kalırsın. Bildiğine gördüğünü ekle, bilmediğin konuyu gelen güne sakla.” dedi, YUNUS’um selamladı.

 

17
“Ele yaprağı alsam, yerden gelene toprağı sorsam, niyazının birliğine şahit olurduk.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Yerde yola bakarsın, gökte bulutu yoklarsın. Yerim serim kainatta, ÖZ’üm sözüm her yaprakta… Yaprağı bulduğun gün, seferde gördüğün yön gölgeni silerse; ‘Olmamış.’ denilen her meyve oluşumunu bekler, sana güzeli, kendine ezeli saklar. Dönmeden arkana hep gidişe uyarsan, dört kapı görüp te DÖRT MELEĞİ duyarsan; gözüm, ÖZ’üm, sözüm sende bilesin.” dedi, YUNUS’um selamladı.

23
“Erdiği gün üzümler, görülür de bilinir, yaprakların ardına salkımları saklanır.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “NUR’un ile nurlandır RABB’im bizleri, NUR’un ile paklandır RABB’im yozları. İsyan etmedik SANA topraktadır dizimiz, her an her gün ADI’n ile sözümüz. Güneş, VARLIĞI’na delildir bilen için. Her zerrede O vardır; bilmezsem YUNUS olur mu adım, bilmezsem yazda kışta kalır mı andım? Öyle dedim olmadı, böyle dedim bulmadı, gerçek bilime aklım ermedi. Bir tas suyu ocağa koydum kaynadı da, tasta su kalmadı; VARLIĞI’na bir damladan haber silmedi. Oturdum düşündüm… Dedim ki; ‘Bulduğum her taşı bir kuyuya saldım; toplayım katlayım, verdiğini bilgime ekleyim… Hizmette keramet varmış, YUNUS her aldığını duvar diye örmüş. Bakmış ki, ördüğü duvar bir bina olmuş, binaya HAK ADI’na dileyen gelmiş.’ BİR’liğine talibiz RABB’im, nefsimize galibiz. DOST’luk, vergindir bize.” dedi, YUNUS’um cümleniz ile DOST’luk duvarını ördü, selamladı. 

30
"Dağdan dağa seslendim, 'Güzel gelir.' dedim heveslendim, özgür idim kafeslendim." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Her çiçeğin sözüne renkten sepet örülmüş, hasret denen günde sevgili görülmüş, doğruya eğriye çizgi çekilmiş. Al güzel al elden elmayı, bil güzel bil halde kalmayı, gecede gündüzde sessiz durmayı, dermansız olandan DOST'u sormayı." dedi, YUNUS'um elden ele, güzelden dile, emekten bilene, yerden göğe selamını iletti. Cümlenize selam olsun.

1 haziran
“Kement attıysak dala, adım attıysak yola, selam verdiysek kula; her nağmesi DOST’a gider. Seyre daldık güzeli DOST’u gördük, tez yolda dumansız bulduk.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Göbeğini bağladık, kundağını sakladık; yapraklara göz attık, ‘Suyumuz gürleşir.’ dedik, yuvanıza göz attık. Destek olsak duvardan duvara, Güneş’ten olanı göstersek güzelden güzele; bakamazsın, yoğun olsa odunlar yakamazsın. Doğruya eğilen kulu, bilir elbet gerçek yolu. ‘Kayguyu silelim.’ dedik, daha önce sofranıza geldik. Davar güdenindir, duvar örenin.” dedi, YUNUS’um selamladı.

6
“Demde Güneş göz alır, her yaprağı söz verir.” dedi, YUNUS’um sözü aldı, ‘Serin olsun.’ dedi, akan suya daldı: “Güller açtı bağımızda, sular geçti sırtını veren dağımızda; kayaların sertliği, toprağın mertliği, kaldı huyumuzda.” dedi, YUNUS’um sözü KAYGUSUZ’a verdi.

12
“Doğruyu bildim geldim, en güzel güne doldum geldim, destiye KEVSER ŞARABI koydum geldim.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “RESULÜ’nün himmetidir. MİRAC’ında aldığı, RABB’inin kendisine sunduğu; Güneş’ten parlak, kardan ak, bal misali tatlı, kainata yetecek katlı. ‘Ümmetim ile paylaşayım, sunduğum her damlada onlarla halleşeyim.’ dedi de RESULÜ, aldığı KEVSER ŞARABI’nı onun ile olanlara payladı, ‘Daha gelene.’ dedi, peyledi. Yerden göğe niyazımız BÜTÜN’edir. Dağlar taşlar, kurtlar kuşlar hep eğilirler, ‘Bir damla alalım.’ derler; aldıklarına öğünürler, alamayanlar için dövünürler. (Alabilmek için, nasıl olmalı?) KEVSER, RABB’imin sadece RESULÜ’ne sunduğudur; RESULÜ ümmeti ile paylaşır. DOST olalım, DOST kalalım, DOST’u gönülde bulalım, KATI’na öyle talib olalım. Bir damlası bir ümmete çok gelir,-(Şah damarı ile ne ilgisi var?)- her zerrede alan kulu çok görür. Bu gün, her zerremde göz vardır, söz vardır. Doymayı diliyorsak, bu günde uymaya dönelim. Çünkü; MEVLANA’yım; açık. Her zerre birbiri ile DOST olmuştur,-(KADİR GECESİ’nin özelliği mi?) EYVALLAH.- her zerre birbirine DOST selamı vermiş, kim olursa olsun her yaratılmışın zerresi,-(KEVSER’in dağılışı mı bu gece?)- hücresinden çıkmıştır. EYVALLAH. (KEVSER’in bu gece dağıtıldığı gece mi oluyor?) EYVALLAH. (Resim verilir: Kökü, dalı, yaprakları ile bir fidan) Kökü, dalı yaprakları, çiçeğini açacak, yeni nesli seçecek; tozlaşmazsa üremez, toprak aldığını süremez. Gönlündeki çiçeğin açması, yeniden yeniye geçmesi için hayat suyu gereklidir. HAY. (Bu gece, HAY VASFI’nın bol şekilde dağıtılması mıdır?) EYVALLAH. (Sadece bu gece mi dağılıyor?) Her an verilir; ne var ki, zerrelerini DOST kılan, hücrelerini her daim zerrelerine açık tutabilen. KADİR’de, bütün hücreler açıktır. (Uyanmamış zerreler de mi bu gece uyanıyor?) EYVALLAH. BAĞIŞLAYAN, RAHMET’i bol OLAN, AYIRMAYAN, ADİL OLAN ALLAH’ım; SEN’i SANA ben getirsem, benden SANA DOST olur mu? ALLAH, ALLAH, DOST’um ALLAH. ALLAH, ALLAH, AD’ın andım, dizimi postuna koydum, doğruyu öyle buldum. Yandım ALLAH yandım SANA, SEN CEMAL’in göster bana. Dağlar selam verdiyse, gönülden alana yolum düştüyse, cümle alem ‘ALLAH.’ diye SANA koştuysa; benden SEN’den alanlardır, SEN’i bende bulanlardır. Selam olsun cümlesine, selam olsun cümlenin her zerresine. Açıldı semaya eller, döküldü AŞK’ın için diller; ALLAH! ALLAH!’ dedi de gönüller, cümlesi aldı KEVSER’den nasipler.

13
“DOST’un YOLU açıktır, gelenlerle bütünleşir.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Yazı yazdım havaya, suyu koydum kovaya. Söz dilde, gönül dalda, cümle uyumlu halde. ‘Gel sürüyü güdelim.’ dediler, beni yanına aldılar. Gördüm ki, dilde olan gütmez, kovadaki yetmez. Gezeyim göreyim, akan suda simamı sorayım; ‘Al götür.’ derse, yemeniyi giyeyim, her adımı sayayım, gönüle cümleyi koyayım. (Adımdan murad nedir?) Doymayı denemezsem, durmayı bilemem. Yolda gidene adım gereklidir.” dedi, YUNUS’um selamladı.

2 ağustos
“ ‘Yazımız güzel olsun, gönüllere hitap etsin.’ denir. ‘Dost olduk, dost bildik, DOST’u gönülde bulduk. Selam olsun, DOST’unu bilen YUVA’ya adını yazsın.’ diyelim, yazımıza DOST ADI ile girelim.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Her dost, bir DOST’u bilir; YUVA’nın canları, birbirini DOST ADI’nda bulur. Bayramın getirdiği, gönüllerinize sevgisini arttırdığıdır. Onun için, sevgimize yer verelim, bayramın getirdiğini bilelim, diyelim ki; ‘Selamına bayramını vesile kılan RABB’im, yazmayı deneyene dostunu bildirmiş, sevgisini üç söz ile getirmiş; Dayanmayı, güvenmeyi, sevinmeyi bildi isen, dostluğa talipsin.’ ” 

31
“HAY dedik geldik hana, niyaz ettik hep sona. YUNUS olduk büründük, yol başında göründük. ‘Namaz. Niyaz.’ dediler, hoşnut olup güldüler, ak fistanı sevdiler, sakalımı övdüler. HAY diyenle oluştuk, gönüllerle buluştuk. (Resim verilir: YUNUS EMRE HAZRETLERİ ibadet halindedir.) ‘Yol üstünde durmuşta, namazını kılmışta.’ dediniz. YUNUS’um. Yol bizim, halvet bizim, gönülden güller bizim. ‘Nerde aldık, nerde bulduk, nerden açıldı gözüm?’ denilir; bir gün, bir an, bir ömre yön verir. Açılan kapılara, geçilen yapılara, itilen uykulara; RABB’im hoşnut olmaz mı? kul diler de dilediğini bulmaz mı? ALLAH’ım; HAKK’ı bilen her kuluna RAHMET kapılarını açar da dumana yer vermez, ‘DOST.’ diye çağırırsa perdesini anda açar. Kuma oturdum, niyaza durdum, cümlenizi sardım.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Duvağını açan gelin misali her birinize göründüm, DOST ADI’na sizler ile büründüm. Yolumuz BİRLİĞE’dir, şüpheniz olmasın; destinize KEVSER’den başka girmesin; huzur sizlerle olsun, kayguyu cümleniz silsin. İçtiğiniz her yudum aklandı, çünkü niyet ile paklandı. ALLAH’ım RAZI olsun.” dedi, YUNUS’um selamladı.

6
“Dağlara yaslandık, HAK YOLU’nda yaşlandık, gönülden gelen ile düşlendik.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Demirden kapı olsa dayanacağım, yerinde gözü dalıp eşikten geçeceğim, değirmene su gelmiş buğdayı ölçeceğim. Çuvalları dayadık, kapıları boyadık; cümle ile olacağız, DOST yerini bulacağız.” dedi, YUNUS’um selamladı.

12
“Demde Güneş’i bulan, aydan yıldızdan soran; akan suya baktı mı, bilgisine gerçeği taktı mı, odunu alıp ocağında yaktı mı? YA ALLAH.” dedi de, YUNUS sözü doğrudan aldı, çevreyi bilgisi ile doladı. “ ‘Gel.’ diyene sorduğum, ‘Bil.’ diyen ile olayı yorduğum; her anımda bana destek oldu, su almayan çiçek soldu, girdiğim bağda bağcı güzeli sordu. Ele aldım fidanı, serden sildim nedeni, güzel dedim güdeni. Bağcı sordu; ‘Yolunu bilen mi kararlıdır, soran mı?’ Bilenin kararı, verilmiştir; soranınki, kaderinde örülmüştür.” dedi YUNUS’um selamladı.

16
“Bohça aldık dost elinden, sohbet bildik dost dilinden, ayrıda gayrıda değiliz RESULÜ’nün halinden. Gölgeyi ağaçtan alırız, Güneş’i gönlümüzde buluruz, SAHİB’ine her kul için niyaz ederiz.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Bir destiye yeter demem, paylaşmadığım aşı yemem; deryaya attı isem odun, cümle dost gelmeden dalmam.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

19
“Kendimi sorguya çektiğimde, aldığım cevap; ‘BİRLİK’e uyasın.’ dedi, ‘DOST’un ile geleni duyasın.’ dedi. YUNUS’um erliğe girdi, sohbette gürlüğü gördü. YA RAB. SEN’den geldik biliriz, SEN’in ile DOST kalırız da; ÖZ’ünü bilmeyene niye darılırız?. Kimi arayacak, kimi tarayacak, kimi örülmüş duvarı devirecek, kimi destisini tersine çevirecek; ne halde olursa olsun SEN’in verdiğin güç ile kendinde kendini bulacak, yıktığı duvarı yeniden örecek, destisini doldurup dileyene verecek. Uyandığım uykudan şükre vardım ALLAH’ım, gönül yapıma denktir aklımdaki silahım.” dedi, YUNUS’um selamladı.

20-1
“Yer gök selam verdi andımıza, dedi ‘İnsan ile geldik kendimize.’ Ne YUNUS, ne de VEYSEL, ne HACI BAYRAM, ne de ABDÜLKADİR GEYLANİ sözünü bitirmedi, bağlı geleni yitirmedi; dost bağını üretti, yumağını cümle aleme pay etti. Cümlesinin selamı, cümlenizin gönlüne.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Bayram geldi sevindim, temiz fistan giyindim. Çoluk çocuk dağıldı, büyük eline eğildi. ‘Yer onların, gök onların.’ dedik, ellerine mendil verdik. Ne kolay sevindiler, az ile övündüler. Dedim ki onlara; ‘Sen çocuk, ben geçmişte çocuk, gönüllerimiz alçacık.’ DOST bağında çocuk kalalım, bir selam ile mutluluğa erelim.” dedi, YUNUS’um selamladı.

26
“YUNUS adına doldum, cümle ile BİR oldum, gölgeyi ağacın dalı altında gördüm, Güneş’e ıslanan fistanı serdim.” dedi, YUNUS’um selamladı.

3 ekim
“Yolu sordum bilene, DOST ADI’nı verene, doğruyu alıp eğriyi silene…” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “EYYÜB’üm ile geldik, günden geceyi sildik; ‘Duman gelmiş.’ dediler, ateşini külledik, unu aldık eledik. Emek bizden duyana, aldığına uyana; EYYÜB’üm niyaz eder, hem o yana, hem bu yana. ‘Kaderi çizen bilir, düğümü çözen görür, Güneş ile dağdaki karlar erir; denenmiş hizmeti, cümleyi seven verir.’ dedi, EYYÜB’üm selamladı. Değirmene geleceksen buğdayını topla, DOST KAPISI bulacaksan gönlünü pakla.” dedi, YUNUS’um cümle için niyaza durdu, selamladı.

4
“ ‘YA ALLAH’ dedik, MEYDAN’a geldik. MEYDAN; cümlenizi, cümlemiz ile BİR’leyen konuttur. Daha önce YUVA’mız dedik, her öğünde YUVA’mızda buluştuk. ‘YUVA’mız mekan olduğu halde, -GÖNÜLLERİN MAKAMI’ denildi, oyalar orada işlendi, dilenen her konu orada düşlendi. Gemiye geldiğimiz gibi, YUVA’yı bildiğimiz gerçektir, değişen asla yoktur. MEYDAN’a geldi isek, her gelen ile aynı ölçüyü bulduk. ‘Nasıl?’ denilir. ‘Güneş’te yanayım diyen; az-az oturur, gün-gün arttırır, Güneş’te daha çok kalmaya alışır. Yerden göğe her yeni bilgide, bir anahtar vardır. Geldiysek söze, selamımız DOST’a olsun.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Aldığım ile sevindim, verdiğim ile övündüm, paylaşmayı huy edindim, öylece hizmetin gereğine inandım; aç kediyi doyurdum, korkan geyiği kayırdım, birbirini kıran dalı ayırdım, her biri ile barışık kaldım; gün geldi, yarına gölge düşürenden nasihat aldım. Düşündüm; ‘Günün gölgesini görmedim ki yarını düşüneyim, Güneş varken neden dağların karını düşüneyim…’ Az ile çoğun hesabını RABB’im bilir, bana da yeteni verir…” dedi, YUNUS’um selamladı.

10
“Geldiğiniz her günde aldığınız bilgi, yerden göğe billurlaşır ve niyazınız kader çizgisinde buluşur.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Ormana girdim ağaçları saydım, her ağacın gövdesine adımı yazdım. Gelen giden okudu, bülbül oldu şakıdı. ‘YA RAB.’ dedim, ‘Ben mi adımı bilmem, yoksa SEN’in ADIN da mı YUNUS?’ YUNUS bir fakir adem, sanılmasın yediği bal ile badem. Bir lokmaya binbir şükür eder de, dostuna sevgisini katar; niye her anında SEVGİLİ’ye binbir söz atar? Gel YUNUS kendine, dön de bak bitirdiğin bendine. Sular taşmadan gelir, gelen bulduğunu alır. YUNUS her anında zikirdedir, öylece hem kumda hem nehirdedir. YUNUS yerini bilse her zerresi abdestedir. (GARİP ekler; ‘Zerreler bilinçli olarak daim abdeste…’) Bedendeki abdest; su ile başlar, su ile biter. Zerrendeki abdest; HAY ile başlar, HAY ile devam eder gider, sonsuza varlığını güder.” dedi, YUNUS’um selamladı.

17
“YUNUS adını aldım, deryada sevgiyi buldum, her anımda cümleniz ile oldum, yaprakları saya-saya doldum, ‘Gel.’ diyene sordum; ‘Sevgiliden mi? Sevgiliye mi?’ Kimi  ‘Sevgiliden.’ dedi, kimi ‘Sevgiliye.’ ‘Nerden gelecek?’ dedim, kendi kendime güldüm, Sevgiliden aldığımı sevgiliye götürürüz, dünyada aldığımız görevi bitiririz; öğrendiğimiz aşı pişirir, orada sofraya kotarırız.  Aldım ALLAH’ım aldım SEN’den gelen her EMRİ, buldum ALLAH’ım buldum defterime yazdığın kaderi, sevdim ALLAH’ım sevdim yerden göğe her şeyi.” dedi, YUNUS’um selamladı.

24
“Demde düzen okunur, dalda ipek dokunur, bilen bilmediğinden sakınır.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Bardak dolu su ile, sepet dolu somun ile. Gönülde beklediğim, yardan selden sakladığım; yaprak olup gelecek, dalda kendini bulacak, kement atılan olaya her kulu katılacak.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

25
“Yerde çiçek, gökte kuşlar söyleşsin. Desinler ki; ‘Dost olduk verdiğine, YUNUS ile derdiğine.’ ‘Gelsem.’ dedim ‘MEYDAN’a’, dediler ‘Girme hana.’ Bağlamayı bildi isen atını, gönülden bilirsin beratını. Geniş yola açıldık, cümleniz ile HAK YOLU’na seçildik, ‘Selam.’ diyen her yolcuya dost elimizi verdik.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

26
“KEVSER ŞARABI dersen, doymayı bilmelisin, her zerreni AŞK ateşinde görmelisin; akıl mantık gönül birliğini, komşu ile, arkadaş ile, dost ile, post ile kurmalısın.” dedi, YUNUS’um selamladı.

31
“ ‘Yumuşak oldum.’ diyen; bostanda yaprağı incitmeden yürüyendir, gayrette eteğini sürüyendir.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Kendimden gayrıya emir vermedim, hiçbir sofrada somun sormadım; ne verirler aldım, nerde dururlar güldüm, saydığım nefeslerde DOST sesini duydum.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

7 
“Dağlar yük vermedi bana, karabulut zor gelmedi sona. Her yiğit, bir ömürde tutarlıdır.” dedi, YUNUS’um selamladı.

14-1
“Gel güzelden güzele, gördüğüne selam ver; kendin buldun kendini, YAR ADI’na gönlünü aç.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:“ ‘Ağacın her dalını sayayım.’ dedim, boyum yetmedi; ‘Her yaprağı sayayım.’ dedim, nefesim yetmedi. Bilen bilmeyen yolumu alsın, komşudan çevreden huyumu sorsun. ‘Ağaran saç telinde, kulun gözlemi ne boyuttadır?’ derlerse, deyiniz ki; ‘YUNUS’un saçından, her zerresi sorumlu; gördüğüne bildiğine, aldığına, HAK ADI’na kararlı; attığı her adımı, alan kullarına yararlı.’ Selam olsun, saygıda gönlünü açanlara RESULÜ’nün şefaati gelsin.” 

15
“Doğruyu, dost olursan okursun, güzeli sevgi ile dokursun.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Gönülden gönüle gezdim, her gönülden aldığımı süzdüm. Elde kalan taş toprak değil; kulun hevesi dünyaya bıraktığı nefesi. ‘YA RAB.’ dedim, ‘Nefes SEN’den, heves benden; ne anladım ben zandan?’ Denildi ki; ‘Aklın seni gezdirir, güzel olanı sezdirir. Hevesin bezdirirse, dostluğa zaman vardır. Zan, her gününde değişir; asıl olan, doğduğun halde bildiğindir.’ (Deminki VAHDET’i mi açıklıyorsunuz?) EYVALLAH. Aynaya renk veren, kendinden kendine açılandır. ‘Gidenden haber almadım.’ dersen, kendinden kendine ayna tutmamış olursun.” Doğruyu asla eğriye çevirmedik, yeşil yapraklı ağacı devirmedik. Kömür nasıl ki yana-yana kül olur, kulu da sıyrıldığı kadar kâlb olur. Kaldığı yerde, konduğu dalda gördüğünü anlatırsa kuşlar, yüksekte oldukları içindir. Soyundukça bildiğine, eğildikçe güldüğüne, bağlandıkça güzelliğine; BİR’den BİR’e varırsın. Varış, ruhaniyet aleminin kendi lisanındandır. Ne dese, ne söylese, senden sözü bulamaz; çünkü, beden var ise arada, aldığını bilemez. ‘Ne gelen var, ne gören.’ denilende, söz bedene aittir; O’na varış, RABB’imden ahittir. Doğruyu bildiğimiz, RAB EMRİ’ni aldığımız, size sizin dilde verdiğimiz, hep o EMİR’dendir; VARLIĞI’ndan şüpheyi sildiğimiz, gönüllerde gördüğündendir.” dedi, YUNUS’um selamladı.

21
“Bağdan üzüm topladım, her yaprağı katladım, ‘Saki oldum.' diyeni ben gönülden kutladım.” dedi, YUNUS’um sözü aldı; dilde güzel söyledi, darda günü peyledi, açılan her kapıda gülmeyeni payladı. “Duman; sesi bastırır, seveni küstürür, ‘Almam.’ dediğin fistanı bilmeyene diktirir. Doymayı, duyandan bilelim; doğmayı, uyandan.” dedi, YUNUS’um selamladı.

28
“YUNUS sözü alırsa, güzelden güzele gelirse; her satırda selam verir, ‘RABB’im.’ der de, gönlünüzde olana gerçeğin getirdiğini bildirir.” dedi, YUNUS’um kendi sözünü kendi bağladı.

30
“YUNUS, adımın belgesi; AŞK gönlümün sargısı; emeğim, ömrümün sevgisi. Demlendik düne güne, DOST olduk cümle kula. ‘Gel.’ Deseler ‘HAK YOL’a.’; bildiğime selam verir, bilmediğimle arayanı bulurdum.” dedi, YUNUS’um selamladı.

5 aralık
“ ‘ALLAH. ALLAH.’ dedi de YUNUS’um söze geldi, bahçede GÜL’ü gördü, bülbül ile göze geldi. ‘Çağırdığın güzel kim, beklediğin nerede?’ Bülbül dile geldi de dedi ki; YÜCE’de.’ Olumsuza selam versem, diyecek ki; ‘Gerçek mi?’ Olumluya selam versem, diyecek ki; ‘Nasib mi?’ ‘ALLAH. ALLAH.’ dedik te girdik söze, GÜL dalında bülbül misali verdik size.” 

6-1
“Gün güneş doğuşadır, gece ise buluşadır. DOST’u DOST’a söyleriz, gökte gördüğümüz her yıldızdan yön sorarız. Gönlümüz hedefini nerde olsa bulur, bilgimiz yaratıldığımız anda bedenimize verilir. KEVSER, yerini bilenlerin ŞARABI’dır.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Okumayı huy ettiğin, her zerreni ‘HAY’ ile birbirine kattığın görülür. Yerden göğe sitemlerin, gölgesiz ömrünün dallarıdır. Daha güçlü yaprak ile dolacak, senin RABB’in senin gönlünde kalacak. Has kullarına, kulluğun basamaklarını çıkartır. Her verdiğimiz satır-satır okundu, her gününde bile-bile dokundu. Gelen günün dileğince gelişir, sevgili, sevgili ile dileğince söyleşir.” dedi, YUNUS’um selamladı.

6-2
“Yol bizim, hal sizin, her rengi görsün gözün.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Dolanıp geldim, hallenip buldum, dallanıp verdim. Yanlış doğru demeden, yamalı fistan giymeden, bu alemde bulamazsın; yanlışı doğruyu tebdil etmeden, gerçekte kalamazsın; dağlara güzel dersin, ayağını attığın an nefesini tutarsın. Zordur, zoru kolay etmek. Zordur, zorluğu silip güzeli hal etmek.” dedi, YUNUS’um sevgi ile cümlenizi selamladı. (‘Yamalı fistan’ dan maksat nedir EFENDİM?) Yama fistanın açık olan yerine vurulur.

12
“Ata bindim nalı yok, yola baktım taşı çok, gönül dedim, başa çek. Atına nal vurdurursun, yoldaki taşları kaldırırsın, gönülde olanı cümleye bildirirsin; dünyaya olmaza ağlamaya değil, bilgine eklemeye gelirsin, ektiğini toplarsan sevinirsin.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

19
“At ile çıktım yola, dağ başında verdim mola.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Aştığım kayalar, yerden geleni oyalar; yağan yağmur, akan su olur birbirini kovalar. Dur demeden yürüdüm, değmeden eteğim çamura sürüdüm, Güneş’ten ne beklediğimi kendi kendime sordum. Kayalar örtülerini atarlar, toprağı ovalara satarlar; değirmende bekleyenler, nasiplerini ellerinde tutarlar.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

20
“Açık olan kapıya girdim, yapının sahibini sordum; ‘Doğruyu eğriden eleyen, bilgisini cümle ile beleyen.’ dediler. Her yapının BİRLİK’e çağırdığı bilinir, DOST KAPISI’nda HAK ADI’na durulur.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Duvarı öre-öre bitirdim, atımı dilediğim yola getirdim, ağacın dalına ipini tutturdum; beklesin, yediği otlara yenisini eklesin.” dedi, YUNUS’um selamladı.

21
“Hem inişte, hem çıkışta, elden ele güç vardır; elde olanı bilmezsen, dilenmeyen suç vardır.” dedi, YUNUS’um sözü aldı; aldığı halde deryaya daldı, gördüğü balıklara sordu; “Yelden değil selden alırsınız, gelen her taneyi dağılandan bilirsiniz. RABB’im her yarattığının nasibini dağıtır, gönlünden gelen her soruda dilenen yolda eğitir. Çağırmadan koyun gelmez, YUNUS ile MEVLANA sohbetten ayrı kalmaz.” dedi, YUNUS’um selamladı.

26
“Aynı toprağa geldik, aynı RAHMET’i bulduk, kimimiz çiçek, kimimiz ağaç olduk, dostlukta her birine ayrı selam verdik.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Ağızdan aldığın aşın, dua ile bulduğun düşün, bir ocaktan öbür ocağa taşın; ne sıcağı ayrıdır, ne tadı, ne de YARATAN’ın ADI. Kapanmayan kapılardan, yıkılmayan yapılardan, sorgusuz olan gelir, demet-demet çiçekleri dileyene verir.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

28
“Dar olan fistanı attık, akan suda DOST yüzüne baktık, MERYEM ile adım-adım gittik, aynı sürüyü güttük, aynı yolları aştık, sanılmasın geldiğimiz güne şaştık. Dağlara söz veren RABB’im, kulunun sesini duymaz mı, geldiği halde kalanı güzelden saymaz mı? Demde YUNUS ile söyleşelim, dert denileni paylaşalım.” dedi, YUNUS’um söz aldı: “Yeşil fistan, sevdiğini; yeşil yaprak, bildiğini getirdi; her sözü baştan aldı, nokta koydu bitirdi; seyirde olduğu her olayda, elde kalan taşı düşürdü. Danıştık yoldaşına; ‘Gölden gelmedim, taşlı yolda bulmadım; verdiği ile güldüm, vermediğine ağlamadım. Dert diyen yerinsin, ben gibi gelen DOST ADI’na gerinsin. Değişen olmadı, hatalı kalmadı, yazılanı kimse silmedi.’ dedi, MEMET adına selamını iletti. Seyre geldiğimiz bilinsin, her seherde DOST ADI’na dönülsün, dağılana değil övülene selam verilsin. Dünde şikayeti olmayan; günde doğruyu bilendendir, gerçeği bulandandır. GÜLLER açtı güldüğüne, RABİA güldü geldiğine. ‘Gayretin eldedir, güzellik dildedir.’ dedi de, yoluna suyunu döktü; dediğini, yoluma geldiğim gün bildirdi.” dedi, YUNUS’um selamladı.

2 ocak
“Dağlar taşlar söyledi, dallar yapraklar dinledi; duman, aydın gelenin önünde inledi. ‘Uzak kaldık yolumuzdan.’ demeden, düzenden sorguya düşmeden aldık, YUNUS diye adımızı verdik, suyun aktığı yerde her ağacın köküne sorduk; ‘Nerden geldin, nerede durdun, nereye varacaksın?’ Ağacın kökü dedi ki; ‘Sen, ne güne kadar soracaksın?’ ‘YA ALLAH.’ dedim ağacın gövdesine baktım, çalı çırpıyı topladım ocağımı yaktım, kaynasın diye kazan suyunu döktüm. Gel güzelden güzel, verdiğin halde güzel, sevdiğin gülde güzel, doyduğun günde güzel.” dedi, YUNUS’um selamladı.

2
“Gayret verdik gezene, gölde sorduk sazana, dedi ‘Uyduk YAZAN’a.’ Sağda solda dolaştık, senden benden dedik dalaştık; yaprağa selam verdik, çamurlu suya bulaştık. Gördük ki; akan su arındırır, HAK sevgisi barındırır.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Bayrağı alacağız, doğruyu göreceğiz, demet-demet çiçekleri meydana vereceğiz. Her çiçeğin kokusu, dilde olur şarkısı. Gel diyelim sayana, dertlerini soyana.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

9
“Çevreye bakındık, gülleri yakamıza taktık.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Güneş’e baktım, yumuşak yolda gönlümü AŞK’ı ile yaktım; gümüş sahanı yerde gördüm, almaktan sanılmasın kaçtım. Yerden gelen benimdir, RAHMET verse senindir.” dedi, YUNUS’um selamladı.

10
(Hidrojen atomundaki ‘Manyetik güç’ ile edep ve muhabbet arasında kurmaya çalıştığımız ilişki yerinde midir? Bu gücün oluşmasında, DÖRT MELEĞİN görevi var mıdır?) “Dayandığınız her konuda, RABB’im yolunu açar; bilen geçer, bilmeyene yolunu açar. DOST selamı cümlenize gelsin, YUNUS ile MEVLANA her yüze gülsün.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Gösteri değil, YARATAN’ın HİTABI’dır; yersiz değil, kainatın KİTABI’dır. Dört kapının eşiğine getirir, DÖRT MELEĞİ dilenen huzura götürür; arayan kulu, kaygusunu, kendini bildiği anda bitirir.” dedi, YUNUS’um selamladı.

12
“Ay doğdu, yıldızlardan yolunu sorana güldü; dert olanı sildi, YUNUS gönlünü her sofraya verdi.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Dört kapıya baktı isen, kendini bilirsin; her ocakta çubuğunu yaktı isen, gerçeği bulursun. DOST; doğduğun gün yanındadır, doyduğun an yönündedir.” dedi, YUNUS’um ayağına giydiği yemenide yolun tozu kalmadığını söyledi, selamladı.

14
“Doymayı, sofrayı açan ile denedim; sevmeyi, hatadan kaçan ile belledim; dün olanı, ‘Geçen.’ diye külledim.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Doymayı bilenlerle, duymayı deneyenlerde aradığını bulursan, kayguyu silersin.” dedi, YUNUS’um selamladı.

14 şubat
“ ‘Dur.’ demeden duramazsın, DOST ADI’nı kaygularda göremezsin. ALLAH’ım, her anımıza, her yanımıza DOST yolundan YARDIMCI gönderdi, söylemeyi bilmeyene akıl verdi öğretti.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Sevginde ben varsam, dal da var, çiçek de, çöl de var, böcek de… Gelmeyi dilediğin, ‘Bulurum.’ diye umduğun her niyetin, dosdoğru yazılandır.” dedi, YUNUS’um selamladı.

20
“Dağlar postu serecek, ovalar her geleni görecek, yapraklar dallarını saracak, her CAN sevgili DOST’una soracak; ‘Benden bana gelen nedir, SEN’den bana gülen kimdir?’ Her birimiz adımızı verecek, yollarına ağlarını örecek. Gelsem DOST’un bağına, sorsam bağda GÜL’üne; yaprak-yaprak olacak, gönüllere sevgi dolacak.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Her ağacın hizmetine gönül verdik, ‘YUNUS.’ dedik her zerrede gerçeği okuduk, ağaçlara tırmanan sarmaşığa güldük. Gel gelebilirsen, bil sorabilirsen. Dediler ki; ‘Ömrümüz, mevsimden mevsime.’ Selam verdik yürüdük.” dedi, YUNUS’um selamladı.

21
(Seherden murat nedir?)
“Sefer, yola niyet eyleyen; seher, niyeti aydın olan.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Bir temelde aradığım taş varsa, duymayı bilendenim; kumunu eledi isem, gerçeği görendenim. Suya ayak bağladım, kurak olsa ağladım, gelen giden ile DOST’a selam eyledim. Yerde dizim var ise, dilde sözüm var ise; selama kendim varmalıyım, RABB’ime gönülden kendim sormalıyım.” dedi, YUNUS’um selamladı. (‘Yerde diz’; niyaz mıdır?) EYVALLAH.

27
“Demde sudan suya adım attım, aldığım her bilgiye sevgimi kattım.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Yapraklar denginde, çiçekler renginde, gelip geçen ahenginde… Gölgede sürüyü buldum, ağaca hizmetini sordum. Dedi ki; ‘Görgün yerde mi kaldı, gönlün uykuya mı daldı?’ Su başına vardım, suda yüzümü gördüm, ‘Ağacın gölgesinde olmak gerekmiş.’ dedim. Sıcak yüzümü yakmış, ter sırtımdan akmış. Daha gitsem, olmaz. Gölgesine sığındım, dediğini öylece bildim. Ağacı neden yarattığını buldum ALLAH’ım, dostluğu yarattığın ile kurdum ALLAH’ım.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

6 mart
“Gölgeyi gördüm geldim, her dalda yaprakları saydım güldüm.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Nerde naz, nerde niyaz, nerde dolduğumuz haz? Ayrı gün, ayrı yönde değil, güzel her gönülde yakılandır, kapısını açıp bakılandır.” dedi, YUNUS’um selamladı.

7 mart
“Değirmene su gerek, değirmenci yoldadır; çuvallar dolu buğday, taşımaya kol gerek.” dedi, YUNUS’um doymayı dileyene, doğduğunu müjdeledi. (Neyin doğduğunu?) Gerçeğin. “Meyveyi toplamak için, fidanı dikmek gereklidir; ‘Yolundayım ALLAH’ım.’ diyen, yüreklidir.” dedi, YUNUS’um selamladı.

11
“Değirmene su veren, ovadan buğdayı getirene yardımcı olmaz mı? Dumanı bacaya verelim, ocakta aşı pişirelim, gönülden gönüle değişeni değil gelişeni görelim.” YUNUS’um selamladı. YUNUS sözü aldı, yeniden sohbete daldı: “Satır–satır okuduk, bağlı olan kalmamış, desteden kendini silmemiş. ‘Güzelden güzel.’ dedik, hoşnut olduk. Açık yerde kalmasın, gerçeğin aynasıdır, şüpheye düşülmesin.” dedi, YUNUS’um her alanı bilene, ‘Açıklık getirsin.’ diye niyaz etti, selamladı.

13
“Aday dedik, dayanan her kulunda gerçeği gördük, yumağını el ele sardık.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Doğru-eğri YAZAN bilir, duysak duymasak düzeninde yürür, seyre gelen her kulu güzel olanı görür.” dedi, YUNUS’um selamladı.

18
“YUNUS ile söyleşelim, her satırı paylaşalım; yavru kedi elde ise, gayreti annesine verelim.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Her CAN kendinden kendine alır, YARATAN’ı bildiği an cümle ile bulur, sevgide bütünlüğe, şüphesiz kalındığında varılır. Kemal; VAREDEN’i bilip, varlığını O’na adayandır. ‘YUNUS yerini bilir, bildiği yerde kalır.’ diyene, de ki; ‘YUNUS, her sevenin gönlündedir.’ ”

27
“Dağlar taşlar duyarlar, yapraklar hep uyarlar; kayalar söze gelir, göklerden sel alırlar.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Demde yoğurt mayaladık, sanmayın gelen gideni oyaladık, bildiğimiz her konuyu RABB’imin vergisi ile boyaladık; renkten rengi ele aldık, men dil olsa dilden sildik. Alan veren BİR’dendir, asla yargıya düşmeyelim; ayrı dilden söylese de, dediğine şaşmayalım. Her bağda aynı üzüm yetişmez, ak ile kara olsa sanmayın çatışmaz. Bağdan bağa dolaştık, GÜL’den menekşeye ulaştık, her birinin bilgisini görmeye çalıştık. Dedik ki; ‘Dağdan bağdan alanlar, elden GÜL’den soranlar; ayrıda olamazlar, yarı yolda kalamazlar.’ ” dedi, YUNUS’um selamladı.

28-1
“Deste yaptık budağı, DOST’ta gördük adağı. Geldik bilelim, gönülden alalım, DOST ADI’na sarılıp HAK yolunu bulalım. Sende bende oluşan, emek verip çalışan; HAK KAPISI’na ulaşır, ‘Derya’ der de dolaşır. Seni beni birleyen, güzel hale zorlayan; gönüldeki ER’indir, kainatta yerindir. Derlerse; ‘Kar yağdı.’ De ki; ‘Hava serindir.’ Yaz olur kış ta gelir; kum olur, taş ta verir; kul, düzende öylece yerini alır.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

28-2
“Değişenden değil gelişenden iz buluruz, her çiçekte ayrı renge gün sorarız.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Ağaçtan ağaca baktım, kandili öyle yaktım, her ağacın köküne suyunu döktüm. Dallar gelişecek, meyveleri oluşacak, bilen bilmeyen dilediğince konuşacak. Al giysem, gölgesine; mor giysem, dalgasına; mavi giysem, halkasına söz ederler, gönülde olandan gayrı sürü güderler.” dedi, YUNUS’um selamladı.

3 nisan
“ADI‘n ile girdik söze, ‘RABB’im.’ dedik baktık her yüzdeki göze. ‘Gel.’ dedik güzele, ‘Oturalım düze. Seyre dalalım, hayra yoralım; gelmeyi bildik, gülmeyi deneyelim.’ ” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Durak olmaz yoldan gelene, kurak vermez halden bilene. Ne dedi ise kulu, ne verdi ise yolu; O’ndandır. O’na varacaktır, dilediği handa postunu serecektir.” dedi, YUNUS’um selamladı.

4
“Güneş yolumda benim, DOST’um gönlümde benim, HAK sofrasına geldik, selam dilimde benim.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “ ‘Durak buldum ineyim, kuş olsam dallarına konayım.’ demeden geldim, beklenen yerde, gözlenen yolda durdum.” dedi, YUNUS’um selamladı

10
“ALLAH. ALLAH.” dedi de, YUNUS’um geldi söze: “Ayrıda olmadıkça, gerçek ile dolmadıkça; okuduğunu bilemezsin, RABB’imin verdiğine gülemezsin.”

14
“Katı gelmez söz bizden, eğri olmaz düzen. ALLAH’ımdan, yumuşak yoldan geldik, ‘Dursun durakta.’ diyenden sorduk. Yoran duran elde olmaz, SARI ANA elini verdiyse kul yolunda kalmaz, çiçeğine verdiğine suyu asla solmaz. Bağlı olan çözülür, ekli denilen çizilir; ‘HAY’ diye girdiysek söze, gönül bahçesinde gezilir. Konuk geldiğine, nasip verdiğine, yapıya kapıya sahip çıkarız gönüller bağlı olduğuna.” dediler, YUNUS’um ile SARI ANA selamladılar. 

17
“İpi aldık gerelim, yıkadık çamaşır serelim. Yağan yağmur getirdi ise, sözü bilen bitirdi ise; GÜL’den, güzelden geçerlidir.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Bağ–bahçeye emekteyiz, ‘Yol?’ derlerse gülmekteyiz. Gönül, güzele talip. Değirmenden aldıysak unu, diyelim ‘HAK’tandır konu.’ Bin bir söze bağlayalım, HAK AŞK’ına ağlayalım; saygı duyduk gerçeğe, güzelden-güzele gönül dağlayalım. AŞK’ın SEN’in benden yana, girdik yoluna handan-hana; aldık düzenden payımızı, dedik ‘Cümlemiz CAN’dan-CAN’a.’ CANAN yerimiz bilir, mevsimde olan sevilir, halktan-halka aynı fistan giyilir, HAK HUZURUNDA öyle durulur.” dedi, YUNUS’um selamladı

22
“DOST olalım, DOST kalalım, DOST ile DOST’a gelelim.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Bin bir öğüt aldım kaleden, her rengi gördüm haleden. Zulmün olduğu yerden aştım, güzeli gördüğüm güne şaştım, akan suya baktım de hayrete düştüm. Senden-benden sormazlar, açılan kapıyı görmezler. ‘Gelsem.?’ diyene ‘Gel.’ diyen, pişen aşı DOST ile yiyendir. Yol bizim, han bizim, hancıda cümle sözün; ‘Aldım-verdim…’ dediysen, elbet çalacak sazın.” dedi, YUNUS’um selamladı.

1 mayıs
“Seversem güzeli, düşlerim ezeli. Dayanmayı denersem, darda olanı sınarsam, benden-senden ayrıdayım.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “ ‘Faydası olmayan ağacı keselim, hizmet vermeyene küselim.’ diyene de ki; ‘Ne faydasız yaratılır, ne de hizmet için bekletilir, her kulun gönlündeki çiçekten birbirine koklatılır.’ ” dedi, YUNUS’um selamladı.

8
“Saydım-geldim otağı, sordum gün tutağı. Dediler; ‘Bulacaksın, AŞK’ı ile dolacaksın’ ” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Bez bağlayan budağa, vermez suyu dudağa. Gölgesiz ağaç olmaz, aranmazsa bulunmaz. Her damlayı sayacağız, düştüğü yerde sesini duyacağız, dileyenin sofrasına suyunu koyacağız.” dedi, YUNUS’um; her elden, her dilden, hudutsuz sevgiden, özgür bilgiden gelen muhabbet ile cümlenizi selamladı.

9
“ ‘Taşan nehir zararlıdır.’ derlerse, de ki; ‘Kul biliminde.’ Halbuki, YAZAN’ın diliminde, bekleyenden-ekleyene RAHMET’tir.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Dilim-dilim verdiği her bilgiyi, önce toplar; yerden bilen, kendi-kendini katlar; işte orda, RABB’im andını yeniler. BEN’den geleni zahmet bilene, taşan nehir katıdır; RAHMET bilene, aldığı her nefes zatidir. ÖZ’ü demektir. RABB’imden gelen, KENDİ’ne ait olandır. Bil ki, BEN’den-seni ayırmadım, MEYDAN’da kim var ise kayırmadım.” 

15
“Kalmaz gönülde duman, silinmez kulda iman.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Adı ile gezerim, AŞK’ı ile yüzerim, okuduğum her zerreyi kitabıma yazarım.” dedi, YUNUS’um selamladı.

22
“Dayanmayı bilenler, DOST ADI’na gelenler, aydın günde ADI’nı bulanlar, gerçek gönülde ise çevreyi dolayanlar.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Daldığım uykuda deryayı gördüm, bilgim ile her olayda gerçeği sardım, kement attığım atı yerden-göğe derya içinde buldum. Gelen-giden sordu, adımı dilediğince yordu. Dedim ki; ‘Sabah Güneş doğacak, çiçekler meyve olacak; demde YUNUS’a söz diyen, kendinden kendine gülecek.’ Açmadığın kapıyı göremezsin, toplamadığın üzümü seremezsin, almadığın bilgiyi veremezsin, ‘Kulu oldum.’ diyenlerden kendine pay çıkaramazsın. Gel dostum HAK bağına, gir dostum balıkçı ağına, çık dostum HAK YOLU’na. Dağlar yol verecekler, kayalar seni de görecekler.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

28
“Geldiğim gün hanına, girdim DOST’un yanına, dedim ‘Ne düşerse şanına.’ Elimde kalsın, dileyen-dilediği huzuru YOLU’nda bulsun.” dedi, YUNUS’ um sözü aldı: “Kaynar kazan taşmasın, kulu taş yoluna düşmesin, gerçeğin kapısında gördüğü güzel güne şaşmasın. ‘Dert demeden oluşsak, GÜLİZAR’da buluşsak.’ denilir. Gönülden-gönüle doğruyu MEYDAN’a getirene, eğittiği her yavruda vermeyi yar edene. Gözden-göze, sözden-söze alıştık, doğru yerde buluştuk, komşu ile komşu olmaya çalıştık.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

29
“Söğüt dalı gövdesine dayalı, çıktığım dağ koca-koca kayalı, somun aldım has un ile mayalı.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Gide-gide bitmeyecek bu yollar, ala-ala susmayacak bu kullar, DOST KAPISI’nda giyinilir bu haller. YUNUS’um söz derim de, ‘Sözüm bitti.’ der misin, sofraya oturup ta kuru somun yer misin? ‘ALLAH, EYVALLAH.’ dedik, VEYSEL’imle sohbeti kurduk, sofrada toprak-çanak dedik. Somunu bansak, şükürde vereni ansak. Her lokmada andığımız, her nefeste yandığımız YÜCE RABB’im. SEN’i-SEN’den sormadan, onu-bunu yormadan; aynayı nerde görelim, yüzümüzü hangi toprağa sürelim?” dediler, YUNUS’um ile VEYSEL’im selamladılar. 

4 haziran
“Gözden aldık selamı.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Her zerrem semaya gelmiş, semada olan cümlesine katılmış; her bir nefes aynı anda, aynı zanda BİR’lenmiş. (Kadir gecesinde olay bu mudur?) EYVALLAH. “OL” DEDİĞİ anda, “BİL” DEDİĞİNE yazdırdığı, “GÜL.” DEDİĞİ ile her zerreyi GÜL’lediği o gece; her zerre hücresi ile bağımlılığını düzenler, eksik geleni tamamlar. ‘Her yaratılmış mı?’ denir. EYVALLAH. RAHMETİ’ne göz ettik, gözlemine söz ettik, o günde bekleyen her zerremiz adına verdiğimiz sözü tuttuk. Sözünü tutandan olunuz, her zerrenizde aldığınız nasibi birbirine katınız.” dedi, YUNUS’um selamladı. (‘Değişmeyen gerçeğin özelliğine ağladık.’ sözünü açar mısınız?) Gönülde dolup-taşan, gördüğü güzel ile bendini aşan coşkunluğun eseridir.

21
"Cümlenize selam olsun, yaprağın her tanesinde kendi ÖZ'ünü bulsun." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Giydiğim fistan dar gelmeyecek, okuduğum destan zor vermeyecek, güzeli bilen çirkini sormayacak, yerden-göğe aldığımız bilgi duman içinde kalmayacak." dedi, YUNUS'um selamladı.

27
"Geldim nazlı adına, ‘RABB'im.’ dedim yandım AŞK'ına. Gel gülen yüzlü, gel güzel sözlü." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Dayandığım kapıda gerçeğin yaprağını saydım, nefsimi öylece soydum; değişen her günün olayında, gönülden aldığım ile doydum." dedi, YUNUS'um; dört duvara işlediğin, bilmediğini taşladığın her öğünde OMAR ile el-ele olduğunu söyledi. (HZ.OMAR, ULU'su mu?) EYVALLAH. 

6 temmuz
"Güzel bağlar bizimdir, erişecek üzümdür; DOST yoluna bakarım, açık olan gözümdür." dedi, YUNUS' um sözü aldı: "Adım-adım gelsen bile, ER yüzüne gülsen gine; yaprak-yaprak okunacak, elden-ele dokunacak." dedi, YUNUS' um selamladı.

9
"DOST KAPISI açılandır, HAK ADI'na geçilendir, bilim deyip seçilendir." dedi, YUNUS' um sözü aldı; kuma geldi, deryaya daldı, elde olan taşları kıyıya saldı. "Gün gelir güzelden-güzeli getirir, gün gelir bilmeyende kayguyu bitirir. Selam olsun bilenlere, elden-eli verenlere, ER yüzüne gülenlere. ER'lik yolun hızıdır. Yerden-göğe çalışılır, bir yoncaya alışılır. Dağlara derman sorsan, bal ile kar alıp karsan; akan çeşmeden suyu bilirsin, elindeki destiye alırsın." dedi, YUNUS' um selamladı

10
"Korku ile olanın, RABB'im korkusunu silsin." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "El-ele olduk, doğru yolu arayan ile bulduk; çeşme başına geldik, akan su ile destimizi doldurduk; yolda durana, ‘Suyundan ver.’ diyene, dilediğince sunduk. Aldığın taşı elinde tutma, oturduğun sofrada acıyı tatma, dilediğin yolda gönlüne kaygu katma; az gelene, çok verene DOST ol da, DOST'luğuna gölge düşürme." dedi, YUNUS'um selamladı.

12
"Çözdüğüm düğüm elimdedir, çizdiğim resim gönlümdedir, gelmeyi dileyen yolumdadır." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Dinlemezsen su sesini, daldaki açan GÜL'ün nefesini; geldiğine gülemezsin. Derman dilersen haline, yol üstünde kalamazsın. MEVLÂM; yerden-göğe güzelini yaratır, her güzele bildiğini taratır, yaprak-yaprak donatır da daha güzelini aratır." dedi, YUNUS'um selamladı. 

15
"YUNUS olduğumu bilenler, yol üstünde fistanımı görenler, dumansız MEYDAN'da yaprağımı okuyanlar; elbet dağlardan geleni duyacaklar, RABB'im ne dediyse uyacaklar. Yeminden uzak kaldık, sevenler gerçeği görecekler." dedi, YUNUS'um sözü MERKEZ'ime verdi :

19
"Eğri-doğru demeden, acı-tatlı yemeden; güzeli bulamazsın, olduğun gibi kalamazsın, dileneni her anında göremezsin." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Sazlık diye girmedim koruya, dilenen suyu vermedim darıya; yeşili-maviyi sevdim de, değer vermedim sarıya. Her biri öbüründen güzelmiş, dökülen yaprak gazelmiş. Düşündüğüm an buldum, her renginde hengini gördüm, ‘RABB'im.’ dedim AFFI’na sığındım: ‘Saz da SEN'in, SÖZ de SEN'in, ayrıya düşen benim. 'ALLAH. ALLAH.' dediğim her anımda lokmasını yediğim RABB'im; beni-bana buldur da, kaygularımı kaldır da; düzenine uyayım, her günümü kervanında sayayım.’ " dedi, YUNUS'um selamladı.

22
"Meyveyi dalından, kulunun halinden severim, DOST KAPISI'na öyle gelirim." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Doğruyu bildim, güzelden-güzeli öyle aldım; derin sulara sevgim ile daldım, gelmeyi dileyene haberi saldım. Sevgiliye varlığından geldiğince gülersin, darlıkta her gördüğünü silersin. Öyle olmalı ki, darlıkta-zorlukta-gürlükte; sildiğimiz olmasın." dedi, YUNUS'um selamladı. 

25
"Meyhaneye yol aldık, gönülden vereni bulduk, meraya sürüyü saldık, gülenden-gelenden sorguyu sildik." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Kalp para elde kalır, altın-gümüş bilenin olur, değişen değil çalışan gerçeği görür." dedi, YUNUS'um selamladı.

2 eylül
"Dağlardan inmese kar, ovalar bilmese yar; kulu ne alır, ne duyar." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Değişen yok, her olay ile güzelde gelişen vardır, ‘Uymam.’ diyene dünya zordur. Uyduğun güzelin; varlığını göreceksin, oyunda olmadığını bileceksin. Kayıtta yazılan okunur, kader denilen dokunur. Ne sebep senden, ne hata, ne atâ senden. Akan suyun düzenini bilgin ile sağlarsın, her dileyenin kaderine bağlarsın. DOST denilen odur. ‘Akan su benim olsun, her zerresi bana gelsin.’ diyen, benliğine yük vurandır. ‘DOST halini biliriz, DOST yolunda görürüz, DOST olup el-ele yürürüz, ağa olup YUNUS ile aynı nefesi buluruz.’ diyesin, yuvanın temelinde her adımına aynı nefesi veresin. Ağa-bacı gönüllerde BİR'lensin, giden ile aynı sevgi korlansın. ‘YA ALLAH.’ dedik, MEVLÂNA YUNUS, YUVA’ya postu serdik. ALLAH'ım cümleden RAZI olsun, her niyaz YÜCE'dendir bilinsin. Gidenin (f.s'nın) sözünü iletelim: ‘ALLAH. ALLAH.’ dedi de, nefese nokta koydu; geldiği gibi vardı, yaşadığı güne doydu, her anını AŞK'ına saydı. "ALLAH'ım cümlenizden RAZI olsun. Dünden ibret alan, günde ibriğini doldurur, yarına diktiği ağacı buldurur. Huzur ile kalsınlar, huzurdayım bilsinler." dedi YUNUS'um selamladı.

5
"Ayrıda söz açılmaz, açılmayan kapıdan geçilmez; yerini bulmadı ise kulu seçilmez." dedi, YUNUS'um her adımda aldığını yudum yudum cümlenize sundu: "Sözümüz-sazımızı YUVA'mızda veririz, DOST olan her kulunu birbirinde görürüz, bilinen kapıya el-ele yürürüz. "dedi, selamladı.