
 Her aldığını
veremezsin, duymayana.
Duvarı aşamayan, duymayı bilmez.
Duymaktan maksat;
çiçeğin verdiği, rüzgarın getirdiği değildir.
Duymak;
alabilmek yeteneğine sahip olmaktır.
Neyi? Kainatta olan, var ile var
olacağı belirten,
değişmeyen yorumları iletebilen kulu,
duyabilendir.
Duyduğunu alır, bildiğini iletir. Çünkü duyguda
şekil yoktur.
Halbuki, iletilebilen, kalıp ile anlatılandır.
'Nasıl?'
denildi. Çiçeği diyelim. Çiçekten duyulan anlatılır mı?
Sadece görülen
anlatılır, rengi şekli boyu.
Görüntü, yerden sayılır; geyik misali sevgi
ile sarılır.

 Ters
geleni, karşındakine göre ölçersen, düz görürsün.

 Dumanı dağıt,
hem bedeni hem gönlünü eğit!
‘Zor!..’ dediğin gerçektir.
Gerçeğe
uymazsan, yolunu alamazsın.
Doğuşun günü gelişime yol açar.
Çam
ağacı, ne kadar rüzgar yese yıkılmaz.
Neden? Dalını eğitir de ondan.
En ufak yelde dahi dört yöne sallanır, dalını esnetir.
Sorunu verdik; ‘Dumanını
dağıt, kendi gönlünü,
bedenini eğit!’ dedik.

 Aydın günde
gelenden olur, gedik açıldıkta gelişe uyar.
Güzellik; adını vermek
değil, ADI’na uymaktır!
Asmayı üzüm vermezse anmazsın,
ULU’yu sözün
olmazsa duymazsın.
Niyaz her an olur, düşündükte;
niyaz her an olur,
andıkta.

 Ya OMAR! Nerden geldin, nerde durdun,
kimden aldın?..' derseniz;
doğuşu, kainatın doğuşuna denk olandan,
ALLAH ADI'na
bilmemişle cenk edenden.
Cengi, Adına denktir.
Sebepler yaratan, yarattığını sebepler gölgesine oturtan,
hakikati
sebeplerle bulduran;
elbet YARATAN'dır, GÖZETEN'dir,
PEYGAMBERLER'i ile
KENDİ'ni dileten, dile söyletendir.
Gayretin yeri; hale uydukta,
olacağı bekleyendir.
Günü andık niyazlarınızdan.
SALAVAT
eksik kalmasın,
'Dert!..' denmesin, olaylar olumsuzluk ile anılmasın!
Sözüm
ÖZ'üm sizlerle, niyazım sizlerde.

 Kulun dört yönü vardır.
Dördün biri gönlüne, biri haline,
biri yoluna, biri de görüşüne açıktır.
Dönüş odur ki, dört yönü bir eder,
AŞK ile katıldıkta kulu PİR
eder.
(Bu dört haline AŞK'ı da katarsan
PİR olursun, öyle mi?) EYVALLAH.
'Dönüşten maksat, nedir?'
denir.
Yol ehli 'Sema' der, gönül ehli 'Nema' der.
İster sema ister nema,
gidilen yer HAKK'adır!
'Aramayı deneyim mi?' denilir. Kulluğun
gerekliliğidir!
(Aramaktan murad nedir?)
Düzeni kurmaya, düzeye gelmeye,
yuvaya dönmeye gerektiren arama.
Yol ehli
dönmez, hal ehli sönmez.
'Yanayım!' diyene de ki:
'Kül olmayı bilmez misin,
bilenden sormaz mısın?'
Sevelim, sevdikte her hali hoş görelim!
Açalım
gönlümüzü, diyelim halimizi.
Aç, açlıktan dert yemez, yerini bildi ise;
kul,
geceden şikayet etmez, gelene inandı ise.
ALLAH'ıma emanet olunuz,
sorulanı aldınız biliniz.
ALLAH'a ısmarladık.

 Attığımız her adım yolu kısaltır.
Ner var ki, el
ele olsun el ile gelsin.

 AŞK’ımı miyar alan, halini benden bilen,
RESULÜ’ne, beni benden
aldığını ileten
MEVLÂNA’nın sözünde ÖZ’ünün NURU görülür.
Dünya gününde
niyazı:
‘ALLAH’ım, OMAR’ın AŞK’ıyla beni bezet,
RESULÜ’ne öyle uzat.’ derdi, öyle dilerdi.
Dileğinin direği, öyle doldu yüreği.
Niyazının verdiği
diye;
AŞK’ı, OMAR’dan RESULÜ’ne iletildi.
Bildi, dünya gününde öyle aldı.
‘Öyle değil mi?’ denir.
Her kulun AŞK’ı gönlüncedir.
Niyaz, AŞK’ın çokluğundandır;
dilemek, gönül
tokluğundandır.
‘Dilemek, istemek değil mi,
isteyen tok sayılır mı?’
denir.
Dilenen O’dur.

 Savaşın yargısı
mağlubiyette olur, şarkısı kazanınca söylenir.
Öyle oldukta; ne
kaybeden, ne kazanan yoruma girmez.
Sadece savaşın gayesi bilinmeli,
yolunda sohbeti olmalı.
Gedik yolu örtüyorsa, duyanın yönündedir.
Nasıl?..
Duyanın görgüsü açıktır.
Ozan şarkı söyler mi,
aşık ağaç oyar
mı, saza sırtını dayar mı?
Odun güçlü olursa,
elde duman verirse, görenin
yorumu nedir?
Kimi ısınacağa der, kimi aydınlanacağa.

 Güneşin verdiğini,
gölgeyi sildiğini görebiliyorsan, kulusun.
Gecenin örttüğünü, güneşi arattığını bilebiliyorsan,
kulunun
olmuşusun.
Güneşin verdiğini her kul görür.
Kulluğun
olmuşu, gecenin örttüğünü bilebilmededir.
Açık olan bildirir, örtülen
oldurur.
(Gece sözcüğü
batın manasında mı kullanılmıştır?)
Madde örtüsü, sır; mana örtüsü,
kalemdir.
Şerh ile muteber edilmeyen, saygıya layık görülmez mi?
Sarih
olan her algı yorumdan uzak tutulmalı,
kalemde kainatın notu bilinmeli.
Altın
gümüşten sorulmamalı, kömür sahradan aranmamalı.
Deryaya ister nehir ile,
ister yağmur damlası ile gelsin;
sorguya verilmemeli.
Gönül yolda, dilenen
kolda, kendini soran kulda.
Aldığı yudum-yudum HAK’tandır, kendini bilsin
paktandır.
Sarsa sarmasa, yorsa yormasa,
aldığından şüpheye
düşmesin, gördüğüne şaşmasın.

 Yoğun çalışanın aldığı elbet
azınlığa yetmez,
kumda tahıl bitmez.
Toprağımız ellensin, bellensin,
ekilen gün beklensin.
Doğuştan uyanın, yorumu duyanın yanındayız
bilsin.
(Resim
verilir: HAZRETİ OMAR)
Günümüz güzele,
gönlümüz ne ezele ne
ebede nokta koymasın.
Her an bilinsin.
Geçen, gelene kucak açsın.
Bağlandı, çözülmesin.
'Resim kim?' denilir.
Adıma verdim.

 Şerden kaçayım
diyen, şerri kendi yaratır.
ALLAH'ım yolunu öyle aratır.
Nardan tane
alanın, zordan şikayeti kalmaz.
Ayyaş olanın kainatta çiçeği
solmaz.
Neden? Her olayı hoş gördüğünden.
Daire çizersen görürsün,
bir uçtan
başlarsan aynı çevrede dönersin.
Genişleyebildikçe açılır, cümleye
yönelirsin.
Kesitli çizersen, dönüşler olur, dönüşlerde durulur.
Bilmece değil. Denilen ÖZ'ün çözümüdür.
'Niyetin kesitsizse.' niye denilir?
'Nasıl?' dendi.
Olumsuzluktan uzak kalmaz, kesitte çare bulmaz,
daireye talip
olur, doğuş öyle bilinir.
Dağınık düzene gönül konmasın.
SAHİP OLAN'dan, verdiği gibi göreceği,
her olayı hayır yolda
öreceği bilinsin.
'Somut yargı...' denildi, niyaza öyle duruldu.
Kainatın
soracağı, sorumsuzu düreceği bilinsin.
'Dizimi yere verdim, niyaza
öyle durdum;
olana niyaz ettim.' dersin.
ALLAH'ım niyazını olumluya
bağladı,
her kulunu hayır yola eyledi. ALLAH'ıma emanet olunuz.

 Yargıç yerini bilir. Olaylar düzeyinde kararını verir.
ALLAH'ım olayları görür.
Hak olanı, HAK yolunda gideni; ayırır, doyurur.
HAK'tan ayrı kalanın yerini,
dağılana getirir.
Müsterih olunuz. Eli elde biliniz.

 Aradan çekilen, çokluğu terk edenden ise, çağırınız!
YÜCE ALLAH'ım
öyle diler.
Affediniz hatası var ise.
Nidaya ses vermezse;
'Ömür bitecek, yolun
nasıl yetecek?' deyiniz.
Giden yoruma uyarsa, gönlünü aramıza koyarsa;
selamet
dileyiniz, her fırsatta arayınız!

 Düzende bulduğum, özen ile
verdiğimdir.
Özen ile verdiğim, cümleye serdiğimdir.
Sadece
dünya günümde AŞK'ımın kökünü bulamadım,
kimden geldiğini bilemedim.
ŞEMS'i gördüm, ondan sandım. Çiçek ile böcekten bildim.
Kuyu ile havuzu
gördüm, 'Yolum oradan mı?' dedim.
Dolana-dolana deryayı buldum.
Deryayı
buldukta, katreyi dahi sarmaktan uzak kalmadım.
Yeni'den aldığımı,
günümüze verdiğimi OMAR'dan bildim.
Öylece onun AŞK'ı ile
AŞK'ımda eşitlik buldum.
Delice yazdım, delice söyledim,
doluca
sevdiğimi gönlümce dedim.
 'Ne katı ol kırıl, ne
yumuşak ol ezil.' diyene de ki:
Katı ufalır, kırıla-kırıla; yumuşak
ezilir sevile-sevile.
Sözün edildiği asla kulun ezildiği
değildir.
Ayağın kumda gidişi, kumun ezilişi midir?

 Atını ağaca bağlayan,
uykuda aydın rüya görür.
Atını çayıra salan, uykuda korkuda kalandır.
Adımda
günü sayalım, her verilen sesi duyalım.
Ayağın gidişidir, günlere
açılışıdır.
Vergimiz açık ise, aldığımız bilinendir.

 ER'de sezen, kulda süzen aranır,
doğan güneş dilendiği
yerde taranır.
'Nasıl oldu, nerden geldi?' dediler,
açık yerde düz ovada
buldular.
'O yanın düzeni, güzeldir YAZAN'ı.' dediler.

 Omuzdan ötemde duman kalmasın;
'Yolum.' diyen kulu, niyazsız olmasın.
Diledim GÜL'ünden, çiçeğin solmasın;
gönlüne güzelden başkası
dolmasın.
Dün, bu gün, yarın BİR'dir.
'Değil.' dersen, gönlünde
kirdir.
Paklan düşünden, saklan taşından.

 Attan söz eden, taya göz eder.
Aynayı eline alan,
kendine dönendir.
Dört günden ötesi aransın.
Gerçek değişmez,
bilmiyen alışmaz, olmayan çalışmaz.
Dünden güne gelişen,
aldığı gibi oluşandır.

 Aşmadığın yol bilmediğindir,
almadığın ses
duymadığındır,
vermediğin söz demediğindir.
Geldiğine
bildiğine olduğuna göre sözün varittir.
Dünyaya gelişte,
YARATAN’a uyuş vardır.
Her EMRİ kuluna kardır.

 Ağır yüke talip olan, galip
olduğunu günden bilsin.
Çünkü ALLAH’ıma sığınan, asla yardımsız kalmaz!

 Ağırlığa söz eden,
eksiğini kapasın, sözü ÖZ’e bağlasın.
Göz açılır semaya, el atılır
yamaya, aldık verdik cümleye.

 Sabık, düzenden ayrı; sakıt gayrıdır.
Cümlesine niyaza görevliyiz, görevlisiniz!
(‘Sabık düzenden ayrı, sakıt gayrıdır.
Cümlesine niyaza görevliyiz, görevlisiniz!’
denmesinden daha geniş olarak
ne anlamamız gereklidir?)
Düzeni bilip uymayan, düzeni hiç bilmeyen.
Bilendeniz bilendensiniz! ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun.
Her kulu seherde
kainata kapı açsın!
Her an O’nadır. Tecelliler açıktır, açık gelecektir!
‘DOST
yapısına talibim ALLAH’ım,
talebim cümle içindir!’ deyiniz.
Görülen çok açık
olacaktır, gizli kalmaz!
Birbirine aktarılacaktır.

 Meleklerin varlığı kulda siler
darlığı,
dileyelim açsınlar perdeyi silelim körlüğü.
Elin kadar
yakın, dilin kadar uzaktır.
Her taht cümlenin bahtını gizler,
her
kul kendini hali ile besler,
bilen bilmeyen olmayan kayguyu gözler.
'Olmayan
kaygu nedir?' denildi:
ALLAH'ım her kuluna gözlediği defterini verir,
ne
var ki kul özlediğini diler, kaygu böylece başlar.
(Bu nefisten midir?) EYVALLAH!
(Bu kaygu 'O gün' adlı kaygu mu?)
Komşu
komşusu ile hemhal ise,
her komşu mahallesi ile hemhal ise,
her
mahalle obası ile hemhal ise,
kaygu cümlesi arasında paylaşılır,
ufalır-ufalır,
kaybolur.
'Altın tastan su içmezsek, toprak tastan içeriz suyumuzu.
Tadı değil
adı değişir.' dediler,
sizleri de elde olan ile su içmeye
çağırdılar.
(YEMEN'dekiler mi?)
EYVALLAH!
'Elde olan nedir?' denildi.
Önemli olan kabın değeri değil,
akan suyun geliridir.
'Açan çiçek solmayacak, içen kulu kalmayacak,
az gelse
'Daha!' dense, dolan bardak boşalmayacak.' dediler,
cümlenize akışı
müjdelediler.

 DOST ham sözü keser,
düşman olgun söze küser,
yol her gelene susar, yolcu adım-adım
varacağa basar.
Hancı bekleyendir, hancı uğurlayandır, hancı
ağırlayandır.
Ne hansız ne hancısız yoldan yolu bulamazsın.
(Hancılar YEMEN’dekiler mi?)
Duraklama.

 Asla
ağaca taş atmayın, her zerresi davacı olur.
Bedeni bakımsız
bırakmayınız, her zerreniz davacı olur.
Çiçeği böceği sevgisiz bırakmayınız, davacı olur.
‘Beden nasıl
bakılır?’ denilir.
Bebeğine nasıl bakarsan, bedenine de öyle bak.

 Ne ince dokudum, ne seferden sehere okudum.
Bilen ile
bilmeyenden aldığımı, güzel olur diye bekledim.
Beklediğin günden
yaydığın güne kadar sayıyı bulacaksın,
sözümüz HAK’tır bileceksin.
Diyeceksin ki: ‘Ne ağrı, ne çağrı; O’ndan geleni bozamaz;
kendini
yerden gökten yukarı görenin dumanını silemez!
ALLAH’ıma emanet olunuz.

 Üç taşı birbirine vurmayalım,
güzel olsun diye hiç birini
kırmayalım!
Kapısına, yapısına, akçesine sahip olsun;
mümin kuluna gelen her
söz, yerini bulsun!
ALLAH’ıma emanet olunuz.

 “YA
ALLAH dedik, cümlenizi selamladık.
Kendinden aldığın her konuyu,
olaylardan ayırma.
Gönlünde elediğin bilgiyi duyurma;
eledikten sonra
sergile;
elemezsen, önce kendini yargıla.” dedi,
OMAR sözden aldığın ile
güzeli bulduğuna sevindi.
Ayrıda kalmadığı her zerreden,
YARATAN’ın
dilediği halde kaldığına,
cümleniz ile kalmak dilediğine inanın
diye söz etti.
Çölden geldi, kum bildi, geçit vermeyen dağları düz etti,
OMAR selamladı.
 Başımdan eksilen her
telden sorumlu isem,
tenimde akan ter ile bağımlı isem;
kendimden mesulüm,
RABB’ime her zerremin hesabını vermeye mecburum,
mecbursun, mecburuz.
Koruduğum kendi zerrem kadar,
seni de korumakla mükellefim.
‘Adaletine
sığındım ALLAH’ım, her zerrem ile koru beni.
Korumaya muktedir olmamı
dilerim.’


ÖMER’den söz ettiysek,
EBUBEKİR’e sözümüzü verdiysek,
OSMAN ile
gerçeğe nokta koyduysak,
ALİ ile nefesleri paylaştıysak;
RESULÜ’ne ulaşalım,
HAK ADI’na çalışalım diye…

 Yaprak-yaprak
açacağız, kanat takıp uçacağız;
MİRAÇ geldi, bilgimiz ile
gerçeğe geçeceğiz;
ayna alıp elimize, kendimizden kendimize
bakacağız.
Niyaz edelim, dört duvarı açık tutsun.
Niyaz edelim, bilgimize
bilgi katsın.
Niyaz edelim, güne kadar olan hatalarımızı silsin.
Niyaz edelim,
bilen bilmeyen RESULÜ’ne dönsün.
Niyaz edelim, kulu kendini bilmediği güne
yansın.
Burda yansın ki, MİRAC’ını bugünde bulsun.

Katıldık
sözünüze,
YEMEN’den ÖZ’ünüze, perde kalksın gözünüze.
Niyazımız niyazınız ile
olsun, gönüller TEVHİT ile dolsun.
Bilenden bilmeyenden, sorumlu
değilsiniz.
HAK KATI’nda, her kulu BİRLİK’e dönsün.

 Verdiğine ördüğüne,
cümle kulu
gördüğüne iman ettik;
güvendik, RABB’im SANA dayandık.
DOST KAPISI açsın,
desin ki;
‘Bol üzüm yiyeceğim, her üzüm tanesinden şifamı
alacağım.’
Naneyi üç demet kaynatsın, altı bardak suya katsın,
her
öğünde içsin, yerden göğe inandığı ADI ile kendine gelsin,
‘HAY’
diye-diye niyazına geleni bilsin, asla şüphe etmesin,
kumdan gelen her
adımda YEMEN’in EMRİ’ne uysun.

 OMAR’a sordum: “Dumansız kalsınlar?”
Dedi ki: “Neden duman
alsınlar?”

 BİR’den geldik, BİR’e döneceğiz,
aldığımız
İZİN kadar cümlenizi götüreceğiz.
Akıl ile gönlünde
mantığın uyum görüyorsa,
kaderini aldığın ile örüyorsa;
‘ALLAH!
ALLAH!’ diyelim,
aynı sofrada müjdelenen hurmayı yiyelim.
Beklemeyi bilenlere,
yaprak-yaprak gelenlere,
dost yüzüne gülenlere,
her yaratılmışta DOST
halini görenlere
müjdeler olsun!

 Adaletin; nefsinden gelenin yorumu
olmasın,
kimsenin hakkı kimsede kalmasın;
sofrada yediğin her lokma varlığına
hizmettedir,
‘Yetersiz.’ denilmesin!

 Üç lokma üç ER ile paylaşılır,
her hizmette RABB’im
için çalışılır.
Adımını atan, yardımını cümle için satan,
bilgisini her
sevene katan;
bayramdadır, seyrandadır, zoru siler meramdadır.

 Ay’dan-yıldızlardan çok, her kulu aldığı güzelle tok.
Görgüyü, bilgin ile bütünle;
‘Yeterli!’ demeden, kendi gerçeğini
tanımla!
Doğru olan, o gün yazılandır; senin için ve cümle için.
YAZDIRDIĞI
KİTABI, cümleye oldu HİTABI.
Dilediğiniz hali YAZDI,
-(Dileten
de O olmuyor mu?)-,
sözünüzü defterinize kazdı.
Günde sözünden dönme,
gelen
günde ‘Neden?..’ diye yanma!
“DİLEDİĞİNİ YAZDIM,
NİYE AHDİNİ BOZDUN?”
DERSE YÜCE RABB’imiz, nice olur halimiz?


(DÖRT HALİFE, DÖRT KUTUP mu idi?)
Hayır, değil! HALİFELER’in
görevi başka idi.
HAZRETİ MUHAMMED’in zamanında,
DÖRT HALİFE ve
SAHABELER’in kabları
YÜCE tarafından genişletildi.
Yoksa onlar,
HAZRETİ MUHAMMED’in
o NUR’una dayanamazlardı.
 Dört duvarda dördünün adı yazılır,
çatısı
RESULÜ'nün muhabbeti ile örtülür,
bildiğin her konu adilane tartılır.
Ne
derlerse-desinler,
elinden olandan, gönlünde olanın
daha büyük olduğuna
inansınlar.
Gönülden-gönüle yapraklar okunur,
elden-ele gerçek dokunur.
Ona de
ki: ‘Bildiğimi HAK'tan aldım,
ÖZ'ümde katıksız olanı buldum.
Kiminde olan
örtüye asla gözüm değmedi,
DOST ADI'na aldığımı benden başkası
bilmedi.’
Derman dileyen her kulu,
yöneldiği gün RABB'ime, bulacaktır
yolu.

 OMAR ile yol bağladık, gayrette birlik olduk;
yerde olan
ile gönülde kalanı birbirine ekledik;
değmeden ipteki çamaşıra,
yanında yürüdük.
|