Ermek-Erenler
6
Olmak ermektir,
ermek geçmektir.
Neden? Dünyadan.

8
dilemek kolay, ermek zor.

14
mananın değeri görmekte,
görenin değeri ermekte.

9
Yaştan baştan değil, ermek güneştendir.
Güneşin ışığını daha çok gören en evvel erer.

10-1
Asmanın yaprağı bolsa, üzümün tadı kıt olur.
Güneşi daha az görür de ondan.

25
NURU’na erenle beraberiz, görenle demedim.
(Açıklar mısınız?)
NURU’na ermek başka, görmek başka.
Görgü, cümle için. Görmeyen var mı?
Kalabalıktan değil.
Dünyada görülen her şey, ALLAH’ımın NURU’ndandır.
Her kul, görür. Ne var ki, her kul ermez.
‘Erenle beraberiz’ dediğim odur.
Yanılmayın. Cümle kulun, görüp ermesi dileğimizdir.
Ne var ki, erenle beraber olmak iznimizdir.
Erebilen veya ermeye yol alan kullara
ışık tutmak vazifemiz.
Olmayı bilen yoksa da, dileyen çoktur.
Onun için bilmeyene-bulmayana, yol veririz.

15
Kulun zengini şanslı, fakiri şanssız mıdır?
Her kulun ölçüsüne göredir, dünya vergisi.
Kaderi, dünya malı ile ölçersen;
en kadersiz kullar ERENLER’dendir.
Çünkü onlar, aldığını verenlerdendir.

16
ALLAH’ımın NURU’na sahip olmak için,
ne MEVLÂNA ne YUNUS olmak gerekli değildir.
ALLAH’ımın kulu olman, NURU’na ermendir.
Ne var ki, ALLAH’ımın eren kulları,
NURU’nu gönlünde saklayan kullarıdır.
Nefsi ile harcamaz.

5 aralık
Kendini bulan, dünyada kalmaz;
dünyada iken, bulduğunu bilmez.
Her kul VELİ olmaz elbet.
Her EREN, ALLAH’ımı bulandır,
ne var ki göçtüğü an bilendir.
Öbür alem, yalnız VELİLER’in,
o da en son demlerinde gördükleridir.
ERENLER, VELİ değildir.
VELİ, hem ilmi, hem ulmu olanlar.
ERENLER, güzel ahlakları ile bulanlardır.

3 ocak
Her hatun el açar, ‘ALLAH’ım yardımcı ol’ der.
Erkek gücü kendinde bulur, ermesi onun için güçtür.
MERYEM

17
Dünyada ölçüsünü verenin,
‘Ben erendenim’ diyenin,
kendine paye verenin sahilini;
‘Göl yanıdır’ dedik.
Gölü derya diye bilene,
deryayı anlatmayı görev bildik.

8
Gücünü dile, ‘ALLAH’ım SEN’in kulunum’ de.
Kulluk; her yaratılana nasip olsa;
dünyanın değeri kalmazdı, kul dünyayı terazi bilmezdi.
Yeğ mi açalım, hoş mu geçelim;
geldik, dünya terazidir bilelim.
Dünyaya gönderilişin sebebini merak ettiniz.
RUHLAR’ın ayrımını terazisiz ayırdıkta,
ADALETİ’nden şüphe edilirdi.
Onun için, dünyada ERMİŞ kullarına;
cefayı çok verir, onu öyle dürür.

20
 Kaydu beladan sıyrılalım.
Kaydu bela dendiğinde, şerden şüphe edilir.
Aslında bela, ALLAH’ımın lütfudur.
Sen bela bul ki, salaha eresin.
Ermeden bilinmez, görmeden silinmez.
Ermekten maksat vermektir,
türlü yanıklardan sıyrılmaktır.

21
Sezmeyi bildi isen, gönülden erdi isen,
suyundan aldı isen; kayguya yer yok.

15
YUNUS’um der ki:
"Her EREN, verendendir;
dünyada HİMMETİ’ni,
elden- ele aktarandandır..."

30
Ermiş ise verenden, görmüş ise alandandır.

2-1
Güneş misali veririz, olaylarda HAK olanı görürüz,
ermeyi dileyene 'ERLİK’te kalsın!' deriz.
ER'lik BİR'liğe, BİR'lik dirliğe götürür;
ERLİK’ten oluşur, sevgide buluşur;
'Ereyim.' diyen, düzende karışır.

12
Erende oluşan kerameti değil,
gülüşen selameti görünüz.
'Ne demek?' dendi:
Eren kulunda, sevilmeyen düzen görülür.
Aslında huzuru, kullarına kendini bildirir.
Çözümü açıktır.
Olgunluk, her olayı hoşgörü ile karşılamaktır,
katı geleni yumuşatmaktır.

13
Erenler bir kapıdır, sanılmasın ayrılır.
YUNUS

21
 ‘Ben her rengin sırrını bilirim’
diyenin yanında durmayın, yalanına ortak olmayın. ‘ERENLER her rengin sırrını bilirler mi?’ denilir.
ERENLER, günlük olayların ve renklerin sırrını,
günde dokuyabilirler

4
Kumda ayak izi, kulda HAKK’ın SÖZÜ,
cümlemizin yerde dizi.
Elimizi bağladık, ‘ALLAH!’ dedik ağladık.
Dağlar eğildi durdu, deryalar eklendi geldi,
akan sular beklendi gördü;
YEMEN’de, cümlemiz selama durdu,
RESULÜ dört yönde niyaza vardı.
Dedi ki:
"Dağlar ezmesin, dalgalar gezmesin,
toprak dağılmasın, kulu HAK’tan başka eğilmesin,
başına aldığını bedenine sormasın,
gelen tozu kötü diye yormasın,
ERENLER adına HAK’tan aldığına inansın!"
ALİ

24
Ermeyen görmeyendir; görmeyen, sormayandır; sormayan, gerçek üzerinde durmayandır.
YAHYA

5-1
Olmadan meyveyi yemedik,
olmadan sözü demedik,
olmadan gönlü ermedik,
cümle ile sofrayı bilmeden kurmadık,
hiçbir gönülde kırık bırakmadık,
ne var ki asla yalan demedik.
HACI BEKTAŞ

20
"Doğuştan gönlünü açanların,
dilenen yerde DOST KAPISI’nı bulanların;
her anı, her demi doğruyu bildirir,
doğruda gerçek olanı buldurur."
dedi, HAMZA DOST sözü aldı,
PİR SULTAN ABDAL ile
postunu günde gönüllere serdi.
Dedi ki: "Doğuştan bilenler,
(ERENLER mi?) EYVALLAH.-,
geminin kaptanlarıdır;
kendinden kendine dönenler,
dumandan sıyrılanlardır..."

12
('YEMENDEKİLER doğrudan HAK’tan alır,
ERENLER halkasına verir.
ERENLER de, KIRKBİRLER’e ve DÖRT KUTUP’a verir.
KIRK BİRLER, kendilerine yakın olanlara verir.
KUTUPLAR vermezler, düzenleyicidirler’ diyerek, 10.11.1983 tarihli bir tebliğde bilgi verilmişti.
KUTUPLAR, bize verilen bu bilgideki görevi
yaptıklarını biliyorlar mı?)
Evet biliyorlar.