
“Çiçeklerde aramadım, böceklerde bulamadım, demet
yaptım satamadım, yeşil yapraktan geçemedim.” dedi, HACI BEKTAŞ
VELİ geldi: “Fistan giydim yamalı, deste aldım damalı. Kulu, YÜCE’den
sormalı; gönlü, bedenden ayırmalı. Güzelde O’nu bilmeli, her yaratılanı güzel
görmeli. Duvarda taşı toprağı değil, ayrıntıyı bilmeli. Duvarın
aslı; taş toprak oluşu değil, iki yaprağı birbirinden
ayırışıdır. Ayırmaktan maksat, bölmesidir; bölmekten maksat, övmesidir,
bilinmeyeni gizlemesidir. Sen de duvarın üzerine otur, olanı beraber bul,
bulduğunda O’nu bil. O zaman sen duvarın değil, duvar senin olur.”
dedi, cümlenizi selamladı.

(HACI BEKTAŞ
VELİ HAZRETLERİ’nin resmi verildi) HACI BEKTAŞ VELİ HAZRETLERİ der ki: “Kimse kimseyi bilmesin deli. Gelen gülsün, giden bulsun. ‘RABB’im, SEN’den
geldim, SENİ bildim, SANA vardım.’ desin.” dedi, t kuluna hediyesini
verdi. Kızının da ULUSU’dur.

HACI BEKTAŞ der ki: “Softayı sevenin, sofrayı kurduğu görülmez.
Softa ile sohbet edilmez, çünkü binaya müşterek duvar örülmez. Duvarı
örene, tavanı dür desen düremez. Çünkü duvarı örmekten gayrısını bilemez.
Softaya AŞK sofrası kursan, tadını alamaz. Çünkü pişirmesini bilemez.
Onun için sohbeti, sohbet ehliyle düşün ki; kandilin yansın, gönlün kainat
ile dolsun.” (Resim verildi: HACI BEKTAŞ
VELİ) HACI
BEKTAŞ geldi, selam ile resmini verdi.

“Çoğu yerde gördüm, aza perde gerdim.” dedi, HACI BEKTAŞ söze
girdi: “Gölde balık avlasam, gerçek yiğit tuğlasam;
çokluğa yönelirdim. Yere alnımı koysam, serde kainat bulsam; tekliğe
erirdim. Olunacak dendi olundu, bulunacak dendi görüldü; ömür öyle örüldü.”

“Gönülün ayırmaz, sohbetsiz sofra doyurmaz. Gelenden olsam, sorandan alsam,
sevenden bilsen; adımı anar mıydın, yoluma düşer miydin?” dedi HACI
BEKTAŞ söze girdi: “Sağ ile solu ayırma, eli ele kayırma. Sağın
yıktığını sol tamir eder, el elden her an bekler.” dedi, sözü YUNUS’uma
verdi.

“Günümüz aydın olsun, olandan hoşnut kalsın.” dedi HACI BEKTAŞ
söze girdi: “Güzele, göz ele, düz gele, söz dile, gerçeği cümle göre.”
dedi yürüdü.
"Kapıyı açalım mı,
öteye geçelim mi, danışılan geçitte cümlemiz buluşalım mı?" dedi, HACI BEKTAŞ geldi: "Dar
kapı edinmedik, çirkin görüp yakınmadık. Dört, dörtten ayrı kalmaz. Ayrıyız
diye dövünmedik. Ses aldık cümle dilden, saz çaldık duyan elden. Söz dedik,
ÖZ'e girdik. Azdan sebep sormadık. Az verenin elinden, çok verenin dilinden,
söz edenin gönlünden; şüpheye asla düşmedik. Arıyı baldan ayırsan,
yarayı bedenden sıyırsan; ne arının vergisinden özendiği, ne kulunun
yarasından yakındığı görülmez. Ne vergin ile övün, ne yargın ile
yerin."

“Dünya hali, görür kulu, bulur yolu. Gelenden dönenden ALLAH’ım RAZI
olsun. Cümlede aradı, canında bulsun.” dedi, gönül dolusu selam gönderdi, HACI
BEKTAŞ selamladı. “Gör körü, gözüne sahip ol. Duy sağırı dilsizi,
diline sahip ol. Var gönül zenginine, gönlüne sahip ol. Sen onda bil, kendinde
bul. Darıları eke-eke, yünlerini büke-büke, fakir kulu çeke-çeke bilir,
sevgisine sahip olur. Olmuşu, yolmuşa sorma; dalandan yolunu arama,
uyanın canını yakma, öğüt verene duman verme. YM.” dedi, BEKTAŞ’ım
selamladı.

"Desteyi bozmayalım, bestede susmayalım." dedi, HACI BEKTAŞ söze geldi: "Gül goncada, yaprak yoncada uyumludur denirse, yüz
düz gelir, düz söz verir, söz gözde kalır. Üç ile yedi, yedi ile onbir, onbir
ile kırk bir, kırk bir ile yüz düz olur, alan düzde bulur. Soran duyanın yerini
bilmez, bilen görene sormaz. 'Üç nedir?' dendi. Alan, veren, VERDİREN.
Duyan, duyuran, duyurana İZİN VEREN. HAKK'ın kutluluğa
erdirdiği kulunun üç hali. Gençlik geçici, olgunluk ölçücü, ihtiyarlık
göçücü." dedi, HACI BEKTAŞ yerde buldu, yönde döndü.

"Sayıdan güç alma, güçlüğü büyük görme,
gayrete halı serme." dedi, HACI BEKTAŞ geldi: "Huşu ile olumun eseri görülür. Her kulda
kainatın benzeri çözülür, sözümüz HAZRETİ ALİ'ye bağlanır.
Doğuşa gelenler, oluşa gülenler, olduğu gibi kalanlar,
kundak alıp saranlar ektiğini biçerler, biçtiğini seçerler, katı
yoldan kaçarlar, 'YÜCE...' diye uçarlar. Kol ile bacakta, baş ile kucakta
HAKK'ın sözü gerçekleşir. Selamını getirdik, yeşil yaprak götürdük,
katılana bağladık, 'Katılmayan?..' dedik cümlesini yokladık, selamı selama
ekledik. ALLAH'ıma emanet olunuz." dedi selamladı, yürüdü.

“Aynaya bakalım mı,
dileyende çerağ
yakalım mı?”
dedi HACI BEKTAŞ geldi: “Al elmayı alsalar,
yaprağını
bilseler,
ilaç diye yeseler,
ağrını keserdi.
(Mideden ötesini)
Görsem
sahi bileni,
örsem yolda gereni,
bulsam kervan
göreni;
katılana uyardım,
DOST’u dosta yayardım.
Yağma
giden malımı,
sevgideki halimi; ‘Alalım.’ diyene mi,
sevgide bilene
mi vereyim?
Çağdan geldik,
yenide bulduk, rahmet misali
verdik.
Ormanı bol olan yörede,
rahmetin yeri bilinir. Ağacın
çokluğu,
sevgiye misaldir. ‘Bir olun, birlikte bulun.’
denilen
odur.
Tek ağaç, gölgesinde
YAR diye barındırır.
Orman
olalım,
el ele verelim,
rahmeti öylece bekleyelim.
O zaman
çöller iletici,
ormanlar toplatıcı
olur.
Yayılır-yayılır.
Yapılan yapılacak olan odur.
Söz ile
verilen,
toprağa ekilendir.
Hal ile verilen,
meyvesi
toplanandır.”

“Dağda
güzeli sevelim, bağda üzümü övelim; şarap oldukta,
dileyene sunalım.” dedi HACI BEKTAŞ söze girdi: “Sepet üzüme, sebep sözüme gereklidir,
kaygu kuluna emeklidir. Sebepler güzele götürür, kaygu kulunu sedeften ayırır.
Kayguyu silelim, öylece güzel günü bilelim.” dedi, HACI BEKTAŞ yürüdü.

“Yüz yüze, yüz
dize, diz yerde, akıl serde olsun. Şarabı sunalım, içelim kanalım, kanalım
yanalım, yüz yüze dönelim.” dedi HACI BEKTAŞ selamladı.
"Duman olsam göze gelmez, çamur versem yüze sürmez,
kimsenin kimseye sözü kalmaz." dedi, HACI BEKTAŞ söze girdi: "Katre olsa yeri vardır, derya dense sözü dardır,
her kulu her kuluna ÖZ'de kârdır. Ne sepet yeterlidir, ne bağı biterlidir,
dağ yolu geçerlidir." dedi, HACI BEKTAŞ yürüdü.
"HACI BEKTAŞ yoluna yol verdiği kuluna,
somut delil vereydi, yorumu yarıda alaydı; ölçüyü kendinden bilirdi, elbet
yolundan kalırdı. Ölçüye asla düşmedi, 'Nasıl olur?..' deyip deşmedi,
kalanı dağıtıp koşmadı.. 'El elde, el yolda.' dedi, cümlenizi
selamladı.

“Sevene dost oldum,
sevmeyene post serdim. dedi
HACI
BEKTAŞ söze girdi: “ ‘Sevsen beni?’ demedim,
her gelene
sormadım.
Dalda yaprağı,
gölde balığı sevdim,
her
hali güzel gördüm,
kainatı dost bildim,
öylece post serdim.” dedi
selamladı,
üç öğüt dedi:
“Kendini bildiğini, kendine
sor.
Kainatın güzelliğini, önce kendinde gör.
Her var olanda,
BIRLİK’i bul.”
dedi, yürüdü.

"Duvar açık
örülür, güzel halde görülür, sohbet cümle ile sevilir. " dedi, sözü
YESEVİ'ye bıraktı:
"Çağrı geldi, yolu sordu, dikenli dalı
sıyırdı, bileni bilmiyeni ayırdı." dedi, BEKTAŞ yürüdü.
"ŞAHA şarap sunalım, sarhoş olup
yanalım, ahengine kanalım." dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı: "Perde açılır, olay tek-tek seçilir; öylece
öteye geçilir. Elden alsam, ele versem, kimden denilir. Kimden olacak, nerden
dolacak? Olmuş diye bilelim, geçmiş olanı silelim." dedi, HACI
BEKTAŞ yürüdü.

"Koruk
meyve olacak, demde hali görecek." dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı: "Kuyu yerini örter, kulu örteyim diye dürter. Elbet
örtülecek. Dileyen akan suya katılacak. Öğüt versen yoluma, sordum diye
halime; yolunu dünden verdik, haline kilim serdik. 'DOST!' dedik, DOST ile
hemhal olduk. 'Çağırdım gelmedin, verdiğimi almadın.'
dersin. Kayıtta verileni, yine de sorarsın. YÜCE DAĞI gördün mü, ince teli
ördün mü, 'Yerim nedir?' dedin mi? Verdim alasın, sevdim bilesin. Sözümü
bağladım." dedi, HACI BEKTAŞ yürüdü.

"Aş kazanı inecek, ocak bizde yanacak. Al
kaşığı eline, vur kemeri beline, geldik BEKTAŞ yoluna." dedi, BEKTAŞ sözünü aldı: "ERENLER sohbete daldı, gülenler 'HU!' dedi,
ölmeden ölümü buldu. Deste elde, deste gülde, deste gönülde olsun. ERENLER
posta gelsin, el ayak düzde dursun, her göz yerde kalsın, kendi kendine dönsün,
içi dışı bir olsun. Damla benden oluşur, gönül gönülde buluşur. Her niyaz
sahibinindir. RAHMET HAK'tan, zahmet kulundandır. Elbet her zahmet
değerini bulur, değeri kadar RAHMETE nail olur." dedi,
AŞK-I niyazını HAKK'a yöneltti.

“Yolu aştım
geçitte kalana şaştım. El verdim koştum, sevgi doldum
coştum. Yaydan oku alaydım yolda geyik bulaydım, ‘Dağınık.’ derdim
kalırdım, dersten mahrum olurdum. Umduğumuz yoldur bizim, sardığımız
kuldur bizim, sorduğumuz HAK’tır bizim. ‘Biz!’ dedik, dizi olduk, ‘Söz!’
dedik, dize geldik, ‘Selamet size…’ dedik, her halde güzeli gördük.” dedi, HACI
BEKTAŞ selamını verdi. (Dede’ciğim burada ‘Geyik’ten murad nedir?) DOST ile
alışırsın, yol deyip dolaşırsın, her yerde buluşursun, bilene
bilmiyene karışırsın. Geyik ele gelen, bilene dost olan, bilmiyene post
verendir. Seveni süren, sevmiyeni serendir. Yoğun çalışmada
dostluğunu gösterendir. Bilirsen onu, olursun konu, itersen onu, silersin
kanı. Geçip de gidiverse dostluğu itiverse, senden sorgusu olur.
Budadığın her dalı ‘Dikeyim…’ diyemezsin, elbet meyvesini yiyemezsin. Kimi
yeniden yeşerir, kimi ocakta aşını pişirir. ‘Yoğun
çalışma…’ dedik, cümlenizi selamladık.

"Kalay buldu onbeşi, kolay buldu kardeşi. Yol aldım, ser
verdim, bilmeden giden kul gördüm. Astığın heybede, azığın mı var,
atını bağlayacak kazığın mı var?" dedi, HACI BEKTAŞ sözü
aldı: "Dalga dalga gelecek, sözüm sizi bulacak, her var
olan görecek. Aşın tuzsuz olmasın, sözün tadsız gelmesin, kimse kimseye
gülmesin." dedi, gelecekte dumanı dağıttı. "Ayağı
getirmezse, dileği sorulur, dilenen örtü açılır." dedi, BEKTAŞ
sözü LOKMAN'a iletti:

"DOST aşı
DOST AŞKI'nı pekiştirir." dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı: "Her kaşık
bir aşığa bedeldir, her gelen yarın gelene modeldir. Yerden alan, GÜL'den
soran; önce yaprağını sevsin, dalını övsün, GÜL'ün güzelliğini
aldığınca görsün." dedi, BEKTAŞ yürüdü.

"Dal elime gelmedi, kök dizime vurmadı, toprak
alnımı almadı, düzenden şikayetim olmadı." dedi, sözü PİR SULTAN
ABDAL'a verdi:

"Hancı yolcuya bakar, yolcuyu hoşça tutar, tezgaha nasip katar.
Gel gelmeyi dilersen, söyle vermeyi istersen. " dedi, BEKTAŞ yürüdü.

.... "Kaçan kovalanmasın, geçen oyalanmasın. Aldık dünya
sözünü, gördük ömrün gözünü. Dedik, 'Göster yüzünü...' Görmeye yer gerekir,
sormaya YAR gerekir." dedi, HACI BEKTAŞ yürüdü.

“Ocak yandı aş ister, YUVA açık baş ister,
gözü yumsan düş ister” dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı: “Aldık verdik sözümüz, hayırdır her yazımız, gölgeyi
sildi kozumuz. Elden dilden gönülden selam olsun. Olacağa ayak gelsin”
dedi, HACI BEKTAŞ yürüdü.

“Bağın tozu kalkacak, güneş gördü erecek.
Üzümler toplanacak, şişelerde sırlanacak. ‘Sırdaş’ nerde nasıl
oluşur, kimde neyle buluşur?..” dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı: “Denmesin ‘Üzümler ermedi, bağa girip toplanmadı,
şarap olup katlanmadı...’ YUNUS’um der ki: ‘Geçen yıl, bu yıla mihenktir,
şişeler sırlandı ise cümleye ahenktir.’ Hazır olsun, söze gelsin; her
görevli ayağa kalksın” dedi HACI BEKTAŞ selamladı.

“Kara koyun güdemem, kara üzüm satamam, sevenleri
atamam. Kara koyun ak olmaz, yerde ayağı kalmaz. Bilen bilmiyen, sözü
ayıran der ki: ‘Karayı ak YARATAN, ayırmadı, senden geleni kayırmadi. Senden
sözü bağlayan, günde sevgi eyliyen; sözde ayrıya düşmez, ak ile
karayı deşmez’ dediler beni ayırandan sandılar. Ayıran ben olmadım, ‘Ak
ile kara’ demedim. Ne var ki kara üzüm satmadım. Olsun güneşe gelsin,
mahzende sırlansın diye bekledim, her dem yokladım. Yolum uzun değildir,
sözüm YUNUS’a gelir. YUNUS geldiği gibi bulur, kavuştuğu yerde
sohbete kalır” dedi, gönlünde oluşan cümlede buluşan güzelliğe
niyaza durdu. “Üç adım ayağa, üç yudum dileğe, üç isim nasibe
yazıldı” dedi, hayır olana selam verdi. “Kayıtta olan okunmuştur, gün
yazıya göre dokunmuştur. ALLAH’ıma emanet olsunlar, huzurda huzurlu
kalsınlar” dedi, selamladı yürüdü

"Merdane olasın hamura, kum veresin çamura.
EYVALLAH. Kuma verirsen, yapıya gelir. Güzeli bulacaksın, hizmette ömür boyu
kalacaksın." dedi, ondan nasihat dileyene iletti.

HACI BEKTAŞ VELİ:
“ALİ’den aldım sözü,
VELİ’den verdim
sazı.
Kul HAK’tandır,
SÖZ
HAKK’ın,
bilse bilmese yakın. Sakiyi bulacağız,
şarabı sunacağız. Diyeceğiz ki;
’Yudum-yudum
al,
adım-adım gel.’

"Çöpten ayır üzümü, gölden sıyır gözünü, HAK'tan verdim sözümü, cümle
ile özünü.. 'Emanet ALLAH'ıma!..' dedim, her kulunu selamladım." dedi,
HACI BEKTAŞ söze geldi: "Bağladığım düğümde HAKK'ın MURADI
vardır, kulu sözünü alsa kaldırması zordur. (Kimin sözünü alsa?) 'Bu gün,
yarın...' demeden HAK MURADI'n göreceksin, 'Şükür ALLAH'ım!..' diyeceksin,
'Yetmezse?..' dersen, ağır yükü alacaksın. 'Yetmezse?..' demiyelim! Az
bulduk ÖZ'den olduk, 'Kal!' dediği yerde kaldık. Onur O'ndan gelenden değil, O'nun ile olandan
bilinmelidir. Onurlanmak; kulluğun şanıdır kulu olduğun halde,
Şeytan'ındır verdiği ile dolduğun halde. Olacaksın dolmayacaksın,
geleceksin kalmayacaksın, seveceksin TEK'liğe cümle ile dönüşeceksin,
kainat ile bilişeceksin öylece kulluk onuru ile toprakta kendine taht
kuracaksın. (Ana kayıttan almak için mi?) Gelenlere
onur belgeni bırakmak için. Senden sonra gelene elbet..." dedi,
BEKTAŞ yürüdü.
“HAK SÖZÜ EMİR’dendir; DOST gözü, AMİR’dendir;
‘ALLAH! ALLAH!’ dediysen, kulu kulda bildiysen, insan-ı kamildendir. ‘Artı
eksi’ demiyelim, koruk ekşi, yemeyelim. Güneş alır, üzüm olur;
bağda, kul kulu bulur” dedi, HACI BEKTAŞ sözü PİR SULTAN ABDAL’a
verdi:

“Söğüt dalı, buluşana; zeytin dalı, çalışana; incir dalı,
alışana gereklidir.” dedi, HACI BEKTAŞ söze girdi: “Bal ile badem, asıldadır; bilgi ile beslenen, koşuldadır; gayret ile
süslenen, günü gününe masaldadır. Gayret dilde olursa, sadece süstür.” dedi,
HACI BEKTAŞ cümlenize selamını iletti.

“Duman yolu örterse, kul gönlünü dürterse; açık geleni görür, ölçüde
kendini bulur.” dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı: “Bağ ektim üzüm diye, kul gördüm gözüm niye? Alıştık
buluştuk, her satırda buluştuk, her satırda konuştuk.
Kavuşma, gelenedir. Dayanmayı dilersen, elbet ALLAH’adır. Yaprağın
sesini aldın mı, suyun sesinde buldun mu, nefeste bir an durdun mu? Katık
verdik ayrı gördük, bilincine damla-damla girdik. Saydım geldim, adımımı
saymaktan usanmadım. Eğdim geldim başımı, doğan ile
paylaştım aşımı.” dedi, HACI BAYRAM akıl ile mantığa nokta
koydu. Alana sorduk, denildi ki:
‘Açık, çok açık! Örtüden arınmış. Gürül-gürül akan sudan, yaprak-yaprak
seçilmiş.’ ” dedi, HACI
BEKTAŞ yürüdü.
“Her tavuk kümes arar, her yolcu hanı sorar. Gidelim kalalım diyen ile,
HACI BEKTAŞ yol verir. Sini aldık, sofra kurduk. Bal dedik, helva kardık.
Her geleni bizim dedik gönülden sardık. Limon aldık, suyunu ayağına
sardık, geçici olanı gördük, her desteye bir bilgiyi ekledik. Tesbih okur ele
gelir, gönülden gönüle ulaşır. Sevgi, cümleye bulaşır.” dedi, HACI
BEKTAŞ yürüdü.
“Bağladım asmayı, bekledim yelden selden geleni.
Yapraklar oluştu, asmalar verişti, ‘Üzüm.’ dedim ‘toplayalım, HACI
BEKTAŞ’la katlayalım.’ Dediler ki: ‘Sirke kalırsa, sinekler olursa, rüzgar
ile toz gelirse?’ Ne sirke olur, ne sinek olur, ne toz bulur. Kulu, sevgi ile
gelişir, SEVGİLİ’si buluşur. Seven sen isen,
sevildiğindendir. RABB’im sevdiğimi bilir, bildirir. Kulu sever ise,
RABB’ini bulur. Kavuşma odur ki; soruşturma kalmasın, gönülde duman
olmasın. BİR’liğe döndü isek, çoklukta söndü isek, bekleyeceğiz.
Nasıl ki alev-alev yanan odun, alevi bittikte köz olur, yana-yana kül kalır. Ne
çokluk yeterlidir, ne TEKLİK biterlidir.” dedi, HACI BEKTAŞ selamladı
yürüdü.

“Her yerden, her gönülden ALLAH’ımın ADI anılır;
anılırsa, yanına gelir sanılır. Ansan da anmasan da yanındadır; ‘Nerdedir?’
dersen, zannındadır; gönülden aldı isek, biliniz ki ordadır.” dedi HACI
BEKTAŞ söze geldi: “Deryaya her adımını atan, yolunu HAKK’a katandır.
Olumsuz gelen çizilsin, sohbette her alan bilgisinde çözülsün. Benden sana,
senden ona bağlanacak, her alanın bilgisi birbirine katlanacak.” dedi,
HACI BEKTAŞ her birinize, VARLIĞIN ÖZ’ünü bulabileceğinizi
müjdeledi. “Sağda duran MELEK’in, soldan veren MELEK’ten ayrısı yoktur.
Genişliğe yer verirsen, kulun RABB’i ile BİR’likten asla geçmediği
bilinir.” dedi, selamladı.

“Yaprakları okuduk, ip aldık deste-deste dokuduk;
demetten ayrı kalan çiçeği, elimizde besledik.” dedi, HACI BEKTAŞ
söze geldi: “Olmadan meyveyi yemedik, olmadan sözü demedik, olmadan gönlü ermedik, cümle
ile sofrayı bilmeden kurmadık, hiçbir gönülde kırık bırakmadık, ne var ki asla
yalan demedik. DOST olduk, sizler ile sohbeti kurduk. Seçim; ne bizden, ne
sizden. Verilen; ne sizden, ne sözden, gerçek olan ÖZ’den…” dedi, HACI
BEKTAŞ selamladı.

“Ekmek kuru ise, kuşa ver yesin. Aşın sulu
ise, kediye köpeğe ver doysun, elinden suyunu içsin. Kaygunu, gönlünden
esen yel alsın.” dedi, HACI BEKTAŞ söze geldi: “Ekinler boy-boy oldu, ambarlar buğday doldu; ne
gelen var ne soran, gönüller kaygu ile kaydı. Kapalı kalmasın kapılar, yarıda
kalmasın yapılar. Çok ile aldık, çok ile verdik, biz bizi HAK ADI’na sardık.”
dedi, HACI BEKTAŞ selamladı. Manaya döndüğün günde, gönülde yanan
korda, sanılmasın kalınır darda.

“Bir üzüm yedim, PİR sözü ettim, her söze sevgimi kattım. Ayak
toprakta, elim yaprakta… Gönülden geldim, yeminde olana sordum.” dedi, HACI
BEKTAŞ sözü aldı: “Yeminden uzak kalınız, yolcuyu yolda biliniz, her
soruda HAKK’ın SIRRI’nı bulunuz. Çünkü O, yarattığı ile beraberdir.
Komşuyu bildiğin kadar, nefesi aldığın kadar; sen senin ile, sen
O’nun ile… Sen cümle ile olduğun zaman, kendini cümlede bulduğun
andır. Toz olsa yollar, biz bilemeyiz; söz alsa kullar, biz duyamayız; hal ile
olmasalar, biz uyan(-m?)ayız. Geldi isek, duydu isek, buldu isek; beraberce
uyduğumuzdandır.” dedi, HACI BEKTAŞ selamladı.

“Meyhane içmeyi bilenleredir, mey HAY diyenleredir, nay nefesine
güvenenlere…” dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı: “Parça-parça okuduk, bütün dedik dokuduk; GÜL’ü gördük, bülbül olduk
şakıdık; DOST olduk, DOST ile GÜZEL’e döndük.” dedi, HACI BEKTAŞ
selamladı.

“Baktığım her yönde sen varsın, sayfada ben varım;
sevdi isem, cümlede kârım. ALLAH’ıma emanet olunuz, HACI BEKTAŞ ile
seferden alınız. Gölden aldığı balık, kayadaki tuz ile pişer; ocakta
kaynayan aş, her dileyen sofraya taşar; bilen güler, bilmeyen
şaşar, aldığınız yola DOST diye koşar.” dedi, HACI
BEKTAŞ selamladı.
“Bir elinde mum, aradım yerde kum. Hep taş mı gelecek, sevgili
gelirse, taşa mı gülecek?.” dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı: “Odun verenden değiliz; benliğimizden,
yoğun gelen aldığımızdan. Keserek yol aldık odunları, dizi-dizi
sıraya koyduk onları. Günü gelecek, kimi ocağa, kimi bucağa hizmet
verecek, kapı olacak örtecek, sopa olacak dürtecek, masa olacak sofralar
açılacak, DOST hanesinde DOST selamı verilecek. El ele olalım, DOST’luğu
gönülde bulalım; yaşamayı gerekli bildiğiniz kadar, her yaşayana
saygı duyalım.” dedi, HACI BEKTAŞ DOST selamını cümlenize iletti.

“Namaz niyaz, kuluna, gönülden aldığı güzele inandı ise gölgeyi
siler; her olay, sanmayın güzeli böler. Bir-bir okuduk, belleğimizde
sakladık. Dedik ki; ‘Gelen alır, her kulu aldığı ile bulur.’ Ne senden
gidene, ne sana verene, ayrıdan söz edilmesin.” dedi, HACI BEKTAŞ
selamladı. (Perşembe
günü için yapılan yorum, doğru mu?) Evrende, her zerrenin ayrı
yorumu, her bütünün gerçek tutumu vardır. ‘Konuk değiliz DOST KAPISI’nda, alıcı değiliz dünya tapusunda.
Ne verdi ise razıyız, korku ile değil sevgi ile O’na varmaya hazırız.’
dedik, her öğünde O’nu andık. Demedim ki, benden SANA yakarıştır.
Demedin ki, kulunda bu ne yarıştır? Demedin ki, dileyenden dilemeyenden
gelsin bilsin, bu ne veriştir. DOST eyleyen de O, DOST ile paylayan da… Dağladık
yarayı, sildik gönüldeki yarayı. ‘YA RABBİ.’ dedik, ‘Su SEN’den, söz
SEN’den, karar SEN’den, zarar SEN’den. Yarattığın her güzelden ne aldık,
neyi bulduk, kiminle kime verdik?”

“Selam-selam üstüne, gönül kelam üstüne, su doldurdum
destine, gelip oturdum postuna. Sen ben deyip söyleşirler, lokma-lokma
paylaşırlar, sevgi ile kaynaşırlar. Gelip geçenden sordum, bilen
bilmeyeni sardım. Beni kimden alırsınız, yolu nerde bulursunuz? Dediler; ‘HACI
BEKTAŞ adındır, HAK MUHAMMET andındır.’ ‘ALLAH! ALLAH!’ diye-diye, tatlı
aşı yiye-yiye, yolcu olduk söze geldik, dağdan indik düze geldik;
geceyi handa, gündüzü cihanda bulduk. SARI ANA selam verdi, SARI SALTUK dize durdu, RABİA
sözü aldı, HACI BAYRAM gölgeyi sildi. ‘Var olsunlar, gün görsünler, günü geceyi
sarsınlar, doğan bebeğe versinler, yeşeren dalı görsünler.’
dediler, cümlesi her biriniz için niyaza durdular… Komşuya verdi isek,
elbet gönülden açık oluruz, her kulunda VARLIĞI buluruz.” dedi, HACI
BEKTAŞ selamladı.
“Yamayı dileyene, elimiz; yanmayı dileyene, dilimiz vergidedir; her kulu,
bilgisince sorgudadır; bilmediği halde yargıdadır. Yargıyı silelim,
lokmamızı bölelim.” dedi, HACI BEKTAŞ selam ile söze geldi: “EMRİNE uyduk ta geldik, gönülde duyduk ta bulduk, her
aradığımız kulun kapısında kaldık. Ne gölge geldi, ne Güneş yaktı.”
dedi, HACI BEKTAŞ selamladı. (Resim
verilir: HACI BEKTAŞ) “HACI BEKTAŞ adına gelen, her nefeste güzeli gören…” dedi, resmini
verdi.

“Geyik ile söyleşen, sevgi ile bakar; oduncuya hal sorsan,
ocağını yakar; hal ile gerçeği veren, kucağında olanı döker.”
dedi, HACI BEKTAŞ söze geldi: “Ne var ise, bedende; sevgi dolu, gidende; DOST ararsan, gönlünde; güzel
sorarsan, düzende. ‘Dizimi saracağım, yünü aldım öreceğim.’ diyen
ile, tatlı aşı yiyene selam olsun.” dedi, HACI BAYRAM yürüdü. (HACI BEKTAŞ mı?)
Değil. HACI BEKTAŞ geldi, HACI BAYRAM söze girdi. “YUNUS yoldan sormadı alanı, ‘Aldım, verdim.’ deyip
elinde kalanı. Sorana HACI BEKTAŞ ile geldi, oturduğu postu dileyene
verdi. Soralım dedi; ‘Bilgisine mi, duygusuna mı eğildik?’ ‘Duygusu ile
dağıldık.’ dedi. Yormayı dileyenden değiliz. Yorgunluk asla
oluşmaz, seyre gelen her kulu gönül kapısında buluşmaz.” dediler,
HACI BEKTAŞ ile YUNUS’um selamladılar.

“Bağda üzüm topladım, elde şarabı sakladım,
sofrada lokmayı hakladım.” dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı: “YUNUS ile geliriz, MERYEM ile biliriz, TABDUK ile
alırız; ne günden, ne yoldan kalırız, suyun aktığı yerde gerçeği
buluruz.” dedi, HACI BEKTAŞ
yola niyet kurana selamını iletti. Tabur olsa, er gelse, TABDUK ile yol bulsa;
gölgeyi sileceğiz, sevgi ile olacağız. TABDUK, yanımızda olana selam
iletti. Koza ipek adına verirse, kul aldığını bilirse, niyazına cümlemiz
selamdayız.” dedi, BEKTAŞ’ım selamladı.
Yol bizim geldik size, hal bizim güldük söze, DOST
KAPISI’nda selam dedik cümlenize. HAY diye durduk, RAHİM dedik, RAHMAN
SIFATI’na sarındık. ALLAH’ıma emanet olunuz. “Maksat güdene, söz desen gelmez; toprağına ekin atsan, bitmez; eline
katık versen, satmaz; hür olduğunu bilir, DOST eli tutmaz.” dedi, HACI
BEKTAŞ sözü aldı: “Dağlara yaslansam, gayretten kalırım; yollara
katlansam, hayrete dalarım; DOST KAPISI’nda, DOST halinde bulurum.” dedi, HACI
BEKTAŞ selamladı.

“HACI BEKTAŞ söz diler, söz alır, ÖZ’e dalar; her bilenin gönlü
AŞK ile dolar, gelmeyi dilediysem, sevenler beni arar.” dedi, selamladı.

“Baktığım bağı belledim, alandan olumsuzu
sakladım, sevgim ile cümlenizi gözledim.” dedi, HACI BEKTAŞ yerden
göğe ALLAH’ın RIZASI’nı diledi. “Gönlüm gökyüzü gibi açıktır. Aydın olduk, kömürden gerçeği bildik. (Olumsuzdan olumluya varabilmek?) EYVALLAH. Karar, ne sende, ne bende, ne yolda, ne
handa… Doğruya geleceğiz, RESULÜ’nün selamı ile güleceğiz.”
dedi, HACI BEKTAŞ selamladı.

“Her bağın üzümünü tattım, her sofraya ADI’nı kattım.” dedi, HACI
BEKTAŞ sözü aldı: “Arı dalda gezer de, arı çiçekten süzer de;
aldığını vermez mi, dileyeni RABB’im görmez mi, altın kapıya elini sürmez
mi? Oymayı ele aldı isen, sürmeyi gözde buldu isen, gelip geçene varlığını
sordu isen; alacaksın bileceksin, dünden güne güleceksin.” dedi, HACI BAYRAM
sözü HACI BEKTAŞ ile birledi.

HACI BEKTAŞ’a danıştık dedi ki; “Her öğün kendine niyaz
etsin, bir öğün cümle ile kalsın, cümlede kendini bulsun. Dağlar yolu
açar da, kul yolunu geçer de; en güzeli seçmez mi?”

“Dağlar deyince gülsem, çıkışa ayak vursam, çıktığım anda
dursam; yaratılmış her zerreyi, yaratılan adına görsem…” dedi, KAYGUSUZ
sözü aldı: “Asmalara su gitse, gelen suyu bilen itse, her emekçi emeğinden
katsa; yollar yolcu ile dolar, RABB’im bir sevaba bin birini katar, bilen ile
bilmeyenin elinden tutar. Çağrıya uyandan, RAB ADI’nı gönülden duyandan,
ALLAH’ım RAZI olsun, sevgisini cümlede bulsun.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. “Bin dala adımı yazdım, bin nefeste kainatı gezdim. Söz
bitti, saz gitti, bülbül öttü; ne çağırandan ses, ne ayırandan heves,
yerini almadı.” dedi, HACI BEKTAŞ söze geldi: “Baktığım bağlarda üzümler olmuş,
bağlara bakanlar toprağı bilmiş, arayan aradığı yolda
durmuş. Seni benden sorsalar, beni sana yerseler; ne sen
şaşarsın, ne ben; ne sen düşersin, ne ben… Bilse bilmese yaban,
uysa uymasa çoban; gidilecek yol BİR’dir, beklenecek su gürdür.” dedi,
HACI BEKTAŞ selamladı.

“ ‘Sonsuz, nerden nereye?’ diyene de ki; ‘Gördüğün ile bildiğinde
başlayan, gayretini taşlayan, umduğuna açılan; DOST’luğa
selam verdiğin an, kapısına ulaştıran…’ Başlamak senden.” dedi,
HACI BEKTAŞ sözü aldı: “Veresiye bilgi olmaz, HAK SOFRASI yerde kalmaz;
sandığın dolu olsa, açamazsan kimse bilmez. Gölde balık, gönülde
HALİK, sonsuza talib; her kulun hevesidir, bilen kulun nefesidir. Can ile
CANAN ile, sevgimizde yanan ile; ışık bulduk, düze geldik, güzellerle söze
geldik.” dedi, HACI BEKTAŞ selamladı.
“Doğuştan geldik söze, noksansız durduk dize. Her meyveyi
alacağız, kabuğunu soyacağız; ‘Eymek güzel…’ derlerse, yerden
kilimi kaldıracağız. Duman gelmez sözüne, yaban gülmez yüzüne. Bir aldın
bin vereceksin, sevginde gerçeği göreceksin.” dedi, HACI BEKTAŞ söze
geldi: “Dolapları açalım, yerden göğe sevgimiz seçelim; davarlar düzen
bulmuş, nasibinizi almaya talib olalım. Testileri doldurduk, sepetleri
bildirdik. Bağdan üzüm toplayalım, yaprakları hep sayalım. Gördükse emek
vereni, aldığı mendil ile terini sileni. Aklara desti gerek, yapraklara
sepet. Her kulu nasiplidir. Toprak, mekan; kilim, makam. Bilmezse kulu aldığı kilimi, yerde
kalmaz; sevgiden bilen, kendinde olanı silmez.” dedi, HACI BEKTAŞ nasibin
gürlüğüne niyaza vardı: “Soğuk suya el koyma, az yiyip ‘Doydum.’
deme. Her öğünde süt içesin. HACI BEKTAŞ söz eridir, gönüllerde GÜL
sırrıdır, sarar cümle kulları, sever güzel halleri.” dedi, selamladı.

“HAY ALLAH’ım arayım, SEN’i kime sorayım, SEN’den benden oluşan
bilgim ile kalayım.” dedi, HACI BEKTAŞ sözü, bağladığı gerçekten
çözdü. “Sürü-sürü balık olsa, gölde olan nehire gelse; yolcuya söz vermez, çünkü
göldeki balık nehire akmaz, bildiğinden çıkmaz. ‘Bilgimi, göldeki
balığa mı, deryadaki balığa mı aktarayım?’ dedim de YESEVİ sözü
aldı. Dedi ki; ‘Gönlündeki balığı bul da ona anlat. Çevrende olanın
alacağı bilgiyi demde biliyor isen, durma sat.’ ‘EYVALLAH.’ dedim de, bilgime
talip olanın nasibine verdim.” dedi, HACI BEKTAŞ ile YESEVİ bilinen
konuya nokta koydu, selamladı.
“YUNUS’un bir sözünde kaygu görmezsin, HACI BEKTAŞ’ın dergahında
olumsuzu örmezsin, gümüş altın elde olsa çamur ile silmezsin; gülden güle
mendil serdim, ayağım ile ipi gerdim, gayretimi bilmezsin.” dedi, HACI
BEKTAŞ selamladı. (Resim
verildi: HACI BEKTAŞ) “Güller bir deste olsa, desteyi gönüllere serse; her kulu seven olur,
seven kendini bulur, yerle gökte izi kalır.” dedi, dost elinden, Dost dilinden
HACI BEKTAŞ cümleye güldü, elden ele verdi: “Gönlünü sergide bırakana; ‘Gel sen.’ Sende olanı
bilene; ‘Gel sen.’ Benden gelene
uyan; ‘Gel sen.’ Çevrede HAK
SÖZÜ’nü duyan: …” dedi, cümlenizi selamladı.

“MEYDAN bize gelmezse, biz MEYDAN’a
gidelim; ‘Verdik, aldık.’ diyenle, dostluk ateşini yakalım.” dedi, HACI
BEKTAŞ sözü aldı: “Ben gölgemin ateşine bayrak açtım,
gelsin alsın diye dileyenleri seçtim. Dileyen her kulundan ALLAH’ım RAZI olsun,
kuyudan denen balığı deryada bulsun, sazı sözü bağlasın, bağda
bostanda beklesin, çarığı giydi ise men dilini saklasın. Desin ki;
‘Yolcuya yol gerekir, dostluğa kul gerekir; benden sana dost gelse,
gönülden gönüle sevgi gerekir. Bağladıysak dört ucunu, çıkardıysak dert
tacını; gülelim, söyleyelim, pazarda tellallık eyleyelim. Sergide olanı
satarız, dilediğimiz eli öylece tutarız.’ ” dedi, HACI BEKTAŞ
selamladı.