

“MERYEM söze gelirse, yavru
dizde durursa; yaprak yaprak okunur, bilse bilmese
kul sakınır. YUVA’ya yol soran ile girelim, çevreye her gelene gezelim. Diyelim
ki; ‘O’ndandır. O’nundur. O’nadır.’ Gerçeğe düğüm vuran; bilgisini
bağlar durur, gelen günde DOST KAPISI’na vurur. Alacağımız her seste,
heves ile kalmayalım. Bilelim ki; ses nefes kalıcıdır, heves geçici…” dedi,
MERYEM selamladı.
“Sandık aldım
tahtadan, temiz çamaşır çıkardım bohçadan, her kulu ile söyleştim
bilinen lehçeden.” dedi, MERYEM söze geldi: “Bağlımı elim, mühürlümü dilim,
örtülümü gönlüm; Dost diye-diye elimi çözerim, dilime bal misali sahip çıkarım,
gönlümü her var olana açarım, olumsuzdan kaçarım, susadım diyen ile nehirden su
içerim. El eleyiz yol bildiğimiz günden, cümle ileyiz kayguyu sildiğimiz
yönden.” dedi, MERYEM selamladı.
“Toprağı alırsan gülersin,
ağaca dayanırsan bilirsin, meyvesini yersen doyarsın.” dedi, MERYEM sözü
aldı: “Döndüğüm yolda bildiğim ÖZ’ü
buldum, gönlümde olan ile kaldım. Her hurmayı yedikte, çekirdeğini
toprağa koydum. Dedim ki; ‘Geçenler sayacaklar, meyvesini soyacaklar,
çekirdeğini toprağa koyacaklar, düzeni öyle kuracaklar.’ Gölgeyi
gördüler, ağacın altına girdiler, çekirdeğini ceplerine koydular, ne
geleni ne geçeni duydular.’ dedi, MERYEM gerçeğin KUR’AN’da yazılı
olduğunu söyledi, cümlenizi selamladı

“Başımı bağladılar,
Güneşten yanmasın diye; gönlümü eğlediler, çirkine kanmasın diye.
ÖZ’ündeki gerçeği dalındaki çiçeği bilseler, beni sende seni O’nda
görseler, MERYEM ile yol üstünde dursalar, ağaçtan alacakları meyveler
için sepet örseler; zaman seyrini GÜZEL’de noktalardı, MERYEM her sözünde
geçmişi örtülerdi.” dedi, cümlenizi selamladı.

“Selam verdim YAZAN’a, nasib
dedim kızana. Adım-adım
oluştuk, her sohbette buluştuk, erden serden söyleştik. MERYEM
dağda bağda değil YUVA’dadır, gönül veren her kulu ile
havadadır. Ne kuş ile savaşır, ne balık gelse karışır,
aldığı gibi kalır, bulduğu günde gelir.” dedi, MERYEM selamladı. (‘Yazan’ kelimesi küçük harf midir?)
“MERYEM, RABB’inden söyleşir. Demde güzeli bilsen, gerçek ile dolarsın.” (Resim verildi: HAZRETİ
MERYEM ile HAMZA DOST) Suyun gelişinde, konuyu
bilişinde; her kulunun bilgisine ALİ’den söz gelir, MERYEM ile HAMZA
DOST aynı sözü aynı dilde verir.
“Çevreyi döndüm geldim, cümleyi sevdim
buldum, her adımda niyaz ile durdum.” dedi, YESEVİ her öğünde Binbir BESMELE okudu. “Yaprağın sayıldığı, her
yerde sevgi ile anıldığı bilinir; kaygu silinir, yerden göğe niyaz
alınır.” dedi, YESEVİ selamladı, durmadan niyazdadır dedi. Gönülden
alışırız…
“Çevreyi oyaladım, duvarı boyaladım,
sahanı kalayladım, DOST gelir diye bekledim. Elbet gelecek, MERYEM ile yolda
gülecek, kayguya düşene soracak; ‘Hakikat nerde?’ diye. Hakikat; her kulun
ÖZ’ündedir. RESULÜ’nün sözündedir. O dedi ise, gerçektir; o gördü ise, cümle
içindir.” dedi, MERYEM TOKTAY’ın üç öğüdünü her birinize verdi: “1-Yerden aldığın taşı,
öğüt. 2-Sevgi ile aldığın başı, eğit. 3-Gönülde bulduğun gerçeği sadece kendin bil, kendinde kal.” dedi, MERYEM TOKTAY’ın selamını cümlenize iletti.
“Kayıt ondandır, kul zanda. Bildiğiniz bulduğunuz, her öğünde
aradığınız gerçektir.” dedi, MERYEM selamladı.
“Ne gelen, ne de giden, yolu taşlı
demedi; yorgun olsa, çamur görse, kimseden kimseye söz etmedi. MERYEM İLE
RABİA, ağaç var ise, Güneşten şikayeti kalmadı. ‘Her olayın
güzelliği, ölçüsünü bulmadadır; kulluğun, varlığını bilmededir;
beden, giden ile bağımlıdır, bilmekten zorunludur. Bilmezse bildirilir,
uymazsa öğretilir.” dedi, MERYEM selamladı,

“Suyun aktığı yerde
buluşalım, yoluna düzen vermeye çalışalım.’ diyene; suyun
verdiğini bilendeniz de, vereni sorarız; suyun getirdiğini görendeniz
de, bitirdiğini ararız. Her yolun getirdiği BİR’edir, her
PİR’in verdiği kordadır; bilen kolayda, bilmeyen zordadır. Çevremiz
sana bana, aydın olan her güne.” dedi, BEHLÜL ile MERYEM bir sözde kaldı. “Durak pey-pey ise, varak pay
paydır. Yumağı bile-bile örelim, düğüm geldi ise sabır ile çözelim,
her güzelin altını çizelim.” dedi, BEHLÜL ile MERYEM cümlenizi selamladı.

“Duman odundan geliyor ise
bunaltır; bulut ise, donatır. MERYEM’in dumanı, buluttur.” dedi, MERYEM sözü
aldı: “Kuşağı bele
taktım, her güzelden yerimi aldım, akan suya daldım, gittiğim yerde
sordum; ‘Bağlanan sürüye çoban olayım mı, bilenlerle yolumu sorayım mı?’
Denildi ki; ‘Sen konusun, konuk değil.’ MERYEM devreyi bilen olarak geldi,
bilim olarak yürüdü, sürüyü o bilgi ile dilenen yere getirdi. Öyle ise, cümle
canlar sürüden sayılsınlar, MERYEM ile övülsünler.” dedi, cümlenizi selamladı.
“Yaprağa el sürdüm, lif ile sardım,
dediler ki; ‘Her dala aşı gelmez.’ Meyhaneye diz vurdum, dediler;
‘Taşı kalmaz.’ Yol benim, gönül benim, yarattığın cümlenin.” dedi,
MERYEM sözü aldı: “Daldan dala konan kuşa
yanarım. Kulundan gelen taşa elimi verdim; ‘Cümle başa gelsin.’
dediler, yoluma durdular. YÜCE İZİN verirse, olan bilen görürse;
‘Gelmem.’ diyemem, ham lokma yiyemem.” dedi, MERYEM selamladı.
“Yoldan gelen her selama üç öğün
eğildim de, dolu olan bardaktan damlayı düşürmedim; sevgi ile doldum
da, halimden taşırmadım.” dedi, MERYEM söze geldi: “Balık yerde duramaz, daldı
ise kalamaz; bilirim diyen, bilmeyene soramaz. Gün boyu bilgini taradım, ne
bildiğini aradım; elde sadece günün tozu, dilde yozu gördüm. O zaman
gönlünü taradım; ne toz ne yoz, sadece sıcacık yaz var.” dedi, MERYEM, asla
bilgisini sergiye koymadı. ‘Nasıl verdi?’ denilir: “Sevgi ile, saygı ile, duygu
ile; yerden göğe alışa-alışa, cümle ile
çalışa-çalışa.” dedi, TOKTAY’ın selamı ile cümlenizi selamladı
“Gördüğün gün güzeli,
bildiğindir gönlündeki özeli.” dedi, MERYEM karşımızda olana sözü
bağladı: “NUR, perdeyi açandır; kor, dumandan
geçendir. Alayım dediğin gün silmeyi denediğin olayı düşünmedin,
güçlüğü öylece yendin.” dedi,
MERYEM selamladı.
MERYEM sofrayı kurdu, olumsuz
sözü kırdı,
gölgeyi ağaç diye bildi; elinden dilinden geleni, gayretinde görüleni,
“Yardımcıyız.” dedi, gerçeğe yöneldi. “Bir-bir okuduk, SONSUZ GÜZEL’e
adımızı verdik; sen ile bende perdeyi serdik, yol alana, hal bilene,
cümlenin
selamını getirdik.” dedi, selamladı.

“MERYEM, DOST KAPISI’ndadır; güler geçer,
aynaya bakar seçer; senden alır, benden bulur, cümlede kalır.
Değişenden gelişeni bulursun, yoğurt yer ayran ile olursun;
her gönülde, verdiğin ile kalırsın. ‘Geçmez.’ dediğin dünya düzeni,
bildik ki BİR’dir YAZAN’ı. Bindiğin arabaya dileyen gelsin, bilmezse
olduğu yerde kalsın. Saymayı deneyen her kulu, çağırsan
çağırmasan gelir; oyundan değil, gönlünden bulur. Geç yazanı, kaç
bozanı; DOST dersek, dostluktayız.” dedi, MERYEM selamladı.

“ ‘Olumsuz.’ dediğin olaya, kendi
adına nokta koyma, bildiğin gerçekten gayrıya kayma. ALLAH’ımın
EMRİ’dir olacak; ne var, yoldan gelene soracak.” dedi, PİR SULTAN
ABDAL söze geldi: “MERYEM ile söyleştik,
katı gelene gülüştük. Açan güller adını verir, adında gerçeği görür.”
dedi, PİR SULTAN ile MERYEM selamladı.
“TOKTAY aldı mı gücü, MERYEM
sezdi mi geçi? Yamaya eğildi, enseye vurdu saçı.” dedi, MERYEM selamladı.
“EMİR SEN’den ALLAH’ım. Kulunuz
eyleyeceğiz, SEN’den gelen GÜZEL’i bekleyeceğiz; kandili yakmak için,
az gelirse yağı saklayacağız. Ne SEN’den umutsuz kaldık, ne SEN’in
vereceğinden şüpheye düştük, ne de olumsuz geleni deştik.”
dedi, MERYEM söze geldi: “Buz üstünde oturana, soğuğu
tarife gerek yok, ısınmaya odun arar. Ocak başında oturana, sıcağı
tarife gerek yok. ‘Her olayın düzeninde, bilgi ile YAZAN’ında.’ diyelim.
Bilelim ki; RABB’im dilediği ile buzda, dilediği ile hazda
buluşur, kul RABB BİLGİSİ’ni gördüğünde aramaya
çalışır.” dedi, MERYEM cümlenizde gerçekten açılan perdeyi selamladı.
“Pak oldu ise beden, HAK
buldu ise gönül; ne alan söyler, ne veren eyler.” dedi, MERYEM sözü aldı: “Karar alsam gitmeye, dilenen sürüyü
gütmeye… ‘Kadın aklı kısa.’ derler; kadın olmasa, pişen aşı nasıl
yerler? Dedirten de olumluyu, yedirten de pişmiş aşı; kadındır,
sanılmasın odundur. Bakmaya kıyamadığım çiçeği elden ele doladım,
bilinen yerde sakladım, çevresinde bekledim. Her bir ahitte, her bir kulun sözü
TEK’tir; TEKLİK’e umut, HAKK’a hürmettir.” dedi, MERYEM. “Ahdin,
yaratılmışlığa ilk adımda RESULÜ’ne uyulacağı sözüdür. Ben sen
demeden, DOST KAPISI’na söz etmeden, geldik gidelim; aldığımız sürüyü, kim
olursak olalım, güdelim. (Sürü?)
Bilincini paylaşan, her var edilen. Unutulmasın, her var edilende aynı
bilinç mevcuttur.” dedi, MERYEM yeniden selamladı.

“Seferde olan bilir, nasibini alır gelir,
dört yaprakta yazılı olanı okur.” dedi, MERYEM sözü aldı: “Dağlar Güneşi
gizlerse, doğuşu besler; ağaçlar kainatı süslerse, güzeli
gizler; alan bilen, gerçeği gözler. Selam verdik, YUNUS ile söyleşeni
gördük.” dedi, MERYEM selamladı.

Ekinler boy verecek, güzelde huy görecek,
MERYEM söze gelecek; “Adım-adım yürüdüm, saçı uzun taradım, taşı çektim
toprağı aradım. Karınca döne-döne yol alır, kuşlar kondukları
dallarda sallanır. Selam verdim cümlesine, gümüş misali aldılar,
Güneş’te GÜZEL’e daldılar. Gümüş misali; madde bilinci aldılar.”
dedi, MERYEM cümlenizi selamladı.

“Selam dedik sizlere, NUR’undan alan
yüzlere, saklanan sözlere…” dedi, MERYEM YUVA’ya geldi: “Yolda taşlar vardı, eledim de
geldim; çocuklara yöneldim, beledim de geldim; saçlara baktım
dağılmış, taradım da geldim; her güzeli, ömrüme yamadım da geldim.
Anahtar dilersen kapı açmaya; ‘Talib oldum ALLAH’ım.’ diyesin, yapraktan
yaprağa her öğün TEVHİT çekesin.” dedi, MERYEM HAK ADI’nın her kapıya
anahtar olduğunu söyledi, selamladı.

Merdane düze gelir, derdi
siler söze gelir, her düzende yolu bulur, kaydını cümleye verir, sözü MERYEM
alır: “Dağ eteğinde durdum, sürüye
adım verdim, her dileyene sordum ‘Senden gelen, nerdedir?’ diye. Ben benden bir
zerre vermezsem, ben senden neyi isterim, DOST KAPISI’na varıp hangi örtüyü
örterim.” dedi, MERYEM selamladı.
“Her kuşak bilenin belinde,
bilmeyenin dilindedir. Çağrıya gülen, ağrıya ağlayan, dünya halindedir.
Asla hata değil. Gerçekçi olalım, asla olduğumuzdan ayrı durmayalım.
RABB’imin verdiği her hali yaşayacağız. En güzele uyduğumuz
gibi, gazele de bakacağız.” dedi, MERYEM gölgeyi Güneşten geldi diye
sevdi. “Gölge gönülde iz bırakır, Güneşte söz
bırakır, cildi yakar. Onun için gölgeye sığınırsın. Güneşin
verdiği, ağacın gölgesinde değerini bulur. Her gününde gölge
arayan, görgüsünü sandıkta bırakır. Hep ağaç altında olmaz, tembellik kula
gelmez, dolaşmazsa kul bilmez. Korkuyu bilmeyen, yargıya
düşmeyendir.” dedi, MERYEM selamladı.

“MERYEM’e söz veren, elbet YÜCE’dir.
Gelen ile söyleşir. Kapalı olmaya kulun gücü yetmez, çünkü gönlünü HAK’tan
başka katmaz. Satıcı, elindeki eşyayı sergiye koyar. Bakır ise
elindeki, altın koyamaz. Altın ile bakırı boyasa, asla altın diye bakırı
satamaz. Aynı sergiye talib olduk, teraziye elimizde olan altını koyduk. Ne
güzel dedik sevindik, yarattığın dedik övündü.” dedi, MERYEM üç öğüt,
‘Üç yolda, yolum nedir?’ diyene verdi: “Üç yol; aracı ayrı amacı bir olan,
HAKK’a götüren yoldur. Yolunu seçecek, kuldur. De ki: ‘Yolumda gerçeği
bulayım, RESULÜ’ne uyayım, SEN’den gelen her sesi duyayım.’ Böyle demek için;
asla kendi ÖZ’ünden feragat etme, sözünü başkasının mantığı ile
tartma, ne olursa olsun inandığın gerçeği örtme. O zaman en kısa yol
sana açılır, ayağına taş gelmeden geçilir.” dedi, MERYEM selamladı.
“Dayanmayı bildiğin kadar donanmaya
gelesin, her olaya HAK ADI’na gülesin; oturduğun yerde değil,
güvendiğin günde gerçeğe uyasın; Ay’da bulduğun güzeli,
yıldızdan da bekleyesin.” dedi, MERYEM sözü aldı: “Binbir sözü söylesek, binbir günde
beklesek, binbir deveye yüklesek; bilginize erişmezdi, kimse kimsenin
bilgisine karışmazdı. YARATAN, GÖZETEN’dir. Ne verdi ise korur, kimden ne
gelse görür. ALLAH’ım, gerçekte kalana gün-gün bildirir.” dedi, MERYEM
selamladı.
“ ‘Çağırdım gelmedi, söyledim
bulmadı.’ demesin, her lokmada sevgi ile dolsun, MERYEM adım bulsun.” dedi,
MERYEM üç basmak adım attı, elden tuttu, lokmanı tattı, niyazına niyazını
kattı, selamladı.
“Her sözümüz BİR’liğedir.
Kumun gidişine göz atınız.” dedi, MERYEM söze geldi: “Yudum-yudum içeceğiz, her yudumda
gerçeğe döneceğiz; kundak ele geldikte dileyen DOST’a sunacağız,
bağlı olan düğümü anda çözeceğiz. Kumun gidişi, bilene
gerçeği açar; her kulu, dilerse ÖZ’ünü seçer. Gelmeyi diledik, RABB’imden
İZİN aldık, yuvada sofrayı kurduk, yaprakta yeşili gördük. Kapak
olmayın gelene, katık sormayın nadana.” dedi, MERYEM GÜL Ağacı’na
sevgi mendili bağladı, selamladı.
“Geldik MERYEM ile söze, dedik selam
olsun size. Gide-gide yol bitmez, ocak yanmazsa baca tütmez; tezgahında altın
olan, gümüşü satmaz; gönlünü açmazsa kul, MERYEM elini tutmaz. El ele
geldik, cümlemiz hoşnut olduk, DOST KAPISI’nda beraberce bulduk. Gelene
selam vereceğiz, tezgahına bilginizi sereceğiz; ata otu soracağız;
yorganı ipek örteceğiz; sevgin ile, gerçeği dürteceğiz.” dedi,
MERYEM yolun başında olana selamını iletti.
MERYEM,
“Yolu bilenden,
yolda gerçeği bulandan razıyım, ALLAH’ım RAZI olsun.” der, niyazını
niyazına katar, elinde meşale tutar; yolun aydın olsun, dilenen
şifayı bulsun diye. Dar gelmesin fistan, yanlış okunmasın destan.
“Gölün suyu serin olur, gidersen derin gelir; dağlar gölgesini verir.
Açtık
yeşil kutuyu, gönülden attık kötüyü. Sert geleni vura-vura, yolu aldık
dura-dura, hep ağaçlar sıra-sıra. Selam verdik, gönül aldık, ALLAH
dedik
deryaya daldık. Kuma adım atacağız, GÜL dalını tutacağız, taş
gelirse iteceğiz.” dedi, MERYEM düne geleni günde sildi.
“Dolandım durdum çevrede, dedim uyan
kalır çağrıda. Adım-adım gittim de, her ağacı tuttum da, ağaç
şikayet etmedi, dalı ile dürtmedi. Doğduğuma şahit olanlar,
öldüğüme nokta koymadı. MERYEM nerde aranır, toprak nasıl taranır? Gür-gür
akan sulardan gece gündüz sorulur, bildik bilmedik yorulur. Nefes alıp verdikçe,
nefsi tepsiye koydukça; ne soruya cevab gelir, ne MERYEM yerini verir.” dedi,
selamladı.

MERYEM yolda bekler de, her satıra ekler
de; şikayetçi olur mu, olumsuzu bulur mu? MERYEM geldi sözü aldı, söz ile
deryaya daldı: “Sağdan soldan alanlar, bir avuç
toprakta bulanlar, deseler ‘Her tanede, YÜCE’nin EMRİ gizli; her kulu,
gelişten sözlü…’ Sözümüz HAKK’adır. Diktiğim ağaç tuttu,
meyvesini alan sattı; davarı, çoban güttü; ne yazdan, ne kıştan derdimiz
olmadı; ‘Derdim var.’ diyen, sayfada bulmadı; bulduğunu bilse, geçeni
silse, MERYEM ile söyleşirdi; kundağı ele alsa, DOST KAPISI’nda
bekleşirdi.” dedi, MERYEM selamladı

“Doğru eğri
bilinir, kainatı YAZAN ile okuyan sevilir, bildiğini dokuyan övülür.
Devran SEN’den ALLAH’ım, ferman da SEN’den; MERYEM verdi ise düzenden, her
okuduğu YAZAN’dandır.” dedi, cümlenizi selamladı.
“Bunaldım su dilerim, gelen geçene söz
ederim, dilenen her eli tutarım. TOKTAY adına selam aldım. Gönülden gönüle
aktarılan her olayda gerçek vardır; PEYGAMBER görmek, asla geçersiz rüya
değildir. Rüya da değildir. Açmayı dilersen, bekle derim. Dört duvarı
örttüğünüz, damına bayrağı diktiğiniz gün gelir.” dedi, MERYEM
selamladı. (Rüyaya mı?)
EYVALLAH.

“Deryaya yol dileyen her
kuluna kapalı gelse kapı, yol vermese yapı; dileyen YA ALLAH der açar, yapıyı
gönül ile geçer. Bağda gölge aradım, su başına geldim saçı taradım;
ilmek-ilmek ördüm, üst başına sardım; el ayak hizmetine benliğimi
verdim, yamayı dizine verdim. ‘Suya yol vereyim mi, suda sinnimi göreyim mi,
akan su ile terimi sileyim mi?’ derler, bana sorarlar. Akan su arındırır, saymayı
bilirsen barındırır.” dedi, MERYEM selamladı.

“ ‘Konuya giremedim, dilenen
sepeti öremedim, beklenen hizmeti veremedim.’ dersin. Bekle dolacak, sepeti
örmene MERYEMOĞLU TOKTAY katılacak. Kayguyu silelim, doğuştan
aldığımızı bilelim.” dedi, MERYEM selamladı.

“MERYEM ile bir sözde, DOST aradık her
gözde; sevgi olsun gelişsin, NUR’u kalsın her yüzde. Dağılanı
toplayan, bir bohçada katlayan, bilgisine eklerse, gelişsin diye beklerse;
elbet günün yerini bilir, olduğu halde kalır.” dedi, MERYEM selamladı.

“Yaylaya çıktım düzde, ovada
ekin sözde. Akan sular var eder, cümle alan kâr eder. Diktiğim bağda
üzüm, kurduğum düzende sözüm; senindir, seninledir.” dedi, MERYEM sözü
aldı: “Kapanmaz kapıda durdum, DOST haline
verdim; bilene bilmeyene sordum, ne var ki mantığım ile yordum. Güzele
güzel diyen her kulu, ÖZ’den geleni söyler; yapıda olan kulu, ÖZ’ünü cümleye
böler.” dedi, MERYEM selamladı
“Kuyuya su verdim de, dağda uçan
kuşu gördüm de, ağaca ipi serdim de; kuş nağmeyi mi kesti,
ağaç ipini attı, bilgiyi alan görgüyü mü sattı? Ne kayguya yer verelim.
Doğruya gönül verdik, eğriden ayrı durduk; yaprak-yaprak verdikte,
satırlarda sahipsiz mi kaldık? Kul Güneş’i bildi ise, kaygu gerekmez.”
dedi, MERYEM günün yorumunu gönülden gönüle huzur ile verdi. “ALLAH’ım,
cümlenizden RAZI olsun. Papatya kaynat, limon bal ile iç. Çevreme gül
dağıttım, sevgim ile eğittim.” dedi, MERYEM selamladı.
“ ‘Bağ bozumu
başlar.’ diyene de ki; ‘’YARATAN bilir düzeni. Dilediyse yozanı; bir kalem
bir kitaba, bir söze bir hitaba ayakta tutar, dilediği çobanın sürüsüne
katar.’ Bilmeyi dilediysen kulluğunu, hazır et elinde yolluğunu.”
dedi, MERYEM sözü aldı: “Güneş’te buldu, gölgede
durdu, ne var ki yaratılmışlığın kutluluğunu buldu. Bilmek,
kulun sesine değil, ÖZ’üne hitaptır; her kulun bildiği, kainattaki
kitaptır. Her kitabı birledik, her konuyu zorladık. Gördük ki, YARATAN
BİR’dir. Yaratılan YARATAN’ı biliyor ise, gürdür; seni beni siler de
günde, O’na bağlarsa gönlünü, HAKK’a döndürürse alnını… Ona de ki; ‘Her
var edilen BİR’dendir, bilse bilmese. Mademki YARATAN BİLEN’dendir,
ADEM’den bu güne geleceğe gülendendir. Senlik benlik, hırkadır. Kapanan
kapıya bakan, açıldığında, gördüğü ile gönlünü yakandır. Hem adımı
senden aldım, hem gönlümü O’na verdim, TOKTAY ile ayağa durdum. Dedim ki;
‘Aldım kucağa, girdim ocağa, atılmayım olmayacağa.’ ” dedi,
MERYEM selamladı.

“Dayadık ağaca
sırtımızı, sildik bilgimizdeki sertimizi.” dedi, MERYEM sözü aldı: “Ben, SEN’den SANA sığındım
ALLAH’ım. Ben, SEN’in ile benliğimi buldum ALLAH’ım. Düş
gördüğümü sandım, yalandan uyandım ALLAH’ım.” dedi, MERYEM selamladı.

“MERYEM yolu aradı, sevgi ile taradı.
Günün verdiğini, güzelin ördüğünü, DOST KAPISI verir dedi, yerden
göğe niyaza durdu… Baktı isen düzene, uydu isen YAZAN’a; deme nedir,
bedenini bozana. Gelmiş geçmiş söz olur, sözde LOKMAN’ı bulur, kaygu
sende kalır. Silmeyi dene. Kondu ise dala kelebek, bil ki kışın bitimidir;
deme, kaderin yetimidir. İSA MUSA ne dedi, İBN-İ SİNA ne
yedi? Ayran içti, sözün en güzelini seçti.” dedi, MERYEM selamladı.

“Ortak olmadık söze, kayıtsız kalmadık
size. ‘Yarım yolda bütün bilgi, niyaz ile olur.’ dersen, bilgiye sınır
çizmiş olursun, MEYDAN’da bilenden bilmeyenden yerini sormuş
olursun.” dedi, kundağı gölgeden Güneş’e alan, sözünü cümleye veren
MERYEM söze geldi: “Bağımsız kalayım.’ dedim, ‘Uyumsuz
olma .’ dediler, özgür irademe taşı koydular; ‘Gidemem, gelemem.’ dedim,
bilgimi savurdular. ‘ALLAH. ALLAH.’ dedim de, konulan taşı yolda bıraktım.
Asla, aklına uymayanı sergiye koyma; ‘Gökten zümrüt yağdı…’ deseler,
gayrıya uyma. Yaz da olsa, toz da olsa, kendinden kendine alışta ol.”
dedi, MERYEM, ‘Dağılanı toplayım, bir bohçada katlayım.’ diyene selam
iletti.

“Ne derlerse desinler, asla gerçekten ayrı
demesinler. Mayayı vurmazsan süt yoğurt olmaz, peynir sofraya
gelmez." MERYEM YUNUS ile söyleşti, yerden göğe gerçek olanı
bilişti. “MERYEM diye anıldık, her
ağaçtan sorulduk; gölgeyi aşmak için gide gele yorulduk. Her
taşa isim verdik, toprağı verimli bulduk. Unutulmasın. Hava,
güneş, su var ise toprak verimlidir. Özellik değil, zorunludur.
Çünkü, yaratılmışlığının hikmetindendir. Kul olmak, kulluğunu
bilmek özellik değil güzelliktir. Çünkü kulluğunu bilmek
zorunluluktur. Dost olmak, dost bilmek kendinden kendine hizmettir. HAKK cümle
kulunun dostudur, özel kullarının değil. Konuya söz ile girdik, her
kulunda RABB'imin sevgisini gördük. Dayandığımız sadece O'dur.
Verdiğimiz her satır O'ndandır. MERYEM anıldığı an niyazdadır."
dedi selamladı.
“Sevginiz, sermayenizdir;
saygınız, güzel fistanlarınız; gayretiniz, günde gelende, bilene bilmeyene
destanlarınız…” dedi, MERYEM sözü aldı: “Seyredelim güzeli, seyirdeki ezeli,
dayandığımız her ağaçta dökülecek gazeli… Komşuya sordum,
‘İşin aşın, ne güne?’ Dedi ki, ‘Su aldım, aşı dünden
buldum, günde RABB’ime niyazımı saldım. Elbet gönderir.’ Aynayı duvara dayadım,
kapımı yeşile boyadım, aşımı komşu ile paylaştım. Dedim ki,
‘RABB’im bana iki lokma verdi, biri sana biri bana… EMRİ’ni öyle bildirdi,
senin niyazını oldurdu.’ ‘ALLAH. ALLAH.’ dedi de, verdiğim lokmayı yedi
de; şükrü kainatı doldurdu, benim sevgimi oldurdu. ALLAH’ım ondan,
ALLAH’ım cümlenizden razı olsun; doğuştan alan, kabrimdeki GÜL’ü
bulsun.” dedi, selamladı.

“Akan suya eğildim, göreyim yüzümü
diye. Dağdan dağa ses verdim, duyayım sözümü diye. Ayağıma güç
geldi, dilenene varayım diye. Doğruya niyet kurdum, uzadı yalvarayım diye…
Seni beni yar ettik, gönülleri kor ettik, kaygu veren her olayı, yüce
dağda kar ettik; akıp gelecek güneşi gördüğünde, takıp gelecek
çiçeği, görgüsüne vardıracak… Güzele talip isek, ne zor yorar, ne güneş
kavrar. MERYEM ile yol alan, niyetini günde kurar; olsun olmasın demeden karara
uyar.” dedi, MERYEM selamladı. (Soru:
MERYEM’e uyan kimdir?) MERYEM, kendinden kendine uyar, kendinde olanı
duyar, niyetini RABB’i adına soyar; komşu ile kendini aynı teraziye koyar. “Baktığım yollar, YUNUS
misali beni saracak kollar. Nay ile aldık sözü, binbir günde çaldık sazı.
Başımız halka dik, HALİK’e eğik kaldı; dileyen her kulu ile
yorumsuz deryaya daldı. Çöl geçirmez diye asla şüpheye düşmedik,
RABİA ile gelene şaşmadık. Uzun ipi bağladık, düğüm
gelse birbirine ekledik, MERYEM ile bekledik. Dört kapı YUNUS’a açık ise, dört
yapı MERYEM ile tamamlanır. Her adımda bir-bir geldik, doyumsuz kalana suyunu
verdik.” dedi, MERYEM ile RABİA selamladı. (Soru: Dört
yapı, DÖRT DİN midir, DÖRT KİTAP mı?) Dört kapı, yapının birliğine,
dört yapı, niyetin gürlüğüne… Her yolun getirdiği bilinir, bir yolda
bitirdiği görülür. Nerden aldığına değil, kime vardığına
bilgisi olsun diye verilir.

“Binbir kapıya durdum, bir
yoruma girdim, kapıda olan MELEKLER’e sordum, ‘Ben miyim bilen, sen misin
veren?’; dediler ki, ‘Binbir kapıya, her kulu gelmez fani iken. Yer-yer
alırsınız, gün-gün bulursunuz, her kapıda bir önceye gülersiniz, bilgilerinizi
öylece elersiniz.’ Anda yeriniz…” dedi, MERYEM sözü aldı, DOST ADI’na yerden
göğe sır olanı verdi. “MEYDAN VEREN’i bilir,
MEYDANCI geleni görür, MERYEM’e, verdiği sır için İZİN geldi.
Her kulu binbir kapıdan geçer, ne var ki fani iken değil. Gayemiz, çok çok kapıyı aşmaktır, her kapıda gördüğümüz
gerçeğe şaşmaktır. Duran suya bakarsan kendini görürsün, akan
suya bakarsan suyun verdiğini bulursun. Almayı dileyen kulları ile
kapıları aşmaya çalışırız. (Yardım mı ediyorlar?) EYVALLAH.” dedi, MERYEM
cümlenizi selamladı.
“Açtık bohçanın ucunu, seçtik güzelin
tacını. YARATAN ile bildik, yaratılana güldük.” dedi, MERYEM sözü aldı: “Kum eledim tozu yok, kul bekledim sözü
yok; ‘Aşı pişti tuzu yok.’ dediler de, beni sofraya çağırdılar.
Kul kulluğa soyundu ise; ne toza, ne söze, ne tuza şansını
bağlamasın, şansım yok diye ağlamasın. Gördüğünü beklersen,
dumanına duman eklersin. Kuşlar yuvasız kalmaz, bilgisinde eksilen olmaz,
çarşı pazar dolanır da niyetini silmez. Dolduğu kadar alacak,
olduğu yerde bilecek.” dedi, MERYEM selamladı.

“Kaşık aldık elimize, kemer taktık
belimize, sepet koyduk yerimize. Güneş sırtı yaktı da, gelen giden baktı
da, ‘Selam.’ diyene güldük, sofrayı cümlemiz için kurduk.” dedi, MERYEM sözü
aldı: “ ‘Kumaş alayım.’ dersen, köşe
bulmaya gidersen; ayağına yemeni al, bildiğin kapıya dal.” dedi,
MERYEM selamladı
“Su verdik tarlamıza, yer bulduk ocağımıza.
Gönülden sevinç aldık, cümlede gerçeğe özlem gördük. Her adıma niyette
miyiz, ‘YA ALLAH.’ diyerek sohbette miyiz? Gün güzel, yol güzel, cümlede hal
güzel. Öylece kalalım, her yaprakta geceyi silelim. Gök kubbe gölge almaz,
bilen yorumdan kalmaz, duman arasa da bulmaz, çevreyi aşandan desteyi
sormaz.” dedi, dayandığı ağacın gölgesinden MERYEM sözü aldı: “Deste-deste ip aldım, ipi
kuyuya saldım; yerde kalmasın diye bebeği beşiğe koydum;
gönlümü, arınsın diye bilgime soydum; her nimetin mihnetine, şüphesiz
katlandım. Güzel ne güzelmiş RABB’im, SEVGİN ile sevgilin
yücelmiş; duman yersiz diye, kendinden kendine gerçeği bulmuş,
‘MERYEM buymuş.’ diyen ile niyaza durmuş; dağlar
eğilmiş de kulağına sormuş, ‘Nerden? Kimden?’ Nesneyi
zerrede var eden, zerre ile HİKMETİ’ni gösteren RABB’im ne YÜCE’sin.
Yorumda hataya düşülmesin. Dağların MERYEM’e sorduğu,
gerçeği nerden bulduğudur, İSA’yı değil. Nemli toprak
verimlidir, bilen kulu sorumludur.” dedi, MERYEM her zerresinin cümleniz için
niyazda olduğunu söyledi, selamladı.
“MERYEM söze geldi ise, kandili yandı
ise; NUR ile NUR’landırır, gönülleri korlandırır, açık kalan pencereden demde
güzeli uyandırır. Kemer belde kalacak, kul gerçeğe uyacak, değirmende
buğday verip un alacak.” dedi, MERYEM selamladı.
“MEYDAN bizimdir, gelirsek; güzel
bizimdir, bilirsek; kainat bizimdir, bulursak. ‘Gel.’ dedim cümlesine, geldik
durduk niyaza. Kamer yüzüme güldü, ‘Selam güzele.’ dedi. At yolunu verecek,
sırtına alıp götürecek, dağdan dağa aşıracak, gerçeği
bilginde taşıracak; MERYEM ile aldığını, sofranıza kotaracak. MERYEM
sözümüz aldı, her yolun başında durdu; altın sahana, altın kapağı
sordu. Dediler ki; ‘Gönüller BİR’den BİR’e, emeller yerden
göğe…’ Açılan her kapıya dost sesimiz vereceğiz, DOST’u yuvamızda
göreceğiz; kum üstüne, kilim aldık sereceğiz. Elde yazma, kulda
süzme, balıkta yüzme geçerlidir. Eşikte duracağız, beşikte
göreceğiz; yolumuz gölgesiz, kaygusuz kalacağız.” dedi, MERYEM
cümlenizi selamladı.
“Anahtarı ele al, dünkü sözü dile ver,
güzel olan kilimi yere ser. Yerde olan, serden geleni bilir, zorda kendini
bulur. Duman güneşi gölgeler, sadece senin gözünde…” dedi, KAYGUSUZ
selamını yerden göğe iletti. “Bağ bozumu yaprağı döker,
meyvesine şeker… Altın yaprak elde olsun, güzel diyen huzuru bulsun.”
dedi, MERYEM sözü aldı: “Aldığım gül
yaprağı, sunduğum SEN’den olsun; bende varlık gösteren her hale,
bilen uysun; gayrette bulduğuna, hayretini eklesin; alacağı her
sözde, HAKK’ın NURU’na doysun. Niyazına katıldık, DOST yaprağını sunduk.
ALLAH’ım razı olsun.” dedi, MERYEM selamladı.

“Çevrede duman gördü isen hayıra yor, de
ki RAHMETİ’ne; çevrede yoğun hizmet gördü isen sevin, de ki
RAHMETİ’ni getiren zahmetidir. Yapraklara ADI’nı yazdım, ADI’n ile
kainatta gezdim, her düzende VAREDEN’i sezdim.” dedi, MERYEM sözü aldı: “Karıncanın yuvasında, neşe gördüm
havasında. Ocağı yansın, sofraya lokması konsun, suyu dilediği kadar
alsın. Desin ki; ‘Binbir zahmete binbir RAHMET, her nefeste binbir HİKMET…
Güzelden alıştım, gerçekte buluştum, MERYEM ile söyleştim;
HAK’tan gelen ne yazandan, ne bozandan sorguya düşmedim; nağmeyi her
sözde bildim, naz ile gelene güldüm.’ ” dedi, MERYEM selamladı. At sırtına
oturdum, yerde ekini bitirdim, DOST KAPISI’na götürdüm. Bilen aldı, bilmeyen
öteye saldı

“Değirmende su buldum, su ile
güğümü doldurdum, gönüldeki kayguyu kaldırdım; ‘Değmez.’ diyene
sordurdum, ‘Gelişine mi, gidişine mi?’ Denizden dalgaları saysam,
esen yel ile gelen sesini duysam; görmeden denizi nasıl tarif ederim, kendini
bilmeyeni nasıl arif tutarım?” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Siniyi aldım sofraya, somunu getirdim,
her dileyene kopardım, niyaz ile gürlendiler. Ayağıma düzen verdim, yolumu
buldum; YAZAN’a uydum, kendi gölgemden benliğimi sordum. Gölgem bana dedi
ki, ‘Güneş’ten alırsan, yere gölgen düşer; benliğin nefsine
uyarsa, taşar; o zaman yolun gidişine yolcu koşar.’ Yaprakta
okuduğun, sevgin ile dokuduğuna, ‘ALLAH’ım.’ dedik sevindik, verginiz
ile övündük. ALLAH’ım RAZI olsun, MERYEM’le söyleşen, DÖRT KAPI’ya niyaz
ile yaklaşandan… Her eşik, gerçeğe açılan beşiğe
götürür; beşiği bulduğun an, kayguyu bitirir. En güzeli
bulayım.’ diyene de ki; ‘En güzel, senin gönlünde olandır, gönlüne dolandır. En
güzel, yaratıldığını bilen, YARATAN’ı bulandır.’ ” dedi, YUNUS’um ile
MERYEM selamladı.
PİR SULTAN ABDAL ile MERYEM geldi de
dile, dedi bakalım cümlede hale. “Avuç ile aldığım pirince, sordum
‘Nasibin aldın mı kararınca?’ Her olan gününe döner, sevgi dolu gönlü ile
RABB’ine yanar. Öyle yanar ki, bildiği ile uyduğu çevresinden
gelenlerle, DOST oldum diyenlerle zerrelerde buluşur, sevmeyi bilse
bilmese DOST ADI’na çalışır.” dedi, MERYEM ile PİR SULTAN selamladı.
“Buluta yol soracağım, her giden ile
sıraya gireceğim, sürüyü aldım engin meraya götüreceğim.” dedi,
MERYEM sözü aldı: “Her nefeste andı isek,
ADI’na gönülden yandı isek; yol bizim, söz ÖZ’ün… ‘DUR’ demeden duramayız, zor
demeden bulamayız, biz sevgisiz kalamayız.” dedi, MERYEM selamladı.
“Çayda çevreyi görmeye, nehirde deryaya
varmaya özeniriz, gördüğümüz her güzel ile bezeniriz. Ver elini tutalım,
gerçeğe adım atalım, bilgimize yenisini katalım.” dedi, MERYEM sözü aldı: “Gölgeyi silen bilir, oğuldan
oğula sözü iletir; giden ‘Güzeli buldum, gelmem.’ diye diretir. Uzak yolun
yolcusuna güzel kulun desteği oluruz, her satırda asıl olana gerçek diye
yöneliriz, oğuldan oğula sözü iletiriz. Uzak yolda yolcusu olana,
oğuldan oğula söz iletene… Çevreyi açık bulduk, gerçek ile uyum
kurduk. Ne derse desin, gerçeğin sofrasını bulsun, yerden göğe
hoşnut kalsın.” dedi, MERYEM selamladı.

“Ağaçtan aldım hurma, dediler ‘Yolun
açık durma, YARDIMCI olacağız sakın dalını kırma.’ Gönlünde
Güneş’ine, ömründe ateşine talibim, OĞUL ile galibim.” dedi,
MERYEM sözü aldı: “Gün durmaz, gönül kalmaz; selam verdik
her kula, RABB’im hatamı görmez. Bildiğim bilmediğim günlerde SEN’in
YAZIN’a uydum; VARLIĞIN gücüm oldu, bir hurmaya doydum; gelmeyi bilmeyi
denedim, nefsimi soydum; naz ehli ile, darlığı sildim.” dedi, MERYEM
selamladı.
“Ağacın dallarına, cümle kulun
hallerine, benden senden yaraşan RESULÜ’n sözlerine, sevgimiz binbir çiçek
göz ile ÖZ ile… Beklemeden meyve olmaz, her meyve aynı anda ermez, gölgede ise
hamlığı bitmez.” dedi, MERYEM sözü aldı: “Bir hurmayı yedim de, ‘Şükür
ALLAH’ım.’ dedim; binbir emek sonunda TOKTAY ile bilindim. Bağlı diller
çözüldü, kötü diller çizildi, acı niyet ezildi; ne benden, ne TOKTAY’dan,
sadece RABB’imin EMRİ’nden. TOKTAY adına diller, güzel çirkin dediler;
kimi ermiş meyveyi, kimi hamken yediler. ÖZ’ümüz O’nun ile, sözümüz O’ndan
geldi, her fani çeşit dilde varlığımızı söyledi. Ben bilgimde
sakladım, VAREDEN’in dizisini; TOKTAY açık söyledi, RABB’imin YAZGISI’nı. Ne
bağlı dilden aldı, ne görmez gözü buldu, RABB’imin EMRİ ile açıkladı;
her adımına ‘HAY’ dedi yürüdü, derman dileyen kulu RABB’ine havale etti.” dedi,
MERYEM HAKK’a açılan yolun, HAK ADI’na açık kaldığını; dileyen değil,
uyanlarla görmeyi vadettiğini söyledi, selamladı.
“Yerden göğe selam verdik YUVA’ya, dağda mekanı bulduk, MERYEM
diye adımızı aldık. Cümlenize selam olsun, açılan GÜL dalında gönüller
birbirini bulsun; değirmene gelen suda, emeğini her kulu bilsin!
Attığımız adımda tuttuğumuz her varlık, alışılmış olanı
düşündürür; olacak denilen olayda, bağladığın düğüm
çözülür, kaygu veren satırın altı çizilir. ‘Yaya gitsem yorulurum, eğri
dursam kırılırım.’ dersen, kendinden kendine komşuyu silersen, kendinde
olan güzele küsersin. Açılan musluğu kapatma! Kaynağını güçlü bildik,
akan suda esen yelde RABB’imin GÜCÜ’nü bulduk. Asla kaygu etmeyiniz,
güğüme duman katmayınız, sebebi ne olursa olsun beddua etmeyiniz! Dört
kapı dördümüze açılır, her kapıdan el ele geçilir. Çevrede olan şaki
yanınıza gelemez, gelse de aradığını bulamaz! Kandil yandı öbek-öbek,
bahçede hep güzel çiçek, almayı dilediğin günde MERYEM yanında olacak.”
dedi, MERYEM selamladı.
Sağlık niyazımıza her nefesten selam
geldi, bağladığımız düğümü bir nefeste çözüverdi; gölgeyi
‘Ağaçtan.’ dedi, meyvesini veriverdi; MERYEM üç öğüt ile sohbete
geldi: “1-Bağlı olan çözülecek, kayguya
düşme. 2-Çirkin gelen
çizilecek, ‘Nerden?’ diye deşme. 3-Yolun açık, gidilecek; ‘Taş var
mı?’ diye şüpheye düşme. Her olayı bağlayan,
kulun kaygusudur; çözen, RABB’imin İZNİ ile YARDIMCI’sıdır.
Göğün verdiği rahmet, kuluna bırakmaz zahmet. Karanlık gelen kapıyı
örter, aydınlık gelenden geçsin diye kulunu iter. Bağdan üzüm alayım,
nasibim ile kalayım; güçlük verse ALLAH’ım, ‘Hayırdır.’ diyeyim. Yapıya el
atalım, çatıyı artık örtelim. Sancak elimizde olsun, dayandığımız duvar
sağlam gelsin.” dedi, MERYEM cümlenizi selamladı.
“LÂTİF ADI ile kendimi buldum,
kulluğuna öylece talib oldum, gayrıda kalan her olaya sebep sormadan
güldüm.” dedi, MERYEM sözü aldı: “Doymayı düşündüğüm
her anda hurmayı gördüm, ‘SEVGİLİ, dilediği kadar verir!’ dedim,
kumdan geleni gördüm. Kement atanlar beklerler, elinde tutanlar saklarlar,
uymayı dileyenler gönüllerini paklarlar!” dedi, MERYEM selamladı.

“RAHMET SEN’den ALLAH’ım, hizmetimi
bileyim, gittiğim her konutta aradığımı bulayım!” dedi, RABİA
sözü aldı: “Siniye koydum hamur, dedim tarlada çamur.
Ekini ektim bulacağım, hizmetine her taneye bir çuval alacağım.
Günlerim uzun oldu, geceme ışık doldu, gayretime dileyen geldi, fistanım
dar idi genişledi. Eğilmeden gülene! ‘Çuvalı dökeyim, yeniden
doldurayım.’ dersin, doğmuş olan her yavruya gülersin. ALLAH’ım RAZI
olsun, RABİA ile gelen, MERYEM’den söz alan, gönlünce bulsun!” dedi,
MERYEM sözü RABİA’dan aldı: “Duymayı dilediğin, doyan ile
elediğin, emekten beklediğin, çuvalın dolusudur; ‘Dökeyim!’
dediğin, kendinden kendine emeğine eklediğindir. Hizmetim gür!
RAHMET’ine yöneldim, her zahmette himmetinden şüphemi sildim.” dedi,
MERYEM selamladı.
|