Meryem

5-1
“MERYEM söze gelirse, yavru dizde durursa; yaprak yaprak okunur, bilse bilmese kul sakınır. YUVA’ya yol soran ile girelim, çevreye her gelene gezelim. Diyelim ki; ‘O’ndandır. O’nundur. O’nadır.’ Gerçeğe düğüm vuran; bilgisini bağlar durur, gelen günde DOST KAPISI’na vurur. Alacağımız her seste, heves ile kalmayalım. Bilelim ki; ses nefes kalıcıdır, heves geçici…” dedi, MERYEM selamladı.

5-2
Sandık aldım tahtadan, temiz çamaşır çıkardım bohçadan, her kulu ile söyleştim bilinen lehçeden.” dedi, MERYEM söze geldi: “Bağlımı elim, mühürlümü dilim, örtülümü gönlüm; Dost diye-diye elimi çözerim, dilime bal misali sahip çıkarım, gönlümü her var olana açarım, olumsuzdan kaçarım, susadım diyen ile nehirden su içerim. El eleyiz yol bildiğimiz günden, cümle ileyiz kayguyu sildiğimiz yönden.” dedi, MERYEM selamladı.

12
“Toprağı alırsan gülersin, ağaca dayanırsan bilirsin, meyvesini yersen doyarsın.” dedi, MERYEM sözü aldı: “Döndüğüm yolda bildiğim ÖZ’ü buldum, gönlümde olan ile kaldım. Her hurmayı yedikte, çekirdeğini toprağa koydum. Dedim ki; ‘Geçenler sayacaklar, meyvesini soyacaklar, çekirdeğini toprağa koyacaklar, düzeni öyle kuracaklar.’ Gölgeyi gördüler, ağacın altına girdiler, çekirdeğini ceplerine koydular, ne geleni ne geçeni duydular.’ dedi, MERYEM gerçeğin KUR’AN’da yazılı olduğunu söyledi, cümlenizi selamladı

19
“Başımı bağladılar, Güneşten yanmasın diye; gönlümü eğlediler, çirkine kanmasın diye. ÖZ’ündeki gerçeği dalındaki çiçeği bilseler, beni sende seni O’nda görseler, MERYEM ile yol üstünde dursalar, ağaçtan alacakları meyveler için sepet örseler; zaman seyrini GÜZEL’de noktalardı, MERYEM her sözünde geçmişi örtülerdi.” dedi, cümlenizi selamladı. 

20
“Selam verdim YAZAN’a, nasib dedim kızana. Adım-adım oluştuk, her sohbette buluştuk, erden serden söyleştik. MERYEM dağda bağda değil YUVA’dadır, gönül veren her kulu ile havadadır. Ne kuş ile savaşır, ne balık gelse karışır, aldığı gibi kalır, bulduğu günde gelir.” dedi, MERYEM selamladı. (‘Yazan’ kelimesi küçük harf midir?) “MERYEM, RABB’inden söyleşir. Demde güzeli bilsen, gerçek ile dolarsın.” (Resim verildi: HAZRETİ MERYEM ile HAMZA DOST) Suyun gelişinde, konuyu bilişinde; her kulunun bilgisine ALİ’den söz gelir, MERYEM ile HAMZA DOST aynı sözü aynı dilde verir. 

26
“Çevreyi döndüm geldim, cümleyi sevdim buldum, her adımda niyaz ile durdum.” dedi, YESEVİ her öğünde Binbir BESMELE okudu. “Yaprağın sayıldığı, her yerde sevgi ile anıldığı bilinir; kaygu silinir, yerden göğe niyaz alınır.” dedi, YESEVİ selamladı, durmadan niyazdadır dedi. Gönülden alışırız… 

27
“Çevreyi oyaladım, duvarı boyaladım, sahanı kalayladım, DOST gelir diye bekledim. Elbet gelecek, MERYEM ile yolda gülecek, kayguya düşene soracak; ‘Hakikat nerde?’ diye. Hakikat; her kulun ÖZ’ündedir. RESULÜ’nün sözündedir. O dedi ise, gerçektir; o gördü ise, cümle içindir.” dedi, MERYEM TOKTAY’ın üç öğüdünü her birinize verdi: “1-Yerden aldığın taşı, öğüt. 2-Sevgi ile aldığın başı, eğit. 3-Gönülde bulduğun gerçeği sadece kendin bil, kendinde kal.” dedi, MERYEM TOKTAY’ın selamını cümlenize iletti. “Kayıt ondandır, kul zanda. Bildiğiniz bulduğunuz, her öğünde aradığınız gerçektir.” dedi, MERYEM selamladı. 

2 şubat
“Ne gelen, ne de giden, yolu taşlı demedi; yorgun olsa, çamur görse, kimseden kimseye söz etmedi. MERYEM İLE RABİA, ağaç var ise, Güneşten şikayeti kalmadı. ‘Her olayın güzelliği, ölçüsünü bulmadadır; kulluğun, varlığını bilmededir; beden, giden ile bağımlıdır, bilmekten zorunludur. Bilmezse bildirilir, uymazsa öğretilir.” dedi, MERYEM selamladı, 

9
“Suyun aktığı yerde buluşalım, yoluna düzen vermeye çalışalım.’ diyene; suyun verdiğini bilendeniz de, vereni sorarız; suyun getirdiğini görendeniz de, bitirdiğini ararız. Her yolun getirdiği BİR’edir, her PİR’in verdiği kordadır; bilen kolayda, bilmeyen zordadır. Çevremiz sana bana, aydın olan her güne.” dedi, BEHLÜL ile MERYEM bir sözde kaldı. “Durak pey-pey ise, varak pay paydır. Yumağı bile-bile örelim, düğüm geldi ise sabır ile çözelim, her güzelin altını çizelim.” dedi, BEHLÜL ile MERYEM cümlenizi selamladı. 

12
“Duman odundan geliyor ise bunaltır; bulut ise, donatır. MERYEM’in dumanı, buluttur.” dedi, MERYEM sözü aldı: “Kuşağı bele taktım, her güzelden yerimi aldım, akan suya daldım, gittiğim yerde sordum; ‘Bağlanan sürüye çoban olayım mı, bilenlerle yolumu sorayım mı?’ Denildi ki; ‘Sen konusun, konuk değil.’ MERYEM devreyi bilen olarak geldi, bilim olarak yürüdü, sürüyü o bilgi ile dilenen yere getirdi. Öyle ise, cümle canlar sürüden sayılsınlar, MERYEM ile övülsünler.” dedi, cümlenizi selamladı. 

22
“Yaprağa el sürdüm, lif ile sardım, dediler ki; ‘Her dala aşı gelmez.’ Meyhaneye diz vurdum, dediler; ‘Taşı kalmaz.’ Yol benim, gönül benim, yarattığın cümlenin.” dedi, MERYEM sözü aldı: “Daldan dala konan kuşa yanarım. Kulundan gelen taşa elimi verdim; ‘Cümle başa gelsin.’ dediler, yoluma durdular. YÜCE İZİN verirse, olan bilen görürse; ‘Gelmem.’ diyemem, ham lokma yiyemem.” dedi, MERYEM selamladı. 

23
“Yoldan gelen her selama üç öğün eğildim de, dolu olan bardaktan damlayı düşürmedim; sevgi ile doldum da, halimden taşırmadım.” dedi, MERYEM söze geldi: “Balık yerde duramaz, daldı ise kalamaz; bilirim diyen, bilmeyene soramaz. Gün boyu bilgini taradım, ne bildiğini aradım; elde sadece günün tozu, dilde yozu gördüm. O zaman gönlünü taradım; ne toz ne yoz, sadece sıcacık yaz var.” dedi, MERYEM, asla bilgisini sergiye koymadı. ‘Nasıl verdi?’ denilir: “Sevgi ile, saygı ile, duygu ile; yerden göğe alışa-alışa, cümle ile çalışa-çalışa.” dedi, TOKTAY’ın selamı ile cümlenizi selamladı 

29
“Gördüğün gün güzeli, bildiğindir gönlündeki özeli.” dedi, MERYEM karşımızda olana sözü bağladı: “NUR, perdeyi açandır; kor, dumandan geçendir. Alayım dediğin gün silmeyi denediğin olayı düşünmedin, güçlüğü  öylece yendin.” dedi, MERYEM selamladı. 

1 mart
MERYEM sofrayı kurdu, olumsuz sözü kırdı, gölgeyi ağaç diye bildi; elinden dilinden geleni, gayretinde görüleni, “Yardımcıyız.” dedi, gerçeğe yöneldi. “Bir-bir okuduk, SONSUZ GÜZEL’e adımızı verdik; sen ile bende perdeyi serdik, yol alana, hal bilene, cümlenin selamını getirdik.” dedi, selamladı. 

6
“MERYEM, DOST KAPISI’ndadır; güler geçer, aynaya bakar seçer; senden alır, benden bulur, cümlede kalır. Değişenden gelişeni bulursun, yoğurt yer ayran ile olursun; her gönülde, verdiğin ile kalırsın. ‘Geçmez.’ dediğin dünya düzeni, bildik ki BİR’dir YAZAN’ı. Bindiğin arabaya dileyen gelsin, bilmezse olduğu yerde kalsın. Saymayı deneyen her kulu, çağırsan çağırmasan gelir; oyundan değil, gönlünden bulur. Geç yazanı, kaç bozanı; DOST dersek, dostluktayız.” dedi, MERYEM selamladı.

9
“ ‘Olumsuz.’ dediğin olaya, kendi adına nokta koyma, bildiğin gerçekten gayrıya kayma. ALLAH’ımın EMRİ’dir olacak; ne var, yoldan gelene soracak.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi: “MERYEM ile söyleştik, katı gelene gülüştük. Açan güller adını verir, adında gerçeği görür.” dedi, PİR SULTAN ile MERYEM selamladı. 

10
“TOKTAY aldı mı gücü, MERYEM sezdi mi geçi? Yamaya eğildi, enseye vurdu saçı.” dedi, MERYEM selamladı. 

14
“EMİR SEN’den ALLAH’ım. Kulunuz eyleyeceğiz, SEN’den gelen GÜZEL’i bekleyeceğiz; kandili yakmak için, az gelirse yağı saklayacağız. Ne SEN’den umutsuz kaldık, ne SEN’in vereceğinden şüpheye düştük, ne de olumsuz geleni deştik.” dedi, MERYEM söze geldi: “Buz üstünde oturana, soğuğu tarife gerek yok, ısınmaya odun arar. Ocak başında oturana, sıcağı tarife gerek yok. ‘Her olayın düzeninde, bilgi ile YAZAN’ında.’ diyelim. Bilelim ki; RABB’im dilediği ile buzda, dilediği ile hazda buluşur, kul RABB BİLGİSİ’ni gördüğünde aramaya çalışır.” dedi, MERYEM cümlenizde gerçekten açılan perdeyi selamladı. 

15
“Pak oldu ise beden, HAK buldu ise gönül; ne alan söyler, ne veren eyler.” dedi, MERYEM sözü aldı: “Karar alsam gitmeye, dilenen sürüyü gütmeye… ‘Kadın aklı kısa.’ derler; kadın olmasa, pişen aşı nasıl yerler? Dedirten de olumluyu, yedirten de pişmiş aşı; kadındır, sanılmasın odundur. Bakmaya kıyamadığım çiçeği elden ele doladım, bilinen yerde sakladım, çevresinde bekledim. Her bir ahitte, her bir kulun sözü TEK’tir; TEKLİK’e umut, HAKK’a hürmettir.” dedi, MERYEM. “Ahdin, yaratılmışlığa ilk adımda RESULÜ’ne uyulacağı sözüdür. Ben sen demeden, DOST KAPISI’na söz etmeden, geldik gidelim; aldığımız sürüyü, kim olursak olalım, güdelim. (Sürü?) Bilincini paylaşan, her var edilen. Unutulmasın, her var edilende aynı bilinç mevcuttur.” dedi, MERYEM yeniden selamladı.

5 nisan-1
“Seferde olan bilir, nasibini alır gelir, dört yaprakta yazılı olanı okur.” dedi, MERYEM sözü aldı: “Dağlar Güneşi gizlerse, doğuşu besler; ağaçlar kainatı süslerse, güzeli gizler; alan bilen, gerçeği gözler. Selam verdik, YUNUS ile söyleşeni gördük.” dedi, MERYEM selamladı.

8
Ekinler boy verecek, güzelde huy görecek, MERYEM söze gelecek; “Adım-adım yürüdüm, saçı uzun taradım, taşı çektim toprağı aradım. Karınca döne-döne yol alır, kuşlar kondukları dallarda sallanır. Selam verdim cümlesine, gümüş misali aldılar, Güneş’te GÜZEL’e daldılar. Gümüş misali; madde bilinci aldılar.” dedi, MERYEM cümlenizi selamladı.

12
“Selam dedik sizlere, NUR’undan alan yüzlere, saklanan sözlere…” dedi, MERYEM YUVA’ya geldi: “Yolda taşlar vardı, eledim de geldim; çocuklara yöneldim, beledim de geldim; saçlara baktım dağılmış, taradım da geldim; her güzeli, ömrüme yamadım da geldim. Anahtar dilersen kapı açmaya; ‘Talib oldum ALLAH’ım.’ diyesin, yapraktan yaprağa her öğün TEVHİT çekesin.” dedi, MERYEM HAK ADI’nın her kapıya anahtar olduğunu söyledi, selamladı.

19
Merdane düze gelir, derdi siler söze gelir, her düzende yolu bulur, kaydını cümleye verir, sözü MERYEM alır: “Dağ eteğinde durdum, sürüye adım verdim, her dileyene sordum ‘Senden gelen, nerdedir?’ diye. Ben benden bir zerre vermezsem, ben senden neyi isterim, DOST KAPISI’na varıp hangi örtüyü örterim.” dedi, MERYEM selamladı. 

3
“Her kuşak bilenin belinde, bilmeyenin dilindedir. Çağrıya gülen, ağrıya ağlayan, dünya halindedir. Asla hata değil. Gerçekçi olalım, asla olduğumuzdan ayrı durmayalım. RABB’imin verdiği her hali yaşayacağız. En güzele uyduğumuz gibi, gazele de bakacağız.” dedi, MERYEM gölgeyi Güneşten geldi diye sevdi. “Gölge gönülde iz bırakır, Güneşte söz bırakır, cildi yakar. Onun için gölgeye sığınırsın. Güneşin verdiği, ağacın gölgesinde değerini bulur. Her gününde gölge arayan, görgüsünü sandıkta bırakır. Hep ağaç altında olmaz, tembellik kula gelmez, dolaşmazsa kul bilmez. Korkuyu bilmeyen, yargıya düşmeyendir.” dedi, MERYEM selamladı.

10
“MERYEM’e söz veren, elbet YÜCE’dir. Gelen ile söyleşir. Kapalı olmaya kulun gücü yetmez, çünkü gönlünü HAK’tan başka katmaz. Satıcı, elindeki eşyayı sergiye koyar. Bakır ise elindeki, altın koyamaz. Altın ile bakırı boyasa, asla altın diye bakırı satamaz. Aynı sergiye talib olduk, teraziye elimizde olan altını koyduk. Ne güzel dedik sevindik, yarattığın dedik övündü.” dedi, MERYEM üç öğüt, ‘Üç yolda, yolum nedir?’ diyene verdi: “Üç yol; aracı ayrı amacı bir olan, HAKK’a götüren yoldur. Yolunu seçecek, kuldur. De ki: ‘Yolumda gerçeği bulayım, RESULÜ’ne uyayım, SEN’den gelen her sesi duyayım.’ Böyle demek için; asla kendi ÖZ’ünden feragat etme, sözünü başkasının mantığı ile tartma, ne olursa olsun inandığın gerçeği örtme. O zaman en kısa yol sana açılır, ayağına taş gelmeden geçilir.” dedi, MERYEM selamladı. 

13
“Dayanmayı bildiğin kadar donanmaya gelesin, her olaya HAK ADI’na gülesin; oturduğun yerde değil, güvendiğin günde gerçeğe uyasın; Ay’da bulduğun güzeli, yıldızdan da bekleyesin.” dedi, MERYEM sözü aldı: “Binbir sözü söylesek, binbir günde beklesek, binbir deveye yüklesek; bilginize erişmezdi, kimse kimsenin bilgisine karışmazdı. YARATAN, GÖZETEN’dir. Ne verdi ise korur, kimden ne gelse görür. ALLAH’ım, gerçekte kalana gün-gün bildirir.” dedi, MERYEM selamladı. 

14
“ ‘Çağırdım gelmedi, söyledim bulmadı.’ demesin, her lokmada sevgi ile dolsun, MERYEM adım bulsun.” dedi, MERYEM üç basmak adım attı, elden tuttu, lokmanı tattı, niyazına niyazını kattı, selamladı. 

22
“Her sözümüz BİR’liğedir. Kumun gidişine göz atınız.” dedi, MERYEM söze geldi: “Yudum-yudum içeceğiz, her yudumda gerçeğe döneceğiz; kundak ele geldikte dileyen DOST’a sunacağız, bağlı olan düğümü anda çözeceğiz. Kumun gidişi, bilene gerçeği açar; her kulu, dilerse ÖZ’ünü seçer. Gelmeyi diledik, RABB’imden İZİN aldık, yuvada sofrayı kurduk, yaprakta yeşili gördük. Kapak olmayın gelene, katık sormayın nadana.” dedi, MERYEM GÜL Ağacı’na sevgi mendili bağladı, selamladı. 

24
“Geldik MERYEM ile söze, dedik selam olsun size. Gide-gide yol bitmez, ocak yanmazsa baca tütmez; tezgahında altın olan, gümüşü satmaz; gönlünü açmazsa kul, MERYEM elini tutmaz. El ele geldik, cümlemiz hoşnut olduk, DOST KAPISI’nda beraberce bulduk. Gelene selam vereceğiz, tezgahına bilginizi sereceğiz; ata otu soracağız; yorganı ipek örteceğiz; sevgin ile, gerçeği dürteceğiz.” dedi, MERYEM yolun başında olana selamını iletti. 

27
MERYEM, “Yolu bilenden, yolda gerçeği bulandan razıyım, ALLAH’ım RAZI olsun.” der, niyazını niyazına katar, elinde meşale tutar; yolun aydın olsun, dilenen şifayı bulsun diye. Dar gelmesin fistan, yanlış okunmasın destan. “Gölün suyu serin olur, gidersen derin gelir; dağlar gölgesini verir. Açtık yeşil kutuyu, gönülden attık kötüyü. Sert geleni vura-vura, yolu aldık dura-dura, hep ağaçlar sıra-sıra. Selam verdik, gönül aldık, ALLAH dedik deryaya daldık. Kuma adım atacağız, GÜL dalını tutacağız, taş gelirse iteceğiz.” dedi, MERYEM düne geleni günde sildi. 

29
“Dolandım durdum çevrede, dedim uyan kalır çağrıda. Adım-adım gittim de, her ağacı tuttum da, ağaç şikayet etmedi, dalı ile dürtmedi. Doğduğuma şahit olanlar, öldüğüme nokta koymadı. MERYEM nerde aranır, toprak nasıl taranır? Gür-gür akan sulardan gece gündüz sorulur, bildik bilmedik yorulur. Nefes alıp verdikçe, nefsi tepsiye koydukça; ne soruya cevab gelir, ne MERYEM yerini verir.” dedi, selamladı.

7 haziran
MERYEM yolda bekler de, her satıra ekler de; şikayetçi olur mu, olumsuzu bulur mu? MERYEM geldi sözü aldı, söz ile deryaya daldı: “Sağdan soldan alanlar, bir avuç toprakta bulanlar, deseler ‘Her tanede, YÜCE’nin EMRİ gizli; her kulu, gelişten sözlü…’ Sözümüz HAKK’adır. Diktiğim ağaç tuttu, meyvesini alan sattı; davarı, çoban güttü; ne yazdan, ne kıştan derdimiz olmadı; ‘Derdim var.’ diyen, sayfada bulmadı; bulduğunu bilse, geçeni silse, MERYEM ile söyleşirdi; kundağı ele alsa, DOST KAPISI’nda bekleşirdi.” dedi, MERYEM selamladı 

14
“Doğru eğri bilinir, kainatı YAZAN ile okuyan sevilir, bildiğini dokuyan övülür. Devran SEN’den ALLAH’ım, ferman da SEN’den; MERYEM verdi ise düzenden, her okuduğu YAZAN’dandır.” dedi, cümlenizi selamladı. 

30
“Bunaldım su dilerim, gelen geçene söz ederim, dilenen her eli tutarım. TOKTAY adına selam aldım. Gönülden gönüle aktarılan her olayda gerçek vardır; PEYGAMBER görmek, asla geçersiz rüya değildir. Rüya da değildir. Açmayı dilersen, bekle derim. Dört duvarı örttüğünüz, damına bayrağı diktiğiniz gün gelir.” dedi, MERYEM selamladı. (Rüyaya mı?) EYVALLAH.

5 temmuz
“Deryaya yol dileyen her kuluna kapalı gelse kapı, yol vermese yapı; dileyen YA ALLAH der açar, yapıyı gönül ile geçer. Bağda gölge aradım, su başına geldim saçı taradım; ilmek-ilmek ördüm, üst başına sardım; el ayak hizmetine benliğimi verdim, yamayı dizine verdim. ‘Suya yol vereyim mi, suda sinnimi göreyim mi, akan su ile terimi sileyim mi?’ derler, bana sorarlar. Akan su arındırır, saymayı bilirsen barındırır.” dedi, MERYEM selamladı.

15 temmuz
“ ‘Konuya giremedim, dilenen sepeti öremedim, beklenen hizmeti veremedim.’ dersin. Bekle dolacak, sepeti örmene MERYEMOĞLU TOKTAY katılacak. Kayguyu silelim, doğuştan aldığımızı bilelim.” dedi, MERYEM selamladı. 

19
“MERYEM ile bir sözde, DOST aradık her gözde; sevgi olsun gelişsin, NUR’u kalsın her yüzde. Dağılanı toplayan, bir bohçada katlayan, bilgisine eklerse, gelişsin diye beklerse; elbet günün yerini bilir, olduğu halde kalır.” dedi, MERYEM selamladı.

21
“Yaylaya çıktım düzde, ovada ekin sözde. Akan sular var eder, cümle alan kâr eder. Diktiğim bağda üzüm, kurduğum düzende sözüm; senindir, seninledir.” dedi, MERYEM sözü aldı: “Kapanmaz kapıda durdum, DOST haline verdim; bilene bilmeyene sordum, ne var ki mantığım ile yordum. Güzele güzel diyen her kulu, ÖZ’den geleni söyler; yapıda olan kulu, ÖZ’ünü cümleye böler.” dedi, MERYEM selamladı 

24
“Kuyuya su verdim de, dağda uçan kuşu gördüm de, ağaca ipi serdim de; kuş nağmeyi mi kesti, ağaç ipini attı, bilgiyi alan görgüyü mü sattı? Ne kayguya yer verelim. Doğruya gönül verdik, eğriden ayrı durduk; yaprak-yaprak verdikte, satırlarda sahipsiz mi kaldık? Kul Güneş’i bildi ise, kaygu gerekmez.” dedi, MERYEM günün yorumunu gönülden gönüle huzur ile verdi. “ALLAH’ım, cümlenizden RAZI olsun. Papatya kaynat, limon bal ile iç. Çevreme gül dağıttım, sevgim ile eğittim.” dedi, MERYEM selamladı.

26
“ ‘Bağ bozumu başlar.’ diyene de ki; ‘’YARATAN bilir düzeni. Dilediyse yozanı; bir kalem bir kitaba, bir söze bir hitaba ayakta tutar, dilediği çobanın sürüsüne katar.’ Bilmeyi dilediysen kulluğunu, hazır et elinde yolluğunu.” dedi, MERYEM sözü aldı: “Güneş’te buldu, gölgede durdu, ne var ki yaratılmışlığın kutluluğunu buldu. Bilmek, kulun sesine değil, ÖZ’üne hitaptır; her kulun bildiği, kainattaki kitaptır. Her kitabı birledik, her konuyu zorladık. Gördük ki, YARATAN BİR’dir. Yaratılan YARATAN’ı biliyor ise, gürdür; seni beni siler de günde, O’na bağlarsa gönlünü, HAKK’a döndürürse alnını… Ona de ki; ‘Her var edilen BİR’dendir, bilse bilmese. Mademki YARATAN BİLEN’dendir, ADEM’den bu güne geleceğe gülendendir. Senlik benlik, hırkadır. Kapanan kapıya bakan, açıldığında, gördüğü ile gönlünü yakandır. Hem adımı senden aldım, hem gönlümü O’na verdim, TOKTAY ile ayağa durdum. Dedim ki; ‘Aldım kucağa, girdim ocağa, atılmayım olmayacağa.’ ” dedi, MERYEM selamladı.

2 ağustos
“Dayadık ağaca sırtımızı, sildik bilgimizdeki sertimizi.” dedi, MERYEM sözü aldı: “Ben, SEN’den SANA sığındım ALLAH’ım. Ben, SEN’in ile benliğimi buldum ALLAH’ım. Düş gördüğümü sandım, yalandan uyandım ALLAH’ım.” dedi, MERYEM selamladı.

       12
“MERYEM yolu aradı, sevgi ile taradı. Günün verdiğini, güzelin ördüğünü, DOST KAPISI verir dedi, yerden göğe niyaza durdu… Baktı isen düzene, uydu isen YAZAN’a; deme nedir, bedenini bozana. Gelmiş geçmiş söz olur, sözde LOKMAN’ı bulur, kaygu sende kalır. Silmeyi dene. Kondu ise dala kelebek, bil ki kışın bitimidir; deme, kaderin yetimidir. İSA MUSA ne dedi, İBN-İ SİNA ne yedi? Ayran içti, sözün en güzelini seçti.” dedi, MERYEM selamladı.

21
“Ortak olmadık söze, kayıtsız kalmadık size. ‘Yarım yolda bütün bilgi, niyaz ile olur.’ dersen, bilgiye sınır çizmiş olursun, MEYDAN’da bilenden bilmeyenden yerini sormuş olursun.” dedi, kundağı gölgeden Güneş’e alan, sözünü cümleye veren MERYEM söze geldi: “Bağımsız kalayım.’ dedim, ‘Uyumsuz olma .’ dediler, özgür irademe taşı koydular; ‘Gidemem, gelemem.’ dedim, bilgimi savurdular. ‘ALLAH. ALLAH.’ dedim de, konulan taşı yolda bıraktım. Asla, aklına uymayanı sergiye koyma; ‘Gökten zümrüt yağdı…’ deseler, gayrıya uyma. Yaz da olsa, toz da olsa, kendinden kendine alışta ol.” dedi, MERYEM, ‘Dağılanı toplayım, bir bohçada katlayım.’ diyene selam iletti.

14 eylül
“Ne derlerse desinler, asla gerçekten ayrı demesinler. Mayayı vurmazsan süt yoğurt olmaz, peynir sofraya gelmez." MERYEM YUNUS ile söyleşti, yerden göğe gerçek olanı bilişti. “MERYEM diye anıldık, her ağaçtan sorulduk; gölgeyi aşmak için gide gele yorulduk. Her taşa isim verdik, toprağı verimli bulduk. Unutulmasın. Hava, güneş, su var ise toprak verimlidir. Özellik değil, zorunludur. Çünkü, yaratılmışlığının hikmetindendir. Kul olmak, kulluğunu bilmek özellik değil güzelliktir. Çünkü kulluğunu bilmek zorunluluktur. Dost olmak, dost bilmek kendinden kendine hizmettir. HAKK cümle kulunun dostudur, özel kullarının değil. Konuya söz ile girdik, her kulunda RABB'imin sevgisini gördük. Dayandığımız sadece O'dur. Verdiğimiz her satır O'ndandır. MERYEM anıldığı an niyazdadır." dedi selamladı.

27
“Sevginiz, sermayenizdir; saygınız, güzel fistanlarınız; gayretiniz, günde gelende, bilene bilmeyene destanlarınız…” dedi, MERYEM sözü aldı: “Seyredelim güzeli, seyirdeki ezeli, dayandığımız her ağaçta dökülecek gazeli… Komşuya sordum, ‘İşin aşın, ne güne?’ Dedi ki, ‘Su aldım, aşı dünden buldum, günde RABB’ime niyazımı saldım. Elbet gönderir.’ Aynayı duvara dayadım, kapımı yeşile boyadım, aşımı komşu ile paylaştım. Dedim ki, ‘RABB’im bana iki lokma verdi, biri sana biri bana… EMRİ’ni öyle bildirdi, senin niyazını oldurdu.’ ‘ALLAH. ALLAH.’ dedi de, verdiğim lokmayı yedi de; şükrü kainatı doldurdu, benim sevgimi oldurdu. ALLAH’ım ondan, ALLAH’ım cümlenizden razı olsun; doğuştan alan, kabrimdeki GÜL’ü bulsun.” dedi, selamladı.

28
“Akan suya eğildim, göreyim yüzümü diye. Dağdan dağa ses verdim, duyayım sözümü diye. Ayağıma güç geldi, dilenene varayım diye. Doğruya niyet kurdum, uzadı yalvarayım diye… Seni beni yar ettik, gönülleri kor ettik, kaygu veren her olayı, yüce dağda kar ettik; akıp gelecek güneşi gördüğünde, takıp gelecek çiçeği, görgüsüne vardıracak… Güzele talip isek, ne zor yorar, ne güneş kavrar. MERYEM ile yol alan, niyetini günde kurar; olsun olmasın demeden karara uyar.” dedi, MERYEM selamladı. (Soru: MERYEM’e uyan kimdir?) MERYEM, kendinden kendine uyar, kendinde olanı duyar, niyetini RABB’i adına soyar; komşu ile kendini aynı teraziye koyar. “Baktığım yollar, YUNUS misali beni saracak kollar. Nay ile aldık sözü, binbir günde çaldık sazı. Başımız halka dik, HALİK’e eğik kaldı; dileyen her kulu ile yorumsuz deryaya daldı. Çöl geçirmez diye asla şüpheye düşmedik, RABİA ile gelene şaşmadık. Uzun ipi bağladık, düğüm gelse birbirine ekledik, MERYEM ile bekledik. Dört kapı YUNUS’a açık ise, dört yapı MERYEM ile tamamlanır. Her adımda bir-bir geldik, doyumsuz kalana suyunu verdik.” dedi, MERYEM ile RABİA selamladı. (Soru: Dört yapı, DÖRT DİN midir, DÖRT KİTAP mı?) Dört kapı, yapının birliğine, dört yapı, niyetin gürlüğüne… Her yolun getirdiği bilinir, bir yolda bitirdiği görülür. Nerden aldığına değil, kime vardığına bilgisi olsun diye verilir.

4 ekim
“Binbir kapıya durdum, bir yoruma girdim, kapıda olan MELEKLER’e sordum, ‘Ben miyim bilen, sen misin veren?’; dediler ki, ‘Binbir kapıya, her kulu gelmez fani iken. Yer-yer alırsınız, gün-gün bulursunuz, her kapıda bir önceye gülersiniz, bilgilerinizi öylece elersiniz.’ Anda yeriniz…” dedi, MERYEM sözü aldı, DOST ADI’na yerden göğe sır olanı verdi. “MEYDAN VEREN’i bilir, MEYDANCI geleni görür, MERYEM’e, verdiği sır için İZİN geldi. Her kulu binbir kapıdan geçer, ne var ki fani iken değil. Gayemiz, çok çok kapıyı aşmaktır, her kapıda gördüğümüz gerçeğe şaşmaktır. Duran suya bakarsan kendini görürsün, akan suya bakarsan suyun verdiğini bulursun. Almayı dileyen kulları ile kapıları aşmaya çalışırız. (Yardım mı ediyorlar?) EYVALLAH.” dedi, MERYEM cümlenizi selamladı.

11
“Açtık bohçanın ucunu, seçtik güzelin tacını. YARATAN ile bildik, yaratılana güldük.” dedi, MERYEM sözü aldı: “Kum eledim tozu yok, kul bekledim sözü yok; ‘Aşı pişti tuzu yok.’ dediler de, beni sofraya çağırdılar. Kul kulluğa soyundu ise; ne toza, ne söze, ne tuza şansını bağlamasın, şansım yok diye ağlamasın. Gördüğünü beklersen, dumanına duman eklersin. Kuşlar yuvasız kalmaz, bilgisinde eksilen olmaz, çarşı pazar dolanır da niyetini silmez. Dolduğu kadar alacak, olduğu yerde bilecek.” dedi, MERYEM selamladı.

25
“Kaşık aldık elimize, kemer taktık belimize, sepet koyduk yerimize. Güneş sırtı yaktı da, gelen giden baktı da, ‘Selam.’ diyene güldük, sofrayı cümlemiz için kurduk.” dedi, MERYEM sözü aldı: “ ‘Kumaş alayım.’ dersen, köşe bulmaya gidersen; ayağına yemeni al, bildiğin kapıya dal.” dedi, MERYEM selamladı

26
“Su verdik tarlamıza, yer bulduk ocağımıza. Gönülden sevinç aldık, cümlede gerçeğe özlem gördük. Her adıma niyette miyiz, ‘YA ALLAH.’ diyerek sohbette miyiz? Gün güzel, yol güzel, cümlede hal güzel. Öylece kalalım, her yaprakta geceyi silelim. Gök kubbe gölge almaz, bilen yorumdan kalmaz, duman arasa da bulmaz, çevreyi aşandan desteyi sormaz.” dedi, dayandığı ağacın gölgesinden MERYEM sözü aldı: “Deste-deste ip aldım, ipi kuyuya saldım; yerde kalmasın diye bebeği beşiğe koydum; gönlümü, arınsın diye bilgime soydum; her nimetin mihnetine, şüphesiz katlandım. Güzel ne güzelmiş RABB’im, SEVGİN ile sevgilin yücelmiş; duman yersiz diye, kendinden kendine gerçeği bulmuş, ‘MERYEM buymuş.’ diyen ile niyaza durmuş; dağlar eğilmiş de kulağına sormuş, ‘Nerden? Kimden?’ Nesneyi zerrede var eden, zerre ile HİKMETİ’ni gösteren RABB’im ne YÜCE’sin. Yorumda hataya düşülmesin. Dağların MERYEM’e sorduğu, gerçeği nerden bulduğudur, İSA’yı değil. Nemli toprak verimlidir, bilen kulu sorumludur.” dedi, MERYEM her zerresinin cümleniz için niyazda olduğunu söyledi, selamladı.

31
“MERYEM söze geldi ise, kandili yandı ise; NUR ile NUR’landırır, gönülleri korlandırır, açık kalan pencereden demde güzeli uyandırır. Kemer belde kalacak, kul gerçeğe uyacak, değirmende buğday verip un alacak.” dedi, MERYEM selamladı.

2 kasım
“MEYDAN bizimdir, gelirsek; güzel bizimdir, bilirsek; kainat bizimdir, bulursak. ‘Gel.’ dedim cümlesine, geldik durduk niyaza. Kamer yüzüme güldü, ‘Selam güzele.’ dedi. At yolunu verecek, sırtına alıp götürecek, dağdan dağa aşıracak, gerçeği bilginde taşıracak; MERYEM ile aldığını, sofranıza kotaracak. MERYEM sözümüz aldı, her yolun başında durdu; altın sahana, altın kapağı sordu. Dediler ki; ‘Gönüller BİR’den BİR’e, emeller yerden göğe…’ Açılan her kapıya dost sesimiz vereceğiz, DOST’u yuvamızda göreceğiz; kum üstüne, kilim aldık sereceğiz. Elde yazma, kulda süzme, balıkta yüzme geçerlidir. Eşikte duracağız, beşikte göreceğiz; yolumuz gölgesiz, kaygusuz kalacağız.” dedi, MERYEM cümlenizi selamladı.

6
“Anahtarı ele al, dünkü sözü dile ver, güzel olan kilimi yere ser. Yerde olan, serden geleni bilir, zorda kendini bulur. Duman güneşi gölgeler, sadece senin gözünde…” dedi, KAYGUSUZ selamını yerden göğe iletti. “Bağ bozumu yaprağı döker, meyvesine şeker… Altın yaprak elde olsun, güzel diyen huzuru bulsun.” dedi, MERYEM sözü aldı: “Aldığım gül yaprağı, sunduğum SEN’den olsun; bende varlık gösteren her hale, bilen uysun; gayrette bulduğuna, hayretini eklesin; alacağı her sözde, HAKK’ın NURU’na doysun. Niyazına katıldık, DOST yaprağını sunduk. ALLAH’ım razı olsun.” dedi, MERYEM selamladı.

15
“Çevrede duman gördü isen hayıra yor, de ki RAHMETİ’ne; çevrede yoğun hizmet gördü isen sevin, de ki RAHMETİ’ni getiren zahmetidir. Yapraklara ADI’nı yazdım, ADI’n ile kainatta gezdim, her düzende VAREDEN’i sezdim.” dedi, MERYEM sözü aldı: “Karıncanın yuvasında, neşe gördüm havasında. Ocağı yansın, sofraya lokması konsun, suyu dilediği kadar alsın. Desin ki; ‘Binbir zahmete binbir RAHMET, her nefeste binbir HİKMET… Güzelden alıştım, gerçekte buluştum, MERYEM ile söyleştim; HAK’tan gelen ne yazandan, ne bozandan sorguya düşmedim; nağmeyi her sözde bildim, naz ile gelene güldüm.’ ” dedi, MERYEM selamladı. At sırtına oturdum, yerde ekini bitirdim, DOST KAPISI’na götürdüm. Bilen aldı, bilmeyen öteye saldı

19
“Değirmende su buldum, su ile güğümü doldurdum, gönüldeki kayguyu kaldırdım; ‘Değmez.’ diyene sordurdum, ‘Gelişine mi, gidişine mi?’ Denizden dalgaları saysam, esen yel ile gelen sesini duysam; görmeden denizi nasıl tarif ederim, kendini bilmeyeni nasıl arif tutarım?” dedi, YUNUS’um sözü aldı:
“Siniyi aldım sofraya, somunu getirdim, her dileyene kopardım, niyaz ile gürlendiler. Ayağıma düzen verdim, yolumu buldum; YAZAN’a uydum, kendi gölgemden benliğimi sordum. Gölgem bana dedi ki, ‘Güneş’ten alırsan, yere gölgen düşer; benliğin nefsine uyarsa, taşar; o zaman yolun gidişine yolcu koşar.’ Yaprakta okuduğun, sevgin ile dokuduğuna, ‘ALLAH’ım.’ dedik sevindik, verginiz ile övündük. ALLAH’ım RAZI olsun, MERYEM’le söyleşen, DÖRT KAPI’ya niyaz ile yaklaşandan… Her eşik, gerçeğe açılan beşiğe götürür; beşiği bulduğun an, kayguyu bitirir. En güzeli bulayım.’ diyene de ki; ‘En güzel, senin gönlünde olandır, gönlüne dolandır. En güzel, yaratıldığını bilen, YARATAN’ı bulandır.’ ” dedi, YUNUS’um ile MERYEM selamladı.

22
PİR SULTAN ABDAL ile MERYEM geldi de dile, dedi bakalım cümlede hale. “Avuç ile aldığım pirince, sordum ‘Nasibin aldın mı kararınca?’ Her olan gününe döner, sevgi dolu gönlü ile RABB’ine yanar. Öyle yanar ki, bildiği ile uyduğu çevresinden gelenlerle, DOST oldum diyenlerle zerrelerde buluşur, sevmeyi bilse bilmese DOST ADI’na çalışır.” dedi, MERYEM ile PİR SULTAN selamladı.

28
“Buluta yol soracağım, her giden ile sıraya gireceğim, sürüyü aldım engin meraya götüreceğim.” dedi, MERYEM sözü aldı: “Her nefeste andı isek, ADI’na gönülden yandı isek; yol bizim, söz ÖZ’ün… ‘DUR’ demeden duramayız, zor demeden bulamayız, biz sevgisiz kalamayız.” dedi, MERYEM selamladı.

29
“Çayda çevreyi görmeye, nehirde deryaya varmaya özeniriz, gördüğümüz her güzel ile bezeniriz. Ver elini tutalım, gerçeğe adım atalım, bilgimize yenisini katalım.” dedi, MERYEM sözü aldı: “Gölgeyi silen bilir, oğuldan oğula sözü iletir; giden ‘Güzeli buldum, gelmem.’ diye diretir. Uzak yolun yolcusuna güzel kulun desteği oluruz, her satırda asıl olana gerçek diye yöneliriz, oğuldan oğula sözü iletiriz. Uzak yolda yolcusu olana, oğuldan oğula söz iletene… Çevreyi açık bulduk, gerçek ile uyum kurduk. Ne derse desin, gerçeğin sofrasını bulsun, yerden göğe hoşnut kalsın.” dedi, MERYEM selamladı.

6
“Ağaçtan aldım hurma, dediler ‘Yolun açık durma, YARDIMCI olacağız sakın dalını kırma.’ Gönlünde Güneş’ine, ömründe ateşine talibim, OĞUL ile galibim.” dedi, MERYEM sözü aldı: “Gün durmaz, gönül kalmaz; selam verdik her kula, RABB’im hatamı görmez. Bildiğim bilmediğim günlerde SEN’in YAZIN’a uydum; VARLIĞIN gücüm oldu, bir hurmaya doydum; gelmeyi bilmeyi denedim, nefsimi soydum; naz ehli ile, darlığı sildim.” dedi, MERYEM selamladı.

7
“Ağacın dallarına, cümle kulun hallerine, benden senden yaraşan RESULÜ’n sözlerine, sevgimiz binbir çiçek göz ile ÖZ ile… Beklemeden meyve olmaz, her meyve aynı anda ermez, gölgede ise hamlığı bitmez.” dedi, MERYEM sözü aldı: “Bir hurmayı yedim de, ‘Şükür ALLAH’ım.’ dedim; binbir emek sonunda TOKTAY ile bilindim. Bağlı diller çözüldü, kötü diller çizildi, acı niyet ezildi; ne benden, ne TOKTAY’dan, sadece RABB’imin EMRİ’nden. TOKTAY adına diller, güzel çirkin dediler; kimi ermiş meyveyi, kimi hamken yediler. ÖZ’ümüz O’nun ile, sözümüz O’ndan geldi, her fani çeşit dilde varlığımızı söyledi. Ben bilgimde sakladım, VAREDEN’in dizisini; TOKTAY açık söyledi, RABB’imin YAZGISI’nı. Ne bağlı dilden aldı, ne görmez gözü buldu, RABB’imin EMRİ ile açıkladı; her adımına ‘HAY’ dedi yürüdü, derman dileyen kulu RABB’ine havale etti.” dedi, MERYEM HAKK’a açılan yolun, HAK ADI’na açık kaldığını; dileyen değil, uyanlarla görmeyi vadettiğini söyledi, selamladı.

10-1
“Yerden göğe selam verdik YUVA’ya, dağda mekanı bulduk, MERYEM diye adımızı aldık. Cümlenize selam olsun, açılan GÜL dalında gönüller birbirini bulsun; değirmene gelen suda, emeğini her kulu bilsin! Attığımız adımda tuttuğumuz her varlık, alışılmış olanı düşündürür; olacak denilen olayda, bağladığın düğüm çözülür, kaygu veren satırın altı çizilir. ‘Yaya gitsem yorulurum, eğri dursam kırılırım.’ dersen, kendinden kendine komşuyu silersen, kendinde olan güzele küsersin. Açılan musluğu kapatma! Kaynağını güçlü bildik, akan suda esen yelde RABB’imin GÜCÜ’nü bulduk. Asla kaygu etmeyiniz, güğüme duman katmayınız, sebebi ne olursa olsun beddua etmeyiniz! Dört kapı dördümüze açılır, her kapıdan el ele geçilir. Çevrede olan şaki yanınıza gelemez, gelse de aradığını bulamaz! Kandil yandı öbek-öbek, bahçede hep güzel çiçek, almayı dilediğin günde MERYEM yanında olacak.” dedi, MERYEM selamladı.

10-2
Sağlık niyazımıza her nefesten selam geldi, bağladığımız düğümü bir nefeste çözüverdi; gölgeyi ‘Ağaçtan.’ dedi, meyvesini veriverdi; MERYEM üç öğüt ile sohbete geldi: “1-Bağlı olan çözülecek, kayguya düşme. 2-Çirkin gelen çizilecek, ‘Nerden?’ diye deşme. 3-Yolun açık, gidilecek; ‘Taş var mı?’ diye şüpheye düşme. Her olayı bağlayan, kulun kaygusudur; çözen, RABB’imin İZNİ ile YARDIMCI’sıdır. Göğün verdiği rahmet, kuluna bırakmaz zahmet. Karanlık gelen kapıyı örter, aydınlık gelenden geçsin diye kulunu iter. Bağdan üzüm alayım, nasibim ile kalayım; güçlük verse ALLAH’ım, ‘Hayırdır.’ diyeyim. Yapıya el atalım, çatıyı artık örtelim. Sancak elimizde olsun, dayandığımız duvar sağlam gelsin.” dedi, MERYEM cümlenizi selamladı.

13
“LÂTİF ADI ile kendimi buldum, kulluğuna öylece talib oldum, gayrıda kalan her olaya sebep sormadan güldüm.” dedi, MERYEM sözü aldı: “Doymayı düşündüğüm her anda hurmayı gördüm, ‘SEVGİLİ, dilediği kadar verir!’ dedim, kumdan geleni gördüm. Kement atanlar beklerler, elinde tutanlar saklarlar, uymayı dileyenler gönüllerini paklarlar!” dedi, MERYEM selamladı.

25
“RAHMET SEN’den ALLAH’ım, hizmetimi bileyim, gittiğim her konutta aradığımı bulayım!” dedi, RABİA sözü aldı: “Siniye koydum hamur, dedim tarlada çamur. Ekini ektim bulacağım, hizmetine her taneye bir çuval alacağım. Günlerim uzun oldu, geceme ışık doldu, gayretime dileyen geldi, fistanım dar idi genişledi. Eğilmeden gülene! ‘Çuvalı dökeyim, yeniden doldurayım.’ dersin, doğmuş olan her yavruya gülersin. ALLAH’ım RAZI olsun, RABİA ile gelen, MERYEM’den söz alan, gönlünce bulsun!” dedi, MERYEM sözü RABİA’dan aldı: “Duymayı dilediğin, doyan ile elediğin, emekten beklediğin, çuvalın dolusudur; ‘Dökeyim!’ dediğin, kendinden kendine emeğine eklediğindir. Hizmetim gür! RAHMET’ine yöneldim, her zahmette himmetinden şüphemi sildim.” dedi, MERYEM selamladı.