Veysel Karani

10
“ ‘Bunca düğüm var iken, bana düğün zor iken; taneleri sayar mıyım, baklaları sayar mıyım?’ dedim de, anamdan sözü aldım. ‘Damladan hasıl olan sen, günlerden beslenen ten, bildiğimiz gerçek son; gönlünde olana ver ki selam, geldiğin gibi kalasın, zor gelene gülesin, bir lokmada bin bir tane göresin.’ ‘HAY anam HAY…’ dedim, elinden tatlı aşı yedim; AŞKI ile her zerremi yeniledim.” dedi, VEYSEL’im selamladı 

24
“İki attan biri bana, biri sana…’ dediler, yol üstüne çıkardılar. ‘YA ALLAH diyelim, atlara binelim.’ dedik, niyeti kurduk.” dediler, HACI BAYRAM ile VEYSEL’im yola çıktılar; biri akan su ile, biri yakan Güneş ile sözden söze daldılar, HAK SOHBETİ’ne öyle geldiler. “Suyun vergisi kulun yargısını siler; güneşin vergisi, kulun görgüsünü besler. Ne suyun yokluğu, ne güneşin çokluğu, yerini vermez. Su da güneş te, BİR’liğin tamamlayıcısı olurlar; yerli yerinde, bilgi serinde ise…” dediler, HACI BAYRAM ile VEYSEL’im selamladılar. 

8
“Doydum diyemedim güzelliğine ALLAH’ım.” dedi, VEYSEL’im sözü aldı: “Dört duvara, bina deme. ‘Yerden göğe nasibini gür eden, her ADIN’da KENDİ’ni kullarına bildiren SEN’sin, bırakma ALLAH’ım. Sonsuza niyet kurduk, akan suya adım attık, kurutma ALLAH’ım.’ ” dedi, VEYSEL’im selamladı.

14
“Asmayı budayanlar, beklesinler görsünler. Dostluk, çağrı ile değil, bilgi ile geliştirilir.” dedi, VEYSEL’im söze geldi: “BİNBİR TEVHİT okuduk, yollar açılsın diye; BİNBİR SALAVAT getirdik, bayrağı diksin diye. Gölgesini sileceğiz, RESULÜ’nün Adı’na selameti bulacağız.” dedi, VEYSEL’im selamladı. (Bayrak nedir?) “Doğudan batıya her adımda BİRLİK’e verilen sancak.” dedi, dostları niyaza çağırdı.

15
“Ateş böceğine ‘Yaklaş!’ dedim, ‘Işığın ile bekleş!’ dedim; ‘Olmaz!’ dedi, ‘Benim ışığım bana gerekli!’ ‘Soylu olsam, kendi ışığıma dönsem!’ dedim, kendi ateşimle yansam bekledim. YAR elimden tuttu da, beni akan sele attı da; ne ateş böceğini yanıma kattı, ne gönlümde olandan sorguyu sildi. Seller aldı götürdü, yollar beni bitirdi. Uyandım baktım ki, Güneş yakmış tenimi, gönülden bildim sonumu.” dedi, VEYSEL’im binbir öğütten, binbir söğütten bağışlanan kafesini her nefeste TEVHİT ile besledi, cümlenizi selamladı. (Söğütün anlamı nedir EFENDİM?) Suyun bolluğuna kollarını açmış, kendinden kendine her sorundan geçmiş, DOST KAPISI’ndan gelen her sözde HAKK’ın EMRİ’ni görmüş…

21
“Duman almadan ömrümü çözdüm, anam ile EMRİ’ni çizdim.” dedi, VEYSEL KARANİ sözü aldı: “İnce kumda yol ararlar, uçan kuştan hal sorarlar. Akan suyun gidişine uysunlar , deryayı öylece bulsunlar. ‘Akan suyu buldu mu, bir daha döner mi?’ demezsin, aklına ham meyveyi yemeyi koymazsın.” dedi, VEYSEL KARANİ üç öğün söyleyen, koşuyu günde peyleyene; geminin, alacağı yolcuyu bırakmayacağını söyledi, selamladı. 

11
“Kuyuya vardım, kovayı sordum; ‘İpi koptu, kova suda kaldı.’ dediler, ‘Su dilersem, çekip vereceklerini…’ söylediler. ALLAH’ım RAZI olsun, her damlasına binbir sevap yazsın.” dedi, VEYSEL’im sözü aldı, çölde yoluna daldı. “Gittiğim kadar gideceğim, aklımın yettiği kadar bileceğim, ne derlerse desinler her olaya güleceğim.” dedi, VEYSEL’im selamladı.

14
“YEMEN’den gelmedik mi, serapta gülmedik mi; tek düş ile kavuştuk, bir ömürden bulmadık mı; geldik gördük serdik ALLAH, AŞK’ın ile dolmadık mı? Geldik ALLAH, gördük ALLAH, AŞK’ın ile yandık ALLAH. Sebep SEN’den, seher SEN’den, sonsuz inayet SEN’den. Yolumuz açıldı da, köprüden geçildiyse, yerden göğe himmet SEN’den.” dedi, VEYSEL’im DÖRT KAPI’nın kilidine anahtarı getirdi: “Her birini açalım, gölgesiz alemden geçelim, ‘Sevdik. Sevmedik.’ diyen yaratılmışı seçelim. ‘Bilmem?.’ derse, anlatırız; bilen ise, bekletiriz, elden ele donatırız.” dedi, VEYSEL’im selamladı.

15 mayıs
“Çölden geldim adım VEYSEL, yolda durdum, dedim ‘Her olay ezel… günüm güzel, gelen güne gönlüm hazır.’ Selam olsun, VEYSEL’in sözü cümlede kalsın!” 


17
“Dayamazsan sırtını ağaca, belin bükülür; kış gelince, ağacın yaprakları dökülür; dost, güzelden güzele ADI’nı verir.” dedi, VEYSEL KARANİ sözü aldı: “Her öğütte durdum, verene sordum; ‘Benim için mi, kendin için mi söylersin?’ dedi ki; ‘Alırsan, hem sana, hem bana hizmettir; almayı bilen için, sona hizmettir; bildiğimi vermezsem, varlığıma külfettir.’ Doğruyu doğru ile bağlarım, sevgim için her kapıda ağlarım, dünden bugünü beklerim, her anımda bilgime bilgi eklerim.” dedi, VEYSEL’im selamladı. 

13
“Her günümüz güzeldir, bu günümüz özeldir. HAK ADI’nı andıkta, gönüllerde buldukta; yakın, çok yakın oluruz, VARLIĞI’nda AŞK’ı ile eririz. Her yuvayı gezdik, -(KADİR GECESİ’nde mi?) EYVALLAH.- her düğümü çözdük, her niyazın verdiğini elden ele sunduk. DOST dediğimiz, post bildiğimiz her zerrede alış veriş, yedi rengin gerçeğini yansıtır. Yolcu olan, yolda bekleyen her kuluna RESULÜ’nün selamını ilettik, VEYSEL adına söze geldik; MEYDAN’a geldik, ‘Görseler.’ dedi. NUR’u ile NUR’lanan her bir zerre, milyonlarca yıldız misali parladı-parladı, bilsen bilmesen her zerren korladı. Semada ulaşılan, en güzel gün, en güzel an ve kulu için en güzel zan. (‘BEN, kulumun zannındayım.’ mı?) EYVALLAH. MEYDAN’da, sen ben değil cümlemiz oluştuk. Zamanda, dün bugün yoktur; şu an, yaşadığın haldir.” dedi, VEYSEL’im selamladı. 

12
“YA ALLAH!” dedi, VEYSEL’im sözü aldı: “Söyleşelim her günde, paylaşalım her yönde. Doğduğumuz bellidir, doyacağımız aşikar. (Ölümde mi?) EYVALLAH. Duymayı dilediğimiz gibi, uymayı deneyelim. Diyelim ki; ‘Bekleyenle, bilgisine ekleyen; kendinden kendine sırrını saklayandır.’ Açalım bendimizi, bulalım kendimizi, gönüldeki sargımızı, ömürdeki yargımızı. YEMEN bize tez verir, bilen tespihi bulur. Meyveyi çekirdeği olmadan bulamazsın, kabuğu olmasa bilemezsin, tadı olmasa yiyemezsin; bilgi de öyledir, kabuğunu soy, tadı ile ye, çekirdeği ile üret. Yaban değil üretesin, ekin gelsin öğütesin.” dedi, sürüsünü meraya sevgi ile saldı, VEYSEL’im selamladı. 

26
“Bulutlara kanat mı verdin ALLAH’ım, uçar giderler? Yağmur damlalarına ayak mı verdin ALLAH’ım, akar gelirler? Güneş’in ışıklarına lamba mı taktın, yanar dururlar? Her yaratılmış, kendi görevini icra edip giderler. SEN’siz bilgi, sonsuz görgü, asla isim alamaz; çünkü, söyleyenden gayrı tezgah bulamaz. Bilgi, SEN’in verdiğindir; görgü, bilgimize çizdiğindir.” dedi, HACI BAYRAM, VEYSEL’im ile söyleşti; “Benim gördüğüm çizgide, VEYSEL’in ayağı vardı; VEYSEL’in gördüğü çizgide, HACI BEKTAŞ’ın izi kaldı; YEMEN’den gelen her sözde, cümlesinin kurduğu düzen, RABB’imin İZNİ ile cümlenize açıldı, adım adım geçildi. ‘En çok, hangisi bilir?’ diyene, de ki; ‘Kainatın her bir konusunda, ayrı görevli, görevini peyler; sonra da, hizmetlerine paylar.’ ‘Senden, benden, ondan, bundan…’ demeden hizmetine soyundu isen; ne mutlu bana, ne mutlu sana.’ ” dedi, HACI BAYRAM ile VEYSEL’im selamladı.

25
“Güneş; sana bana, Ay’a yıldızlara verir, toprağa suya verir. Güneş gibi ol, toprak gibi dol, olduğun gibi kal. Gayretin hududu, hayrete gelinceye kadardır.” dedi, VEYSEL’im sözü aldı: “Üç ucunu bağlarsan mendilin, katığın dökülür; dört ucunu bağla ki, elde olan iş görsün. Mayasız somun, dişine zararlıdır; dostlukta zaman, sevgi ile kararlıdır. ‘Aşamam.’ demeden yürüdüm yolları, dumansız gördüm cümle kulları. ‘BAYRAM, senden sorulmaz.’ dediler de arifeyi benden önce geçtiler, sonra beni bulup şaştılar; ‘Sen daha oruçta mısın?’ ‘Ya.’ dedim, ‘Üç ay oruç geçti de, üç gün mü şaştı; yerden göğe aştı da, VEYSEL yola mı düştü?’ Ben benim ile varım, ben senin ile darım, ben cümle ile kârım. Yerden göğe sakladım nefesimi, gün geldi bilmedim hevesimi. Can ile CANAN BİR’deymiş, ne orda ne buradaymış, hem canda hem tendeymiş, YA ALLAH; VEYSEL gönül ile sondaymış.” dedi, VEYSEL’im “Bir can, bir ten yeterlidir; hem can, hem ten birbiri ile tutarlıdır.” dedi, cümlenizi selamladı. 

7
“Esmeyen rüzgar dalını kırmaz; kul çekmediyse, dalını bükmediyse.” dedi, VEYSEL’im sözü aldı, her dala adını yazdı; bir öğünde nefese yer verdi, hevesini öyle gemledi. “Yağan yağmur; halim ise rahmettir, zalim ise kıyamettir. Korkuya değil doğruya göz atalım, dostluğu RAHMET gelir diye kuralım. Ağacı öyle sevelim ki; zalim gelen yağmuru set olsun tutsun, her var edilmiş RAHMET’i zahmeti tatsın.” dedi, VEYSEL’im selamladı. 

21
“Çekirdek her fidanın özünü taşıyor ise de, her yaprak kökünün sözünü taşır. Onun için, bağımsızlık olayı hiçbir yaratılmış için söz konusu olamaz! Her bir öbürünü tamamlar, BÜTÜN’de gerçeğini tanımlar. (Yoz aşın tanımı mı?) EYVALLAH!” dedi, selamladı. “Dayandığım uyandığım, gerçek güne soyunduğum, doğru ile yalandan arındığım; her günümde VEYSEL diye anıldığım. Arayan soran, bilgisi ile yoranlardan, dostluğa talib olanlardan; RABB’im RIZASI’nı eksik etmesin, aldığına toz duman katmasın!” dedi, VEYSEL’im selamladı. 

28
“Sevgiye yaprak olduk, meyve verdi dalda kaldık, günde güneşte gerçeğe doyduk.” dedi, VEYSEL’im sözü aldı, aldığına sevindi: “Günü güne bağlarız, her bağında bekleriz, sefer söze geldiyse YUNUS ile saklarız.” dedi, VEYSEL’im selamladı.

5 aralık
“Var olmak, VAREDEN’in ESERİ’dir; varlığını bilmek, sevginin beslediğidir. Demden deme geçmek için, başladığın konuyu kusursuz bitirmen gereklidir! (Doyumdan, duyuma geçiş mi?) EYVALLAH. Hizmette barış içinde yarışı tamamlamak, sevgide kendinden gayrıyı tanımlamak, saygıda sorgusuz kalmak, yarattığı her zerreyi O’ndan bilip yola gelmek. Saygıya verdiğimiz değerde kendi ölçümüzü buluruz, bulduğumuz gerçekte saygı ile kalırız. Merhameti; küçük büyük demeden, ağaç dalı kırmadan, kör olanı düşürmeden, aç kalanı doyurmadan bilelim, acımayı YÜCE RABB’ime bırakalım! O GÖREN’dir, O BİLEN’dir, O bileni gönderendir! Bilen olalım ki göndersin, hizmetine layık kılsın. Kuldan kula gelenin RABB’imin EMRİ olduğunu bilirsek, hizmetini öyle seve-seve yükleniriz; bilmeyenden isek, kendi gövdemizde saklanırız.” dediler, VEYSEL’im ile YESEVİ selamladılar. 

19
VEYSEL’im der ki: “Uzun-uzun yürüdüm, yoldan yola her dileyenin elinden tuttum getirdim, ‘Dostluk budur.’ dedim sözümü bitirdim.”
 

26
“Katip yazandır, bildiğini değil uyduğunu… Ozan, duyduğunu sezendir. Yağan yağmur, suyun akışına değil bakışına hitap eder.” dedi, VEYSEL’im söze geldi, elmanın çeyreği ile sahura durdu, sağına soluna sordu; “ ‘Paylaşalım mı?’ dediler ki; ‘Sendeki sana yetmez, çoban olsa sürü gütmez.’ ‘DOST bağı üzüm ile doludur, dikilen her ağaç uludur.’ dedim, aldığım her tanede sevgimi söyledim.” dedi, VEYSEL’im selamladı. 

12
“Kepek; midenin sesini keser, doymayı bilen ile doğduğunu söyleyenden kaygusunu keser, çevrede her söz edene gerçeğin değerini gösterir, yapraklardan aldığın ile verdiğine duymayı öğretir.” dedi, VEYSEL’im sözde ÖZ’de bin bir kelama gönül bağladı, her taneye ‘RABB’imin ADI.’ ile dedi, ağladı: 

“Selam sizlere olsun, gönüllerde kaygu bitsin; toprak, çimen ile ağaçları ile çiçekleri böcekleri ile hepinize yetsin; çoban, sürüsünü sevgisi ile gütsün; arayan, bulduğunu dağarcığına katsın; her bir yaratılmış, nefsinde olanı silsin; var ettiğin ile VARLIĞI’na yol arayan SEN’i bulsun, ilerde değil anında inandığı gerçekte kalsın.” dedi, VEYSEL’im selamladı.

14
“MERYEM ile geldik söze, DOST ADI’yla verdik size. Dağlara selam verdik, uçan kuşları gördük, ağaçları hep sardık, bulutlara yolu sorduk. Dediler ki; ‘Esen yel ile gideriz, nerde olursa olsun yollara RAHMET serperiz.’ ‘Ne güzel.’ dedik, VEYSEL ile ağacın gövdesine dayandık; sen ile beni sildik, gerçeğe uyandık. Ne o zanda kaldı, ne ben yargıya geldim. Aynı sevgiyi ayrı tepside sunduk, gayrette gafleti sildik.” dediler, VEYSEL ile MERYEM selamladılar. 

20
“Ak bulut yayan olmaz, gönülde kaygu kalmaz, dereden gelen geçen gördüğünden şaşa kalmaz. Aldık geldik yüce dağa, akan suya, bakan ovaya.” dedi, HAMZA DOST söze VEYSEL ile geldi. Döne-döne geldiler LALELİ’yi aldılar, MEYDAN’da olanlara katıldılar, ‘YA ALLAH’ diye-diye sofranıza sohbetleri ile katıldılar: “Her ocak yanacaktır, her kulu gerçeğe dönecektir, güzeli bulan sevinecektir. ALLAH’ım her birinizi sevincine katsın, her adımda elinizden biri tutsun!” dediler, cümlenizi selamladılar. 

27
“Kuşağımı sıkmadım, odunu nefes ile yakmadım, akan suya ‘Nerden gelir?’ diye bakmadım; MEYDAN’da sevgiyi buldum, dışına çıkmadım.” dedi, VEYSEL’im sözü aldı: “Yerden gökten aradım, gerçek olan güzeli. Dediler ki; ‘Gönlünden bul, kendinden al, çevrenden sar!’ Bir-bir okudum, DOST ADI’nı dokudum; öylece ‘YA ALLAH!’ dedim, kendimde olanı gördüm. Akan suyun geldiği yer, yakan Güneş’in baktığı yer değil, gönülden gönüle sevgiyi döktüğü yerdir bilinen.” dedi, VEYSEL’im selamladı. 

11
“ ‘Gölgede duralım mı, vergiye girelim mi?’ derlerse, de ki; ‘Güneş’ten aldığımı gölgede veririm, güzelliği öylece görürüm.’ ” dedi, VEYSEL’im sözü aldı: “Güneş’ten HAK bilgisi alırız, ağacın gölgesinde düşünceye dalarız. Gönüller arar durur, gerçek güzele verir, arayan sohbete gelir. Verdiğimiz; ermiş meyveye, pişmiş aşa benzer böylece.” dedi, VEYSEL’im üç öğünde üç öğüt verdi: “Sabahı, geceden çıktığı için seversin; öğlende, geçen hizmetini översin; gecede, günün gerçeğini soyarsın. Öyle ise; ‘Uykudan uyandığım için şükür ALLAH’ım!’  ‘Gerçeğe yöneldiğim için, şükür ALLAH’ım!’   ‘Hataya düşmediğim için, şükür ALLAH’ım!’ diyelim, üç öğünde de RABB’imize şükredelim!” dedi, VEYSEL’im selamladı. 

18
“ ‘VEYSEL’in, sözü kısa, yolu uzun.’ diyenlerden, ALLAH’ım RAZI olsun. Yağmur getiren bulutlar ovalarda gezsin, dağlar yolu açarsa DOST olup cümlemize sefer çıksın. Güneş yakmadan, gölge çekmeden, düzene uyulmaz; YAR ADI anılmazsa, nefesi duyulmaz. Demde yerini bilen, yerde yaprağı gören, bilsin ki;  her günü, her anı birbirinden güzele açılır.” dedi, VEYSEL’im selamladı.

27
“YAHYA ile dalları bağladık, MERYEM ile yolları bekledik, elden ele sevgimizi sakladık.” dedi, VEYSEL’im sözü aldı: “SARI SALTUK selama durdu, RABİA sofrayı kurdu. ‘Gel.’ dediler, sofraya gülleri serdiler, her birinize tek-tek sordular; ‘Aldığın mı, bildiğin mi güzel?’  ‘Almazsam, bilemem; bilmezsem, bulamam; bulmazsam, sevemem.’ dediler, her birinizden öyle cevap aldılar. Çağrıya uyalım, gönüllerde olanı duyalım, birbirimizi sayalım, DOST ADI’nı sevgi ile övelim!” dediler, sofranızda açan gülleri sevgi ile selamladılar.

3 nisan
“Ayağımda GÜL dikeni buldum, yoluna sevgimi saldım, açandan çevreyi görsünler diye çevirdim.” dedi, VEYSEL’im GÜL’ün güzeline damla-damla aldığını sundu, selamladı. 

4
“Çoban sürüyü güder, sürü ağıla gider, ayrıda olanı sevgi birbirine katar. Gözün yaşın silelim, YAR’dan haber soralım, gelenden gidenden DOST’a selam verelim!” dedi, VEYSEL’im sözü aldı, aldığı yerde kaldı: “ ‘Yel eser, su yolunu keser.’ demedim, olacağa taş koymadım; yaprak, yaprak üstüne geldi ise ‘Neden?’ deyip kaygu almadım. ‘Yeren seren SEN’den olmaz, SEN demeden yerini bulmaz RABB’im!’ dedim, her olayda hayır diye huzuru buldum.” dedi, VEYSEL’im selamladı. 

17
“ERENLER yolu bilir, sevenler O’nu bulur, soranlara konu olur; bakmazsan gerçeğe, sendeki bilginin sonu olur.” dedi, VEYSEL’im sözü aldı: “Gittiğim kadar güttüm, aldığım kadar sattım, akan suya her gözden baktım, güzelden-güzeli cümleniz ile gördüm.” dedi, VEYSEL’im selamladı.  

1 mayıs
“Kement dilenene atılır, sadece at mı tutulur? Bilgiden-bilgiye görgü katılır, uymaz denilen bilgi sepete bırakılır.” dedi, VEYSEL’im her tanesine bir TEVHİT okuduğu tespihini cümlenize hediye etti. “Eksen, daireyi bütünleyendir; KADİR olan, kaderden çevreyi sarandır, her zerreden aldığına ADI’nı koyandır. Aldık RABB’im SEN’den arşını, bildik RABB’im SEN’den duyduğumuz kurşunu. Kurşundan maksat besleyendir, bedende gelişeni süsleyendir. ‘Yeterli midir?’ diyene sözüm; her satırı tutarlıdır.” dedi, VEYSEL’im selamladı. 

8
“Bir yudum suya talip olduğum günde elime destiyi verdiler, arkamdan gelenleri sordular. Dedim ki; ‘Ak koyun-kara koyun, olmaz bende asla oyun!’ Dediler; ‘Kimdendir suyun?..’ Az yedim, az dedim, az uyudum; çok gezdim, çok sezdim, çok yüzdüm. Dediler ki; ‘Soydan-soylu, dağlardan geleni bilen huylu. Gerçekte adın yazılıdır, DOST KAPISI’nda sevgin kazılıdır.’ Gelene-gülene selam diyelim, gelen günün aşını yiyelim, başından-sonuna sağlığa gülelim, elde olan dilde kalan men dili salalım, gönüllerden-gönüllere köprü kuralım! Diyelim ki; ‘SEN’den geldik RABB’im, EMRİ’ne uyduk RABB’im, kinden uzak kaldık RABB’im, EMRİ’ne niyetlendik, GÜCÜN’e sığındık RABB’im. Elden, dilden , gönülden, halden, SEN’den geleni bildik, RESULÜ’nü örnek bulduk ALLAH’ım. Biliyoruz BİR’liğine katılanlar aklanırmış, BİR’liği kuranlar paklanırmış. Hatalardan uzak kalalım, SEN’in ile SEN’de bulalım ALLAH’ım!’ ” dedi; cümleniz ile niyaza oruca VEYSEL’im niyet kurdu, selamladı. 

28
“Ahir ile zahir ile güne geldik, gönülde olanı sergiye koyduk, dileyen ile satır-satır okuduk. Yola gidenin yoludur gelenden kaygunuz kalmaz, attığı her adımdan kimsenin sorusu olmaz.” dedi, VEYSEL’im sözü aldı: “ ‘Yetti, bitti!’ dediğin gün, bal ile baklava yediğin gün; seyrini bilenden, dost halini alandan sayıldın, yerden-gökten övüldün. HAK ADI güzeldendir, sevenlere özeldendir.” dedi, VEYSEL’im selamladı. 

29 
“Gide-gide bitmeyecek bu yollar, ala-ala susmayacak bu kullar, DOST KAPISI’nda giyinilir bu haller. YUNUS’um söz derim de, ‘Sözüm bitti!’ der misin, sofraya oturup ta kuru somun yer misin? ‘ALLAH, EYVALLAH.’ dedik, VEYSEL’imle sohbeti kurduk, sofrada toprak-çanak dedik. Somunu bansak, şükürde vereni ansak. Her lokmada andığımız, her nefeste yandığımız YÜCE RABB’im! SEN’i SEN’den sormadan, onu-bunu yormadan; aynayı nerde görelim, yüzümüzü hangi toprağa sürelim?” dediler, YUNUS’um ile VEYSEL’im selamladılar. 

27
" ‘Düğüm attın.’ diyenlere, de ki; ‘Atılan her düğümde RESULÜ'nün Emri’ne uydum, okuduğum her satırda ÖZ'ümde olanı duydum.’ Gel güzel adın ile, gül güzel AŞK'ın ile. Saydığım-övdüğüm, O'nun yazdığıdır." dedi, VEYSEL'im her tesbih tanesinde ADI'n ile okunan gerçeği zikretti. 

19
"Haktır HAK ile gelen, haktır HAKK'ın verdiğini bilen, haktır ‘RABB'im SEN'in ile.’ diyen, aldığı her lokmayı cümle ile yiyen." dediler, MERKEZ'im ile VEYSEL'im her öğünde buluştular. "Dar gelmesin yollarımız, zor gelmesin dillerimiz, soğuk-sıcak günlerimiz." dediler, MERKEZ'im ile VEYSEL'im selamladılar 

22
"Bakmayı denediğim çiçekten yönümü sorsam, beni suya götürür; atmayı denediğim hayvancık, beni kayguda bitirir. Öyle olmalıyım ki; çiçeğe-böceğe vereceğimi ne olursa-olsun bilmeliyim, istediğini duyabilmeliyim." dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı, VEYSEL'in yolunda durdu, gelene gidene sordu: "El tutarsa, dil getirir; gönülden katana, yolunu buldurur. Dert demeden, sert yemeden; kendinde olana dönesin, aldığın her yudum suya kanasın." dediler, PİR SULTAN ABDAL ile VEYSEL'im selamladılar.