
“ ‘Bunca düğüm var iken, bana
düğün zor iken; taneleri sayar mıyım, baklaları sayar mıyım?’ dedim de,
anamdan sözü aldım. ‘Damladan hasıl olan sen, günlerden beslenen ten,
bildiğimiz gerçek son; gönlünde olana ver ki selam, geldiğin gibi
kalasın, zor gelene gülesin, bir lokmada bin bir tane göresin.’ ‘HAY anam HAY…’
dedim, elinden tatlı aşı yedim; AŞKI ile her zerremi yeniledim.”
dedi, VEYSEL’im selamladı
“İki attan biri bana, biri
sana…’ dediler, yol üstüne çıkardılar. ‘YA ALLAH diyelim, atlara binelim.’
dedik, niyeti kurduk.” dediler, HACI BAYRAM ile VEYSEL’im yola çıktılar; biri
akan su ile, biri yakan Güneş ile sözden söze daldılar, HAK
SOHBETİ’ne öyle geldiler. “Suyun vergisi kulun yargısını
siler; güneşin vergisi, kulun görgüsünü besler. Ne suyun yokluğu, ne
güneşin çokluğu, yerini vermez. Su da güneş te,
BİR’liğin tamamlayıcısı olurlar; yerli yerinde, bilgi serinde ise…”
dediler, HACI BAYRAM ile VEYSEL’im selamladılar.
“Doydum diyemedim güzelliğine
ALLAH’ım.” dedi, VEYSEL’im sözü aldı: “Dört duvara, bina deme. ‘Yerden
göğe nasibini gür eden, her ADIN’da KENDİ’ni kullarına bildiren
SEN’sin, bırakma ALLAH’ım. Sonsuza niyet kurduk, akan suya adım attık, kurutma
ALLAH’ım.’ ” dedi, VEYSEL’im selamladı.

“Asmayı budayanlar, beklesinler
görsünler. Dostluk, çağrı ile değil, bilgi ile geliştirilir.”
dedi, VEYSEL’im söze geldi: “BİNBİR TEVHİT okuduk,
yollar açılsın diye; BİNBİR SALAVAT getirdik, bayrağı diksin
diye. Gölgesini sileceğiz, RESULÜ’nün Adı’na selameti bulacağız.”
dedi, VEYSEL’im selamladı. (Bayrak
nedir?) “Doğudan batıya her adımda BİRLİK’e verilen
sancak.” dedi, dostları niyaza çağırdı.

“Ateş böceğine ‘Yaklaş!’
dedim, ‘Işığın ile bekleş!’ dedim; ‘Olmaz!’ dedi, ‘Benim
ışığım bana gerekli!’ ‘Soylu olsam, kendi ışığıma dönsem!’
dedim, kendi ateşimle yansam bekledim. YAR elimden tuttu da, beni akan
sele attı da; ne ateş böceğini yanıma kattı, ne gönlümde olandan
sorguyu sildi. Seller aldı götürdü, yollar beni bitirdi. Uyandım baktım ki,
Güneş yakmış tenimi, gönülden bildim sonumu.” dedi, VEYSEL’im binbir
öğütten, binbir söğütten bağışlanan kafesini her nefeste
TEVHİT ile besledi, cümlenizi selamladı. (Söğütün anlamı nedir EFENDİM?) Suyun
bolluğuna kollarını açmış, kendinden kendine her sorundan
geçmiş, DOST KAPISI’ndan gelen her sözde HAKK’ın EMRİ’ni görmüş…

“Duman almadan ömrümü çözdüm, anam ile EMRİ’ni
çizdim.” dedi, VEYSEL KARANİ sözü aldı: “İnce kumda yol ararlar, uçan
kuştan hal sorarlar. Akan suyun gidişine uysunlar , deryayı öylece
bulsunlar. ‘Akan suyu buldu mu, bir daha döner mi?’ demezsin, aklına ham
meyveyi yemeyi koymazsın.” dedi, VEYSEL KARANİ üç öğün söyleyen,
koşuyu günde peyleyene; geminin, alacağı yolcuyu bırakmayacağını
söyledi, selamladı.
“Kuyuya vardım, kovayı sordum; ‘İpi
koptu, kova suda kaldı.’ dediler, ‘Su dilersem, çekip vereceklerini…’
söylediler. ALLAH’ım RAZI olsun, her damlasına binbir sevap yazsın.” dedi,
VEYSEL’im sözü aldı, çölde yoluna daldı. “Gittiğim kadar gideceğim,
aklımın yettiği kadar bileceğim, ne derlerse desinler her olaya
güleceğim.” dedi, VEYSEL’im selamladı.

“YEMEN’den gelmedik mi, serapta gülmedik
mi; tek düş ile kavuştuk, bir ömürden bulmadık mı; geldik gördük
serdik ALLAH, AŞK’ın ile dolmadık mı? Geldik ALLAH, gördük ALLAH,
AŞK’ın ile yandık ALLAH. Sebep SEN’den, seher SEN’den, sonsuz inayet
SEN’den. Yolumuz açıldı da, köprüden geçildiyse, yerden göğe himmet
SEN’den.” dedi, VEYSEL’im DÖRT KAPI’nın kilidine anahtarı getirdi: “Her birini
açalım, gölgesiz alemden geçelim, ‘Sevdik. Sevmedik.’ diyen yaratılmışı
seçelim. ‘Bilmem?.’ derse, anlatırız; bilen ise, bekletiriz, elden ele
donatırız.” dedi, VEYSEL’im selamladı.

“Çölden geldim adım VEYSEL, yolda durdum, dedim ‘Her olay ezel… günüm
güzel, gelen güne gönlüm hazır.’ Selam olsun, VEYSEL’in sözü cümlede kalsın!”

“Dayamazsan sırtını ağaca, belin
bükülür; kış gelince, ağacın yaprakları dökülür; dost, güzelden
güzele ADI’nı verir.” dedi, VEYSEL KARANİ sözü aldı: “Her öğütte durdum, verene sordum;
‘Benim için mi, kendin için mi söylersin?’ dedi ki; ‘Alırsan, hem sana, hem
bana hizmettir; almayı bilen için, sona hizmettir; bildiğimi vermezsem,
varlığıma külfettir.’ Doğruyu doğru ile bağlarım, sevgim
için her kapıda ağlarım, dünden bugünü beklerim, her anımda bilgime bilgi
eklerim.” dedi, VEYSEL’im selamladı.
“Her günümüz güzeldir, bu günümüz
özeldir. HAK ADI’nı andıkta, gönüllerde buldukta; yakın, çok yakın oluruz,
VARLIĞI’nda AŞK’ı ile eririz. Her yuvayı gezdik, -(KADİR GECESİ’nde mi?) EYVALLAH.- her düğümü çözdük, her niyazın
verdiğini elden ele sunduk. DOST dediğimiz, post
bildiğimiz her zerrede alış veriş, yedi rengin gerçeğini
yansıtır. Yolcu olan, yolda bekleyen her kuluna RESULÜ’nün selamını ilettik,
VEYSEL adına söze geldik; MEYDAN’a geldik, ‘Görseler.’ dedi. NUR’u ile NUR’lanan her bir zerre,
milyonlarca yıldız misali parladı-parladı, bilsen bilmesen her zerren korladı.
Semada ulaşılan, en güzel gün, en güzel an ve kulu için en güzel zan. (‘BEN, kulumun zannındayım.’ mı?) EYVALLAH. MEYDAN’da,
sen ben değil cümlemiz oluştuk. Zamanda, dün bugün yoktur; şu
an, yaşadığın haldir.” dedi, VEYSEL’im selamladı.

“YA ALLAH!” dedi, VEYSEL’im sözü
aldı: “Söyleşelim her günde,
paylaşalım her yönde. Doğduğumuz bellidir, doyacağımız
aşikar. (Ölümde mi?) EYVALLAH. Duymayı dilediğimiz gibi, uymayı deneyelim.
Diyelim ki; ‘Bekleyenle, bilgisine ekleyen; kendinden kendine sırrını
saklayandır.’ Açalım bendimizi, bulalım kendimizi, gönüldeki sargımızı,
ömürdeki yargımızı. YEMEN bize tez verir, bilen tespihi bulur. Meyveyi
çekirdeği olmadan bulamazsın, kabuğu olmasa bilemezsin, tadı olmasa
yiyemezsin; bilgi de öyledir, kabuğunu soy, tadı ile ye, çekirdeği
ile üret. Yaban değil üretesin, ekin gelsin öğütesin.” dedi, sürüsünü
meraya sevgi ile saldı, VEYSEL’im selamladı.

“Bulutlara kanat mı verdin
ALLAH’ım, uçar giderler? Yağmur damlalarına ayak mı verdin ALLAH’ım, akar
gelirler? Güneş’in ışıklarına lamba mı taktın, yanar dururlar? Her
yaratılmış, kendi görevini icra edip giderler. SEN’siz bilgi, sonsuz
görgü, asla isim alamaz; çünkü, söyleyenden gayrı tezgah bulamaz. Bilgi, SEN’in
verdiğindir; görgü, bilgimize çizdiğindir.” dedi, HACI BAYRAM,
VEYSEL’im ile söyleşti; “Benim gördüğüm çizgide,
VEYSEL’in ayağı vardı; VEYSEL’in gördüğü çizgide, HACI BEKTAŞ’ın
izi kaldı; YEMEN’den gelen her sözde, cümlesinin kurduğu düzen, RABB’imin
İZNİ ile cümlenize açıldı, adım adım geçildi. ‘En çok, hangisi
bilir?’ diyene, de ki; ‘Kainatın her bir konusunda, ayrı görevli, görevini
peyler; sonra da, hizmetlerine paylar.’ ‘Senden, benden, ondan, bundan…’
demeden hizmetine soyundu isen; ne mutlu bana, ne mutlu sana.’ ” dedi, HACI
BAYRAM ile VEYSEL’im selamladı.
“Güneş; sana bana, Ay’a yıldızlara verir, toprağa suya verir.
Güneş gibi ol, toprak gibi dol, olduğun gibi kal. Gayretin hududu,
hayrete gelinceye kadardır.” dedi, VEYSEL’im sözü aldı: “Üç
ucunu bağlarsan mendilin, katığın dökülür; dört ucunu bağla ki,
elde olan iş görsün. Mayasız somun, dişine zararlıdır; dostlukta
zaman, sevgi ile kararlıdır. ‘Aşamam.’ demeden yürüdüm yolları, dumansız
gördüm cümle kulları. ‘BAYRAM, senden sorulmaz.’ dediler de arifeyi benden önce
geçtiler, sonra beni bulup şaştılar; ‘Sen daha oruçta mısın?’ ‘Ya.’
dedim, ‘Üç ay oruç geçti de, üç gün mü şaştı; yerden göğe
aştı da, VEYSEL yola mı düştü?’ Ben benim ile varım, ben senin ile
darım, ben cümle ile kârım. Yerden göğe sakladım nefesimi, gün geldi
bilmedim hevesimi. Can ile CANAN BİR’deymiş, ne orda ne
buradaymış, hem canda hem tendeymiş, YA ALLAH; VEYSEL gönül ile
sondaymış.” dedi, VEYSEL’im “Bir can, bir ten yeterlidir; hem can, hem ten
birbiri ile tutarlıdır.” dedi, cümlenizi selamladı.
“Esmeyen rüzgar dalını kırmaz; kul çekmediyse, dalını bükmediyse.” dedi,
VEYSEL’im sözü aldı, her dala adını yazdı; bir öğünde nefese yer verdi,
hevesini öyle gemledi. “Yağan yağmur; halim ise rahmettir, zalim ise kıyamettir. Korkuya
değil doğruya göz atalım, dostluğu RAHMET gelir diye kuralım.
Ağacı öyle sevelim ki; zalim gelen yağmuru set olsun tutsun, her var
edilmiş RAHMET’i zahmeti tatsın.” dedi, VEYSEL’im selamladı.

“Çekirdek her fidanın özünü taşıyor ise de, her yaprak kökünün sözünü
taşır. Onun için, bağımsızlık olayı hiçbir yaratılmış için söz
konusu olamaz! Her bir öbürünü tamamlar, BÜTÜN’de gerçeğini tanımlar. (Yoz aşın tanımı mı?)
EYVALLAH!” dedi, selamladı. “Dayandığım uyandığım, gerçek güne soyunduğum, doğru ile
yalandan arındığım; her günümde VEYSEL diye anıldığım. Arayan soran,
bilgisi ile yoranlardan, dostluğa talib olanlardan; RABB’im RIZASI’nı
eksik etmesin, aldığına toz duman katmasın!” dedi, VEYSEL’im selamladı.
“Sevgiye yaprak olduk, meyve verdi dalda kaldık, günde güneşte gerçeğe
doyduk.” dedi, VEYSEL’im sözü aldı, aldığına sevindi: “Günü güne bağlarız, her bağında bekleriz, sefer söze geldiyse YUNUS
ile saklarız.” dedi, VEYSEL’im selamladı.
“Var olmak, VAREDEN’in ESERİ’dir; varlığını bilmek, sevginin
beslediğidir. Demden deme geçmek için, başladığın konuyu
kusursuz bitirmen gereklidir! (Doyumdan,
duyuma geçiş mi?) EYVALLAH. Hizmette barış içinde yarışı
tamamlamak, sevgide kendinden gayrıyı tanımlamak, saygıda sorgusuz kalmak,
yarattığı her zerreyi O’ndan bilip yola gelmek. Saygıya verdiğimiz
değerde kendi ölçümüzü buluruz, bulduğumuz gerçekte saygı ile
kalırız. Merhameti; küçük büyük demeden, ağaç dalı kırmadan, kör olanı
düşürmeden, aç kalanı doyurmadan bilelim, acımayı YÜCE RABB’ime bırakalım!
O GÖREN’dir, O BİLEN’dir, O bileni gönderendir! Bilen olalım ki göndersin,
hizmetine layık kılsın. Kuldan kula gelenin RABB’imin EMRİ olduğunu
bilirsek, hizmetini öyle seve-seve yükleniriz; bilmeyenden isek, kendi
gövdemizde saklanırız.” dediler, VEYSEL’im ile YESEVİ selamladılar.
VEYSEL’im
der ki: “Uzun-uzun yürüdüm, yoldan yola her dileyenin elinden tuttum getirdim,
‘Dostluk budur.’ dedim sözümü bitirdim.”
“Katip yazandır, bildiğini değil uyduğunu…
Ozan, duyduğunu sezendir. Yağan yağmur, suyun akışına
değil bakışına hitap eder.” dedi, VEYSEL’im söze geldi, elmanın
çeyreği ile sahura durdu, sağına soluna sordu; “ ‘Paylaşalım
mı?’ dediler ki; ‘Sendeki sana yetmez, çoban olsa sürü gütmez.’ ‘DOST bağı
üzüm ile doludur, dikilen her ağaç uludur.’ dedim, aldığım her tanede
sevgimi söyledim.” dedi, VEYSEL’im selamladı.
“Kepek; midenin sesini keser, doymayı bilen ile doğduğunu söyleyenden
kaygusunu keser, çevrede her söz edene gerçeğin değerini gösterir,
yapraklardan aldığın ile verdiğine duymayı öğretir.” dedi,
VEYSEL’im sözde ÖZ’de bin bir kelama gönül bağladı, her taneye ‘RABB’imin
ADI.’ ile dedi, ağladı:
“Selam sizlere olsun, gönüllerde kaygu bitsin; toprak, çimen ile ağaçları
ile çiçekleri böcekleri ile hepinize yetsin; çoban, sürüsünü sevgisi ile
gütsün; arayan, bulduğunu dağarcığına katsın; her bir
yaratılmış, nefsinde olanı silsin; var ettiğin ile VARLIĞI’na
yol arayan SEN’i bulsun, ilerde değil anında inandığı gerçekte
kalsın.” dedi, VEYSEL’im selamladı.
“MERYEM ile geldik söze, DOST ADI’yla verdik size. Dağlara selam verdik,
uçan kuşları gördük, ağaçları hep sardık, bulutlara yolu sorduk.
Dediler ki; ‘Esen yel ile gideriz, nerde olursa olsun yollara RAHMET serperiz.’
‘Ne güzel.’ dedik, VEYSEL ile ağacın gövdesine dayandık; sen ile beni
sildik, gerçeğe uyandık. Ne o zanda kaldı, ne ben yargıya geldim. Aynı
sevgiyi ayrı tepside sunduk, gayrette gafleti sildik.” dediler, VEYSEL ile
MERYEM selamladılar.
“Ak bulut yayan olmaz, gönülde kaygu kalmaz, dereden gelen geçen
gördüğünden şaşa kalmaz. Aldık geldik yüce dağa, akan suya,
bakan ovaya.” dedi, HAMZA DOST söze VEYSEL ile geldi. Döne-döne geldiler
LALELİ’yi aldılar, MEYDAN’da olanlara katıldılar, ‘YA ALLAH’ diye-diye
sofranıza sohbetleri ile katıldılar: “Her ocak yanacaktır, her kulu gerçeğe dönecektir, güzeli bulan
sevinecektir. ALLAH’ım her birinizi sevincine katsın, her adımda elinizden biri
tutsun!” dediler, cümlenizi selamladılar.
“Kuşağımı sıkmadım, odunu nefes ile yakmadım, akan suya ‘Nerden
gelir?’ diye bakmadım; MEYDAN’da sevgiyi buldum, dışına çıkmadım.” dedi,
VEYSEL’im sözü aldı: “Yerden gökten aradım, gerçek olan güzeli. Dediler ki; ‘Gönlünden bul, kendinden
al, çevrenden sar!’ Bir-bir okudum, DOST ADI’nı dokudum; öylece ‘YA ALLAH!’
dedim, kendimde olanı gördüm. Akan suyun geldiği yer, yakan Güneş’in
baktığı yer değil, gönülden gönüle sevgiyi döktüğü yerdir
bilinen.” dedi, VEYSEL’im selamladı.

“ ‘Gölgede duralım mı, vergiye girelim mi?’ derlerse, de ki; ‘Güneş’ten
aldığımı gölgede veririm, güzelliği öylece görürüm.’ ” dedi,
VEYSEL’im sözü aldı: “Güneş’ten HAK bilgisi alırız, ağacın gölgesinde düşünceye
dalarız. Gönüller arar durur, gerçek güzele verir, arayan sohbete gelir.
Verdiğimiz; ermiş meyveye, pişmiş aşa benzer böylece.”
dedi, VEYSEL’im üç öğünde üç öğüt verdi: “Sabahı, geceden çıktığı için seversin; öğlende, geçen hizmetini
översin; gecede, günün gerçeğini soyarsın. Öyle ise; ‘Uykudan uyandığım için şükür
ALLAH’ım!’ ‘Gerçeğe yöneldiğim için, şükür
ALLAH’ım!’
‘Hataya düşmediğim için, şükür
ALLAH’ım!’ diyelim, üç öğünde de
RABB’imize şükredelim!” dedi, VEYSEL’im selamladı.
“ ‘VEYSEL’in, sözü kısa, yolu uzun.’ diyenlerden, ALLAH’ım RAZI olsun.
Yağmur getiren bulutlar ovalarda gezsin, dağlar yolu açarsa DOST olup
cümlemize sefer çıksın. Güneş yakmadan, gölge çekmeden, düzene uyulmaz; YAR ADI anılmazsa, nefesi
duyulmaz. Demde yerini bilen, yerde yaprağı gören, bilsin ki; her günü, her anı birbirinden güzele
açılır.” dedi, VEYSEL’im selamladı.
“YAHYA ile dalları bağladık, MERYEM ile yolları bekledik, elden ele
sevgimizi sakladık.” dedi, VEYSEL’im sözü aldı: “SARI SALTUK selama durdu, RABİA sofrayı kurdu. ‘Gel.’ dediler, sofraya
gülleri serdiler, her birinize tek-tek sordular; ‘Aldığın mı,
bildiğin mi güzel?’ ‘Almazsam,
bilemem; bilmezsem, bulamam; bulmazsam, sevemem.’ dediler, her birinizden öyle
cevap aldılar. Çağrıya uyalım, gönüllerde olanı duyalım, birbirimizi sayalım, DOST ADI’nı
sevgi ile övelim!” dediler, sofranızda açan gülleri sevgi ile selamladılar.

“Ayağımda GÜL dikeni buldum, yoluna sevgimi saldım, açandan çevreyi
görsünler diye çevirdim.” dedi, VEYSEL’im GÜL’ün güzeline damla-damla
aldığını sundu, selamladı.

“Çoban sürüyü güder, sürü ağıla gider, ayrıda olanı sevgi birbirine katar.
Gözün yaşın silelim, YAR’dan haber soralım, gelenden gidenden DOST’a selam
verelim!” dedi, VEYSEL’im sözü aldı, aldığı yerde kaldı: “ ‘Yel eser, su yolunu keser.’ demedim, olacağa taş koymadım; yaprak,
yaprak üstüne geldi ise ‘Neden?’ deyip kaygu almadım. ‘Yeren seren SEN’den
olmaz, SEN demeden yerini bulmaz RABB’im!’ dedim, her olayda hayır diye huzuru
buldum.” dedi, VEYSEL’im selamladı.
“ERENLER yolu bilir, sevenler O’nu bulur, soranlara konu olur; bakmazsan
gerçeğe, sendeki bilginin sonu olur.” dedi, VEYSEL’im sözü aldı: “Gittiğim kadar güttüm, aldığım kadar sattım, akan suya her gözden
baktım, güzelden-güzeli cümleniz ile gördüm.” dedi, VEYSEL’im selamladı.

“Kement dilenene atılır, sadece at mı tutulur? Bilgiden-bilgiye görgü katılır,
uymaz denilen bilgi sepete bırakılır.” dedi, VEYSEL’im her tanesine bir
TEVHİT okuduğu tespihini cümlenize hediye etti. “Eksen, daireyi bütünleyendir; KADİR olan, kaderden çevreyi sarandır, her
zerreden aldığına ADI’nı koyandır. Aldık RABB’im SEN’den arşını,
bildik RABB’im SEN’den duyduğumuz kurşunu. Kurşundan maksat
besleyendir, bedende gelişeni süsleyendir. ‘Yeterli midir?’ diyene sözüm;
her satırı tutarlıdır.” dedi, VEYSEL’im selamladı.

“Bir yudum suya talip olduğum günde elime destiyi verdiler, arkamdan
gelenleri sordular. Dedim ki; ‘Ak koyun-kara koyun, olmaz bende asla oyun!’
Dediler; ‘Kimdendir suyun?..’ Az yedim, az dedim, az uyudum; çok gezdim, çok
sezdim, çok yüzdüm. Dediler ki; ‘Soydan-soylu, dağlardan geleni bilen
huylu. Gerçekte adın yazılıdır, DOST KAPISI’nda sevgin kazılıdır.’
Gelene-gülene selam diyelim, gelen günün aşını yiyelim,
başından-sonuna sağlığa gülelim, elde olan dilde kalan men dili
salalım, gönüllerden-gönüllere köprü kuralım! Diyelim ki; ‘SEN’den geldik
RABB’im, EMRİ’ne uyduk RABB’im, kinden uzak kaldık RABB’im, EMRİ’ne
niyetlendik, GÜCÜN’e sığındık RABB’im. Elden, dilden , gönülden, halden,
SEN’den geleni bildik, RESULÜ’nü örnek bulduk ALLAH’ım. Biliyoruz
BİR’liğine katılanlar aklanırmış, BİR’liği kuranlar
paklanırmış. Hatalardan uzak kalalım, SEN’in ile SEN’de bulalım ALLAH’ım!’
” dedi; cümleniz ile niyaza oruca VEYSEL’im niyet kurdu, selamladı.
“Ahir ile zahir ile güne geldik, gönülde olanı sergiye koyduk, dileyen ile
satır-satır okuduk. Yola gidenin yoludur gelenden kaygunuz kalmaz, attığı
her adımdan kimsenin sorusu olmaz.” dedi, VEYSEL’im sözü aldı: “ ‘Yetti, bitti!’ dediğin gün, bal ile baklava yediğin gün; seyrini
bilenden, dost halini alandan sayıldın, yerden-gökten övüldün. HAK ADI güzeldendir,
sevenlere özeldendir.” dedi, VEYSEL’im selamladı.
“Gide-gide bitmeyecek bu yollar, ala-ala susmayacak bu kullar, DOST KAPISI’nda
giyinilir bu haller. YUNUS’um söz derim de, ‘Sözüm bitti!’ der misin, sofraya
oturup ta kuru somun yer misin? ‘ALLAH, EYVALLAH.’ dedik, VEYSEL’imle sohbeti kurduk, sofrada toprak-çanak
dedik. Somunu bansak, şükürde vereni ansak. Her lokmada andığımız,
her nefeste yandığımız YÜCE RABB’im! SEN’i SEN’den sormadan, onu-bunu
yormadan; aynayı nerde görelim, yüzümüzü hangi toprağa sürelim?” dediler,
YUNUS’um ile VEYSEL’im selamladılar.

"
‘Düğüm attın.’ diyenlere, de ki; ‘Atılan her düğümde RESULÜ'nün
Emri’ne uydum, okuduğum her satırda ÖZ'ümde olanı duydum.’ Gel güzel adın ile, gül güzel
AŞK'ın ile. Saydığım-övdüğüm, O'nun yazdığıdır." dedi,
VEYSEL'im her tesbih tanesinde ADI'n ile okunan gerçeği zikretti.
"Haktır HAK ile gelen, haktır HAKK'ın verdiğini bilen, haktır ‘RABB'im
SEN'in ile.’ diyen, aldığı her lokmayı cümle ile yiyen." dediler,
MERKEZ'im ile VEYSEL'im her öğünde buluştular. "Dar gelmesin yollarımız, zor gelmesin dillerimiz, soğuk-sıcak
günlerimiz." dediler, MERKEZ'im ile VEYSEL'im selamladılar
"Bakmayı denediğim çiçekten yönümü sorsam, beni suya götürür; atmayı denediğim hayvancık, beni kayguda bitirir. Öyle olmalıyım ki;
çiçeğe-böceğe vereceğimi ne olursa-olsun bilmeliyim,
istediğini duyabilmeliyim." dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı, VEYSEL'in
yolunda durdu, gelene gidene sordu: "El tutarsa, dil getirir; gönülden katana, yolunu buldurur. Dert demeden, sert
yemeden; kendinde olana dönesin, aldığın her yudum suya kanasın." dediler, PİR SULTAN ABDAL ile VEYSEL'im
selamladılar.