
“Beklediğim gelmezse, götürdüğüm bilmezse, DOST ADI’na selam vermem
denilmesin, sebeplerden sorguya düşülmesin. Günlerden alırız, güllerle
veririz, cümlenizi selamlarız.” dedi, AHMET YESEVİ sözün bağını
dileğine ekledi. “Gayb; seyre gelmeyendir, görgüde olmayandır, günün
konusunda nokta konulmayandır.” dedi, YESEVİ selamladı.

“Yağan yağmur RAHMET’tir toprağa. Ya RAHMET’i bilemezsek, sel geldi ise
dönemezsek, marifet ehlinden soramazsak? sadece O’na yöneliriz,
RAHMET’i de O’ndan diler, selameti de O’ndan dileriz. ‘Marifet ehlinden
sorulan, nedir?’ denilir. Her gölgede sebep arar, kendimize
yöneleceğimiz RABB’im ile alışacağımız yerde, aşacak açacak birini
ararız; her öğütten, sadece aldığımız gün sevinç duyar, yeni heves ile
yarına geçeriz. DOST güzel, her kulu ile. DOST güzel, açtığı yolu ile.
DOST güzel, sevgisinin sonsuzluğu ile. Doğruyu SEN’den aldığımız gibi
bildik ALLAH’ım. Sevgiyi, ÖZ’ümüzden bulduk ALLAH’ım. Dar gelen güne,
SEN’in AFFIN’a sığınıp güldük ALLAH’ım. Sonsuz kavramını, yarattığın
güzelden bulduk ALLAH’ım. Öyle güzel ki, AŞKIN ile dolduk ALLAH’ım.
Doğmayan her nefese, Dost nefesi verdik ALLAH’ım. İZNİ’ne sığındık,
kulca sorduk ALLAH’ım. Sorgumuzda, asla yargıyı düşünmedik. SEN’i
bilmek, ‘ÖĞREN.’ DEDİĞİN İLMİ’ni bulmak için her yöne döne-döne
geldik ALLAH’ım.”

“İğne iplik yamayı tamamlar, YUVA’nın havasında gerçek yolu tanımlar.
Dayandığımız her destek yerli yerine oturduysa, koruyucu olur; yerini
bulmadıysa, güvendiğine pişman eder.” dedi, YESEVİ sözü aldı:
“Değirmene su gelse, değirmenci sevinir, ‘Hizmetteyim.’ der övünür.
Akan suya sevinelim, AKITAN’a şükredelim. Saydığımız her günden,
bildiğimiz dört yönden, kulluk bilgisi ile alırız; ektiğimiz fidanı,
ağaç olur biliriz; demde güzel ararız, zanda görgüde sanırız. Güzel,
yaratıldığı günden güzeldir.” dedi, YESEVİ cümlenizi selamladı.

“Ayağımdan gelen sızı, yere koydurmaz dizi; MEVLÂNA’dan gelen sözü,
dileyen alır, gönlünde olanı satırda bulur. Ok alsam, yayı kursam,
ağaçta dalı kırsam; bekleyen derde düşer, güvenen olaya şaşardı.” dedi,
YESEVİ sözü aldı: “Yerler gökler dert bilmez, seven kulu sert demez;
elden ayaktan alır, gerçekte cümleyi bulur.” dedi, YESEVİ selamladı.

“Diri kaldık SÖZÜ’ne, selam verdik ÖZ’üne; yerden aldık, olur dedik
tozuna. ‘Dağlar şahit olsunlar, ovalar var olduğumu görsünler, sular
bildiğim yere götürsünler.’ dersem; kendimi diri tutmalıyım, ÖZ’ümde
olanı DOST’luğa katmalıyım. HAY, O’dur.” dedi, YESEVİ sözü aldı: “Her
çerağ bir sancağa, her sancak bir bucağa, cümlemiz tek ocağa bağlıyız,
bağlı kalalım; nefesinden aldık, yoğun geleni gördük, nefsimizi
silelim, bilgimizde olana uyalım.” dedi, YESEVİ selamladı.

“Adım vardır söylenmez, yorum gelir bellenmez. Dizde nasır, yerde
hasır, gönülde AŞK’ı ile YESEVİ gelir; bir söze, cümle ÖZ’e bilgisini
verir. Dağılan ile eğlenemezsin, yanan ateşte dağlanamazsın. Çünkü;
aklın seni bildiğine götürür, sevginde yoğunlaşan örtü, gerçeği
bekletir.” dedi, YESEVİ selamladı.

“ ‘Ata gem vurayım mı, besleyene hizmetini sorayım mı?’ dedim,
YESEVİ’ye vardım. YESEVİ dedi ki: “Yerden aldığını yerde bırak,
bilmeyen olur çırak; arayıp sormayanın, bileyim demeyenin gönlü çorak.
Bağladığın atı, elbet gemsiz bırakırsın. Dayandığın daldan, beklediğin
halden, gönlüne kaygu alma; sevmeyi dileyenden, sorguya gelme; oturduğu
dalı kesenlere, gülme. Duyandan aldığınız, doyan ile kaldığınız
bilinir, yuvanızda gerçeğin örüldüğü görülür.” dedi, YESEVİ cümlenizi
selamladı.
(EFENDİM, AZRAİL ALEYHİSSELAM’ın yardımcıları var mıdır?)
“Her MELEĞİN yardımcıları vardır; sanılmasın kainatın, alemlerin
çemberi dardır.” dedi, YESEVİ sözü aldı: “MELEKLER’in adına, BİR’liği
koydu da RESULÜ, adına cami dedi. DÖRT MELEĞİN adıdır. KABE’nin
bağındadır, kainatın çölündedir, RESULÜ’nün dilindedir. Sen de dillen.”
dedi, YESEVİ selamladı.

“Bilgim hücreye girse, hücrede kainatı görse, olumsuza geldim sanırdı…
Değmeyen her bilgi, değerini gönülde alır, akıl ile sergiye gelir.
Benden yol için soran, gönlünden gelene uysun, desin ki; ‘Beni bana
bulduran, yolumu aldırandır. Ağaç olup yücelen, Dostluk gününü
açandır.’ ” dedi, HOCA YESEVİ sözden söze geldi. “Çınar olsa yoruma
gelse; sesi ile aldığını verirdi, ses kaydını dileyenden sorardı. Ne
sesin gelişi, ne bedenin kalışı vardır; aldığım bilgide, yorum zordur.
RABB’im zorluğa vermez, SIR’dan olanı, bilen kulu sormaz.” dedi, HOCA
YESEVİ selamladı.

“YESEVİ ile ABDÜLKADİR GEYLANİ sözün özüne girdi, her birinize
ayrı-ayrı sordu; ‘Gönül verdin mi yola? ‘ALLAH. ALLAH.’ deyip, girdin
mi kola?’ Şüpheyi kayguyu sil de erliğine soyun, deme ‘Nasıldır huyum?’
Huyun, suyun akışından yolunu bulur; sevgi ile saygıda kuruyan
yapraklar kaybolur, kainat cümlenizde kalbolur.” dedi, YESEVİ ile
GEYLANİ selamladı.

YESEVİ’ye söz dedik, dağları aştı geldi, MEYDAN’da olanlara HAK
selamını verdi: “Sözümüz belli olsun, ‘DOST.’ diyenler denli olsun; huy
ile geldiği malumdur, ‘HAY’ desin güzelde diri kalsın; ahaliye söz
eden, kendi ahvalini ahaliye uydursun.” dedi, YESEVİ çam ağacından
getirdiği dalı sofranıza sundu, selamladı.

“YA MEVLAM! Benden soranlara deyim mi, her yöne gidenleri ‘Selamete.’
diye niyaza durayım mı?” dedi, YESEVİ sözü aldı: (Orta Asya’dan bütün
dünyaya olan göçler mi?) EYVALLAH. “Her biri adını aldı, çerağı öyle
yaktı. Kimi OĞUZCAN, kimi UYGURHAN, kimi ocak başında, kimi AŞK’ın
düşünde, kimi binek taşında, her biri yüz elli yaşında. Doğruya geldik,
yüzde güzeli bulduk, eline çerağı verdik, ‘YA MEVLAM.’ dedik, dağlara
taşlara selam ile güldük. Komşuya ses veren, dayandığı desteğe şüphesiz
güvenen.” dedi, YESEVİ selamladı.

“Bağa girdiğim günde, aşılanacak her fidanla söyleştim. Biri dedi ki;
‘Ben, her dalımda salkım-salkım yetişen üzümlerin köküyüm, öyle ise ben
de gerçek bir sakiyim.’ Dedim ki; ‘Bağı belleyen, elleyen, sulayan,
ayıklayan olmasa; sen sana yetmezsin, bir salkım tutamazsın. BÜTÜN’e
katıl ki; bakan bağ etsin, verimini bol etsin, aldığını bal etsin,
sırlayıp mahzene koysun, her damlan şarap olsun.’ ‘ALLAH, EYVALLAH.’
dediler, SAHİB’ine gönülden baktılar, YESEVİ ile doğudan batıya
adım-adım gittiler. DOST bağı, DOST dağına güler; doğruya DOST ADI’nı
verirsen, senden geleni bekler.” dedi, YESEVİ selamladı.

“Ah ile vahı geçtik, ‘YA ALLAH.’ dedik HAY VASFI’nı seçtik, aradığımız
yola öylece düştük.” dedi, YESEVİ sözü aldı: “Bayrak senindir,
bayraktar benim; DOST ADI senindir, DOST benim. Seni-beni birledim,
‘RABB’im.’ dedim gürledim, gelmeyeni zorladım; derman SEN’den, ferman
SEN’den ALLAH’ım, sevgiliyi sevgiliye peyledim. DOST’u olup bekleyelim,
hata kusur saklayalım, gönülleri paklayalım; NUR RABB’imin kuluna
emanetidir, DOST halinde HAK’layalım. (NUR, RUH’tan ayrı mıdır?)
Damarın var ise kanı da vardır, RUH’un var ise NURU da vardır. Ayağında
yer edene, her gününü zor edene dayanmayı bildi isen, güvendiğine
uyduysan; güzel güne doğarsın. Uyduğumuz dayandığımız, sadece
RABB’imdir.” dedi, YESEVİ selamladı.

“Var olmak, VAREDEN’in ESERİ’dir; varlığını bilmek, sevginin
beslediğidir. Demden deme geçmek için, başladığın konuyu kusursuz
bitirmen gereklidir. (Doyumdan, duyuma geçiş mi?) EYVALLAH. Hizmette
barış içinde yarışı tamamlamak, sevgide kendinden gayrıyı tanımlamak,
saygıda sorgusuz kalmak, yarattığı her zerreyi O’ndan bilip yola
gelmek. Saygıya verdiğimiz değerde kendi ölçümüzü buluruz, bulduğumuz
gerçekte saygı ile kalırız. Merhameti; küçük büyük demeden, ağaç dalı
kırmadan, kör olanı düşürmeden, aç kalanı doyurmadan bilelim, acımayı
YÜCE RABB’ime bırakalım. O GÖREN’dir, O BİLEN’dir, O bileni
gönderendir. Bilen olalım ki göndersin, hizmetine layık kılsın. Kuldan
kula gelenin RABB’imin EMRİ olduğunu bilirsek, hizmetini öyle seve-seve
yükleniriz; bilmeyenden isek, kendi gövdemizde saklanırız.” dediler,
VEYSEL’im ile YESEVİ selamladılar.

“ ‘Suyun varlığı silecek darlığı.’ dedim, su basan tarlama pirinci
ektim. Gölgeyi düşünmedim, dar yere taşınmadım, emekten kaçınmadım,
VEREN’den şüpheye düşmedim, her günümü geceye örttüm.” dedi, YESEVİ
sözü aldı: “Emek veren her kulu, bekler elbette yolu. Arabası dolacak,
ektiği pirinci alacak, Güneşten gelen her renk sevgisine katılacak. Gel
nazlı, gel niyazlı, GÜL misali sevgin ile hazlı. Doğruyu sen’den aldık,
sevgiyi sen’den bulduk, kayguyu sen’in ile sildik.” dedi, YESEVİ
selamladı.

“Dağlar karla örtüldüyse; ocak başında duralım, dize örtü vuralım, HAK
sohbeti kuralım. Sıcak elbet gelecek, kul yüzüne gülecek, karlar
eridiği gün nehirler hep dolacak.” dedi, YESEVİ sözü aldı: “Çağlayanlar
söz verir, yapraklara haz verir, sevenlere koz verir, arayana hız
verir. Seni sana bulduran, seni sen ile olduran RABB’im, yarattığı ile
dostluğunu kuran RABB’im; beklemeden verendir, saklamadan görendir,
gördüğünü gözetendir. ‘Nerde kaldım?’ demeden gel, ‘Nerde buldum?’
demeden sev, ‘Nasıl olur?’ demeden gül.” dedi, YESEVİ selamladı.

“YESEVİ’yi dinlediysek; bağlı olanı çözeriz, hatada olanı çizeriz.”
dedi, YESEVİ sözü aldı: “ ‘Çorbayı içelim mi?’ denirse, ‘Sofrayı açalım
mı?’ diyeceğiz, günün yorumunu öyle vereceğiz.”

“Benden senden söz aldık, yakan Güneş’e geldik. Dedik ki; ‘Su başına
varalım, soframızı kuralım, kaydımıza yazdığını dosdoğru okuyalım.”
dedi, YESEVİ sözü aldı: “Çerağ verdim eline, dedim ‘DOST ol gönlüne.’
Karar, YÜCE’nin EMRİ’dir; kural, uyanın zevkidir. Bakmaya doyamadığın
güzelin ateşini yakarsın, sonrada külünü alır dökersin. Cehaletten mi?
Elbet değil. Gelmeyi, gülmeyi yakıştırırsak; iki aleme bakmış oluruz,
elde çerağı öyle buluruz.” dedi, YESEVİ selamladı.

“Zengin fakir BİR’lendik, gah güllere donandık, gah gerçekte sınandık,
DOST yolunda sevindik, PİR SULTAN ABDAL ile dilenen bağda gezindik,
dili dölü ayrıda olsa da gönülde BİR’liği kurduk, YEMEN’den çağrı ile
YESEVİ’ye danıştık; ‘El ele olalım da hizmet verelim.’ diye çalıştık,
ayağımız dar giyse de gittiğimiz yola alıştık.” dedi, YESEVİ dün
verdiğini bu gün okudu, selamladı.

“YESEVİ’yi bekledik, yakaya GÜL’ü sakladık. Geldi aldı, sevgi ile
bağladı. Yaralı kuşa kement atılmaz, dalda ise el ile tutulmaz, ayağıma
gelen sürüden dumana yer verilmez.” dedi, YESEVİ Doğu’dan Batı’ya aşık
olan ile söyleşti. “RABİA yemeniyi başa bağladı, ‘RABB’im.’ dedi
güzelden güzele ağladı, YESEVİ’ye sordu; ‘Düğüm üstüne düğüm atılır mı?
Pişen aşa soğuk su katılır mı?’ Elbet yeri geldiğinde elde fener
görecek, yeterli gelen her konuda atılan düğüme RABİA gülecek. Fistana
yama diye vurduğumuz; güzelin örüldüğündendir, -
(‘Düğüm üstüne düğüm.’; pekiştirmek mi oluyor?)-
halinden aldığını gönülden verdiğini görüldüğündendir. Yerden gökten
bilenlerin sesine cümlemiz nefes verdik, MEVLANA dedik söyleştik, YUNUS
dedik paylaştık, denk gelen her olaydan hayır olanı görmeye çalıştık.
Günden güne anılandan, bilmediği yer sanılandan, güzele selam ile
gelinir.” dediler, YESEVİ ile RABİA selamladılar.

At üstünde YESEVİ’yi gördük, her adıma niyazını saydık, MEYDAN’da
toplandık, cümlenize niyaz ettik. Gönülden gönüle kolay geçilir,
muhabbet var ise yolu seçilir; seçilen her kulu kendini bilir, her
anında RABB’inden geleni bulur. Gölge kalmasın, ‘Nerden gelir?’
denmesin, RABB’im murat ettiyse hizmetinden dönülmesin. O ne dilerse
olur, kul hizmeti ile bulur, dağlar rehber olur da her seven kendini
deryada bulur.” dedi, HACI BAYRAM, VELED, YESEVİ MEYDAN’da olanlar
selamladı.

“Ne yargı yeterlidir, ne sargı tutarlıdır; RABB’im, dilediği anda,
dilediği handa, doğruyu bilen ile, doğruda kalan ile, gönülden gönüle
akan ile beraberdir. Dayanmayı, donanmayı; kandil ile aydınlanmada
değil, NUR’u ile NUR’lanmada bulalım, akan suda sevgi ile kalalım.”
dedi, YESEVİ sözü aldı: “ ‘Doğruyu bilen kimdir, doğruda olan kimdir?’
denilir. Açık olan, doğruda olandır; dayanmayı bilen, bildiğini değil,
uyduğunu gösterendir. Uyum; açık ve nettir, taklit olamaz.” dedi,
YESEVİ her ağaçta DOST ADI’nı okudu, dostluk ile beklenen günü dokudu,
selamladı.

“Pirinç ektim tarlama, yardımcı gelir, her gelen nasibini alır; ağlasa
gülse kulu, gün gelir doğruyu bulur. Yerden gökten alışalım, HAK ADI’na
çalışalım.” dedi, YESEVİ her adımda bastığı toprağa gerçek bilgisini
sordu: “Toprak; aldığınca verir, verdiğince gürlenir, sanılmasın basan
ezen ile zorlanır, dağlardan yarlardan ne gelse toplanır, gün gelir
altı üstü katlanır, YAR ADI’na dost olur, DOST’u bilir, ‘ÖRT.’ dediğini
örter, ‘DÜRT.’ dediğini tartar, suyun en güzelini sunar, soydan geleni
bilir, gerçeğe soyar.” dedi, YESEVİ selamladı.

“Yorganımız kısa değil, yerli yerinde… Harmanımız emeğini almış, her
gelen aradığını bulmuş.” dedi, YESEVİ sözü aldı: “Davamız gönülden
gönüle aktarılır, genişleyen bilgiden güzellik görülür. Pişmemiş aş
asla soframıza gelmez, bilmese kulu arayıp ta sormaz. Madem ki
arayandansın, eşikten beşikten günün yorumuna katılırsın.” dedi, YESEVİ
selamladı.

“Attığımız her adım dayandığımıza getirir, günün güzelinde niyaz ile
kayguları bitirir.” dedi, YESEVİ sözü aldı: “Destek olduk sözüne,
dağılmayan ÖZ’üne. ER’den kuldan geçmedik, seni beni seçmedik, dağdan
aldık asla düşmedik. Değirmene gelmeyi deneyen, ‘Gelen bilir mi?’ diye
sınayan, elbet hatadadır. Çünkü, bileni bilmeyeni sadece RABB’im görür;
kulu, ‘RABB’im.’ diye O’nun yolunda yürür. Yol; ne senin, ne benim,
RABB’ime götürür, cümlenin.” dedi, YESEVİ selamladı.

“Çevremi bağladım, Güneş’e baktım, davarı meraya saldım… Meleşir
giderler, ‘Sabır.’ der yemlerini yerler.” dedi de, YESEVİ sözü aldı;
faydasız ot bitirmeyen RABB’ime ‘DOST’ dedi, daldı: “At alsam, yola
salsam, gelen giden sevinir; ‘Ele fistan aldıysan, üşümem.’ der,
giyinir. Yayan giden; her adımda devreye göz atar, sonra kendi gönlüne
güzellikleri satar.” dedi, YESEVİ selamladı.

“Komşuyu biliyorsam, konuk gelene bilgimi veriyorsam; ‘DOST’luğuna
talip oldum.’ demeliyim, HAK ADI’na sevinmeliyim, gönlümde olan ile
görünmeliyim.” dedi, YESEVİ sözü aldı, PİR SULTAN ABDAL ile yoldan yola
geldi: “ ‘Sen toprağı belle, ben ocağı külleyim, deste-deste oluşmuş
bağ budağını telleyim.’ dedik, destiyi yanımıza aldık yürüdük.
Yaratıldı isek, emeğimiz bizden olsun, RABB’im emeğimize RAHMET’i ile
gülsün. DOST, birbirine el verenlere; post; HAK yoluna gönül verenlere
nasiptir. Bir çevre, bir devreye adını verir; her dileyen, yol
verenlerle yürür.
(Çevre; bize veren ULULAR mı?)
EYVALLAH. Ayrı desek, gayrı yesek, aynı yolda yürüsek, BİRLİĞİ’ni
sevgimiz ile paylaşsak; GÜZEL’e adımdır.” dedi, YESEVİ ile PİR SULTAN
ABDAL selamladı.

“Çağrıya uydu isek, eğriyi sildi isek; RABB’im yürüyene açar yolunu,
verdiği göreve seçer kulunu, hem bilir, hem görür, sever halini.
Kimden-kime konu ettik, kinden-kini gönülden attık.” dedi, YESEVİ bin
bir düğümden birini çözdü: “Övdük geldik yolunuzu, sevdik gördük
halinizi, dayanmaya çalıştık, bağladık tüm sevginizi. Seni-beni
silelim, bir satırda her birimizin adını bulalım.” dedi, YESEVİ sözü
PİR SULTAN ABDAL’a verdi:

“Her birimiz söz alırız, gelen-giden selamladıkça, gönülden-gönüle
bildiğimizi aktarırız. ‘Her biri ayrı mı gelir?’ denilir; her bir
yıldız ışığını verir, göğe bakan görür. Bağlanan değil, çözülendir
verdiğimiz. Bilgi çözüldükçe, adımız anılır. Her bir yaratılmışta,
mevcut bilginin açıklandığı elbet vaki değildir. Vukuu; dağılan değil,
açıklanandır. Üç öğünden, üç düğüm çözülür; olası, bağışlarsan, her
öğün yüz düğüm çözülür.” dedi, YESEVİ. “BAĞIŞLAYAN ALLAH’ımın
bağışlayıcı kulu olmalısın, gördüğün hataya perde koymalısın, nerden
gelirse gelsin her sesi duymalısın. Öyle olmayı dileyen her kulu;
niyete girmiştir, RAHMET’i almıştır.”

“Çevrene her baktığın gününde, DOST’una çerağı yaktığın yönünde;
bilen-bilmeyenle hemhal olursun, her yaratılmışta RABB’imi bulursun.”
dedi, MEYDAN’ın sözcüsü YESEVİ sözü aldı: “Yaktığımız her çerağ
bilginin yuvası oldu, bilmeyenin taş üstünde sözü kaldı. Kum üstüne
dizi koyduk, cümlenizde hazzı bulduk, yoldan gelen ile söyleşiye
durduk. Demedim mi; ‘Açılan yolda gördüm.’ diyecek, kendinden-kendine
gerçeği soracak. Ona diyeceksin ki; ‘Eline aldığın her söğüt,
RESULÜ’nden olur öğüt.’ Diz üstüne, söz üstüne, gönül doldu haz üstüne.
Kalan çamaşır yıkanır, elden-ele paklanır.” dedi, YESEVİ selamladı.
Yoldan gelene.

"On kapıya geldik, on birincide bulduk; yaprağı okuduk, yazıya
sevindik." dedi, YESEVİ sözü aldı: "Vardığın her kapıda yüzüne ayrı,
dizine ayrı söylerler; geldiğin yolda, getirdiğini kollarlar; elinde
olanı alır, seni yollarlar. Düzenin verdiğine gönlünden uyasın,
gönlünde olanı dumansız göresin, yapına uygun geleni kaderine sarasın,
kapında bekleyen yoksuldan DOST'luğunu sorasın. Eline bakan, yaktığını
dökendir; sevgine bakan, döktüğüne gülendir. Geçmeyi dilediğin yoldan
DOST elini verdik, elden-ele geleni olumsuzdan sıyırdık. Olduğun gibi
kalma, kaldığın yerde durma. Gayretin, dilinden değil emeğinden olsun;
önüne dağlardaki taşları yığsalar, ruhun ferah bulsun. Bil ki, açılan
yolundur, tutacağın ip kalındır; ak koyun senindir, yeter ki kara
koyunu da sevindir. "Kapanır kapı."deme, umutsuzluk aşı yeme: girdiğin
bina DOST yapısıdır, demde kendinden uzak durma. " dedi, YESEVİ; dört
ağzında duran, ‘Nereye gitsem?’ diyene elini sundu. ‘YESEVİ'yi nerde
bulsam, nasıl ansam?’ denilmesin. YESEVİ her an yanında, yardımındadır.
(Resim verildi: YESEVİ HAZRETLERİ)
Nefes alıp verdiğimiz, ‘HOCA'm.’ deyip gördüğümüz, ‘YESEVİ.’ diye
andığımız. Miyyarına şahittir, mesafeye yer verir, dar olanın yanında
kalır.

"Yaprağın yazdığını bilene okutalım, bebeğin fistanını sevene
dokutalım; elden-dilden bilelim de, olumsuzu satalım. DOST, gönlünü
açandır; DOST'luk, açılan kapıdan geçendir. Ovaya vardı isek, YESEVİ'yi
gördü isek, yıldızlara bilgimizi serdi isek; ne ahtayız, ne vahtayız,
ne külahta, ne silahtayız, RABB'ime niyazdayız, saymayı bilenlerle
silahtayız. Yemin, elden-dilden silindi; her öğünde aldığım, bölündü;
gelen-giden, naz ile niyaz ile salındı." dedi, YESEVİ selamladı.

"Yanan ateş geçerlidir, odunu topladıysan; niyazın geçerlidir, gününü
HAK ADI'na katladıysan, nerde olursa-olsun ER kulunu kutladıysan."
dedi, YESEVİ sözü aldı: "Baktım gelen kuluna, nasib verdim yoluna,
gelir-gider salına-salına. Dol YAHYA'nın testisine, dol YUNUS'un
güftesine, dol HACI BAYRAM'ın sofrasına, dol gönüllerin katresine.
Gayrette sema vardır, seyirde nema vardır. Güller açar sevgisine,
CAN’lar geçer yargısına, her kulunun sorgusuna; yerden-göğe cevap alır,
bilen-bildiği kadar bulur." dedi, YESEVİ cümlenizi selamladı.