Mevlana 

3 ocak
Yolumuzun oluşu değil, arayanın buluşudur. ‘Bulan ile bulmayan bir mi?’ derseniz; yol bir değil, vardığı yer birdir. Kulunun sözünden değil ÖZ’ünden alırız. Ne derse desin, isterse inkar etsin, yolunun sonu O’nadır. İnkar ettiği bedendir, ÖZ değil. ÖZ’ün inkarı asla olamaz. Niyaz; gönlün bedene verdiğine değil, HAKK’ın gönle verdiğine edilir. Olmayanı niyaz ile olduramazsın. Sadece buldurursun, olmayana ‘EYVALLAH’ dedirirsin. Güçlüğü yenemeyen, hiçliği bilemeyendir. Hiçliği bilemeyen, yazıya uyamayandır. Ne denirse densin, her söz bal ile yuğrulsun. Acı da olsa, ekşi de gelse; balın tadında kaybolur, kulun gönlüne kalbolur. Serhat gidene söz vermez. ‘Neden?..’ dersen; başına uyduğundan, sonunu bulduğundan. Doğuşun sözü, ölüşün günü bilinir. Dönüşün ne sonu, ne başı vardır. ‘Göz, görenin.’ derseniz, görmeyene sorarsınız. Görgüsü ne yoldadır, ayağı ne yöndedir? Yeniyi eski ile ölçen, araya fark koyandır. Ne var ki, eski yeninin başıdır. Candan alırsan, CANAN’dan bilirsen; ‘Yolunda ölürüm.’ deme. Olumsuzluk, olanağın yapısı değildir. Daha önce dedim, bilirsen seversin, seversen sevilirsin. Sevgi beşiktir. Bilmek sevmek beşiğin ayakları. Bilmezsen sevmezsen, beşiği nereye koyarsın? ‘Sorumuz nerde başlar, nerde biter?’ dendi. Miğferi giyenin niyeti ne yoladır? Elbet savaşa. Savaşa gidenin sorusu, savaştıkları kadardır. Barışa gidenin sorusu, yerini bulduğu ana kadar, barışı kurduğu ana kadar. Az değil çok değil; koyunun yürüdüğü, çobanın güttüğü kadardır. Zararı var mı? Elbet yok. Neden? Çünkü verilenden fazlasını aramadığından. Oyuk ağaç gölgesine oturdu isen, senini aldın mı? Boş olanı verdiğini bildin mi? Oyuk gövde ile dahi, yaprağını beslediğini gördün mü? Gazel yerde, söz sende, niyet cümlede olsun. Cümlenin sözü bizde kalsın. Aza söz edilmesin, çoğu verenden sorguya düşülmesin. İnemeyen, dardan çıkamayan; boldan gelmez. ‘Kahır?..’ denirse, soyludan sorulmaz. ‘Soylu kim?..’ dendi. Suyuna yol arayan, ‘Aradım, buldum .’ diyen. Ağız sadece gelene değil, gidene de kapıdır. Beden hem gelene hem gidene yapıdır. Görgüyü açalım, yedekten kaçalım, olumsuz niyet etmeyelim, verimsiz sürü gütmeyelim. ALLAH’ıma emanet olunuz, cümle ile bulunuz, eli elde biliniz, dili bal ile veriniz. ‘Dil nasıl verilir?’ derseniz, sözü bal ile karınız. 

6
Oyundur denmesin, gününe söz söylenmesin. Yorumda hataya düşülmesin. Gerçek olan gelecektir, aydın günü verecektir. Sözü deyişe uymasa da, gönlü ayna misali açılacaktır. Meraka yer yok! Yazılan, yerini bildirecektir. Eski olan değil, yeniye kapı açılacaktır. Seferde olandan söz alınacak, seherden sonra yerine verilecektir. Gurbetten denmesin, yakın yolda çözülecektir. Niyazına varıldı, olumsuzluk olumuna dönüşecektir. Ayağına gelenin, ayyaş değilim diyenin, gayretinde selamet görülür. Meraka yer yok. ALLAH’ım hayır olana izin verir. Hayır olmıyan yazılmaz. Yoldan sorulana dedim. Himmet yerini bulur, hizmet sevabını alır. Her kul sevabı kadar görür. Yerim olgundur denilende, sözde hata yoktur. Giymeyi bilmiyen, sermeyi öğrensin. Dünyayı bilmiyen, sormayı öğrensin. Sorulanı söyledim. ‘Gerçek nedir?’ dendi. Gerçek bilinendir, gün dönümünde açılan, olmuyor denilenin olumu. Güneşin varlığı bilinir. Ne kadar gölgede kalsan da inkar edemezsin, ‘Güneş yok!’ diyemezsin. Öyle oldukta olacağı olmuyor demek, gününden önce konuşmaktır. Sahifeyi çevirdikte, arka kapağı okudukta göreceğin, olmuyor dediğinin oluşudur. Çevreyi dönersen çehreyi görürsün. Gelecek geçmişin defterini kapar. Her gün kuluna yeni sahife açar. Elbet açılan hayırdır. ‘Yeniye mi baksın eskiyi mi tutsun?’ dersin. Yeni yetenek ister, eski tutanak. ‘Hangisi hayır?’ dersin. Tutanak yerinde, yetenek yolu hazırlar. Göz görmeye, dil demeye, el dermeye gereklidir. Yeniyi bilenin; gözünü açması, dileneni geçmesi, elini tutması gerekir. Ayağını yola atanın, yerini hazırladığı görülür. ALLAH’ıma emanet olunuz. ‘Derdin devası?..’ dersin. Suyunu verdiğimiz bilinse, yedekten sorulmaz. Geldim gördüm, sevdim sardım. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun. Her düğümün HAK HİKMETİ’nden nasib alanlar tarafından çözülsün. Niyazın, elde dilde gönülde, derya misali katmer katmer çoğalsın. Güzel, seni bildiği kadar sana da kendini bildirsin. Asmayı yerinde üzümü serende bulursun, gönülden öyle ihya olursun. Olan hayır. Olmıyan yine hayır. Yenilmedik aş senin, senindir denir mi? Bıraktım denmez ki. Yanımda dediğin an elbet yanındayım. Canımda dediğin an elbet canındayım. Gecikti deme, anında yanındayım.

8
‘Olumsuzluktan söz edilmesin, sözde kalıntı aranmasın, YENİ’yi arayan, eskiden şikayet etmesin.’ dedik, daha önce verdik. Eğitilen kul, öğütülen una benzer. Eğitilmedik kul, unun verdiğini elbet vermez, vermediği müddetçe de göremez. ‘Göreyim’ diyen, görüntü ile avunmaya çalışandır. Her hale uyan, HAKK’ın emri ile uyuşandır. Kal denmez, elbet git hiç denmez. Açığına demir atan gemi sahile girmez. Yoğurt mayalanmadan olmaz. ‘Ereyim’ diyen yolu bilmez. Vurgun rasgele olmaz. ‘Göğün bittiği yer neresi?’ dersen cevap gelmez. Cevabı olmayan soruyu sorma. Şekerin yok ise helva karma. Daha önce dedim, cevabı olmayan soruyu sorma. Asmayı dikenden sorar mısın, ‘Niye diktin?’ diye. Gemiyi olumsuz diyemeyiz, varolandır. Yolcuyu yersiz diyemeyiz, giyinendir. Gücünü dilediğince söylersen gayretindendir. Günün olumunda, gönlün dolumunda huzuru bozma. Diktiğin çiçeğin kökünü kazma. Dumansız kalasın, gönlünü feraha salasın, olandan olmayandan kaygu almayasın. (?) Sorguya verdiğin her sorun. ALLAH’ım cümleden razı olsun. Gerçeği her kul kendi gördüğünce alır, doğru olan odur dedim, daha önce verdim. Anbar dolsa, kulu gülse, yolu bilse. Gelenin gidenin sevabı birdir,  her kulu sevgisinde hürdür.

24
Neye denir, nereden aranır? Kimden sorulur, nasıl yorulur? Nasıl denirse densin, netice HAKK’a bilinsin. Her olay olumludur, netice dolumludur. Beden yok olsa bile, ÖZ’ümüz kalımlıdır. Ben var isem sendendir, senin görünmeyen ÖZ’ündendir, bilinen sözündendir. Kal desem kalır mısın? Gel desem döner misin? Cümlenize selam olsun. Her gelen alsın, huzuru bilsin. Bulsun demedim. Huzur bilmektir, huzur ölmektir, bedeni silmektir. ‘Kalandan mısın?’ diye sorana de ki: ‘Bulandan olayım, görmezsem duyayım.’ Niyazın olumuna, gönüller dolusu niyaz ile katıldık. Müsterih olunsun. Kumuna su katılsın. Konu; ayna misali olacak, aynada dilenen görülecek. Kayıtta olan görülür elbet. Koşuyu elbet en hızlı koşan kazanır. Ne var ki, yolda takılandan olmazsa. Suyun aktığı yerde söze söz katılmaz elbet. Hiç bir söz yabana atılmaz. Ney ile üfleyen, mey ile derdini siler mi? ‘Dert?’ derse elbet. Ne var ki, ney ile meyi bilen, hiç bir olayı dert demez. ‘Kemal; kemale ermiş, benliğini silmiş.’ denir. ÖZ’ünün kendini ayna misali vurmasıdır, gönlünün kainata yansımasıdır. Sade, kemale ermiş kulunun erginliği gözle görülür, ölçüsü bedeninden bilinir. Cümlenize selam olsun. ALLAH’ıma emanet olunuz. Umduğunuzu yanınızda bulunuz.

27
‘HAK’ dedik geldik, yumuşak yoldan verdik, gönlünüze çiçekler serdik. Olumsuzluk gayretten gelmez, olandan kul sorumlu sayılmaz.
Asmayı budamadan meyvesini alamazsın. ‘Yerimi bilirim.’ dersen, kendini uzak göster. Ararsan; kendin değil aracıyı gönder, senin uzak olduğunu desin. ‘Alımlı değilim, satımımdan sözüm yok. Dilediğine desin, dediği yerde kalsın.’ de, sözü bıçak misali kes. Yerden kesilmez, sudan kaçılmaz. Söz gümüş ile ödenmez. (gümüş: para) Diyeceğin sözden kimse alınmaz. Meraka düşme. ALLAH’ıma emanet olunuz. Sordunuz, yardımcınızı biliniz. SOMUNCU ile lokmayı paylaşınız. Nimet niyazında şükrünü sonsuz yapasın. Her açık kapıya bakasın. ‘Benim yardımcım?..’ diyene sözüm, gönlündedir ÖZ’üm. (v.’ın ulusu MEVLÂNA.) EYVALLAH. Andığı an yanına gelişim, dilediği an buluşumdur. 

21 mart
Yedekten bilmedik, çirkinden asla söz etmedik. Her hali güzel gördük, her yolu uyar bildik. ‘Her kulu duyar.’ dedik. Cümlenizi selamladık. Hoşnutuz, hoşnutluğunuz kadar. Gerçeği bulanın yönünü öğrensen, gereğine uyar mısın? Yoğurt elbet süt varsa olur. Muayyen günün vakti, yeni’de verilir. ‘Eskiyi nerden arayalım?’ dersen, geç derim. Altın yolda toz ne arar, gümüş tende göz ne gezer? Gölde buluttan söz almasın, kimse kimseden bilmesin. Vurgun kırgını yol eder, yağan yağmur çukuru göl eder. Çok geleni sel eder. Göl de olsa sel de gelse, güneş gene cümleye güler. Varsın toplanan gelsin, geldiği gibi bulsun. Elini dize vursun, eğilsin toprağı öpsün. Veren sevilir, verdiği kadar. Yağmur sevilir, gördüğü kadar. ‘Ne demek?’ dendi. Çiçeği aldıkça toprağı seversin. Çamur gördükçe şikayet edersin. Çamur olmazsa çiçek verir mi, güneş görmezse kar erir mi? Varsın yağsın, çamur olsun. Günü geldikte çiçeği toplansın. Her olayı gününde bekleyelim. Her kulu yolunda yoklayalım. Kayguyu ‘Geçenden...’ diyelim, geceden sabahın sözünü etmeyelim. ‘Olmuyor, yerini bulmuyor.’ denmesin. ‘Mayıs, günün güzeli.’ denir, YUNUS misali seyre dalınır. ‘EYVALLAH.’ diyelim, cümle ile BİR olalım. Kaleyi gönülde kuralım. Kuyu bize değil, biz kuyuya söz edelim. ‘Neden?’ dendi. Sevsen sevmesen, yoluna geleni göreceksin. Verenden ise alacaksın. Dileğim, senin verenden olman. ALLAH’ıma emanet olunuz. Gününde bulunuz, dilenen günü görünüz. 

24
Yerden göğe güzellik yol verir, cümlede kendini gösterir. Selamın verdiğine, sevginin yeri açılır. Gerçeği buldukta, gönüller bir oldukta; cenneti mekan bilir. Cennet nerdedir, cehennem kimdedir? Cennet bilende, cennet uyanda, cennet duyanda. Cehennem, huzur arayandadır. ‘Huzur arayanda cehennem neden?’ demeyin. Aramak bilmemektir, aramak duymamaktır, aramak görmemektir. Bilmeyen, duymayan, görmeyen uyamaz. Uymayan huzuru bilemez. Arar durur, her olayda başını vurur. ‘Gökten yere güzellik gelse.’ diyene de ki: Yeri gökten ayıran ne?  Ayağın yerde, yetmez mi? Geçit vermeyen yol olmaz, kul niyet ederse. Olanı almazsan, olmayanı bulamazsın. ‘Olmayan elbet bulunmaz.’ dersin. Öyle ise, niye her olaya ölçü vurursun. Olanı alman, olmayacağı dilememendir. Halde hali bulan, çölde vali misali olandır. Duyanın bildiği, görenin okuduğuna eşittir. Selamlar sizlerin, selamlar bizlerin, olmuşu görenin, giydiğini dürenin olsun. Gemiyi verdik yola, gecede gördük mola. Olduk olasıya, sevdik ölesiye.

3 nisan
Olumsuzluktan çıktık, çıktığımız anda baktık, günün yorumuna göz attık. (25 Ocak 1975 tarihli sohbet) Dünün sohbeti bu güne bağlanır, kulunun alışına eklenir, cümleden selam beklenir, cümlenizin selamı söylenir.
Eklenen, beklenendir. Beklenen, umut değil elbet. Duvarı silelim, dört köşeyi duvarda aramayalım. Çünkü kainatın duvarı yoktur. Aşamayan bilemez, bilemeyen diyemez. ‘Örtüyü açayım, yedi kapıyı geçeyim.’ dersen, açtığını bilenden misin? Yoklamak açmak değildir. SOMUNCU dünya gününde yedi kapı yokladı, her çiçeği kokladı, somundan buğdayı aradı. Aradı buldu, bildi geldi, dünde cümleye verdi. Yedi kapı, yedi yol; yedi kapı, yedi hal; yedincide dedi ‘Kal.’ Yedide buldu, yedide aldı, yedide bildi. Almayı dilersen, olmaktan geç, hiçliği seç. Serzeniş gerçeği siler. Gerçek olumdur. ‘Nasıl?’ denilir. Her olan gerçektir. Güneşin olduğu gibi. Elle tutamazsın, güneşin verdiğini asla veremezsin. Çiçeğin tohumu gerçektir. Sen onu sadece yetiştirebilirsin. Gine de kendi olanağın ile değil. Toprak ta O’nun, su da. Senin olan gördüğündür, toprağını derdiğindir. Dörtten sorulur, yönden denilir; kulun ölçüsü öyle görülür. Yön denildi. Kainatta yön de yoktur; sadece dönüş vardır. Giymeyi soyunmayı bildik. Geldik, aldık, bildik, döndük; dörde öyle vardık. Gerçek budur. ‘Olmazsam...’ diyene sözüm. Olmazsan niye geldin, geldinse neyi bildin? Geldiğin O'ndan. Ne var ki, bildiğin senin.
Aşamadığın duvarı yıkar mısın? Taşıyamadığın suyu döker misin? Elbet yardımcı ararsın. Aradın ki geldin, ‘Suyumuz ALLAH’ım.’ dedin. Aldın, aldın, aldın. ‘Olmadım.’ dersen, olduğunu bileni gördün mü? ‘YUNUS MEVLÂNA...’ dersen, yargıya düşmüş olursun. Elde kolda, dilde gözde oldukta, gönülden anıldıkta, EYVALLAH denilir. Selamet onda görülür. ALLAH’ıma emanet olunuz, dörtte dördü biliniz.

11
Yenmediğin yenemediğin değildir, yenilmesi gerekmeyendir. Gedik açana sor, geçeyim diye der. Yazıyı almayana sor, seçeyim diye der. Dünyayı aramayana sor, göçeyim diye der. Herkes der, yine de kaderine uyar. Ne geçmekle göçer, ne seçmekle uyar. Attığımız adımda HAKK’ın sözü var. Cümlenize selam olsun, gelen alsın, aldığını dörde bölsün. Görsün ki dörtte bir yetmez, dörtte birde ot bitmez. Seymenin yoluna, girdik koluna, ‘Görüntü var mı?’ der. Ona de ki elbet var, EYVALLAH. (Resim verilir: Sakalı bulunan, uzun saçlı bir Japon yüzü) YUNUS’um der ki: “Gölgeyi sildi, sohbeti bildi, görgüyü aldı.” Yemeden bilen, giymeden ölen, SAMATİ denenin adı. SAMATİ yolunun bileni, gözünü vereni, elinden tutanı. ‘Nerde?’ derse; yumuşak gönülde olsun, nehirde bulsun. ’Dünyada mı?’ derse, daha önce verdik, yılın yedinci yüzünde. (Yedinci yüzyıl.) EYVALLAH. Adanın doğu sonunda. Daha önce verdik, Samanti. Ayet okursan bilir misin? Madem bilmezsin ne okursun? (Japonca yazdırır mısınız?) Yengeç yöresinde, gerçek töresinde, gözün yarasında aranır. Mermer döşeli meydanda, Asmaka denilir, sahilden dönülür.  Gerçeği gittiği yerde görür. Adını versek mi bilir. Üzerinde oturduğu ada. Günün güzelini meraka verene de ki: Aşacağız, koşacağız, güleceğiz elbet. ‘Dünün sorgusu mu?’ dendi? EYVALLAH. Görüş değil, dediğim biliştir. Otuz yönde aradığını, bir yöne bağlasın de. Otuz yumak düşünmüş, yola öyle düşülmüş. Her ucunu bir alsın, yumuşak yolu bildiğince yürüsün. ALLAH’ıma emanet olunuz, günde olana uyunuz.

18
Kapıya gelenin sözüne ne denir? EYVALLAH. Komutan sözünü erata verir, erat verileni gösterir. Varlığı silemezsin, çokluğu bölemezsin, yazılandan önce ölemezsin. Gelenin niyetine verelim, soranın sorgusunda duralım. (Öbür aleme intikal etmiş ve yaşamlarını orada sürdürmekte olan bedensiz varlıklar, acaba dünyada bıraktıkları sevdikleri ve yakınlarıyla ilgilerini devam ettiriyorlar mı? Yani bizim dünya hayatımızla alakalanıp, gerektiğinde bize yardım ellerini uzatıyorlar mı?) Burada değil miyiz? Sevenin sevdiğini araması dünya halidir. Göçtükte sevgi şumullenir, teklikte kalmaz. Daha önce verdim, çokluğu bölemezsin. (Soru sahibi ikinci sorusunun da cevabını aldığını, üçüncü soruyu sunacağını söyler. Sorulmayan ikinci soru: Bir tebliğinizde aynen ‘RUH’un bedenden irtibatı kesildiği an, etrafı kalabalık olur. Nasıl ki bir gemi limana yanaştığı zaman meraklı çok olur.’  diye buyurmuştunuz. Acaba göçümüzden sonra bir an için etrafımızı kuşatan bu kalabalık arasında, bizden önce öte aleme intikal etmiş sevdiklerimiz de bulunacaklar mı? Yani daha açık bir deyimle, bu dünyada aralarında sevgi ve gönül bağlantısı kurulmuş ruhlar için, öte alemde buluşma mukadder midir? Üçüncü soru: İrşat celseleri sırasında, yüce varlığınızın dışında bizlerle lütfen temasa geçen bedensiz varlıklar, hep İslâmiyet’in tanınmış kişilerinin ruhları oluyor. Öte alemde bir inanç birliği veya ayrılığı söz konusu olamayacağına ve ALLAH’ımın O’na dönük her kulu sevgili olduğuna göre, neden diğer bir din mensubunun veya kitabi dinler öncesinde, dünyamızdan gelip geçmiş kâmil kişilerin ruhaniyetleriyle temasa geçemiyoruz.) OMAR der ki: “Gönülsüzlük zenginliğe, gönüllülük enginliğe götürür.” Her meyva erdikte yenilir. Ermeyene turfanda denilirse de, tadı ancak erdiktedir. Sözü edilen, kainatta erdiği bilinen, adları duyulmamış olsa dahi, vergisinden eksilmeyen ULULAR’ın, geçende vereni ile güne geleni yargısız söz alır. ‘Ne demek?’ dendi. Günün yöntemi, gelenin vergisine dolaylıdır. Asla yargıya yer vermez. Hummalı gününde gelen, huzur verendir. Savaş gününde gelen, kuvvetine dayanandır. Gelen, günün yöntemine uyandır. Çünkü BİLEN, YAZAN’dır. (Dördüncü soru: Büyü nedir? Büyü bir güç müdür? Eğer büyü bir gerçekse, gücünü nerden almaktadır ve bu güç hayra yönelik midir?)  Oymayı oyan mı, duvarı ören mi değerini buldurur. ALİ der ki: “Dengeyi bozan, ADI’na yazan değildir.” Dengeyi bozan, niyetini yargı ile süzendir. Yargıya düşmezsen, olandan ne kulu ne yolu sorumlu tutmazsın. Sorunun cevabı daha önce verildi. ‘Vakit gelmeden ölmezsin.’ denildi. Dördün cevabını dört ile verdik, dört satırda dürdük. Koyun ile kuzuda, ne aradık kazıda, ‘Sorgu...’ dedik durduk yazıda. Bellekte olmazsa, küllükte ara. Küllükte bulmazsan, yolunu tara. Kuşun uçumunda rüzgarın esimini bulamazsın. ‘Yerine varsın, yumuşak olsun.’ denilir. Cümlede gönüller, kuş uçumuna misal alınır. Elbet. Yel gibi esme, yıkarsın. Sel gibi akma takarsın, gidenin arkasından bakarsın 

19
Kuşaktan yerini alan, alandan kendini soran, zahirden yolu bilen, batın ile gönlüne hakikat aynası tutan; gelenden mi, kalandan mı olur? Aşmazsak köprüyü, VEREN’den bilmeyiz. Gerçeğin olumunda kendini gör. Açmayı dilediğin her kapıda PİR’ini sor. ‘Nerden geldim, nasıl aldım, nerde buldum?’ de. (Kim için?) Oymayı bilene, nay ile gelene. (Neyzen s.)  Sorumsuz olana sorarsan, cevabın kuyu misali gelir. Nayı eline aldı isen, gördüğünde kaldı isen; sorgu niye? ALLAH’ım verendendir. Kulu kendini bilendendir. ALLAH’ımı bilmek için, çiçeği böceği görmek gerekmez. Çölde olan, öyle oldukta bilmez. Yer ile gök var ise, kendine bak yeter. ALLAH’ım her yerde. Oyun bizden değil, soyun ÖZ’den değil. Önce giyin, birer daha giyin. Sonunda kendiliğinden soyunduğunu göreceksin. Sözümüz açık. ‘Oyun nedir?’ dendi. Oyun; yolunda olanın, ayağına geldiğidir. Oyun kulun kendini ‘Bildim’ dediği ile oyalandığıdır. ‘Gerçek nedir.’ denilir. ‘Giydiğim nedir?’ dersen, okuduğundur. Ayak götürür, iznini alırsa; gönlün götürür, AŞK’a düşürürse. ‘Sahibim.’ dediğin, ne canındır, ne kanın. Unutma, kainata yazıldı, bozulmaz kanun. Elbet geleceksin, geldikte güleceksin. Çünkü aslını bulacaksın. ‘Bilinen’ denmesin, umulandır. Unutulmasın, gelmeden bilinmez, gelen dönmez. ‘Genişlik nerde?’ denir. Ne eninde ne boyunda. Alanına ölçü bulmaz, tavanına direk vurmaz, dünya ölçüsü yerinde kalmaz. ‘Nasıl olsa, nerden bilse?..’ denir. Alemin varlığı gönül boyutunda kalmaz. ‘Ne demek?’ dendi? Kul gönlüne ölçü vurur, var olanı sevgisi ile alır. Kulun kendince gönül boyutudur. Aslında ölçü dünya halidir. Ne sevabın harabı olur, ne günahın serabı. Sadece dünyada huzura ölçü vurulur. Günah işleyen ile işlemeyen kulun huzuru elbet bir olmaz. ‘Neyin ölçüsünü alalım, kimden soralım?’ denir. KUR’AN’da yazılan kulunun kanunudur. ‘Bilmeyen?..’ denmesin. Komşuna sorsan, bir kelime alsan; olumuna sevap katarsın. Alamadığın sorgunda, olumsuzluk vardır. MESNEVİ, kainat için dardır. Dolu ile boşu yan yana koyarsan, anlarsın. Dolu taşar, boş düşer. Namert olan, merti destek bilmez. Çünkü hakikate uymaz. ‘Açılmayan şişeyi kıralım.’ dersen, açamadığın dökülür, döküldüğü yerde yayılır. Elbet faydalı olmaz, yer şişedekini bilmez. ALLAH’ıma emanet olunuz, kaide yazılandır biliniz. ALLAH’a ısmarladık diyelim, YM. verelim. (Resim verilir: MEVLÂNA) Nerden geldin, nayın aldın, nefes verdin? Katreyi deryadan sordun. EYVALLAH diyelim, adımızı verelim. Söz dilenir, gönül üç yolda hallenir. Yolun birini, al PİR’ini, bil aldığını.

2 mayis
Uyumuna geldik, güzeli bildik, cümlede bulduk. Selam dedik, el ele verdik. El ele, diz yere, göz sere olsun; gelen, alan bilenden sayılsın. ‘Ne demek?’ dendi. Kulun bildiği, giydiğine uymaz. Gördüğü, kayguya vermez. Geçerli olan, konuk gelene yerini verendir. Şeyda, yorumundan uzak kalır. Çünkü dumansız gönül gerekir. Şahit asla yer almaz. Çünkü aşkta ikiden fazla kalmaz. Aslında söz ikidedir. Gönüller bir. Yaprağın büyüğüne değil, çokluğuna bakmak gerekir. Aşılmadık yolun ölçüsü olmaz, kuğuya yol sorulmaz. Çünkü sudan uzak kalmaz. Söz ağızdan geldikte, senden bilinir. ‘Nasibine uy.’ dedikte, HAK’tan beklenir. Çoğu silsin, azda kalsın, derdi bölsün. Bölünen dağılandır, dağılan silinendir. EYVALLAH. Düşünde gördüğün senin, sevgini verdi isen O’nun. Kuyuya vermedik, gününü bölmedik. Gelecek, bulacak, olana uyacak, çevreyi sarandan soracak, aşıdan geçecek. MEVLÂNA’yım! Niyazın olduğu yerde, sergiyi kurduğu yönde, ‘Alamam.’ denmez. Şahit görmedi isen, sayılmaz. Serçeye yer veren, kuluna yön vermez. Geçilmeyen dağın ağacına ip atılmaz. Olumsuzluk, düzenden sorulmaz. Dizenden sor, gönlüne göre çözenden sor. (Resim verilir: GAZELİ) Güzelin yeri, yönü, günü sorulur. Güzel; gördüğündür, sevdiğindir, bildiğindir. ‘Çirkin nedir?’ dersen, sildiğindir. Dal ile ağaç birdedir. Her gelen, YAR’dandır. Her veren GÜL’dendir. Verilen, sahabeden GAZELİ. EYVALLAH diyelim. 

13
‘Güçlüğün verdiği.’ denmesin. Güçlüğün sözü dilde, olumu elde, dolumu gönüldedir. Saniyeyi bilsen, anda alandan sorsan; gerçeğin ötesinde, kolaylık der. Olumsuzluk, asla gölgelemez. Sargıyı, sorguya verme. Kayguyu gönüle alma. ÖZ’ünde olan senin ile, sözünde olan benim ile yanında, yönünde. Sarmaşık, her sardığı yerde, suyun olumunu duvara çeker. Ne var ki, ne duvar zarar görür, ne sarmaşık. Gayretin verdiğinden değil, olana uyduğundan güleceksin. EYVALLAH dedik, yorum verene sunduk. (f.b’e mi?) EYVALLAH. ‘Meyveyi yedik.’ derseniz, çekirdeği nerde? Gönül bulur devasını, yediyse meyvasını. ‘Aşacağım.’ diyenin, ‘Şaşacağım.’ dediği gün, yanında olacağım. Dost nedir? Dostluk nerde başlar. Dost; sınır koymayandır. Dostluk; sınırın bittiği yerde başlar. ‘Sınır nedir?’ dendi. Dostluğun tarifi soruldu. Sınır; verişin alışın ölçüye vurulduğu yerdir. Dostluk; sevginin saygının ölçüsüz olduğu kadar, verginin alasıya olmadığı ölçüdür. ‘Ver, almadan.’ denen odur. ‘Gedik açıldı mı?’ dedik, sorguya verdik. Gedikten maksat, geçittir. Geçitten maksat, sınırı aşma, ölçüden kaçma. Gemiyi deryada gören, ‘İçinde olayım.’ diyen, dostluğu dileyendir. Danışılan ÖZ’dür, oyayı gören göz. Seyrine yol verdiğin, ‘Kadere uyan nedir?’ dediğin; açılan gedikten geçen. Sohbetin olduğu yerde, sınır asla olmaz. ‘Söz kime?’ derseniz, dileyen her kula. ‘Ayağım götürdü mü? Gerçeği buldurdu mu?’ diyene AYİŞA der ki: “Arayan gider, aradığını bulur.” Er yolda, sur kalede, danışılan kalemde. Çoğun olduğu yerde az anılmaz, tokun doyduğu yerde aç sorulmaz. Günün yorumu gelenden bilinir; yolundan sorana ÇELEBİ verir: “Gezesin gelesin, geldiğin yerde kalasın.” EYVALLAH. (EVLİYA ÇELEBİ mi?) Evet. Yoldan soranın (a.a’nın ulusu mu?) EYVALLAH. Umduğunu, olduğun yerde alırsın, aldığın yerde bulursun; göğün her santimine nefesini verirsin; terini toprağına akıtırsın. Çözülmedik düğüm olmaz. MERYEM’in yolundan alan, kalmaz. ‘Kim?’ dendi. Dumanını dağıtana verildi. ‘Gemiye geç kaldım.’ deme. Konuk olmaktan sakınma. Verdiğim kadar benim, aldığın kadar senin. Masanın başında olana dedim. ‘Dört derde daldım, dördünü de sildim.’ diyene yönünü vereyim, gözünü batıya çevireyim, (Masanın hangi başında oturan? t. mi?) Değil. Yanında olanın. EYVALLAH. (g.e’nin ulusu MERYEM.) AYİŞE, karşımızda olanın. (m.b) Gönlündeki dumanı silenin. ‘Oluyor ‘ denende güzellik bulunur. ‘Olmaz’ denende yargıya varılır. Unutulmasın daha önce verdik, ‘Olmaz.’ demeye asla gelmedik. Sohbeti olmaz ile bitirmedik. ‘Nasıl?’ denir. Sohbet olmayan güne yer verilmez. Yumuşak olmayan toprağa tohum serpilmez dedik, yanımızda olana verdik. Cumayı denk dersin, dengi günden sorarsın. Aşılacak duvar, kula korku vermez. EYVALLAH. ‘Aşmadım.’ deme, aşacaksın. Ayrandan güğüm dolusu bulalım, her dileyene sunalım. Kundak sargısı açıldı, gönül sorgusu geçildi, dilediğin yönde seçildi, sorguya verildi. ‘Er kulun hatun ulusu olur mu?’ Olur dedik, MERYEM’i verdik. (Resim verilir: MERYEM ve kundakta İSA) Sahrayı geçtikte, dağları aştıkta; hem düzü, hem sözü bilirsin, yozu görsen de silersin. Vergiyi bildikte AŞKI ile erirsin. Daha önce verdim. Anıldığı gibi. İSA, anası MERYEM dedim. ‘Olmak güç mü?’ diyene sözüm; bilirsen olursun. Ne var ki, kolayı bulmak güç. Aşılacak duvarlar, geçilecek yarlar senindir. Geçecek kulun gönlü serindir. Nasıl geçerim demez, yola çıkar sormaz, zorlu deyip durmaz, gider gider. Elbet giden varır, ALLAH’ım her yönde korur. Sudan gelene sorsan, ‘Boğulan bolluktan mı?’, ‘Damladan boğulanı görmedin mi?’ der. Damla da deryanındır. Biri dolgudan boğar, biri tıkar. Eşikten geçtik. Sudan geldik, su olacağız, suya döneceğiz. Bilenle bilmeyen sözünden arınacağız. Daha önce verdik. Su, ne olursa olsun, nerde kalırsa kalsın, dönüşü bulacaktır, deryaya varacaktır. Şüphe kulun cehennemi, iman cenneti olacaktır. ALLAH’ıma emanet olunuz, cümle şüpheleri siliniz. O’nda gelen hayırdır, uyunuz. 

16
‘Yeniyim diyen ile, eskiden sohbet alan kimdir?’ dersen, gönülden akışa göredir, kainata bakışa göredir. Günün güzeli, yolun özelliğinedir. Niyazın olduğu yerde, yargıya düşülmez, olana şaşılmaz, olacaktan kaçmaya çalışılmaz. Kuyu yolun üstündedir. Gelir geçersin, suyundan kanıncaya kadar içersin. ‘Kuyudan aldığım hata mı?’ dersen, asla. Kuyu, gelip gecene vericidir, ses verene karşı koyucudur. ‘Başında kalayım, çok çok alayım.’ dersen, dağınık kalır. Deryanın verdiğinden ayrıdır. Deryaya dalarsın, kuyuda sadece dolarsın. Niyetin güzelliği, kulun gönül yoluna bağlıdır. At ile olmazsan, boğayı seç. BAHADIR dediğin yiğidi gönlünde buldun mu? Adını deyip aldın mı? Niyazın olduğu yerde dedik. Niyazı gönülde olana. Dönük olmayan, yazıdan bilmeyen. BAHADIR KORKUT, ALPERENLER’den. EYVALLAH. Ayyaş olmadı AŞK’ını bölmedi, öylece ölmedi. Gönüllü gelenlerden oldu, ‘Resmini verenden.’ dendi.
MEVLÂNA’yım! ‘Kime?..’ dendi, soruldu. Verilen gelecek, EYVALLAH diyecek. Mümin yolunu bulacak, yazılan ile okunanı alacak. Gemiden diledi bulacak. EYVALLAH. ALLAH’ıma emanet olunuz, aldınız biliniz.

23
Yenmedik aştan, dönmedik baştan söz edilmez. Sahrada gölgeden şikayetçi olunmaz. ‘Görmedik.’ denende, görgünün sözüne uyulmaz. Ağaç olduk meyva verdik, meyvayı kulunda gördük. Ağaç elbet meyvayı kendine ayırmaz, özel kuluna kayırmaz. Alana, toplayana, dağıtana açıktır. Güneş, yerini değil yönünü gösterir. ‘Yerini göreyim.’ dese, kulu orada erir. Şerrinden korktuğun her olayda sığındığın ALLAH’ımdır. Demek ki, şer bildiğin senindir. Uğurun sayıldığı her olayda, selamet görülür. Neden? Gönlüne öyle koyduğundan. Gerçek, her gördüğündür. Ölçü unda, ölçü kumda, asla aranmasın kulda. Çünkü her bilinen  O’nda. Olumsuz değiliz. Olduk, günümüzü bulduk. ‘Erelim.’ derseniz, hani ya? Güneşe döndük, gece oldu söndük. (Resim verilir: RABİA HATUN) Geminin direğinde, kulunun yüreğinde, gönlünün verdiğinde ne buldun? Yürüdün, nerde oldun? ‘Çevreyi sarandan mı?’ dendi. Güzelin verdiğinde, RABİA’nın gördüğü, gördüğünce uyduğu bilinir. Kucak dolusu selam ile gelir. “Alalım birlikte, olalım dirlikte, silelim yoklukta, bulalım çoklukta. Değişen, değişenden değil, oluşandan bilelim.” der yürür. YM. ‘Alayım mı?’ diyenin, sohbete uyanındır. Karşınızda olanın.

30
‘Kader.’ deyip uyandan, YAR ile bağ kurandan, derdest olup dürenden; söz edilmez. Kadere saygı duymazsan, YAZDIĞI’na uymazsan; gezer durur, arar sorarsın. Netice elbet değişmez. Uyan, huzura varır. Soran, ararsa bulur elbet. Ne var ki, ‘Güçlük.’ der kadere küfreder. Cuma denir, gün sayılır, cumada sevap aranır. Her gün cumadan bilinse, ömür cumaya bağlanır. ‘Ne demek?’ dendi. Cumanın özelliği nedir, nedendir? Kulunun verdiği değerinden. Her güne aynı değeri verdikte, günleri hayra yordukta; huzuru gönlüne doldurur. Göç ile güçlük yenilmez, geçitte yol paylaşılmaz. Genizden daralanda, güçlüğü aldı, sesi öyle kaldı. Yedek almaz, dilden kalmaz, niyaz yerini söze vermez. Daralan açılır. Yapısından değil. (Kime?) Alan bilir. Gerecek, günün geleninde boğazdan çözülecek. Orada aransın, genizden taransın. Sebep, duruluk. Alçıya elbet gerek yok. Sözün dönüşü olmaz, bilen yanlış vermez. Yersiz değil. Ayaktan geçmez. Güneşten almayan çiçek, rengin uyanını göstermez.
Ayağım yere bastı, ipine çarşaf astı, elinde dolu desti. Gelir; ya alır, ya verir. Ermiş ise verenden, görmüş ise alandandır. Sergiye koyanın malı kıymetlidir. Ölçüsünü kendi verir. Nasip, ölçü ile değil, oluşa göredir. Yanılma yok. Nasip denen, maddeden sorulandır, yetmeze varılandır. Yetmeyen, ALLAH’ımın vergisinden değil, kulunun yargısındandır. Seymenin yolu, niyetine göre midir? Duruluk, yargıdan olmaz. Kulunun nasibine kul ortak gelmez. Her kul kendi nasibini alır, ölçüyü kendi verir. ‘Akan çeşmeden doldurayım, susuz kalmıyayım.’ dersin. Ya testiyi kırarsan? Avuca mı kalırsın? Sıyırdığın dalda tomurcuk nasibini yitirmiş mi olur? Yoksa nasibi olmadığından mı sıyrılır? Gelenden yargıya düşülmesin, VEREN’den şüphe edilmesin. Alan gelir, gelen bulur. Daha önce verilenin, ‘Susmasa.’ denilenin; ‘Gelişe yolu açılır.’ dedik. Genizden aransın. Yerini, verene; dönüşü, görene bağladık. Müsterih olunsun. Kat yerdedir, had serdedir, sebep yoldadır. Güneş ile açılır, gölge hoş geçilir. Yeniye yer açılmazsa, eskiyi ser. ALLAH’ıma emanet olunuz, verileni bulunuz. Niyaz ile açılır dedik.

20 haziran
Güneşten uzak kalınmaz, gölgeden selam alınamaz. Her gelende gönül doludur, çünkü ALLAH’ımın kuludur. Nerden gelirse gelsin, nasıl dilerse alsın, ‘ALLAH’ım SEN’in ileyim’ desin. Yerden bulamayan elden sormayandır. ‘Gerçek görülür’ denirse de, görülmeyen aranır. Aslanın gücü bilinir, kelebeğin süsü görülür. Bilinmeyen, görevinin ne olduğudur. Çalışanın bulduğu, yarışanın vardığı görülür. Devletin devlete ödediği nedir? Olanakları. ‘Denkleştiği nasıl?’ denir. Sanayi ziraate karşı gelir. Gecikmeyen olanak, devletleri birbirine bağlar. Yardım değil. Yardım, karşılıksız olana denir. Ayrıca kader yakınlığı sayanlar da, yerini yeniden eskiye bağlar. Geçmişe dönemezsen, geleceğe güvenemezsin. Gemiyi kendin için yaptı isen, karşına gelene de aynısını yapmayı düşün. VERGİ’yi sorana de ki, oyun değil elbet. Döne döne gelmedik, aranızda olduk, akım ile bulduk. Aynı akımda olan her kul, gelir bulur nereye gitse sözü alır, yalnız olmadığını bilir. ‘Yardımım nerden?’ diyene de ki. Elbet ALLAH’ımın GÖNDERDİĞİnden. Yerden mi, gökten mi? Yerde gökte değil, her an gönlünde. O’na de ki, yanında olana, yerle göğü ayırana: ‘Düğmeyi çevirdikte andığın kimdir?’ Değer olan elinde bulunan değil, yerini bulandır. ‘Genç değil miyim?’ dersen, günde öyle, gelende olacağın nedir? Dünya düğme ile dönmez. Gerçek dönende midir, yoksa DÖNDÜREN mi? Dönen de, DÖNDÜREN de gerçektir. Çünkü DÖNDÜREN gerçekleştirir. Dünya güçte olana değil, gücü paylaşana yardımcıdır. Karşımızda olana de ki, ‘Gedik açalım’ diyene. ‘Nerden?’ der, Batı’dan Doğu’ya. Gözün açtığına, sözün geçtiğine güvenme. Sözün açtığı nedir? Gördüğün, ‘Düzeni bozuk’ dediğin. Bozuk düzende, ne desen olumlu görülür. Düzeni buldukta, söz sabun misali erir. Sözün düzene değil düzeye olsun, her düzende yerini bulsun. Yanında olana de ki: ‘Dengeyi beyninde bulma, kurandandır, yerini sana verendendir. Dört ile dördü böleye çalışırsan ayağına denk düşersin. Olumunu dengeye uydur. Gelecekten alamazsın, sadece verirsin. Yemediğin aşın ölçüsü olmaz. Duman ateş olmazsa görülmez. Derlerse ‘Vermeyen sevilmez’ de ki ‘Sevmeliyim, vereni de vermeyeni de.’ Karşımızda olanın, dönüşten yol soranın: Gemiden almadın, denizden sormadın, balığı nasıl sevdin? Yendiğini düşündüğün. Gerçeğin önüne açıldığı anda, yenen yenilen birdir. Günün yorumundan ayrı kalınmasın, çözülen düğümde yerimiz bilinsin. ‘Çözülen nedir?’ denilir. Günün olayı dedik. Atılan düğümün çözüldüğü bilinir, ULULAR yerini alır. Cümleye selam olsun, yanımızda olan bilsin; yeniden geçilmez, eskiye dönülmez. Yamayı vuralım, açığı örtelim denirse, ‘Açık nerde?’ denmesin. Olumsuzluk yazılmayandır, yazılan hayır olandır. Anlatmayı dilersen, niyeti dörde bölersin. Dörde bölünen niyette, gayretin yeri olmaz. Ona de ki: ‘Nerden aldın, nerden döndün, nasıl oldun, yumuşak gördün?’ Olmayacak elma daldan düşer, olacak elma, ham gelse de ocakta pişer. ‘Geçeni sileyim mi?’ diyene, geçen üstüne kapak örtülendir, kapanan unutulandır. Olmayan senden değil. VEREN’in YOLU’nda ol. Suyunu aldığın ‘LALELİ’ diye bildiğine uymayı dene. Mümin olanın yerini bilenin yolundayız. “Cümlenize selam olsun, MERKEZ’im yolunda bilsin, duvarı kireç ile örtsün.” der. ‘Varolanın yokluğu elbet söylenemez, söylese de dinlenemez’ de ona. ‘Yer ile göğü ayırayım.’ diyenin yanındakine.

20 haziran
Hayretten yol alanın, yolundan taşlar arınır. ‘Nasıl?’ denilir. Hayret, aymanın işaretidir. Cümlenize selam olsun. Gelen gülen, günde güzeli gören; yolumuzda bulsun. ‘Geçitten yürüyeyim’ diyen, yolun darını seçer. Ne var ki, düz yolda gider. ’Oynamam’ diyen, koyun ile kuzuyu güden midir? ‘Dostumu bileyim, postumu sereyim diyen, konaklıyaçak yer bulamaz. Çünkü, asla Dostu göremez. Dost, aranan değil, bilinendir; dost, dostum denilendir, her kul dost görülendir. Görmediysen, hata onda değil, dost görmeyendedir.
Enseyi gerçeğe kaldır, gözünü yıldızlara daldır. Doğa bedene der ki: ‘Ay bende, yıldız bende, sevgim cümlede. Görmeğe değil, doymaya çalışırım, doldukça kainata alışırım.’ Derdi derde bölersen, derdin azalır. Yanılma yok. Madem kul olayda ‘Dert var.’ der, öyleyse derdi derde böler. Kaşıkta gelen, açıkta kalandır, her kul verileni alandır. Kaderin yazdığını bozamazsın, yazıldı ise düremezsin. Aktığı gibi gider. Gün gelir o da sürüsünü güder. Yapıtta açık olmaz, kapıya vardı isen; ‘Yenildim.’ deme, zorda kaldı isen. Aşmayı düşündüğün köprü, geçit diye yapılır. Geçmeğe izin yok ise, köprü yıkılır. Yerden değil, yoldan. Geminin varmadan verdiğinden. Yağan yağmur tozu alır, bilen kulu yazı verir. Sevenden cümle sorulur. ‘Ayağına göz atsın, dilinden söz etsin.’ denir. Açlığa gerek yok, doyasıya alsın. Yağan yağmurdan suyu bilsin, verilen yoldan gitsin. ALLAH’ıma emanet olunuz. Yeniye eskiyi katmasın, ’Eski’ deyip atmasın, ‘Dönük.’ deyip dürmesin. Yol münasip (YM) olacak. Yerimiz dilenen günde aranır, arandığı yerde görülür. Hamal yük taşıyana denir. Kainatta her kul, kendi kendinin hamalıdır. Yol münasip olur, uygun görülen yine yorulur.

10 temmuz
Az yön vermez, çok yönü çevirmez. Genişlik, dostluk ile başlar, açıldıkça geçildikçe yerini bildirir. At üzerinde olan, yerde yürüyene uyamaz. ‘Yardımcı olsa’ denmesin, yardımcı ALLAH’ımdır. Cümlenize selam olsun. Yolunun yönünün ölçüsünü ne sor ne düşün. Sana asla verilemez, ‘Bu yerdesin’ denilemez. ALLAH’ım her kulunu umduğu yerde buldursun, bulduğu yerde oldursun. ‘Yerini bilen yok mu?’ denir, bilen yok uman var. Söz ile saz ile girdik sohbete, göz ile gönülde bulduk, YENİ’ye döndük, NURU idik söndük. ‘Sönüş neden?’ dendi, ömür tükendi. Değişmeyen nedir? Yerini bulan. ‘Almazsam güler miyim, vermezsem solar mıyım?’ denilmesin. Olasılık görgüyü açar. Olasılık açıklıktır. İmkan nedir? Olması gerekli, olumlu demektir. Olasılık, olacağı hazırlamak. Niyetin getirdiği değil, yazılanın niyetine uydurduğudur. Niyazında an, gönlünde bul. Serçe boyunca, fil huyunca bulur. Fil, uysallık. Ne serçe ne fil aç, ne yolu kapalı. Niyaz ile bulursun, isyan ile olursun. Olmuşu unut, olacağa umut; elde olan ele gelen, somut. Delil arama. Somut olan her varlık, somut değerini gösterir. ‘Gerçek olan her varlıktan uzağım’ deme. Gül dahi, yaprağını döktükte sadece dikendir. Gündeki halin odur. Unutma ki, yaprak çiçek günü yakındır. ‘ÜÇ YILDIZ bir olsun, üçü bana PİR olsun’ de niyaza dur. ‘ULU’m elimi tutsun, VELİ’si gönlüm açsın, ANA’sı yolumda dursun, cümle selamete ersin’ de. MİSAFİR çümleyedir. ULU mu? dedin, adını sordun. EYYÜB EL ENSARİ anası EMİNE HATUN. Yama dileyen, eskiyi arayandır. Yama vurayım diye yeni fistanı kesmezsin elbet. Almayı dilediğin ağacı al, ÜÇ YILDIZ niyazında bul. Aşmayı dilediğin köprü açıktır, kayguya yer yok. Soydan değil, açılan kapıdan cümlemiz geçecek. Unutulmasın, her kulu yazılan günde geçecek, korkulan günde değil.

9 ağustos
Olmuyor, yunuyoruz, duyana sunuyoruz, seven ile yanıyoruz. YUNUS’um der ki: “Yanan ile yanıyorsan, sönen ile donar mısın?” ‘Olmuyor ‘ dediğin, olandandır. Olanın olduğu, bilendendir. Bilen ‘Olmuyor.’ demez. İt, hem dalaşa, hem yoldaşa uyar. Saki, hem doluya, hem boşa koyar.
Ay düze geldi de, düze durdu mu? Yol söze girdi de, gideni durdu mu? Yorgan soğuktan korur, urgan yerden ayırır. Değil. Yeniyi yerde koymazsın, eskiyi yerden almazsın. Aydan toprağı sormazsın, topraktan yıldıza yol bulmazsın. Ne var ki, ay toprağı bilir, her halini alır. ‘Sorsan verir mi?’ dersen; her bilenin, bilinenin sırrı, olanda kalır. Bilmek güzeldir, bildirmek özel. Kainat saraydır, tahtına yakışan gelir. Yakışanı ALLAH’ım bilir. ADI’na yazılanı, ADI ile anılanı. (PEYGAMBER EFENDİMİZ mi?) EYVALLAH. Yolunda olanın gideceği yer, O’dur. Anılan aranılan, saraydır. Şahın verdiği, gelenin dilediğidir. Çünkü şah, dileyenin eleğidir. Un olmazsa elek gerekmez, kul olmazsa kainat yeretmez. Var isek, VARLIĞI’ndan. Yar isek, BİRLİĞİ’nden. Göz gözü bilmez, ayna olmazsa; söz söze varmaz, kulak duymazsa; kainat var olmaz, kulun gönlünde ateş yanmazsa. EYVALLAH. Kainat nedir? Bilenin bildiği, bilmeyenin duyduğu, duymayanın gördüğü, görmeyenin sevdiği. Her kulun kainatı görüşü bir değildir. Aradığı da bir değildir. Ne var ki, vardığı nokta birdir. Çünkü her kulun gittiği yer aynıdır. Oyun seyreden. Nasıl ki kimi en önde oturur, kimi en arkada; dünya hali de budur. Biletin erken alan, önden yer bulur. Denir ki ‘Manaya bilet mi alınır?’ Mananın bileti gönüldedir, sanmayın ömürdedir. Nasıl ki ateşin evveli kömürdedir. ALLAH’ım cümleden RAZI olsun. ‘CAN’ diyenlerden, CANAN soranlardan, selamımız ahirete kalmasın.

10
Nimet aranan yerde, kıymet bilinmez. ‘Neden?’ denir. Nimet her verilendir, aranmaz. Ararsa da, verilenden fazlası bulunmaz. Selam ile geldik, söz denileni bildik. Oyun değil suyundur, sanma veren soyundur, sürüye adın veren koyundur. Yenmeyen aşın sözü edilmez, sahilde yol sorulmaz. Yol boyu bilinir, götürdüğü yere gidilir. Açan görür, gören yürür. Soran bilmeyen değildir, yanılmayım diyendir. Gerçeği arayan defterde bulur, ne var ki günü geldikte okur. Her kul ömrünü kaderince dokur. Dokuduğu, okuduğu değil aldığıdır. YUNUS’um dile geldi söylesin, dal ile hali bir bilesin, kuru dalı yaprağı ile göresin. Yaprak dalı süsler, kul hali besler.

13
El el ile, gönlü GÜL ile yolun düzünü bulur. YUNUS’um der ki: “Aldık, olduk, bildik desek, bilgiyi AŞK ile beslesek.” Varışı beklemek değil, eklemektir deriz. Her an, her anı besler. Gelecek, hayali süsler. ‘Görünüş nerde başlar?’ denirse, özlenen yerde. Güzelin bilindiği yerde, görünüş silinir, hakikate uyulur. Sözde değil, özdedir denilen. Söze maledilen, özde görülendir. Bilenin tarifi, bilmeyenin özünü açmaz. Oymayı kolaya veren, çiçeği denize koyana benzer. Ayna yüzünü gösterir, gönlünü yüzün gösterir. Desteyi bir bağladık, bütünlüğe çağırdık. Olsa da, olmasa da, dilden dile vermese de; açılan kapanmaz. Niyetten niyete yol vardır. ‘Yol niyete uymazsa?..’ denmesin, olumunu bilmeyene söz edilmesin. Şarkı diye söyleyen, şarkıyı özürlü bulursa; hata, çözümündedir. YAZAN, gönlüne uyanı verir. ‘Çözeyim.’ diyenin gönlüne uymazsa; hata YAZAN’da değil, çözeyim diyendedir. Kırk ağacı diktiler, kırkına su döktüler, büyüdükçe baktılar. Beklenilen nedir? Netice ne olur? Odun diye yakılır. Dikildi, meyvesi yenildi. Odun oldukta, hata ağaçta mı? Verdi verdi, dalını kökünü derdi. Kül oluş, onu dünyadan aldı. O gün geldikte, orman yandıkta; tümü kül olur. O gün geldikte, tümü kül oldukta; üfürülenden sorulur. Oluş, ölüş; mesnetsiz kalmaz. ‘Kalan yok mu?’ denir. Elbet yok. ‘Yeğdir ağaç olayım, yeter ki kul olduğumu bileyim. Bilmezsem taş olayım, taştan taşa vurayım, kul ayağına savrulayım. Kömür olayım, alevinde kavrulayım. ALLAH’ım geldim, kulluğumu bileyim.’ Niyazımız bu olsun. Görmeyi dileyen, uzakta kalandır. Yakında olan, bilir görür. Oruç ne bedene, ne gidene, ne de VEREN’edir. Oruç, elekten süzülendir. ‘Açık olsun.’ denir. Oruçtan maksat, açlık değil tokluktur. Tokluktan maksat, yokluktur. Aç açı neden düşünür? Tokluğu özlediğinden. Nasıl? Aç yokluğu bilir, tok çokluğu. Onun için, ikisi bir olamaz. Aç olacaksın ki, açı bilesin. Aç kalacaksın ki, açı doyurasın. ‘Varlık yokluğu siler.’ denirse de, hiçliği asla silmez. Konuk gelene; ne sunarsan sun sevinir aç ise, ne sunarsan sun gerinir tok ise. Sohbetini denk getir, vaktini uzak götür ki; aç kalsın, sunduğunu sevsin. Sevindirmek dilersen. Dönük söz, sönük ateşe benzer. Dilediğin kadar yaklaş, ısıtmaz. Gönül sende, gönül bende, AŞK cümlede. Neden ısınmayalım? Gerçek dedik, daha önce verdik. Gerçek görülmez olmayınca, hayra yer bulmayınca. ‘Şer var mı?’ diyene. ‘Var.’ dersiniz ya, dilden dile söylersiniz. Yerin altı karanlık, sır mıdır? Gökyüzü aydınlık, açık mıdır? Olaylarda, yorumdan yoruma geçilir, hayal ile göçülür. Hayalin bittiği yerde, hakikat başlar. Denir ki, ‘Ne güzelmiş, dünyadaki taşlar.’ Yarıldı ise başlar; hayalden sıyırdı, hakikati bildirdi. Görüşten kaçının, varışı diledikçe.  Gedik açılmaz, dört yol kapalıdır geçilmez. Ne derlerse desinler, ‘Okumuz var, yayımız yok.’ demeyin. Yayımız, gönüllerdir. Miğfer giymesek bile, dört yönümüz kaledir. Kalkan almazsak, yargıya düşmezsek; kayguyu sileriz, ‘Yazı, HAK’tandır!’ deriz. Yenilmedi yenilemez, kem ile bakılamaz, ağaca kan dökülemez. Suyumuz aka aka, kuşumuz öte öte, otumuz bite bite; şarkımız söylenir, andımız peylenir. ‘Neden dendi?’ denir, olumun perdesi aralanır. Suyumuzun aktığı yerde toprak yarılmaz, öldü diye asla helvamız karılmaz. Yine mi güneşten söz edilir? Göz alanın, diz vuranın; güneşe yolu görülür. ALLAH’ıma emanet olunuz, HAK diye geldiniz, HAKK’a varınız, göçmeden biliniz.

22
Günümüz aydın, gönlümüz açık, görgümüz sonsuz olsun. Cümlede aldığı kalsın, kaldığı ile gelsin. Yeni gelenden, eski alandan ALLAH’ım RAZI olsun. Saçının her telinde O’nu bilen, kendini görendir. MEYDAN, her yola çıkanın, ‘ALLAH’ım SANA.’ diyenindir. Yol dileyenin, HAK SOFRASI yiyenindir. ‘Bana da mı?’ diyen yanılır. Kainat cümle ile kaimdir. Seni ayırmayanı, sen ayırma. Gel dedi isem, benden mi diye sorulmasın. Gel denen O’ndandır.
‘NURU’ denir, nerden alınır? Perde açılır, oluşum sorulur, varışım aranır, buluşum tartışılır. Neden? Beklenenden. Beklenen ne? ‘Sendenim.’ denmesi mi? Ne senden, ne benden, varlığım cümleden, cümle ile. Suyun aktığı yerde, tartışma bol olur. Ne var ki, ne su eksilir, ne alan kalır. Gelsin, görsün, bilsin. Kim olursa olsun. EYVALLAH! Sarının sarmaşığı, mavinin karmaşığı tartışılır mı? ‘Almazsam?’ denmesin, her kul kendinde bulsun, O’ndan bilsin. Geçemediğin köprü yolun değildir. Gel el ile gül, senin yolundur bil. Günümüz gerçeğe dönüş günüdür. Vazife alan yürür. ‘Yürüyen nerde? Nereye?’ deme. Gayesi hep birdir. Elmayı dörde bölsen, dörtten birini alsan, öbürü haram mıdır? Olumsuzluk biri dörde bölmek, birini alıp üçünü inkar etmek. Olay budur. Cümlenizin yolu MUHAMMED Yolu’dur. EBUBEKİR, OSMAN, ALİ, OMAR. O’nun dörde bölünmüşüdür. Birini alsak, öbürlerini inkar haktan mıdır? HAKK’ın YOLU’ndan mıdır? O’ bizim, biz O’ndan. Gördüğün şahit olduğundur, inkarı olamaz. Duyduğun söze gelendir, geçer; ‘Duymadım.’ dediğin an, siler. Gölge bedene eş midir? Kuşku kula düş müdür? Niyete uymayan, kula taş mıdır? Olacağını bilen; ne taştan, ne düşten, ne gölgeden sakınır. Olumsuzluk, olana yol örtenindir. Asmayı üzüm vermez diye keselim mi? Suyunu bol verdin mi? Toprağını aktardın mı? Verse vermese kaygu değildir. ALLAH’ıma emanet olunuz, dördü birde bulunuz, O’nun ile geliniz, O’na beraber dönünüz.

27
Niyazın yerini niyaz doldurur, kulunu niyeti oldurur. VEREN buldurur, verilen bildirir. Günün yorumunda hiçlik gerçeğe uymaz. Çünkü hiçliğe ermek, her kula görüntü değildir. ‘Nasıl?’ dendi. Kendini biliyorsan, hiçlik sözü edilemez. ‘Alamadığım...’ dediğine yer verme. Alamadığın, yerini bulmayandır. Gölgeden güneşe alamadığın. Olmuşun ele gelmişi, niyazın olsun. Verdiğin, serdiğin her kelime sevabına yazılır; eğer kuluna yön verdiyse. Her kulun dileği, kısa yoldan HAKK’a varmak. Meczub olmak, şehit düşmek, HAKK’ı HAK’ta bilmekten değildir. Aymayı bilemeyeceğe, HAKK’ın RAHMETİ’dir. Dilenen şehitlik odur. Şehit ayrı, şüheda ayrıdır. EYVALLAH. Şehit emre uyup gidene, şüheda HAK ADI’na savaşana denir. ‘Ne ondan, ne bundan, dileğimiz SEN’den ALLAH’ım!’ deyiniz.
Şarkı neden söylenir, saz neden dinlenir? Yürüdük yol diye, aradık hal diye. Söyledik şarkıyı, geçirdik çöl diye. Şarkı eyler, bilen söyler, duyan dinler. Geçen günün dönüşü olur mu? Gemiyi çeviren denizden ayrılır mı? Gemiyi çeviren kim? Güneşi yön edinen. Yemeniyi giyenin, dağ yolunu bulanın gemiyi çevirdiği görülür mü? ‘HAK YOLU’nu deryada alayım.’ diyen. Dağda, bağda, havada, suda bulunur, dördü birde eklenir, cümlesi orada beklenir. YUNUS’um dağ yolundan, MEVLÂNA denizden. Yemeniyi giydiysen, bağcısın. Havadan MELEKLER sorumludur. Hepsinden RESULÜ. Dördün tamamı O’dur. MELEKLER, YARATAN’ın yarattığına hizmette. Ne var ki, layık olana. Her niyet onlarda. Ondan derim, anda düştüğünüz, hal ile hallendiğiniz an, onların yanınızda olduğunu biliniz. MELEK’in kötüsü olmaz. Olay şudur; düşünce kötüye döndüğü an, kulun her yönle irtibatı kesilir. Kötü düşündüğün andaki bunalım odur. Düşünce genişledikçe, kabın genişliği de çoğalır. Ne var ki, kötü düşünülen her olay, zararını gene düşünene verir. Daha önce verdik, irtibat kesilir dedik. Netice, düşünen ile düşünülen hemhal olur. Boş bir odada otursan, havasına mani olsan; kaç gün dayanabilirsin. EYVALLAH. O zaman hava dersin, güneş ararsın. İşte, kötü düşünenin irtibatının kesilmesi, yönünü aramasına hizmettir. Daha önce dedik; KENDİNİ buldurur, aratır oldurur. ‘Bilenle bilmeyen bir olur mu?’ denir. Bilenle bilmeyen bir olsa, MELEKLER hizmete mi gelir? Gaye, o boşluğa girmemek, o boşluğu bilmemek. ADI ile BİR olsak, ADI’nı doksandokuz’da bilsek, birini dile sarsak, olayı O’na bağlasak; neticeyi bilir misiniz? Öyle oldukta, VASFI’na erdikte; silinir, her olay bölünür. Onun için, ADI’nı bütünde anınız. VASFI’na değil ZATI’na dönünüz. EYVALLAH. Vasıf nedir? Doksandokuz’dan biridir. VASFI’na ermek, elbet güzeldir. Ne var ki, niyaz ile değil vazife ile. Gelişten maksat; aşamadığını değil, dünyayı bezetmeyi hiç değil. Sadece dördün bir olduğunu, birde O’nun durduğunu bilmektir. İdrak bedenden nakleder. ‘OL!’ denen, var olandır. Ne var ki, beslenmeyen atmosfer, akım ile doludur. Akım almayan RUH uykuludur. Dünyaya geliş, akım alıştır, uykudan uyanıştır. RUH’un bedenden ayrılışı, akımın ötesine geçişidir. Ne var ki, artık her RUH, akım ile yüklüdür. ( ) Hayır. YÜCE ALLAH’ımın, YÜCELİK VARLIĞI’nın, BİRLİK’te toplanması. ‘Nasıl?..’ dendi. Güneşin ışığı ısısı, var olanı ısıtır. Kainatın ötesinde, ışık ısı gerekli midir? Uyumak bilmemektir. MELEKLER, uyumayan ruhlardır. Onun için kullarına vazifeli gelirler. ‘Nasıl uyanılır?’ denir. Geliş ile dönüş arasında, yumuşak yol çizilir. Bilmek için, uykudan ayılmak gerekir, akım ile yüklenmek gerekir. Kulunun MELEKLER’den üstünlüğü, akıma gerçek diye baktığındandır. Verilen akıma RUH, bedensiz olarak dayanamaz. Onun için, bedeni sildim diyen; AŞKI ile kavrulandır, yandım diye bağırandır. Unutulmasın; sahilde küçük balık, derinde büyük balık gezinir. Kulun dünyaya gelişi, CEMAL-CELAL vasfı ile hemhal oluşudur, onu beden ile alışıdır. Deryada suyun tadını bilebilir misin? Toprak olmadan rahmeti alabilir misin? Gülmekte ferah vardır, bilmekte selâh. Akıl, yön verendir. Mantık, aklın verdiğini eleyen, büyük geleni ufalayan. Güçlük ne elemek, ne ufalamaktır. Güçlük, ne yapacağını bilmemektir. Aklın yaptığını mantık ölçmezse, yanılgıya düşülür. Ölçme yeteneğin yoksa, ölçebilene danış. Mantık, varsayıma vergi değildir. Varsayım, olabilen her şeydir. Olabilen her şey, mantık çerçevesine girmeyebilir. Mantık, dünya halinde gereklidir. Çerçevenin dar veya geniş oluşu, yaşantının özelliğine bağlıdır. Tüzel bağlarda, mantık çerçevenin çok dışına taşar. Öyle oluşta, kaderin seçtiği kişinin vicdanı, topluma yön verir. Tolumun mantığı bir çerçeveye alınırsa, bağımsızlık açıklığa kavuşur. Eğer toplumun mantığı çarpışıyorsa, kader kedere döner. Özde değil, gözde döner. ‘Geldik geçelim, bildik göçelim.’ denen güne ulaşalım.

19 eylül
Gedik açılır, yola düşülür. Yanılmayın, dünya halidir. Kulun gidişi, sadece dönüştedir. Beden ile dilenen yolu bulamazsın. Hale uymadı isen, huzura varamazsın. Çekirdek her halde atılandır, toprağa katılandır. Atılmasa katılmaz, topraktan dileneni vermez. Dünyaya gelişten önceki hal sorulur, RUH’un şekli yorulur. Suda arayın, şeklinde bulun. ‘Uyuyan RUHLAR.’ dedik, suyun bulut halini verdik. Bulut yağmur olur, tane tane dökülür, dünyada hemhal olur, güneşe uydukta, kendini bulur, özüne döner. Hemhal olmazsa, güneşten bulmazsa ne olur dendi. Ne olacak, buz. Ne olursa olsun, gene de güneşten bulsun. Ömürden sorulsa, gününden yorulsa; ne önce, ne sonra. ‘Olumsuzluk her gönülde var mıdır?’ denir. Olumsuzluk; niyetin olmayanıdır, yazılanın değil. Günün gecesi olumsuzluk mudur? Güzel-çirkin, acı-tatlı; doğuşun ötesinde değildir. Gayret; yazılanı ne bozar, ne düzer. At ete bakmaz, it ota ağız sürmez. Ne var ki, et te ot ta cümlenindir. Güneş doğmadan başın eğmezsin, gözün görmeden güzel demezsin. Atmaca dağda gezer, kuzuyu davarda süzer. ‘Göz ele gelir mi?’ dendi. Elbet gelir. Elde olan, gözden bulandır. Sunulan elden mi, gözden mi? Göz dediğimiz, gönül açılandır. (Gönle açılan mı?) EYVALLAH. ‘Doğuştan mı?’ denir. Alıştan, buluştan, seyrine dalıştandır. Ham meyva yenmez. Cennet seven, cehennem sövendir. Sevenin bulduğu, sövenin donduğu bilinir. (Buz hikayesi mi?) EYVALLAH. Genişlik, niyazdandır. Gönül genişliğe niyaz ile kavuşur, cümleyi sevdi ise. Gönülden aldığını gönle ver ki; aldığın yayılsın, her dileyen katılsın.

21
Niymetten niyaz ettik, dumanı sildik, GÜZEL’i bulduk. Yumuşak yol diledik, “Arayalım bulalım, niyet ile olalım, gayretten değil gönülden sevelim.”
VEREN ALLAH, SEREN ALLAH, GÖREN ALLAH, SARAN ALLAH. Yerinin değeri, yerinden değil senden olur, GÜZEL, seni sende BULUR. Güzeli veren ALLAH, yaratan sensin. ‘Kul nasıl yaratır?’ denmesin. Güzele çirkin diyen de kul değil mi? ‘Ayıran kul’ dersen EYVALLAH. Ne var ki, gönülde güzeli görmeyi yaratan sensin. Sen güzele güzel dersen bilendensin. Sen güzele çirkin dersen gine bilendensin. Ne var ki, bilenin bölenisin. Güzelin göründüğü bilinendir, çirkinin göründüğü bölünen. ‘Çirkini gören, bilenden’ dedik, sözümüzün yorumunu verelim. Bilen, dünyayı bilen olur, ahireti bölen. Gayemiz, bölmemek, her olanı güzel görmek. Cümleye selam olsun, olan HAK’tandır bilinsin. Kul olana ne yerinsin, ne ‘Gayretten’ deyip koşunsun, denilene uyulsun. Aydan yıldızdan sormazsın, yıldızdan söz beklemezsin. Ne var ki hepsi söyler, dünyayı süsler.

2 ekim
Ayyaş olsak, ‘Şarap içtik, kendimizden geçtik.’ derdik. Güzel gördük, güzel derdik, güzel verdik. Gönülden gönüle kor olduk aktık. Selam olsun sizlere, geldik baktık ÖZ’lere, açılacak gözlere, dökülecek sözlere. GÜL’den aldık, dilden verdik; sevenin, sevilenin selamını ilettik. Acz bilenindir, bilmeyenin değil. Bilen yanar, bilmeyen döner. Günün sohbeti cümlede, cümle kainatta. Görüşün ötesi senden değildir. ‘Nasıl?..’ dendi. Gördü isen VEREN’den, perdeyi aralayandandır. Kendine ölçü vurma. ‘Canım.’ diyenin, cananı olalım, canda bulalım, yönünü O’na verelim. Gülden sorulur, ‘Bülbüle ses verenden misin?’ Bülbül, ‘Bilenden olun.’ der. Kelebek te arı da bilir. Kimi süs olur, kimi balından alır, bülbül aşkını bağırır. AŞK yanlız söyleyenin değil, dinleyenindir de, düşünenindir de. Geyik geçitte durmaz, onu seven vurmaz, kartal yoluna gelmez; gelse de sana vermez, duman yolunu kesmez, suyunu dökmez; yerini buldu isen, yılan dahi çevirmez. Sözün özü; gönül senin, yol senin; niyete var, yürü. Sözden öze geçildi, sohbete yol açıldı, YUNUS yerini aldı, aldığı yerde kaldı. Cürmüne ortak arayan, kendini suçlayandır. Sen kime ortak oldun ki kendine aradın? Doğuşu O’ndan bildin, ölüşü ‘O’ndan’ dedin; neden oluşta merci aradın? Ağacın gölgesi; ağaçtan mıdır, güneşten mi? Daldan mı, yapraktan mı? ‘Arama.’ denen, sebep değildir. Ara; ne var ki, ‘Neden?’ demeden, yerini bozmadan. Olanı olduğu gibi, soranı böldüğü gibi bilesin. Niyet, ne oldurur ne böldürür. Sadaka verdiğin, senin olmayandır. ‘Verdim.’ diye gerinme! Sadaka aldı isen senindir, ‘Neden?’ diye yerinme. Günah işledi isen, AFFI’na sığın, başkasının sevabına sarınma. Hata işleyenin hatasını yüzüne vurma.  ‘Vuramazsam düzeltmez.’ deme. Her kulun YARATAN’ı BİR’dir. Gören Odur, düzeltecek olan da O. Geyiğin yuvasında, yuvada yavrusunda göreceğin; sana ömür boyu öğreneceğindir. Orada sadece sevgi vardır. Geyik, sevenin sembolüdür, sevilenin de. EYVALLAH. ‘Gecenin özüne nasıl uydu?’ denir. Gecenin özü sevgi ile beslenir, dünya sevgi ile süslenir. Bayram, sevginin tezahürü değil midir? Geyik senden almaz, kendinde olan iledir. ‘Neden geyik anıldı, gecede sözü edildi?’ denir. Gerçek, günü gelende görülür. Selamlar sizlerle, bizlerle hemhal oldu. Cümlenin üzerine RAHMETİ yağdı. Kainat, her olanla anıldı.

3
Yerimizin oluşu, günümüzün doluşuna göredir. Her gelenin yeri bir midir, her soranın yolu aynı mıdır ? Yollar ayrı olsa da, netice birdir. Cümlenize selam olsun, güzel sözde özü bulsun. Unutulmasın; hiç bir kul geçenden sormaz. Her kul geleceği anar, ondan sorar. Geliş, yerine yönüne göredir. Bilenin bilmediği nedir? Soruya verdim. (Sohbet edilir.) Sorumuzun cevabında olayın özü vardır, yolunu arayanın gözü vardır. KİTAB’ında okursan, öğreteni biliyorsun demektir. İşte bilmediğin O’dur. VEREN kimdir? Verilen kim? Aldı isen, VEREN’i bilirsin. Yanılma; ne sende, ne bende. ‘OKU!’ denen nedir? Yazılan mı, görülen mi? Dünya halinin bittiği yerde, ahirete yol açılır. Dünyanın bittiği yerde, PEYGAMBER’in, EVLİYA’nın işi de biter mi? Her kul geldiği gibi kalsa,; yola yön aramazdı, ‘Sohbet.’ deyip sormazdı. İzin ile geldik, sadece O’ndan verdik. Okunduysa; izinsiz yaprak düşmez, kuş kanadını çırpmaz, su kıyıya çarpmaz, kul eğitilmezdi. O’ndan geliriz, O’ndan veririz. Vergimizde, geçenden değil; olanı olduğu an, geleni izin ile veririz. Günün yorumunda elbet hata yok. Geliş elbet her kula değil, veriş her yola değil. Sadece ona. Dumansız olanının alacağı nedir? Kulun dumanını dağıtan kimdir? Daha önce verdik, kulun gelişi akım ile yüklenmesidir. Alış ta aynı yoldandır. Senin gördüğün, sana verdiğini sordu mu. ‘Nereye koydun?’ dedi mi? Sorana dedim, sorguya verdim. Gönüller yolunu arar, sanılmasın veren yorar. Daha önce dedi, YUNUS’um verdi: Al, ol, bil. Almadan olamazsın, olmadan bilemezsin. Yolumuz O’ndan. Gidene O’nu veririz. KUR’AN nedir? Oluşun yazılışı. Her olan orada kayıtlıdır. Öyle ise, verilen O’ndandır. Gayrısı; ne senden, ne benden olamaz. KUR’AN’dan almasan, sana asla veremez. Noktayı bilir misin, çemberi çizer misin? ‘Nokta isem, çemberi nasıl çizerim?’ dersin. İşte KUR’AN odur ki; noktaya çemberi çizdirir, bileni oldurur, bilmeyene buldurur. Niyazın olduğu yerde, niyet silinir. Niyetin olduğu yerde, sanılır ki kader bölünür. Aklın seni sadece olacağa götürür. VEREN’i değil, alanları düşün. VEREN, verdiğini bilir; nerden alıp, nerde bırakacağını görür. Ömür nedir? Hayatın bitişi değil, nefesin tükenişidir. Huysuza huyunu sorsan, ‘Duyandanım.’ der. Yolsuza ‘Yanıldın.’ desen, ‘Görendenim.’ der. Bilse; ne huysuz, ne yolsuz olur. ‘YARATAN öyle yaratmış.’ denir. İşte, akıl odur ki; huyunu bilebilsin, yolunu bilmezse sorabilsin. Huysuz da yolsuz da bulacaktır. Ne var ki, ceviz misali kırılacaktır. Nasıl, ceviz açıldıkta içinden sevilen çıkar. Her kul da sonuna öyle varacaktır. Cevizin elle kırılanı olalım, taşa çarpmayalım. Geldik-verdik, geleceğiz-vereceğiz. Gelişten maksat; elden eli, dilden güzeli vermektir. GÜL’den alırız, GÜL’den biliriz, GÜL’den veririz. Yatanın yattığı yerde değil, AŞK’ının tüttüğü yerde aranır, dilerse yerini verir. Dilenen gibi veririz, cümlede O’nu görürüz. Dilenen dediğim, elbet diletilendir. Daha önce verdim; izin olmadan yaprak düşmez. ‘Yazı düzeni?..’ denir. Onu da verdim. Niyet ile bölünmez. Dilenen, diletilendir; sorulan, sordurulandır. Yeniyi eskiye katmayalım, ‘Yenimiz dar.’ demeyelim. Alacağın yersiz değil, yiyeceğin çöpsüz değil. Danışıldı, alındı: “ Gerçekte hata aramasın.” denildi. ‘Alacağım nedir?’ dersin, hatmiden hal sorarsın. İçenden değil, ezileni sürenden olsun. Çiçeği yaprağı, gövdenin yarısına.

10
Yeniye-eskiye HAK dedik baktık. Her gönülde, aldığınca meyil gördük. Aktığını-baktığını, ölçüye vurandan değiliz. Olanı, kötüye yorandan olmadık. Yazılmayanı asla vermedik, postu dilediğimiz yere sermedik, yazılan yerde bulduk, bulduğumuz yerde olduk. Olana elimiz verdik, tutana EYVALLAH dedik. ‘Ya tutmayana?’ denir. Unutulmasın, yazılan yenir. Serti denersen, danışana uyarsın. Danışılana uysan, doğruya dönersin. Yumuşak olanın yerini, yeni’den aldığı görülür. Her dönemeçte ayrı umut aranır. ‘Yudum yudum alan, sonuca geç varır.’ denirse de; varış geçici değildir. ‘Ne demek?’ dendi. ‘Çabuk varayım.’ diyenin kazancı nedir? “Yol senin, yön benim, son cümlenin.” dedi YUNUS’um söze girdi. “Niyetin olduğu yerde, son geçerli değildir.” Neden? Çünkü yazılan, niyetine uymaz da ondan. Her kul sonda, sudan nasip alır. Ne var ki, niyeti bahçede kalır. Onun için, niyetteki son geçerli değildir. ‘Güttüğüm sürü olsun, varsın beni başına alsın.’ denir. Unutulmasın; sürü, ne olursa olsun, sorumundan mesulsün. Öyle yükü alabilir misin? Sırtına vurabilir misin? Dil ile her kul, alırım der; uymadıkta, ALLAH’a havale eder. Kul odur ki; aldığını, olduğunu ALLAH’ıma havale etsin, ‘Sürünün başına, yükünü alabilen gelsin.’ desin. ‘Sürüyü neden verdin, kulu ile örnek aldın?’ denir. Daha önce verdim. ‘Ne olursa olsun, bana da başlık verilsin.’ diyene dedim. Kökünden uzananın, gövdesine dayananın verdiği ile hemhal olunuz; delice misali etrafını sarınız. Vermeyi değil, almayı kendinize heves ediniz. Vermek dilenirse, verileni yayınız. EYVALLAH. Niyazları aldık, EYVALLAH dedik. Çağrılana yeni vazifeler verdik, vazifeli dördüncüyü gösterdik. Günü gelende açılacak. (Onbir’in dördü mü?) EYVALLAH. Gelişinde denilecek. “YA RESULÜM! VERİLENİ YAYMAK VAZİFENDİR; KOLAYLAMAK BİZDEN.” denildi, RESULÜ’ne öyle verildi. Günde verilen, elden ele yayılandır. Elbet ağacın kökünden alınandır. Yenilmeye değil, denenmeye alışır. Yenilmek, meydan savaşına mahsus değildir. Fikir savaşı da kulun yeteneğine bağlıdır. Yazılan-çizilen, sohbette anılan cümlesine, ALLAH’ım RAHMETİ’ni yağdırsın. Gelen, resmini verenin yerine, cümlenizi nasip kılsın dendi. Kimliği soruldu. Günde değil. RESULÜ’ne hizmette kusursuz kalmış, gönlünü o’na, olduğu gibi yatırmış. Adını diyelim, HAMZA okuyalım. Genç geldi, genç oldu, genç göçtü. Hizmeti, RESULÜ’nün gençliğine aitti. ‘Nasıl?..’ denir. Olmadan uymak, kulun bildiği manada. Olduğu nasıl bilinir? Duyulduğundan, kerameti görüldüğünden. HAMZA’nın uyduğu, RESULÜ’nün duyulmadığından öncedir. Devesine uyar, yüküne el atar. Yardımcısı. Bilinmeyenden. ALLAH’ıma emanet olunuz. ALLAH’a ısmarladık. Zorda kalışta, HAMZA’yı anınız. O’nu idrak edenlerden. Ne var ki, sadece kendi bildiğinden. Görmüş, bilmiş, uymuş; uyumadan beklemiş. 

17
Mümin olanlarla, yolu bulanlarla, cümleyi  bilenlerleyiz. Yolumuz yazılandır, sözümüz verilen. Daha önce verdik, geyik dedik, yolunu söyledik. HACI BAYRAM’dan gelen, selamını ileten, yolun dördüncüsüdür dedik. HAMZA DOST’un yardımında gelişini verdik. Sıyırsın-sıyrılsın, geldiğini bilsin, aldığına uysun, yolumuzun dördüncüsü olduğunu bilsin. ‘Yolum ne yönde?’ denirse, yorumda değil yerinde dile alsın-dile versin, sayıda kalmasın. Denildiği gibi, geyik misali. Dağıttığı, eğittiği sevgi olsun. Çevreyi açacak, geyik misali, yuvada seçecek. Gayreti, aldığı yolda verecek. Daha önce soruldu, ‘Niyet iki alemde geçer mi?’ denedi. Niyet, dünya halidir, kulun beynidir. Beyin yere gittikte, toprak onu örttükte; niyet toprağın altında neye yarar? ‘Kulun toprakta kaldığı, RUH’un yolunu aradığı doğru mudur?’ denir. RUH bedenden ayrıldıkta, hakikati idrak eder. ‘Beyin olmayanda idrak var mı?’ denildi. İdrak, beyinde değil RUH’tadır. Beynin idraki, RUH’un verdiğidir. ‘Beşinci ne zaman gelir?’ dendi. Sabra nerde yer verildi? Yeniyi aldık mı? EYVALLAH diyelim, cümleyi selamlıyalım. ‘Sohbetimizden alamayana yazık mı olur?’ dendi, dumanın verdiği orada görüldü. Gününün vergisine uymayan, aydın günü bilmeyendir. Elbet karanlıkta kalan, aydınlığı arayandır. Yeni’ye geldik, güne sahife açtık. Verdik-gördük, selam ile döndük.

23
Geldik, gördük, cümleye selam dedik. Günümüz aydın, gecemiz mübarek olsun. ‘Yeni vazife senin olacak.’ dedim. Korkma, bıkma. YARDIMCI’n çok. Yalnız ALLAH’ımdan izin ve müsaade bekler. Sabrın ölçüldü, ‘Tamam.’ dendi. Ne var ki, sen gene sabret ve sevgini göster; herkese ve her şeye. Çok söylenecek, fakat sen sus ve sabret, herkesi kendin bil. VARAKA der ki: “ Yazmak değil, uymak gerek. Zaten bugüne kadar hep uydun, ne deseler aldırmadın, ‘ALLAH’a havale.’ dedin. ALLAH’ım da sana hediyeni verdi. Hoşnut ol ki, hoş ve boş kalasın. Sev her şeyi emi. EYVALLAH. Seversen her şeyi, TEKLİK’i bulursun. Yani ALLAH’ımı. Cümleniz uyun ve bulun. Senin yazılan. ALLAH’ıma emanet olun, hoşluk ve boşluk bulun. (Boşluktan maksat nedir acaba?) TEKLİK. ALLAH’a ısmarladık. Bu gecelik yetmez mi, daha ne istersin? Hep seninleyim ya. ALLAH’ıma emanet olasınız, umduğunuzu bulasınız.

24
‘Yedekten gelmez, sevmeden gülmez, her alan kalmaz.’ dedik cümleyi selamladık. ‘Yedekten gelmez.’ dedik. Yedek nedir? Yardım vereyim, el-ele geleyim diyendir. Ne var ki, sadece yolda el-ele gidilir. Gidişte her kul yektir. El elde, mor gözde kalmaz, gül açtıysa solmaz. Olumda hata görülmez, sadece yorumdadır hata. ‘Ya beden hatası nedir?’ denirse, ‘Güzelliğe denktir.’ derim. ‘Olamaz.’ diyene de ki: Bedende hata gören sensin. Gönüldeki âtayı görsene, çiçeği bahçene sersene, güzelliği görene versene. Günün yorumuna el atanın, sorgusu kimdendir? Gerçek duvar misali örülmüş, geçenin gözünden kaçırmış. Ne var ki, YARATAN unutulmuş. Duvarın her yanını görür, öreni görene getirir. Meraka yer yok. Yol münasip dedik, sözü aldık. Görünüş-biliniş, yoruma girişe uysa; bilinenin bilindiği, sona kalmazdı. Her gelen, adını dünyaya bildiren; ancak göçüne kadar tanınır. Göçünden sonra adı ile anılır. Olayımız odur. Perdeyi aralasan, hakikati görsen; yeniyi benden ayırmazdın. ‘Yeni nedir?’ denildi. Gelişimiz-verişimiz-yazıya girişimiz. Yazı, verilendir; ‘Filiz.’ denilendir. YM. Göçünde adı bilinecek, adı ile anılacak. ‘EYVALLAH’ deyiminde, yorumda hataya düşmeyelim. Anlamı doğuştur, RAHMETİ’nden veriştir. Alabiliyorsan, sana bağıştır. ‘Geminin kaptanını.’ dedik. YM. Göçünü verdik. ‘Kim?’ dendi. EYVALLAH. (ş.m) Gedik aşılır. Aşıran kimdir, aşan kim? Aşan, niyet eden; aşıran, yazıyı YAZAN. Yedeği yoktur. Daha önce verdik. Alperenler’den gelen, resmini veren. Günde gelene, ‘Rüya mı?’ diyene elini verir. Bildiği, aldığı odur. Kayguyu sildiği ondan. Sahifeyi dürmeyelim günü gelmeden, neden demeyelim ALLAH’ım vermeden. VEREN O, GÖREN O, ÇÖZEN O. Gelen günü bilsen, kaderine duvar mı öreceksin? Yoksa yolundaki taşı mı ayıklıyacaksın? Bilsen de bilmesen de, o yoldan geçeceksin. Suyun aktığı yerde her yol HAKK’a açıktır. Sel olanı sevmezsin, yel olanı övmezsin. Unutma ki; sel aşırır, yel götürür. Nereye? Her aldığını menziline. Oluşun güzeldir, olduğun gibi; gelişin güzeldir, kaldığı gibi; görüşün güzeldir, uyduğu gibi, cümlede HAKK’ı bulduğu gibi. ‘Yerini bilelim, adını analım.’ denir, YUNUS’umdan sorulur. Gönlünü aç, ordadır; yaprağı seç, ondadır; ADI’nı an, andadır. Her dileyen alsın, YUNUS’um desin. Dünün değil, günün. Olumunu buluşta, kendini bilişteki halidir. EYVALLAH. ‘ALLAH’a ısmarladık.’ diyelim, sözü öylece bağlayalım.

31
‘Huyun en güzeli, her olaya uyandır.’ dedik, daha önce verdik. ‘Uymayanın yeri?’ denir, sohbette sorguya verilir. Uymayan güne bakar, gönülde çerağ yakar. Cümlenize selam olsun. Gelen soran, ‘Yolumuz O’nadır.’ diyen, güzellikte kendini bilenlere, YUNUS misali olaylara gülenlere, ‘Yol münasip.’ diyelim. Dal ince, bükülür; ok olsa, yay ile atılır. Yerini dikildikte gösterir. Görenin görmeyene sözü nedir? Dalın yerinde, yaprağın serinde olsun. İnce suyun akışı, ağır denir çekişi. Attığı yerde, tuttuğu nerde? Bilmece demem elbet. Bilene, kapalı söylemem görene. Suyun akışına uyan, kendini deryaya koyandır. Nesilden sorulur, anılan sarılır, güneşin girişinde aranır. Gönül kapını aç ki, güneşi alabilesin, verdiğini sarabilesin. YM diyelim. ‘Yediğim kadar aldım, sözümde kaldım.’ diyen, ‘Yardımıma gelenin adını bileyim.’ diye sorana vereyim. Yerden almadı, sual sormadı. Geldi buldu, gördü oldu. Verdi veresiye, sevdi ölesiye. MANSUR. (HALLAC-ı MANSUR mu?) EYVALLAH. Gönüller oldu mu? Şaraplar doldu mu? Adını bildin, selamını aldın. ‘Kime?’ dendi. Alan bildi. Soruldu geçende, anıldı göçende. Yerini sorma. Adını anasın, ‘Çok bekledim, aldım, şükür ALLAH’ım.’ diyesin. EYVALLAH. (Resim verilir: MEVLÂNA ve GARİP) YM diyelim, adını adımızda bilelim. MEVLÂNA’yım! Resmimizi verdik, yazımızı veren ile anıldık. YM. Çevreyi ayırmadık. Bir olanı verelim, cümlede anılalım. Akanın duranı olmaz. Kayguya yer yok. Verilen, alınana kapıdır dedik. YM. Dar durakta bekleme, bunalırsın; sorguda yer arama, sınanırsın. Sevdiğin kadar sevilirsin. Sevgi, çekicidir, seveni bulur. ‘Sedasız arayan sahipsiz kalır.’ denmesin. Sahipsiz kalan görülmez. Sahipsiz olsa, kainat örülmez. ‘Ver alayım, dileyene sunayım.’ diyen; yerini bilmeli, çevresini kendinden çok sevmeli. YM. Kalem yazıya, toprak kazıya hazırdır. Yedeğin yeri yok. ‘Suyun aktığı yerde yorulandan değil misin?’ denir. Yorulan, dünyanın sözüdür; gerilen, yazılan yazıdır. Her tutan, çeker. Gönlüne yattığınca, özüne baktığınca. Söz, gerilir-gerilir. Bıraktıkta aynı yere varılır.
                                                                          
20 kasım
Ayna olduk, yüze vurduk. Sohbetin özü odur. ‘Sözü HAK; söyleşilen- dinleşilen, bilinen değil mi?’ denir. Elbet bilinendir. Ne var ki, ayna olmazsa yüzünü görebilir misin? Sohbet te kulun kula aynasıdır. Baktığın gibi görürsün, akan ile gidersin, yakan ile ödersin. Gönül yandıkça döner, dönersin. ‘Dönmekte aradığım ne?’ dersen; kendinden geçersin. Geyik sevdiğince, pervane döndüğünce bulur. ‘Aynayı ele verdik.’ dedik, daha önce söyledik. Yerini bilen mi var, sonu görsün? Ne baş tutulur, ne son bilinir. Bilinmedik olaya, hazır gitmek dilenir. Dumanı bahane eden, günde kendini oyalayan; sondan korku duyar. ‘Alamadım.’ denmesin, KUR’AN’dan verilene uyulsun. İlim, bilmeye değil çözmeye gereklidir. Ne var ki, verilen kadar. ‘Yedi yerde bilindim, yedi sohbette bulundum.’ diyen ‘Onsekizbin Alem’in kaçta kaçını bilmiş olur? Bilmek bilmemektir, yumağını görmemektir. Ayyaş ne sensin, ne de ben. Ayyaş eşikten bakandır, kendinde kendini yakandır. Eşikten geçtikte, sükunet var olur, VARLIK’ta kendini bulur. ‘Ben.’ diyen bağda ayrık otuna benzer, kendini orda kayırır, kulun eli onu bağdan ayırır. Ne garip? YARATAN onu bağda yaratmış, kul eli bildiğince söküp atmış. Atar ya. Dağda neden ayrık olmaz? Çünkü, saracak beden bulmaz. Günümüz gölgenin dışında. Bir dedik, ikiyi aldık, üçü verdik, dördü saydık, beşte günün yorumunu bulduk. Ayırdık eledik, yün dedik doladık. Kapıdan aldık, kapıya verdik. Çevirdik, döndürdük, ‘Gönlünce uydun.’ dedik. Beşinci olduğunu, söz ile ÖZ’e verdik. ÖZ’de-gözde NUR vardır. Güneş olduğu yerde, cümle ona. Olacak, gölge silinecek. Suyun aktığı yerde, sürünün toplaştığı bilinir. Gölge sadece ağaçtan beklenir. ‘Duman olmasın, güneşi örtmesin.’ denir. Sözümüz, odur. Elbet güneş hep aynıdır. Asmayı dikendensin, toprağı sürendensin. Geçitte aradın, meydanı buldun. ‘Niyaz yerini nerde buldu?’ dendi. Daha önce verdik. Toprak, ağaç su. Sürersen, sularsan senindir. Bakmazsan her geçenin. Su, şeker, un. Tek-tek ne verir? Karıştırırsan, helva olur. Sohbet odur. Bende şeker, sende su, öbüründe un, kiminde ateş. Hepsi bir oldukta, el-ele karıldıkta, helva olur, ağıza gelir. Sen ben olalım, olgunlukta bulalım. ‘Sen ben olalım?’ nedir dendi. Ben seni bilirsem, güzelliği görürsem sende; sende kaybolurum, sevgiyle kalbolurum. Gerçek, tümde bulunur. ÖZ, kendini gözde verir, sözde yayar, sevgi ile yayılır. YM. Geçende sorgumuz yorumlara dağılır. Günde bağlantı kuruldu. Demek ki, el-ele helvamız karıldı. ‘Vazifem nedir?’ denilir. Eli-ele, dili-kulağa iletmek. Ne derlerse desinler, diledikte asmayı köklesinler; kayguya yer yok. Kökleyene bağın yol vermez. ‘Söz alanın, sözcü olanın vazifesi.’ denmez. Gidişe kadar. Gidişten sonra YM. Adını alanın, yardımcı olanın, yanında olduğunu bilsin. Niyetinden değil, gümüş yolu silişindendir. Büyük gün anılır, sohbetler açılır. ‘Büyük gün nedir?’ dendi. Doğum ve ölümün son bulduğu gün. ‘Neden son gün?’ denir. Çünkü, damlaların deryaya katıldığı gündür. Cazibe, çekendir, geçitten dönendir. Yaratılan. Söz edilir, artanın çokluğu söylenir. Dünyaya sığar mı? Bir binayı örelim, içine sayısız karınca koyalım; bina alır mı diye, kuşku olur mu? Koyduğun kadar alır, yine de boşluk kalır. Nimetini VEREN bilir, her yarattığını nasibi ile gönderir. Deve yükünü alır, merkep yolunu bilir, kuşlar yolunu verir, güneş vaktini görür. Sen, bilsen bilmesen; YAZANIN HÜKMÜ, kainatta ayan beyan görülür. Uy ki göresin. YM. Yeniyi kutluyalım, beşi elde bilelim. Bir el tam oldu. Miğfer yeniyi vermez, söz eskide kalmaz. ALLAH’ıma emanet olunuz, cümlede bulunuz. Geldik, verdik, selamlıyalım. 

22 
KUR’AN’da TANRI tarafından insana üfürüldüğü söylenen nedir? Göklerin ve yerlerin yüklenmekten kaçındığı, insanın yüklenmeyi kabullendiği nedir? Cüz’i irade bedende olmakla beraber, bedendeki RUH’tan kül’li irade vardır deniyor. Yoksa bedende irade yoktur ve bedenlenen RUH’ta cüz’i irade vardır. RUH’un akım alması tabirini tekrar açıklar mısınız? RUH aldığı akımı bilahare bedene intikal ettiriyor mu? Yoksa ona yansıtıyor mu? ‘Yerimiz neresi?’ dersen, soruyu bilmiş olursun. Sorunun önemi, soruyu bilmededir. Yorum, her kulun olduğu yerdedir. Öyle oldukta, yorumda zorunluk olmaz. ‘Geldik nerdeyiz, bugünleri sevdik kimdeyiz?’ dersen, olduğun günü sormuş olursun. ‘Üflenen nedir?’ dedikte, BEZM-İ EZEL’e dönmüş olursun. O ile, O’ndan olan nedir? O, YARATAN; O’ndan olan, yaratılan. Gelişten maksat, O’nun ile oluştan uzak kalmak değildir. Dendiği gibi, her kul olduğu yerin yorumunu yapar. ‘O’yum!’ dersen, şüpheden uzak kal. “SANA ŞAHDAMARINDAN YAKINIM.” dediği, “SENDEYİM.” denendir. Cüz’i irade odur ki, O’nun; idrakine uzaklığın, neye yakınlığını görebilesin. O her kula aynı yakınlıktadır, yani her kuldadır. Ne var ki, bedenin çözümü, yerini gösterir. Sözüm açık. Daha önce verdik. Dünyaya gelmiş RUHLAR’ın, daha önce uyuyan RUHLAR olduğunu söyledik. Cüz’i irade bedende. Bedende olan, bedenin yolunu verendir. Kül’li iradeyi RUH’a veren nedir? Yanılma yok. Hatasız YAZAR, yudum-yudum süzer, her olacağı bilir. Çünkü, YAZAN’dır. Bedene geldikte, dünyaya girdikte; bahçe misali açılır. Bilinen nedir? RUH’un oluşu değil, nefes hiç değil. Olan, oluşan enerjidir. Öyle bir enerji ki; kaynağı da kendi, verici de. Asla tükenmeyecek, eksilmeyecek. Yumuşak olan her kulda, enerji çokluğu görülür. Neden? Oyun değil, denilen gerçektir. Enerjiyi kendinde idrak eden, neyden ses alana benzer. YM. diyelim, sohbetin yorumunu misal ile verelim. Atların halinden verelim. Uslu atın bakanı çok olur. Neden? Sevildiğinden. Huysuz at enerjisini bedeni ile harcar; olmadık, hizmet vermedik yerde. Uslu atta enerji yok mu? Elbet var. Ne var ki, gerektiği yerde, gerektiği zaman. Kulun da vergisi aynıdır. Ne var ki, kulun cüz’i iradesi onu, eğitim ile, yerinde yolunda kullanması gerekir. Çok coşkun kul, bağıra çağıra AŞK’ını söylemesi ne kadar yersizdir. Raks, onun için hoştur. Enerjiyi O’nun ile hemhal olarak, O’nun ile yeniden dolarak, alırsın verirsin. Çünkü, en iyi bulaşıcıdır. EYVALLAH. EYVALLAH. Sözünü ettiğimiz enerji. Çünkü öyle oldukta, çıplak kaldıkta; asla dayanılmaz. Anda erirsin. O’nun üflediğine dönelim. Ocağa koyduğun tasın içindeki su buharlaşır. Ne var ki, ateşi fazla geldikte nasıl yanarsa, kul da öyledir. O’ndan gelen, O’na dönecek olan, O’dur. Elbet. Ne var ki, dünya hali O’ndan. Denizden bir bardak su aldıkta, denizde olan har vasıf o suda vardır. Ne var ki; asla denizin beslediği, denizin süslediğini bir bardak yapamaz. ‘Yer mi güzel, ser mi?’ dedik, daha önce verdik. Denizden aldığın suyun aynı olduğu verildi. KUVVETİ’ne asla erilmez denildi. Ne var ki, aldığın bardak suya deriz. Tekrar, ne dalga verir, ne ayrı kudret. Aldığında ne varsa o görülür. Ta ki tekrar denize dönüşe kadar. Geçende verdik, ‘Yaprak düşmez.’ dedik. Yok olan anılmaz, var olan inkar edilmez. Verdik. O her kulda var. İdrak edebildiğin kadar, cüz’i iradeni kullanmış olursun. O senin kulluğundur. Elbet RUH O’ndandır. Kendi halinde O’nu bilir. Beden ancak idrak edebildiği zaman ölmeden ölür. EYVALLAH. ‘Yuyulan, yunulan aynı mıdır?’ dersen, yerini bilmiş olursun. ‘Yerim nedir, nerdedir?’ dersen, aynaya sırtını dönmüş olursun. ‘Yuğdum.’ diyen ile ‘Yundum.’ diyenin sözünü tartışırsan, söz yargısına düşmüş olursun. ‘Yuğdum.’ diyen verendir, ‘Yundum.’ diyen alan . Dileyen aldım desin, dileyen verdiğini bilsin; her kul kendine dönsün, O’nu kendinde bulsun. 

5 aralık
Yeniye-eskiye, selam olsun cümleye. Gelişim doğuşadır, yerden göğe dek; görüşüm varışadır, gönülden severek. CAN dedik, CANAN bulduk. CANAN ile buluştuk, geldik katıştık, sizler-bizler birleştik. Selam bizden, aldık sizden. Söz-ÖZ bir oldukta selamet bulunur. Buluş değil, oluştur. 
‘Gedik nedir?’ dendi, geçende soruldu. Gedik; iki alemin kapısı değil, kulun geçiş noktasıdır. Alemden aleme değil elbet. Merhale. Dileyen dilediği yönde sözü aldı, kendince tefsir etti. Daha önce verdik, tefsirinde hata olmaz, sadece görüş ayrı yerdedir. Ağacın her yönü bir midir? Doğudan bakan başka, batıdan bakan başka türlü anlatır. Çünkü o yönden görür. YM. ‘Hep doğuya mı gidelim, oradan mı görelim?..’ derseniz,  Olduğunuz yerden bakın derim. Etrafını dolaşır, her yönden bakarsan, ağacın tümünü anlatırsın elbet. Neden ‘Gez-gör.’ denilir? Güzelliğin tümü bulunur da ondan. Sanat elde yatkındır, edebiyat dilde, AŞK gönülde. ‘Her yönü göreyim, ömrü öyle öreyim.’ dersen, yeniyi kendinde bulmuş olursun. Esende ben, gezende sen varsan; buluşma gerçekleşir. ‘Ne demek?’ dendi. Esen nedir? Esenin görüntüsü, yaprağın oynayışındadır. Gezen nedir? Arayan. Arayan elbet bulur, buluşma öyle gerçekleşir. ‘Yamalı giyeyim, soğan-lokma yiyeyim.’ diyenin dünyayı sildiği sanılmasın. Nasibini bilen, olanı olduğu gibi görendir. Gönülden diliyorsan, dilediğince paylaş. Amir olan, emrine boyun eğene, sözden acı vermez; eline verdiğinde, gözü kalmaz. Almayı yenildi diye saymayın. Genişlik manasında, yemişlik değil. (‘Sıyırsın-sıyrılsın, sayıda kalmasın’ ne demektir?) Soruyu verelim, sıyrılsın deneni söyleyelim. Geçenden sıyrılsın, aldığını yaysın. Sıyırsın denen, bildiğinde ÖZ’e dönsün. Delice misali dedik, daha önce verdik. Aldığı aşı ile vergisi olacak, geçenden sıyrılacak. Sayısı sözde kalır, gelen sayısız bulur. Sadece KUR’AN’a uysun, her aldığını silsin. Gayretin yeri yok. Yerini veren yolunu çizendir. YM. Gönlünü hoş tutsun, huzuru bulsun. ‘Gününden versene, ömründen söylesene.’ denir. Duranın hali dönene uyar mı? Dönen, O’ndan gayrı duyar mı? Ne dünyanın darı, ne kulunun hali uymaya yer verir. ‘Dünya dar mı?’ dendi. Kulunun halinden öyle görüldü. Dünyayı bilirsen dardır, kendine dönersen kârdır. Elbet dünyaya geliş kâr. Sen sen oldun, sen sende O’nu buldun, sen seni O’nda sildin, sen beni O’nda buldun. Demek ki, bilene dünya sonsuz. (Türkiye’deki gençlik olayları ve bunalımları ile ilgili konuşma üzerine.)
Konuşulanın gerçeğe uymadığı bilinir. ‘Konuşulan nedir?’ dendi. Günün konusu, kulun yersiz kaygusu. Olan, yazılandır. YUNUS’um der ki: “Olaylar olmasa, kul kendini bulmazdı.” Denizin dümdüz olduğu bilindiğince öyle kaldığı görüldü mü? Elbet dalga olacak, suyu altüst gelecek, kiri temizlenecek, kuluna hazırlanacak. Ne mutlu kulluğunu bilene, ne mutlu ‘Şükür kuluyum.’ diyene, ne mutlu O’na kulluk edebilene. (Resim verilir: ŞEMS ve MEVLÂNA) Gelişim-verişim, ŞEMS ile karşılaşım. ‘Sevdiğim.’ dedim, sevgiyi onda çözdüm. Her aradığımı buldum sandığım, sevgimin AŞK’a dönüştüğünü yine onda gördüğüm vakıadır. Oluş, gönlüme doluştur. Anılan sadece O’dur. Sevginin kulda başladığı, AŞK’a dönüştüğü bilinendir. Bilinmeyen, zemini ve zamanıdır. Aşacağı yolu bilmeyen kul, sadece yoruma düşer. ‘Bilen kul var mı?’ denir. Elbet yok. Sadece soran ile bekleyen vardır. Sorsan ne alırsın? Sorsan da, sormasan da; sadece beklediğini, olduğu gün görürsün. Cümlenize selam olsun. ‘Yol.’ diyene, ‘ALLAH’ım açsın.’ derim. Gençlik nedir diyene de ki; gençlik çiçek, yaşlılık meyva. Güzel olmayan hangisi? Güzeldir elbet her olan, çünkü bilir ÇİZEN. ALLAH’ıma emanet olunuz, her hali güzel biliniz. Asla ne yaştan ne baştan yakınmayınız. Cumayı bildiğimiz, beraber olduğumuz ne kadar gerçek ise, ‘Buluşmamız.’ dediğiniz de o kadar gerçektir.  

10
YUNUS’um ile geldik, sohbetten hoşnut olduk. Güzellik diyenin görgüsünü, güzellikte bulduk. Selam olsun sizlere. Günün gayrısı yoldur, yolun açtığı haldir. ‘Nedir?’ denilir. Dilenen HAK YOLU’dur. Onu verdik, açıldı gedik. Danışılan alınır, HAK’tan gelen bilinir. Ot kuzuya yolunur, ‘Buğday alayım.’ dersen, toprağın bellenir, taşından elenir. Bağın bahçe olur, güllenir. Gül elde, AŞK gönülde oldukta; her olay kahır ile değil, sabır ile çözülür. Aynayı eline verdik, ‘Gönlün RABİA SULTAN’a uyar.’ dedik. EYVALLAH. Geçit açıldı. Yersiz değil elbet. Gerçeği nerede aradı? YUNUS misali nerede buldu? ‘Bulamam.’ deme. Kement, aranılana atılır. SARI SALTUK adına niyazın olsun, eşinin yardımında bilinsin. Saçının her telinde, yemeni izi görülür; adım-adım, HAK YOLU’na yürünür. YM. Gerçekten, ne olursa olsun kaçınma. Ne derlerse desinler, gocunma. YAZAN BİLİR. EYVALLAH. Bilenin yeri, bilmeyenden sorulmaz. Şeker olmadıkça, helva karılmaz. Dört duvar örülmedikçe, çatısı kurulmaz. ‘ALLAH’ım!’ diyenin yolu taşlıkta kalmaz. Eylemde duman görürsen, niyaza dur. Gönlünce, dilin döndüğünce. Arana perde koyma, gönlüne duman vereni yayma. Suyun aktığı yerden  aldığını bilesin. Testini aldığınca doldurasın. Sahipsiz değil; ne taş ne toprak, ne ağaç ne yaprak. Hele kulu. O’na O’nsuz varılmaz, O’nda O’nsuz kalınmaz. Verdiğin aldığından olsun, gönlüne gül bahçesi kurulsun. Gülün olduğu yer, her dem bahardır. Gönüller dolasıya, güzeller sevesiye bilinir. Kainatın vergisi, kulun sevgisine eşittir. Ayrıntı olmasın. Ne zengin, ne fakir yerinde kalmasın. Serçe dahi camda yerini alsın. Camda kendini görsün. ‘Niyazın ölçüsü, yerine-vergisine göre midir?’ denir. Niyaz, sana huzur verdiği yere kadardır. Kaynak, dilediğin yerde değil, bulduğun yerdedir. Yokuş, çıkışa zor, inişe kolaydır. Ne var ki, çıkışın görüntüsü inişten güzeldir. ‘Dağdan alan, bağdan bulana denk midir?’ derlerse de ki: Dağdan alan yemeni eskitendir, görüp te bilendir; bağdan alan, olana uyandır, emeğini bağına verendir. YM. ‘Güzel olan hangisidir?’ dersen, bulanın ölçüsü olmaz. Yeniyi aldık, elini yönüne bağladık. Döne-döne alacak, gününü sohbete bağlayacak. Eşinin yerini, aldığı yolunu, doğuştan bilsin. Sancak, elde olanın değil ‘Sancağım.’ diyenindir, gölgesine ayak bastırmayanındır. Yeninde, teninde onu bilir. ‘Yönüm SANA olsun ALLAH’ım.’ dedim. Kayguya yer yok. Sunulanı yumuşak yoldan aldım. Sepete atılmayandan oldu sohbetimiz. Her kul dileğince alır. Genişlik yoldadır, hayret kulda. YUNUS’um beşiğinde, dünyanın eşiğinde; dolaşacak-gezecek, bilmeden arayacak. Elbet aradığını bulacak. El mi güzel, yol mu? El-ele verirsen, el de yol da güzel. Serini yerde koyma, (baş) selden kayırsın; serini dala koyma, yelden ayırsın. YM. TELLİ’den yol alır. EYVALLAH. Gönülden ansın, niyazı olsun. YAHYA EFENDİ alır, ‘Yerden geçit.’ diyene, köprü misali verir. Er olsa dert yansa, yolunu gösterir. YUNUS’un verdiğinin misali. BABA denilenin. EYVALLAH. ‘Geyik’ deyip sevenin. EYVALAH. Yerini öyle bulur, sevgisi her yöne dolanır. ‘Resim olsa?’ denildi. Şarkıyı dinleyene söylersin, öyküyü bilmeyene. Yönünü yuvaya çevirir, geçen günü devirir. ‘Hayret.’ diyene de ki: Neden gelene hayret etmedin de, ölene edersin? (Uçak kazasında ölen hostes Aynur için verildi.)

19
MEYDAN yollara açıktır. Her dileyen, yola çıkan oraya varır. EYVALLAH dedik, cümleyi MEYDAN’da bulduk. Duyanın aldığı, duymayandan çok mudur? ‘Duyan kim, duymayan kim?’ denir. Duyan sesi alan diye bilinir. Sesten değil, olaydan alabilen duyandır. Ana konu nedir? Seven duyar, sevmeyen duyana uyarsa, sevmeyi öğrenir. Yanılma yok. Taşa niye oturursun? Yerde kalmıyayım, kumun verdiğinden gözü yormayayım diye. Yeri gelende açılır, zemin verende çözülür. Sözümüz baştan alındıkta, çözümü sonunda bulunur. Yorumu maddeyedir, manaya değil. Dağda kalan oyuk arar, canın korumak için; darda kalan yorum arar, dumanın dağıtmak için. Dağda kalana dayan deyemezsin, darda kalana dolan deyemezsin. Diyeceğin; el-ele verelim, beraber arayalım. Dünya; kulu kula destek bildirir, bağını öyle düğümletir. Aslında vereceği sadece elidir. Destek HAKK’ın YOLU’dur. ‘Yetmezse aldığım, ne derim vardığım gün?’ denir. Yolunun gidişini bilen, yerini aramaz. “Yerim nerede olsa, HAKK’adır gönlüm.” dedi YUNUS’um söze nokta koydu. ‘Yaprağın çoğaldığı nedir?’ denir. Yaprak, nereden gelir, nereye gider? ‘NUR’dan geldik.’ diyene de ki; NUR niyet değildir, yorumu yapılamaz. NUR’un olduğu yerde, bir damla katılamaz. Zerre oluşta, O’ndan gelişte; yeniyi bulduk mu? ‘OL.’ denende, O’na uyduk mu? Öyle oldukta yorum, günü bilinenedir. Bilinmeyenin yorumu elbet olamaz. ‘Yorumda hataya düşülmez.’ dedik, daha önce verdik. Merdiven denildikte düşündüğün, adım-adım çıktığındır. Sohbetimizde söylenen merdiven, NURU’nu bildiğin kadardır. Onun için, her yolcunun alacağı göreceği, kendi ölçüsü kadardır. ‘Nereden başlasam?’ diyenin, ‘Olduğu yerden, yerini gördüğü yerden.’ derim. Gelişin gidişe kattığı; HAKK’ın haktan verdiği, onda karar kıldığı, KENDİNDE OLAN’ı kulunda böldüğü, bilinenden midir? Bende olan sende kalmaz, sende olan öbüründe ermez. Her bölünen, bölendendir, bölündüğü yerde birbirine katandandır. Yani çarpandan, hepsini toplayandan. Tuğman nedir? Denenen, toplayan, topladığından eşit olmayanı ayıran. Genişlik odur ki, ayıran dedikte, mecnun bilinmesin. Erkân; danışılanı gören, düzene koyandır. ‘Mevzu karışık.’ denir, sohbetin yorumu toplanmadan aranır. Söz ile vereyim. Yuvanda düzeni nasıl kurarsın? Bütçeni nereden ararsın? Önce dağıtır, sonra toplamaz mısın? Nereden aldığını bilsen, düzene uysan; dağılana tasa etmez, toplanana gülmezsin. ‘Gönülde billur kase yerinde olsa, şarap ile dolsa, seni sarhoş etse; dolanın nerden geldiğini bilirdin.’ diyene de ki: Bilmediğini bilenden misin? ALLAH’ım gönül kapılarını kendine, pencereleri kulların birbirine açmış. Penceren açıksa, gönlün elbet aydınlıktır. ALLAH’ım görendendir, açık olanı bilendendir. Kulun kendi yapacağı; kapısını, penceresini açacağıdır. Kapayan kendine, açan yine kendine hizmettedir. Aman diyene el vermek, açık pencereden görmektir. Aman diyeni duymak için, onun da penceresinin açık olması gerekir. ALLAH’ım, penceresini açmak için de aman dedirtir. Öyle olanda, aman diyene ses verende, sevgi çokluğu görülür. ALLAH’ıma emanet olunuz. Sevgiyi cümlede bulunuz ki, ömrünüz sevgi ile örülür.