(Dünya yeni bir olay karşısında. Bugün bilim, domuzun genler
sisteminde kediye ait olan genlerin de bulunduğunu ortaya koymuş bulunmaktadır.
Bu buluş ve onun sonuçları hakkında, YÜCE MAKAM'dan bize bazı açıklamalar
yapılabilir mi?) Aynayı dilediniz, gördünüz söylediniz, yoldan açalım diye söz aradınız.
Selam ile geldik, yumuşak yoldan verdik. YM. Yerde olan gökte arar, gökte rahmet yere bakar. Seferde durulur,
sanılmasın karışır. 'Genişlik.' dedik daha önce verdik. Olayın
oluşu değil, olaydan çıkan neticeye rol denir. 'Netice nedir?' dendi.
'Gelişen değil, değişen nedir?' diye soruldu. Evet. Gelişen,
değişene rol verir. Kundak açıldığı gün netice açık alınır.
Alışan gördüğü gibi alsın, duyduğu gibi değil. Ayran yerini yoğurda vermez, yoğurttan olduğu halde. Oluşan
gelişenden değil, değişenden sanılır. Değişen
nedir? VEREN değiştirmediyse, gören nerden yer alır? Olum, aykırı değil.
Oluşum, yayılandan gelir. 'Yayılan nedir?' denir. Çoğalması gereken. Domuz, değişimini
kediye bağlarsa, kedi haline ağlarsa, kul bilimden beklerse, bilimi
ilme eklerse; 'Şahlar.' diye bağıracak, bağırdıkta duyuracak, duyurdukta
hem kendine hem duyurduklarına yerini bulduracak. Sözün bağlantısı elbet güzel. Ayıran doyuran bilir,
arayana buldurur. Sohbeti hoş bulduk, 'Bilenin bilmeyene verdiği.'
dedik. Yayılan geçici değil. Seçilen yerini bildirir. Elbet gelişin
değerini buldurur, çiçekten çiçeğe naklini nasıl gördürür? Ayranı
misal verdik. Naklini sorana de ki, böcekten alanı bilmez misin? Yazan bilmez, çizen çözmez. Öyle oldukta, gelenden şüpheye
düşülmez. Sizlerin var olduğunuzu bildiğiniz kadar, bizler de
varız, var olacağız. Birlikte bulduk, birliğe gidenle beraber olacağız.
'Çevreden mi, çehreden mi gelirsiniz?' dendi. Çevreyi dünyada bıraktık, çehreyi
dileyene sattık. Aldığımız kadar veririz, yedi yönde dünyayı çeviririz. Doyumsuzluk nedir? Yolunu bulma, yenini kendinden
sıyırma. Danışılan dumansızlıktır. Dumansızlık, amansızlıktır. 'Amansızlık
nedir?' dendi. Tevekkül olmak, O'ndan geleni bilmek. Anılanın durağı,
yerini bulduğu gün gerçekleşir. 'Yamaya ne hacet, yenisini alayım.'
diyene de ki: Yenisini alacaksan, eskisini yama da alamayana ver. Genden açılan, yönde saçılan fikirlerdir. Elbet
olumludur. Olumsuzluk YAZILAN'da yoktur. 'Netice?' dendi. Alaşımlar
kaynaşma kaidesine bağlıdır. Yeşeren çiçekte katılaşan
yaprak, alaşıma sırt çevirendir. Katılık dokuyu yayılmadan korur.
Geçirilen günün sayılandan olduğu bilinsin. YM. Ayağımız yoksa, kaynağımız var; dilimiz yoksa,
elimiz var, cümle ile olan gönlümüz var. Yok olan, var olana gelir mi? Bilmediğini
verir mi? Gönüller hoşnut olsun, bağlantı cümle ile kurulsun. 'Nasıl?'
denilmesin. Gerçekten dokuya geçildi; harç olan karışıldı. Ördük,
öreceğiz; cümleyi aynı çatıda göreceğiz. Günümüz; yerini bilenlerin
olacak. Yerini bilenler, bulana uyacak. 'Bulan kim?' dendi. 'ÇÖZ!' diye
veren, elini bağlayan. Güzel günde verdik, sözü beşte bulduk. Beşin üçüne sorduk: Güne kadar,
aldığın ile verdiğin denk midir? 'EYVALLAH' diyelim, sözümüz ÖZ'ümüz
birdir bilelim. Aldık verdik, emanet tumadık. Şükür diyelim. Yolun vergisi, algısı kadardır. Açıklık; günden yarına,
yarından öbür güne görülür. Mutluluk cümleniz ile olsun. Çünkü, verilen; günden
güne bağlantı ile örülür. Günden sonra verilecek, gönlünüzce açılır.
Sağır yerini açıklığa, kör yerini seçikliğe verir. YM. Yorulduğu
gibi. Selamet 'ALLAH'ım SEN'den.' diyendedir. YM.
(19 Aralık 1975 tarihli derste, YAHYA EFENDİ
HARETLERİ'nin: "Keçeyi kuma seren, rahat oturandır. Taşa
serersen, kucağında taşıdığına özenendir. Yanılma yok! Taşa
niye oturursun? 'Yerde kalmayayım, kumun verdiğinden gözü yormayayım.'
diye." Bu kısım anlaşılmadığından, şifahi
olarak YÜCE MAKAM'dan bilgi rica edildi.)
Dağda meyveli, çölde meyvesiz ağaç gösterdi. Kumda yetişen
ağacın meyvesi olmaz, sadece gövdesi olur. Maddeye yöneldikte, dağdaki
taştaki ağacın meyvesini alıyorsunuz. Kumda alırsın, taşta verirsin. Kumda, çevreyi sararsın. Keçeni
serdikte, her gelene uyarsın, alana verirsin, VEREN'den alırsın. Alış veriş
olduğu için, kucağında taşıdığın bir şey olmaz. Toprak: Çokluk, Taş ise: Teklik. Gözü yoran: Bilmiyenin, kainata sorduğu. Bilen sormaz, bilmiyen sarmaz. (Emanet nedir?) Bilmiyene vereceği.
Taşa oturan, emaneti elinde taşıyandır. (Hani madde dendi, hep manadan söylendi?)
Bilen manayı tarar, bilmeyen maddeden arar. Bilmese de maddeden yürüse, gine
neticeyi bulur. (Netice nedir) Herkes nasiblenir.
Herkes kendi yerinde bir daire çizer, olduğu yerde döner döner, genişler.
Maddeden çıkıncaya kadar döner.
Candan CANAN'dan, koştuk her yandan. Söz ile aldık, ÖZ ile bulduk,
cümle ile bir olduk. Aldık alanlarla, süzdük bilenlerle, döndük kalanlarla.
Sevinen alanlardır, bulunan anılanlar. Selam olsun cümleye. 'Alıyor mu?' denilenin sorgusu yersiz. Almaya gelirler, gönüllerle bir
olurlar. 'Selam olsun.' dediler, niyaza hoşnut oldular. 'Kâl.' denilenin
yargısına düşülmez. Gelenden sorulanın sözünü daha önce verdik. Hep bir
olacağız dedik. 'Gölgeyi bilmedim, dileneni buldum.' dedi, selamını
bildirdi. (Aynur mu?) EYVALLAH. Oluğun yeri elbet suya denktir. Yolsuzu aradınsa, yolluyu buldunsa
gösterendendir. Yol bilene sorulur, gösterilmez. 'Gerçeğin dışında
olan kimdir?' denilir. Gelişe ağız büken, dönüşe taşlar
dökendir. 'Çoktan BİR olur mu?' denilir. Cemaat; ALLAH dedikte BİR'dedir,
dünyaya döndükte çoğalır. 'Dert nedir?' denir. Dünyanın dönüşünü beğenmeyendedir. Daha önce verdik, söz ile dedik, özde bağladık. Kar aklıkta lekesiz
iner. Kimi ağacı süsler, kimi akan suda erir, geldiği gibi döner.
Kimi kendini toprakta bulur, toprak ile hemhal olur, çamurla karılır. Kar
kirlendi denilir. Kar kirlendi dendikte; hata toprakta mı, karda mı, yoksa
karanda mı? Ne toprakta, ne karda, ne karanda; karın kaderini dürende. 'Hata
mı?' dendi. Hatasızlık O'nda. Rahmet gelmezse, kar inmezse; toprak ne verir. 'Dengi dengini bulsun, her kula nasip olsun.' denir.
Dengine düşüren kim? Nasibi olduran kim? Kimlik; kulun adında, her soranın
ardında. Gidene gel der, dönene selam eder. Darda kalan döner mi. 'Dost elini ver.'
der mi? Dese darda kalmazdı, cümle ile kendini bölmezdi. 'Aradık bulacağız, gelişte beraber olacağız.'
diyenlere sözüm. Her an sizlerle ÖZ'üm, bakan ile gözüm, tutan ile elim. Elbet HAK'tandır.
HAKK'ı bilene bilmeyene el verene. 'Çözümümüz hatalı mı?' denilenin yeniyi
eskiyi almadığı, söylenilene uymadığı denmesin. YARATAN, gönüllere
aldığınca koyar. Yoğurt sütle, şarap üzümle olur. Sütten yoğurt
ta sütlaç ta yersin. Nasıl pişirirsen onu alırsın. Onun için, 'Yorumda
hata var mı?' demeyelim. Gün gelir yoğurt yapar ayran içeriz, serinler
serinleriz. Kimi gün sıcak süt içeriz, katmadan. Kimi gün sütlaç yaparız tadı
ile yeriz. 'Hangisi daha güzel?' der miyiz? Unutulmasın; bağdan da hem
sirke oluşur, hem pekmez, hem de şarap. Öyle ise, olanı olduğu
gibi, alanı bildiği gibi bilelim, öylesine EYVALLAH diyelim. ALLAH'a
emanet olunuz. ALLAH'a niyaz ile, niyet ile varınız. 'Niyette ne var?' diyene sözüm. Duyanın aldığı, 'O
bende.' dediğidir. O bende diyeni hatalı bulma, 'sen O'ndasın.' deme. 'O,
bende.' diyen, gönlünü dünyaya yayandır; 'Ben O'nda.' diyen, dünyayı topa sayandır.
Sonsuz ne top ile ne toprak ile sayılır, dünya kulu ile bilinir, kul dünya ile
oluşur. Güzellik; oluşuma uymaktır, oluşarak bulmaktır. Yerini
mi bilmedi YUNUS'um? Döndü durdu. Bileydi olduğu yerde mi kalırdı?
Dönüş, her kuluna nasiptir, yerini bilse de. Geliş, er kula nasiptir,
yönünü bulmasa da. 'Yer nedir, yön nedir?' dendi. Geliş perdeleniştir,
yerini bilemezsin. Dönüş, bedenden sıyrılıştır. Ne var ki, vazife
alanın kuluna vereceği yönü, almadıkça bilemez. Daha önce soruldu:
'Gelenler, tüm sırları bilir mi, her olanı görür mü? 'O'ndan oluş,
sırlarını biliş değildir. Ufku geniştir, sırrı değil.
Mertebe denilen odur. Dağda yukarı attığın her adım, sana daha
geniş görüntü verir. Ruhlar hafifledikçe yükselir yükselir. Elbet en
yüksekte olan diğerlerini görür. ALLAH'ımdan aldığı kadar verir amma,
cümle sırlarını değil. Sırlar, sır oldukta alınır. Güneş, her doğuşta
görülür. Ne yıldızlar, ne ay, ne de güneş kendi sırrını bilir. Kul kendini
bildi mi? Yaratılış sırrını buldu mu? Halbuki KİTAB'ı eline verildi;
'Senin sırrın!' denildi. 'Oku bilesin, oku çözesin, oku çizesin.' dendi. (İkra?) EYVALLAH. Hala ne bilindi, ne çözüldü, ne çizildi.
Kıyamete kadar okunur, bilindiği anda çözülür, çözüldüğü anda
çizilir. İşte ona kıyamet denilir. KUR'AN'ın sırrı odur. KUR'AN da
sırdır. Oku, oku, oku. 'Hangi dilde okusam?' denir. Hangi dilde çözersen. Hummalı olmadık, 'Olmayın.' dedik. 'Kader bilinmediyse, olana uyulsun.'
dedik. (Yeni doğan bir kız çocuğu için ad istenir.) 'Adını ne verelim?' diyene söyleyelim.
'Kerrâ' olsun, anamın adı anılsın.
YM, yeniyi sildi isek, eskiye uydu isek; eski aldığımız, yeni verdiğimizdir.
Aşılmayan dağ yoktur, yolu göze aldıkta, 'Rüya değil.' dedikte. 'Niyet, düşünce.' denir, düşündüğüm sende kalır, hakikat
her an yerini bulur. Oluşun nedir? Ne devşirdiğin, ne taşıdığındır.
Yumurtadan civcivin çıkışı oluşumdur, çiçeğin meyvaya dönüşü
oluşumdur Amma, yumurtanın gelişi, çiçeğin açışı oluşum
değil, verişimdir. Oluşum; kainatın her zerresinin kendi ile
gelişidir. Güvenilen tek varlık YEREN'dir, ve verdiğini bilendir. 'Kâl nedir?' dendi, daha önce soruldu. Dönüştüğü an'dır. Doğuşa
uyduk, oluşa dönüştüğü an; kâl'acağımız, ayılacağımız
andır. O anda 'Kâl.' denildikte, ne güzel anda olduğumuzu bilsek. 'Olmuyor.' dediğin her olay olumsuzluğa gider. 'Günüm ne güzel,
yarınım daha güzel olur.' de ki oluma uyasın. Su ile oluk dendi, yorum yoruma dayandı.
Oluk, benden alan nakleden. Günümüz niyet günüdür, yolumuz kıymet yoludur.
Gıybetten uzak kalalım, kendimizi kendimiz bulalım. Ağacın verdiği elbet kulun beklediğidir.
Güzel gördüm, güzeli serdim, güzellikte buldum. 'Dal.' dedim meyvayı sordum, 'Hal.'
dedim kulunu sardım, yürüye yürüye yolu yarıladım. Döndüm baktım, geldiğim
gibi kalmışım, miyyarımı yürümeden almışım. YUNUS kendini bilmez,
kendini halktan bölmez, gelenle kalmaz, çoklukta teke helva karmaz. Çokluk,
halk içinde halkı bilmeyenlerdir. Çokluk, çarkı dönerken öğütüleni
bilmeyenlerdir. Yerim yârimdir, yönüm kârımdır; buldu isem. Yaprak
yaprağa eşit olmaz, eşit olsa çeşit olmaz. 'Alamam.' diyene
de ki: Görürüm O'ndan verdiği kadar, duyarım O'ndan dediği kadar. El
eli tutmazsa, göz göze bakmazsa, YÂR sesi almazsa; kul köle olur, selameti kölelikte
sanır. Dağ dağa yol vermez, neden? Değişmediğinden.
Yerini buldukta, hizmete vardıkta; sen yol olursun, gelene sırtını verirsin. 'Duyan,
gören nedir?' denir. Duyan, yok olanı alan demek değildir. OMAR der ki: "Her aldığını veremezsin,
duymayana." Duvarı aşamayan, duymayı bilmez. Duymaktan maksat;
çiçeğin verdiği, rüzgarın getirdiği değildir. Duymak;
alabilmek yeteneğine sahip olmaktır. Neyi? Kainatta olan, var ila var
olacağı belirten, değişmeyen yorumları iletebilen kulu,
duyabilendir. Duyduğunu alır, bildiğini iletir. Çünkü duyguda şekil
yoktur. Halbuki, iletilebilen, kalıp ile anlatılandır. 'Nasıl?' denildi.
Çiçeği diyelim. Çiçekten duyulan anlatılır mı? Sadece görülen anlatılır,
rengi şekli boyu. Görüntü, yerden sayılır; geyik misali sevgi ile sarılır. Sorunun cevabını verelim. Rüyayı görenin, yerini soranın
sohbeti dağınık olur. Rüya bedenin dışında olur; ruhun yerini
aradığı görülür. 'Her rüya mı?' dendi. Değil elbet. Kulun rüyası, niyetine-niyazına
uyar. 'Nasıl?' denilir. Ermiş kulunun rüyası, ERENLER'in sofrasıdır;
kalmış kulun rüyası, ömrünün sahrasıdır. Günün yorumunu rüyaya bağlayanın,
yumuşak yoldan uzak kaldığı görülür. 'Neden?' dendi. Çünkü yorum,
gören gözün, duyan kulağın marifeti olur, ehil dilden dökülür. 'Olmaz.'
denmesin. Güneşin görüldüğü rüyada, 'Yorum' diyen, dilde günün
hayrını söyler. Ne var ki, her gün hayırdır. Güneşin vergisi, kainatın
sergisidir. Öyle oldukta yorum, özbaşına olmaz. Özbaşı; aynaya bakan
ÖZ'ünü gören, ne var ki çözüme varamayandır. Özbaşı dendikte, kendi
kendine bakıştır. Halbuki güneş cümleye aynı hız, aynı haz ile bakar.
Öyle oldukta, yorum cümle içindir. Yeniye yol alır. 'Güneşin.' dedik, dağdan söz edelim, cümleye
yol açtığını görelim. Genişliğe açıldıkta ruhun yerini
bulduğu görülür, kuluna öyle gösterilir. ÖZ diyelim, rüyayı bağlayalım. Rüya; duyanın
görenin yorumunda hakikat olur, bilmeyenin yorumunda karanlık kalır. Onun için
denir: 'Gördüğün sende kalsın.' 'Şeytani rüya nedir?' denildi. Dendiği gibi,
kulun niyeti diyetine eşittir; gördüğü rüya elbet ona karşıttır.
Ne var ki, daha önce dedik. Kul, kendi bulamayacağı yolda yardımcısı
gelir; niyaz ile ruhuna yardımcı olmaya çalışır. Orada görülen rüya,
rahmanidir.

Geldik niyaz
ile, verdik söz ile, alasınız ÖZ ile. Cümle ile BİR olasınız,
BİRLİK’te bulasınız. Niyaz,
ne oldurur, ne buldurur. Ne var ki, ALLAH’ıma vardırır. ‘Varmaz mıyım?’ deme,
hep berabersiniz. Hoş
görün, hoş olun. Hoş görmek, hoş olmak için sevmek gerek. Hal ile
dil ile sevmek. Sevgi her an anılır, fakat hal ile dil ile olsun. Namaz ve
oruç ile bulunmaz ALLAH’ım. ALLAH’ıma giden yol, gönüldür elbet. Her kulun
gönlünü bilemezsin. ‘Ne ile varır ALLAHıma?’ deme, gönül ile. ALLAH’ıma
emanet olun, HAK ile BİR olun. Soru yok artık. Sabır gerek, sabır.
Güzel, göze bakar; güzel, gönülde ateş yakar. Ağaç olgun meyvayı
döker. Sarı gül, denenmeye; pembe gül, donanmaya; kırmızı, sevilmeye; beyaz övülmeye
denk gelir. Gerçek, kökten bulunur. Sulanırsa dallanır, dallanırsa hallenir,
çiçeklenir, döllenir. Sahipsiz olan var mı? Yardımsız kalan var mı? Al ile
beyaz gülü tuttum, rengine sarıyı kattım. Güzel dedim, gerçeği gördüm,
güzelde günümün huzurunu buldum. MEVLÂNA'yım. Sözü aldım, soruyu gördüm. 'Beş olduk
nedir?' dendi, dörtten gayrısı soruldu. Dört bilinen, beş aranandır.
'Aranan nedir?' dendi. Aramayan var mıdır? Dört dedik, çizgi verdik, dörde
beşi ekledik. 'Elinde mi? deniyor, sözü benden soruyor. Arayan lie aranan
nedir? Olmayan aranmaz, aranmayan bulunmaz. İşte beş odur. Dört,
bilen, beş arayan. Dört her verileni bilir, beş sadece dördü bilir.
Onlara arar, aradığını verir. Ne var ki, verdiğini değil, sadece
onları bilir. Ona da hâzır denir. 'Açalım.' denildi. 'Öğrenelim, bilelim, ilmini senden alalım.'
denildi. Dörtten beşe geçilende, 'Yanılandan mı?' diye düşünüldü.
Dördün yerini elbet beş alamaz. Ne var ki dört, kendi halinde çatıyı
örtemez. (Beş
çatıyı örten midir?) YM. Günün yorumu, gemiye konan yük gibidir. Kimi açılır,
kimi geçilir. Açılan seçilendir, geçilen gecikse de, gittiği limanda
açılır. Kapalı kalan olmaz, ağaç misali yapraksız kalmaz. Günümüz
gelenimiz hayra bilinsin, el ele bulunsun. Dileğiniz, dağınık düzen niyazınızca
yerini bulsun. Salınmayan gelin sevilmez, denenmeyen damat övülmez.
Suçu ne olursa olsun, kul dövülmez. Sevelim salınmasa da, sevelim denenmese de,
af edelim suçu örtülmese de. Günümüzün önemi budur, ömrümüzün dönemi budur.
Kulunu birbirine bildirecek O'dur. O senin, O benim, O cümlenin. Cümle O'nun. Yeni, aldığındır; yeni, yazdığındır; yeni,
geçitli geçitsiz çözdüğündür. Niyazın verdiği, kulun vardığıdır.
Vardırmayana. Niyazda hata senindir. Ödünç niyaz olmaz. Niyaza dururken önce
tamamen boşal. Düşün, 'Sevgim her düşündüğüme yeter mi?
Yoksa araya kin katar mı?' Öyle oldukta, bomboş niyaza durdukta, elbet
niyazın seni dilediğin yere vardırır. Boşluktan maksat sevgisizlik değildir.
İyi kötü düşüncedir. ALLAH'ıma emanet olunuz. Ne olursa olsun, kim gelirse
gelsin seviniz seviniz, hata görmeden seviniz.

Yeni'ye hal sorulsa; 'Yoluma.' der, geçeni olan ile süzer. Ayağını
örtemezsen, örtünü değil halini değiştir. Gelenin sözünde, olayın
gerçeği bilinir; ne aşınır, ne taşınır. Aydan sorulsa, 'Gerçek
var mı?' denilse; gerçeği YARATAN var. Düşenin derdi kendinde, düştüğü
yerde değil. Gölün verdiği gölge, alanın gördüğü ayna. Göle bakarsan verir. Atın
eyerine yük verilir, 'Taşıyan attır.' denilir. Ayağını örtüne denk
koy dediğim odur. Al yemeni elinde, hal denenin dilinde; tatlı söylenir,
tatlı dinlenir. Okuyan her kulda ilim görülür. Ne var ki, her okuyan alim değildir.
Yorum, ağaç misali her mevsimde yeşerir. Eklenen bilgidir,
beklenen görgü, aranan vergi, dilenen sergi. 'Hepsi bende olaydı, kuluna
verileydi.' denir. Sende bende sayılmaz, olmayanda diz dövülmez. Görgü, gözde
olana; vergi, söze gelene. Sen, dilde sargıyı bulasın, gönlün ile kainatı
sarasın. Sardı sarasıya, döndü varasıya, sevdi ölesiye, yolunu cümleye
veresiye. Aklın olduğu, mantığın çizdiği yerde; hata sadece kendine
zarar verir. Çünkü akıl, mantığı doğruya götürür. Doğru, kula
kimseye zarar vermemeyi öğretir. 'Nasıl?' denildi, açık olsun dilendi.
Akıl nedir? Çerçeveyi çizebilen, mantık yoluna çevirebilen. 'Mantık nedir?
dendi. Aklın süzgeci. Genişliği soruldu, misal denildi. Elbet aklın
hududu kul bilgisince çizilmemiştir. Her yöne dönebilen akıl, mantık
çizgisine ulaşamaz. Çünkü yargıda birleşemez. Akılda önde gelen,
olayların yargısıdır, iyi kötü kaygusudur. Aklı tek yönde besleyen, olaylarla
bağlantı kurabilendir, mantığı ile olayları süzebilendir. Öyle
oldukta, verdiği aldığına denktir, kulun kul ile muhabbeti kainata ahenktir.
Sevgi gönülleri besler, sevgi kainatı süsler. 'Aldım alacağımı, bildim
vereceğimi.' denmesin. Alacağın bitmez. Öyle oldukta, vereceğin
yeter mi? Ayağını dedin, yolunu sordun, her soranda ilim
aradın. İlim sonsuzdur, alabilene. 'Ay ile yıldız, gök yüzünde yanlız.'
denmesin. YUNUS'um der ki: 'Ay mı sende, sen mi ayda olursun?' Olanı yakında
görürsün. Gören gözüm ben, söyleyen dil, akan suyum ben, sende huyum ben.
'Nasıl?' denilir. Yol arayan halimi bilir, yerimi sormasa da gönlüme uyar. Öyle
oldukta, 'Benden.' dedikte; 'Benim.' dedim, olmaz mı? 'Gelen bahar.' denilir, gece seher beklenir. Beklemesen
olmaz mı? Baharı bekleyen, geleceğin yazı kışı olduğunu bilmez
mi? Geleceği bile bile, yazı kışı göre göre, gine de bahar beklenir.
'Yerimiz nerde?' diye sorana de ki: Kulun gönlünde. Ver dolasıya. Danışılan
yolu bulur, geçitte sanılmasın yanlız kalır. 'Eşitlik nerde?' diyene,
yaprağı misal ver. Ağaç dolasıya yaprağa bürünür. Hiç eğildiği
görüldü mü? Meyvayı aldıkta, gününü buldukta dalını eyer, gücünü böler. Yol aldık, güne geldik, cümle ile el ele verdik, selameti
elden ele gördük. Bağıntı bölüme gelmez, bölen sevgiyi bilmez, bilmezse
VEREN'e uymaz. Uymayan selameti bulsun, ALLAH'ım bileni buldursun. Sohbet, sofra misali; ne devamlı yenilir, ne yemekten
kaçılır. Öğün gelecek, kulu öğüt olacak. Olumsuzluk, çizenden değil;
bağımsızlık çözenden değil. 'Aldım, aldığım gibi verdim.'
diyorsan, taşsız toprak bulmuşsun, ektiğini biçmişsin
derim. Ayyaş olanın görgüsü, bağdaki üzümün ezgisidir.
Sevmişsen üzümü, bilirsin yazını; bekleme tozunu, arama yozunu. Yeniyi
'Yoz.' diyene de ki: Eskiyi tez bilsen, görgüyü oraya versen; yeni seni siler.
'Eski, bilgim; yeni, görgüm.' de. Ne eskiyi sil, ne yeniyi böl. Bağla,
bul. EYVALLAH diyelim, ayda halini görelim, SAMANYOLU'nu çizelim, görgüyü
kalemde çözelim. Verdik. Dileyen olur, gün gelir anılır.
(Filipin adalarında bıçaksız ameliyat
yapılmakta. Türkiye'de de yapılabilir mi?) Huzuru dilersen, yerinde ararsın; gönlünü, hayır diye tararsın. Hiç bir
olay tesadüfe uygun değildir. Yer değiştirenin sözü sel ile
gitmez, güne yunan kaygı katmaz. Yunan paklanandır. HAK SÖZÜ ile HAK'lanandır.
Gitmeyen gelmez, yazılan bozulmaz. Verdim geçende, uygun haberi bekle. Günün
değeri niyazına uydurandadır. Niyazın edilişi yazıya uyandandır. Daha
önce dedim, ALLAH'ım niyetimizi yazımıza uydursun, niyazımızı öyle bildirsin.
Daha önce verdim. Adadan, adanın büyüğünden gelecek haberi alırsın, uygun
yola koyulursun. Dördü dörtte verdik, dörtte biri gösterik. Şah ile değil, şeh
ile olacak. Almayan, dönüşte 'Güzel.' diyecek. Selamımız veresiniz,
yazıyı öyle gönderesiniz. ALLAH'ım izin verdikte, yerden yeri açarsın. İzin
vermedi ise, nasıl adım açarsın? Eline el alan, gözünü yerden alır, derdini
yelden sıyırır. Yazılan, ne elden, ne dilden; sadece gönülden. Gönül yola
koyuldukta, kul hakikate ayıldıkta; ne ilaç, ne güllaç gerekir. Gönül gönüle bağlar.
Daha önce dedik, halka halkaya eklenir, nerde olsa beklenir; olacağa hata
nasıl yüklenir? Olumsuzluk yok. Oluma yol alır. Gönüller bir oldukta, yolun ne sözü kalır?
Gün doğuşa şafak denir, taze pişmiş ekmek yenir. Her
kul günde kendini koştu sanır. YUNUS olumsuza söz etmez, sözün tatlısına
eskiyi katmaz, yemeyenin yiyeceğine bakmaz. 'Teke helva karmaz.' denende, 'Helvayı
kaşık olsa da ben de karsam.' demez, paylaşmadan edemez. Dördün sözünü ettik, özünü gösterdik. Dağda
dolanan, gönlünde hallenen, NURU ile nurlanan, elini gözden ayırmayan. (Filipinlerdeki, dağda yaşayan
Dörtten biri mi?) Evet.
Göz nurdur, O'nun haliyle hallenen PİR'dir. LOKMAN der ki: "Göz ile el alan, gönlünü
nurlandırandır." Ne var ki, göz yumuşak yolda verir. Göz, kendini
bilmeyeni, eline 'Koz aldım.' diye sevineni; dağdan taştan aşırır,
suyu varsa taşırır. Hem taşırır, hem düşürür. 'Ağızdan söz
aldım.' dersin; ben de sana 'Yazılanı okudum.' derim. El vereceksin. Dört
dedik, dördün duvarını örmeye vazife aldık. Dördün çatısı örüldükte, el eli
bulmuş olur demedik mi? Akıl danışman, mantık delişmen olursa,
dengeyi dörtler kurar. Ağacın dikti isen, suyunu döktü isen meyvesini
bekle. Aklın ermediği yerde, HAKK'ın ELİ olduğunu bil. Gemiyi
dümensiz alamazsın, denize girdikte kıyıda dalamazsın. 'Git derine.' dedik.
Yazılmadı ise, dilesen de boğulamazsın. 'Olumsuzluk yok.' dedik.
'Dilediğin HAK.' dedik. YAZAN, bozmaz. Genişlik duranda değil,
açılandadır. Yeni'yi verdik, 'Eskiyi geç.' dedik. 'Almazsam.' deme. Sen de
denilenin yazıldığı gibi olduğunu bilesin. YM. diyelim, sözü tatlı
ile bağlıyalım. Bal sevene bal verelim, 'Hal' diyene yol gösterelim. Şahin
dağda uçar mı, gölge görse kaçar mı. Hem uçar, hem kaçar. Ne var ki, uçtuğunu
gören kaçtığını bilmez. Kartal, yuvasını ağaca kurmaz. Çünkü ağaç
kartala yer vermez. Neden? Ağaç barındırandır, güvendiren değil.
Gerçeği kim bulur, nerden bilir? Gerçek; olandır, KİTABA YAZILAN'dır.
Yazıldığı gibi okuyan gerçeği bilir. 'Kim bilir?' dersen. 'YAZAN.'
dedik. RESULU yazıldığı gibi okuyan. 'Yazıldığı gibi nasıl okunur,
nasıl bilinir?' dendi. KUR'AN'ı aldı, YAZI'yı bildi, kainatı buldu, kulu ile hemhal
oldu. Dörtten dördü aldık, çatı diye verdik. Duvarını sizler
ile öreriz. (Bu
dört kişi KUR'AN'ın bazı kısımlarını, diğer insanlara nazaran daha mı
açıklayıp anlıyabiliyorlar?) KUR'AN'ı nasıl böleriz? Elbet bilenden, kainatı
bulandan. 'Sayıları çok mu?' dersin, duvarı örenlerin. Dünün günü geçildi,
gelen güne açıldı. 'Dünyanın çatısı kimdir?' denildi. RESULÜ. (Resim verilir) Çatının DÖRT MELEĞİ. Açılan
pencereler, PEYGAMBERLER. 'Kapısı?' diyene de ki: Her dileyenin gönlü. Kapı,
HAKK'ındır, yapısının olduğu gibi. (Türkiyede DÖRT KUTUP'tan biri varmış. Yardım eder
misiniz?) Dağın
yücesine, koyunun hecesine, ineğin hücresine, sütün katresine nokta
koydukta bulacaksın. 'Nerde aradım, nerde buldum.' diye güleceksin. Yerini
bilmek, bulmak değildir; çağrıldığın an yürümektir. Gülersin,
geçersin; dönüşte gördüğünü bulmazsan şaşarsın. İşte
o aradığındır. ALLAH'ım oyunu arayana verir. Ne var ki, önce dolandırır. Candan cana EYVALLAH. Candan sana EYVALLAH. ALLAH'ıma emanet olunuz. Sözümün alınmadığı, kuldan kula
bölünmediği vaki midir? Gönlün huzurda, vurduğun hazırda ise yol
kulundur. Ağaca danışan söz ile vermez, dalını meyva olmadan eğmez.
Ne var ki, kamışa ne dersen alırsın, aldığın gibi verirsin. 'Uğraşam
mı, bulsam mı?' diyene verdik. Olayları tesadüf demeyin. ALLAH'a ısmarladık. De ki: Yaprak idim dökülmedim, HAK YOLU'ndan açılmadım,
selam ondan benim dilimden, MEVLÂNA CELÂLEDDİN-i RUMİ. Asil ruh aslına döner.
Aslımız BİR'den, ÖZ'ümüz VAROLANDAN. Geldik kaygumuzu gördük, oluşumuza
öykü söyledik. Gelişe demedim. El elden tutarsa, kalemi kağıdı atarsa, her olayı
'Hayır.' diye örterse; namaza giden yobazın sorusunu dahi siler. Alacağım,
böleceğim, cümle ile göreceğim. Güneş misali. Ne zengin, ne
fakir, ne aç, ne sefil. Hangi dinden olsa, yeter ki kulluğunu bilse. Geliş
öyle olmalı, gidiş gelişe uymalı. Çokluk bölünmeğe değil, BİR'liğe
gitmeli. BİR'lir, dirlik ile oluşur; oluşan BİR'liğe
sevgi doluşur. Binayı oluşturan nedir? 'Taş, toprak.' denir.
Elbet. Ne var ki, beton onu pekiştirir. Öğüt, olumsuzluğa elbet
yol vermez, yolun gidişinde kaygu görülmez. 'Olacaksa, evet dense.'
diyenin, olmayacağa inanmadığı görülür. Ayran almayı deneyen,
yoğurdu istemese de düşünür. Aşağı düşenin ayağına
ağrı girerse, elbet neden demez. Düşmeden ağrıyanın sorgusu
olur. Ne var ki, geçenin, 'Olamaz.' dendiğinde, geçeceği düşünülür.
Aykırılık yok. Geçemez denen, geçecektir. Sözüm budur. YM. Gölgeyi bulanlar, 'Oh ne güzel.' diyenler, güneşi
tanıyanlardır. Güneşten yanmasa, gölgenin değerini bilmez. Gelmeyi diledi, söz ile verdi, NEYZEN yürüdü. Kuşku ömrün karanlık günüdür. Silelim, sözümüzü
öyle bağlayalım, ayyaş olanın haline değil, havaline bakalım.
Günümüz olumludur, gönlümüz dolumludur. 'Dünyanın derdi bitmez, günümüz
dertsiz geçmez.' demesin. 'Yerimiz darda değil, gönlümüz korda değil.'
deyin, sevince el açın. Aydın günün eşiğinde, dilenen olayın peşindesiniz. Konu
yerindedir. Kumun elendiği yerde, dilek yazılanadır. Dardayım demeyin,
gelen günün yargısına düşmeyin. Doğuştan hazırdır, dağıtan nazırdır, dizilen nezirdir. Yazı
düzeni. 'Dizilen muntazam dizilmiştir, aykırılık yok.' demek. DOST deyiniz, her halde olana el veriniz; DOST deyiniz, arkasını dönse
bile selamlayınız; DOST deyiniz, söze söz katsa bile elini öpünüz. Katreden
bulunuz, katreden bölünüz. Bin defa tövbe etsen; kalbini kırdığın
affetmezse, sevabına sayılmaz. Gidilen yoldan, kırılan kalble bulunmaz.
Damarında akan kanda, sayısı çok olanın sözü geçer; sunulan sohbet te öyledir.
Koğuk barındırır, fırtına yerindirir. Olumsuzlukta
dahi, oluma götüren vardır. Koğuk ağacın oyuk halidir, fırtınada
değeri barındırandır. Dost dedik oğula el verdik. Dostluk ömür boyudur, kesintisi
yok, güneşin vergisi misali. Araya bulut girse dahi, güneş gine
vericidir, kulunu görücüdür. 'Güneyden?' dersin, sorarsın. Dumansız olduğun
gün göreceğin, 'ALLAH'ım SANA şükür!' diyeceğindir. Sağdan uyku beklenir, sola kaygu eklenir. Cenk değil,
dünyanın düzeni, oyuncak misali çözülmez. Danışan, doğuştan
kumun elendiği yerden geldiği bilinen; dağınık düzeni toplayacak,
dalgalı deniz durulacak. Çevreyi duyana versen, güzelliği bilende
bulacaksın. Sevgiyi bilen; olana uyandır, yazıyı kendine maledendir. Askerden
olumsuzluk beklenmez. 'Olumsuzluk sende yok!' dedik ya. Ne var ki, doğuştan
güne kadar elendiğini bilmez. Dert asla deme! Olaylara göz at, nerde
yalnız kaldın? Öyle oldukta, 'DOST ELİ bende.' dedikte; neyi dert diyelim?
Yolumuz el ele, gönlümüz GÜL'den GÜL'e. Sevdik seveceğiz, sevdik öveceğiz,
hatalı görsek bile hatayı örteceğiz.
'Olumsuzluk güzel değil.' diyene de ki: Olumlu olan, olumsuz gelen; nerden,
kimden? Dumansız gönülde dumanlı sorun olmaz, gölgede kalan güneşten şikayet
etmez. Geldiniz vereceğiz, sordunuz açacağız, dolanık geleni
çözeceğiz. 'Neden?' denilen her olay, kuluna göre değer ölçüsü alır. Asıl olan
olaya vurulan ölçü değildir. 'Nasıl?' denilir. Olaylar kuluna göre değişir.
Kimi, 'Ekinim var.' der yağmur bekler; kimi 'Sergim var.' der, güneşe
bakar. Olay yerine göre terstir. Düşünülen de öyle; yazılandan değil. Kainat ne senin, ne benim için değil, cümle içindir. Geleceğini
elbet biliriz. Çünkü yönünü görürüz. 'Aldığım nerden?' dersen; geleni sana
değil, kendini yönüne çevir. Aradığın güzellik oradadır. Gölün ötesi elbet
topraktır. Geçit bulan gider, geçit olmayanda, gölün etrafında döner. Danışılan, ölçünün ötesinde. Genişlik yer
alacak. Doğuştan aldın. Desti nedir? Kaderin kastı. 'Döner dururum,
doğuşa yanarım.' diyen olanın kaderini değiştireceğini
zanneden. Danışıldığı gibi bildi, adını yeni verdi. ABDULLAH denilir,
öyle anılır. Derdini söylerse, derman bulunur sanır. Derdin verildiği, dermanın
görüldüğü, her olanın YÜCE'den yazıldığı bilinsin. Sözümüz böylece
sohbete bağlansın. Gecenin karanlığı, sabahın aydınlığını
hatırlatır. Öyle oldukta, gönüller dumansız kalır. Çevreyi bağladık mı?
Gönlünü dağladık mı, dönüşe ağladık mı? 'Yoğun olayda karışıklık
vardır.' diyene de ki: Olayı veren karışıklığı çözer, kulun kaderini
çizer. Ocak yanmadan nasıl tüter? Denilmesin, gün günden beter. Sayanın saygısı sevene eşittir. Sevgi TEK'liğe
karşıttır. Çokluk ayrılığı değil, beraberliği gösterir.
Çiçeğin tanesi mi güzeldir, demeti mi? Tanede şekil, demette birleşim
güzeldir. Hele bahçeye girdi isen. Yaratılış orda, güzelden güzeldir. 'Ne
bahçeye girebildim, ne çiçeği derebildim, ne güzellik görebildim.' dersen;
ayrılıktan uzak kal derim. 'Ayrılık nedir?' dendi. Bilmeyen, görmeyen,
yaradılışa uymayan; ayrılıktadır derim. Gözden nazar alınır, dilden sohbet edilir. Duyana
doğuştan verilir. Ayrılıkta olanın bulacağı odur. Gönülden
katılırım. (Resim verilir) YM. diyelim, danışılanı verelim. Yeterince dolmadan, 'HAK.' diyenden
almadan; yolun gidişi olmaz, dumansız kalmadan vermez. ABDULLAH denilir,
gelene verilir. 'Nerden, kim?' denildi. Şam'dan bilinir, orda anılır.
Doğuşu dört yüz yıl erken. Günden evvel gerçeği bilmek, katkıyı
dilemek yersiz değil elbet. Ne var ki, her gelen verene uyar. 'Sakinliği neden?' dendi. Saki oldu sundu, yeniyi
gördü döndü, ALLAH'ıma emanet etti.
(YUNUS EMRE'nin ölüm yıldönümü sebebiyle
yapılan anma sohbetinden sonra) Hoş gördük diyelim, selamları paylaşalım. Ne giden, ne dönen
var. 'Geldik.' dedikte, buluştuğumuz anı söyleriz, gölgede güneşi
veririz. Selam dedik selamı sizlerle paylaştık. Soranın hatasıdır, kula gelecek günden; yoranın atâsıdır, elbet verecek
yönden. Güneşi örtemezsin, gecesi olmadıkça; geceyi itemezsin, saati
dolmadıkça. Duman seni aratır, yardımcıya kollatır. Güle sorsan derdin var mı?
Doyumsuzluk der. Ya dikenin nedir dersen, uyumsuzluk der. 'Uyumsuzluk VEREN'den
mi?' dersen, 'Asla! Yerenden.' der. Sarıyı yoruma versen, yumuşaklıkta kalır. 'Gör, kör
değilsen; duy, sağır değilsen.' diyene de ki: Ne kör görmekten
kalır, ne sağır duymaktan; gönlünü verdiyse, seveni sardıysa. Seven kim?
Sevilen kim? SEVEN YARATIR, sevilene aratır. Dile geldim, dilden verdim. Göze girdim, oradan gördüm.
Eli aldım, elden yazdım. Gönülleri petek misali gezdim. 'Arı mısın gezersin,
doğan güne açarsın?' diyene dedim ki: 'Veresiye sözüm yok. Arıya veren de,
gönle giren de O'dur. ÖZ'den aldıysan, sözde bulursun.' Döne döne yönüm aradım,
sararan yaprakta gönül taradım. 'Can' diyen her kulda CANAN'ı buldum. Onlarda
gördüm, gördüm de oldum. 'Olanın değeri nedir?' dersen; bulduğudur.
Cebin delik olmasın, delik cebe dolmasın. Duyan, seni kendi olduğundan ayrı
görmesin. 'YAR! YAR!' diye koşanın, 'Ver, ver.' diye bulduğu, doğuşa
döndüğüdür. 'Doğuşa dönüş nedir?' dendi. Doğuş
bilişe beşiktir, doğuş buluşa eşiktir. 'Dolaşan
bulur mu?' dersen; dolaşan da, dalaşan da bulur. 'Dalaşan
nedir?' diyene de ki: Dalaşmak, döğüşmek değildir, söyleşmektir.
Dal dilinde, hal dilinde, göl yolunda, gök ilminde dalaşmaktan murad;
halleşmektir. 'Kainat güzel, söyleşen güzel; çirkin nereden gelir?'
diyene de ki: Genişliği olmayandan. Genişliği olmayan
sorulur. Dar çerçeveden baktıkta, sadece baktığın yeri görürsün, oradan
ölçü verirsin. Özelliğinden bilmedikçe, güzelliği göremezsin. Her
yaratılanın özü ve şekli vardır. Kapı şekil, öz ağaçtır.
Seçmediğin ağaçtan yaptığın kapıya çirkin dersin. Dar görüş
odur. 'Her asıl olanın şekli var mıdır?' dersen; asalet şekilden isim
alır. Ne var ki, ne isim alırsa alsın, her hali ile asılda kalır. Duyan gelsin, soran bilsin, yuyan kimdir görsün. Aydın
gece aydan bilinir. Gönül yandıkta, candan görülür. Serap çölde bilinir, çölde
gönül eğilir. Güğüm dolu olaydı, kulu öyle bulaydı, hayret deyip
kalaydı; ne yol, ne yolcu, ne han, ne de hancı gerekirdi. 'Derde deva soralım,
nerden arayıp bulalım?' diyene de ki: Derdi verenden ara, soran yardan yol ara.
'Aradım bulamadım.' derse, dert odur işte. YAR sende, sen nerde? 'Ver!'
diye düştük derde. Verir, her dileyene. Ne var ki, verdiğine dert demeyene.
Dert, derdin aynasıdır, şifa derdin oynaşıdır. Unutulmasın, nasib her dileyenedir, elbet mana nasibi.
Kasvet sizi bulmasın, hasret sizde kalmasın. El eli buldukta, göz göze
geldikte, 'Selam YAR'dan.' dendikte; elde olmayana da niyaza varın, el
vermeyeni de beraberliğe çağırın. Dost eli yakmaz, dost dili yıkmaz.
Dost eli ile dikilen ağacı sökmez; ne fırtına, ne sel. Güzel O'dur. Güzel
O'nu bilen, güzel O'ndan geleni seven, güzel sevmeyi bilmeyene öğreten. Öğreti
dil ile olmaz, hal iledir. Aşılması güç değil. Aşacağın yol
seni asla yanlız bırakmaz. Gel, gör, yeşil çimene kilimi ser. Ne taş, ne diken bulunur
söken; asıldır kulda köken. 'Esrar perdesi örüldü, araya ip gerildi.' diyene de
ki: Ne perde bizde, ne görgü sizde. Yanılmayın, hata denmedi, asla açılmayacak perdeden
verilmedi. Ne var ki, her olay gün gün açılır; öylece günden güne geçilir.
Gelecek, meraka yol açar. Umulan nedir, neredendir? Bilsen de çözemezsin yaşamadığın
günü; görsen de geçemezsin, söylenilen yönü. Ancak, günü gelecek, günde yön
sizin olacak. Yazılan sizindir, çizilmez. Ne var ki, günü gelmeden çözülmez.
Günümüzü bilelim, her hale şükredelim.
Ye yudum yudum, sözüme uydum, diledim geldim, günün yorumuna yol verdim. Sorun, senden yeniyi sormaz; olumsuz denilen yerde, kumun yolu görülmez; açılan
kapıya perde gerilmez. Saydığın her kulda, uyduğun her yolda; O'nu
bilesin, O'nu göresin. Sebep sormazsın, Neden demezsin. Ne geçenden, ne kaçandan sorumlu değilsin.
'YAZI'ya uydum, öyle bildim.' dediğin an, olanı güzel görürsün. Açılan
kapıyı sorarsın. Daha önce dedim; 'Perde gerilmez.' Kaygıyı, O'nu bilmeyende
ara! Dara, mana girmez; kul yazılanı bilse, olana kaygu etmez; nasibinde somun
olan, sepet satmaz. 'Gerçeği bilsem yeter' diyenin bilmediği, gününün kayguya
girdiğidir. Unutulmasın, kayguyu da kul yaratır. Göğün ölçüsü, gözünün gerçeğidir. Doğuşa
uydun, oluşa yol aradın, duruşta niye kayguya düştün? Aymayı
bilsem deme. Kendine malettiğin her olay, aslında yazındandır. Öyle oldukta, aymayı bilsem demek yersiz. Elinde üç taş kaldı, 'Hangisi koz olsun?' dersin.
Koz; elinde olandır, dilinde olan değil, yolunda olan hiç değil. Zor dediğin, gelende güç değil. 'Göç var mı?' dersin, yok!
Yazıya bakılır. VEREN'in İZNİ ile söylenir. 'Göçten kasıt nedir?'
dendi. Söyledim, koz elinde olandır. Günün yorumuna verilecek, oya misali işlenecek. 'Aynayı eime verdin, gönlümü yoluna koydun; elimi aldın,
sonra da bırakıverdin.' dersin. Elini alan, bırakmaz! Yamayı gerekli yere
diker, gönlüne meyden döker. 'Mahzun oldum, ayrı kaldım.' dediğinde;
dilediğinin yanında olduğunu bilesin, aradığını bulasın,
kucağındaki taşı dökesin. 'Yumuşak yol alamam, duman görsem
bölemem.' dersin. Her olayın HAK'tan olduğunu söylemez misin, uymayı
denemez misin? Öyle oldukta olaylara taş mı diyelim? Elinde olan, geçici
değil kayıtlıdır. Olumsuz dersin. 'Oya misali işlenir.' dedim.
'Geçici olan her gölgeyi, yeniyi mi gördüm?' deme. Geyik dilden değil, gönülden verendir. 'Gezici olan, o mudur?'
dersin. Değil. Görgü; ya yerinde, ya derindedir. 'O mudur?' dersen, değil! 'Aydın olan günüm, nasibime bağlandığım
gündür.' dersin. Nasibin çözülmedi ki. Yanımızda olana, asmadan sorana. Sert
zeminden kaçma, Ne olacak deyip gocunma. Varlık yokluğa eşittir,
günler çeşit çeşittir. Dün bugüne uymaz, bugün yarını bilmez, kul
kayguyu silmez. 'Güneş'e denk vakitteyiz.' de, yeniyi öyle ara. 'Bohça
aldım düzeyim, olacağı göreyim, alacağa vereyim, sonsuza gönül
koyayım.' dersin. Sahibsiz kul var mıdır? Müsterih olasın, 'SAHİBİM
YÜCE'dir!' diyesin. Suyun özelliğini, yolun güzelliğini verdik bilirsin. 'Dört duvar
yol vermez!' deme. ALLAH'ım, dört duvarın içinde de kulu iledir. Soğuk
denen günde sıcağı özlersin, sıcak gelen günde buza el atarsın. Senin
benim olandır, benim sana gelendir, gece gündüz verendir, cümle ile dürendir,
sofrasını serendir, yediğini aldığını cümle ile paylaşandır,
elbet sahibi değil SAHİBİ'ne hizmette olandır. Unutulmasın, her
yaratılan hizmettedir. Yumuşak yolun, yeniye bağlantısı. Olumunda
özellik, özellikte güzellik görülür, adı öyle verilir. Yazdık verdik, sahifeleri doldurduk; silip attın mı,
dönüp yattın mı? Vergimiz daimdir dünya gününüzde. 'Aşmadık' dediğin
köprüyü, yersiz mi buldun? Yorgan örtmeye, odun yakmaya gereklidir. Gerekli olan
her yol, kuluna açıktır. Olumsuzluk, bizden gelmez; 'Olmuyor' denilen yazıldı
ise, kapalı kalmaz. Daha önce verdim, aynı deferde. Yazda kışı,
kışta yazı söylersin, geçen günde sahifeyi açarsın.
Güzeli gazele benzettiniz. Yorumu; gönüllere uyana değil, sürüme
benzetene verdiniz. (12 Mart 1976 tarihli sohbette
geçen 'Dört' ve 'Beş' deyimleri ile ilgili canlar tarafından yapılan
sohbet üzerine) Cümlenize selam olsun. Gelen alsın, alan sevsin, gerçeğe
uyana ALLAH'ım niyet ettirsin. 'Dört nedir?' diyelim mi? Ağacı kökten alalım mı? Dördün yorumu
kainatın durumuna denktir. Bildim diyen, sevendir; gördüm diyen, uyandır; uydum
diyen, arayandır; oldum diyen, dört'ü kendinde bulandır. Dört'ü kendinde bulan,
elbet beşi arayandır. Beş, öyle oldukta, aranandır? 'Aranan nedir?'
dendi. Aranan, kainatın dört'ü, dört'ün oldurduğu ölümsüzlük. Olumum neye eşittir? Dört'ü aşmağa, beş'e ulaşmağa.
'Beş'in verdiği, bilmediği nedir?' dendi. Bilmeyen, beş
değil dört'tür. Bildiğini kendinden sanır, beş'ten aldığından
habersizdir. Aymayı bildiysek, duymayı öğrendi isek 'Beş,
yerimizdir.' deriz. 'Duyun, görün, uyun.' dediğim odur. Gösteren,
yeni'yi buldurur. 'Yeni de nedir?' dendi. EYVALLAH. Yeni, diktiğimiz ağaç,
olumludur. Ayyaş olanın dahi desteği olmaz mı? Başını ağaca
dayamaz mı? 'Almadığımız açılsın, açılamayandan nasıl geçilsin?' dersiniz.
El elde, gül dalda, sohbet bizde oldukta; açılmayanın yolu olur mu? (Dört, dört hal mi?) Olayları dahi öyle görmez
misiniz? Sabah, öğle, akşam, gece. Yaz, kış, ilkbahar, sonbahar.
Kainattan örnek alınız dedim ya. Her varolanın dört hali vardır. Dört halin bittiği yerde beş'e
ulaştığı görülür. Can CANAN öyle buluşur. GÜL'ün verdiği,
dört hali ile gösterdiği, ömürden göçe vardığı, göçten sonra dahi kainatı
sardığı bilinir. Çatı orada bulunur. 'Şefaat.' denen o'dur. 'Oruç
oldum, namaz kıldım, zekat verdim, KABE'ye yüz sürdüm.' dediğin, dört hali
ile olduğun, beş ile tamamlandığın, senin bildiğindir.
Bilmediğin hali ile hallendin mi? Yol, her kulun niyazıdır. Ne var ki, hal
önemlidir. 'CELAL hak mıdır?' dendi. CELAL, SIFAT değil mi?
CEMAL, halde olanın, CELAL'den geçenin sıfatıdır. Güzel ne güzeldir, gazel olsa
da; güzel ne güzeldir, yere düşse de. Düştüyse bendendir, göçtüyse
O'na. Evet. O'ndan O'na. 'O'ndan geldim, geldiğimi bildim, O'na döneceğim.'
dediğinde, dört hale uymuş, beş'e dönmüş olursun. 'Halife
değil mi?' dendi. Halife hal ile hallenmedi mi? Verdim, her yaratılanın dört
hali vardır. Ne var ki, duvarın kimi sarayı, kimi kulübeyi gösterir. Her kulun
hali de hallendiği şekildedir. Unutulmasın, hepsinin çatısı örtülür. Yorum yerini buldu. Ne var ki, sahifenin ortasında
yeniden durulur, helva ile koruk karmağa çalışılır. Yedekte olan,
çevreyi gönlünce aradığını sanır. Ne var ki, asıl olanın yedeğe el
verdiği bilinir. 'Yedek nedir?' dendi. El alan, aldığını ileten. (Sabahat Abla mı?) YM. Yedek yerini elbet bilmez. Bilen var mı?
Suyun olduğu yerde uymayan görülmez. Çözemediğiniz yorumda kainattan örnekler
alınız, öylece çözüme çalışınız. Cesaret nedir? Elbet korkusuzluk. Cesaretin arkasında
YÜCE'ye güven vardır. ALLAH'ıma emanet olunuz. Yorumda, önce maddeyi örnek
alınız, sonra mana ile oluşturunuz.
Yeniyi eskiyi ayırmayız. Yeni eski kul görgüsü, kaderini bilesin HAK örüşü.
Ayrıntıya girmeyiz, kulu yönde bölmeyiz. Cümlenize selam olsun. Gelen gönlünde
olandan ferah bulsun, ‘Savaş yetti.’ desin, kendini ÖZ’den saysın. ‘Geldim
bulmaya, vazifemi almaya’ diye duacı olsun, suyun aktığı yerden alsın,
dilediğine selam götürsün, üç ekmeği üç fakire dağıtsın,
‘SOMUNCU’nun soluğu bana gelsin!’ desin, kayguyu silsin, niyazı AYETEL
KÜRSİ olsun, dilinden KELİME-i TEVHİD’i düşürmesin, ‘Suda
çamur görürüm, çamura nasıl gönül veririm?’ demesin! Su çamuru eğitmezse, değirmen buğdayı öğütmezse; un
alamazsın, hamur yoğuramazsın. Her varolan, meyline göre şekil alır.
Toprak çamur olur, un hamur olur suyu aldıkta. ‘Çamur muyum, hamur muyum?’
dendi. Ne çamura yerin, ne hamura öğün! Çamur da yerinde, hamur da. Çamur
olmasa hamur olmaz.
‘Yumuşak yolun yolcusu güzeliği nerde arar?’ dersen; gördüğünde,
duyduğunda, aldığında, verdiğinde. Cümleye selam olsun. Nasıl
olsun nasıl bulsun? Yerden aranmaz, yoldan taranmaz. Gerçek; olduğu yerde,
olduğu gibi. ‘Oynamayan taş başa gelmez.’ diyene de ki: Ya baş
taşa gelirse? Olumsuzluk başa vuranda değil, ‘Vurmam.’
diyendedir. Uğraş nerde gerçekleşir? Düzene koyanda. ‘Düzen
nasıl konur?’ dendi. Ağacın meyvasını beyenmezsin, aşıya verirsin.
Düzenin, odur. Açmayan çiçeğe tomurcuk denir, öyle de sevilir. Ne var ki
açılması beklenir. Sözlerimizin yorumu da öyledir. Açamadığını didikleme.
Bekle. Nasıl olsa açılır. Akmayan dereye kuraklık gelmiş denir. Şelalenin durduğu
görülmez. Vardığı sardığı yerlerin yönü de güzeldir. Seymen, yerini
bilir, yolunu yoldaşından alır. Seymen dedik adı ile verdik. Ne dağın
ötesine bakar, ne yorumdan çıkıp kulun gönlünü kırar. EYVALLAH diyelim, adını
elden, dilden, gönülden sahip çıkan YESEVİ’den verelim: . Ocak, bucak, kucak açanındır. Ocak açılır, bucak açılır, kucak açılır;
sevgi öyle saçılır. Darlık, kendini bulmayandadır. Olmuş meyva olalım,
dileyenin eline gelelim. Açmadığımız ocak tütmez, açmadığımız bucak
yetmez, açmadığımız kucak gölgeyi itmez. Dört dedik yol verdik. ‘YOLU’nda yürü.’ dedik. Yürüyüş hedefe olsun.
‘Sağ mı sol mu?’ denmesin. Verilen çizilendir, çizilen çözülendir.
Yerimiz yönümüz verildi. Aldığına uysun, asmayı bağında görsün.
‘Dönüşe uydum.’ diyen gönlünü aydın bilsin. Yoğun çaba yorgun düşürür, sanmayın çömleği pişirir.
Güneşin olduğu yerde duman kalmaz. Neden? Ateşe gerek
görülmez. Yeni’yi aldık. ‘Yeni gene açıldı.’ diyene sözüm: Yenileme kainatın
sırlarındandır. Sorguya verildikte, her açılan sır kapısı arkasında yeni bir kapı
görülür. Her açılan yeni’dir, geçilen eski. ‘Dur.’ diyen var mı? Durmasını
düşünen var mı? Elmas değerini yerden çıktıktan sonra alır. Yerde
iken sadece taştan sayılır. ‘Nimet midir?’ derseniz, kıymettir derim.
Oymayı aldıkta, ele geldikte yerini süsler. ‘Eledik atalım mı, eleği
asalım mı?’ derseniz, EYVALLAH derim. c.’dan selam aldık, selam götürdük. Sözümüz dürülsün, c.’a iletilsin.
‘Dört’üm.’ diyene: Ocak yanacak, ilettik, odun ile; suyumuz sunulacak yudum
ile. Dağınık düzene girmesin. Ne var ki, asla gönül kırmasın. Olgun meyva
misali, gönülden alsın, gönüle aksın.
Aynayı ele verdik, al da kendini gör dedik. Sahifeyi çevirdik, görendendir
dedik, genişliği anlattık. ‘Gerçeği gören nerde?’ denmesin. Her
kul açısı nispetinde görür. Olumsuzluk, aramayandadır. Arayıp bulamayan olmaz.
Çimenin varlığı renginden, çiçeğin varlığı dengindendir. ‘Dengi
nedir?’ derseniz; sarmaşık sarılır, gül derilir. Yeşil rengin murad
olduğu söylenir. Yeşilin dengi, MELEKLER’in ahengidir. Onun için,
huzur verir. Kulun gönül gözü renkten alır. Mavide uçuculuğu görür. YM.
diyelim cümleyi selamlayalım. Çağdan değil çoktan bulunur, TEK’e dönülür. ‘Çokluk her yerde
vaki midir?’ denir, çobanın nasıl bulduğu sorulur. Çokluk kulun gönül kavgasıdır,
teklik beden yongasıdır. Güneşin olduğu yerde, düzeni bulduğu
yerde söz toprağındır, göz yaprağın. Alış kökten, veriş
meyvadan. ‘Doğuşun dengi nedir?’ dendi. Doğuş çokluğa dönüştür,
dönüşte buluştur. Geceyi açabilir misin, akıl gücün ne kadar üstün
olsa? Asayiş senden gelir sanma. Düzeni buldukta, dumansız kaldıkta
tekamül; bedenin yapısına hüküm verdirir, kapısına değil. Tekamül
bilimdir, İLMİ’ne uygun. İlim nerden gelir, nerde bulur, nerde
kalır? Aynayı eline aldıkta, ‘İlimde gördüm.’ der misin? İlim kula
buldurur, kulu oldurur, doğuşa götürür. Doğuş; kendini, ÖZ varlığını
buluştur. ÖZ dendikte söze yer yok. Dünya sözdedir, dünya gözdedir, dünya
bizde değil sizdedir. Biz ÖZ’de, siz sözde. Ne var ki söz ÖZ’e getirir. ‘O’ndan geldik.’ dedikte, VARLIĞI ile varolmuş değil miyiz?
O YARATAN, O yarattığını bildiren, KENDİNİ bulduran. Öyle
oldukta, ÖZ’e geldikte, neyi bilmek istersiniz? ‘VARSIN, VARLIĞIN’da bütün
olayım.’ de, ‘VAROLDUĞUN’u bildiğim kadar kendimi bulayım.’ de. ‘Serden geçti, deryaya ün saldı.’ derlerse, adını söylerler; ‘Gelmiş,
uymuş, bulmuş.’ derlerse, ÖZ’ünü bilmiş olurlar. Ne var ki, asıl
olan, her kulun kendi ÖZ’ünü bilmesidir. Öyle oldukta, hal le hallenir. Dünyayı
dünyaya bırakmak, olayların O’nun iradesinde yol aldığını bilmektir. Öyle
oldukta kendine dönmek, yazıya uymaktır. Eski, silinen amma görünmeyendir; yeni, okunan amma çözülmeyendir. ‘Nasıl
çözelim?’ derseniz, dünyayı dünyaya bıraktıkta. ‘Öyle ise olamayız, anahtarı
bulamayız.’ demeyin. Dedik, arayan bulur. Bulunamayacak nasıl verilir?
Aşılan tepenin ardı bilinir, tepeye varmadıkça bulamazsınız. Adım adım
gidilir, tepeye varıldıkta ardı kuş misali görülür. O zaman güzel denir,
çözülür. Günün yorumunu verdik. Aydan bilmedikte, yıldızdan denmedikte, her olay dumansız görüldükte;
yoğun bilgi bunaltır. Güneş verir her alana. Görüşün değeri
ölçülmez, çünkü nerden baktığı bilinmez. Daha önce verdik, her gören ağacı
aynen anlatmaz. Çünkü aynı yönden görmez. Altında oturan dallarını tarif eder,
yukardan bakan yaprağını. Sağdan soldan, her ayrı ayrıdır. Onun için
görüşe hata bulmayalım. Görüşte, genişliği olana güzel
deyip dar geleni yermeyelim. Uyduğumuz bilinir, adımıza MEVLÂNA denilir. Selam olsun, gönderen
yolumuzu bulsun. Aldık, EYVALLAH dedik, cümlesine niyaza durduk. (Niyaz orada da aynı mı?) EYVALLAH.

Yerimiz güzel, yolumuz güzel, sanılmasın sözümüz özel. Gönül açanla, şerden
kaçanla, ‘Doğdum bileceğim, gördüm olacağım.’ diyenlerle, el ele
verenlerle, cümleden cümleye selam verenlerle beraberiz. Canlar dedik, her canda CANAN’ı gördük. Geldik bulduk, hoşnut olduk.
Yerimiz gönüllerde, niyazımız ananlarda. Gölün olduğu yerde derya anılır, deryaya vardıkta ‘YUNUS misali,
yolum aydın.’ denilir. Oyun yerine, seyrin YUNUS’a olsun. Seyir nedir? Yol
almak. Suyun aktığı yerden alanın, söze uyduğu görülür. Gerçeği olanda görün! Olan nedir? Kulun yaşadığı, zor diye
döşendiğidir. ‘ALLAH’ım uymayı nasib kıl bana!’ deyiniz, halde olan
ile halleniniz! YM. diyelim, ULU’sunu sorana verelim. YAHYA EFENDİ desin, onu ansın,
yardımında bilsin, gönülden sorsun, cevabını alsın. NUH’un, niyazına geldiğini bilirsin, dediğini her olayda
görürsün. Suyun aktığı yerden aldın, umduğunu bulursun. ‘Suyum
yoluma, DEDE’m koluma.’ dersin. ‘YA ALLAH!’ dedikte, LOKMAN geldikte üç nida
alırsın. Gönlüne kaygu koyduğun an, ‘YA AZİZ, YA RAHMAN, YA RAHİM.’
de, dumanının dağıldığını görürsün. ‘Üç nida nedir?’ dedin. Onu günü
geldikte alacaksın. Güneşin doğduğu, gönlüne uyduğu, günün ağaç
misali seni besliyeceğini düşün! ‘Geçenden mi, kalandan mı; DEDE’m
açık söylesin?’ dersin. Gölgeyi sil! Almayı vermeyi bilenin, olumunda hata görülmez; sorumluluk, gönül
yargısına düşürmez. Çünkü, sorumluluğunu bilen, hatadan uzak kalır.

Hoş geçen her günü, boş diye bakma.Düşsem yola, girsem hale, görsem yoldan gelenleri. ‘Yel oldum
varamadım, sel oldum duramadım’ diyene de ki: ‘Yel varır sel durur, yeter ki
gönlünde olanın yerini bil.’ ‘Gönlünde olanın yeri nedir?’ derseniz, sebepler
kâbesi. Ne demek dendi. Sebep olayın yörüngesidir. Olumsuzluk kulun kaygusudur.
Almaktan uzak kaldığın, yumuşak yola uymayandandır. ‘Çorbayı kaynattım, gel içelim’ diyene ‘Ya nasib’ de. Kundak doğana
gereklidir, büyüyene değil. ‘Genç olan ihtiyarı bilmez’ diyene de ki: ‘Bilmeyenden
uzak kalırım, sözü söze katana gönül koyarım.’ Yorgan yastığa denk ise, yatağa da eşittir. Çünkü,
hazırlayan kulun kendisidir. Dört duvara eşit diye bakma, yeni’ye yön
buldukta, olandan olacaktan kula söz etme. ‘YAZAN bilir, kulunu görür de.’ Güneşin ölçüsüne söz edene de ki: ‘Yudum yudum vermedi, bir gün
öbür güne uymadı. Öyle oldukta ölçüyü nerden buldun, ısıya nasıl söz ettin? ‘Güneşten
maksat nedir?’ dendi. Güneşten maksat, kainatın yöresi. Yörüngesi demedim.
Donatılmış kainat nedir? Duyuya yer veren her olay, kainatın yöresine
girer. Kainat duyu gözü olan her şeydir. Güneşin görülmedik noktası
yoktur. Öyle oldukta, yörenin donatımında olaya uyar. Kör dahi hem görür, hem
uyar. Öz yorum, su olan her şeyin yöresini güneş temsil eder. Buğdayı ekersin, suyunu çekersin; güneş oldurur, güneş
erdirir. Erdikte, dereyi buğdayın köküne akıtsan erginliğini vermez.
Buğday erdikte senindir, her dileyenindir. Kendini siler, tane tane böler. Dost dost diyenden ol ki, DOST’a varasın. Dost dost diyene elini ver
ki, DOST’u bulasın. Her eli DOST’tan bil. Sevmeyi arkaya bırak. ‘Seveyim’ de, ‘tutayım’
deme. Demek ki el HAK ELİ’dir, kimde olursa olsun. İster fakir ister
zengin. Dost eli dersen dengim, eli elde bulursun, dost diliyle varırsın. ‘Selam’ diyene ‘Selam’ de ki suyunu bulasın, akandan varıp deryaya
varasın. Selam kelama götürür, kulu kula bildirir. Ne var ki, ‘Neyini alayım?’
dersen, olmayandan olanı bulursun. Kulun hatası, seni sana buldurur. Varsın ‘Deli’ densin, gönlünde
VELİ niyeti olsun. Gerçek; VELİ’yi deli, deliyi VELİ eder. (Demek
ki deli ile VELİ bir noktada birleşir) EYVALLAH. Öyle oldukta, kim
selam ederse dur, kim dost derse elini ver. Düğmeyi diken mi sevaptadır, yoksa koparan mı? Nasibine
düğme vurmaya kalkan, sevaptan nasip almaz. Asmayı deneyin. ‘Üzümünü ben
yeyim’ dediğin yıl nasibin kıttır. ‘Asmalar üzüm versin, dostlarım gelsin’
dersin, dedikte düğmeyi koparmış olursun. SULTAN VELED denilir, OĞUL öyle anılır. Sultanlık tac giyenedir,
DOST diyene değil. Sultanlık ‘Taht’ diyenedir ‘Baht’ diyene değil. Bahtım yazılansa, dileyen ben
değilim. Yazılan YAR ELİ’nden, okunan HAK DİLİ’nden.
Yorumu. Dilenendir. Güzellik, bilinen değil uyulandır. ‘Gemiyi gördüm, gördüm kaçırdım’ deme. Gelecek gemi uzakta değil.
Kaçırdığın gemi, nasibin olmayandır. Gelecek gemi, geçecek değil. Sözü söze katma, sözüm yabana atma. ‘Güç oldu’ deyip yatma. Gerçek
güne yol açar, yumuşak yoldan geçer. Dost dedik, dostta durduk. El ile gelenin söz diye verenin
sözlüğü olduk. VEYSEL’i sordunuz, dostu DOST’ta bildiniz, zahirden aldınız, zuhurda
durdunuz. ‘Geç oldu’ demeyin, yazının geleceğe kapı açtığını bilin.
MEVLÂNA’yım. Oluşunu bilene, görüşünü sorsan; diyemez, dilde
tarif bulamaz. Cenk kime nerde gereklidir? Yangını çıkarana, ormanda gerekli.
Denizde yangın çıkamaz. Kuşakta olumsuzluk var ise, hatayı belde arama.
Gölde sinek var ise; olumsuzluk gölde değil, yeldedir. Olayları çukurda
değil, düze çıkarıp yorum verin. Geldik suyun rengine, sorduk yolun dengine. Yanılma olmasın. Rengi ne,
dengi ne? Suyun rengi yüzeyden, yolun dengi düzeyden. Düzlük, gösterir. Gördüğün
her eşya sana söz eder. Nasıl dersen, şekil de sözün özüdür. Günün
verdiği gecenin serdiğidir. Yargıya varıldıkta, rengine erildikte;
yeşil verici, mavi dericidir. Daha önce verdik. MELEKLER NUR olur. ‘Aslı
NUR değil mi?’ dendi. Elbet NUR’dur. Ne var ki seçilmiş kuluna kesif
olarak görünür. Verici yeşil dedik. CEBRAİL ALEYHİSSELAM’ı
verdik. Derici mavi dedik, AZRAİL ALEYHİSSELAM’ı verdik. ‘Daha’
denildi, DÖRDÜ’nden soruldu. Verildiği kadar. Gün gelende onlar da
verilecek, elbet görülecek. Kapıda görmeyen yok. Görmek için acelen var mı? Yumuşak yolun sözü de yumuşak olur. Görsen görmesen, anında
gelir, anında yürür. Günün sözü nerde başladı nereye geldi. VEREN’in,
dünya yorumu topraktır; DEREN’in, gökyüzü. Toprak yeşile, gök maviye eşittir.
Her an el ele olur, gönüllere yol verir, gerçeği bilmeyene gösterir. Güneşin
yargısı olur mu, gökyüzü sargıya gelir mi, toprağa yama vurulur mu? Toprak
yamayı ne yapsın derseniz, yanardağ delik açtığında örtmeyi
deneyebilir misiniz? Onun için olaylar, dünyanın değil kainatın düzeni
denilsin; düzen, SAHİBİ’ne bırakılsın. Sorulanı daha önce verdik, söze söz katılmasın dedik. ‘Doğruya doğru,
yanlışa yanlış demek hata mı?’ derseniz; olacak olmayacak demeyi
kendi bulgunuza veriniz. Suni bulut ne kadar yersiz ise, gereksiz yargı da o
kadar yersizdir. Gurbet bize el olmaz, su boşansa sel olmaz. Gördük geldik halini,
gönüller ayrı kalmaz. El ele vereceğiz, yolda olana yardımcı gideceğiz.
‘Çok yönde yorum gerek.’ derse de, yoruma girdikte, sözü dört köşesinden
tuttukta; bohça misali toplar, elde olan ikna eder. Dost diyene, dost çağırana ‘Gurbet.’ dedik. Gidenin olacağı,
gelenin bulacağı bilinsin, çevrede selamet görüldüğü alınsın.

'Geçenden sorgumuz olmasın, gelenden kaygumuz kalmasın!' dedik, niyaza
durduk, cümle ile geldik, cümlenizi selamladık. 'Alacağımız vereceğimiz ADI'na olsun, ALLAH'ım aydın gönülde
bizleri bulsun!' deyiniz, duacı olunuz! Sahipsiz değiliz kaygu edelim. Ayağımız
yoldadır, gönlümüz halde. Gelenlere, niyazın verdiği kadar duacı olunuz.
Sorunun yersizi olmaz! Anılanların cümlesi gelir, niyazlara karşı durur.
'Aldık, alacağınız bol olsun.' dediler, duacı oldular. Her kul,
andığını geldi bilsin. 'Gelemeyen olmaz mı?' denir. Gecenin olumu
böyledir, cümlesi gelir. ALLAH'ım niyazlarımıza kapı açsın, her kulu o kapıdan
geçsin, alacakta verecekte YARDIMCI'nız sizlerle olsun! Gönüllerle BİR olan, yollarda ayrılmaz. 'Aşacağımız,
neresidir?' denir. Yalandan geçtik. 'Umduğumuz halimiz yetti mi?' dersiniz.
Yeten, göç kapısına kadar sürer. 'Nasıl?' dendi. Hal; güne kadar uyulandır,
gelene kadar sürer. Yerini bilen yok, elbet dünyanın ölçüsü bu. Altın
muradımız. Murad dilek olmaz, oldu ise kulu kalmaz. Cümlemiz, cümlenize sorduk; 'Birbirinizden hoşnut
musunuz?' Hoşnutluk getirmek, bir ölçüde helalleşmektir. Helalleşmek,
gecenin özünü, kulunun gözünü açar. Helalleşebildiğin kadar, hoşnut
olduğundur; hoşnut olduğun kadar, hale uyduğundur. Kendi
kendine öyle ölçü vurabilirsin, halime şükür diyebilirsin. Hale şükür,
odur. 'Gerçek yerim, DOST'umun gönlünde.' dediğin gün; 'Tahtım sarayım
senin olsun, postum gönlünde kalsın.' dersin. Ayyaşın ölçüsü, dertle. 'Derdim olmasa
ayyaşlık etmem, ağzıma katmam.' denir, kattığın zehirde
aradığın bulunur. Zahirde, zehirde, kahırda, AŞK'ta buldurur. Bulalım
hoşnut ederek, bulalım katıksız giderek. Yersiz kalmayız, susuz ölmeyiz,
el ele verdik asla şaşmayız. MEVLÂNA'yım söylerim, güzellere güzel,
gazellere ÖZ'den derim. Geçitten geçtik, güçlüğü aştık. 'İmtihan
yok mu?' denir. 'Doğuştan uydur ALLAH'ım!' dedikte, hale uydukta;
imtihanın yeri, yönün ötesinde kalır. 'Nasıl?' denildi. Dersini çalışanın,
imtihana ihtiyacı olur mu? Duyulan uyulan nedir, verilen neden? Güne
kadar verdiğimiz, 'Uyunuz, ayınız!' dediğimiz, bundan değil mi?
'Alamayanın, günahı nedir?' derseniz; dileyen her kul alır, hale uydukta görür.
Çünkü kulluğun yazısı bellidir. Ol ki, bilesin göresin! 'Ne olayım?'
denir. Kul ol, kulluğunu bil! Cümlenizden cümlemiz hoşnutuz, cümleniz de birbirinizden
hoşnut olunuz, gönüllere taht kurunuz! Her gönül KABE'dir bilene, 'ALLAH'ım
kulu iledir!' diyene. Selam sizlere. ALLAH'ıma emanet olunuz, gönderileni ilettik bilesiniz.
"Aldık sevindik, Nur'u ile sarındık." dediler, HAKK'ın RAHMETİ'ni
sizin için dilediler.

YUVA'mız halimiz, yolumuz cümlemiz, DOST deriz, DOST ile yolumuza gideriz.
Selam olsun, gönüller dolsun, cevher arayan bulsun. Şahit, gördüğüne şehadet eder. Almayacağın görgüyü,
söze katma! 'Yerden YAR'dan geçmem, zorda arayı açmam.' diyene de ki: 'Ne zora verdim,
ne YAR'dan ayırdım, gürleyen gökyüzünden rahmet bekledim.' 'Oruç olayım, sofrayı bekleyim.' diyen orucunu kendi için tutar. Aynayı
yüzüne tut, 'Gördüğün, baktığındır, gibidir.' de. Aşamayacağın
suya dalma! 'Olmuyor!f' dendiği yerde, olumsuzluk niyettedir. Ektiğin
bostan, yazdığın destana mesnet olmaz. OSMAN der ki: "Mesnet, YAZAN'dandır, söz edenden değil." Mimar çizdiğini bilir, duvarcı ördüğünü, çiftçi ektiğini.
Buğday ekti ise kavak beklemez, söğüt dikti ise bostan beklemez. Yolcu
yola çıktı ise, İZNİ'ndendir! Kavak boyundan övünmez, çiçek rengine
güvenmez. Vergiyi O'ndan biliriz, İZİN olmayan yerde kalırız. Günün
gecesi yormaz, güzellik yoruma gelmez. Çiçeği neden severiz, dikenini yereriz? Yamayı
dilediğin, 'Örtü vurayım.' dediğin, elbet HAK'tandır. Yorumu
alındığı gibi. Çevreyi silemezsin, 'Yerimi alayım!' desen kaderini
bölemezsin. Yerini bilendenim, halini görendenim. Orman görülse, 'Ne güzel' denilse, 'Yaprağı
döküldükte?' denir. Gördüğüne uy, umduğuna değil. Ormana güzel
demeyen, olanı silmeye çalışandır. Yaprağının döküleceğini
bahane eder. Kavağın uzunu, almayın kulun yozunu. Ayağını
uzatmazsa, gelen günden söz etmezse; o kula 'Yozmuş.' denir. Ayağını uzatmak,
yola düşmektir. HAK YOLU'nda; gelen güne gidilir, gelen günden beklenir,
gelen günde görülür. 'Gelen güne söz etme!' denen, 'Gelen günde dünya halini
sorma.' denendir. Yozmuş kul bilmiş, ne var ki bile bile yoldan ayağını
çekmiş. Yeniyi aldık, gelen güne müjde verdik. Gelen günün sözü
değil mi? Ceylan dağda, ceylan bağda, ceylan yuvada olsun, SAHİBİ'ni
bilen gelsin. Aşacağımız köprü, yorumdan uzak kalır. Her yorumda
olumun özelliğini veririz, her olayda güzelliğini görürüz. 'Yerimi kollayım,
bohçamı düreyim.' diyene de ki; 'Düzeni-sereni geçtim, yazıya uydum. Yolum
düzde, gönlüm sazda, dilenen alınız kozda. Selamet verdim, kaygusuz kaldım.' Gönülden yandığı gibi yerini bilesin. Sana. 'Çiçeğe konduğu
gibi kelebeği görürüm, açtığım kapıya gerçeği sorarım. Ne
eşik aşınır, ne aşım dökülür. Doğuşa uyduğum
gibiyim.' de, oymayı gönlüne dile. Dörtte aradığın dörde bölünecek, her yönde biri
görülecek. Verilen değil. Ayranın içildiği, yere tohum
saçıldığı, gölgenin batıya döndüğü yerde; gerçeğin, günün yorumu
olduğu bilinecek. Günün yorumunda yersiz olan sen değilsin. Günün
yorumunu yumuşak değil diyen, sahilde dağdan söz eden. Yorum
nerde açılır, nerden geçilir? Kayguya yer yok! Şahit arama, HAK bilir. Yersizlik, YÜCE'nin yazmayı kula verdiğidir. Çölde yolu kendin
çözersin, aradığın kadar gezersin, yazıyı kendin mi yazmış olursun?
Çözeceğin düğümü düşün, önce 'ALLAH'ım!' de, sonra ele al. Göreceksin,
'Çözümü uydu.' diyeceksin, örgüyü ele alacaksın. Aynayı aldığın gibi
yerine koy, baktığın gibi gör. Ayrıyı gayrıyı çevreye verir, kayguyu
gönlünden alır. Açamadığın bohçayı derd deme, ver gitsin. Gedik aşanın,
şarab içenin, selamet 'ALLAH'ım!' diyenindir. ALLAH'ıma
emanet olunuz. Verdik,
vardık. Yumuşak yerden alsın, taşı taşa versin, 'Kum öyle olur.'
desin, ayırdığı yerde dursun, 'Yudum yudum alsam yeter mi?' demesin,
danıştığı yerde dumanı görmesin, yanaştığı yerde kilimi
sermesin, 'YAZAN'a uydum, gelen günün hayrına inandım.' desin, yetersiz
değil aşmayı denemesin, olduğu yerde olduğu gibi kalsın! ALLAH'ıma emanet olunuz. Gerçekten uzak durulmasın, 'Gölgeye Güneş gelsin.'
denilmesin, ayranın sütten yapıldığı bilinsin. Sorusuz kalasın, sorguya kendinde değil olaydan
bilesin, yargıya kul adına düşmeyesin, açık gölde sinekten şikayetçi
olmayasın, akan suda çöpün derdine düşmeyesin, deryada dalgaya derd
demeyesin! Hepsi olacaktır, olanı gören bulacaktır. 'Cümlenizden hoşnutuz.'
dedik, kulunu ayırmadık. Selam diyenin selamına gönüllerle katıldık.

Gökyüzü rengini gelişten verir, kulları dengini sevgiden bulur.
Cümlenize selam olsun, gerçeği arayan bulsun. Sıyırdığın her olayda seyirci arama. Gemiyi gördü isen fırtınayı
bahane etme. Yeni’yi YEMEN’de değil gönlünde ara. ‘Ordan geldiği gibi
kalsın.’ dersen, uyumunu bulmuş olursun, hayır ile dolmuş olursun. Her dal köküne bağlıdır. Ne var ki, her dalında verimi bir
değildir. Hata dalda mı, ağaçta mı, kökte mi, toprakta mı? Toprak
verdi ise ağaç alır. Dalın alma gücü uyumuna göredir. ‘Uyumu nasıl?’ derseniz,
güneşe baktığı yerdir. ‘CELAL ile CEMAL aynı verimde midir?’
denildiği bilinir. Her olayın oluşumunu görmek gereklidir. Rahmet yel
ile geldikte savurur, sel ile geldikte süpürür, aheste geldikte köküne indirir.
Ne var ki hepsi de rahmettir. Yele sele kapılan, kökü olmayandır, ayağın
yere basmayandır, sırtını YÜCE’ye dayamayandır. ‘Her sırtını dayayan güçlü
müdür?’ dersen, gücü maddeden sıyırmışsan ‘Elbet.’ derim. ‘Genişlik kadere kapı mıdır?’ denir. Aynen derim. ‘Ne sözde
genişlik?’ dendi. Yuyan oldum, gönüllerde olanı gördüm. Sofranın
genişliği gerçeğin, sofranın genişliği niyazın
ölçüsüdür. Almayı dilediğin, dönüşten yorumu sildiğin hayırdır. Mercan denizi hatırlatır. Güzellik renkleri ölçüde buldurur. Yanılma yok.
‘Olan yazımdır.’ deyiniz, olduğu gibi güzel bulunuz. Yerini aradığın, yalnız görüntüyü verir, niyetten uzak kalır.
Gerdiğin ipte serdiğin görülür. Ağaçtan baktıkta, ‘Uygun.’
denilir. ‘Yarattım.’ dediğin niyetindir, olay değildir. Yaratmak kula
değer değil. ‘Göç var mı?’ dersen yok derim. Cemiyet, çizmeye değil
çözmeye değerdir. Denenmedik olaya yol ara. Göreceksin, kapı kapı
götürecek, her kapıda yarattığı kulunu gözettiğine şahit
olunacak. Karşımızda olana dedim, kapıdan kapıyı sorana. Öğündüğün
görülenden değil, ‘Elim çizecek, dilim çözecek.’ dediğindir. ‘Elim
neyi çizer?’ denir. ‘Kaderim.’ dediğin, ona uyduğunu. Gerçeğin
dışına değil öz yapısına girdiğinde, dilden çözmüş olursun.
‘Yumuşak yolumu aldım, EYVALLAH dedim.’ diyeceksin, yerini öyle
bulacaksın. Çizemediğin nedir? Kaderin. ‘Ona uydum.’ dediğin an,
çözmüş olursun. Örnek olacaksın. ‘Nerde?’ denir. YAZAN’ın ÖZÜ’nde, kulunun
gözünde. Aşmayı yeminde değil zeminde dene. Aman demeden bekle. YM. Aşımız sofraya konur, her yiyenindir, meydan her girenindir. ‘Nerden
alayım, nerde kalayım?’ diyenin sorgusu, aldığı kaldığı yerden
değil, bulduğu yerden dönecek. ‘YAR ELİ, YAR DİLİ olayım,
O’nun BİRLİĞİ’ni bulayım.’ dendiği gün, yükünden sıyrıldığın
gündür. ‘Çevreyi işledim, güzeli düşledim.’ diyenin sözü. Gecenin
dönüştüğü, sabaha eriştiği bilinsin. ‘Yerimde serimde yumak
düğüm oldu, düğüm elimde kaldı.’ demesin. YM. Değil. Karşısında
olanın. Niyazın yeri boldur, güzel olan haldir. Kalana yol sorma, gidene diken
verme. Dumansız olmayı dene. De ki: ‘Aynayı elime aldım, kendi yüzüm gördüm.’
‘Nasıl gördün?’ derseniz, baktığım gibi. Günün yorumunu geleceğe bağlama.
Gelecek, sana bağlı değil. Her an yenidir. Gelecek, yeniden yeni.
Çözmeğe çalıştığın gelecek olmasın. Güzel bekle, güzel bul.
Girmeyin darlığa, bilin VARLIK’ı. ‘Almak bizden uzak.’ demeyin, almaya
tamah etmeyin. ‘Neden?’ denir. Aldığın almadığın O’ndandır, senden değil,
O’nun YAZISI’ndandır, gayretinden değil. ‘Olmayacak mı?’ demeyin. Olacak.
Ne var ki, önce bulut gelecek, sonra rahmet inecek. Öyle ise, bulut dert mi? Durmak vermez yürüyün, sormak yetmez arayın. Kim denir,
resim sorulur. OSMAN adı anılır. EYVALLAH. Yol soranın, ‘Nerden?’ diyenin,
uykuda olanın. YM. ALLAH’ıma emanet olunuz, aldığınızı biliniz. Suyun aktığı yerde susuzluk sözü olmaz. Alan kul susuz kalmaz. ‘Boş
geldim, boş döndüm.’ diyebilir misin? Almadı isen dökülenden şikayet
edebilir misin? Sorulan, kaynağın ötesidir, içinde değil dışında
kalandır. Yönünü buldukta başka yön sorulsa, içe değil dışa
dönük olur. Yanılma yok. ‘Aldım şükür.’ diyesin, gönlünü aydın bilesin. Akan suya kova ile su katılmaz, katılan katreden sayılmaz. Ne kadar alsan,
akan su eksilmez. ‘Olduğum gibi kalayım, kaldığım gibi bulayım.’ de.
Niyazı öyle olsun. ALLAH’ım cümleden razı olsun.
Niyaza geldim, niyazda buldum, niyazda gördüm. Yeni’ye yol alanı, eskiden
gün soranı selamladım. ALLAH’ım cümleden RAZI olsun, yorumdan söze doğru
varılsın. Almadığın olmaz verilenden, kumunun elendiğinden. Günün gölgesi
olmaz, elini açtıkta ‘ALLAH’ım.’ dedikte. Günün özü kulun sözüne uysun, her kulu O’nu ÖZ’ünde duysun. Duysun bilsin
ki, O sende, O bende; duysun görsün ki, O, O’nu her bilende. Bilende de,
bölende de, gölgeye sığınıp uyuyanda da. ‘HAY.’ dedik uyuyanın haline yandık. ‘Gün günü uykuda geçirir mi?’ dedik.
Çiçek açtığı gibi, meyva erdiği gibi. ‘Ne demek?’ denir. Çiçek
gururu, meyve edebi özüne maleder. Her çiçek göğe doğru açar, meyva
oldukta yere eğilir. Çiçek gibi açalım, meyva gibi tavazua geçelim.
Açılacak gönüldür. Görünüyor. Gemiyi almak, yerini bilmek, yolunu kesmek dileyen. Dileyenle değiliz.
Almayı dilmek almak değildir. Gemiyi miğfere aldık, kalkan misali
çevreyi sardık. MEYDAN, dileyenin. HAY ADI’na, yudum yudum sunduk. Yeşil rengin yayıldığı bilinsin. Kainat, aydın olanların,
tanınsın. Aydın olmak kalem ile defter ile değil; dost bilmek, dost
saymak, dost sevmek iledir. Elbet dost olmazsan sevemezsin, sevmezsen
sayamazsın. Din devran değildir, soydan gelmez, GÜL’den gelir. Bilene
huydan gelir, sevene halden gelir. Doymazsan, ‘Gençlik yolum.’ der misin, yorumda ayrıya uyar mısın? Günün
getirdiği değil, dünün getirdiğidir. ‘Gemiye yol var mı?’ dersiniz. Gemi yolda, dönüş halde, güç kolda,
göç batıda. Ne kaçan tutulur, ne batan kurtulur. Meraka yer yok. Günümüz hayıra kapı açar. Gönüller ferah olsun. Dileyen sözüme ‘Söz’
desin. Gücünün üstüne gücü kimden alır? Sözü, dediği yerde kalır.

Anda geldik O'nda gördük. Yerimiz gönüllerde, yönümüz gönüllere. Anıldığımız
anda yolumuz yolunuzda. Selam olsun, cümlede ADI anılsın.
Gerçek anılan, gönülden duyulandır. Eğledik özledik, anılan aranılan,
ayların sultanı denilen güne geldik. Selam olsun. 'Ayağım götürse, gönlümü
arıtsa.' diyenlerin ALLAH'ım YARDIMCI'sı olsun. Aradığım nedir dedin mi, kendi kendine sordun mu?
'Enel HAK.' denen odur ki; her yaratılan O'ndan O'na, andan ana. Aydın günün
güneşi, yakar kulda ateşi. Sanma güneş ayrı yakar, her kuluna
aynı bakar. Yumuşak yol alınız dediğimizde, 'o gün' vardır. 'O gün'
kula dünya dardır. 'O gün' nedir? Kulun kendini bildiği, YÜCE'nin AFFI'
ile sildiği gün, kul için 'o gün'dür. 'Nasıl bilelim, nerde duralım?'
demeyin. Her güne 'o gün' diye bakalım. Gölgeye yer vermedik gönlümüzde, gerçeği silmedik
ömrümüzde. Daha önce verdik, 'Seçilen kullarındansınız.' dedik. Kaderi yazan
O'dur, şüpheye yer yok. Gerçeği bildi isek, yargıyı sildi isek; verdiğine
şükredelim. Yoruma gerek yok. Açık yazdık. Çünkü, 'YAZ.' diyene uyduk.
Olduğumuz makam, olmayana var demez. Seçilen, vazifeye layık görülendir.
'Kim?' denmesin, ayrıya düşmesin. Sebepler, bizden değil O'ndan.
'Sevabımız günahımızı örtsün.' deyiniz, her açılan gün öyle niyaz ediniz. Günde
verdiğimiz, cümlenize saydığımız vazife zorlu gelmesin. Ne var ki,
LAYIK GÖREN'e layık olmaya çalışılsın. Günde cümlenize vazife yükümü
verildi. (Bu vazife nedir?) Elbet verilecek. Yarım gün kendin için çalıştı isen, yarım gün cümleye
çalışacaksın. Beden vermezse dil ile, dil vermezse yol ile, yol vermezse
hal ile. Göreceksin, çözeceksin, düğümleri açacaksın. Birinize değil,
YUVA'nın yolunu alan, 'Yol ALLAH'ım.' diyenlerin cümlesine dedik. Genişlik,
umduğunuzdan tez açılır. AŞK odur ki; 'Aldık aldık vereceğim,
göreceğim, beraber olacağım.' diyesin. Teklik ile değil, çok ile
tek olup bulasın. Ayırmadan sevesin, 'Seven ayırmaz.' diyesin. Evet güne kadar size verdik, günden sonra sizlerle
vereceğiz, sözlerle yayacağız. Daha önce verdik, sevgi
bulaşıcıdır yayılır yayılır. Beraber bunu yapacağız. Sevmeyene,
'Sevmesen de gel.' diyeceğiz. Darda zorda görürsek genişliği
göstereceğiz. Genişlik nedir? Ne darda olanı, ne zorda kalanı
elbet sen kurtaramazsın. Her olanın O'ndan geldiğini, O'nun göreceğini
söylersin, yolunu O'na bağlarsın, genişliği öyle
gösterebilirsin. Ağaç fidan dikilir, köküne suyu dökülür, dalı budağı görülür,
meyvası öyle beklenir. Gündeki olumumuz budur. Fidan olup dikildiniz, meyvaya
yol aldınız. 'Silkilip döküldünüz.' diyemem.Vereceğiniz her meyva birer
fidan olabilir. Günün her açıldığında, unutmayın niyaz edin.
'ALLAH'ım sevabım günahımı örtsün.' Geçici değil verilen. Meyhane bize
açık, güneş açık, yol açık. 'Neden?' diyene de ki: 'Aradım buldum,
bulduğuma uydum, şükür ALLAH'ım dedim.' 'Yeter mi?' diyene de ki:
'Bulduğum uydurdu, HAK YOLU'na götürdü. Yetmez mi?' Ne var ki, gündeki
yükün, geçenden ağırdır. ALLAH'ım kuluna kaldıramayacağı yükü
yüklemez. Yüklediyse, yardımcısız bırakmaz. Şüphesiz atılalım, HAK
KERVANI'na katılalım. 'Ana, baba' diyene, yerine HAK, serine HAK, yoluna HAK SEVGİSİ katana;
ALLAH'ım yorumu kendinden verir. Yanılmayın, yorumu kendinden verir denildikte,
görülenin çözüldüğü demektir. Yoruma uymadan, açık görüldüğü, açık
serildiği söylenir. Yorumu kendinden verir, odur. YM. 'Açılacak kapılar.' demiştik, daha önce vermiştik.
Gemiyi gemiye bağlamazsın, ne var ki gemiden gemiye el sallarsın. İp
ile değil gönül ile bağlansın. Seymen seyrine daldı, umduğu yerde durdu. Kar ile
balı kardı, güzelliği öyle gördü. 'Suyun başına gelse, geldiği
günde görse.' diyene de ki: 'Gören gelmese de görür, ören yerinde bulur.' Sağlık
yerinde olsun, hale olduğu gibi uysun. (Kime?) Alan bilir. Dar sokak denilmesin, ham meyva yenilmesin, kul yolunda
yanılmasın. Şarap testiye, ney besteye yer versin. 'Doğuş günde
mi?' derseniz, 'Buluş.' derim, 'Uyuş.' derim. Danışılanın yeri, cümlede
yolu olsun, üç hale uysun. 'Üç hal nedir?' dendi. 'Aldım, aldığıma uydum.'
diyesin, 'Uydum, aldığımı verdim.' diyesin, 'Aldım, uydum, verdim, her
hali sevdim.' diyesin. Öyle oldukta dönüş sana olmaz, seven kalmaz.
ALLAH'ım kulunu mükafatlandırdı ise, hataya düşmediği için, layık
olduğundan mükafatlandırır. Öyle oldukta, 'Vazifeden beni alır mı?' demek
yersiz. Eğer verileni yapmadı isen, vazife almadığındandır. Cümlenizi kutlarız, dumansız yol dumansız hal dileriz. ALLAH'ıma
emanet olunuz. Selamını getirdik. Ayet'ten kulunu ayırandan sıyırdık.
'Dumansızlık.' dedik. 'Ayet'ten kulunu ayıran nedir?' dendi. 'Hangi Ayet?' diye
soruldu. Ayet-el-Kürsi kulun yoludur, kulun halidir. Her anı, her yanı onun ile
doludur. Onun için ayrı kalmayalım.

Niyaz ile geldiniz, aymayı ‘Uymaktır’ dediniz, selameti öyle buldunuz.
Selam olsun, cümle de uysun. Aymayı bilmeyenden sorgunuz yok. Suyun akışı,
görene uyanadır. Akışın aksine gelene, söz kuldan gelmez. ‘Güzellik’ denildi, uyandan söz edildi. Dilinden dininden olumuna
aldığı, HAKK’ın ‘OL’ dediğidir. Daha önce verdim, zorlama olmaz
dedim. Uyan gelir, niyazınca olur, ayağının götürdüğü yere gider. ‘Ayağımın
götürdüğü yer neresi?’ derseniz; arayıp bulduğu, gönlünü
koyduğu, elele verdiği yere götürür. Gününden aradığı, ‘Aşk
var olsa, bende dolsa’ der, olanın getirdiğini bilmez. Dal ile toprak, gül ile yaprak nasıl ayırı kalmazsa, gönül bağı
olanlar, aynı yolda gidenler de ayrı kalmaz. Sorumsuzluk, bilimsizlikten, yorumsuzluk, görümsüzlükten. Her alan
bilir mi? Ağacı diken ile söken bir midir? Dumansız kalınız, yoruma yer
vermeyiniz. Asmayı diken, üzümünü bekler, üzümünü aldıkta, niyetine ekler. Üzümünü
kimi pekmez kimi sirke yapar. Ne pekmez yapana, ne sirkeye bırakana söz yok. Sancak açılsa, yürüyüşe yol verse, gidene EYVALLAH deriz. Yolun
alanın sorgusu karanlıktan gelmez. Çoklukta yol veren, yanılmaz. Açılan kapıdan
sahipsiz geçilmez. Sözünü dilinden aldın, gönlüne YAHYA’yı koydun. Selam ile geldi, “Sözüm
onun olsun” dedi, selamladı yürüdü. Yanımızda olanın sorusu: Yoldan yorum
almaz, sargıyı kendinde bulmaz. Değişen ne olaylar, ne dolaylar,
sadece gördüğün.

Huyumuz suyumuz gönlümüze denk, cümle ile kuruldu ahenk. Sevmeyi denedik,
denedik öğrendik; görgüyü öğrendiğimizde bulduk. Cümlenize selam
olsun, her anan bulsun, kainat SAHİBİ ile bilinsin. Olandan, geçmeye gerek yok! Suyun aktığı yerde sevginin getirdiği,
elbet hoşgörüdür. Ne var ki asla 'Birbirine denk' denilemez, her sevende
hoş görülemez. Kulu, sevgi ve hoşgörü tamamlar. Amma, ne sevgi hoşgörüyü,
ne hoşgörü sevgiyi getirmez, ayrı ayrı meziyetlerdir. Her ikisini
bünyesine alan kul, kulluğun kademelerine göz kırpan kuldur. 'Neden bakan
değil?' denilir. Çünkü, an gelir, hoşgörüyü gerektiren yerde kul
nadan olur. Onun için göz kırpar dedik. Doğrudan bakan ölmeden ölendir. Ayvayı gören sertliğini düşünür, unutulmasın yedikte midenin
kirecini öğütür. (Midenin kireci ne demek?)
Midenin kireci, taşlaşması, hassasiyetini kaybetmesi. (Aç karnına mı yenecek?) Nasıl dilenirse. Yoluna taş koyana, taşı alıp fırlatma, kenara çek, yoluna devam
et. Çünkü attığın taşı yeniden ele alır, sana fırlatır. 'Yumuşak
yolum ALLAH'ım!' diyen, her olayda YUNUS misali hatayı kendine alandır. Hatayı
kendine almakla elbet hatalı olmazsın, ALLAH'ımın vergisinden kalmazsın.
'Sahibim!' dediğin yerde, SAHİBİN olanı unutma! MEYDAN senin,
yol senin, dilediğin yön senin. DOST aradın DOST buldun, cümle ile BİR
oldun. 'YA ALLAH!' de, çağırana uy! 'Çağıran yok?' dersen, yanılmış
olursun. Sorguyu sen diledin ben verdim, 'El ele verelim gidelim, çağrıya
uyalım!' dedim. (Bir çağıran var mı?)
Niyaza durulsun, yüz Ayet-el Kürsi okunsun, 'ALLAH'ım doğruya yönelt!'
denilsin; aymayı bilen öylece görülsün, sebep sorulmasın. Daha önce dendiği
gibi, 'YUNUS misali, hatalara sahib çıkılsın!' Daha önce verdim; 'Ziyaretine gittiğine uysun!'
dedim. Geldiği yerde adı anılır. Yeminden uzak durulsun! Misafir,
uyduğu gün sevilir, uymazsa yerilir. Onun için, gidilen yerde, yerini
yönünü bilmeli! Yük vermemeli, kul kendinden önce kulları düşünmeli!
'Kendim sevabımı yapayım, açık olan her kapıyı kapayım.' dersen, ben'de
kalırsın. Onun için, sevabında cümleyi gönlüne al ki, yolun açılsın. 'Benim
sevabıma, neden başkası ortak gelsin?' demeyin! Çünkü sevab, paylaşıldığı
kadar büyür. Gidelim HAK ADI'na elimiz verelim, vermiyene 'EYVALLAH.'
diyelim, sözü HAKK'a bırakalım. Aynayı ele aldıkta gördüğün, baktığın
yüzündür. Nasıl bakarsan, öyle görürsün. NURU'na sahib oldukta, baktıkça
erirsin. Şekil heykele gereklidir, kul şekilden uzaktır. 'Nasıl?'
denilir. Kulun şekli, günden güne uymaz, maddi ve manevi uymaz. 'Nasıl?'
denilir. Doğdukta bebek, büyür ve ihtiyar olur. Demek ki beden de bir şekle
bağlı değildir. Öyle oldukta, katı kalıba yer vermek, kulu ne eğitir
ne öğütür. 'Kuyuya ses verdim, sesimi geri aldım.' dersin. Sadece ses
vermek yetmez, kovayı da suya indir. Elbet boş gelmez, sesi alan sözü
yerinde bulmaz. Kaderin çizdiği, kulun her gün çözdüğü bilinir, gün güne uyulur,
'HASAN BASRİ' denilir.

Yolumuz cümleniz ile, gönlümüz kainat ile doludur. Selam olsun, almayı
dileyen her kul alacağını blisin. Yumuşak yol, yerini bilenin; yumuşak
gönül, yolunu bulanın. Cümlemiz BİR olduk, geldik buluştuk. Sözümüz açıklıktadır.
Gerçeğin verildiği, umulanın öğüldüğü; dünya halindedir,
dünya halinde kendini bilendedir. ‘Yeniye adım attık, yenide tadı bulduk.’ dersiniz. EYVALLAH. Aynayı günde
değil, ele dün verdik, günde görüntüyü sorduk. Alandansın, verenden oldun
mu? Verdi isen, verdiğine uydun mu? Kendine soracaksın, karara varacaksın.
‘Ne yumuşak yol verdi, şimdi niye sorguya daldı?’ denilir. Sorgu HAK’tandır,
yol bizden. Yemeniyi giydik, cümle ile yola girdik, sorgumuzda boyun eğdik.
‘ALLAH’ım SEN’den aldık, SENİ dileyene verdik.’ dedik. EYVALLAH diyelim,
cümlemiz müsterih olalım. Kaygu bizlere değil. ‘Bizler denen
kimdir?’ denildi. Siz biz beraberiz, bizler oluruz. Güzellik odur ki, ben
sen değil biz diyelim. ‘YA ALLAH’ diyelim saf saf yürüyelim, YEDİ’yi
yerinde bulalım. “Aşamayan gelmez, aramayan sormaz.” dedi, YEDİLER
selam verdi. Adları biline niyaz ile anıla. (Yedi kızlar mı?) Değil. (YEDİ UYURLAR mı?) EYVALLAH. Uğrağın yolunda cümlenin
dilinde, aranılan yönünde. Geldiler, gördüler, sevdiler, döndüler. “ ‘UYUYAN’
denildi, buluşumuz soruldu. Uykudan değil, bilişten olundu.
Almayı bilenin, görgüyü açanın; bulduğu gibi olduk. Olduğumuz yerde
kaldık, yediyi isim aldık.” Olmayan olandan alır. ‘Olanın bitmez mi?’
denilmesin. Budandıkça taze filizler verir, alındıkça beslenir. Dağ dağı
beslemez. Ne var ki su suyu besler. Hem suyu besler, hem toprağı süsler.
Gedik yok aramızda. Açıklık bizde. Gediği aştık, düz yola
ulaştık. Yemini çoktan geçtik. Olmayan, almayı bilse bilmese, öğrenmeyi
deneyecek. Sorulur: ‘Umduğumuzu sevdik, sev denileni geçtik
denilen nedir?’ Umulan yolumuza gelmez, uyulandan olalım. Ummak, kendine yer
ayırmaktır. ‘Yürüyüp geçtiğimiz kimdir?’ denilir. ‘YA ALLAH!’ diyelim,
söze öyle girelim. Sevmeyi dilediğimiz kimdir? Şekil değil.
Sevmek dilenmez, sevilir. Seveceğini aramak hayal etmektir. Hayalinde olanı
değil, gözünde kulağında, teninde yönünde ne varsa sev. ‘Ayağım
götürmez, dilim bitirmez’ dersen; olduğun yeri düşün, orada olanı sev.
‘Hata bulmayım mı, ikaz etmeyim mi?’ dersiniz. Hata, şekilde bulunmaz;
fikir de değil. (Hata fikirde mi vardır?) EYVALLAH. Şekil YARATAN’da, fikir yaratılanda.
Yaratılan her an hataya düşebilir, YARATAN asla. Güzellik; fikir yorumunda
dahi kırmadan, kırılmadan söze girebilmededir; överek düzeni gösterebilmededir. MEVLÂNA’yım! Sevmeyi OMAR’dan aldım, RESULÜ’nden bildim, ALİ’den gördüm, OSMAN’dan
dürdüm, EBUBEKİR’den yumak misali sardım. Kuşak misali, belden bele
sarıldım, sanılmasın yoruldum. Her hal ile yoğruldum, AŞKI ile
kavruldum. ‘YA ALLAH!’ dedim, selama durdum, SALAVAT getirdim. YUNUS’um ile
anıldım. Anılandan olunuz, cümle ile bulunuz. Toz misali savrulup, kül gibi
buluşunuz. Ateşe kucak açıp, sırasında ateşe örtü olunuz.
Gayelerimiz hep bir. Adım adım gideceğiz, gelecek günde altıncıyı
vereceğiz. Söz ile vereceğiz, ÖZ ile göstereceğiz. Selam olsun,
gelecek bilinsin.

Yeniye yol aldık, yolun düzüne vardık; cümle ile BİR olduk, selama
durduk; 'YAR! YAR!' diyen her kulu, gönülden andık.

Yumuşak yolun yolcusu. Yemeniyi giydik, 'HAY' dedik, HAK YOLU'na
girdik, olanı O'ndan bildik. YAZAN O, GÖZETEN O, gönlünü GÜL ile bezeten O.
Yolumuz BİR'dir, gönlümüz BİR. Yumağı saracağız, düğümleri
beraber çözeceğiz. Gerçek kulluk; olanı O'ndan bilmek, gelene O'ndan diye uymak! Daha önce
verdik. Şaşmıyan, yanılmayan yerdeyiz. Şüphesiz kaldın, gönüller
hoşnut. 'YA ALLAH!' diyeceğiz, yerimizi bileceğiz, KUR'AN'a uyacağız!
Verilmiyene göz koymayız! 'ALLAH!' dedik BİR olduk, HAK YOLU'nda PİR olduk. Uyanın
elinden tutarız. 'Beraber olduk!' deriz. 'Yakın gelerim!' dersin, öyledir.
Ne var ki, gönüller her an beraber! Geçeni silelim, geçmiş diye gülelim; gelen günümüz
aydın, 'Şükür ALLAH'ım' diyelim. Gönül zenginliği, yeniye yol
açar. Mutluluk, gönüldedir. 'Cumaya hayır yazar, gönülden konuşuruz, beraber
halleşiriz!' dedik ya! Şefaat dedik, RESULÜ'ne güvendik; sırtımızı,
'ALLAH'ım!' dedik, GÜCÜ'ne dayandık. YARATAN, YAŞATAN, GÖZETEN.
ALLAH'ım. Beraberiz, beraber olacağız, her olayda ALLAH'ımın
vergisini bileceğiz.
Yuyan olduk, dünden bu güne geldik. Cümlenize selam dedik, kayıtta,
olandan kelam verdik. ZATI’na varmaya, dünyadan niyet kurduk, SIFATLARI’yla sıfatlandık.
Gelişimiz, elbet layık kullarına; verişimiz, dileyen her kula. ‘Layık olmayan var mı?’ denir. ‘Bilenle bilmeyen bir olur mu?’ sözünde bu
düğüm çözülür. Veren, layık olan; alan, layık olmasına çalışandır, çalışılandır.
Elbet karşılıklı. ‘Almayan nasıl olur?’ denir. ALLAH’ımın GÜCÜ. Her kuluna
buldurmağa, her kulunu oldurmaya yeter. Öğreten, öğrenendir; öğretilen,
öğrenmeye niyet edendir. MEVLÂNA’yım! ÖMER’in dediğinde, dünya günümü gördüğünde; AŞK
beni sardı, ŞEMS ile kardı. ŞEMS’i aldı, MEVLÂNA kaldı. Niyetim;
OMAR’ın AŞK’ına bürünmek, RESULÜ’nün dizinde sürünmek oldu. Sürünmekten
maksat; secdeye varmak, AŞK’ımı YÜCE’ye eliyle sunmak. “Elim üzerinizde,
AŞK’ınızı vasıtasız sununuz.” dedi, RESULÜ selamladı. Cümleniza selam
olsun, AŞK’ınız vasıtasız iletilsin. Aydan alan, yıldızı bilen; Güneşi nasıl inkar eder?
Elbet GÜNEŞ’i kainat bir gün görecek. Gördükte, kayıtsız şartsız
uyacak. Doğu batı o gün bir olacak. Martı, bütün denizlerde kanat açar.
Sakin de olsa, fırtına da gelse uçar uçar, susuz yerden kaçar. Açacak gülleri
cümle bağların, açılacak yolları cümle dağların. Vadiler getirecek
ovaya şenlik, kainatta görülecek alenen dirlik düzenlik. Daha önce
verdik: Mutlusunuz, kutlusunuz. Alandan oldunuz, vermeğe vazifelisiniz.
Vazife elbet zorludur. Ne var ki, geçen gününüz kârlıdır. Dağıtın.
‘Budanan yol verir.’ denilen odur. (Yatırlar
denilen, bütün yatırlar mı yoksa yedi yatırlar mı?) Cümle. ‘YEDİ UYURLAR
anılsın niyaza verilsin.’ dediğimiz; YEDİLER verdiğinde, kulları
aldığında yazılan odur ki, gün kısa gelir verilen kolaylı olur. ‘Anılsınlar’
dediğimiz odur; ‘Aransınlar’ demedik. ‘YUVA’sında olduğumuz’ dedik, açık verdik.
YEDİ’ye verilen nedir? Danıştık, YEDİ’yle halleştik. Manayı
bildiğince, konuya girdiğince versin. ‘Yanılır mıyım?’ demesin.
Yanılana verilmez. Sözcü anılır, ‘Oğul’ denilir. Selam olsun, yedinci
YEDİ’den alsın. Verilecek elbet. Daha önce verdik. Vazifeli; yanlız onbir
değil. Onbir verildikten öte. yedi diye seçilecek. Yediler
seçildikte, kırkbir kula vazife bölünecek. Elbet, gittikçe çoğa
gidilecek. Büyüdükçe, vazifeli de çoğalacak.
YEMEN'den yol dileyen, çimenden muradını soran, güzel ile olgunu yerinde bulanların
yanındayız. Yerimiz gönüllerde. YUNUS'um söz diler, "YUVA'nın özünde,
kulunun sözündeyiz." der. 'Kum ile oynadım, dünyayı yerinde saymadım.'
desem, yersiz. Kum ile oynanmaz, dünya sayılmazsa bilinmez. Dar yerde durmadım, bol fistan giymedim, duman alıp dönmedim. Genişlik;
olana uyulanda, her gelene duyulanadır. Gerçeği silemezsin, yerinde
bölemezsin. Göreceğin, bileceğin; yeni'ye uymak, olduğu gibi almak
olacak. Gurur; kendini bilmeyende, yöreye uymayandadır. Dost; bildiğini
satar, bilmediğini atar. 'Olacağım nedir?' dersin. Olduğun olacağa
denktir; her olay kula ahenktir. Geçtikte hecelersin, olanda gecelersin. Geceyi
gündüze ekle, gün doğar diye bekle. Dört'ü alırsın, dört'ü elliye bölersin. 'Olmaz, olamaz' diye derdi
derde katarsın. Her olayı yerinde say. Olacak, gelecek yuvana dert vermesin.
Her olay yerinde kendi kendini bölsün. Daha önce dedim. Dört'ü elli'ye bölme.
'Dört nedir?' dersin. Akıla taktığın, her günün gecesinde bölmeye çalıştığın.
Daha önce söz ile verdik, niyazın dört yönünü gösterdik. Niyazın dört yönü şudur:
Dil ile, beden ile, gönül ile, AŞK ile niyaz. Dil ile; kulunun gönlünü hoş
etmedir. Beden ile; namaz kılma, beden ile kuluna yardımcı olma. Gönül ile;
sevme, her kuluna her yarattığına aynı sevgiyi verebilme. AŞK; her şeyin
üzerinde, ALLAH'ıma edilen niyazdır. Üçünü bilmeden, yerine bölmeden dört'e
geçemezsin. Her olayı önce madde ile yorumlayın derim. Sofraya oturdukta önce
baklava yersen, olacağı bilirsin. Öyle oldukta, bir daha sofraya geldikte,
önce çorba içersin, en son tatlıyı alırsın. Olay budur. Sevgini AŞK ile karıştırdın, her olayı AŞK ile
yarıştırdın. 'Sevgi bulaşıcıdır.' dedim, gerçeği öyle verdim.
Kul sevgi ile oluşur, kainat ile buluşur, cümle ile halleşir,
öylece AŞK ateşi ile tutuşur. Aşık demez, AŞK'ını
sergiye komaz. Bunu daha önce dedim, sergilenen sevgidir. Yanılandan
değiliz. Yarını, bugüne bağlama. Demir dövülür, kızgın alevde tavına
gelir. Demirin ödevi, aldığı şekildedir. Senin de 'Yandım'
dediğin günler, tava geldiğin, şekil aldığın günlerdir.
Günde şeklini buldun, aldığın şekline uydun. Elbet vazifeye ün
beklersin. Yanlış değil, ün isimdir; aldığın şeklin ismi.
Deryada, geminin yedek çıpası. Madde ile verdik, manayı siz bulun. Geminin yerinde,
sayısında değişmeyen eşyası. Gönülleri hoş tutun, olayları
boş tutun. Olan, olacaktır; yanılan, bulacaktır. Yumuşak yol yürüyen,
'ALLAH'ım, her olay SEN'in BİLGİN'dedir.' diyen, YUNUS'um misali
TABDUK'a dönecektir, nasibini orda bilecektir. Dedik ya. Yumuşak yol
yürüyen, her hali HAK'tan bilen cümle. YUNUS'um TABDUK'a döndükte; bilmedi mi,
YUNUS olduğunu almadı mı? Unutulmasın, yanındakiler de geminin esas çapalarıdır.
'Nasıl?' denir. Geceyi hazırlayan, üçler'i, araya alan kimdir? 'Niyet ettik,
geldik.' denilir. Gelişiniz; unutulmasın, gün gelip verilecek, adınız
vazifeliler arasına yazılacak. Yedi'lerden, EYVALLAH. Ne var ki; sözü günü
gelende edilir. Geminin esas yedi unsuru vardır: Direği, dümeni,
motoru, çıpası, pervanesi, bacası. Niyet dilersen, 'altıda kaldı.' dersen
yanılrsın; radarını unutursun. Geminin yükü çoktur; halatı, teknesi, çekmesi
vardır. Ne var ki, yediye uymazsa, ne durur, ne döner. Almayı dilediğin,
'Yeniye uysun.' dediğin yerini bulur, her kulu hoşnut olur. ALLAH'ıma emanet olunuz. Vazifeyi tez biliniz.

Niyazın olduğu, gönüllerin dolduğu gündeyiz. Cümlenize selam
olsun, 'Rafa kaldırdım.' diyen elini rafa atsın. Olumsuzluk, duyandan gelir. Sahile vuran dalga deryayı boşaltmaz,
kumun elendiği yerde kul yolsuz kalmaz. Ağaç olanın yaprağına gönül versen, çiçeği sorar. Meyvesi
bol ağaca gönül versen, meyvesi bittikte ağacı siler misin? Sevenden olalım,
böleni almayalım. 'Nereye almayalım?' denir. Almayacağımız, bölücü halidir.
Elden alalım, dilden bilelim, yoldan bulalım, sunduğumuzu cümle ile paylaşalım. Gerçeği sorarsan, verileni ararsan, meyvenin olmuşunu bekle. Danışıldığı
gibi. Almayı dilediğin, 'Görebilsem!' dediğin, göreceğin olmuşuna
bakar. Yerden dilersin, halden sorarsın, gedik aşmadan nasıl görürsün?
Oluyor denen, aşılan gediklerdir. Yeşil rengi bilir misin? Olumsuz
dediğinde, verdiğini ölçer misin? 'Gedik nasıl aşılır?' denir.
Sorusuz kaldıkta, her hale uydukta. Siyah ile beyaza, yeşil ile sarıya,
rengin dengi dedikte, gedikleri aştığını görürsün. 'Her gördüğüm
örtüyü kaldırayım, altında ne var göreyim.' dersen, sadece vakit geçirmiş
olursun. Örtülü olanı geç, açık olan sana yeter. 'Örtü, neden?' dedikte; halden
sıyrılır, meyle dönersin. 'Meyil nedir?' dendi. Hal, uyum; meyil, duyumdur;
duyumdan maksat, halden şekle dönümdür. Oymayı diledik, geldiğimiz günden verdik, o gediği
çoktan geçtik. Günümüz hale dönüşedir. Onun için örtüler şekilde
kalanlara açılsın, hale uyanlarla gedik açılsın. 'Geç mi olacak? Görüş,
nerde yerini bulacak?' denir. Konuk, 'Derdim var!' derse; ev sahibi, yerini yoldakine
verir. Danışılan öyledir. 'Ayağıma gelsin!' dersen, derdine ortak
olacağını da düşün. Genişlik, duvara gelinceye kadardır. Duvar,
genişliğin sınırıdır. 'Nerde olacağım, olduğumu nasıl
bileceğim?' diyene. Yerini, sınıra geldikte görürsün. Sınır; gediğe
geliştir, olaya dalıştır. Genişliğe yer ver! Darlık sana
vermez, niyet ettiğin ipi germez, kul gelecekten olanı sormaz. Sorusuz kaldıkça,
her güne açık bakarsın, sorunu açık gönülle görürsün. Kayguya yer yok, yumak
sarılır.

Cümlenize selam olsun. Selam her sorana gelsin, sorulandan alsın, günümüz
hayır ile açılsın, gücümüz gayretin ötesine getirsin. Yedinci’yi verdik, cümle ile hemhal olduk. Niyazımız; her alanın verenden
olduğunu görmek. Yaprak dağılmaz, dalı eğilmez. Gövdesi güçlü
olan ağaç fırtına ile yıkılmaz. Doğuşu bilendeniz. Oluş; VEREN’den
alıştır, alışa uyuştur. Her dem ADI’nı ansak, ‘ADIN’dan varacağız.’
desek, uymayı silmiş oluruz. ADI’nı anmak, uyanın yorumunda olsun. Geceyi
gören, ‘Karanlık.’ diyen, gönlündeki NUR’dan ışık alsın. Niyazın olduğu yerdeyiz, kulunun sorduğu
yöndeyiz. ‘Nasıl oluyor?’ denir, yazımız sorulur. Akımın verildiği, aynı
yönde buluştuğu, her uyana veriştiği bilinsin. Sohbette her
olan, uyandandır. Verici elbet bir. Tek elden, tek koldan. ‘Yedek yok mu?’
denir. Radyonu açtığın an dinlediğin, gönlüne uyandır. Gönlüne
umayanı çevirirsin. YUVA’da verişimiz odur. Elbet istasyon tek değil.
‘Deneyen var mı?’ dendi. Deneyen, istasyona giren değildir. ‘Nisbet
nedir?’ dendi, ölçü dünyaya göre soruldu. Elbet verdiğimiz örnek te öyle.
Verişimiz, seyahat ötesidir. Seyahat ötesi; gidilemeyecek uzaklık, görülemeyecek
uzaklık. Dağından bağından, suyundan havasından var
olan her şeyinden bilgi, görgü duygu alınan istasyon. ‘Gedik görgüyü keser
mi?’ denilmesin, aşılmaya niyet kurulsun. El ele, cümle ile yoğun
çalışacağız. Attan yol dilesek dağları aşarız, sulardan yol
dilesek köprüleri kurarız. Denenen değil mi? Gölgeyi dilemedik; almadıkça,
güneşi bilmedikçe. Gölge nedir? Güneş ile kaynaşan, ışık
ile oynaşan kulun barınağı. YEDİ’ye yol soran, UYURLAR’ın yolunu
arayan, güneşin vergisinde güzelliği bilendir. Güneşin güzelliği
bilinir. Önüne bulut geldikte, nasıl ‘Çirkin.’ diye yerilir? Önüne bulut
gelse de güneş gine güzeldir, bulut ta güzel. Rahmeti bilendeniz, zahmeti
olsa bile, toprağa dolsa bile. ‘Doğuş.’ dedik, daha önce
verdik. Doğuşun durağı yoktur, varışın olduğu gibi.
Varışın, YUNUS’un sözünde olduğu gibi. ‘Gelişin yeri belli değil.’
denirse de, herkes olduğu yerde, olduğu gibi. Ne var ki, oluşu
oradan öte gider. Bulduğu an, vardığı andır. Doğuşun sınırı
yoktur, varış tektir. MEVLANA’yım. OSMAN’ın sözünde, cümlenin ÖZ’ünde olan vardır. Dönük
olanın dünyası geçicidir. Elbet her kul göçücüdür. Sağan, koyunu besler,
yününü süsler, yeniyi bekler. Oyun denirse de, gaflet yorumdadır. Oyunu
bilen, gelişe uyan, gelişin gayesini arayıp bulan, ‘Oyundayım.’ der,
olduğuna uyar. Daha önce YUNUS’um verdi. ‘Yel ile, sel ile gelirim.’ dedi.
Öyle oldukta rahmete neden söz edildi. Gemiye dost gerekli, sevene post
gerekli. ‘Dünyaya geldik, ne gördük ne bulduk?’ denilmesin. Her gördüğün,
ilmek ilmek ördüğündür; gece gündüz, aydını karanlığa kattığındır,
dumanı gönüle attığındır. ‘Geldi isem yazıya uyacağım.’ deyiniz,
mermeri yerinde kullanınız. Duyulan her sözü olduğu gibi alınız,
dilediğiniz gibi değil. Dert
oyalar, dermanı buldukta. Yukarı bakan maviyi bulandır, yıldızları sayandır.
‘Değeri nedir?’ dendi. Sadece, doğuşu biliştir derim.
Toprak verir, gösterir, sever, sevdirir. Renk onda, cenk onda, ahenk onda. Öyle
ise onunla hemhal olalım, onda bilelim, öyle gökyüzüne bakalım. Bakalım diyelim
ki, ‘Sen sadece dağılanı toplayansın.’ MEVLÂNA'yım. Güç ile göç, toprak ile göğü birleştirir, arada
olan kulu halleştirir. Miyyar odur ki, kul sadece alır, alır, alır. Yerden
gökten alır. Alır da ne verir? İşte en güzeli onun verdiğidir;
gönlünü. Gönlünü verenin mutluluğu cümleyi sarsın, verenden etsin.
Danışılan oluşur, düğümün çözüldüğü görülür. Elde olanı
atma, acı geleni tatma. Sırtını dönse bile, ‘Hatasızlık ALLAH’ımındır.’ de. (Kime dendi?) Karşımızda olanın.

Yeminden uzak kaldık, HAK YOLU’nda olduk, selam dedik geldik. Gelenden sorandan,
hayıra yorandan, ALLAH’ım RAZI olsun. (s.s’nin rüyası için) Duyuşu, ayna misali oldu. ‘Nedir?’ denir. Kulağına
ses geldi sandı. Verilen, ayna misali idi. Nasıl dünya günü sesini alırsın,
göçenin sesi ayna misali kulağın içinde kalır, gün gün aksetti sanılır. Demir
perde açılsın, niyaz edip geçilsin, SAHİB OLAN bilinsin. Yorumun edildiği
gibi, gerçek görüldüğü gibidir. (
) Sayının önemi yok. Gönülden andığın günlerdir. Yandığın küllensin, yumuşak yol
senin olsun, niyazın yerini bulsun.
Selam olsun, cümle bilsin. Geldik verdik, her dileyenle BİR olduk. ‘Neredeyim?’
dedik, sorguya verdik. ‘Gönüllerde.’ denilir, öyle anılır. Elbet gönüllerde.
Ne var ki, dünya halinde olana. Vazifede; verdiğimiz hal değil mi,
dediğimiz yol değil mi? Attığımız her adım, dediğimiz her
söz, dilenen yere gitmez mi? Burada öten bülbül, batıya gittik te ötmez mi?
Yol, dileyenin. Daha önce verdik, postumuzu YUVA’ya serdik. Aranılan nedir?
Daha önce verdiğimiz o değil midir? ‘Yürüyüp geçtiniz.’ denende,
sözümüz öyle bağlanır. Sahip olduğun gönlündür. Gezdirdiğin,
döndürdüğün gönüldür. Aradığın yerde temeli atılır. El ele vereceğiz,
duvarı öreceğiz, öten bülbüle orada ses vereceğiz. ‘Kaygular
silinsin.’ dedik, daha önce verdik; altıncı olan ile gönülden halleştik.
Gemiye el sallarız, aynı deryada yol alırız dedik ya. ‘Açılacak kapılar.’
demiştik, daha önce vermiştik. Gemiyi gemiye bağlamazsın; ne var
ki, gemiden gemiye el sallarsın. İp ile değil, gönül ile bağlasın. Altıncıyı verdik. Yayan giden yorulmasın, yanlış anlayan darılmasın.
Söz verdik, ‘Yolumuz senin.’ dedik. ‘EYVALLAH.’ desin, sohbete katılsın.
Ateş yandıkta, yanıp köz oldukta, kül ile örtüldükte; yaktığına
değil, kaynattığına isim verir. Daha önce verdik, ‘Kapımız o yöne
açılır.’ dedik. ‘Niye demediniz. yazılanı söylemediniz?’ Aldığını
verdiniz mi dedim. Verdiğinize uydunuz mu? ‘Açıldı’ dedim. Gönülden
anıldık, anıldığımız an çağırdık, YUVA’nın yolunu gösterdik. MEVLÂNA’yım. Günün uyumu böyle. ‘Çağırdığını duymadım.’ deme. Merdiven seni
yukarı çıkarır; yukarısı seni çağırdığındandır. Merdiven sana yol
olur. Olmasa, aklın sadece yukarıda kalır, günde olduğun gibi. Merdiven
gösterdik, adım adım çık dedik. Sevdiğin kadar sevilirsin. Şüphesiz.
Gönlündekini söyle, her sorana. Söyle ki; sana uyanı götürürsün. ‘Kundağım
sarılsın, kucağa verilsin.’ der, benden himmet bekler. Minnet bizden,
himmet her dileyene. Serçeyi gören ALLAH, karıncayı veren ALLAH, seni beni
görmez mi? Dilersek, vermez mi? ‘Can’ dedik, candan olduk, el ile eli
bulduk. ‘Şefaat Ya RESULÜ.’ dedik, o’nun Hikmeti’nden aldık. ‘Neyi aldık?’
denilir. Selamı bizlerde, Kelamı HZ. ALİ’de. Niyazımız, şifadan soran ile, şifayı hayra yoran
ile. Yerimiz yönümüz ayrı değil. Dümensiz gemi değiliz. ‘ALLAH’ım’
de, O’na sığın. Ne gelirse gelsin, ne dilerse söylesin, yolundan şaşma.
Verdiğin senin değil, cümlenin, her dileyenin. Niyaz ile başla, niyaz
ile bitir. Gönlüne verenin adını andına getirir. YM. Derdin gamın olduğu
yerde, sohbet az gelir. Derde gama sohbet tuz gelir. Diyebildiğin kadar,
sesini verebildiğin kadar. Sildiğin her şüphe seni bir adım öne
atar, şüphesizlerin arasına katar. YM ‘Gideceğim yerde göreceğim
nedir?’ deme; gitmeden hükme varma. ‘Yazıldı ise giderim, gitti isem hayır
bulurum.’ de, kendine hakikati göster. ‘Niyazım olmuyor, bana yetmiyor.’ deme.
Niyazın için niyaza dur. ALLAH’ım olmayacağın niyazını ettirmez. Etti
isem, olacağından şüpheye düşmem. ‘Aradığım nedir?’ deyiniz,
önce kendinize sorunuz. Gün ile dünü yorunuz. Dün olan bu güne gelmez; bugün
yarına vermez. Uyum odur ki; günü günde verebilesin, günde verdiğine yarın
da uyabilesin. KUR’AN’I KERİM misali. Verdiğini, dün bugün, yarın
aynen alırsın; aldığın gibi uyarsın. Sohbette öyle oldukta, kulu şal
misali sardıkta, uymayan kalmaz. Daha önce dedik; fikirde ayrılık olsa da, şekil
hep birdir. Yeniye selam verdik, YUVA’ya gel dedik. Geldi, diledi,
verdik. Yenmeyi bilirse, şüpheden sıyrılırsa; huzur onun iledir. Resim
verildi, ‘YA ALLAH!’ denildi. YEMEN’de değil, toprağa düştüğü
yerde anıldı, oraya KERBELA denildi. YM. Yardımcısı olduğunu bilsin. ALLAH’ıma emanet olunuz. Kainat; ‘OL’ denildiği yerde, olduğunu
biliniz. HAK ADI’na geldik, HAK ADI’na verdik. Şüpheleri siliniz. Mürşit
sorulur. Verdiğimiz nedir, nerdendir? ( ) EYVALLAH.

Daha önce söz ile verdik, niyazın dört yönünü gösterdik. Niyazın dört
yönü şudur: Dil ile, beden ile, gönül ile, aşk ile. Niyaz: Dil ile, kulunun gönlünü hoş etmedir. Beden ile, namaz
kılma. Beden ile kuluna yardımcı olma. Gönül ile, sevme, her kuluna her
yarattığına aynı sevgiye verebilme. Aşk, her şeyin üzerinde
ALLAH’ıma edilen niyazdır. Üçünü bilmeden, yerine bölmeden, dörde geçemezsin. Her olayı önce madde ile yorumlayın derim. Sofraya oturdukta önce
baklava yersen, olacağı bilirsin. Öyle oldukta, bir daha sofraya geldikte,
önce çorba içersin, en son tatlıyı alırsın. ‘Sevgi bulaşıcıdır’ dedim, gerçeği öyle verdim. Kul sevgi
ile oluşur, kainat ile buluşur, cümle ile halleşir, öylece
aşk ateşi ile tutuşur. Aşık demez, aşkını sergiye koymaz. Bunu daha önce dedim.
Sergilenen sevgidir.
(Dünyamızdan göçen varlıkların arkasından,
göçlerinin 7, 40, 52’nci günlerinde anılmaları için bazı dinsel törenler
yapmaktayız. Bu belirli günlerin göçen varlıklar yönünden taşıdığı
bir anlam var mıdır?) Günümüz hayır ile, gönlümüz cümle ile dolsun. ‘Yerimiz nasibinize
yazılsın.’ dedik duacı olduk. Yanımız,
yönümüz, gönlümüz dolu olsun. Olmuşun sözü gelsin. ‘Olmuş kim?’
denirse, kim olursa olsun her yol birdir, her yol veren PİR’dir. Aldı
isen, gönlün kordur. (Sözden murat nedir?) Halin, niyetin. YM. (Kırk,
elli iki, diye bazı rakamlar verildi. Orada da bizdeki gibi bir zaman kavramı
var mı?) Dedim ya, dünya ölçüsü ile verilir Anda hesap görülür. MEVLÂNA’yım. Halden hale yürüdük, etek fistan sürüdük, gelenin gidenin yoluna durduk.
Her geçene sorduk. ‘Gönül var, verelim mi?’ Her gülene soralım mı? Bilen
bilmeyen gelsin, gönülden nasip alsın. Alsın, dilerse elden ele sunsun. Dünya
yolu birdir. Sorana gönül boldur. (Amerika’daki bir sevgi gurubundan bir mektup gelir. Mektup hakkında alınan
sohbet.) Ona de ki: Elbet köprü kurulacak, ekmek elden ele dolaşacak,
VAROLAN bilinecek, olumsuzluk silinecek. Sevginin üzerinden bütün tozlar silinecek.
Bölünen mühür birleşecek. BİR’lik, gürlük ile dolar. Şüpheyi
silsinler, uymayana asla yalan demesinler. Yalan denilen güne uymayabilir.
Gelene örnektir. Aralarındaki sözcü, aramıza katılandır. (a.c, altıncı vazifeli.) Dağılanı toplayandır. Düzde gider, söze
uyar, gönülden gönüle yol kurar. Doğuşu ‘köşe’ derler, yerimizi
öyle söylerler. Bağlandık çözülmez, eklendik bükülmez, sergilendik
satılmaz. ‘Sergilenen nedir?’ dendi. Sevgimizi sergiledik. Sevgi getiren, sevgi
götürür. Sergimizde her an sevgi doludur, halimiz yoludur. Sevelim, sevilelim.
Sevgide her şeyi bulalım. ALLAH’ıma emanet olunuz. Oldunuz, bulunuz.

Gözde sözde verilir, yerinden sayfa açılır, yoğun çalışan ile
yolda çatışanın yorumuna düşülür. ‘Ekmek aldım peynir yok, otu aldım
yağı yok.’ diyenin danışacağı kimdir? Elbet yağı peyniri olan,
almayı bilendir. Ne var ki vermeyi bilmeyendir. Geçtik sözü açtık ÖZ’ü. Selam
olsun dedik cümlenize, niyaza durun diye nefes verdik. ‘Doğuşu aldık,
öylece kaldık.’ denilmesin. Denenmiş her yorum yerini alandandır. ‘Yanıldık.’
dediğiniz yerde, sadece üç nefes sessiz kalınız, kendinize dönünüz.
Yorumun açıldığını göreceksiniz. Ayranda, soluk veren kolaylık görülür,
sohbetimiz öylece açılır. ‘Uzun yolda’ dediğiniz, gönülden andığınız; olduğunuz
yerde, andığınız anda sohbete girecek. ‘Çözümü nasıl olur, nerde düğüm
görülür?’ denilenin sohbetini verecek. MEVLÂNA’yım. ‘Kucak dolusu selam getirdik.’ diyenden, cümleye sözünü verenden, oyma
misali yazı getirdik. ‘Ocağın başı nedir?’ denilir. YM. Sohbetimiz.
Ağaç ağaca el verirse orman denilir. Ekin bir tarlaya toplanırsa
harman denilir. Kahramanlar oynaşırsa, seymen denilir. Cümlemiz
kaynaşırsa bayram edilir. ALLAH’ıma emanet olunuz. Bayrama hazır geliniz. (Beraber mi göçeceğiz?) Güzellik; göçmeden bayrama girmek, bayramı
beraberlikte bilmek. Yeşeren her dalda, ötüşen her kuşta,
kainatın süsünü görmek. Gayen tozunu dahi incitmemek olmalı. Yanılma yok. ‘Toza
el sürmeyelim mi?’ diyene sözüm. Aldığın tozu hırs ile yaparsan,
kıracağın seni incitir. Yerimiz, yönümüz gönüllerde, gelişimiz dilendiğimiz
anda. Cümlenize selam olsun.

Kucak dolusu selam ile geldik, seven ile bir olduk. Yeni’yi gönüle koyduk,
olumunda çiçeğin dengini gördük. Atacağınız her adımda, yutacağınız
her yudumda YARATAN’ı anınız. ‘Olumsuzluk yoktur.’ deyip, huzuru bulunuz.
‘Dengini bulanın ahengi olur.’ denmesin. Denk görmediğini, renginden
sevmeye çalış. Rengini bulamazsan ÖZ’üne gir, ÖZ’ünde gör. O zaman; ne
denge, ne ahenge söz edilmez, uymadı diye gönül koyulmaz. Uymayanı ALLAH’ım
yazmaz. Güdene çoban dersin, çatana yaban dersin. Yemeni giyen her çoban, sürüsünü
götürür. Ayağına güvenen yolunu uzatır. Yemeyen açlıktan göçmez, uymayan
yolundan geçmez. ‘Geçtiği nedir?’ dersen, güzelliği görmeyişi.
Görse görmese meyden alacak, elbet bir gün görecek. Sildiğin taşta lekeyi diler misin? Elbet dilemezsin. Gene de
‘Leke olmasın diye basmayım.’ demezsin. Güzellik; hem övmede hem dövmede eşitliğe
uymak. Dövmeden maksat vurmak değildir. Vurmak, asla hale uymaz. Ne var
ki, dövmenin değeri, düzeni buldurmaya gereklidir; düzen manasında. Görgüyü gelenekten bekleme, cemiyetin yargısına uy.
Gelenek, her çevrenin kendi ölçülerinde kayıt bulur. Soyut gelenek, somut
kuralı çiğneyemez. YARATAN asla yargıda kuluna danışmaz. Çünkü her
kulun ölçüsü hiçbirinden şaşmaz. O’na havale et, düşünme
gayrısını. Nay ile
nefes veren, gayreti naydan bildi. Her olay kulun kendi yeteneğidir,
katılandan değil. Çamura maya salsan, maya kaybolur. Hamura maya salsan,
hamur ile kalbolur. Çamur toprağın mayasıdır, AŞK kulun. Sende
olmayan mayayı almaz. Elbet oluşum mayadan değil. Ne var ki doluşana
maya gerek. Çayırda güzeli nerden bilirsin? Elbet yeşilden. Sahilde güzeli
maviden bulursun. Her renkte gönlünce güzele uyarsın. Eylemin uyduğunca
dengini bulursun. ‘Gayretin yeri nedir?’ denilir. Niyettir derim. Dağın gidişine
niyet kurarsın, varışına değil. Eyilmedik baş dize getirmez. Dağılmadık
taş gözü açtırmaz. Akan her suda gemi yürümez. ‘Elbet akan suda yürümez.’
diyene sözüm. Akan sudan maksat nehir değildir. Denizin aktığını
bilen var mı? ‘Nasıl?’ denilir. Med cezir ne ile çözülür. Nehirler nerden
alır nereye getirir. Denizin görünmedik kuyularını bilenden misiniz? Suların
kanallara aktığını görenden misiniz? Onun için; gözün gördüğü
senindir. Gayretini niyetini uydursun, yazılanı buldursun. ALLAH’ım cümleden
RAZI olsun. MEVLÂNA’yım. ‘Geldim!’ dersem, ‘Gittin mi?’ denilir. Sözüm, yol misali sorulur, yoruma verilir.
YUNUS’um niyazına geldi, ‘Elim elinde.’ dedi yürüdü. “Elbet gönüller aktığınca
buluşur, andığınca halleşir. Seyrini günün yorumuna verme.
Güzeli doğuştan bildin, yargıyı YÜCE’ye havale ettin.” dedi, OMAR
olumunda dengini gördü. Elinde, YAR’dan aldığı görülür, el ele verilir.
Yemeyen doymaz, gezmeyen görmez, sevmeyen bilmez. Yedik, gezdik, sevdik
ELHAMDÜRİLLAH. Sevdik, saydık, sardık ELHAMDÜRİLLAH. Yemeyeni gördük,
gezmeyeni sevdik, sevmeyeni sardık ELHAMDÜRİLLAH. Sayalım gazelleri,
duralım bakalım. Güzelliği öyle dahi görelim. ‘Verdim ALLAH’ım, serdim ALLAH’ım, gördüm ALLAH’ım. Görmeyenden etme bizi,
sevmeyenden etme bizi ALLAH’ım.’ diyelim, düzende hata bulmayalım. ALLAH’ıma emanet
olasınız. Her olay ALLAH’ımın düzenidir bilesiniz. Güzel gördükçe, daha güzeli
bulasınız.
(Van yöresindeki depremden sonra alınan
sohbet) Yumuşak yol dileyen her kul, olandan olduranı bilsin, öyle yürüsün. ‘Göçün
yeri güç mü?’ diyene sözüm. Yer yerinden oynadıysa, güçlükten değil, geçit
öyle yol verdiğindendir, kul kadere söz ettiğindendir. Cümlenize
selam olsun, olana gönüller HAK’tan diye uysun. ‘HAK verdi, HAK sildi, olandan olanı
böldü.’ diyelim, sabır selamet dileyelim. Gayretin sohbette sözü edildi, ‘Olana gayret boştur.’ denildi. ‘Yoğun
çalışanın yorumda payı olmaz mı?’ derseniz; her kul olduğu yerde,
olacağı kadar payını alır. Sorguyu yazıdan değil görüşten
bilelim, konuyu öyle sofraya getirelim. Her çeşit aş sofraya konur,
ne var ki her kul sevdiği aşa el uzatır. Onun için yorum, zevk ölçüsü
diye alınır. Neticede her kul midesini doldurur. ‘Somut örnek?’ denildi, örneği arandı. Mideye gidene güzel dersen,
sevdiğini yedin derim; sadece doyumluk aldı isen, mideni doldurmuş
olursun. Netice bünyede elbet değişmez, sadece zevkte değişir.
‘Sözün gelişi nereden?’ denildi. OSMAN der ki: “Dinden verdik, dilden
sorduk. Alan, ELHAMDÜRİLLAH dedi; ezberleyen, ‘Yağını aldım posası
kalsın.’ dedi. Alımın ne ezberi, ne posası, ne yağı olur; alanın gönlünde
perçinlenir” ‘Ne demek?’ dendi, niyaz konuşuldu. Aldığını halinden
ver, dilinden değil. Gerçeği olandan gör, olduranı yerinde bil.
‘Yedik ELHAMDÜRİLLAH, gelecek öğüne hazırım.’ dersen; gününü saate
bölmüş olursun, ömrünü pulla kayda koymuş olursun. ‘Ne yapalım
öyleyse?’ denir. Yediğini yemeyen ile paylaş. ‘Dönük yerini nasıl bulur?’ denildi, elbette göçten
soruldu. Aynayı çevirip bulur, çevirdiği yerde kendini görür. ‘O da elli
ikide yerini alır mı?’ denildi. Elbet alır. Kendini bulduğu yerde, kendine
ölçü verdiği yerde. ’Bedenin yükü neden RUH’a yüklenir?’ denildi. Gelişin
nedeni, RUH sürer bedeni. Akan suya kapılırsa, ‘Nasıl, Neden?’ aranırsa; her an
kulun geriye attığı adımdır. ALLAH’ım “HER ADIM İLERİYE.” der
kuluna. Şahit istemez, yemin gerekmez. Olan olduğu yerde, niyeti
böldüğü yerde görür, yerini orada noktalar. Sevgi ‘Neden?’leri siler,
noktaları böler. Demlenen her olay, kulun yerine yönüne nasip kapısıdır, işlenmiş
yapısıdır. Her uyan ile, her duyan ile, her seven ile beraberim. Denizden yol soran, karayı
arayandır. Sahile yol bulan, gemiye talip olandır. Her talip olana, elimiz
gönlümüz açıktır. AŞK noktamızdır. Söz onda başlar, onun ile son
bulur. Kul, AŞK ile yön bulur. AŞK’ımız noktamız olsun, sorgumuz
noktada kaybolsun. Her kul, cümle ile kalbolsun, kini nefreti silsin, ‘Ölüm,
RUH’tan başka istemez.’ desin. Ölüm, göç değil midir? Ne var ki, bu
göçte bavulunda götürdüğün, işlediğin hayır ve şerdir. Nasıl
ki seyahatinde bavulunu kendin açar, temizi kirliyi kendin ayırırsın; göçte de
öyledir. EYVALLAH.

Yeni’yi vermeyi, yumuşak yola sermeyi, geldiğimiz günden
denedik. Gönüllerde olanı, güzel ile dolanı gördük. ‘Somut örnek’ denilir.
Her olaydan dileklere göre mana aranır. Olan kesindir. Olan olur. Yazılan
görülür. Ömür öyle sürülür. ‘Cerrah keser mi, yuyan küser mi?’ denilirse, olaylarda manasız yoruma düşülür.
Gereken, gerektiği günde olur. Olumsuzluk; dilekten doğana değil,
yazıya uyana, gereği görülenedir. Sahipsiz olan yoktur. ‘Derman
kimden?’ denilirse, hataya düşülür. YARATAN yönetir. Miyyar niyettendir. (Bizim ölçülerimiz mi?) EYVALLAH. ‘Bulundu’ denilen, olmayan değil, yumuşak
yol bilen, ‘HAK gözümü açtı.’ diyendir. Aynayı eline, güzeli gönlüne al.
Dumansız kalan, ‘Amansız’ demez. Demir ateşten korkmaz, ateş
odundan ürkmez. Güç, dayananındır. Yoğurt sütün ekşisi. ‘Yenik
kaldım.’ diyen kulun eksisidir. Doğuşu yolda değil halde
görelim, sahifeyi satır satır okuyalım. Tezgahı serdikte, bezi dokuyalım.
‘Merhale’ dedikte, yola gönül koydukta; gönül kırmaktan sakınalım. Doyuran,
doyduğunu bilmeli. Yürüten, verdiğini görmeli. Yollar yumuşak
gelir; gönüller BİR oldukta, her hale uydukta. Soluk almayı
bildiğiniz kadar, YÜCE’yi anmayı deneyiniz.
(Televizyonda Şeb-i Arus’un
seyredilmesinden sonra) Gönüller doldu, alemler BİR oldu. Güneşin verdiğine,
kainatın serdiğine, cümlemiz şahit oldu. Olandan gelenden, BİR’liği
bulandan, ALLAH’ım RAZI olsun. Güneşin verdiği, kainatın serdiği nedir? Güneş
görenin, kainat bilenedir. Duvarı ören, ördüğünü bilendir. Ördüren,
böldürendir duvar. Kundağın, ölçüdür. Bedenin örtüsü, elbet kundak.
Görenin ölçüsü; duvarın ardında bilinir, gönül gözü öyle anılır. Yokluk varlığın
özüdür. Varlık yokluğun gözüdür. Gören çözer, duyan çizer. Kalem elde, söz
dilde, yumuşak yol halde. Söz olduk dile geldik, biz iken dize geldik.
Suya döküldük, söze geldik. Cümle ile göz olduk, gönüllere dolduk. Göç denilir gedik aranır, bir karış toprakta sanılır. Yerden gökten
var olan anılır, oruca öyle niyet kurulur. Ânımız, adımıza değil. YAR
denilen; her yaprakta çiçekte böcekte görülen, sevilen sevilendir. Yaprakta
çiçekte aradık, aradığımızı bulduk mu? Bulduğumuzu sevdik mi? Şekilde
görülür, halde öğülür, yolda sevilir. Kahır neye? Şeklin uymıyanı, gönlünü
duymıyanı mıdır. Adasak, öder miyiz? Ödesek ‘Yeter!’ der miyiz? Cümlenize selam
olsun. ‘YAR.’ diyen her kul, zor denilin her yol; cümleyi dileğine kavuştursun. ‘Ayağımız yok gelmeğe, yoluna yolcu durmaya.’
diyene de ki: Yolun zoru, kulun seri değildir. (Ser baş manasına mı?) EYVALLAH! Serde zor olmaz; niyet kurdukta ‘ALLAH’ım
SEN’inleyim?’ dedikte. ‘Alemden alemi bulduk, alemleri gördük. Her parlayan
yıldızı saydık. Aydan aldık, Güneş’ten bulduk’ dedik, SAMANYOLU’nu saydık.
‘Denilen bize uyar mı?’ diyene sözüm. Dünya hali, yoğurur kulu. ‘Of!’
demezsen, sahifeyi yırtmaya çalışmazsan, suyun akışından, bulutun
bakışından şikayetçi olmazsan; ölçünü alırsın, SAMANYOLU’nu bulursun.
Yolunu bilenin, ‘Taşı, toprağı.’ demesi, elbet kendi hatasıdır.
DOST dediğin, dostluğunu bekler. Verenden beklersin, aldığını
kime eklersin? ‘MEVLÂNA söze geldi, cümle ile buğza geldi.’ dersiniz.
Elbet sitem hakkımızdır, yaptı isek. ‘Neden?.’ denilir. Gönlümüz, cümle ile
SAMANYOLU’nda buluşmak diler. Miyar kulun kendindedir, kendinden
sorulacaktır. Kaderin çizildiği gerçektir, doğuştan ölüşe
dek. ‘Niyetim, niyazıma denk.’ dersen, kendini avutmuş olursun. Sözün bağını,
yolundan koparmış olursun. Niyaz, alabildiğinedir. Öyle oldukta,
niyetin yolundur. İşte kulun miyarı budur. Niyet ile diyet uymalı.
Niyaz; gönüllerde dolasıya, cümle ile BİR olasıya kadar edilmeli. Cümle
ile BİR olmak, söylendi anlatıldı. Sen beni, bende, Ahmet’te, Mehmet’te
görebiliyorsan. Sen seni, zengin ile fakir ile bir tutabiliyorsan, cümle ile BİR
olmuşsun derim. Doğuşum bu gün benim, oluşum bu gün
benim, dönüşüm bu gün benim. Sizin ile cümleye gelişim, kalemi ele
verişim, kayguyu gönülden silişim. Satır satır okuyunuz, ‘YAR YAR’
diye çağırınız. ‘MEVLÂNA, YUNUS.’ deyip andığınız, kalem
kağıtta bildiğiniz. Postumuzu kurduk biz. Düzü verdik, söze gönülden
girdik biz. Gönül alemde, el kalemde, güzel dilinde, AŞK cümlenin
miyarında. Selam dedik yerden göğe cümleyi selamladık. Selamda
selameti bulduk. Çizenden,
çizdirenden, ALLAH’ım RAZI olsun. YUNUS elinden tuttu, “MEVLÂNA size gelsin.”
dedi.
Yol verdik gelene, el verdik gülene, gönül verdik GÜLÜ’ne, cümlenize selam
olsun, HAY ADI dillerde söylensin. Dost denilsin, her kulu anılsın. Her kulunda
HAK ADI görülsün. Duman yolda olmasın, şüphe kulda kalmasın. yanan AŞKI
sönmesin. ALLAH ADI anmadan dönmesin. ’Dönüş nedir?’ dendi. Sema. ‘Coştum
yanarım, AŞKI ile dönerim.’ dedikte; dünyayı silenden olasın, gönüle
cümleyi alasın. Yolum budur bilesin. Açacağın ocak, tüteceğin
bucaktır. Açacağın kucak, bulacağın dost yuvasıdır. MEVLÂNA’yım
bildiğin gibi. Gönlüne aldığın gibi. Andığın an beraberim. AŞK’a
düşüp döndüğün gibi. Andığın an beraber döneriz, beraber yanar,
beraber yandırırız. ‘Katma! Katılma! Uyma!’ diyenlere, ‘Niyaz sana erken.’ diye söz edenlere.
Niyaz; dilendiği zaman başlar, zamanı mekanı yoktur. ‘Hayrihi ve şerrihi’
dendiği, günün yorumundadır. ‘Hayrı bildik, şer gördürme.’ demektir.
‘Cemaat uyar mı?’ dersin. Gönül rabıtası HAK’la haklandıkta, sen cemaate
uyarsın. Varsın cemaat sana uymasın. Niyaz, benden sana olsun. AŞK ile
döndükte; benden bilesin, benden bulasın. Niyazın budur çünkü. Nasihat
bilenindir, ‘Sözün dilerim.’ diyenedir. Güzellik, her olana uyandadır. Gidene davet gerekir, davet üç defa tekrarlanır. İcabet etmeyenin
günahı sevabı kendinedir. Dağınık düzene katılanın gönlü hoş olsun.
Niyazı aydın gönlüne, niyetini olumlu kıldırsın. Yorum sohbetin temelidir. Ne
var ki her yorum, kulun özel emelidir. Nidaya cevabımız, ‘YA ALLAH!’ demek
olsun, gideni dönenden etsin. Sahib oldu isek SIFATI’na, mutlu kuluyuz diyelim
başı yere eğelim. Alacağın yorgan, boyunu örtmeli. Kul aldığı
bilgiyi dilenen yola serpmeli. Şahit arama dönecek için. Çoğu getirdi
azı götürdü; taşı yola yatırdı. Getirdiği kadar götürecek, taşı
yoldan temizleyecek. 'Nasihat?' diyenin, gönlü hoş olsun, YAR ELİ’ni
elinde bilsin. YAR ADI’nı dilinden düşürmesin. Sahife her açıldıkta
okunur, dağınık düzen günün sonunda yerini bulur. ALLAH’ıma emanet olunuz.
Niyaz gönlünde olsun. Hata, ne kulda, ne yolda, ne de yazıdadır. Yazılan
görülür. Daha önce verdim, yorum, gönüldeki emelince çözülür. Güzde beklediğin
yazda yorulur, güneşte kavrulur güze savrulur. Selam gönderenden ALLAH’ım razı olsun, selamımız dosta
iletilsin. Gelen dönecek, selamımız iletilecek. Misal
masal ile verilmez, kul sakal ile yerilmez. AŞK olmadan varılmaz.
Dayandıkta düşmekten korkulmaz. Misafir DOST’tandır, dost olur. Doğruya
uyar, doğruda bulur. Selamımız alınır, sevabınız getirilir. Cümlenize
dilendiği kadar selam. Dağdan taştan dert alma, kendini dertte görme. Bal ile ağuyu
karma. Ne söz denirse densin durma. ‘Aldım yolumu bildim halimi.’ de. DOST’ta
dostu buldum, kendi kendimi bildim. ALLAH’ıma emanet olasınız. Andığını; yudum yudum içti, aramadan
seçti, ‘Yol’ dedi yola düştü, ‘Hal’ dedi, halden doğruya geçti.
‘Uymaz, duymaz’ denmesin. Kaderine razı olan, ‘ALLAH’ım SEN’dendir.’ diyendir.
Niyazını O’nun ADI’na, O’na varmaya çalışan ol. Daha önce verdim; görmeye
değil, niyazınız varmaya olsun. Ayağına başına, DOST ELİ değsin
sırtına diyelim, yolunun yoldaşı olana niyaz edelim. ‘Ablam?’ dedin
sordun, suyunu eline verdim. Selamını aldım.
|