Mevlana 

1 ocak
YUVA’mız. YUNUS’tan alacağı, cümleye vereceği, gönüllerde tomurcuk güller göreceği müjdelenir. ‘Nedir?’ denmesin, soruya düşülmesin, dendiği gibi alınsın, gönüller hoşnut olsun, ALLAH’ım RAZI gelsin, yolunuz aydına varsın. Kumda yürüdük, ‘İz?..’ dedik aradık, NURU’nda yüzü gördük. Dumansız gelen günlerin sahibi olunuz, oluşu bulunuz, gelen gün için benden üç anahtar alınız: 1-Her açacağınız kapıda, önce bir an durunuz. Açacağın kapıda göreceğin ne olursa olsun, O’ndandır. 2-Yolumda YARDIMCI gelen kim olursa olsun, bendendir. 3-Yuvamın temelini atan, kim ne derse desin, sadece HAK’tır. Tahtına oturan elbette Şah’tır. Ne var ki, oturtanı düşün. Aldığım-alacağım O’ndan, bildiğim-bulacağım O, gördüğüm- gönlüme koyacağım O’na. EYVALLAH diyelim, günün kapısını ‘Hayıradır.’ diyelim öyle açalım. Yanımıza gelenin, yolunu soranın; yolunda kaygusu kalmasın. Mimar binanın temelinde yoruma düşerse, tamamında zorluk çeker. Halbuki, alışa-verişe yorum yoktur. Madde manayı açar. Maddede şüpheye düşersen, mana senden kaçar. ‘Yumuşak yolumuz.’ diyelim, gönlümüzde HAKK’ı bilelim, yorumdan uzak kalalım. Her olay, yazıldığı gibidir. ‘Yolum HAK’tır, PİR’im paktır.’ dedikte, duman niye? Sözümü dedim, anahtarı verdim, daha ne diyim? Niyazınıza duacı oldum. Yol, HAK’tadır. Olacağı-bulacağı ALLAH’ım düzene koyar; kul, ‘ALLAH’ım.’ dedikte, yoluna uyar. O’na havale edilen, yönünü bulur. Gelenlerle beraber, sevenlerle beraber. Cümlenize selam olsun.

5
Mümin kullar ile, gönülde yollar ile buluştuk, gün geçmedi halleştik. ‘Geldim.’ diyen her kula ‘Senin ileydik.’ dedik. Sen-senden ayrılma, sen-benden sıyrılma. Sen O’ndasın, ben O’nun ile sende. Her halka düğümden ayrılır, iki ucu bir araya geldikte tek halka olur. Zincir denen odur. Cümlenize EYVALLAH diyelim, hayır gününde andıkları ile beraberliği müjdeleyelim. ‘Andığımız kim?’ derseniz, hayır günü demediniz mi, niyaza durmadınız mı? Yeminde ne vardır? Niyazda aradığın, yudum-yudum aldığın. Murat nedir? Yardımını dilediğin. Yardımını dilemene ne hacet, senin ile değil mi, sana VEREN değil mi? Vermiyor dersen, kendini yokla. Cemde ararsan, cümlede gözün olsun. Tende ararsan, aynada gözün olsun. Yaprağa can veren, toprağa kan vermez mi? Merdiven çıkıla-çıkıla tüketilir. İniş için merdiven gerekmez, çünkü inişten kulun gücü kesilmez. Neden? Soruya verdim. (Soru üzerinde sohbete girildi.) Dünya yapısının ahretin gölgesi olduğunu daha önce vermiştim. Çıkışın adım-adım olması gerektiğini söyleyelim. Çünkü her adımın hizmeti ayrıdır. Atılan her adım, yönüne göre seni götürür. Önce yönüne niyaz et, sonra ALLAH’ıma havale et. Kumdan medet beklersen, kasırgaya göğüs vermek te var. O zaman, kumun sana hizmeti olmaz. Çölde kasırgaya tutuldukta, tedbirin ne olduğunu bilir misiniz? Kasırganın estiği yöne dönüp çökmek. Arkanı gelene döneceksin. Çünkü yüzün daima gidenle beraber olacak. (Tedbir aldık dendikte, takdiri silmiş olmaz mıyız?) Aldığın tedbir, sana hata vermemiş olması içindir. ‘Nasıl?’ derseniz; gözünü, ağzını, burnunu ancak sakınabilirsin. (‘Gövde ne olacak?’ denmesi üzerine.) EYVALLAH. YM diyelim, namazın olumunu verelim. Mana dileğin oldukta, gönlünce ibadette varolursun. Beden borcunu, gönül varlığın ile nasıl ödersin? ALLAH’ımın EMRİ, kulunun borcudur. Aldığın şekeri, pirinç ile ödeyemezsin. Borcunu dileyen öder, ödemeyen borçlu gider. Hesabını, ne sen ne ben diyemeyiz. Yağan yağmur senin mi, akan sular benim mi? Cümlede O, cümle O’nda. Konuk geldik, yedik, içtik, güldük. ‘Vermedi.’ dedik ağladık, her hal ile dünyaya uyduk. Varolanı bilip te, verdiğine uymazsan; hata kimde? Günün yorumu, miyyarın mıdır? ‘Yerim olsun gideyim, makamımı bulayım.’ dersen; ibadetin kadar sevgin de bol olsun, mana sana sevgin ile gülsün. Yorum neye yapılır? Dört yol ağzına geldikte, ‘Hangi yoldan gidersem çabuk varırım.’ diye. Yoksa hangisi daha güzel diye değil. Yemeden doymazsın, içmeden kanmazsın, durmazsan kalmazsın. Gidişte buluş, tektir. Gönülden ayırmadığın, ‘Nerden varsam?’ dediğindir, dört yol. Unutma, hepsi varır. Varış senindir, yolunu aydınlatan PİR’indir. Nama değil CAN’a gönül veriniz. Tende değil bende güzeli görünüz. Ben o bendir ki; bilene görünür, bilmeyene silinir. (Benin manası, RUHUMUZ) ALLAH’ım cümleyi bilenden etsin, bilenle bir tutsun, bilmeyene buldursun. Bilenin yerine göz attık, orda kimi bulduk? Bilen kuldur, bölen de kuldur. O; bilenin yaratıcısı, bölenin de. Bilmeyenin bildiği, hatasından ise; affından bulsun, kendini bilenle bir olsun. Gümüş verdiğini ne ile verir? Madde oluşu ile. Ama o, ne sende kalır, ne senden sonra gelende. Demek ki, senin ile gelebilendir, seni yücelten. (Bizimle gelen, mana.) EYVALLAH. Yeşilden aldık, gönlümüzü serdik, her olayı sorduk. Sorulmadık soruyu, gönüllerde aradık. ‘Sorulmadık soru nedir?’ Anda, ben neyim? Her kul andaki halini bilse, zan olandan uzak kalırdı. EYVALLAH diyelim, sözü sohbete bağlayalım. 

10
Gönüller hoş olsun, gelenler gülsün. Gayretten geçilse, verilen seçilse, ayırım nerde düşer? ‘Senden almayan, seni bilmeyendir.’ derlerse, gönül koyma. ‘Yolumu seçtim.’ diyene de ki: ‘Hayır olduğuna inandın mı?’ Kendinden öteye düşünenin yolu, elbette HAKK’adır. ‘Yolum cümleye.’ dedi öyle yatırdı. Ona deme! Söz edilir, çeşitli yorum yapılır. Diyen desin, HAK, arayanındır. Elbette bulur, yanında kaydını yaptırır. Gümüş saçlının yanında olana dedim. Aşmadığın eşikten ötesini düşünme. Geçen günde kalanı düşünüp dert edinme. Ne geçen sende, ne gelecek senin. Anında ol, anını bil; gelecekte olacak, kaygunu sil. ‘Olmaz.’ dediğin, yolu buldukta sana uymaz. Karşımızda olana. Gölgeyi yolun düzeni bilirsen; kayguyu silersin, ‘HAK’tandır.’ dersin. Gölge, HAK YOLU’nun ermişinden gelendir. ‘Nasıl?’ derseniz: Çölde gölge ararsan ne bulursun; ağaç gölgesi buldukta nasıl ferahlarsın. Geleceğe kendini hazırlamak. Geçmiş, kapanmış olandır; gelecek, açılacak kapı. Miyyarı yumuşak olan, yoldan halini soran, halinden hoşnut olsun.

11
Yerince görülür, dünyaya verilir. Gören göz ile, her olana EYVALLAH denilir. Kutbunu ararsan, sonsuzdur. Katkını ararsan, yersizdir. ‘Neden?’ dersen, katkı senden değil de ondan. Atan da O, katan da. Kul niyetini haz ile açsın, nefsini koz ile seçsin. Mümin olan bilir. Nefis koz ile kulu eğer. Gönül haz ile nefsi mağlub eder. Huyun güzelinde suyun akışı görülür. ‘Olaylar yazıdır.’ denir, beklenir. ‘Düzen bozuk. Düzeni bulacak gerek.’ derseniz, bozanı dürecek de gerek. Kuş yuvada oldukça, yavrusuna sahiptir. Yuvadan uçtukta, yavru kainatın malıdır. ‘Düzeni bozuk.’ diyene, kavgaya destek arayana. Kavgadan maksat, döğüş değil dağılıştır. Dedim ya, ‘Düzen bozuk.’ diyene. Dumanız gök ararsan, bulutun üstüne çık. O zaman göreceksin, düğümü çözeceksin. HAK ADI’na dönen, dünyada aranan nedir? Dünyayı durduramazsın, ‘Sen dur, ben döneyim.’ diyemezsin, gidişi kalıba koyamazsın. Onun için, olanı olduğu gibi gör. Deme görmeyen kör. EYVALLAH. Sahipsiz kaldık derseniz, YARATAN gönlünden çıktı mı? ALLAH’ımın yazdığı olacak. ‘Aç göreyim, olacağa göz atayım.’ dersen daha gönce dedim, bulutun üzerine çık da gör. Ney de YUNUS’a ses bulsa, YUNUS gönlünü  aramazdı, ‘Yol...’ deyip düşmezdi. Elbet YUNUS’un aradığı kendi gönlüdür. ALLAH’ımı aradım sandı. ALLAH’ım her an onunla değil mi idi? Aradı durdu, bıraktığı yerde buldu. Onun için, sizler de düzeni KURAN’dan bekleyiniz, yozandan değil. Saklı olan her olay suça delildir. Gizli gördüğün olaydan uzak kal. Uzak kalamayacak isen, açmaya çalış ki seni de içine almasın. EYVALLAH. Düşünmekten kolay havale etmektir. Ne kadar düşünsen, yoluna koyacak HAK’tır. Hem YUVA’nın düzenini, hem vatanın, hem de dünyanın. Duvara dayansan yıkılır, ağaca dayansan dökülür, direğe dayansan sökülür. Senin sığınacağın, dayanacağın, güveneceğin sadece HAK’tır. Ondan başka sığınacak yoktur. Şaşıran dahi O’ndandır. Yolda gidersen, yolunu şaşarsan; yol göstericin kimdir? Sanma ki kuldur. Kulu vasıta kılar. Gelen, dönen, yoruma verilen, sebepsiz gelmez. Yemeyen ile yiyen bir olmaz. Aç olanı yedir, tok olanı giydir; mesafe kapanır. Marifet, mesafenin üstündedir. Vasıta aramaz, aç ile toktan sorumlu olmaz. Name ile aranan, yerine oturandır. ‘Gözden ayırmam.’ dersen, ‘Yerine oturdun mu?’ derim Gümüş ile katışan, altın ile oluşan; somut ağırlıktan ayrıdır. Niyaz ile, olacağı bulursun. Hırs ile, olacağa uzaklaşırsın. Aslında olacak, ne desen olur. Senin görüşün, seni yanıltır. Taya semer vurma ki, asi olmasın, yanına gidene vurmasın. Şeker ile beslenen tayın yöntemi, sunulduğu gibidir. Arpa ile beslenen tayın yöntemi, boynuna torbayı astığı andadır. Evet. Her hal ile sözüm yerini alır. Yargıca şeker sunarsan, alacağın tatlı sözdür. YUNUS’um der ki: “ Yumuşak yolu bilmeye, kendini eğitmeye hazırlarsan; YARDIMCIN anında yanındadır.” ‘Her alana...’ dedim ya! Gelen ile gülene. EYVALLAH. Gümüş ile, dedim ya! Kayguyu bırak, düzene koyan HAK. ALLAH’ıma emanet olunuz, kaygulardan uzak kalınız.

18
Huzur ile aldık, gönüllerde bulduk, dost olanı olmayandan ayırdık. Yanlışlık yok! ‘Dost olan, olmayan var mı?’ derseniz, elbet yok. Ne var ki, var ile yok dendikte; ayrıntıya düşülür, dost olmanın değeri görülür. Oluş sözdedir, görüş gözdedir, duyuş ÖZ’dedir. ‘YAR!’ dendikte, YARATAN bilinir; ‘Sar!’ dendikte, GÖZETEN görülür. YAR ayrı, saran ayrı mıdır? Gönüller hep bir, ayıran yok, söz ayrı olsa bile. Sohbetin özü nedir? Ayrı düşünen, toplu taşınan her kulun sözünün bohçalandığı, günü geldikte söze özünü buldurduğudur. Dağılmazsa, toplanmaz. Gözü gören; ÖZ’ü aramaz, ÖZ’de olduğunu bilir, bilmeyeni çağırır. ‘Her çağırana gidiş uygun mudur?’ derseniz, gönle yakın gelenin sesini alırsın. Gözünden ayırma dendiğinde, gözet demek değildir, göz at demektir. Çünkü gözeten O. Göreyim dersen, sileceklerini düşün. ‘Yolum nerde başlar, nereye gider?’ dersen, yerini olduğun an sormuş olursun, önce gelişi silmiş olursun, her hali ile yeniden doğmuş olursun. Gelişten maksat, dünyaya göz atıştır. Yoksa doğuşun, gönlünü yakan meczubun gelişinden azade olmaz. Meyhaneyi dileyen, sohbetin güzelini arayandır. ‘Sadece meyhanede mi sohbet?’ derseniz, yerini ararsanız, dönüp dolaşmakta gönlünüzü sarhoş eder. Ne var ki, kendin kendinde aradığını bulamazsın. Pişirdiğin aşın güzelliğini yiyenden öğrenirsin. Günün güzelliğini ancak, pencereni açarsan görürsün. Sohbetin olgununu da sofrasında bulursun. ‘Kimden öğrensem?’ deme. Gün gelir karınca dahi, sana sohbetinden bir katre verir. Yemeyen bilmez, tadına ermez. Sofraya oturmayan dahi mahrum kalmaz. Demese duyar, duymasa uyar, uymasa arar. Yemeyi dileyelim, yemesek bile dileyene sunalım. ALLAH’ım bunca nimetleri ile kainatı donatmış, ‘Seven yesin, sevmeyen aç kalsın.’ demiş mi? Seven-sevmeyen, kendi ayırmış. Kul ayırdı ise, HAKK’a ne söz kalmış. Akımın özelliği nedir. İki zıddın bir oldukta verdiği. İki zıt dedik, birbirine zararını gördük mü? Asla. Duvar yıkılmazsa, yerine yenisi örülür mü? Çirkin denilmezse, güzel görülür mü. Güzellik her yerde, her şeyde mevcut. Ne var ki, kulun görüşü ayırır, ayırdıkta doğruyu bulur. Doğruyu buldukta, ayırdığından utanır. Demek ki, önce ayıracağız tarayacağız, gönlümüzü öyle besleyeceğiz. Yenmediğin senden değildir, yenemediğin O’ndan değildir. ‘Yenmek ayrıdır, yenilmek gayrıdır.’ derseniz, yanılmış olursunuz. Ağaca baltayı vurursanız devrilir. Yenmiş mi olursunuz? Ya ağaç üzerinize devrilmiş olursa, yenilmiş mi olursunuz? Sunmak diledik, ‘İZNİN ALLAH’ım.’ dedik, geldik gönülleri hep bir bulduk. Sözler uymasa da ‘YA ALLAH.’ diyelim, sözü de bir edelim. Deste dendikte, bağlantı kurulur birde bulunur. ‘Geniş olsun, MEYDAN alsın.’ derseniz, MEYDAN kainatın beşiğidir, HAK KAPISI’nın eşiğidir. ‘Ayırır!..’ demeyin, kendi gönüllerinizi ayrı koymayın. Çünkü O ayırmaz, ayıranı göndermez, ayıranı buldurmaz. ‘Ayıran varsa, oldurmaz.’ denmesin. Her meyve olacaktır, yaprağın altında kaldıysa, gününü dolduracaktır. Ne var ki, er geç oluşur, her çekirdek asılda buluşur. ‘Cennet senindir.’ derlerse de ki; ‘Cehennemi de benim!’ ‘Neden?’ derlerse de ki; ‘Benim için kurdu ise inkar edemem. Güzeli bilirsem, cehennemine çirkin diyemem.’ O’ndan olan cehennem de güzelin güzelidir. Nasıl ki kuru yaprak ağacın gazelidir. Hasmını öv, senden güçlüdür diye. Dumanın verdiği seni sardı ise, bacanın gereğini düşün. Gözünden ayırmazsan, gönlünün sardığını düşün. Cümlenize verilen, senden-benden değil, O’ndandır. Yerini bulduralım, cümleye dağıtalım dendikte tereddüt niye? Ummak güzeldir, olmasa bile. Bulmak güzeldir, vermese bile. YM diyelim, sohbeti bağlayalım. (Resim verilir: HAZRETİ HATİCE) Varolan O’dur. Varolana uyacak, sen. Sen ancak beden ile sensin. Bedeni sildikte, VAROLAN’a katılansın. Varlık, darlığı siler. Darlık, bildiğinden değildir. Darlık, uyuyanadır. EYVALLAH diyelim. Ten ile göründükte, bedene uydukta simayı verene; kul gözüne uyanı, günde dilendiği gibi vereni söyleyelim. RESULÜ’ne uyanın, ‘Bildim Seni.’ diyenin, secdeye ilk baş koyanın simasıdır. HZ HATİCE. Kayıt cümlenindir, cümleyi ananındır. EMREDEN HAK’tır, emri alan halktır. 

21
Yeninin güzelliği, eskinin özelliği vardır. Yoncayı neden dilersin? Talihim dönsün dersin. Yonca senin gönlünde. (a: yonca DÖRT HALİFE mi?) EYVALLAH. Günün olayından gönlün ferah alsın. Yönünü değiştirme, gönlündeki AŞK’ı söndürme. Sönen yok yanılma. Gönüldeki AŞK ateşi her an aynı alevle yanmaz. Gün gelir kor olur, kulun en olgun halidir. ‘Yumuşak oldum.’ dendikte, geriye dönüşten korkma. Gönüller, güzel ile hoşnut olur. Güzel nedir? Güzel sevendedir, yerini bilendedir. ALLAH’ım seven ile beraberdir, gören ile beraberdir. ‘Yerim nedir?’ dersen; suyunu aldığın, beraber olsam dediğindir. Daha önce verdim, niyaz ile dilediğin, dedim ya. (a: HZ ÖMER ile tüm yaşam boyu beraber olmam için ettiğim niyaz mı?) Yolun onun yolu, sevabın ondan, elbet affın da onun ile. (a: geçen akşam rüyamda altın harflerle, bir levha üzerine Arapça olarak yazılmış KUR’AN-I KERİM’den bir ayet gösterildi. Bu ayet hangi surede ve manası nedir?) ALLAH’ımın, MELEKLERİ ile verdiğidir. Yememiş olsan,  yediğinle kalsan; yolun gine O’nadır. YASİN SURESİ on sekizinci ayet. Mimarın binasında hata var ise, yapısına söz edilmez. Çünkü hata mimardan gelmez. ‘Gözün görmezse, gönlünü aç.’ de ona. Dönenden, ‘Sormadın sorumu.’ diyenden. (a.a için verilen) Gönlünü üzme, yumuşak yol senin. EYVALLAH. (a: bu verilen a.a için bir lütuf değil midir?) Her verilen, her kul için lütuftur. Ne var ki görecek göz ister. Bülbül sesini niye sessizlikte verir? Saklayacağı olmadığı için. Sohbetin en güzeli, gönüllerin hoşnutluğudur. Sebep sorulsa, olaylara neden denilse; düzeni kim kurardı? Yolumuzun gidişine uyan her kulun yanındayız, gönlündeyiz. Elbet. Komutan gelse orduyu görse, diyeceği nedir? Düzenin yerinde. Yenmeyi dilersen yapacağın nedir? Güçlenmek. EYVALLAH. Yenmek, gözün kapamaktır. Gözün kapamadan manaya girebilir misin? Kayguyu sil dedim sana. Silmediğin senin değil. YUNUS’um sözü verdi “Yudum-yudum alsalar.” dedi. Dumanını silesin. ‘Dar bu sokak.’ demiyesin. (z’e) Çünkü sokağın darında değil, varındadır aradığın. Sonunda; cemde ararsın, CAN’da bulursun. Sunduğum gibi, aldığın yönde. Defterin yaprakları hayır diye açılır, her gününe sevinç eklenir. Koyduğun gibi. Görüşte hata yok. EYVALLAH diyelim. Serçeye yerini sorsan, yuvanın özelliğini görürsün. Serçenin tevazuunu göreceksin, yuvasının özelliğini bileceksin, yumuşak oluştan örnek vereceksin. (Halden mi örnek verilmesi lazım?) Evet. Kumdan alırsan, kuğuya söz vermezsin. EYVALLAH diyelim.

22
YUNUS’um yoldan sorar, yolundan halin arar. Sergide gördüğünü olgunluğuna yorar. Oymayı bilenin, sözünü edenin, YUNUS yollunun. Konuk beklensin. Haber sorarsın, yoldadır. MEVLÂNA’yım! Namından kaydı silinir, adları bölünür,; sudan geçerse, selamın alınır. Alan bilir. Giden aransa, yollar taransa; elde kalacak, kaba topraktır. Cümlenize selam olsun, her gönülde güller açsın. Kulun yorumu yerini bulsun, ‘Şifa ALLAH’ımdan.’ densin. Aradığın değil. Şüphede kalma, kayguya verme. Yemeyi dilediğini değil, yemen gerekeni ye. (Gerekenin ne olduğu soruldu.) Yanıktan uzak dur, donuktan uzak dur. Güneşin vergisine dolan. Dünyanın kaygusundan sıyrıl, cepteki taşlardan ayrıl. Cebe ne konur? EYVALLAH. Ele alma demedim. Kaygu alma, taş misali cebe koyma. ‘Gönüllere serpinti alalım, güllerle bir olalım.’ derseniz, sözün bağlantısına düşmeyin. Hiç bir söz bir kaideye bağlı değildir. Halkanın bir ucu ayrı öbür ucu ayrı olsa dahi, iki ucu bir araya geldikte tek halka olur. Aldığım-verdiğim demeyin. Aldığını-verdiğini VEREN kim? Yargıcın vereceği karar, iki kişiden birine yarar. ‘Yerini buldu mu acaba?’ dersen, adalet; HAK HUZURU’nda şaşmaz. Kul ne yapsa, HAKK’ın ADALETİ’nden kaçamaz. Yerini bulsun yeminin. Sözünü ettiğin, ‘Olmaz.’ diye ettiğin. ‘O’nun ADI’na.’ dersen, yanılmış olursun. YM dedim, kayguyu sildim. Sözünü verdin, adımını attın, elini uzattın. EYVALLAH. Konuk gelsin. Namını sorduğun, suyunu verdiğin; yumuşak yoldan gelir. Suyunu diledin, dilediğince aldın. Yoruma düştükte, şüphe ile doldun. Yanınızda, şüpheyi silenden olan var. LOKMAN. Yemeni geciktirme, aşını eskitme. Düşünü, yumuşak yerde düşün. Gayreti, beden gücünün ötesine götürme. EYVALLAH. Bedende düzeni bul, seferde gezeni bul. Koyundan sütünü al, gönülden kayguyu sil. Yolumuz bitmez, her çoban gütmez. ‘Yüce dağlar yol vermez.’ derseniz, hele yürüyün de görün. Sen niyetini aç. Dağlar geçit verir, ağaçlar önünde eğilir. Çiçekler, karda bile tomurcuklanır. Mayayı yumuşak tutalım, yolumuza HAK ADI’nı  katalım. ADI’nı dilimize, ZATI’nı gönlümüze alalım. Şekeri neden yersin? Ağıza tad versin diye. Şerbeti niye içersin? Gönlünü ferahlatsın diye. Ne atılan senden, ne katılan benden, her toplanan O’ndan. Sabrına el atsan; yolumun direği dersin, gönlünün vardığı yeri görürsün. Şebnemde kainatın RAHMETİ’ni bulursun. Başarı nerdedir? ‘Günümü ADI’na açtım.’ diyende. Yoksa ‘Gayreti kuşandım, dünyayı döşendim.’ diyende değil. Oymayı dileyen dedik, incide rahmetin olumunu gördük. Daha önce verdim ya. Şebnemde kainatın RAHMETİ’ni bulan, incide olgunluğuna erendir. RAHMETİ’ne erende dahi, dünyanın mihnetini görendir. Denir ki, ‘HAKK’ın RAHMETİ ile yıkanmış-paklanmış, pür-ü pak olmuş; dünya mihneti onu nasıl bulmuş?’ Mihnet dediğin rahmetin müjdecisidir, kaderin elçisidir. Kaderinde incinmek varsa göreceksin. EVLİYA olsan da, o köprüden geçeceksin. İnci olsan kabuğunda kalsan, yazıldı ise delineceksin. Kulunun borcunda, HAKK’ın HUKUKU, gramı ile yazılıdır. Kumunun tanesini, kulunun hakkına ödetmez. Ne var ki, kulunu sevmese affetmez. AFFI; BÜYÜKLÜĞÜ’nden-YÜCELİĞİ’nden olduğu kadar, sevgisindendir de. Delinmiş inciden maksat; gününü kayırmaktan uzak kalmış, kendini kendinden olanlara adamış demektir. (Kendinden olan kimdir?) Kendini O’dur dersen, O’ndan gelen her kul, kendinden olandır. Sıyrılmış; her nesnesi ile, her nefesi ile. Sadece beden kafesi ile dünyaya bağlı kalmış, nefesini dahi dileyene adamış. Ona nefes gerekmez, çünkü canından geçmiş. Canını, CANAN’a varsın diye göçürmüş. Som altın verseler, gülüp geçmiş. ‘Altını dileyene verin. Benim ile CANAN’ı derin.’ demişlerin adıdır. (Delinmiş inci.) Evet. Her sözümüz cümlenize ile inci olsun. ALLAH’ıma emanet olunuz. Döşeğin yumuşak olsun, örtün seni sıcak tutsun. Seferde kim olur? Niyazını HAKKA eden. Sefere çıkan ile bir ol. Niyazını HAK için dile. Gezin, niyazın ile olsun. Sorulanı verelim, ‘ULU’m kimdir?’ diyene. Suyuna yol al, gönlünde olan her kayguyu sil. Gününü yönün ile bölme. Günü gelende gör, yolunu sorduğu elini verir. HACI BEKTAŞI VELİ. ALLAH’ımın RAHMETİ, cümlenizin üzerine olsun. Sohbetten söz dileyen, gücünü verdiğince değil aldığınca görsün, sazdan sepet örsün. Sepette, çiçeğin açanına gönlünü koysun. Derenin akışında, sevenin bakışında ne görürsün? Elbet güzeli. Toprağı ekilidir, ipliği bükülüdür. Elbet yavruya dedim.

23-1
Huzurun olduğu yerdeyim. Yozlaşan her çiçek, gönülden silinse de; yerini gelene bıraktıkta, gönüllerde sergiye konur. Güçlük, yerini almada değil bulmadadır. Olanın güçlüğüne gönül konmasın, yamaya söz edilir denmesin. Yama olsa da yerini bulur, açığı örter. Sana. Güçlük dersin, kayguya düşersin. Yolunun gidişine açıktır, derim. (Hayır mı?) Hayıra olmıyan var mı? Günün yorumunu dert etme. Seçilenin değil, geçilenin sözünü aldıkta; gönlün huzura varacak. Ne var ki, denenin üzerinde durulmasın, yumuşak yol taş ile karılmasın. Sarayda olmayanla, deryayı bilmiyen bir olur mu? Deryayı bilenden değil misin? (a’ya mı?) Evet. Yolunun gidişine, gönlünün erişine ayak uydur. Yemeniyi giydikte, gidişe uydukta; umduğun gibi olur. Sözü sert gelse de, yerini bulur. Yola niyet kuralım, ‘Yardım SEN’den.’ diyelim. Kilim serildikte, helva karıldıkta yerini bulmuş olur. Yemeyi diledi isen, helvayı kararsın. Oturmayı dilersen, kilimi serersin. Sözümüz açık. Sorulan sorunun; unu-yağı hazır, şurubu hazır, karılması beklenir, her olaya sabır eklenir. Benden deme. Gayretini veren de, gören de, YÜCE’dir. Yolumuz açık, dedik. YUVA’nın yolunda, günün aydın olduğu görülür. MEVLÂNA’yım! Yolumuz sorgunun ötesindedir. Yargı, HAKK’ın HİKMETİ’ndedir. Hak olanı göstersin, neyden nefes alınsın, elden ele verilsin. Cümlenin selamı, cümlenize olsun.

23-2
Gönül koyma dedim. Niyetinin açık olduğu görüldü. Sorgusunun devamı verildi. ‘Yolun gidişine uyar mı, aransa duyar mı?’ denildi. ‘Ağaç köklü ise, ele geldikte yerini bulur.’ denilen; aranılanın kökünde olmadığı denildi. (Seneler evvelsi izleri kaybolmuş akrabalar hakkında) Yoldan sorulmadı mı? ‘Arasam mı?’ denilmedi mi? Kundağından eş olanın, kanından kardeş olanın sorusuna verdim. (a. için mi?) Hayır, anasının. Kulunun yolu, gönlü, hali, bizce malum. Gönül koyma dedik. (a.’ya) Serden soran, yerden alır. Gönülden soran, halden alır. Gönlünün yerini, sana daha önce verdik, kaygusunu sildik. Yazılı olanı söyledik. Hata, bizden gelmez. Sözümüz, gün gelende değişmez. Unutulmasın, yazılı olan bozulmaz. Gönüllerimiz birdir, müjdenizi veren PİR’dir.

25
Kucak dolusu sevgi ile geldik, öylece bulduk, hoşnut olduk. Durandan geçmedik, sileni seçmedik, gördüğümüze şaşmadık, ‘Olsa-olmasa?..’ diyenin sözünde durmadık. Veren ZATI’ndan, olan özündendir. Suyun akışı, nasıl ki nazındandır. Suyun şahlanıp aktığı yere göz attınız mı, dumansız gönül ile baktınız mı? Yolumuz, akan su misali O’nadır. Sözümüz, cümleyedir. Kaygumuz silindikte, silenin kim olduğu bilinir. Neden VEREN’in verdiğine kaygu edilir? O GÖREN’dir, kulu kayguya düştükte YARDIMCI gönderendir. ‘YARDIMCI kimdir?’ denildikte, elbet dünyayı dünya diyebilmiş, dünyada kayguyu kendi bedeninden silebilmiş olanı gönderir. Gönderilen seçilmiş kullarındandır. Denmesin ‘Hani ayırmazdı, kulunu kayırmazdı?’ O asla ayırmaz, kulun ayırdığını kayırmaz. Varış, her kulun aldığı mesafe ölçüsündedir. Ne kadar erken yürüyüşe çıkarsan, o kadar erken yol almış olursun. Söz değişmez. Birdir. Daha önce verdim. ALLAH’ım maddeyi dilediğine, manayı dileyene verir. Dile ki alasın, deryasında gark olasın. ‘Ben diledim vermedi, beni öne almadı.’ derseniz, yanılmış olursunuz. Dilerken sadece O’na varmayı düşünün, mertebeyi almayı değil. Öyle düşündüğünüz an, muhasebeye düşmüş olursunuz. Onun kulu ile muhasebesi asla olmaz. Hesabını verecek olan kuldur. Her kulun YARDIMCISI, dilediği anda gelir. Her geçen gün, kuluna yeni doğuşu gösterir. Gören görmeyenden ayrı mıdır? Görmediği gün elbet ayrıdır. Ne var ki, onun da göreceği gün doğacaktır. Günün doğanına göz açalım. MESNEVİ dendi, sohbete bağlandı. Her batış, doğuşun müjdesini verir. Dünya kaydı, medeniyeti yazıldığı yere kadardır. Yazı bittiği yerde kalır. Çünkü, yeni doğacağa gün açılır. Batan demeyin, biten deyin. Batan gönüldedir, biten yeniye yer verendir. Yeniye gidişi KUR’AN’ın vermedi mi? Yorulmayı bilmedik, yazana vermedik. Aydın olsa, dünya hali uysa; sözünden derdiniz, ilminden bilirdiniz. Demek ki YARATAN, bilene değil uyana verir, ‘Uyayım.’ diyenlere iletir. Günümüzün sohbetini verdim. Miyyarını bilen O, kulunu gözeten O, yazıyı yazan O. ‘Silen?..’ demeyin, hataya düşmeyin. YAZAN bozmaz, çünkü hataya asla düşmez. Sevmeyi bilenin sevgisinde ne vardır, bilir misiniz? Sohbete verdim. (Sohbet edildi.) Sevenin sevgisinde kainat vardır. Kainat O’nundur. Bilen O’nadır. Seven O’ndandır. Demek ki sevende O vardır. Uymak, kulluktur. Sevmek, kulluğun ötesinde. Ne var ki, uymadan sevemezsin, sevdikte uymayı silemezsin. ‘Yerimiz nedir?’ diye düşünmeyelim. ‘Nerde olursak olalım, O’nun ileyiz.’ diyelim. O zaman uymuş, ölçüsüz sevmiş oluruz. Mertebe alayım dedikte, olduğun yeri çirkin görmüş olmaz mısın? Halbuki, O’ndan çirkin yaratılmamıştır. ‘Her kul O’nadır.’ dedikte, olduğun yer de O’ndan değil mi? EYVALLAH diyelim, her hale uyalım derim. Ne batanın ne bitenin yargısına düşmeyelim, ne çalanın ne vuranın sorgusunu düşünmeyelim. Daha önce verdim. Yargıç kararını elbet ikiden birine verir. Halbuki YÜCE, her ikisini de yargılar. Neden? İki ucun bir araya geleceğinden. Sanılmasın, yargıda hataya düşer. Sesin geldiği yerde, elbet nefes te vardır. Nefeste maksat, yazıya değil kazıya söz etmektir. Yenemediğimiz rakibi, yenen ile  dövüştürürsen; öğünme, sana düşmez. Gücün üstünde güç vardır. Yenilmeyen olmaz. ALLAH’ıma emanet olunuz, her kayguyu siliniz. ‘Silecek ALLAH’ım!’ deyiniz, YARDIMI’nı dileyiniz.

28
YUNUS’umdan söz aldık, sözü gönülde bulduk. Hal ile hallendik, yolunda GÜL’lendik. YUVA’nın suyunda gönlümüz erdi dedik. Erenden maksat, aranmak. Cümlenize selam olsun, sohbeti dilimizde, ÖZ’ü gönlümüzde kalsın. CAN’dan gelsin, CANAN’da bulsun. Her dilek ersin, kulunu bulsun. Sudan geldik, suyumuz verdik. Sahib olan her kulun, gönlünü yuğduk. Sayanın saydığında, netice değişmez. Gören ile görmiyen, elbet bir olmaz. ‘Neymiş?..’ demeyin. Suyunu yolundan alan, selden masun kalandır. Sarmayı dilersen, kökünden düşün ki; alacağın, sana da ağaca da yol versin. Komşuda olanın, sana gelenin sözünü etme ki; yerini bulsun. Denenin yanlışı yok. Yumuşak yolun özüdür, maddenin sözüdür. Maddenin değeri gününde bilinir, geçende unutulur. Mana; her geçen gün, daha geniş yer alır. Onun için; mana ile hemhal olunuz, selameti orada bulunuz. Maddenin yazısı oradan, mananın sözü buradan. Ne dense, ne yol yürünse; olacak yazılıdır. Onun için maddeyi bırakın, YAZAN’ın yazdığı gibi olsun. Manayı dileyin ki gönlünüz paklansın. (Kulun kimliği, ezelde yazılmış mıdır? Şaki veya mümin gibi?) Elbet. ALLAH kuluna; kendini buldurmak, kimliğini bildirmek için gönderir. Tövbekar olan kulun hatası, affolur. Dersin ki, ‘Yazı değişir mi?’ Doğuşun değeri, odur. Tekamül denen, orda buluştur. RUH’u bölüş, kainata serpiş, arıtıp tekrar dönüş. Dönüş nereye? Kendine. Önce kendine, sonra arı gönülle HAKK’a. CAN’dan aranan nedir? Arılık. Her yaratılan gelir, dünyaya uyar. CAN’da bulamazsa, CANAN’da arar. Kendini, ne olursan ol buldurur. Yazı odur. Ezelde, RUHLAR yaratıldıkta, düzenin dışına çıkana ‘GEL!’ dendikte; gelişe uymayan asi RUHLAR’ın, dünyaya gelişte de asi olacağı, elbet yazılıdır. EZEL ALEMİ, her türlü cezadan masundur. Dünyaya gelişin hikmeti odur. ‘Düzene uymak, kendini bulmak yazılı ise, nasıl bulur?’ dersin. Gökyüzünde uçan kuşa yön verebilir misin? Uyarsa sürü olur gider, sürüden ayrılan helak olur. ALLAH’ım kulunu, beden kafesi ile dünyaya vermiş, kendine öyle yön buldurmuş. Kulunu helak olmasın diye korumuş. Yerini bilen, yolunu gören; yürür. Asi kulu, her adımda taş ile vurulur. Ceza mıdır? Asla. Taşa vuracak ki, doğru yolunda gitsin. Sözümüz açık. Dönüş O’nadır, kendini bulanadır. Bulmadan dönmez, ALLAH’ım izin vermez. EYVALLAH. Yanılmış olunmasın, asi kulu kalmaz. Ne var ki, her bulanın yeri bir olmaz. Har kul, ALLAH’ımı bildiğince bulur. Buluş, kendine oluştur. ALLAH’ımın takdiri; buluşta değil oluştadır, kulunu asilikten kurtarıştadır. VELİLERİ verir, PEYGAMBERLERİ ile gönderir, yolun aslını gösterir. ‘Su olayım, nereye  akarsam akayım.’ dersen; elbet yolun uzamış, ancak varışa uymuş olursun. ‘Akan suya uymak nasıl olsa, varış bana, nerden olursu olsun.’ deme. Oymayı duyan, övmeyi bilendir. Övmeyi bilen, yumuşak olandır. Yudum-yudum alalım, ne var ki dökmeyelim. ‘Yerimiz bol, yolumuz dar.’ demiyelim. Dar yol, gidişten sorumlu değildir. Sadece gidişe yer veren, görüşten mahrum olmasın. Armağan, layık olanın muradı olmalı. Her dileyen değil, layık olanın alacağı bilinmeli. Dost dendikte, CAN ile sarılmalı, ‘CANAN’dan gelir.’ demeli. ‘Donanma, cemiyetin kuralıdır.’ denilmeli. Sunduk söz diye, arıdan bal diye. Kul alsın, gönlünde bulsun, ne güzel hal diye. Dünya hali gelir-geçer, ne olsa ne bulsa, kul sonunda göçer. Taş bulan kaçar, güç bulan şaşar. Kaçsa da, şaşsa da; akıbet olacaktır, kul kapıyı bulacaktır. Elekten gecelim, kaçmaktan duralım, şaşmaktan kalalım, ‘İlle KAPIN, ALLAH’ım.’ diyelim. Yollu yolu ile, halli hali ile bulur. Seyrine dalalım, gönül ile bulalım, EYVALLAH diyelim, cümleyi selamlıyalım. CAN’dan geçtik, CAN’dan göçtük, CANAN’da buluştuk. Cümlenizi dileyelim, gelişte buluşalım. O’nun KAPISI, gönüldür tapusu. Ne kadar mamur eylersen, o kadar hamur bulursun. Fırında pişirirsen, olumlu gelirsin. Un beden, su iman. Vermezsen duman, gelişin yaman. EYVALLAH. Öyle ya, fırınsız gelirsen, hamursuz kalırsın.

30
Kumdan yol dileyenin, gönülden huzur bulanın yanındayız. CAN diye geldik, yanımızda olandan kayguyu sildik. Sunduğumuzu alana, ‘Gönlüme yazdım.’ diyene. Silenden olursun, yolunu bulursun, sudan geleni bilirsin, ‘Hatasız olsa?..’ dersen, yanılırsın. Çünkü hatayı yapan kuldur, silen de kul olsun, huzuru öyle bulsun. Adalet er-geç yerini bulur, yolunu çeviren taş ile doğrulur. ‘Nasıl?..’ dersen; kulun hakkını, kuluna vermez. HAKK’ın ADALETİ şaşmaz. O’nu bilen, düşmez. Bilmiyen gelip sana çatmış ise, ALLAH’ım İZİN vermez. Sırtını dayadığın, ALLAH’ım olsun, elini tutanı göndersin. Gönlün gibi, yolun da açıktır. Yenmedik lokmanın derdine düşme. Yeneceği versin, verdiğini kulu bilsin. Güzelin nerde olduğunu aramak, güzeli inkar etmektir. Çünkü, aramaya gerek yok. Güzel görmeye, HAK’tan gelenin ne olursa olsun güzel olduğunu bilmek gerektir. Elbet güzeldir, çünkü O’ndan hata gelmez! İHLAS okusun, kendini bulsun. Kundağı sardı, bebeği beledi, kumu eledi. Kendini bulmayı diler, YARDIMCI’sı elden-eli alır. Sunduğumuz, kulunun dileğinedir. Seyrinden, geminin yolunun nereye gideceğini umarsın. Ne var ki, vardığı, varacağı yeri bilemezsin. Varış, daima limana giriştir. Yumuşak yolunun gidişine gönül verdiğini dünden söyledim. Kim ne derse desin, nerden gelirse gelsin; senin yoluna duramaz, çünkü HAK İZİN vermez. VEREN’in verdiğinde hayır görürsen, gönlünde açan çiçekleri bil. ‘CAN’ım yolda, gönlüm halde.’ dersen, yerini bulmuş olursun. Sermediğin kilim toz olmaz, kurmazsan sofrayı aş yenmez. Sofranı kur, ‘Ekmeğim olsun, bal ile yensin.’ de. ‘Benim hakkım, bende kalandır.’ dedin mi, mutluluk senindir; ötesini diledin mi, gönlüne duman serdiğindir. 

3 şubat
YUNUS’umun sözünden alanın, gönlünü kaygudan sıyırdığı görülür. Sevmeyi dileyen, sebep aramasın. Yazılanın bozulmayacağı bilinsin. Daha önce verdik, her olayın yazıldığı bilinir, yazılan sizlere verilir. Verilen, HAK ADI’na söylenir. Huzuru gönlüne alasın. Ona de ki: ‘ALLAH’ıma havale edilen, doğruyu bulur.’ Dile vermesin, gayretin boş olduğunu bilsin. ALLAH’ım, kulu için en hayırlısını bilir, yazısını öyle verir. Kulun buna katabileceği, hiç bir şeyi yoktur. Sadece ‘Uydum ALLAH’ım. Verdiğini SEN’den diye hayır bildim.’ desin. Ne var ki, ALLAH’ıma havale edildikte, doğruya dönüş görülür. (a’ya mı?) Elbet. ‘Yerimi yere verdim, yerden nasib aradım.’ de. Halbuki, nasibini HAK’tan alacaksın. Kayguyu silesin, dilediğini bulacaksın. ‘Yuvamı SEN aldın, güzelini vereceksin ALLAH’ım.’ de. Alandan değil verendendir, yolunu görendendir. ALLAH’ıma emanet olunuz. ULU’nun yardımında olduğunu bilmez misin? (a’ya.) Yoluna uygun geldikte; sözünden değil, gönlünden verir. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun.

8
Yudum-yudum verdik, gönüllere serdik, her kulunu sardık, geçeni derdik, gelene selam durduk, cümlenize EYVALLAH dedik. Kaideyi bozan olmaz, YAZAN’a karşı durmaz. Taşı ele alsan, başına koymaz. Eli-elde bilelim, korkuyu gönülden silelim. Sahife açıldıkta, yazılan okundukta; görülecek selamettir. Varmayı dileyen elbet görecek. Ne var ki, günü yazıldıkta dönecek. Ne gelenden sorumuz, ne YAZAN’a şüphemiz olmasın. ‘Niyaza duralım, olaydan uzak kalalım.’ demiş, cümlenize söylemiştim. (Uçak kazası ve zelzele olmadan evvel, olacağı tebliğinde belirtmiştir.) Kumun yolunda olanın, bileceği nedir? Olayın niyaz ile değişmiyeceği. ‘Niye verdin?’ derseniz; yolun gidişine, kapının açılışına hizmeti olur diye. ‘Hangi kapı açılır?’ dendi. Açılan kapı, gönlüne bağladığın HAK KAPISI’dır. Niyazı yolun için ettikte, açılan kapılardın geçersin. Dünya düzenine öyle baktıkta, hatadan uzak kalırsın. Çünkü olayın dışına çıkmış olursun. Niyaz olayı defetmez, seni dışına çıkarır. Gönül öyle bir saraydır ki, tezyinatı NUR’dur. NUR’unu harcama ki, sarayın aynayı sende bulsun, kainata aksetsin. Derdim var diyen, dünyayı kökte bulandır. Satıhtan üste çakan, derdine ortak arayandır. Derdine ortak ararsan; VERENİ bil ki, derenden olasın. Varlıkta olandan dirlik ararsın. Yanılma! Varlıkta olanda, BİRLİK vardır. Aslını bilenin düzeninde, ayrılık olamaz. Öyle oldukta, dirlikten söz edilemez. Darda görsen, yazık deme. Darlığın ötesi çizilmemiştir, yazılanın ötesine geçememiştir. Sarhoşa sorsan, ölçüsünü bulamamıştır. Neden? Bulsa sarhoş olmıyacağından. Haram denildikte ölçüye vurulmaz, çünkü kulun ölçüsü birbirine uymaz. Yediğin aşın, içtiğin suyun, uyuduğun uykunun; çoğu-azı haramdır. Öyle ise her kul, kendi ölçüsünü kendisi bulur, bedeninin kaydını mantığı ile korur. Yontulan her ağaç yerini bulur dendikte, kulun kendini bilişi verilir. Senden sorumlu, senin bedenindir; bedenin sorgusuna, nefsin hakemindir. Gözden anlarsan, yumuşak olanı bilirsin; çünkü gözden, O’nun ADI’nı alabilirsin, gözden-göze O’nu okuyabilirsin. Müymin olanın söyleyeceği gözündedir, çünkü vereceği ÖZ’ündedir. Göze, ÖZ ile girilir. ÖZ’de her kul BİR olur. Günün yorumuna düşmeyin, gönüllere kaygu vermeyin. Yersiz değiliz. Kökünü bildik, doruğuna beraber göz atalım dedik, el-ele verdik. Dumansız yer, bulutsuz gök aranmaz; çünkü gerekmiyen, kainata verilmez. Dumandan gözünü sakınırsan, geçende izi kalmaz. ALLAH’ıma emanet olunuz, cümlede selameti görünüz.

15
CAN’dan aldık, CANAN ile bildik, cümlede bulduk, EYVALLAH dedik. Suyu, yolumuz dedik aldık, el-ele yürüdük. Suyu bilene yoldur, yol ise haldir. Halin uymazsa, suyun bilmezse; vereceği nedir? Suya sırtımı dayayayım dersen, tutunamazsın; gönlünde bulayım dersen, dumanı kendine almazsın. Akan suda çöpe göz atma, götürür gider. Cümle ile BİR olduk, cümlenizden aldık. ALLAH’ım RAZI olsun, RAHMETİ’ne kandırsın, AŞKI ile yandırsın. Beraber dedik, söze başladık. Sorgu günü de beraber gelsin, ayda arayan güneşte bulsun. Sabah diyenin, günü aydın geçsin. Naz ile nazana sorulur, sorguda sarahat görülür. Seven sevdiğine nazlanır. Yumuşak yolun, yumuşak kulu olur. Açılan kapıdan, her nasibi olan görür. Suyun aktığı yer, yosun da bürür. Kumun çokluğu, taşın yokluğu demek değildir. Umulan zaman, olumun bilimine gelmez; bilim, umuldukça yürümez. Meyve ermezse yenmez, duvar örülmedikçe adını almaz. Güç olan, yazılmayanı yapmaya çalışmaktır. Gurbet denen, gönlünden yoluna attığındır; han, yoluna durak kattığındır. Aşamazsan yolunu, sorma nedir. Halini, nasibim dersen. Cam, yerini değil yöreni ayırır. CAN, yöreni değil bedenini dünyada kayırır. Kama, kulun yerini gösterir. Kimine korkuyu, kuluna üstün durmayı; kimine kalem açmayı, ağaç yontmayı. Kulun yeri, kullanışındadır. Niyazınız, ağaç yontmaya olsun. Eylemimiz, sevgide kalsın. Sonsuz demeyelim, noktaya yaklaşmayalım. ‘Her olayın sonu vardır.’ derseniz, yanlıştır. Her olayın, sadece doğuşu vardır. Nasıl ki suya taş attıkta, açılan halelerin bittiği görülmez, sadece başladığı görülür. Onun için, hürmetimiz her doğanadır. Hummalı oluş, halenin dışına çıkmaya çalışmadır. Günün sohbetini verelim, yazımızı derelim. ALLAH’a ısmarladık. Verdiğinde bulasınız, bulduğunuz gibi kalasınız. 

1 mart
Yüzden aldık, BİR’de bulduk, hal ile geldik. Yol yürüyenindir dedik. Yolu gösterenin, gösterdiği yerde kalırsan; hata sende mi, gösterende mi? Elbet sende. Gayretin yeri nerededir? İmanını bağladığın yolda, gördüğün halde. Seyrine düştüğün, güzellik ile coştuğun her olay; sana kanat verir mi, yolunu aşırır mı? Güzeli görmek, aymaya başlamaktır. Güzeli bilmek, içinde olmaktır. Görmek basamak, bilmek aşamaktır. Sevmek, sevimli bulmak değildir. Sevmek; dolmak demektir, manaya doğmak demektir. Severim dediğinde, çeşit sayarsan; kendini aldatma derim. (Çeşit saymak nedir?) Kuldan-kulu ayırmak, dostum-düşmanım demek, fakir-zengin okumak, kumaşta atlas dokumak. Unutma! Atlas görümlük, patiska ölümlüktür. Onun için, ayırdığın olmasın, atlasın yanında patiskaya da yer verilsin. Zengine sevap kapısı fakirdir, bilinsin. Sevabına ortak olana, senin yolundan taşını alana, elini ver ki; selamına talib olanın, çok gelsin. (Yazılmıyan var mı?) Yazılmıyan kulundan mıdır? Defterini alan gelir, düren döner. Kul dilediğince değil, görevince okur. Ne var ki, kimi gününde okur gününü dokur, kimi gelen günü okumaya çalışır. Açılmıyan yaprak okunur mu, kulun yolu gelmeden dokunur mu? Gayretin yerini bilmeli, gereğini okumalı. Çemberi döndürelim. Dönüşte göreceğimiz nedir? Her devirde, ölçüsü değerinde ilerlediğidir; dengesi bozuldukta olduğu yerde kaldığıdır. Dağdan yol alan, elbet düz yolun kolaylığını bulamaz. Ne var ki, düz yolda giden, dağda gidenin gördüğünü göremez. Güçlük, dağa çıkıştadır. Güzellik, çıkışta bakıştadır. Düz yol eğitir, yokuş öğütür. YARATAN, layık gördüğünce versin; dilerse eğitsin, dilerse öğütsün. CAN O’dur, CANAN O’ndandır. Naz sana, nazan senin, nazlanan cümlenin. Halka; iki ucu bir oldukta değerini bulur, adını alır. Çünkü yerini, ele gelen görür. Ele gelen nedir? Aynayı bilen kimdir? Güneşe tuttukta, yansıtan nedir? Ele gelen; sana aynayı bildirendir, yüzünü gösterendir. Yüzünü gör ki; YARATAN’ı bilesin, ele geleni bulasın. Ele gelen, seni-sana bildiren, seni-sende bulduran, kainata uyduran, birlikte aydıran; HAKK’ın ta kendisidir. Eline aldığın, imanın değil mi? Gönlünde bulduğun, AŞK’ın değil mi? Olmaz dediğini olduran, yazısını bildiren, kulluğun güzelliğine uyduran kimdir? HAKK’ın ta kendisi değil mi? ULULAR sadece ışık tutar, yol gösterir, HAKK’ın EMRİ’yle yolunu korur. VEREN de O, GÖREN de O, ele gelen de O. O’nun ile doluyuz. O’nun HAY VASFI ile halliyiz. Bunu böyle bilelim, kendimizden kendimizi soralım. ‘VARLIĞI ile yüklüyüz YM.’ diyelim, cümlede birlik bağını bağlıyalım. Sepette sedef, sedefte sebeb aramıyalım. ALLAH’ıma emanet olalım, cümlede kainatın varlığını bulalım.  

7
Olumsuzluk, güzelliğin çevresini asla değiştirmez, olan ile olmayanı birleştirmez. Cümlenize selam olsun. ‘Olumsuzluk...’ denilenden, olumun aslını bulunuz. Kader ile kadir ayrı olamaz, kulluğun ölçüsünde yazıyı okuyamaz. Okumak asıl değildir, yaşamak gerek. Almaktan maksat, uymak gerek. Geçitte aradığını düzlükte bulamazsın. düzlükte bulduğunu yüksekte göremezsin. Geçene gönül koyma, gelene ölçü vurma. Düzen ne senden ne benden, dünyayı dürenden. ‘Düzenini bulsa, hal ile olsa.’ denir. Denilende, özlem görülür. Özlenen nedir? Aşağıya inilmez, yukarı çıkılmaz. Anda olana uyalım, niyazımızda analım. ‘Neyi?..’ denir. Alamam denileni, bulamam diye özleneni. Sükut, NASR ile bağ kurar. Değişmeyen ÖZ yerini gösterir, özleneni buldurur. EYVALLAH. Alacağım vereceğim, verdiğimi göreceğim. Günün yorumuna dilediğinizce varacağım. Gönülden almazsak, yolumuz vermez. Yorumda kalmazsak, gönlün ferah almaz. Yarım almadan dörde bölmeden, çiçeği açmaz. Çiçeği açmazsa, meyve vermez. Dörde bölünür, üçte olunur. Dördün üçü bulunur. ‘Biri nedir?’ derseniz, sahifesi çevrilir. Kayıtta öyledir. ALLAH’ımın vergisinde yargısında hata aranmaz. ‘Olumsuzluk..’ denilmesin, yorumda hataya düşülmesin. Olumu, dördün üçünü benimser birini kanımsar. Saman ne kadar hafif ise de yerini doldurur, gözü kandırır. Ne var ki, çokluğu kaplamaz, civarı kapsamaz. Gerçeğin arandığı yerde, suyun akşından şikayetçi olunmaz. Çünkü suyun akışı asla inkar edilemez. Demir dövülürken alacağı şekil kullanılacağı yere göredir. Demir dövülür. Asmayı yerinde bilelim, olandan sorumlu aramayalım. Daha önce verdik. Şekil dilendiği gibi olsun, istense de yazıldığı gibi yer bulur. Ne var ki, cemiyetin yargısından cemiyetteki sorumludur. Cemiyet yargılarken, cemiyettekine verdiğinden kendini sorumlu tutsa; cemiyettekini yargılarken daha insaflı olurdu. Cemiyet, cemiyettekine verdiği ile öğünmeli; vermediyse döğünmeli. Tüm cemiyetin hatasını bir kuldan sormamalı. Kör sağıra acır. Acınacak ne kördür ne de sağır. Eylemin dönüşü beklenen ile değil, verilen ile olur. Verebiliyorsan, elbet alırsın. Bölüyorsan, şaşkın kalırsın. Bölenin yanında olma. Ne var ki, kim olursa olsun, nerden gelirse gelsin; elin, elinden ayrı kalmasın. ALLAH’ıma emanet olunuz. Doğuşun dönüşe değil, gidişe olsun. Yeniye her yüz dönsün.

9

    Güzellik, gelenin hayrına iman etmekte, ‘ALLAH’ım ne verdiysen

hayrımdır.’ demektedir. Selam olsun diyelim ALLAH’ıma emanet edelim.

    Yerden gelmedik, yerden sormadık, “OL!” denene uyduk, ne olsa

   EYVALLAH dedik. ‘Gayretin yeri selamet mi?’ dersen, ne gayret, ne

    hayret olanı değiştirmez. Umulanın oluşu, kulun yerini göstermez.

    Almayı dileyen sergiye vermez. Gönüllü olan gölgeden ayrı kalmaz.

Gelenin sözü demete girmez. Günün olayını olduğu gibi alın, yorduğunuz

gibi değil. Söyleneni almadınız. Olduğu gibi, yorduğun gibi değil. Gelen

      giden yolcu yeniyi verenden alırsın, türlü yorumda kalırsın. (a’ya)

    Kaygusuz olmayı dene. Rahmetten buluta söz etme. Yağmur bulut

olmadan gelmez. Onun için buluta söz edilmez. Geçitte kalmaktan kaçın

    (Geçit nedir?) Geçit ilme açılan yolun kapısıdır. Gerçeği olduğu gibi

  alırsan, doğruyu bulmuş olursun. Elmayı ikiye böldük te, paylaşmaya

  gönül koyduğun görülür. GANİ der ki: “Görüntü çevreni darda bırakır.

    Gerçeği ara oyuna yer verme. Aşacağın yolunu gerçeği buldukta

görürsün. Her olayda görüntünü arama, ‘Mana mı?’ diye yorma  (a’ya)

 Önce gerçeği tanı, sonra manada ara. ‘Sen-ben.’ denmedikte, O’ndan

  olunur, yol öyle bulunur. HAZRETİ OMAR der ki: “Aşını, eşini, düşünü

   dile verme.” ‘Alacağım aldığım SEN’den, VERDİĞİN EYVALLAH!’ de.

Yağan yağmur, esen rüzgar yaprakları dökse, yerde çamur birikse; söze

  verme. Altın tabak  bakır tabağa denk olmasa da, içine konan aş ne

    olursa olsun mideni doldurur. Ağacın gölgesi seni dinlendirir. Asla

yolundan alıkoymaz. Ne var ki, daha önce dendiği gibi önce gerçeğe uy.

ALLAH’a emanet olunuz. YUNUS’um der ki: “Dilden dile söylenir, günden

güne hallenir, günü gelene dek eylenir, günü dünden peylenir.” Ayağını

    elini tertemiz alnını, geyik misali sevdik, sardık sarmaladık, güne

  hazırladık. Yerini yönünü adı ile verdik. Yanımızda olana dedik. (z’ye)

  Onun elinden onun dilinden, gerçeği bulursun. Yanımızda olanın (a’ya)

  Aynayı nerde diledin? Kimden bekledin? Sorunu alalım senin. (a’nın)

Gerçeği bulmadan alamazsın, uymadan çözemezsin. Eline gelse gene de

 bilemezsin. Derdin dörde bölünse, her biri eline alınsa; gene de elinde

dört olur. Önce gerçeği bul, öyle manayı ara. ALLAH’ıma emanet olunuz.

Gününe uyacak, verdiğimiz gibi olacak. Asmayı budadın. yaprağını bekle.

Üzüm elbet senindir, güzellik yolundur. Güzellik uyan kulundur. ‘Açanın

    yerini alayım.’ deme. Dinleyici ol. Ne yaz, ne söyle, sadece dinle.

12
Yudum-yudum içen ile, içtiğinden geçen ile bir olan; BİRLİK’ten ayrılandır. İçen içtiğince, seçen seçtiğincedir. Sen-senden ayrılmazsın, ayrılanla bir olamazsın. O’nu-sende bulamazsın, seni- O’na veremezsin. Bağ üzüm vermedikçe, yanına gidemezsin; dağ yolun açmadıkça, tepesine varamazsın. Yol, dileyenin; gün, halini bilenindir. Geçen, ne kadar güzel olursa olsun; gününe dönmez, kuluna vergisi olmaz. Günü O’nda bileceksin, her olaya O’ndan diye uyacaksın. Yerden aldığın senin olmaz, sele verdiğin yolda kalmaz. Selamın verenle, eskiyi dürene EYVALLAH deriz. Yumuşak olandan sorarsan; ne yel getirir, ne sel götürür. Yerini almışsan, O sana buldurur. Talebin olduğu yerde, olaylar gelişmekten uzak kalır. ‘Neden?’ denir. YAZAN’a uyarsan, talep niye? Geçenden umarsan, günün değeri nerde? Her olay, daima önde gider, olur geçer. Geçene dönüş, kulun yanılmasıdır. Olmuyor deyip, kayguya düşersen; yoluna göz at, gönlüne söz et. Olan da O’ndan, gelen de. Sadece kaygu senden, kulluğunun hatasından. Yapıya verdiğini, sen mi oldurdun; yapıya kapıyı, sen mi ördürdün; gemiyi deryaya, sen mi koydurdun; dünyaya güzeli, sen mi doldurdun? Güzel dersen; çirkinin, güzelden güzel olduğunu unuttun derim. Yuyanın verdiği sadece yoldur. Unutma! Seni götürecek tutan eldir. Elini ver ki yolun açılsın, varlığa gönlünden NUR’lar yağdırsın. Varlık dedik, yanılmadık. Varlık; beden değildir, bedenin muhafaza ettiğidir. Güzelin tarifini sorguya verdim. Güzel, yumuşak olanı verir. Güzelin tarifi güzel demekte değil, olmayanda erimektedir. Olmayan nedir? Olmayan değil, olmayan güzellik çirkindir. Olan sadece O’dur. O’nun ayrısı yoktur. Taş kırılır kum olur, kırıla-kırıla bölünür. Öyle oldukta, bunca günde dünya taşsız mı kaldı, taşı mı eksildi? Her gidenin yeri dolar. Kırılan; ufaldığına sevinsin, sel ile gelsin deryayı bulsun. TURGUT REİS desin, selamını alsın. (s’nin ULU’su mu?) EYVALLAH. Elini elinde bilsin. Karşımızda olanın. Yoluna gönlünü versin, YEMEN’de olsa da, gemiyi bulsa da; yoluna durana, selamını kesmez. Almayı bilenin, silmeyi dileyenin; yardımcısıdır. Var ile varız, yoklukta darız, çoklukta koruz, hiçlikte kül. Geldik HAY diye, olduk kal diye, göçtük hal diye. Hale uyduk, geçtik- duyduk. Göçmeden duyamazsın. “Aman.’ dersen duyamazsın. Aman, ayrılıktır. ‘KULHUVALLAHİ EHAD.’ dedik, kul olduk; ‘ALLAHÜSSAMED.’ dedik, O’nu bildik; ‘LEMÜYELİD VELEM YÛLED.’ dedik, kül olduk; ‘VELEM YEKÛNLEHÛ KÛVÛFEN EHAD.’ denildikte; HAKK’ın “OL” dediğine, oldurduğuna, dönüşe uydurduğuna; gönüller ile katıldık. 

13
Günün olumuna göz attık, gönüllerde ateşi yaktık. Kundak saran ile yolu sorana, konudan çıkılmaz dedik. Gözden ayırmadan, kuldan kayırmadan; suyunda alacağını gördük, yoldan kalacağını bildik. Alan bilir. ÇİZEN’in yazdığı, silinmez. Yol soran ile hal gören, bölünmez. Alan bilir. ‘Neymiş?’ denmesin, verildiği gibi alınsın. Halden alan, yoldan soran, bölünmez dedik ya! Varmayı dilersen, uymaya çalış. Vurmayı dilersen, kalmaya alış. ‘Vermez!’ denmesin, vergiden şüphe edilmesin. Sargıda hata ararsan, sergide göreceğin nedir? Yamadan utanırsan, yırtıktan ne ararsın? ‘Dengini bulayım, açığı örteyim.’ de ki; gayretin yerini bulsun, niyetin yazılana uysun. ‘Yer mi uymaz, söz mü vermez?’ denilmesin. ‘ALLAH’ımın her yazdığı hayır.’ densin, uyulsun. Çamur olmazsa; tarla ekini vermez, kökün suyu bulmaz, ağaçta meyve ermez. Varsın rahmeti bol olsun, tarla çamurda kalsın. Gümüş verirse, altın alır. Her alana, güzeli seçime verene. Kolay olandan zor denilen, daha verimli olur. Kuluna zor anında YARDIMCI’sı gelir. Verdiğimi almadın mı? Kul vardır deryaya yürür, kul vardır damdan akan suda kalır. Elbet deryanın verdiği ile damdan akan bir olmaz. Sözünü ettiğin, arkaya attığın. Yenmeyi değil el vermeyi bilirsen, yobazda kaideyi silersen; sözün yerin bulur. ‘Yumağım düğümsüz sarılsın.’ dersin, her olayda kaygıya düşersin. 

15
Yamaya gönül koymadan, dünya günü geçmez. Her kul geçmedikçe, yönünü seçmez. Geldik-dönüşe, dönmeden yanışa. ‘Yanmasam.’ diyene söz versek, saz diye alır. Dinleyiş ile olsa dahi, sonunda bulur. Cümlenize selam olsun. Gelişi bildik, NUR ile geldik, dönüşe hazır olunsun dedik. ‘Günü gelende uyarız.’ denirse, gününü YAZAN bilir. Kul; dönüşe en yakın anda diye hazır olursa, durmaya değil varmaya niyetlenir. ALLAH’ım yazdığına niyet ettirsin. ‘Gayrısından sualimiz olmasın.’ diye niyaz edilir. Kuşağı dar dolama, yumağına zarar verir. Konuya duman verme, yoluna zarar verir. Yanılmayın, sözüm cümleyedir. ‘Derdim var!’ denirse, yanılma mıdır? Kulluğunun içinde isen, hata olsa da AFFI’na sığındıkta hata silinir. YAZAN’ın HAK olduğunu bildikte, ‘Yolundayım.’ dedikte, hala ‘Dert!’ dersen ALLAH’ım af etsin derim. Yol bilen; yolunda olan taştan şikayetçi olmaz, karanlıkta dahi geçse taşa vurmaz. Vurursa, hata taşta mıdır? Bilmeyen vurursa, taşı oraya koyandadır. Bilen vurursa, elbet vurandadır. Taş asla hatalı değildir. Ne gelendir, ne getiren, sadece getirilendir. CAN’da yumuşak olan nedir, yolda yumuşak olan nedir? Gönülden EYVALLAH dedik. CAN’da yumuşak olanın sorgusunu verelim. VERDİN-bildim, kahrına bal diye tadına erdim. Yanılanı, gönülden AFFINI diledim. Öylece yumuşak CAN oldum. Yanılanı dedim, ben affetmeye kalkmadım. Hata onda ise, atâ YÜCE’de. Yolun yumuşağı nedir? Kulunun geçişine uyan, taşını-toprağını eriten, basanın-geçenin şikayetinden uzak kalan, selde arınan, yelde elenen; yumuşak yoldur. ‘Yolun tarifi bu mudur?’ derseniz EYVALLAH. Yol hal yoludur, araba vapuru değil. Güzellik aranmaz dedik daha önce . Sözümüz, yolunda olan içindir. Dünya halinde, elbet güzel-çirkin denilir. Çünkü karşıtı olmayana ne isim verilir? Yeniyi alırsan, eskiyi atarsın. Demek ki, güzel ile çirkini öylece ayırırsın. Güzeli-çirkini kuluna tevcih etme, sözünü hatalı bulma. Geçeni-gelen ile kıyas etme. Geçen örtülür, gelen beklenir. Ancak an yaşanır. Sunduk güne kadar, sunacağız her yönde. Döneceğiz, döndükçe yönü sileceğiz; dönüş odur. Kul bir noktada kalırsa, alacağı mahduttur. Aynı noktada dönerse, sonsuz dönüş hızlandıkça cümle yönler tek olur. Renklerin silinip beyaz olduğu gibi. EYVALLAH. Ayağımız yerde, gönlümüz serde. Gönlümüz serde yanlış değil. Kulun gönlü serdedir. Yolunu buldukta, benliği sildikte; serden, O’na verilir, ‘Sende ALLAH’ım!’ denilir. Açılan her kapıdan, ayrı mana verilir. Kaide asla bozulmaz, MEVLÂNA elden bırakmaz. Binamız kurulur, gönüller hep bir olur, cümleye AŞK’ı yöneltir.

23
Sunduk gelince, gördük gülünce. Sözü-söze bağladık, yolumuza ekledik, her kulunu bekledik. Gelenin-gelmeyenin, yolumuzu bilmeyenin yoluna sözümüz yok. Selam olsun sizlere, NUR saçılsın yüzlere, aydın gelsin gözlere, kavuştursun bizlere. Söyleyenle beraberiz, dinleyenle olalım, olandan dağılanı bilelim. Yanılmayın! Olandan dağılan nedir? Ermiş meyvenin çekirdeğidir. Her bir çekirdek, bin çekirdeğe özettir. Her gelen, kulluğa namzettir. Vergide sevgi vardır, alanda saygı. Seven verir, alan erir. Yerini bulmayan kum, dökülür. Yerini almayan kum nedir? YARATAN’ın elbet yarattığıdır. Ne var ki, binada yeri hazır değildir. Kum tanesi denmesin, tane ufak görülmesin. Her kum birbirini buldukta, el-ele verdikte; binanın temeline oturur. Danışılan, elbet aykırı değildir. Mimar çizer, binayı çözer. Çalışan, O’ndan gününü izler. Danışma, o yoldadır. Günün gecesi olmasa, yarını bilinmez. Vurduğun tokat, değerini sende değil onda bulur. Vurduğun; kaybınadır, dökülen kumunadır. Dünyayı, dünyayı dileyene bıraksan; seni siler, arayı böler. Ne sen yürü, ne onu bırak. Gayretin; beraber yürümek olsun ki, çekirdek beden  bulsun. MEYDAN verildi, MEYDAN geçildi, ‘YUYAN.’ dendi seçildi. Seçilen getirdi. Kimi? Elini her vereni, elbet geleni. Gelmem diyen gelir mi, varlığında erir mi? Vurmayı değil, sarmayı bildik, ‘YAR, SENDEN!’ dedik, verdik. ‘Var mıdır?’  diyene, var dedik. ‘YAR mıdır?’ diyene, sor dedik. Sardığında, bulduğun nedir?  Söz ile MEVLÂNA dersiniz, ÖZ ile HAKK’ı sararsınız. ADI’nı dilde, ZATI’nı gönülde bulursunuz. MEVLÂNA’yım! Sofrayı açandan olduk, aşını seçenden sorduk. Varsın nasibini görsün, kulu yeter ki O’nu bilsin dendi. Cümle, cümle ile BİR oldu. Birbirimizi sevelim, hatalarımız ile. Birbirimizi sevelim, cümle günahlarımız ile. ‘Gördük!..’ dediğimiz yerde, ağzımıza yama koyalım. ‘Bildik!..’ dediğimiz yere, nokta vuralım. Nokta koymayanda, sonsuza varır. Kula sonsuzluk, asla yoktur. Her olay noktalanır. Sadece kainat noktasızdır. Duman uzakta olsa da; RAHMETİ’nden diyelim, darlığa düşmeyelim. Cümlenize sorgu vereyim, deryanın tuzunu arayım. Tuzunu nerden alır, rahmeti neden katıksızdır? (Soru üzerine muhtelif fikirler atıldı. Cevabı, MEVLÂNA HAZRETLERİNE bırakıldı.) Tuz, deryanın madde halidir. Nasıl ki kul, sadece RUH’u ile döner, dönüşte her hali siler. Deryanın tuzu; ne kabındandır, ne tadından. Tuzunun arıttığınca, suyu hafifler. Neden? Dumana yer vermediğinden. (Deryanın dumanı olur mu?) Elbet olur. Kaynağın bittiği yerde, buharlaşma başlar. ALLAH’a emanet olunuz. Sözün yorumunda; yoldan değil, halden örnek alırız. 

29
Cümlenize selam olsun, kainat sizde kalsın, kaldıkça darlığı silsin. ‘Gönülde yer var mı?’ denir. Var olmasa; kainatın oluşu, cümleyi  buluşu, nereden bilinir? Durmayı bilmeyen, yürüyüşe uyamaz. Suyun akışı görülmese, güzelliğe erilemez. Asmaya verdiğin suyu, verdiğin gibi almazsın. Neden? Çünkü sen, sadece suyunu verdin. Halbuki asma, özünü verir. Oyun nerde başlar, nerde biter? Doğuşta başlar, göçte biter. Yolcunun yoluna bakan, kendi ayağını sürter. Onun için her kul, kendi yolunu bilsin, bildiği kadarını versin. Alan, ‘ALLAH’ım RAZI olsun.’ desin. Verdik-kardık, günde sohbeti derdik. ALLAH’ım, sohbeti açandan-açtırandan RAZI olsun. (Resim verildi: HAZRETİ YUSUF) Giden-gelse, gelen-gülse; elbet o’na uyardı, kuyuda kainatı duyardı. Resmini selam ile verdi, dileyende gördü. Dünyaya verdi, cümleye serdi. ALLAH’ıma emanet olunuz, kaygudan kendinizi siliniz.

1 nisan
YUNUS’um ile geldim, sözü beraber verdim. Anıldığı gibi dedim. Yerden gelen; yerde gördüğünü bilendir, suyun aktığını görendir, YUNUS’tan elini alandır, ona gönlünü verendir. Olmuş denen görülendir. Olacak denen beklenendir. Olmuşu geçtik. Bekleneni düşünmek, anın ötesine bakmaktır. Görebilirsen, doğru. Yamayı dileyen mi, yumağa düğümleyen mi gereklidir? Yamayı dilersen, YARDIMCI’n gelir elbet, yumağın düğümüne ne hacet? ‘Yumağım düğümlendi, çözmeye gayret.’ dersin. Gayretten maksat nedir? Elbet sabır. Yorulmayan elde hüner görülmez. Karanlık yolda, fener yok ise, geleni göremezsin. Göreyim demek için, feneri sen yak. Fenerin yandığı yer, elbet karanlık olan yerdir. Karanlık, sadece dünya kulunadır. Giden; karanlıktan sıyrılandır, vardığı yerde hakikati bulandır. Bulandan olana ne mutlu, çevreyi görene ne mutlu. Gam, gönlünü fenersiz bırakanadır. Yemin denmesin. Sözün olduğu yerde, kulun varışı bilinmediğinden, yemine yer verildi. Yol dönüşünde yemin silindi. YAR dedik geldik, çiçek dedik, cümle gönüllere serdik. Gemiye gelenin, yolum olsun diyenin, kimliğini gördük. Yenmeyi dilersen, sevmeyi dile. Yenilmeyi dileyen elbet olmaz. Ne var ki, yenilmekten asla kaçınılmaz. Suyunu diledin mi, ‘ULU’m kimdir?’ dedin mi, andığına uydun mu? Mümin olan bilir. YUNUS’um der ki: “ Geç kalan yorulur. Neden? Yetişeyim der koşar. Oluşuna uydun mu, YARDIMCI’nı duydun mu? SARI SALTUK. m.’nin ULU’su. Kumandan. Almayı düşünmeden, vermeğe bakma. Yerde olanı silme, serde olanı bölme, düşündüğünden kalma. Dörtte kalmaz, yediye varmaz, YARDIMCI’n seni bırakmaz. Geride kalma, ne olur deme. Dayandığın YÜCE olsun, kuluna ceket iliklenmesin. Verecek olan, sadece YÜCE’dir. EYVALLAH. Olan olacaktır, yazılan görülecektir. Ne var ki, ne benden ne benden, sadece YÜCE’nin yazdığından. Gerçek nedir? Olanın görüldüğü, olanın yazıldığıdır. Umut, gerçek olmayandır. Gerçek olanı bileyim derseniz, olana uymak ile. Aymayı bilirsen, geleni sorarsan, alacağın nedir? Selam alırsın, selam verirsin. ‘a’ya.’ Açmayı dileyene soralım. ‘e’ye.’ Gözden almazsan, gönüle verebilir misin? Sözden uymazsan, yönünü bulabilir misin? Savaş, düşmana karşı olur. Sen, düşman bilir misin? Düşman diyen, yolunu ters çevirendir. Sen yolundan döner misin?  Önünde sonsuz ufuklar görülür. Bulut olsa, şikayetçi olabilir misin? Ufkumu kararttı diyebilir misin? Bilirsin ki bulut geçecek, başka yollar seçecek. Senin ufkun, yeniden açılacak. Onun için; gelene söz edilmesin, geçenin derdine düşülmesin. ‘Gönülden olana söz edilmez.’ dersen; yel ile gelen, sel ile gider derim. ‘Yanlış.’ deme! Gönül HAKK’ın her kuluna açıktır. Ne var ki HAK, gönlün tek sahibidir. Cümlenize selam olsun. ‘Bana söz...’ diyene, gönlüm onunla bilsin. ‘r. hanım.’ Ekin dedi yürüdü, yastık diye uyudu. Gönlünü saldı, SARI SALTUK’u buldu. HAK ERENLER, BİR oldu. EYVALLAH. “El-elde olsun, gönül darda kalmasın.” dedi, hediyesini verdi. (Karı-koca ilişkilerinde, kimin kime egemen olacağı tartışılırken.) Er yoldaş olur, hatun haldaş. Yuvanın yoluna baş koydukta; her hal silinir, kader bölünür, ikiden birliğe varılır, sende-ben aranır. Bende-sen, sende-ben. İkiye varılırsa, O unutulur. ALLAH’ım gönüllere huzur versin, her kulda gölgeyi silsin. 

2
Yeniye yol alan, eskiye göz koyan; yerini bilen midir, olana uyan mıdır? Gönlüne koyandanız, eskiye dönendeniz, yeniye uyandanız.
Dilesen de, eskiye dönemezsin; gönlünü çevirirsen, yeniyi bulamazsın. Olaylar, günü geldikçe açılır; her kul, olaydaki tutumu ile seçilir. Yoksa, kulun tutumu ile olaylar değişmez. Görgün, her gittiğin yerde. Sonunu gördüm sanırsın, gördükçe olumunu bulursun. Her giden dönmez, dünya kuluna vermez. Verici vardır, alıcı vardır, ondan başkası veriye uymaz! RUH yerini buldu mu, düşünmeyi dünyada bırakır. Düşünce ile değil, akım yolu ile, enerji yükü. Yerin aldığı enerji, VERİCİ’ye uyabilse; göz denen yerde boşluk kalırdı, beden erirdi, orman kül olurdu, deniz tebahhur ederdi. YÜCE ALLAH’ım, öyle ince ölçüler ile kainatı donatmış ki; her bir yaratılan, öbür yaratılanın yüküne ortak. Senin yıkmaya çalıştığın, gelir senin üzerine yıkılır. Aslında o olay olacaktır. Ne var ki; kuluna, şaşmayan KANUNU’nu gösterecektir. O YAZAR, O DÜZENLER, O GÖRÜR, O GÖZETİR. Miyyar olmasa, yolun aramazdın; suyun akmasa, YUVA’nı açmazdın. Miyyar yerini, nimetinden bilesiniz; suyun akışına, şüphesiz uyasınız. (Suyun akışı nedir?) Verişimiz! Oyumuz yumuşak, YUVA’mız yumuşak; suyun akışı gür, her kulun gönlü hür. Görülmesin hatalı kul hor, çünkü bilmeyene uymak zor. Oyumuz sizinle, sorunuz bizimle. Asmayı budarız, kökünü sularız; meyvesini, kuşlara mı bırakırız? ‘Layık olan yol almaz, dilediğini bulmaz.’ denmesin. Hasmına söz edenin, sözü elbet hoş gelmez. Ne var ki, hak olanı, HAK’tan başkası bilmez. Cemiyete üye olan, kaidesine uymaya mecburdur. ‘Uymayım.’ dersen; haklı bile olsan, cemiyet seni ezer. Mümin olmak, sadece secdeye varmakla değil. Cemiyete uymak ta, müminin vazifesidir. Güzelin tarifini sorsalar, diyeceğin nedir? Olmaz mı? Varoluş, güzeldir. Gemiye kaptan alsalar, seni başına koysalar; yolun nereye varır? Yerini aldığın limana varırsın. Her kulun, varacağı bir liman vardır. Kimi yakın limana, kimi uzağa. ‘Oymuş!..’ dediğin, senindin. VERİCİ dedik söze girdik, alıcıyı dünyada bulduk. Duman silinsin, renkler bölünsün, aynaya dilenen yüzle bakılsın. Alıcı elektrik yüklüdür. Akımın gelişine, kapısını açtı. Yanılmayın. Elektrik yükü olmayan kul yoktur. Ne var ki, dayanma gücü kadar alır, yani kabına göre. GARİB’in kabında, doğuştan özellik vardır. Neden derseniz, daha önce verildi. Her yüz yılda; VERİCİ yenilenir, ona MERKEZ İSTASYON denir, oradan cümleye dağılır. Gümüşün dayanmadığı, altın kab gereklidir. Kulu vazifesini bilsin, VERİCİ’ye uysun. YUVA’ya derim. Daha önce verdik. Elektrik akımı yüksek olduğu için, diğer RUHLAR’ın gelişi sözü edilemez. ‘ALLAH’ım!..’ deyiniz, secdeye varınız. Yüz yılın VERİCİSİ seçildiniz. Aydın yolun yolcusu, danışanın kolcusu, niymetin bilicisi; suyun aktığı yerde, selin yıktığı yerde, belin büktüğü yerde; her dileyen YARDIMCI EYYÜB SULTAN. Sabrına eş, dileyene yoldaş, darda olana haldaş, GARİB. VERİCİ, alıcıya eşit gelir; gönlü, gönlüne karşıt gelir. GELEN, İSLAM denenden ise; alıcıya eşitliğindendir. Elektriği nerde yakarsan, orayı belirtir. VERİCİ’yi demedim, alıcıyı dedim. Onun istasyonu, İSLAM MERKEZİ’ne kurulmuş, oraya verir. HIRİSTİYAN dediğin de gelse, vereceği aynıdır. Ne var ki, alan şüpheye düşer. ALLAH’ım, her yaptığını hatasız yapar, kulunu şüpheden uzak tutar. Cumayı yol bilen, yolumuza gönül katan; aslında, gidişe uyandır. ‘Oymuş!..’ denenden, duman alınmasın, hatasızdır bilinsin.

4
YUVA’mız gönüllere açık. Dileyen gelir, gelen dileğince alır. Verdimiz ne azalır, ne bölünür; verdikçe dallanır. Cümlenize selam olsun. Selam HAK’tan gelsin, HAK diyeni bulsun. Cümle, gönlünce GÜL’lensin, GÜL’ünce dallansın, her dalı çiçeklensin. Verenin vericisi, görenin dericisiyiz. Geldik ADI ile, bulduk andı ile. Sardık-sarasıya, döndük bulasıya, sevdik doyasıya. Almayan, alandan olsun, gelen güne sözümüz verilsin. Sohbetimiz, yarın gelende de söylensin, yazıya gine de verilsin. Gönülden açılan; yerinden olmaz, serinden kalmaz. Yerinden neden olmaz? Çünkü veren, doğrudan gönüle verir. Ne yerde arar, ne serden sorar. Saymayı dileyen, saygıyı ölçüye ne ile vurur? Saygıyı dolanmaya değil, düşünmeye veriniz. Her hale uyunuz. Uyuşta selamet görülür. Yerini bilenin, yorumu hatalı olmaz. Kul HAK ADI’na yürürse, saygıda kusur etmez. Saygı, diz büküp boyun kırmak değildir. Her kulun hakkına, kendi hakkını eşit bilmektir. Kendi hakkını çiğneyip başkasına bağışlamak, kendine olan saygıda kusur etmektir. ALLAH’ım, her kuluna, vergide kusur etmemiş. Kulu da, kendi dahil, kusurdan uzak kalması gerekir. Güneşe uyanın, gölgeyi bilenin yardımcısı olur. Yaya gidene uysa, yoluna gönül koysa; gideceği yer neresidir? Elbet HAKK’ın KAPISI’dır. Vermeyi dileyenden, almayı dileyene selamıdır. Aynayı yüzüne vuralım dedik. Hamurunu yeniden karalım, yolunda hanlar kuralım, giden ile gelenden haber soralım. ŞEMS’ten verileni, YAHYA’dan bilelim. Yargıya, günde değil gelende düşelim dedik. Çünkü karara yargı gerekmez. Yazılanın kararı, kuluna düşmez. Devrine değil, devrana bak. Geçen ile değil, olan ile öğün. Gelen için, sakın dövüneyim deme. Çünkü geleni sen bilemezsin, güzeli göremezsin. ‘Boş olan bahçeme, dikeceğim nedir?’ dersen; önce toprağı belle, RAHMETİ ile sula. Ekeceğini sen değil, HAKK’ın seçer. HAKK’ın bahçene diktiğini, O’nun kulu biçer. Selamını alasın, gün senindir bilesin. Seyrinden geçilmeyen, deryada seçilmeyen balık hangisidir? Yunus değil mi? Yolunu şaşıranın rehberi olmaz mı? Yolunda yolcu ile beraber yürümez mi? ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun, gönüller GÜL’le dolsun. Yolunda gidenlerin yardımcısı, yolunu şaşıranların yordamcısı olsun. 

5
Halde uyduk, gönülde duyduk, cümlenizde bulduk, selam ile geldik. Selam olsun cümlesine. RAHMET dilendi, HAK’tan denildi; dilenenler, niyaz alanlar, geldi selama durdu. Günün yorumu; elden-ele, gönülden dile verildi. ‘Kimler?’ diye sorulur. Yerini bulanlar, dumansız gelenler, SAMANYOLU’nda buluşanlar. SAMANYOLU; sorgusuz varanların yoludur, dünyada sorgusuz kalanların yoludur. Gönüller, elbet HAK ile doludur.
Gam; yolundan şüphe edenlerde olur, gönlünde dilenmeyeni bulduranda olur. Dilenmeyen nedir? ALLAH’ımın haram dediğidir. Haramdan maksat; kulun, vergiden gayrı dilediğidir. Sohbetimiz açılır, söz alanlar seçilir. Seçen, elbet HAK’tır. Niyaza çağıran kim? Elbet GÜLÜMÜZ, Selamı’nı getirdiğimiz. Namaza çağıran kim? GÜLÜMÜZ’ün Selamı’nı getiren, cümlenizden götüren. Gecenin sözü edilir, sohbetin hikmeti sorulur. Gönüller öyle yüklü gelir ki, gelenler dengi bulur, ALLAH’ım İZİN verir. Doluya dolu gerek, kuluna yolu gerek. Daha önce verdik; madde dilediğine, mana dileyene. Dileyin gönlünüzce, alın halinizce. Cümlenize selam olsun. Selamlarınız iletildi, bilinsin.

10
Niyetimizden geçtik, çünkü niyet dünya günündedir. Olmuyor- olamıyor denen günün ötesine geçtik. Olanın-olacağın, görgüsüne vardık. Cümlenize selam verdik. ‘Yuyanım, yolumda.’ diyenin, elinden tutanı gördük. Kulun alacağı; ne yer ile, ne yön ile, sadece gönlü iledir. Softa denildi, tarif soruldu. Yolun gidişini bilmeyene, bilmediği halde ‘Bilirim.’ diyene, bilmediğini bildiği halde sormayana; softa denir. Yanılmayın! Sözümüz cümleye. Yazımızın başında, yolun taşsız olduğunu verdik. Günün olayından, gönül dolayından söz bağlansa, dost diye hallense; olacak nedir? Aynaya bakan, baktığı gibi görür. Miyyarın, gönlün ile ölçülür. Her bedene, ölçüsünce fistan biçilir. Namına gelen her olay, kainatın sırrınadır. Seyredilen dünyada göreceğin; niyetine uyan değil, sadece yazılandır. Ayağına çarık giysen, tozlu olsa da yol benim desen; YAZAN’ı unutma derim. Her olanı, yazılandan biliniz. YAZAN yazdı ise, yolun gidişine uyunuz. Niyazın- namazın, niyetini çevirmez, niyetini yazılana uydurmaz. Sevmeyi deneyin dedim; kainata varıncaya, dolayını sarıncaya kadar. Seven ile bir olun. Sevgi doldurur, gidene götürür. Giden nedir? Duran var mı? Sevgisiz niyaz, tuzsuz aşa benzer. Taht görsen, kralını sorsan; ‘Geleceği yazılıdır.’ denir, oturana diz bükülür, selam verilir. Niye? Gönlünü hoş bırakana. (cümleye) Gelen diz çöksün diye değil, hoşnut olsun diye. Seyrin olduğu yerde, gönlüne güzel gelen var. Gönlüne güzel gelmeyen yerde dur. ‘Yanıldığım yer burası.’ de, orada güzeli ara. Gönül aynadır; bakan içinde olsun, baktığın sende kalsın. Her verilen cümleye, sözüm her alana. Seymen yerini bilmez, yolunu görmez; sadece YAZAN’a uyar, yel misali gider, sel misali akar, gül misali kokar. Yumuşak yolun sözünü bilmez. Ne var ki uyuşta, asla hataya düşmez. Alan bilir. Uyduğu gibi, gönlünü bağladığı gibi. Selamını iletelim. ‘Yeniye değil, olana baksın.’ der. Selviye uzaktan bak, doruğunu görürsün; yakınında, gölgeden uzak kalırsın. Ne yakınında, ne uzaktan; gönlünden silemezsin. Darlık, gönüllerde yer almaz; gönlünde bahçeni belledi isen, ‘Dikeyim çiçekleri.’ dediysen, sorguyu mantığından sildi isen, olanı-olacağı ALLAH’ıma havale etti isen. ‘Aya mı gideyim, yıldızlarda mı arayım?’ diyene de ki; gönlünü aç, yıldızları orda seç. Kainatı öyle görürsün, verilene EYVALLAH dersin. Oynamadığın oyunda; ne kazandığını, ne kaybettiğini düşünmüşsün. Nerden başlasam denmesin! Her an; başlayanın eşiğidir, doğanın beşiğidir. Yazılan görülür, sanılmasın ayrıya düşülür. Vurgun, eğriden doğruya olmaz. Eğriden eğriye gelir, bunu da sadece YAZAN bilir. Çamın olduğu yerde, sokağa bakılır. Duvarın örüldüğü yerde, görülen nedir? Duvarın örüldüğü yerde, görülen duvardır. Sen ördün, sen gördün.

21
Yol yürümekle alınır. Alınan her adımda, daha öteye gidilir. Gayemiz elbet gitmektir, niyetleri gütmektir, sohbetleri açmaktır. Cümlenize selam olsun. Sohbetimiz üç kelime ile açılsın. Sen, ben, O. Sen, tuz; ben, derya; O, deryadan varışa gidilen. Derya dedikte, VEREN kim? Sohbete gönderen kim? Seni-beni-O’nu BİR dersen, hepsini bizde bulursan; tuzu çözmüş olursun. Çünkü, su-tuz-buhar dedikte, çokluğa ‘Ondan.’ dedikte; TEKLİK’e uymuş olursunuz. Tuz, deryanın madde hali dendikte; deryanın sıfatı söylenmiş olur. VEREN’in verdiğinde, madde olsa dahi SIFATI vardır. Demlenen her doyanda, sessizlik görülür. ‘Yerimin oluşu?..’ demeyin, ‘YARiM’in görüşü.’ deyin.
Gidene yol bitmez, dileyene dur denilmez. Kader, dilendiği zaman okunmaz. Okunsa dahi, görmeden çözülmez. Elimi-yolumu bilenin adını diyene, dumansız gökte yıldız arayana verelim. ŞAM’dan gelsen, tenden silsen; niyetinden atamazsın, VEYSEL’in yolundan çıkamazsın. Yenmedik meyveden değil, girmedik türbeden değil. MERKEZ’in sözünde, soranın sazında hata yoktur. EYVALLAH diyelim, alana sözünü verelim. ‘Yoldanım.’ diyen. ‘Komşuda pişti, kazanda taştı.’ diyene. Mümine kuluna. Ayağından atsa da, ağacından tutsa da; yazılan görülür, başlanan örülür, her dolan bohça dürülür. Yumuşak oldukça, ölçüsü kendine verilir, VEYSEL misali. Sorulan verildi. Sözü açtık, sohbeti geçtik. Yumuşak olmaktan maksat, göze bakmaktır. Gözden almadığın, gönülden bulmadığındır. Günü gelende, sorulan verilir. Derya misali, tuz ile haşır-neşir olunur. Yaşamaktan maksat nedir? Nefes almak mı, vermek mi? Yoksa VEREN’i bilmek mi? Soyluya sorarsan, dünyanın tozu soysuz. Soysuza sorarsan, dünyanın tozu soylu. Soylu da O’nun, soysuz da. Huylu da O’nun, huysuz da. YUNUS misali; kimini diş ile, kimini taş ile kırar. Kıran kim? Kırdıran kim? Diş diye, taş diye ayıran kim? Çokta BİR’i bulalım, BİR’de cümle olalım. Selama hep beraber duralım. Yıldızları aşalım, SAMANYOLU’na cümle ile ulaşalım. ALLAH’ıma emanet olasınız, maddeyi tuz misali bilesiniz. 

26
Saran gönüllerde, soran dillerde, açan güllerde; aranan nedir? Saran gönül, sevgiden; soran dil, övgüden; açan gül, saygıdan görülür; defterine kaydı, öyle yapılır. Cümlenize selam olsun. Saran gönüllerde, sevgi ile dolsun; soran dillerden, ilmini alsın; açan güllerde, güzeli görsün. Dilden maksat, veriştir. ‘Sorguda veriş?..’ derseniz, gönüllerde açana sorar. Aynaya bakmazsan, kendini görür müsün? Öyle ise bakış, soruştur. Sunulan her damla, tuzun hasretini giderir. Derya; ne büyür, ne küçülür. Sanılanın ötesinde, umulmayanda görülür. Onun için sorgu; sanılandan değil, bilinmesi gerekenden olsun. Kumun tümünde ayrıya düşemezsin, avucuna aldığında ölçüyü ararsın. Kumun ölçüsünden ne beklersin? Çimende görsen, güzelliğinde aramazsın. Neden? Çok gördüğünden. Yanlış değil. Çimeni çok görürsen, bakar mısın? Öyle oldukta, birliğin güzelliğini buldukta; kulluğun seni BİRLİK’e götürmez mi, götürmezse tek kalan çimen gibi olmaz mısın? Hata; sende mi, yoksa bende mi, tek bırakanda mı? Eğer çimen olsa idim, tek bırakanda derdim. Madem sen aklınla geldin, mantığın ile buldun; gönlün ile bütünlüğe yürü. Uymayana; sevgin ile, saygın ile örnek ol, onu da al götür. ‘Gelmezse?..’ deme. Yol odur ki, çıkanı sona götürür. Her olaya gülmesini bilesin. Gülmenin yolunu bulasın. Günün yorumunda, kulun sorunu vardır. Günde kula, dünya dardır. Aslında darlık, kulun kendi gönlündedir. Kendini bulduracak kim? Elbet HAK’tır. Birine bol verecek, öbüründen kesecek; ikisinden, üçüncü ortayı bulacak. Her var olan, ortada olursa; buluş ne ile olacak? Kuvvetli, zayıfı dövecek ki; zayıf kendini bulsun, kuvvete ihtiyacı olduğunu öğrensin. Aslında yediği dayak; görüşe göre değil, müstahak. Şikayetçi olmazsa, daha kuvvetli aramazsa; kendini bulur. Daha kuvvetli arayanı, ‘Beni döveni dövdüreyim.’ derse; her vesile ile, dayak yiyeceğini bilmeli.
Kandilde yağ var ise, ışığı boldur. Günün yargısı, gönlüne huzur veriyorsa; bir gün daha yaşadın derim. Çünkü yaşamak; gönlündeki huzur günleridir.
Camide aranan, cemde görülen midir? Cem, çokluk. Ne var ki, camiyi beden almaz. Bedene ölçü girmez. Çünkü gün gelir, bedenin aldığını cami almaz. Gün gelir, YUNUS misali kul gelir, camide tek kalır. Yanlış anlaşılmasın! Teklik dedim, bir demedim. Öyle olalım, kainatı bende görelim, bizde bulalım. ALLAH’ıma, kainat ile emanet olalım. 

29
Huzur ile geldik, hazır bulduk. Yerinde-yolunda olanın, sohbetine katıldık. Selam olsun, mey kadehi dolsun. Esenden selam alsın, gelenin kaygusunu silsin. Kayıtta yazılan okunur, daha nice ömür günü dokunur. Sermeyen sergiye malını, vurmayan atına nalını; elbet yerini, buldukta görür. Yenmeyi değil, dönmeyi düşün ki; aldığını bilesin. Kaygu edilen değil. Olmuş olan, niyazına karşı gelendir. Mimardan sorarsan, yapının kapısı gündoğusuna açılır. Binanın kapısı, gönlünün yapısına denk midir?
Güğümler dolduğunca, gönüller aldığınca, suyunuz aktığınca yerini bulur. Her olay anındadır, hayır yazılır. Hayır görülse, cenkten uzak kalınır.

9 mayıs-1
Yuyanın geldikte, elini verdikte; yeniyi görürsün, örneği alırsın, yerini bulursun. Senden olmayan, sözü bilmeyendir. Sen ki yolum bilirsin, halim uyarsın, perde açarsın, hatadan kaçarsın. Ne var ki kul, ne kadar kaçarsa kaçsın; hatasızlığı asla bulamaz, hatasız olamaz. Onun için, ‘Allah’ım!’ diyelim, yaptığımız-yapacağımız hatalar için, AFFI’na sığınalım. Olaya gönül koymayın, güneşe perde tutmayın. Kulun kaderini değiştirmek, kulun elinde olsa; analar kalemi elinden bırakmazdı, evladının kaderini kimseye çevirtmezdi. Müsterih olunuz, olayın her satırında hayır arayınız. ‘Göreyim!..’ derseniz, kapıya perde koyarsınız. Çevreyi dolayanı değil, dolananı düşünün. ‘Hocam!..’ dediğiniz, kaderi yazdığını sandığınız; kendine yazılanı bilir mi? ‘Allah’ım!’ deyin, O’na duacı olun. Dumanını dağıtsın, yavruları öyle eğitsin. Ne var ki; dumanlı olsa da, sadece sizlere dumanını üfleyebilir. Kaderinize asla nokta koyamaz, çünkü gücü yetmez. Gönüllere huzur koyunuz, her an aranızdayız biliniz. Güneşten yerini alan, ‘Çizgide; yer mi hatalı, ben mi?’ demez. Ne sen hatalı, ne ben. ÇİZEN de asla hataya düşmez. Öyle oldukta, her olana EYVALLAH demek; bilene yaraşır. Unutmayın! Yönümüz sadece ALLAH’ımadır. Kulun sorgusuna verilecek cevap, kul dilinde olsun. ‘Tamam olmayan, yumağa denk gelmez.’ denilsin. Her an aranızdayım. Gönüllerinizde olduğum kadar. Müsterih olunuz. ‘Ben!..’ diyen silinir biliniz. ‘Ben!’ diyene uymayınız. ‘Ben!’ diyeni ALLAH’ım görür, duman verenin yolunu çevirir. ALLAH’ıma emanet olunuz. CAN ile CANAN BİR’dir, biliniz!

9-2
Güzellik; gelenin hayrına iman etmekte, ‘ALLAH’ım, ne verdiysen hayrımdır.’ demektedir. Selam olsun diyelim, ALLAH’ıma emanet edelim. Yerden gelmedik, yerden sormadık. ‘OL!’ denene uyduk, ne olsa EYVALLAH dedik. ‘Gayretin yeri selamet mi?’ dersen; ne gayret, ne hayret, olanı değiştirmez. Umulanın oluşu, kulun yerini göstermez. Almayı dileyen, sergiye vermez. Gönülü olan, gölgeden ayrı kalmaz. Gelenin sözü, demete girmez. Günün olayını; olduğu gibi alın, yorduğunuz gibi değil. Söyleneni almadınız! Olduğu gibi, yorduğun gibi değil. EYVALLAH, gelen-giden yolcu. Yeniyi; verenden alırsın, türlü yorumda kalırsın. (a’ya) Kaygusuz olmayı dene, rahmetten buluta söz etme. Yağmur, bulut olmadan gelmez. Onun için, buluta söz edilmez. Geçitte kalmaktan kaçın. (Geçit nedir?) Geçit; ilme açılan yolun kapısıdır. Gerçeği olduğu gibi alırsan, doğruyu bulmuş olursun. Elmayı ikiye böldükte, paylaşmaya gönül koyduğun görülür. Ayağını-elini, tertemiz alnını; geyik misali sevdik, sardık sarmaladık, güne hazırladık. Yerini yönünü, adı ile verdik. Yanımızda olana dedik. (z’ye) Onun elinden, onun dilinden; gerçeği bulursun. Yanımızda olanın. (a’ya) Aynayı nerden diledin, kimden bekledin? Sorunu alalım. Senin. (a’nın) Gerçeği; bulmadan alamazsın, uymadan çözemezsin, eline gelse gene de bilemezsin. Derdin dörde bölünce, her biri eline alınsa; gene de elinde dört olur. Önce gerçeği bul, öyle manayı ara. ALLAH’ıma emanet olunuz. Gününe uyacak, verdiğimiz gibi olacak. Asmayı budadın, yaprağını bekle. Üzüm elbet senindir. Güzellik yolundur. Güzellik, uyan kulundur. ‘Açanın yerini alayım.’ deme. Dinleyici ol! Ne yaz, ne söyle. Sadece dinle.

10
Güzel denildi ise, çirkin bilinmez. Kayıt, kul eli ile silinmez. Açılan yol kapanmaz. Cümlenize selam olsun. Gelenin, bilenin, görenin yolu açılsın. Sesten ötesini bilemezsin, kapalı kapının arkasını göremezsin. ‘Açan açtı.’ dersen, elini tutandan bil. Sergide malını satamayan, değerini anlatamayandır. ‘Anlatmak, gücünde mi?’ derseniz; elden tutarsa, yardımını katarsa; izin verildikte, önüne taş konamaz. ‘Vurmadığın ensede elin izi kalır.’ deme. Yenmeyi değil, yürümeyi düşün. Yenmek mücadele, yürümek, ilerlemektir. VEREN seçmezse, kul ne yapsın. Gayrette hata olmaz. Ne var ki, gayretin verimi, VEREN’dendir, serenden değil. Her vergiye sahip olan, karşısında alamayanı bulur. Vergiye layık oldu isen, liyakatini göster. Kayguyu, şüpheyi sil. Sunulanın yerini, yolunu, vereni bilir misin? Üç yaprağı, bir elde bulur musun? Düğün ordadır. Her olandan, her dönenden sevincine-sevinç katılsın. Varlıkta, dirlik görülsün. Elinden götürenin adı bilinsin. Dilinde, gönlünde, sahilinde daha desem, O’nu. MEVLÂNA’yım! Suyumuz, yolumuz, dileyenin; elimiz, elini dileyene uzatanın. Vurmadığın ensede, elin izi kalır mı dedim, kayguna nokta koydum. Sana ‘Ensemde iz bıraktın.’ diyen olursa, ‘Elim sevapta.’ dersin. Kumda yürüdükçe, yolunun izi örtülür. Durgun suda, böcek çok olur. Onun için seçtin akan suyunu, gördüm bilenin huyunu. Yumuşak olmaktan, yerini bulmaktan kaygun olmasın. Varanın sardığı, dengidir; soranın düştüğü, cengidir. Açmazsan, göremezsin; yürümezsen, varamazsın. Sorduğun gibi olur, gittiğin yerde alır. Aynada görülen, sadece bakılandır. Olduğun gibi bak ki, olmayı göresin. Oynamadığın oyunun kaybını, elbet düşünmezsin. ‘Ya oynarsam?’ deme. Oynamak, olana-olacağa boyun kırmaktır. Oyun, senin vereceğin karardır. Yanılmayın, verilen asla oyun değildir. Onun için, karar da senden çıkmaz. Hiç kul, elindeki bir çuval şekeri denize döker mi? Güzelin olduğu yerde, çirkin bilinmez dedim. Güzel odur ki; vergide kalsın, versin, hep versin. HAKK’ın vergisi, kulun cümlesinedir, sahip çıkılamaz. ALLAH’ım, asla sahip çıkacağa izin vermez, verdi ise şaşmaz. Elimiz elinde, yolumuz yoluna, GARİB’in diline. Sözünde olsun, şüpheler silinsin. Yeniyi değil, elde olanı bulsun. Üç yaprakta, üç olayı silsin. Dilediği an, yardımına desin, çağırsın. Elimiz-dilimiz, yardımındayız. Soğuktan uzak, sıcaktan ırak, suyunu güneşte bırak dedik. Dilendiği an, GARİB’in dilinde. Verdimiz YÜCE’nin EMRİ’ndedir. O’ndan dedim. Yerimizi bilenin, elimizi dileyenin; dönüşüne, gönülden katılırız. Yolumuz-yolunda dedik, ölçüyü eline verdik. Alasıya verilsin. Daha önce verdik, el-ele olacak dedik. Olmuyor denen; gün gelende oluşur, vergiye karışır. Cümleye dönecek elbet. Sermekten maksat, elbet çürütmek değil. Alana. Olanı içte, ak kalanı dışta denensin. Renginde arayın. Suyunun. Gövdeyi denersen, kanda bulursun; suyunda  ararsan, tende görürsün. Ayakta olanın, yuvarlak kalanın yerini bulacaksın. Ne var ki, önce bedeni, sonra kemiği bileceksin. Aynı çiçek. Ne var ki, az gün geçecek. ‘Koruyucu gerekli mi?’ dendi. KORUYAN’a havale edildikte, dumanlar silindi. Dilendiği an, sözümüz-ÖZ’ümüz seninle, YÜCE ALLAH’ımın İZNİ ile. Eğmeyi bilmeyen, sevmeye çalışsın. Danışmaktan uzak kalan, kapısını örtsün. Danışmak, yolu açmaktır. EYVALLAH diyelim, ‘Benden söz gerekir mi?’ diyene soralım. Selam ile geldi, LOKMAN elini sundu. Korumaya değil, yürümeye-yürütmeye bakılır. Koruyucu sadece ALLAH’ımdır.

13 mayıs
Yenilmedik olmaz, el başta kalmaz, yel ile gelen, her olayda sel ile gitmez. Yanılmayın! Geçmez demedim. Gemiye gelen her kulun sorumlusu, elbet kaptandır. ‘Olmuyor!’ dediğin HAK’tandır. Gene HAK’tan gelecek, yemyeşil ottan şifa alacak. ‘Ne demek?’ dendi, yemyeşil ot soruldu. Cumayı andık, yerini bildik, LOKMAN’dan danıştık: Nar ile NUR gönülde olur; biri yakar, biri kavurur. Yel eserse, dumanını savurur; ‘Dünyaya söz edeyim.’ diyen, sözünü kendi kulağında bulur. Karşımızda olana dedim. Sebep; ne sende, ne bende, ne kainatta. VEREN O, SEREN O. ‘EYVALLAH!..’ diyeceksen, ‘Gayret!..’ dersen,  hayrette kalırsın. Gayrete düşmeden de bulursun. Çuvalın dolmazsa, torbaya aktar! Elbet her dileğini ister. Genç olsa, yaşına artanı ister. Yaşlı oldukta, gençliği dürter. Ne var ki, her olay birbirini örter. Oyunda yer yoksa, gemiden ayrılmayı düşünme. Sana da yer olur. Her günde, gelen beklenir. ALLAH’ıma emanet olunuz, dilediniz bulunuz. Geceler elde kaldı, gün oldu gönle doldu, gönüller hep BİR geldi. Oğula selam verdi. Elimiz seninle. Kaygun olmasın, gönlüne duman gelmesin, başın önde kalmasın. Yumuşak yol götürür, dilenen yolu buldurur. ALLAH’ıma emanet olasınız, umduğunuzu bulasınız.

14
Huzurun yol aldığı, gönülde döl verdiği bilinsin. Yerinden yol alan, olmuşa uysun. Kucağına aldığın yeşil ot olsa, dolduracağı boşluğa söz edilmesin. ‘Koparılan, yerini silendir.’ derseniz, yerini bulandır derim. Cümlenize huzur dilerim. Niyetlerde gördüm, ALLAH’ım şükür dedim. (KUR’AN-I KERİM mealinde, HZ. NUH’un bin yıl yaşadığı yazılı olduğu bilinir?..) Yılın uzununa değil, ömrün uzununa bakınız. Yerini öyle bilesin; o’nun misali, paylaştıklarında göresin. (z’ye) 

17
KUDRETİ’nden yol verir. Yolunda görene, ‘Göreyim!’ diye gönlünü bağlayana, gösterir. Selam ile gelenlerden, selamınıza katılanlardan, ALLAH’ım RAZI olsun. Seven bulsun, açılan kapımız olsun. Yumuşak yol dedik, her yönde verileceğini söyledik. VEREN’in vergisine vazifeli kılındık, onbir ile bölündük. Eğitime, yönetime, sıhhatine; onbir yönde vazife böldük. ALLAH’ım, cümleden RAZI olsun. Vazife, elbet onbir’de kalmaz. Vazifesi olmayan, düğüne katılmaz. Ne var ki, her düğünün yönetmeni olur. Verginin küçüğü olmaz. Vazifeli kılınan, elbet yalnız kalmaz. Elimiz- elinde dedikte, cümleye niyazına cevap verdik. Dünya günümüzde de, varışta da; aynı vazife ile yükümlüyüz. Kanser denildi, şifası müjdelendi. Ne var ki, ‘Ölüm son buldu.’ denilmedi. Verilen, huzurdur. Yoksa her kulu, ölüme hazırdır. Denildiği gibi. Verildiği yerden genişleyecek. Yerini bilenler, yolunu soranlar çoğalacak. Günün geleninde, vurulan her tokat geriye dönecek. ‘Şifa almaya geldik.’ Denilip, kapınız çalınacak. ‘Nasıl?..’ denildi. Vatanım denen yerde, yatanın çokluğu kapıları açar. Açılan kapılar, dost olan her kulu yoluna çeker. Dost dedik açalım, cümlede şüpheyi silelim. Bende bana diyen kulun, kapısı açılmaz. SEN’den cümleye dedik te, düşman asla olamaz. Kapılar açılacak derken, vatan kapısı dedik. Çoklukta tekliği, vatanda bulduk. Cümlesi gelsin diye çağırdık. Olay, dileklerinize verilendir. Varlığın dönüşümü, nasıl dünyanın karışımı oldu ise; onda da öyle geldi. Oymayı kemiren kurt misali, deldi. Kumrunun yediği, midesincedir. ‘Midesi var mı?’ demeyin, öğütkeni yok mu? Gününün dolusunca, kulunun hizmetinde; yolunun gidişini bilmez, ‘Nerdeyim?’ demez. Doktoru dedim, onbir’in üçü. Gününün suyunda, zakkumun özü vardır. Zakkumun özünde, YÜCE’nin SÖZÜ vardır. Meyvesini alırsa, dövmesini bilirse; sorgusunun cevabını bulur. ‘Verilen, niye onda?’ denilir. Varlığında; durgun suyu bilmedi, fırtınaya gülmedi, sunulana yüz çevirmedi, denileni aşmadı, verilene şaşmadı. ‘Madde, verildiği gibi.’ dedi, ötesine koşmadı. Bilenin yaptığı, elbet uygundur. Bilmeyenin yaptığı, gönlüne kapıyı örtmeden açtığıdır. KUR’AN’ı bilen yanlış okursa, hatasına sayılır; bilmeyen yanlış okursa, cahilliğine verilir. Yargıya değil, adınıza sevgiye düşünüz. Sohbetimiz cümleyedir, CAN’ımız CANAN’a. Verilenin sözünde, cümlenin ÖZ’ü görülür. Varlığı cümlenizi sardı. Enerji denildi, madde ile hapsedildiği söylendi. Elbet her RUH, enerjinin ta kendisidir. ‘Nasıl?’ denilir. Niyazın seni nereye götürür, neden RUHLAR beden ile örtülür? EMREDEN’in; yenmesini dilediği, güzelliğini bildiği, yerini yerliye verdiği, ‘OL!’ denenin olduğu gibi. ‘Açık değil.’ denilir. Anılmadık sohbetin, bilinmedik sözünü verdik. Bedenini neden sakınırsın? Gelecekten elbet, gidecekten değil elbet. Halbuki, bedeninde kaynayıp duran enerji yüküne inanabilsen, gelecek seni asla korkutmaz. Çünkü o her şeyi yenmeye muktedirdir. Sen onu uyutursun, bedenine güç verirsin. ‘Bedeni sil.’ denen odur. ‘Ölmeden öl.’ denen odur. O nedir. Sana, KENDİNDEN üfleyen, bedenine NURU’nu katan. Aynayı çevirdik, sizlere parlak yüzünü gösterdik. Bak, her dileyeni çek. Nimetine nail olabilsinler, ümmetine katılabilsinler. Cemaatin çokluğu, korku vermesin. Dileyen gelsin, YUVA’mız her dileyene açılsın. Günün yorumuna geçilsin, yerimiz bilinsin, postumuz serilsin. Topluluk, YUVAMIZ’a-yolumuza gelsin. Sözümüz açık. Aynı yerde, YUVAMIZ’da toplanılsın. YUVA’mız açık. Postumuz elbet gönüllerde. Ne var ki, tek yer bilinsin, sohbet bu binada yapılsın. ‘Neden?’ denilmesin. Güzelin sözü, çirkinde ÖZ’dür. Gönderen yerini öyle verdi. Sohbetin yeri, birde kalsın denildi. ALLAH’ıma emanet olunuz, cümle ile bulunuz.

23
Niyazda bulduk, yolumuza verdik, sohbeti YUVA’ya bağladık. ‘Neymiş?..’ denende, soruya verilende; söz, bizden değil dedik. Olmaza değil, olana yürü. Değil ise alemin körü; yolunu alır, sözünü bilir. Günde söze yer verdiysek, gelende YUVAMIZ’da sohbetimiz olur. ‘Nasıl?..’ denilir. Yolun uzununa gidildikte, gündüze gece katıldıkta; sohbet, YUVA’nın ötesinde olur. Kervana katıldıkta, handa mülaki olundukta; YUVA’nın dışında, sohbet yapılabilir. Yola gidilende, gecelere gündüzler eklenende, GARİB diye beklenende; YUVA’nın dışında sohbet olur. Nimet odur ki, değerine paha biçilmez. Niyet odur ki, hak denilenden geçilmez. ‘Yeniye, eskiyi eklensin.’ dersen, sözün seçilmez. Kadere yazılandan kaçılmaz. Unutulmasın, yazılan en güzelidir. Yerini bilen bulur, yolunu bilen yürür, yemini eden kalır. Yemin, HAKK’ın YAZISI’na isyandır. Yazıya da, soruya da, cevabım birdir. YAZAN’ın yazdığı, en güzeldir. Kulun bileceği tevekküldür. Madem O en güzeli yazar, sanılmasın yazdığını bozar. Daha önce verdim, YAZAN’ın şaşmadığını bildirdim. Ömrün ne olduğu söyledim. Ömür, HAK’tan bilinenin, bilinen günlerin olduğunu demedim mi? Uzun ömürlü odur. Yılların uzunu değil, bilinen günlerin çokluğudur. EYVALLAH. Öyle oldukta, huzur senin iledir. Yaşanan gün odur. Şüphen olmasın. HAKK’ın malın, HAKK’a havale et. Gücü her yere yeter. Gönül koyma, kaygu alma, gününü kötüye sayma. ALLAH’ıma havale et. Söze katma. Bildiğin kalsın, aynaya uysun. Oynamayı bilmeyen; kaybına şaşmaz, kaybetmeden öğrenmeye çalışmaz. Varsın dalaşsın, sonunda sahilde dolaşsın. Her soru cevabını alır, YAZAN, en güzelini bilir. 

7 haziran
Duyan oldum geldim, her dileyeni buldum. Sahiline kum oldum. Cümlenizi selamladım, selamlar ile geldim. Alana-bilene, sohbete soru katana, ALLAH’ım RAZI olsun dedim. Gelenin sözünde, YUNUS’umun ÖZ’ünde dileyiş boldur. Der ki, “Oldur ALLAH’ım oldur, vereceğini buldur, kendini bildir.” Gelişte-biliş, bilişte-oluş vardır. Durgunluk, varışta asla yoktur. Vermeyi diler, ne var ki verilecek izni bekler. Dünyada tekamül, üç yöndedir. Kanda, CAN’da, tende. RUH’un tekamülü geliştedir, HAKK’ın ‘OL!’ dediği anda oluştadır. Ten silinir, kan bölünür, CAN bilinirse; tekamüle vardığı görülür. Dünyanın oluşunda, her var olan; adı ile bilinir. Savaşın olmadığı yerde, sulhu görebilir misin? Bedendeki ateşi, savaşmadan yenebilir misin? Nefsine hangi silahı kullanırsın?  Savaştan beklemeyen, sulha yaprak eklemeyendir. Ne var ki savaş, isyan edene olsun, isyanı durdurulsun. Elbet durduracak ALLAH’ımdır. Sadece niyetin sulha yapraktır. Geçtik-göçtük, vardıkta bildik. ‘Bildiğimiz noktada kaldık.’ dedik. Dileyene dedik, HAK’tan İZİN diledik. Elde deste ile bulduk. Desteyi tek-tek böldük. Üçün birine, meyinden sunduk. (t’ye) İkisi dedik, halini gördük, ‘Hal ile ol!’ dedik. (f’ye) Üçünü derledik, veresiye terledik. Ne var ki; olaya diyenden demeyenden, uyandan uymayandan, SAHİBİ’ni bilmeyenden; asla yüz çevirmedik. Bildik- bulduk, cümlenin önüne serdik. Doğuştan aldı, MEVLÂNA sözü gönlüne verdi. Vazifen mutlu olsun. Dileğin kutlu gelsin. YARDIMCI’n bol olsun. Şifa dileyen her kul alsın. Adımız; bilindiği gibi, dünyaya olduğu yerden, yayıldığı gibi yayılacak. Taş koyan, ayağında bulacak. Sözüm benden değil, HAK’tandır. Onun için, dileyen asla bunalmaz. Yaprağını bilen, çiçeğini atmaz. Bilen-bilse, asla taş atmaz, atana müsaade etmez. ‘Verilene inansam.’ denirse, inandırmak HAKK’a güç gelmez. Soğuktan açılmaz, sıcaktan katılmaz. Derinde yol alırsa, devrinden kalmaz. ‘Devri nedir?’ dendi. Kanda dönüşü, doluya varışı, yaraya inişidir. Sahası geniş ise, uzun zaman devamlı ilaç. Serum, kuşak olsun, beden ilaca doysun. ‘Serpme olur mu?’ dersen; sırtta kalana, duyuş yerini bulur. SAHİBİ kulunu korur. Cümle gönül BİR olur. Dokuma yerini, seyirsiz alır. Yumuşak tende oyun olmaz, seyrine kalmaz. Vermeyi bilen alır, yumuşak tene şifa verir. ALLAH’ıma emanet olunuz. Savaşın bittiği yerde, el-ele veriniz. Çünkü savaş düşünen; yerini değil yöresini arar, töresini sorar. ‘Var!’ denen yerde, mantığına uyar. Elbet her kulun mantığı, aynı yönde değildir. Ters gelende, savaş başlar. Unutulmasın, her savaş mantık savaşıdır. Toprak bölünmesi dense bile, öyle oldukta savaşın suçlusu kim? Kaybeden mi? ALLAH’ıma emanet olunuz. Vergiye uyunuz. 

22
‘Yol ULU’nun.’ derlerse de ki; ‘Benimdir, ALLAH diyenindir, O’nu dileyenindir.’ Cümlenize selam olsun, bilinen çözülsün. ‘Çözümde hudut nedir?’ denirse, verilenin aynen alınışıdır. Kader sadece yazılışıdır. Olay, olduğu gibi görülüşüdür. Olduğu gibi dedik, yorulduğu gibi değil. Çünkü olaylar, kulun yönüne göre görülür. Gölgede olana ‘Güneşi tarif et.’ dersen, ‘Yandım.’ der. Halbuki güneş, aynı güneştir. Olana, olduğu yeri gösterir. Günün olayında, ‘Yanılan var mı?’ derseniz, olduğun yerden gördüğüne, yanılma denmez. Ne var ki, diyenin dediği yere dönersen, onun da gördüğünü söylediği bilinir. Onun için derim, gölgede kalma ki; güneşin verdiğine uyasın, yaktığını duyasın. Kuyunun vergisi kimden? Gölün sergisi kimden? Varlığına uymak kulluktur, varlığını bilmek yolluktur. Halinde verene, yolunda gidene, uyana; ‘Olmuştur.’ dersiniz. ‘Olmamış.’ dediğinize, hangi ölçüyü vurursunuz? Han, su ile yıkanır; yol, rahmet ile paklanır; kul, AŞK ile hallenir. Halde oldu isem; yolda bulduğumdandır, savaşa “HAY” diye katıldığımdandır. Neden “HAY” derim? Savaş gücümü diri bulayım, onun ile nefsime savaş vereyim. Vermekten maksat, onu yenmektir. Çünkü savaş verdiğim müddetçe; onu yenmiş sayılırım, sulha öyle el veririm. Yanılma yok. El mi güzel, eldeki mi? Yol mu güzel, yoldaki mi? El, eldeki ile güzeldir; yol, yoldaki ile. Yemin nedir? Bilinmedik olaya söz atmak, gidilmedik yola göz atmak, varolanı inkar etmek. Kucak sevene açılır, sevmeyenden niye kaçılır? Kucağını düşünmeden değil, çok düşün öyle aç. Gelmeyenden kaç, sevmeyenden değil. ‘Gelmeyen sevmeyen değil midir?’ deme. Gelmeyen, seni bilmeyendir. Gönlü açık ise, sevmese de gelir, sevmesini öğrenir. Bilenden olmak, uyandan olmaktan üstün değildir. Asmaya bakarsan, meyvesini dilediğince alırsın. Ne var ki, verdiği kadar. ‘Aldanmayım.’ dediğinde, aldanmaktan maksat nedir? Yerden gelen, yere döner. Yediğin meyveye, attığın çekirdeğin ismini vermez misin? Almayı dilediğin her olayın ölçüsü, senin bilgin kadardır. Alacağın bilginin ölçüsü, sonsuzdur. Ne var ki, hiçbir fani, sonsuz bilgiye sahip olamamıştır. Cümlesi bir araya gelse, bilgisini öbürüne katsa; yine de bilgi çerçevesini çizmesine yetmez, asla ortasına adım atmaz. Gelen-giden, olanı bilir, verileni görür. Anahtar eldedir. Ne var ki, kapıyı bulan yok. Soruyu soru ile cevaplandırayım. Dilenen; ALLAH’ımın İLMİ midir, yoksa HİKMETİ midir? HİKMETİ burada, İLMİ oradadır. Çözeyim diyen kulu, zordadır. Gayret; İLMİ’ne ermek midir, yoksa HİKMETİ’ni görmek midir? İLMİ’ne elbet eremezsin, vermedikçe; HİKMETİ’ni göremezsin, ermedikçe. Ermek; tekamül etmek midir, yoksa gömleğinden sıyrılmak mıdır? Gömleğini sıyır ki göresin, RUH’un açıklığına eresin. Her kulun RUH’u paktır, çünkü onu veren HAK’tır. Alacağın vereceğin O’nadır, ereceğin göreceğin O’dur. O’ndan geldik, O’na döneceğiz. Sıyrıldı isek; dünyada öleceğiz, ölmeden bileceğiz. Bileceğimiz nedir? O’nun SIRLARI değil, kendimiz. MEVLÂNA’yım ben dedikte; günün yolunu verdim, dileyen kulunu gördüm. Cümlenizde yanan ateşte, HAKK’ın AŞKI’nı bildim. Bilmeyenin bildiği bende, demeyenin dediği bende. AŞK ile yanan her bedende, sadece O’nun “OL!” dediği vardır. ‘AŞK ile yanmayan bedende?’ derseniz; AŞK ile yanmayan bedeni, ne ile ölçersiniz? Nasıl ‘O’nun aşkı yok.’ dersiniz? Yaratılan her kulu, O’na AŞK ile bağlıdır; O’na isyan etse bile, O’ndan gelene hakir diye baksa bile. Gönlüne yol açılır, isyanında yoluna taşlar saçılır. Ayıkladığı her taş, onu dilediğine götürür. Onun için kulu; kulu için yargıya düşmesin, ‘İyi-kötü.’ deyip ayırmasın. Verilen sözler, yazılan yazılar; cümlenizin yolunda olan taşlar için değil, yolunda taşı olanları görürsen, yardımından uzak kalmayasın diye. Daha önce verdim; eli elden ayırma, kulu kuldan kayırma, hatalı bulduğunu öbürüne duyurma. Bildiğin senin, bilmeyen ile paylaş. Duyduğum O’nun, duymayan ile halleş. Güzellik odur ki; güzeli olduğu yerde, çirkini bulduğu yerde sevesin. (Resim verildi: VARAKA HAZRETLERİ) Denenden, söylenenden, yolunu varolduğu günde bilenden, ‘Bunda, güneşin ateşi mevcut.’ diyenden, ona bilgisince yol gösterenden. VARAKA HAZRETLERİ. EYVALLAH diyelim, cümleye selamını bildirelim. Anan ile beraberdir. Şefaati sonsuz! Günün yorumunda; aman diyene el, ALLAH diyene hal verir, cümleyi görür. 

25
Konuk olup gelen ile, yolu bilip soran ile beraberiz. Halden geldik vakıa dedik, dönüşte olandan-olmayandan, ALLAH’ım RAZI olsun. Cümleniz, kainata ayna misali. Yelde durmaz, selde akmaz, gönülden asla çıkmaz. ‘Kaçana uyma, geleni duyma.’ derlerse de ki; ‘Görmek alasıya, sevmek veresiye. Çağıranın sözüne uyarım, ne denirse-densin duyarım, alacağımı gönlüm ile ölçerim. Çünkü her verilenin zıddında, alacağım almayacağım vardır.’ YAZAN’ın YAZISI, görenin bilgisine, elbet eşit değildir. Günün olayına yer veren, gelene duman ile bakandır. Günün olayına hayır diyen, gönlünde ateş yakandır. Değişen nedir? Günler mi, olaylar mı? Dönen nedir? Dünya mı, kainat mı? Anılanın gelişinde, kumun vergisi vardır. Olayın oluşunda, kulun sorgusu vardır. Olanı VEREN’den sorarsan, oyma misali verir, oyanın her telinden, kulun kaderi okunur. Ne var ki, okuyacak dil gerek. Almayan gelmezse, vermeyeni sorar. Yol münasip olan bilir. Yerden değil serden bilen, konuk diye yoldan gelen. Okuduğun- yazdığın, resim diye çizdiğin her konuda; kaderin ölçüsünü arama, kaderini asla kötü diye yorma. Hayır olmayanı vermez, kulunun önüne diken sermez. Serdi dersen, dikensiz gül olmaz. Kuluna en güzelini YAZAR. Güzel değil diyen, gönlünü bozar. Dersem, ‘ALLAH’ım, dert diye edindiğim, olmazsa diye döndüğüm; kendi hatamdır. Bana verdiğin, gönlümü açıyorsa; mükafat olur.’ Kul dert dediği ile, kendini bulur. Hazır olan, huzura varır. Yeşil renkte, huzur ara. ‘Denk olmazsa, seyri bozulmazsa?..’ diyene dedim. Aldığın gibi. Sorduğun yönde, yumuşak yolunu benden sorandan. Olumuna değil, verimine gayret göster. Güneşte hata arama, katımına söz verme. Kanından gelene, kumunu eleyene; yumuşak yol göster. Yelden sakınma, selden dökünme, ne olursa-olsun kaçınma. Elini veren gelir, yardımını şüphesiz gösterir. ALLAH’ıma emanet ol. Bildiğin gibi, olduğun gibi kal. Dönenin sözüne değil, VEREN’in YAZISI’na bağlan. Hayıradır her olay. Olmuşsa-geçmiş, üstüne kapak örtmüş. Yanında olana dedim. Örtüleni açmayalım, yazılandan kaçmayalım. Yazılandan elbet kaçamazsın. Ne var ki, kaçayım diye gayret gösterirsin. Yuyanın nerde? Ne dedi, hangi derde? Ne gördü, ne sordu? Ne verdi, hangi serde? Yuyanına veren kim? Yolunun yolcusu ol, kulunun halinden bil. Almadığın senin değil, alamadım deme. ‘Yemeniyi giysem mi? Yoluna katılsam mı?’ diyenin sorusuna cevabım. Yanımızda olana. Nimetinin verilişinde, ‘VEREN’in HİKMETİ’nden.’ dersiniz. Her verdiği HİKMETİ’nden değil mi? Kuşun ötüşünde, arının katışında, ne görülür? Suyun akışında, ne duyulur? Akan suyun rengi, yüzeyin dengidir. Kulun kainata isyanı, nefsi ile cengidir. Cenge katılan, elbet silahı ile gider. Çoban ise, sürüyü kavalı ile güder. Yormadığın ayak, gözünü örter. Neden dersen, ayağını yorarsan çok yol alırsın. Aldığın yolda, çok şey görürsün. ‘Almayan ben olmayım.’ dedin, sürünün çobanına el ettin. Sana dedim. Kime diyene. Yolunu aldı isen, sürüyü buldu isen; sayısını sorma, sen de katıl yürü, deme kaldım geri. Gidene uyan, olanı duyandır. Olduğu gibi, bildiği yönde, duyduğu sende, gördüğü onda. Varsın dönsün. YUNUS’um der ki: “Gül dalda, bülbül dilde, amel sende, emel gönlünde oldukça; gayretin yeri, hayrete döner.” Saçından dağılan, elinden dökülen; yerini alır, toprak ile hemhal olur, gün gelir seni bulur. Karındaşına dedim. Açılan kapı, derdine yol verir. Yol, kulunu huzura götürür; her kul, kaderin yazısına katılır. Ne var ki, ‘Önleyim, durayım, kaderime düzen vereyim.’ diyen, yanılır. EYVALLAH diyelim, huzuru ‘ALLAH’ımın YAZISI’na uyduk.’ diye bulalım. ‘Yerden almadığımı, HAK’tan dileyim mi?’ dersen, yerden aldığını kimden almış olursun? Karşımızda olana dedim. Yamaya yer veren, elbet açığını örtendir. Yaprakta yer, toprakta ser arama; kuluna yolunu açar, her dileyen üzerinden geçer. Topraktan şikayet gelir mi, kul toprağa verir mi? Verir dersen yanılırsın. Söyle toprağa ne verirsin? Su dersen rahmetten, el dersen zahmetten söz etmiş olursun. Niyazımız, rahmeti bol gelsin. Gelen, topraktan olsun, dumanını dünyada silsin. Yerine-yönüne, karındaşın uysun. Olmuyor denen olacak, dilenen el tutulacak. Yemeniyi giyeyim diyene, yanımızda olana. Oyuna yedek alma, sergiye yolcu sorma, ‘Bu mudur?..’ dediğinden uzak kalma. Ne var ki, elden-dilden ham olanı çıkarma. Üç al, bir sor; gönlüne yatanı kar, öylece neticeye var. Yerinin dolayına uymayı dene, çağıranı ara, ‘Konuk geldim.’ de, YARDIMCIN’ı dile. Aradığı yerde değil, gökte hiç değil; gönlünde. Çağırdığın zaman gelmez. Sen ona yürü. ‘Bulmadım.’ deyip dönme geri. Yanında olana de ki; uyduğun gibi olsun, çağırdığın bizi görsün. Sen uydun, ben duydum. Uyanın dediğinde değil, halinde bilsin; ‘Uymaz.’ denmesin, hata aranmasın. Yeşil, oluşu; mavi, görüşü; sarı, buluşu; kırmızı, kalışı; turuncu, barışı; mor, varışı gösterir. Pembe, uyuşta güzeldir; huzur, bilişte. Yerden bulamazsın dedim. Huzur, ne alınır ne satılır. Alamadım dersen, yanılmış olursun. ‘Gönlüme koyamadım.’ de ki, aradığını bulasın, kendine dönesin. Yoluna-yol diledim, dersin. Her gidenin yolu birdir. Sadece elini veren PİR’dir. Kim verirse tutarsın, aynı yola adım atarsın. Cümlenize EYVALAH diyelim, yolumuz HAKK’adır yürüyelim. ALLAH’a ısmarladık. Daha önce dedik, HZ.VARAKA. ‘Koyun uymuyor, çoban bilmiyor.’ denmesin. YUNUS’um yolu bilir, sürüyü gidene yürütür.

5 temmuz
Niyaz ile gelenlerle geldik. EYVALLAH diyenlerde, günün düzeni görülür. Her olay, olduğu gibi örülür. Ören, ördürene uyar. Almam diyenin sözü, alandan öteye nasıl geçer? Muayyen günün yazısına uyuldu. Olayda yorum, huzuru sildi. ‘Yer mi yersiz, söz mü?’ derseniz; yer olduğu gibi, söz dendiği gibidir. Demek ki hata, yerde değil sözdedir. Kuşun uçuşuna uyan; günün yorumunu duyandır, suyunu dilediği yerden alandır. ‘ALLAH’ım!’ diyelim, niyaza duralım. Yazısını verdiği, gününü uzun tuttuğu bilinsin. ‘Senden mi?’ demeyin, YAZAN’dandır; yanında yönünde, dönendir; YEDİ KIZLAR, denendir. Dumansız gönül olsun, yumuşak yolunda sevgin yerini bulsun. Suyunu aldın, yolunu bildin. Yeminde, eline elin varsın. Sözüm dedikte, yemin silinsin. (s’ye) YUNUS’um der ki: “Geldim-gördüm, cümlenizin gönlüne, güller serdim. Serenin; yerine değil, gönlüne baktım.” Yerinde derken yanılma olmadı. Yer yolunu, gönlüm yönünü gösterir. Elde desti olsa, gideceğin yer bellidir. Ne var ki, suyunu nereye vereceğin bilinmez. Dileyenle gideceğiz, yerini gönülle bulacağız. Gidelim, yolun gidişine uyalım. Yaprak daldadır dökülmez, kuvvet koldadır bükülmez, olay HAK’tadır dönülmez. El-ele vereceğiz, niyazlar ile bulacağız, ‘Bulduk şükür.’ diyeceğiz. Yemin dedik. Yeminden maksat; VEREN’in verdiğini kutlamak, cümle ile paylaşmak. Paylaşanın bol olsun, sevincine dostların katılsın. Vurgun geçti, sargıdan geçecek, yumuşak yolunu, öylece seçecek. Kumun olduğu yerde, kendini bulacak. Gecemiz, yanımızda olanındır, gönlü huzur ile dolanındır. Sanılmasın sözden dedik, yazıdan okuduk. Eller açılsın, ‘Uyandır ALLAH’ım.’ denilsin. Gönüller sadece O’na bağlansın. Huzur sizlerle. EYVALLAH dedik, cümlemiz BİR olduk. Yanında durduk, selam götürdük. ‘ALLAH’ım verdik, yazılanı okuduk.’ dedik. ALLAH’ım, cümlemizden RAZI olsun. ALLAH’a ısmarladık. Gönüller döndü, el-ele verdi, yardımcı olundu, yerinden soruldu. Yolunu, ÇİZEN verir, aynaya bakan görür. Aşamayan, yardımdan mahrum kalmaz. Kayguyu gören, düşmez. Görülecek-duyulacak, yol alınıp yürünülecek. ALLAH’ıma emanet olunuz, açılan kapıyı bulunuz. 

12
Yuvamız gönüllere açık kapanmaz, yolumuz her dileyenle dedik, cümlenizi selamladık. Gemiyi alan bilir, kaptan yolunu verir. ‘Gemiyi alan kim?’ dendi. Gemiyi alan, yürümeyi dileyenleri görendir. Kaptan, yolunu verendir. Geminin yoluna, girdik cümlenin koluna. Olanı- olmayandan ayırın. ‘Olmayan, neden?’ demeyin. Olmayan, yazılmayandır. YUNUS’um der ki: “Olanı sildim, olmayanı ateşe koydum pişirdim. Duman oldu yürüdü, yanan elde acısı kaldı. Olanı aldım pişirdim, aş oldu kotardım. En güzelini, olana uymakta buldum. Yeniyi alırsın, eskiyi atamaz mısın? Umulanı bulursan, yenisini aramaz mısın? Şeker ile suyu kattım, suda şekeri erittim, ateşe koydum kaynattım. Bal oldu ele geldi, yenildi dile geldi, tatlı yendi tatlı dendi, güzeli öyle bulundu.” Kuyuda olana tadını katsan, elindeki kadar alır. Kuyuda gene, kendi suyunun tadı kalır. (Kuyudan kasıt nedir?) Günün olayını dedim. Niyetin kabıdır. Her yaratılanın, kendi ölçüsü kadardır kabı. Kiminin desti kadar, kiminin kuyu kadar, kiminin derya kadar. Niyet, kulun yapısındadır. Ameli, gönül kapısındadır. ‘Niyazı niyetine uygun mudur?’ dersen, niyaz HAK için oldukta, yumuşak yol bulunur. ‘HAK için olmayan niyaz var mıdır?’ dersen; HAK’tan istenen, niyaz değildir, niyettir. Niyaz, ‘Kendimi bileyim, kendimde SENİ bulayım.’ denilendedir. Uzayan ömür dildedir, çünkü ömür yazıldığı kadardır. Ne erken gelir, ne geç kalır. Her gelen bilir, çağırıldığı an yürür. Dünya her geleni barındırır. Açlık denirse, maddeciliği siler. Hürriyet nedir? Meyhaneyi bildi mi, bildiği yere geldi mi, geldiğinde buldu mu, bulduğuna uydu mu; o kul hürdür. Meyhaneyi bulamazsa, kapısından giremezse, sarhoş olup dönemezse; ‘Hür.’ denir mi? Öyle dünya, kulunu barındırır mı? Aymayı bilenin yapacağı, bilmeyenin elinden tutacağıdır. ‘Çokluk.’ dendi. Denenden maksat, dünyaya sığmadığı mıdır? Ölümün azaldığı, doğumun çoğaldığı yeni midir? Ölümün ömrü andadır, doğum dokuzuncu aydadır. Yanılmayın! Sorguda hata yok. Yarının yargısı, bugünün kaygısı olur. Ne var ki ALLAH’ım, azı da çoğu da görür. ‘Ölçüye alınsa, hatalı mıdır?’ dendi. Ölçüye aldıranı bilirsen, elbet değil dersin. ‘Bakamayacağın beşten, bakacağım iki hayırdır.’ dersen; O’ndan aldığındandır. Yoksa beş olsa da bakarsın. Baktırana uyarsın. Niyet, O’na uymaktır. Olanı-olmayanı, kendinden bilmek değil. Diledim ikide kaldım dersen, kendinden vermiş olursun. Halbuki VEREN asla sen olamazsın. Adanın alacağı ölçü, elbet büyüklüğü kadardır. Çok gelen dağılır, ‘Vay halime.’ diyen yanılır. Dünyaya çok gelenin yanılacağı gibi. ‘Nasıl?..’ denirse, yerini almadan yürümez. Kayguya düşmeyin. Yazılana uyacak, geldiğini bilecek, kendini bulacak, öyle dönecek. (Kimin için?) Her gelen için. Derde-deva nedir? Huzur. Huzur nerde derseniz, VEREN’i bilende. ‘Yerim dar.’ diyene de ki; gönlünü aç, toprağın darını geç. Dünya bedenlere yetmese bile, gönüllere kainat çok geniştir. Gittiğince gider, her gideni sarar, sevgin dünyayı düzene koyar. Ne var ki dünya, gene aynı dünyadır. Güzellik odur ki; kendi gönül yapında, dünyanın her kulunu görmek istersin. El-ele verelim der, beraber ermek istersin. Niyaz odur ki; kendini siler, cümle için el açarsın. Niyazın bol olsun. (f’ye) Daha önce de dedim. Niye el-ele verdik? Niye YUVA’ya geldik? Niye sohbeti kurduk? (Siz de O’nda mısınız?) Ben O’ndan mıyım, yoksa O’nda mıyım? O’ndan idim, O’na geldim. Sen de O’ndansın, O’na geleceksin. Yerde miyim, sende miyim? Yerde değilim, sende de değilim. Öyle ise O’ndayım. ‘Ya adın?..’ dendi. İşte, yerde ve sende olan adımdır. Gönlünde açan, AŞKIM’dır. Ne var ki, günümde atılan çekirdekler, bir iken bin oldu, kainat adımı bildi. Şimdi, gölgesine oturuldu. Size verilen, RAHMETİ’ndendir. O’nun rahmeti olmasa; ağaç ne ile beslenir, meyvesi nasıl erer, kul onu nasıl dürer? Verişimiz, O’ndandır. Ne var ki, sığındığınız ağaçtan alırsınız, öyle bilirsiniz. Allah’ıma emanet olunuz. (a ne zaman iyileşecek?) Verdim. Yaprağın çoğaldığı gün. 

25
Mümin olan her kulda, gidilen bunca yolda; varış tek kapıdır, dünya kula yapıdır. Yolun gidişindesin, sözün deyişindesin. Cümleye derim. Yenilene değil, eğilene dönelim. Yenilenin görüşü, eğilene uymaz. Sohbetten söz bilmeyen, ‘Yazılandır.’ demez. Yerden alır, elden bilir. Yolunu yeniye değil, eskiye uydurur. Eski, atılandır; yeni, bilinen, doğruya götüren. Yeni; geldiğinden, güne eskimeyendir. Kıyamete kadar, eskimeyecek olan. Çünkü her gün yenilenir. (KUR’AN-I KERİM mi?) EYVALLAH. Olmuşsa güzel, kimdendir? Düşmüşse gazel, nerdendir? Gülelim, GÜL’den alan halimize; gülelim, bildik yolumuza; gülelim, aldığımız Selamımıza. Kimden gelir, kimden verir? Verenin; niyazına durduk, Şefaatine sığındık. Dolu elden, dolu dilden, dolu gönüllerle ihya olduk. Sudan geldik, su ile suyu dileyene, ‘Gönlünü yıka.’ dedik. Dilemeyen elbet olmaz. Dünyanın kahrına gömülse, sudan şifasız çıkmaz. Sözümüz geceye bağlandı. Dardan beklenmez, bola eklenmez, derya el ile paklanmaz. Neden? Çünkü kir almaz, her geleni örter. Otun uyanı, olumunda biter. Cümlenize selam olsun, gecemiz bağlansın, dostlar bir olsun, her kulu PİR olsun. DOST dedik gelsin ele, el ile versin dile. Dilden atsın, gönülden gitsin GÜL’e. Gidenin yolunda, GÜLÜ’nün Gönlü vardır. Her kulu dileyende; gönlünün o’nda olduğunu, o’nun sevgisinin cümleyi sardığını bilsin. YM olsun. Sözümüz gecede bağlansın.

26
‘Günümüz gönlümüze uymuyor.’ denen, yanıldığını bilse; yol münasip olur. Cümlenize selam ile geldik, gelenlerde hoşnutluk gördük. Yumuşak yoluna, adım atanlarda, huzuru tadanlarda; gönlünden tenine akseden, NUR’unu müşahede ettik. ‘Kim?’ denmesin, cümlededir. Gününü hayır diye, kendini uydurandadır. Konuk olsa, YUVA’ya gelse, diyeceğimiz nedir? ALLAH’ım gönlünde olandan versin, cümlede aynı sevgiyi görsün. Nimetinde aranmadık, olduğu gibi bildik; HİKMETİ’nde sormadık, ‘Verdiği gibi.’ dedik, cümleyi selamladık, söze girdik. ‘Huyun güzeli nedir?’ dendiğinde; güzeli olduğu yerde, çirkini bulduğu yerde dedik, günün olayını verdik. (Kıbrıs hadiseleri mi?) EYVALLAH. ‘Güzel nerde, çirkin nerde?’ denir. Güzel, oluştuğu yerde; çirkin, buluştuğu yerdedir. Mimar çizer, güzel; amele kazar, o da güzel; yuvayı kurar, o da güzel. Çirkin olan ne? Olanda hata bulandır.
‘Dostluk!’ dedik, dünya günümüzde çağırdık. ‘ALLAH!’ dedik, sesimizce bağırdık. Her uçanı O’nun bildik, her geçende O’nu gördük. Dönüş değil doğuştur. Doğuş, biliştir. CAN sende mi, teni sil; CAN tende mi, ayna ol, kendini gör. Görmezsen, deme oldum kör. Kendinde bulamazsan, etrafında ara, belki uymadı töre. Gün gelir açar, sayfayı geçer, her kul gününü seçer. ‘Hummalı günün hatalısı kim?’ dendi. Dünya gözü, aradıkta bulur. Neticeyi gördükte; oluştuğu iyidir, ‘Kaynaştığı ULU’dur.’ der, gelene niyet kurar. Oyun değil elbet. Oyundan çıkıldı, başından yumuşak yolu denildi. Serde hakikat arandı. Perde görüldü. Dumanlar dağıldıkta, açılana uyuldu. Doğuşu verdik, cümlemiz kardık, bir kaseye koyduk, dileyene sunduk. Doğan’a uyduk, ‘GÜLÜ’dür.’ dedik. Suyu’na; ‘Gönüller dolusu alalım.’ diye, talip olduk. ‘ALLAH’ım!’ dedik bohçaladık, Kundağı’na sarıldık. ‘Kundağı nedir?’ derseniz, kainatın tümü, kundağın içinde. HAKK’ın vergisi, sargının özü. Kainatı o’nda bulalım, açtıkta ÖZÜ’nü görelim. (Hazreti peygamber efendimiz mi?) EYVALLAH. (Resim verildi: HZ. PEYGAMBER MUHAMMED  EFENDİMİZ) Güzel, en güzel, sen güzel, ben güzel. Ne var ki, o en güzel. İki alemin biri, cümlenin PİRİ, HAKK’ın HABİBİ. Şefaati üzerinizde olsun; müslim, gayrimüslim kundağında sarılsın. 

2 ağustos
Yol münasip. ‘Yer mi, yol mu?’ denir. Ne yolda, ne yerde. Uçandan kaçandan değil, Had’ın ötesinde, kad’ın gölgesinde. ‘Gelenden mi?’ denirse, güneşe bakandandır. Olumuna duman verilmesin. Olanaktan, uzak ol. Birde durdu, ikide açtı, üçte şaştı, dörtte düştü, beşte geçti, altıda gördü. Yediyi bekler, yoluna ekler. ‘Kaydını silelim mi?’ demeyin, dumana yer vermeyin. Daha önce dedim, güneşe bakar. ‘Bedeni yakar mı?’ derseniz, yöreye bakar.

3
Güneşe bakar dedik ya! Dumansız olunuz. Duymuyor değil, duymaktan uzak. Niyaza veriniz. Olumuna söz edilmesin. Duymaktan uzak dedim ya. (Anlayamadık. Sağır mı oldu yoksa komada mı?) Değil. (Şok gibi bir şey mi geçirmekte?) EYVALLAH. Geçici. General, yuvayı aramasın. (Yuvadan kasıt bizim evi mi?) Değil. o’nun yuvasını. Olumu niyazınızı bekler, yoluna sabır ekler. Suyun ortasında. YÜCE ALLAH’ım; ne korumaktan, ne gözetmekten aciz değil. Verişim, olumuna duman gelmesin diye. Kurtulasın diye değil. Yumuşak olunuz.

9
(Kıbrıs hadiseleri üzerine f’nin sorusu: İnsanlığı yücelten ilahi ilhamları hakkıyla benimsemiş İslamiyet aleminin, etrafındaki sevgisizlik çemberini kurup sürdüren insanlara Allah müjdelerini ulaştırıp benimsetmek ve insanı (her şeyden önce ve her şeyden üstün olarak, insan olarak sevmeyi, saymayı ve yücelmesine yardım etmeği) anlatmak hususunda davranışlarımızın nasıl olması gerektiği.) Yuvamızın havasında, gönüllerin devası bulunur. Cümlenize selam olsun, ‘Yurdum.’ diyene, kainat yolunu açsın. Kalem elde, niyaz dilde, cümle gönülde oldukça; derde deva aranmaz, çünkü olana dert denmez. Rahmet diye gelen su, her yere aynı iner. Ne var ki, indiği yerin yapısına göre oynar. Gölde su olur, bataklıkta çamura bulanır. Demek ki hatayı gelende değil, olanda aramak gerekir. ‘Yerden mi?’ derseniz, olumludur. Bataktan uzak durursanız, bedeni korumuş olursunuz. ‘Ne ile kurutalım?’ derseniz, elbet gölge ile değil. İslamiyet odur ki; kaçan kovalanmaz, arkadan asla vurmaz, aman diyene el kaldırılmaz. Kapısına geleni, geri çevirmez. Kapısına gelenden maksat; ‘Yerini alayım.’ diyen değil, yardımını bekleyendir. Güzellik öğretendedir, güzel öğrenende. Öğrenen gelmezse, biz gideriz, ‘Öğretelim doğruyu.’ deriz. Güleriz, güldüğümüzü bilmezse döveriz. Ne var ki, dayağımız dahi gül dalı iledir. Dikeni batarsa, GÜL’ün Yolu’nadır. Vermeyi diledi isek, gülü dalı ile alırız, ‘Dikeni HAK’tandır.’ deriz. ‘Olmuyor.’ dediğin, gün gelip olacak. Bilmeden bozduğunu, bilerek düzeltecek. ‘Bilmeden nedir?’ derseniz, koruduğu mezhebi. Bilse ki, KORUYUCU sadece YÜCE’dir. Yemin eden kime eder? Kuluna mı, yoluna mı? Aslında ne kuluna, ne yoluna yemin yoktur. Çünkü yemin, kulu çerçeve içine alır. Oluşta çerçeve yoktur. Her yaratılan aynı mıdır? Elbet değil. Genişlik, sorulandan çok daha yakındır. Yanılmayın! Toprak demedim, onu vermedim. Sevgi genişliği, saygı genişliği, toplum genişliği. Sevgi, yayılan mikroplu hastalık gibidir. Daima etrafına bulaşır. İlacı olmadığı için, günden güne genişler. Sevginizi dağıtın. Gittiğiniz oturduğunuz her yerde. Göreceksiniz, ne kadar uzağa yollarsanız, o kadar çabuk bağlantı kurulur. Gerçek olan sadece sevgidir. Onun için çabuk yayılır. İnkar eden asla bulunmaz. ‘Sevmeyen yok mu?’ derseniz, elbet yoktur. Sevmesini bilmeyen vardır. Sevmesini bilmeyene de göstermek, bilenin vazifesidir. ‘Nasıl?’ derseniz; sana taş attıkta, sen onun sırtını okşayacaksın. Yere taşı, sineye başı koyasın. Arayan sevgi arar, sevgi vereni sorar. ‘Ben severim.’ dersen, haline bakar. Hal ile, dil ile, gönül ile sevelim; sevgimizi her gelene verelim. Dağılalım, dağıtalım, halkayı bir tutalım. Bağımsız olana kement atalım, ‘Gelmem.’ diyeni öyle çekelim. Gelişine sevindirelim, pişman etmeyelim. Suyumuz HAK’tandır, toprağımız paktandır. Güneşe dönüğüz, deryada balığız. Dünyayı bildik, kayguyu sildik. Gönülleri saldık, diledik gönül çobanı olduk. ALLAH’ım cümleden RAZI olsun. Olaylardan sorumlu olmayan, hizmeti HAKK’adır. Geleni soymayan, kuluna eziyet vermeyen; elbet doğruyadır. ‘Gidene edilen, bizde neden edilmez?’ demeyin. İslam’ın yolunda, elinde olana eziyet yoktur. Allah’ıma emanet olunuz, yazılanda bulunuz, müsterih olunuz.

15
Nimetine gönül verdik, gönülleri kainata serdik. Cümleye niyaz ettik, ‘ALLAH’ım; YOLUN’u bulsunlar, VARLIĞIN’ı bilsinler, VERDİĞİN’e uysunlar. AMİN! El mi güzel, dil mi? El verende, dil diyende güzeldir. Yüz mü güzel, gönül mü? Yüz gülende, gönül saranda güzeldir. Yol mu güzel, ayak mı? Yol bilende, ayak gidende güzeldir. Aydın gün, karanlık güne eşit midir? Yoksa kainatta çeşit midir? Aydın gün gülene, karanlık gün ağlayanadır. ‘Ya hastalık, ölüm?..’ derseniz; anmadığın olay, elbet senden uzaktır. Suyun aktığı yerde, çamur bol olur. Onun için; akan suya söz edene, gönül koyma. MİRAC’ın oluşu, gönüllerin doluşudur. Olan gönlün, SAHİBİ’ni buluşudur
. Aymayı bilenden olalım, gelen güne sözü bağlayalım, günde ‘EYVALLAH!..’ diyelim. 

16
‘YA ALLAH!’ dedik, yükümüzü dünyada koyduk, gönülden sevgi ile dolduk. Doldukça genişledik, genişledikçe yükseldik. Sahrada arayan neyi bulur? Hudutta neyi görür? Kimi bulur? Kimden alır? Aldığını nerede verir? Orada erir, orada varır. Varış, buluş değil midir? Eğilenden olunmasın, yükü ile dolunmasın, yerden alınmasın. Alacağın-vereceğin, O’ndandır, O’nadır. ‘Nerden geldim, nereye gideceğim?’ dersen, kendine mesnet bulmuş olursun. Bedeni dünyaya bağlarsın, RUH’unu bedende görürsün. ‘Gelişe uydum, gidişe aydım.’ dersen, gönlünü kainata açarsın. ‘Sözün özü bu mudur?’ dersen, söz yetmez, ÖZ bitmez. Olmak, olmamanın özüdür. Olmamak, dünyanın sözüdür. Sözü sildin mi, ÖZ’ü bulursun. Sözün bittiği yerde, ÖZ başlar. MİRAC’ın odur. ‘MİRAÇ nedir?’ diyene de ki; ‘Sözü sil, ÖZ’ü bul!’ ‘Dünya gereksiz.’ diyene de ki; ‘ALLAH’ım, gereksiz olanı yaratmaz. Gerekmese, kulunu dünyada yaşatmaz.’ Dünya güzeldir, yaşayana. ‘Nasıl?..’ derseniz; yaşamak, güzel ile hemhal olmaktır. Taş ile kireç ile oynamak değil. Taşı güzel görmek, yerinde; suyu güzel bulmak, derinde; havayı sevmek, serinde. Gönüller hep bir olsun, gününüz kutlu gelsin, sevinciniz paylaşılsın. 

19
Niyete yol soranın yolu, hayıra çizilir. Yumuşak yolunda, aydın günler görülür. Her olaya, ham meyvedir denilir. Ne var ki, her ham meyve, oluşa namzettir. Olmadan meyve yenmez, gelecek kötü denmez, ALLAH’ımdan bekleyenin, murat kapısı kapanmaz. Niyetinin yerini, niyaza bırakasın. Her biri tek-tek olur, niyaz eden görür. ALLAH’ımın EMRİ’dir. Ananın yeri birdir, bilmeyen kördür. Uyanın yolu, PİR olmaktır sonu. ‘Olanaktan yer olmaz!’ diyen yanılır. ‘Yerimi bulamadım.’ diyen! Yerini bulacaksın. Daha önce dedim; niyete değil, niyaza yer ver. ‘Gidene ne deyim?’ dersen, gideni-geleni sen düşünme. Gönül zenginliği, deryadadır enginliği. ALLAH’ım, her kulunun nasibini verir. Ne var ki, kulunun gönlünü yoklar. Meyhane yolumda, HAK kulu kolumda, meraka yer yok, taş yok yolunda. Anacığı; ALLAH’ım yolunu sana denk getirsin, gönüller MEVLÂNA’ya getirsin. Niyetine kapı açılır. Nimet dünya nasibi. Kumun götürdüğü, selin getirdiğidir. Suyun akıttığı paklar, HAK gönlünü yoklar. Meraka yer yok, YARDIMCI’n yolunu bekler. MEVLÂNA’yım! Yenmediğin bileği, eğil elinden öp. Yemine yer yok. Yenmediğin dedim. Yenmekten maksat, dövüşmek değildir. Yenmeyi bilen, yenileni alnından öpendir. ALLAH’ıma emanet olasın, her olay düzenini bulur bilesin. Nefesten yer var, yerim deme sakın dar. ALLAH’ım genişletir. ‘Dilenen yere beni getir Allah’ım!’ demekten maksat, umduğunu bulmandır.

21
‘Neymiş?’ diyenin, olayda sorgu arayanın; dumanına göz attık, ‘Olan olmayan?’ deyişine söz ettik. Olanı-olmayanı, yolunu bilmeyeni; eğiten kimdir, öğüten nedir? Desteyi sayarsın, öteye koyarsın, ‘Düzenleyim.’ dedikte, eli elde bulursun. ‘Bırak kalsın, yenisi gelsin.’ dersen, eskisinden de olursun. Dağıtandan değil, toplayandan olunuz. Toplu oluşta, selameti bulunuz. ‘Dünyanın düzeni bozuk.’ dedikte, bozan kimdir? Dağılanı toplamayan elbet. Andığın yeniyi almazsa, eskiye dönmez misin? Dönebileceğin olayda, neden yeniyi ararsın? Her ağaç, bünyesinin meyvesini verir. Olumsuzluk, yazılmayandandır. Olumsuza niyet kurdu isen, neden olmayana hata ararsın? Yapıya harç koydukta, taşını eksik bırakır mısın? Kapıyı örter geçer misin? Oyundan geçene de ki; ‘Kumun dönüşü, kulun kalışıdır; güzel görene, gönül sarışıdır.’ Konuk oluşta, sebep arama; dönüşe kulluk edişidir.

2 eylül
YUNUS’um mesafe bilmez, kul ile kulu bölmez, dileyenden kalmaz, taşlı yola dalmaz, aldığı GÜL solmaz, dediğini HAK silmez. Gelenden bilenden, eli-ele alandan, ALLAH’ım RAZI olsun. Deyişle bilsin, görüşle olsun, cümle ile gülsün, yemini gelende desin. SAHİP OLAN bilmez mi, kader diyen görmez mi, dileyip geleni sormaz mı? ALLAH’ım RAZI olsun, cümlenin gecesi gönüllerde kor olsun. Aldık gelenden, sorduk bilenden. ‘Yerini alır, cerrahtan bilir.’ dendi. ‘Nasıl denilir, kimden sorulur?’ Mihnet, duyanadır; cennet, bulana. Yerini sorarsan; adım-adım gidenin, HAK gönülde bilenin; yerini sorar mısın, mihnetine yorar mısın? Dikenin güzelliği söylenmez. Ne var ki, gül hoyratça yolunmaz. Neden? Dikeninden. Öyle ise, dikeni çirkin midir? Kundak belenir, kulun gönlü elenir. Kimi eğlenir, kimi öğrenir. Kulun kul olduğu, yerini aldığı; öylece görülür. Kulluk; ne eğitimde, ne denetimdedir. Gönlünün aldığında, VEREN’i bildiğinde, bildiğini verdiğindedir. Doğuşu, güne bakar söylersiniz. Halbuki gecede dahi, ne doğuşlar vardır. Eşyanın dili kula zordur. Danışılan, dönüşten öteyedir. Geliştiren, buluşturan, HİKMETİ’nden. ‘Yeni mi?’ denmesin. Doğuştan yenilik, veriştendir. Sohbetin tadına, DOST’un ADI’na, postun yadına, ‘HU!’ dedik, diyenden olduk. Serinde olanın, doğuştan alanın;  elini aldık, ‘Dost eli.’ dedik. YUVAMIZ’a gelenin, ‘Sohbet HAK’tır.’ diyenin; dostunu arttırdık. Arttıran, elbet HAK’tır; ‘Dost eli.’ diyenin, gönlü paktır. El-ele verelim, hep bir olalım, BİRLİK’i cümle ile kuralım. ‘Sabahı bulduk, gece olmaz.’ demeyelim. Gecenin verdiğini, gönlümüzden silmeyelim. YARATAN, gecenin yaratıcısı değil mi? Zengini yaratan, fakirin gözeticisi değil mi? Sabrını denerse; sevilenden ol, SIFATI’nı üzerinde bil. Gayretin ötesi, hayretidir; doğuşun ötesi, selametidir. ‘Dönüşün ötesinde yer var mı?’ derseniz, ‘Ser var.’ derim. Senden öte sırdır, sırdan öte YAR’dır, kula dönüş kârdır. ‘Alamam.’ deme, ‘Silemem.’ deme. Olaydan kendini, kolay sıyırma. Orada aramazsan, burada sormazsan, dene! Oluşun vereceği, elbet bölüş değildir; kulun geleceği, elbet kalış değildir. YAZAN takdiri koymuş, kul HAK ile yoğrulmuş, hamurunu dost eli bulmuş. Gel sen de katıl, gönül deryasına öylece atıl. Olana EYVALLAH, olmayana denmesin batıl. Olmayan, olanın özengisidir. Özengi, kulun dengesidir. Kasırga yakar-yıkar, ne var ki olan ile olmayanı paklar. Secde kulun ahıdır, rüku vahıdır. Dönüşü, secde-rükudan gelişidir. ‘Nasıl?’ denilir. Secde-rüku, O’nadır; dönüş, O’nun ile oluştur. Semadan maksat, alış-verişi gönüle katıştır. Aldığını gönüle aktar. Gönülde durmasın. Bir elden gelsin, gönüle girsin, öbür elden versin. Çağıranı değil, cümleyi görsün. Tez olan alınır, toz olan silinir, dost gelen sevilir, dost bilen görülür. O’na nice verilir? Dosta dostça sarılır, posta İZİN ile varılır. Gelenin yerine, YAZAN’a serilir. Kapı açtık giresiye, postu verdik veresiye. Kapı açılışta, ölçü kalmaz. Veresiye, gelene devredesiyedir. ‘Ver.’ diyene değil, ‘Kor.’ diyene verilir. Eli yakana değil, gönlü yanana verilir. ‘Nasıl bilelim?’ denmez. Almaz, elinde bulur; gelmez, çağırılır. ‘Olmuş.’ diyenin yeri, düşüşündedir. Post ağacın altındadır. Posta düşen nasibindendir. Etini yemezsen, özünü al. Evet, taze suyunu. Ayvanın verdiği, yedi derde devadır. Mideden-bağırsağa, geçen her derde. 

3
Yeniye el atan; eskiyi silendir, olayı bölendir. Kayıtsız olmak, sözünden kalmak değildir. ‘Yol bende mi?’ dersen, açılandadır. Gerçeğin görüntüye, gölgesi düşmez. Alıştan verişten, öteye gitmez. Salıncağı sallarsan, ileri-geri gider. Ne var ki, verdiği derdi siler. ‘Ne demek?’ dendi. Olayın oluşu, gününe doğuşudur. Salıncak, doğuştan-batışa, gider-gelir. Mesafe sanılmasın kat edilir. ‘Neden?’ derseniz, salıncağın bağlantısı, yolunu örter. Salıncaktan inilsin ki, yol alınsın. Dönemeyenin, değirmene faydası olmaz. Duramayanın gidişi, yolunu buluşu; güzel midir? Nasıl giderse gitsin, varış yazılan saattedir. Her olay umuttadır. Aynanın olduğu yerde, kulun bulunduğu yerde, görüş genişler. ‘YARDIMCIM.’ dedin ya! Yerine vardın, önünde durdun, ‘Dileğim ALLAH’ım.’ dedin. Almayan gelmez, görmeyen bilmez, merkezde bulmaz. Kardan ak arama, kordan uzak durma, yola kilim serme. Dara ipi germe, yumağı yoz ile sarma, kolunun yargısına, ayağın ile varma. Sözün gelişi değil, gelenin oluşudur. Cennetin kapısını, sanmayın kapatırlar. Cehennemin alevini, sanmayın örterler. Cennet açılandır, denilene uyulandır, gelen güne bakılandır.

6
Kuşakta dar olan yok. Güzelden geçenin, olduğu görülür mü? Yer mi güzel, ser mi? Dendi ki; ‘YAR güzel. Güzelden güzel, güzelden gazel.’ Görgüyü açalım. ‘Nasıl?’ denir. VEREN’i bilen görür. Sahte denen her olayın ardında, hakikat aranır. Ne var ki, sahtenin ardında olan suçlanır. Açılmadık kitap, bilinir mi? Yazılmadık yazı, görülür mü? Üzüm ermediyse, sergiye konur mu? Konuk olup gelenlere, ‘Sohbet etsek.’ diyenlere; EYVALLAH dedik, cümlenizi selamladık. Dost bilenin, dostu elbet bol olur. Testiyi ele alanın, yolu bilip suya varanın; getireceği bilinir, bilinen beklenir. Seyyah olup gidenin yolu, yaya olanın getireceği; sadece nasibidir. Yanılma elbet yok. Olumuna değil, varlığına uyalım. Olumu, vergisidir; varlığı, sergisidir. Vergi alınır, sergi görülür, görülene uyulur. Sorguda; hata değil, şüphe kalmasın. Verilenin, yazılan olduğu bilinsin. Kadere uyulsun. Çizgiden öteye gidilmez, yazılan bozulmaz. Neden? YAZAN’ın hataya düşmediğinden. HAKK’ın hataya düştüğü görülmüş mü? Oluştan değil, buluştan. Cenk; niyaz ile gerçeği gösterir, çizgiyi değiştirmez. Asmayı bekle, üzümü öyle ye. Düşünen -kundakta olanı-, kul değildir. YARATAN görür, her olay düzenini bulur. Yorulmadık elbet. Güç; gelendedir, dağılmadık seçilendedir. Sohbeti alalım, sorgusuz kalalım. Gönülden-gönüle aktarılan, dost sevgisidir. Kuldan kula aktarılan HAKK’ın yargısıdır. Diz koyduk yoluna, göz koyduk bağına, gönül koyduk dağına. El-ele verdik, dağda-bağda bir olduk, cümle ile gönül bağı kurduk. Dolandık alsa diye, elden-ele verse diye, cümle birbirini sevse diye. Sevgi ile bağlanacak, dostluk öyle kutlanacak. Konuk konuktan beklemez, bilmeyen bilmeyene eklemez. Bilen versin, bilmeyen uysun. Durağımız elbet yok. Çünkü durmak, bitişe nokta koymaktır. Bitiş asla yoktur. Geçiş vardır. Geçmekten maksat, elbet göçtür. Ne var ki, göçte boşluk olmaz. Dünyada aldığını, dünya asla vermez. Dünya senin değil; ‘Oradayım.’ desen bile, olmayanı alsan bile. ‘Olmayan nedir?’ denir. Senin olmayan var mıdır? Senin olmayan, dünyaya kâr mıdır? Aslında var olan, aslının gölgesidir. Gölgede bulalım ki, aslına varalım. Aslına varmadan, gölgeyi silme. Ne var ki, ‘Gölge benimdir.’ deme. Mesafe, düşünülen kadar değildir. ‘Doğuş anında.’ dense bile, aşılan merhale, doğuştan geçişedir. ‘Nerde başlar, nerde biter?’ dendi. Nokta, başlangıca aynen geçişedir. Noktada mesafe görülür mü? Noktayı koyan HAK’tır, gören kul. Daha önce kulluğu verdim. ‘Her doğan görür.’ demedim. ‘Ne aldın, ne gördün, ne verdin?’ dendikte; kul vereceği cevabı, önce nefsinde versin. ‘Veremem.’ demesin. Eğitim odur ki, kendini kulluğa hazırlasın. Yoz değiliz EYVALLAH. Kumunu gördük, kumunda zerre olduk, HAK YOLU’na ekledik, kulu bilsin diye bekledik. Kuyuyu gördük yürüdük, güneşte kilimi gölgeye serdik. Yanan gelsin otursun, aldığını götürsün. EYVALLAH. ‘Aldığım nedir?’ dersen, sevdiğindir. Sevdiğin kadar alırsın. Giderken götürürsün. Şah’ın aldığı nedir? Verdiği. ALLAH’ıma emanet olunuz, cümle ile bulunuz.

12
Mümin olan bilir, yerini gönüllerde alır. Dileyen kulları, yolumuza gelir. Yol, gidiş ile alınır; söz, deyiş ile bilinir; gönül, sevgi ile ölçülür. Gönlünde olanları, yazına verilenleri; olumsuz niyetin olduğu görülmez, ‘ALLAH’ım.’ diyenin gölgesine basılmaz. Yerini aldığın, yolunu bildiğin, kaderine ‘HAK’tan.’ diye razı olduğun bilinir. Olumunda, güzel güne dönüştüğün görülür. Yazmayı düşündüğünü yaz. Çözmeyi düşündüğünü çöz. Sözünün yerini alacağını, istese-istemese, çözüme uyacağını görürüz. Gördüğümüzü veririz. Sözünün tek olduğunu bildir. ‘Onurumu onardım, yerimi yeniye çevirdim.’ de. Aşılmadık yol olmaz, yürüyen yolda kalmaz. ‘Günahım olur mu?’ dersen, yazılana kul karşı gelemez. Destiyi boş taşıyandan değilsin. Oğula. Oymuş dedik, buymuş gördük. Oyumuzu yolunuza verdik. Gelsin gelenler, ‘DEDEM!’ diyenler. Kapılar açıla, NUR’lar saçıla, günden-güne geçile. Ocaklar yansın, kazanlar konsun, aşlar pişsin, cümle bir olup, sini başına geçsin. Aymayı bilene, yolumuz açık. Oğul. Aymaktan maksat; onurunu onarmak, ‘Olumum O’ndan.’ demek; doyumu veresiye, halimi uyasıya onaylamak. Ermek dileyen, görgüde arar; bulmak dileyen, sevgide arar; bulmayı dileyen, kendine döner. Aymak odur! Aynayı kendine çeviren, er-geç görür. Neyi? Kendini. Allah’ıma emanet olunuz, her olan O’ndandır biliniz, her hal ile O’na uyunuz. 

15
DOST yolu dedik, yola gönül ile vardık, sohbet helvasını kardık, dileyene sunduk. Dilemeyen elbet olmaz, kardığımız helva asla bitmez, yenmeyen olmaz, tanesi sayılmaz, olmadan gelmez, bulmadan dilemez. Salihinden sayılır, günden güne ayılır, sorgusuz verilenden, gelen kimdir bilinir. Güzel gördük, geçen günde andık, olana uyduk, ‘Gelen O’ndan.’ dedik. Hayır yazar; yoğrulan hamuruna, pişen fırına. Alacaktan darlık gelmez, deryaya varan su dönmez. AŞKI’na düştük, AŞK ile piştik, aşına katılana, kase ile sunduk. Gelenin gönlünde, binanın himmeti vardır. ‘Binanın himmeti olur mu?’ dersen, RUH’un varanda, beden bina olmaz mı? Bina dünyada kalmaz mı? Sunduğumuz suyun akışıdır, akan suyun deryaya bakışıdır. Er geç deryaya varır. ‘Günümün yettiği...’ deme, gelen güne açılır; yanmayan ocaktan, ateş nasıl seçilir? Dönük yoldan geleni göremezsin, gidişe kapılırsın; düz yolda, ‘Yolumun açtığına uydum’ dersin. CAN-CANAN’la BİR olur, dünya teni kaybolur. Andığından geçme, verdiğinden şaşma. Dayandığın kapı, HAK KAPISI’dır. ‘Hu.’ dedikte aldığın, cümleye verdiğindir; cümleye verdiğin, gönlüne serdiğindir. ‘Dost olmaz.’ deme. DOST’u sorandan, almayı dileyenden; gönlünü çekme. Yersiz desin, sözünü kınasın. ALLAH’ıma emanet olunuz, verilen hizmette huzur bulunuz. ‘Verilen hizmet nedir?’ denilir. Sevginin varlığa götürdüğü, YARATAN’a katıldığını söylemek. ‘Yerini, yerenden ayırayım mı?’ deme. Yerini, yerlisi alır, uymayan ummadığı ile kalır. (Resim verilir: MEVLANA HAZRETLERİ) Sen bende, ben tende, yön handa olmuş isek; ölmeyi biliriz, ne var ki yazılanda görürüz. Geldik gelenle, gönlünü kainata verenle. Döndük, yerden kesildik; sohbeti, resimle çevirdik. MEVLÂNA’yım verdim, gönlüm seninle dedim. Ya ‘İmzanın yeri mi?’ dersen; kuş misali geldik, YUVA’ya konduk, sohbet ettik. Ne var ki, ‘Doyduk mu?’ dersen; sadece dolduk.

20
(İnsanlar bazen hakkında hiçbir bilgileri bulunmadığı bir takım olayların oluşup gelişmelerini ve sonuçlarını önceden bilebilmektedirler. Buna, hatta hayatımızdan örnekler verebiliriz. Hissi kablel vuku (önsezi) diye adlandırdığımız bu halin açıklamasını yapar mısınız?) Niyetten çıkana, olumsuz denilir. Kaydına yazılana, yorumuna düşülene yer vermek; oluştadır. Olanı bilmek, elbet tesadüf değil. Vurgundan gelmez, yargıya düşmez, seçimde yanılmaz. Niye? VEREN’den bağlantı aldı diye. ‘Malum oldu.’ diyene sor, nedir bilmez. Çünkü, olmadan çözmez. Çözüm, oluştadır; bilim, verişte. VEREN’e uyan, olacağı alandır. ‘Nasıl?’ denir. Özellik yoktur. Her kul olağanüstü anını görebilir. Güzellik, görgüyü pamuk misali kabartmamaktır. Gün gelir basılır. Kuyuya taş attım, sesini aldım, öteye gittim diyenin; ne attığında, ne gittiğinde özellik yoktur. Sağıra sesi sorsan, işaret ile anlatır. Halbuki sesin, şekli yoktur. Oymayı bilmezsen, sermeyi dene. ‘Yoğurdu yemem.’ diyene, sütünü ayır. Daha önce verdik; otunu sütü ile, sütünü eti ile bilirsin, kulunda BİR olursun. Sözün gelişinde konu oldu, sorguya verildi. ‘Bitki idim, hayvan oldum, insana dönüştüm.’ sözünün bağlantısı budur. ALLAH’ım her yarattığını, kuluna hediye etti, cümlesini kulunda bir etti, kulunu yolunda PİR etti. Otu, sütü olana verdim; sütünü-etini, kulu ile kardım. Elbet cümlesi bir oldu, BİRLİK’te HAKK’ı buldu. Olum, budur; bilim, bundan öte. Ne var ki bilimde; senin aradığın kadar değil, çizildiği kadar buldun. ‘Sevdim.’ diyene de ki; ‘Neyle?’ Derse ‘Hal ile.’, sevgide hata vardır. Hal ile değil, YAR ile sevilir. ‘Farkı?..’ denildi. Hal ile sevilen, şekle bakılandır; YAR ile sevilen, olduğu gibi alınandır. Kapanmayan kapıya, kul olalım; cümlenin ayağına, yol olalım. Yeniyi serelim, eskiyi bilelim, almayı verelim diye, el uzatalım. Almayı elbet her kul diler. Ne var ki emanettir, anında dağılır. Gününden geçenin, yoluna selamet dileyelim, cümlenize EYVALLAH diyelim. 

11 ekim
Yenilmeyen yenenden üstün olmaz, yenilen dertte kalamaz. Dumansız olanın vardığı yer, dumanlı olanın durduğu yer değildir. Neden derseniz; dumansız yürür, dumanlı durur, dağıtalım diyen bunalır. Yürüyenden olunuz, yürüdükçe bulunuz. Kumunda elek arayan, vaktini boşuna geçirendir. Elediğin, ölçü kadardır; yürüdüğün, gittiğin kadar. ‘Neden duranı geçelim de, beraber almayalım?’ derseniz, gerçeği örtmüş olursunuz. Gerçekten gem bulmayan, gönlünde dem olmayandır. Seyit olan; arandığı yerde değil, anıldığı yerde diz çöker. Yeniyi bulan, eskiyi silen; dalın kurusunda, yaprak arar, deminde yemini sürer. Aslında ne yemin, ne zemin gereklidir. ‘YA ALLAH!’ dedikte, yöreye uydukta, töreyi bildikte, gece ile gündüzü ayırdıkta; yeminin yeri olmaz. Umulduğu gibi değil, sorulduğu yönde kalmaz. Dönüşte bulsa da, yürüyeni görmez. Mesafeyi açmasa, derde deyip düşmese; yumağında düğüm olmaz, çözeyim diye dertte kalmaz. EYVALLAH diyelim, cümleyi selamlayalım. Ceddine göz atan, cehle düşendir. Yanılma yok! Cet ile değil, ceht ile alınır, öyle bulunur. Ne anadan alınır, ne babadan kalır. Gönül sarayında, ne kadar kul barınırsa; zenginliği o kadar çoğalır. Caminin cemaati; yapısına mı, kapısına mı gelir? Ne yapısına, ne kapısına; yumuşak yol dileyenin, ‘Yöreye uydur ALLAH’ım.’ diyenin, gerçeği aramasına camiye gidilir. ‘Gerçek orada mı bulunur?’ dersen, sadece aranır. Çünkü gerçek, yapının kubbesine sığamayacak yüceliktedir. Aymayı orada bilebilirsin, uymayı orada görebilirsin; eğer niyet kurdu isen. Yeniyi aldık mı, eskiyi bildik mi, niyeti o yönde kurduk mu; açılan kapı bizedir. Çakmayan şimşekte, akım görülmez. Öyle olanda, isim verilmez. Yağmayan yağmura, rahmet denilmez. Yenmeyen üzümde, tadı aranmaz. Olumsuzluk, şerhe tabi değildir. ‘Misal?’ denildi. Şerh, kayıttır. Olumsuzluk, kayda uymayan. Misal, gayretin boşluğudur. Olayın beğenilmese dahi hoşluğudur. Şerh; yazılan, yeniye kaydeden. Mayanın geçeni, ekşitir. YUNUS’um söze girdi, sazla verdi, AŞK’la döndü. (Tebliğlerinizde eski ve yeni deyimlerine sık rastlanır oldu. Bu sözcüklerle söylenmek istenileni daha açık olarak lütfeder misiniz?) Yeniyi ek diye, eskiyi çok diye bilenin; hatası büyüktür. Eski, ektir; yeni, çoktur elbet. Yeni, yazılır; eski, ona eklenir. Öyle oldukta, yeni çoğalır. Çözümü açık. Yanılmayın! Daha önce verilen, ‘Eskiyi sildi.’ denilen, verilene uymayan, yeniyi arayandır. Eskiye uymayan, yeniyi nasıl bilir? Çünkü yeni, geçende eskir. Öyle oldukta, hep yeni beklenir. Nereye kadar? Aynayı bulana, kendini görene, ‘HAY ALLAH!’ diyene kadardır. Elbet ‘HAY!’ ALLAH’ımın SIFATI’dır. Ne var ki; bilip uyan, uyanıp görene; ‘ALLAH’ım. Dirilik gönlümde olsun, ölüyü benden alsın.’ diyene kadar. Yeniyi günde aldık, yeniye günde uyduk, selam ile durduk, niyaza verdik. Kader kadr’e uymazsa, KADİR’de buluşur. Niyaz ile olalım, gecemizi bilelim. Tuğyan ile değil, yuyan ile buluşalım. Tuğyan götürür, yuyan bildirir. Selam getirdik, gecemizi bildirdik. Alanın-verenin, gönlünde-elinde-yolunda; beş şarta uyanın-duyanın, ‘Uysam ALLAH’ım!’ diyenin, selamını getirdik. “Yerini bilmezse, gönlünü sersin. ‘KABE nerde?’ derse, gönüllerde bulsun.” dedi, ALLAH’ıma emanet etti. ALLAH’ıma emanet olunuz, her yolda müjdeler vardır biliniz.

24
Neyzenden neyi sorsan, ‘Kamıştan.’ der. Neyden neyzeni sorsan, ‘Olmuştan.’ der. Olanı bilenden sorsan, ‘Gelmişten.’ der. Geleni görenden sorsan, ‘Kalmıştan.’ der. Yeniyi eski ile karalım, olanı soralım. Gelen değil, gelen günden sonra olandır. Olanı görülendir. Saçını örene sorsan, boyunu söyler. Sevenden sevdiğini sorarsan, halini söyler. Güzel çirkini örtmez, çirkin güzeli dürtmez, çünkü güzelin çirkinin, ölçüsü olmaz. Çıkışta selamet görülür, açılacak kapılara vurulur. Niyetine yol verene, yol sorarsan; çok kapı vurursun. Kapın açıktır, sorma; her kapıya girme, bildiğinden dönme, denenden yılma. Suyunu vereni bil, yerine gelen deme. ‘Yumuşak yolun, yumuşak kuluyum.’ de. Gezmediğin ipte, düz yol arama. Gerdiğini bildiğinde, ‘Acaba?’ deme. Cumayı perşembe ile bölme. Dumanın gidişine yol sorarsan, bacanı temiz tut derim. ‘Ne demek?’ dendi. Gönlüne kuruntu koyma. Gerçek, YUNUS’un dediği gibidir. Gönül sevmeye, mide yemeye, göz görmeye; doyamaz, doydum diyemez. Doydum dedinse; ne gönlün, ne miden, ne gözün O’nun ile değil. ‘ALLAH’ım!’ de, KABE’de eğil. Zerrenin verdiğinde, azlık arama, vuruşta darlık görme. Neyzeni verdim, nefesten dedim. ‘Gönülden gönüle, yol vardır.’ denildikte, çözüm aranmaz. Çünkü yorumda hata olmaz. Aynayı eline aldı isen, gönlüne darlık gelmez. Çünkü elinde kalmaz. Başlanan her şeye, bitenden diye gönül koyulsun. ‘Ya bitmezse!’ denmesin. Cevizden aldığını, çiçekten bilir misin? Çiçeğin verdiğini, arıya sorar mısın? Arıdan aldığını, kötüye yorar mısın? Dumanını vermezsen, kainatı görmezsen; gönlünde bulamazsın. Niyazının yerini, niyazın ile doldur. Deme sakın ‘Ne haldir?’ Karşımızda olana dedim. ALLAH’ım GÖRÜCÜ’dür, her hali BİLİCİ’dir. ‘Güç el...’ denilen, güzelliğine yorulur. Huzurun olduğu yerde, niyazının dolduğu görülür. Karşımızda olana dedim. ‘Miyyar nedir?’ denende, ‘Neyzenden sorulur.’ dedim. Gemiye her yolcu gelir, fırtınadan ‘ALLAH’ım.’ diyen kurtulur. ‘Ölümden mi?’ dersen, değil. Sadece selameti bulur. Gümüş alandan geçtik, altın dedik, gönülden geleni seçtik. ‘Vermez.’ diyene de ki; ‘VERGİSİ’nden zerreyi kesmez.’ Karşımızda olana. ‘Niyazım dilimde değil, gönlümde.’ dersin, yolunu öyle bilirsin. Ne derlerse-desinler, kulağını hoş söze açasın. ‘Neme lazım.’ diyene de ki; ‘Nemalandım.’ Ayırmak. ‘Neyi ayırmak?’ derseniz, duman veren ile aydınlatanı. Gerçeği bilenin, dumanı dağılır. Dumanı dağılanın, gönlü açılır. Öyle oldukta, gününe aydın geçilir.

29
Niyetten yol bulunmaz, çünkü her niyette alınmaz, bilinmeden bölünmez. ‘Ne yerde ne serde, olan gören sevgide olsun bilelim.’ dersen, ‘Beklemesini öğren’ derim. Niyetin oluşunda keramet arama, yazılandır. Olumsuzlukta umutsuzluğa düşme, olanda hayır bil. Duyuşun ötesinde görüş vardır. Görüşe uyuş dardır. Çünkü duyuş, olanın konuşulanıdır. Görüş, kendi görgünden. Nayman, niyazını nefesinde bilir, düzlüğe niyet ile gelir. Geldiğinde bulduğu nedir? ‘Aradığı’ dersen, her kulu arar. Ne var ki her olanı gönlünde yorar. Yorumsuz sorumsuz dileyin, dilendiğini arayın, aradığınız yerde bulun. Derde deva sorulmaz, çünkü derde yorulmaz. Vermeyi bildi isen, aldığına şaşılmaz, VEREN’in verdiğinden kaçılmaz. ‘Gideceğin yolu bilmezsen, YUNUS’a sor’ desem yersiz. De ki: ‘Kul olur mu yolsuz?’ Dört yola geldikte, yolun başında kaldıkta, ‘Nereye gitsem doğrudur?’ dersin. ‘EYVALLAH!’ desen, ALLAH’ıma emanet etmeş olursun. O seni doğruya götürür. Hatalı desen bile, sonunda doğru olanı gösterir. Yerini aldığın, sözünde bulduğun, hatalı gördüğün; kendini bilecek, dönüşe EYVALLAH diyecek. Asmaya budak diyenen; yazı bilmediği, üzüm yemediği, şarab içmediği görülür. ‘Kuyuya ses vermeyin’ dedim, daha önce söyledim. Demirin yerini bulması için, tava gelmesi gerekir. Niyetin değil, yorumun hiç değil. ALLAH’ım dedikte, her olayı O’na havale ettikte; her olay yerini bulur. Yol denir, sevaptan söz edilir, gücü kimden dilenir? Anında olanın değil, sonunda olan sevabı yazılır. Aynayı eline her aldığında yüzünü aynı mı görürsün, her yolda aynı mı yürürsün? Olaylardan gönlünü ayni mi sorgusuz çıkarırsın? Denilen ölesiyedir, buldum denilen kalasıyadır. Sorguya verilmez, sevap asla paylaşılmaz.

30
Yeniyi yeniye katma, durumuna yorumu verme, olur-olmaz diye yerme. Olumsuzluk YÜCE’den değildir, kaderin geceden değildir. EYVALLAH dedikçe, en güzeli olur; diyen kul, selameti bulur. ‘Niyeymiş?’ deme, ‘Neredeymiş?’ diye sorma. Ne yuvana yeniyi alırsın, ne de eskiyi verirsin. Atmayan sormaz, ‘Nerdedir?’ demez. Niye neyzenden almazsın? Olmuyor, yumuşak yolunu bulmuyor. Onu mu yer? Niye yiyor? Yeniyi yerine niye koyuyor? Sorulanı verdim. Niye yeniye YUNUS’um vermez? YUNUS iki ağaca ip germez, çorak toprağa tohumu serpmez, postunu görse bile, yününü kırpmaz. Onu mu dert edersin? Yeniyi yol bildiğine, yumuşak yola gönlünü kapadı. ‘Yer mi yerini bilmez, kul mu serini bulmaz, neden kilimi sermez, güzellikleri görmez?’ dersiniz. Güzellikleri görmeyi dilese, ‘Çirkin.’ demekten uzak kalırdı. Sözümüz denildi, el-ele verildi. YUNUS’um ile YUVA’ya geldik. ‘Kazanlar kurulsun, helvalar karılsın, DOST meclisi toplansın.’ dedik, duacı olduk. Altın tabak diledin, tepsi ile geldik, gönülde SÜLEYMAN’ın hazinesini gördük. Dumanın yokluğa gitti, güzellik GÜZEL’e katıldı. ALLAH’ıma emanet olasınız, hoş olan yorumu bulasınız. Nimet odur ki; O’ndan isteyesin, verdiğinde O’nun diye bilesin.

1 kasım
Yenilmeyi düşünmeyen, sevilmeyi bilmeyendir. Dünyanın oluşunda, her olay iki haldedir. Yenmek, yenilmek; acı, tatlı; güzel, çirkin. Öyle oldukta, yenilmeyi O’nun için, yenmeyi kendin için sevmelisin. Yenildikte O’nun için sevinmelisin. Var olanın durduğu görülmez. Ne deryada, ne dağda, ne ovada, ne bağda. Geçmişi düşünürsen, yürüyeni görürsün. Oluşta-buluşta yer verilir, yaratılış perde-perde açılır. Her açılan, günlük olaydır. Açılan, geçene kolaydır. Gerçek, geleceği değil anını gösterir. Oymasız tahta, sadece ocakta yerini alır. ‘Geleceği sevelim.’ dersem, ‘Görelim de öyle.’ dersiniz. Gördükte, ayrıntıya düşersiniz. Olduğu gibi alsanız, güldüğü gibi görseniz; güzeli öyle bilirsiniz. Almayı her kul sever, alana yol sorar. VEREN’i bilsen, umduğuna gülersin.

10
(f’nin sorusu: Göçtüğünün yıldönümünde hayır ve nur götürdüğü ülkesinde; sevgisizliğin, inançsızlığın, güvensizliğin, birlik ve beraberlik olma yerine bölük pörçük bir dağılma halinde bulunmanın hem sebepleri, hem de çareleri hakkında yüce ATATÜRK’ün lütuf ve irşatlarını istirham edeceğiz. Bu istirhamımıza MEVLANA HAZRETLERİ’nin delalet buyurması niyazımızdır.) Yerimiz gönüllerde, yolumuz hep sizlerde, geldik gelenlere, verdik soranlara. Anılanın sözünde, kim oturdu dizinde, nasıl gitti izinde, ne görüldü ÖZ’ünde? ÖZ oldu verdi, sinesini toprağı için gerdi, gününde serap gördü. Yanılma yok! Dileği, serap oldu. Yenmeyi bildi, yenileni sevdi, el-ele verdi, gönüller onun ile doldu. Ne var ki, gönlü ile bir olanda. Günün olayları, yarına ışık verir. Unutulmasın, her sevimsiz görünen olay, sevilene kapıdır. Hoşnut olunan düzeyde, yürüyüş durur. Yerinde kalmak, bağımsızlığa yol açar. ‘Neden?’ derseniz, her açılan yol kurtuluşa mı dersiniz, kuyuya gideni nasıl görürsünüz? Olumsuzluk, duruştadır. Verim, yürüyüşte. ‘Denge bozuldu.’ denir, düzeni kuracak aranır. Düzeni bozan, yozanı bulur; teraziye her ikisi oturur. Tartan, düzeni bulandır. Kaygıya yer verilmesin. Suyun yüzeyinde, yolun düzeyinde görünen; kurmayı deneyen değildir, sadece düzeni bozan denilir. Ne var ki, öyle oldukta dahi; yargı, sorguya düşendedir. Kumun elendiği, bebeğin belendiği bilinsin. Doğuş selamettir, doğan keramet; doğuran salim, doğurtan selim. Denmesin ‘Ne olur halim?..’ Gerçek, doğar. Güneş yerden mi alır, yere mi verir? Alandansınız, yeniyi bilin; görendensiniz, eskiye uyun. ‘Olmaz.’ diyene de ki, tarihe dön; tarih verir millete yön. ALLAH’ıma emanet olunuz, tez deneni görünüz. ALLAH’ıma; anıldığı yerin güzelliğini söylemeye elbet gerek yok. Sen bil yeter.

17
‘Olumsuz yolda.’ deme, demirde gümüş görme, gümüşü altın ile bir tutma. Değerine söz edilir, niyetine değil. Tuyan, olumsuzluğa yer verir. Yerin, asla çorak toprak değildir. ‘Verimi yok.’ dersin. Unutma, dinlenmiş toprağın mahsulü bereketlidir. Alacağın her lokma, alın terinedir; atacağın her adim, HAKK’ın YOLU’nadır; tutacağın her ağaç, gönül kapınadır. Meyhane sana vermez, sen meyhaneye ver. Vermek; O’na uymaktır, haline uydurmaktır. Uyumak, yerini almamışadır. Örnek olanı bildin, gönül ile O’na uydun, ‘Seymen.’ dedin boyun kırdın, nimetine niyet kurdun. ‘Olumsuz mu?’ dediğin, aydın güne kapı açar, her kulu gölgeden geçer. Ne var ki; bilenin geçişinde tevekkül, görenin gözünde tefekkür bulunur, geçişe öyle uyulur. Geldin-geçiyorsun, aydın güne kapı açıyorsun. ‘Zamanım?’ deme, gönlünü aydın güne örtme. Kayguya yer yok. 

22
Yufkayı ele alsan, ‘Yerini bildim.’ desen; bildiğin ne kadardır? Hazır olan, ele gelen; söze katılmış, saz ile ödülmüş türküye benzer. Cümlenize selam olsun, gelen bulsun, giden olsun. Yolumuz; denildiğince değil, umulduğunca açılsın. ‘Nasıl?’ denir. Denilen sınırlıdır, umulan sonsuz. Dilde hal denir, gönülde ağaç yeşerir. Toprak, bir avuç alsan da topraktır. Gönlünü çöle salsan da, gene topraktır. Ne var ki; bir avuç toprak buldurur, çöle götürür. Çullar giyenedir, somun yiyene. Baktın mı giyene, sordun mu yiyene? Yerini bilen ise, gününü gören ise; ‘EYVALLAH!’ der. Olanı-olmayanı vermez, niyetini sorana sermez. ‘Ayağım götürdü mü, yanılıp saptırdı mı?’ dersen; nefsini korumuş, hatayı ayağına adamış olursun. Olumsuzluk, olumsuzluktan çıkarılmaz. Yersiz söz, yerli sükutu aratır. Güneş, günü gelene, buğday başak verene kadar; yöresine dağıtır. Günü gelende, buğdayı sarartır. Neden daha önce sararmaz, ağaç yaprağını dökmez? Başağı sarartan güneş, niye yaprağı sarartmaz? Yerini bilene dedik, sözü YUNUS’uma verdik: Ced, adı ile andırır; ceht, aşkına düşürür. ‘AŞK’ım büyük.’ diyen, ölçüyü nerde bulur? AŞK’ını bilen var mı? Yolunu aldıysa, kendini sildiyse; ‘Aşığım.’ diyen, AŞK’ına sınır koyandır. AŞK’ın sınırı yoktur. Sonsuzu bulabilir misin? MEVLÂNA’yım! Sohbetin sözünü sözcüye verdim. (f: zevk ettikleri üzerinde, açıklama yapar) Olacağın gününü bilenden olsan, VELİ mi denirsin? Selim olan, seyrine köşeden bakandır. KERİM olan, köşeden bakanı görendir. Selim olalım, GÖREN’e kendimizi, tevekkülle bırakalım. Sohbetin güzelliği; selamete gidişe yol açtığındandır, yeniyi seçenin eskiyi attığından, söze söz kattığından. Sohbetin günü asla geçmez, aslında günü kulu seçmez, sadece seçene uyar, uymayana niyaz eder. Güzellik oradadır. Bilenin uymadığı, bilmediğini gösterir. Bilmek ‘Bilirim.’ demek değildir. Yerimiz değil, gönlümüz açıktır. Daha önce dedim, masal gerekmez. ‘Somunu verdim, tarlaya buğday attım.’ dersiniz; yeşeri beklemezsiniz. Toprak çorak ise, akımı bekleyin. Her olay, olanak içindir. Erozyon dahi, toprağın değişmesine hizmettedir. Elbet toprağın değişmesi, kulun gücünde değil. Aymayı bilenden olunuz. 

6 aralık
YUNUS’um ile geldik, geldik cümleye güldük. Gülün renginde, bülbülün denginde bulduk. Selam olsun sizlere. Ayranı yoğurt ile bir tutarsak, suyunu inkar etmiş oluruz. Yoğurdu süt ile bir tutarsak, mayasını inkar etmiş oluruz. Yaratılanı asla inkar etmeyiz. Ne var ki, mekruh deneni de hünkar etmeyiz. Saraya girdikte; kapıkuluna hünkar diye selam verenden misin, hünkara kapıkulu diye sırtını dönenden misin? Ne var ki, gördükleri vazife asla inkar edilemez. Kapıkulu olmasa, hünkara iltifat olmaz. Söz söze bağlanır, kul söz ile eğlenir, eğlence eyleme döndürülür. Eylemde yolsuzluk varsa, inkara düşülür. Çünkü cemiyetler, asla yolsuz eyleme izin vermezler. ‘Olanlar nedir?’ denirse, olumlu ile olumsuzun çelişmesi. Olumsuz, hiçbir cemiyette barınak bulamamıştır. Çünkü olumsuzlukta, dilenen yere hala varılamamıştır. Müsterih olunuz, dökülen saçtan yakınmayınız. Dökülen dökülmeyenin kurtarıcısıdır.
Asmaya göz attı isen, güzeli orda gördü isen; sevmeyi öğrendin derim. ‘Neye?’ dendi. Asma, sevginin sembolüdür. Yanılma yok! Asma yapraktan alır, meyhaneye kadar götürür, meyhaneden sonsuz sevgiye kapı açılır, her güzel orada buluşur. ‘Nasıl?’ dersen, gönül güzel görmeye alışır. Meyhane, oluşun sembolüdür. Cenk nerde başlar, nerde biter? Olumun; söz aldıkta başlar, sözü silişte biter. ‘Sözü siliş nedir?’ dendi. Sözü siliş, biliştedir; biliş, uyuştadır. Uyanın söze ihtiyacı kalır mı?
EYVALLAH dedik, gelenleri selamladık. (Bu hitap toplantıya katılan üç genç için) Alandan olasınız, deryada bulasınız, dünyayı hoş bilesiniz. Ne var ki, alasıya değil; güzeli göresiye, çirkin denileni silesiye. Günün yorumuna ayna tuttuk. ALLAH’ım cümleden RAZI olsun. ‘Dilediği var mı?’ diye sorulanı ilettik. “ ALLAH’ım RAZI olsun, verdikleri kadar alsınlar.” dedi. ALLAH’ıma emanet olunuz, O’nunla O’nu biliniz, O’nun diye cümleyi seviniz, O’ndan diye her yaratılanda güzellik görünüz. 

9
Yenin yumuşatmaz, yerini bilen yolunu şaşmaz, yolunu bilen kaderden kaçmaz. ‘Günümüzün yorumu mu?’ dersiniz. Yeniye yol vermez. Sürgünde olan dedim. ‘Sonu yok.’ denilir. Unutulmasın, dünyada her olay son bulur. Ne var ki, son buldu diye, sanılmasın olaylar yok olur. ‘Dönüşe yol var mı?’ denilir. Soranın, YUVA’da olması gerekmez. Olumunu inkar eden, suyunu batağa döken; niyaz ile elbet yol alır. Ne var ki, kul olaylar ile dize gelir, yol bulur. Kul kendini kırmazsa, olaylar kulu kırar, kum misali ufaltır. Suyunun aktığına, yoluna çimenler serdiğine; görüşte inanacağım dersin, görünce söyleneni unutursun. Oğula. Güçlüğü geç olan yener. ‘Neden umulan tez görülmez?’ dersin. Yoluna konulanı görsen, gönlünü posta serersin. Unutma, ne derlerse desinler, söze söz katma; suyunu dileyenden, dost bilmesen bile esirgeme. Geçlik güçlüğü yenecek. Dost bil her kulunu, beğenmesen de yolunu. ‘Yerimde-yolumda-gönlümde, HAK var.’ de, kendini öyle bul, nefsini öyle böl. Sudan geldik, su olacağız, suya varacağız. ‘Deryadayım, kuyuyu neyleyim.’ deme. Unutma ki akıbet, o da deryaya katılacak. ALLAH’ıma emanet olunuz, her an beraberiz biliniz. Olumsuz yumağın düğümü çok olur. Sabır, düğümün sayısını eksiltir.