

‘Münasip midir?’ deme,
kula sorma.
Münasibi kul ne bilir?
Alın yazını kim okur senin için?
Kul kulun
ne nasibini, ne geleceğini bilmez.
‘Bilirim.’ diyene inanma.


Muamma olan göze görünmez,
görünen muamma olmaz.


Adaleti içinde duyan, ‘Adam sende.’ demeyene;
hak korumaya kalkma.
Kalkarsan; hem
sen, hem o zararlı çıkarsınız.


ADEM’den ömür, MERYEM’den sabır,
OMAR’dan adalet, EBUBEKİR’den
sahavet dileyin.

‘Hep bana.’ diyen,
hepsini bölüşendir;
hepsini bölüşen, ‘Dünya.’ diye savaşandır;
‘Dünya.’ diye savaşan, boşuna uğraşandır.
Dünya ne sende-ne
bende, ne gelende-ne gidende;
dünyaya gelende, AŞK’ı gönüle doğanda.
Dendiği
gibi, döndüğü gibi.
Kâinat senin, sen kimin?
Şarabı içersin;
sen mi içtin, şarap mı seni içti?
Sen içti isen, suyun akışına uydu
isen; güzel.
Şarap seni içti ise, çukurunda boğdu ise; büyük kayıp!
O
zaman, ‘Dünya.’ diye savaştığına yanarsın.


Yerini bulan cemiyette, kumunu eler kainatta.
YARATAN’ı neden
severim?
YARATAN’ı gördükte, RUH bedene girdikte.


Adaleti, ne kuldan ne koldan arama.
Kul da vasıtadır.
Kati olan
her olay, yerini doldurur.
Kati olan her olay dedim.
Kul için yanlış gibi
görünse de;
ALLAH’ımın ADALETİ tecelli etmiştir,
olay yerine
oturmuştur.


ALLAH’ım öyle YÜCE ki, kulunun her duasına bakar.
Ne var ki ‘Alsın
gitsin, ne hali varsa görsün.’ demez,
kuluna hayır olanı verir.


Kulun
terazisi olan,
ALLAH’ımın AŞKI’na düşendir. ‘YM’ diyelim.
Kulun
terazisi nedir?
Ölçüye vurmak değil elbet;
kula kulu buldurmak,
hatasını
bildirmek.
Almayacak kula, sohbet nasip olmaz.


Hak, kulun elinde ise;
yerden bulur alır, gine de ona
sahip olur.


Kulunun kolunu zorlama ki, gönlü
darılmasın.
‘Sonumuz Gül Bahçesi.’ derseniz,
elbet Gül Bahçesi’ne gidersiniz.
Aynayı
duvara çevirme, boşluğu duvarda bilme,
yanlış gördüğüne
gülme.


Sözde ağzın şekline değil, zikrine
değer verin.
Sahtelik gönülden gelmesin, bedende şekil almasın.


Gönlünü ALLAH diye açan, kainatta doğruyu seçendir.
Çünkü ALLAH’ım
yardımcısız bırakmaz,
‘ALLAH.’ diyen kulunu yanıltmaz.
Olacak şahit
istemez.


Müsait olmayan, ‘Niyazdan uzak kaldım.’ diyen;
gönle
niyaz etsin.
Dilin varmadığı yerde; gönül alır, aldığını iletir.
Niyaz,
gönülde olduğu müddetçe, değerini arttırır.
Güzellik her
verdiğinde.
Yuyanın verdiği, güzeli gösterdiğidir,
göremeyene
uyandırdığıdır.
Kolunu aç da gör, yerini seç de gör.
Görgüden uzak kalan, yaratılana
hata arayandır.
Aslında hata, hatayı arayandadır.


Adalet saçın aldı ise, ALLAH’ıma
sığın.
‘Hak bende.’ diyorsan; ona giden köksüzdür,
sende kalan çöpsüzdür.
Kaderin çizilişi hatasızdır.
Kul yanılır, ‘Kötü kaderin kuluyum.’ der.
Dünyada
harcamadığın, unutma ki seninle gider.


Sözün değeri, gönül ölçüsündedir.
‘Nasıl?..’
dersen; mütedeyyin, kulun nüfusuna yazılmaz;
olaylarla yolun gidişine
uymayanın, düğümü çözülmez.
Varsın ‘Hatalısın.’ desin. (Kime söylüyorsunuz?) Alan bilir.
‘Ayağım
dar gelmesin, pabucum sıkmasın.’ dersen,
dar gelen yazılmaz.
Dem yerinde, han
yolunda, el-elinde.
Söz edilmesin, eni-boyu açılmasın, olacaktan kaçılmasın.


Örülmüş duvarda hata ararsan,
duvarı indirmen gerekir.
Eğer indirmeyeceksen, hatayı unut.


Diktiğin
ağaca, su ver gölgede.
‘Neden?’ dersen; su ile güneş, birbirine verir
ateş.
İki ateş bir olursa kavurur.
Onun için biraz su, biraz
güneş gereklidir.
‘Aynı manada değil mi?’ denir, değildir.
Biri
farz, öbürü sünnettir.
Ne var ki, her ikisi de şarttır.


Yargıya memur edildim,
madde ile
maddeden sorguyu buldum.
Mana ehline KUR’AN’ı verdim,
kendi yargısını kendisi
yapsın diye.
Çünkü mana ehli, madde ile yargılanmaz.
Mümin olan bilir.


Varlığına beni mi katmaya çalışırsın?
Ben O’ndanım.
Bedenimi uydurmayı,
ALLAH’ımın izninde olmaya adadım.
Gücün benden öte mi?
Ona de ki ‘Şeytan madem suçuna ortaktır,
neden sevabını da
paylaşmazsın?’
Hatan oldu mu; şeytana uydum dersin,
sevabını kendine
mal edersin.
Suç da sevap da, kulun sadece kendinindir.
Ne alınır,
ne satılır, ne de paylaşılır.


Manayı, madde ile değişmeyiz;
‘ALLAH ADI’na!’ dedik mi, sözümüzden
geçmeyiz;
yüze verdik mi, arkaya dönüp kaçmayız.
Daldaki elma
haldedir.
‘Ne demek?’ denirse, olgunluktadır.
Müşaade, YÜCE’nin; uymayan
değil, gecenin.
Gönüller aydın olsun.


Savaşı
sulhu temin için düşün ki, muvaffak olasın.


Ummadığın
olursa, ‘Bu nedendir?’ der misin?
O’na sual eder misin?
Yağmuru bekledin
yağmadı,
ümidini kestin ‘Ekinim yandı.’ dedin.
Sabaha kalktın, yağmuru
buldun; sual açabilir misin?
Her olmadık gibi görünen,
olumunda kulu
şaşırtan O’ndandır.
Onun için hiçbir olaya sual açmayalım,
‘Neden
olmadı?’ diye suçlamayalım,
sonra ‘Nasıl oluştu?’ diye
şaşkınlığa düşmeyelim.
Dile düşürür, ölçülere vurur.
Olaylar
olmasa, kullar ne ile ölçü alır?
Göre-göre ağaca vurursun.
Hata sende mi,
ağaçta mı?
Ne ağaçta, ne sende, ne de O’nda.
Çünkü hata, O’ndan sadır
olamaz.
Olaylar; niyetin olgunluğunu, kulun hamlığını,
ALLAH’ımın YAZDIĞI’nın
ne denirse densin
bozulmayacağını gösterir.
Merdaneyi, hamura değer
vermek için kullanırsın.
(Merdane
olayları mı temsil ediyor?) Evet.
Konuşan da O, konuşturan da;
bize ne düşer.
Olumun mayalıdır, geçtiğin yol kayalıdır, vardığın
sahilidir;
ayağına takılan, takılacak olan her taş, HAK YOLU’nun
halidir.
Ne var ki; kumda yürüyenin ayağına, neden zarar verir bilinir.
Kumda
ayak gömülüdür, taş ona nasıl vurur?
Sadece yolunda durur, elbet zarar
vermez.


Suyu susuza sor ki, sana kuyu açsın;
ondan yol dile, önüne geçsin.
Kumda
iz arama, çünkü örtülür;
dağda dizini vurma, bertilir;
giden ile gelenden
sorguya düşme,
yumağına düğüm verir.


HAK elde, HAK
dilde, HAK gönülde oldukça;
gayrısını selamete götür.
Götür ki;
elin-dilin-gönlün, vazifesini yapmış olsun.


Pencereni
geniş aç ki, görüşün örtülmesin.
Kapını güneş yönünde seç ki,
gölgede kalmasın!


Aşını, eşini,
düşünü dile verme!
‘Alacağım, aldığım SEN’den, verdiğin
EYVALLAH’ de.
Yağan yağmur, esen rüzgar;
yaprakları dökse, yerde
çamur birikse; söze verme.
Altın tabak, bakır
tabağa denk olmasa da;
içine konan aş, ne olursa olsun, mideni
doldurur.
Ağacın gölgesi, seni dinlendirir; asla yolundan alıkoymaz.
Ne
var ki, daha önce dendiği gibi; önce gerçeğe uy.
ALLAH’a emanet
olunuz.


‘Uydum.’ diyenin,
sözüne değil ameline göz atınız.
Uymadı derseniz, uygununu anlatınız.
Gene uymazsa, kılıca el atınız.
‘YA ALLAH!’ deyip
uzatınız.
Rast geldikte HAKK’ın
ELİ’dir.
‘Gelmedi.’ dersen, elini indirirsin.
‘Adalet ortada.’ dersin.
Çünkü
kararı verecek O’dur.
Verdiğini alacak O’dur.
Düzene uyduracak da O’dur.
Bilmeyene
bildirecek de O’dur.
Bin düşmanım olsa da;
ALLAH’ıma dayandı isem sırtımı,
kimse gelip alamaz pırtımı.


Çizilenin görüldüğü, kaderin örüldüğü,
adım gidildiği, nasıl inkar edilmezse;
olayların kadere yazıldığı da,
asla inkar edilemez.
Madem yazılmış, niye her olana isyan edilmiş?
Daha
güzel yazan mı var? Yazılanı bozan mı var?
Olanı olduğu yerde alalım, HAK
en güzel yazar bilelim.
Niyet kurmayalım, olsun ayalım.
Aymayı çok evvel verdim,
tane-tane gösterdim.
Vereceğini gösterir, gitmesen de ayağına getirir.
Bulayım diye aramaya hacet yok.
Bulacağını, ALLAH’ım karşına çıkarır.
Bulmayacağını; kainata çember çeksen, gözünden kaçar.
Kulu şifa
bulacak ise, ALLAH’ım verdiğine uydurur,
geçeceği duyurur.
Dumanlar
dağılsın, niyazlar edilsin,
söz bohçaya konulsun kaldırılsın.
Söze-söz
katmak, geçmişi gelecek ile karıştırır,
kulun dumanını artırır.


Oyna, bildi isen; söyle, gördü isen. Bildiğinden
kaçma.
‘Yerimden olurum, gözden silinirim.’ dersen;
kaçtığın an,
gönüllerden silinirsin.
Bilen demezse, bilmeyen kimden öğrenir.
‘Umduk.’
denir, olmazsa üzüntüye düşülür.
Umduğun olmadıkta; hata sende mi,
umduğunu vermeyende mi?


Günün yorumu, saysın sorumu.
Akana çanak tuttun mu? Çukura kum döktün mü?
Sorumsuzluk
dileyene ‘Sorumlusun.’ dedin mi?
Kayguyu silesin, olana gülesin.
‘Dileyen
gelsin, dileyen kalsın.’ dersen;
sözün cevabını özünde bulursun.
‘Al beni.’ diyene
elbet kapı açılır.
‘Sil beni diyene, danışılır.’ dersen,
sözümüzün
alındığını görürsün.
Sözün özünü vereyim.
‘Gününü sayacağım, ötesinde
kapıyı örteceğim.’ densin.
Sayılı günün, olayla dönüşeceği
görülür.


Gönülsüzlük zenginliğe, gönüllülük enginliğe
götürür.
Her meyva erdikte yenilir.
Ermeyene turfanda denilirse de, tadı ancak
erdiktedir.
Sözü edilen, kainatta erdiği bilinen,
adları duyulmamış
olsa dahi,
vergisinden eksilmeyen ULULAR’ın,
geçende vereni ile güne geleni
yargısız söz alır.
‘Ne demek?’ dendi.
Günün yöntemi, gelenin vergisine
dolaylıdır.
Asla yargıya yer vermez.
Hummalı gününde gelen, huzur verendir.
Savaş gününde gelen, kuvvetine dayanandır.
Gelen, günün yöntemine uyandır.
Çünkü BİLEN,
YAZAN’dır.


Elmayı dörde bölsen,
dörtten birini alsan, öbürü haram mıdır?
Olumsuzluk biri dörde bölmek,
birini
alıp üçünü inkar etmek.
Olay budur.
Cümlenizin yolu MUHAMMED Yolu’dur.
EBUBEKİR, OSMAN, ALİ, OMAR.
O’nun dörde bölünmüşüdür.
Birini
alsak, öbürlerini inkar haktan mıdır?
HAKK’ın YOLU’ndan mıdır?
O’ bizim, biz
O’ndan.

Bir sevap, bin günahı götürür, kulu
aydın getirir.


Ayırdığın her danede,
HAKK’ın vergisini gör, gördüğünü gözet.
Dal
yere düştü ise, saz et.
Atayım dersen, verdiği sese kulak takmadın
derim.

|