Hal
8-1
Hal ile yolu ayıralım.
Hal ALLAH’ımdan, yol kulundandır bilelim.
Hal ALLAH’ımdan gelir, ne diyelim.
Yol dileyene ışık tutalım.
Yoldan soran, alır ışık;
halden soran, tutar kaşık.

1 eylül
Dünyanın çözümünü falda aramayın, halde görün.

27
Kendinde hoş görmediğin halin, sende kalandır.
Onu yok et ki, seni rahatsız etmesin.

14
Hal ehli nedir? ‘Her olana uydu.’ denendir.
Yalnız ‘Uydu’ denen, senden-benden değil,
YÜCE’den gelen KARAR’dır.
Hal ehli odur ki;
ne geçmişi anar, ne gelecekten umar.
Halde hali yaşar.
Sahilde ise deryaya bakar.
Deryadan aradığı kalmaz, çünkü aramaktan bulmaz. Olduğu an, noktada küldür.
Zevk, kulun maddeden sıyrılıp
manaya perde açtığı merhaledir.
Yani sohbetler.
Kâl.
Evet. Kâl, halin ötesidir.
Dünyadaki kulun, en yüksek mertebesidir.
O da sadece bir kuluna nasip kılınmıştır.
RESULÜ’ne.
“KALEMİ VERDİM ELİNE.”
denen AYET odur.

11
Oturmak, geleceği beklemektir.
Halbuki gelecekten önce, hal vardır.
Halin durduğu yerde, gelecek karanlık görülür.
Çünkü durmak yoktur.
YUNUS

8
Cevrinden geçilmezse,
yanında durulmazsa,
kul hale vurulmazsa;
ne kendini bilir,
ne aradığını bulur.
YUNUS

6
Manayı bilmeyen uymaz,
almayan duymaz, silmeyen dünyayı gülmez.
‘Manayı bilmenin yeri nedir?’ derseniz;
maddeyi silmek, olana uymak.
Maddeyi silmek, her şeyden elini çekmek değildir.
Yerli yerince, kulun gönlünce,
ALLAH’ımın EMRİ’nce olan her hal
manaya adımdır.

7
Mümin olana;
ALLAH’ımın VERGİSİ yoluncadır,
bilmeyene halincedir.
Her adıma taş gelir,
 kendi kendine buldurur.

5
Yeşilden aldık, gönlümüzü serdik, her olayı sorduk. Sorulmadık soruyu, gönüllerde aradık.
 ‘Sorulmadık soru nedir?’
Anda, ben neyim?
Her kul andaki halini bilse,
zan olandan uzak kalırdı.

23-2
Serden soran, yerden alır.
Gönülden soran, halden alır.

28-1
Halde olan çerçevenin içinde olur.
   Yolda olan, onu çerçevede görür.
   Aslında halde olan çerçevede değil.
   Yolda olan onu öyle görür.
   Halde olmak nedir?
   Hal; suda, havada, kumda, toprakta,
   ağaçta, yaprakta kendini bulmak.
Duvar konuşur mu?
   Konuşur tabi.
   Dilini bilene konuşur.
   Duvar der ki:
   Ben seni soğuktan korudum,
   ben seni sıcaktan sakladım,
   ben senin edebine perde oldum.
   Haldeki bunu bilir,
   Yoldaki görür.

10
dal ile hali bir bilesin, kuru dalı yaprağı ile göresin.
Yaprak dalı süsler, kul hali besler.

19 eylül
Beden ile dilenen yolu bulamazsın.
Hale uymadı isen, huzura varamazsın

26
Yeni'ye hal sorulsa; 'Yoluma' der, geçeni olan ile süzer. Ayağını örtemezsen, örtünü değil halini değiştir.

21 mayıs
'Dört nedir?' diyelim mi?
Ağacı kökten alalım mı?
Dördün yorumu kainatın durumuna denktir.
Bildim diyen, sevendir;
gördüm diyen, uyandır;
uydum diyen, arayandır;
oldum diyen, dört'ü kendinde bulandır.
Dört'ü kendinde bulan, elbet beşi arayandır.
Beş, öyle oldukta, aranandır?
'Aranan nedir?' dendi.
Aranan, kainatın dört'ü,
dört'ün oldurduğu ölümsüzlük.

Olumum neye eşittir?
Dört'ü aşmağa, beş'e ulaşmağa.
'Beş'in verdiği,  bilmediği nedir?' dendi.
Bilmeyen, beş değil dört'tür.
Bildiğini kendinden sanır, beş'ten aldığından habersizdir. Aymayı bildiysek, duymayı öğrendi isek
'Beş, yerimizdir.' deriz.

Her varolanın dört hali vardır.
Dört halin bittiği yerde beş'e ulaştığı görülür.
Can CANAN öyle buluşur.
GÜL'ün verdiği, dört hali ile gösterdiği,
ömürden göçe vardığı,
göçten sonra dahi kainatı sardığı bilinir.
Çatı orada bulunur.
'Şefaat.' denen o'dur.
'Oruç oldum, namaz kıldım,
zekat verdim, KABE'ye yüz sürdüm.' dediğin,
dört hali ile olduğun,
beş ile tamamlandığın,
senin bildiğindir.
Bilmediğin hali ile hallendin mi?
Yol, her kulun niyazıdır.
Ne var ki, hal önemlidir.

'CELAL hak mıdır?' dendi.
CELAL, SIFAT değil mi?
CEMAL, halde olanın,
CELAL'den geçenin sıfatıdır.
Güzel ne güzeldir, gazel olsa da;
güzel ne güzeldir, yere düşse de.
Düştüyse bendendir, göçtüyse O'na. Evet.
O'ndan O'na.
'O'ndan geldim, geldiğimi bildim,
O'na döneceğim.' dediğinde,
dört hale uymuş, beş'e dönmüş olursun.
'Halife değil mi?' dendi.
Halife hal ile hallenmedi mi?
Verdim, her yaratılanın dört hali vardır.
Ne var ki, duvarın kimi sarayı, kimi kulübeyi gösterir.
Her kulun hali de hallendiği şekildedir.

5 kasım
Hal ile verenin zordan korkusu olmaz.
Dil ile verenin yoldan korkusu olmaz.
YUNUS

21
Az alan, çok alan değil,
aldığı ile kendini besleyendir önemli olan.
Çınar nasibini çimene verir, çimenin aldığı kime ne verir? Nasib vermese de hal verir, hal ile sevdirir.

17-2
Yerden yol, GÜL'den hal bilinir

9-1
Olumsuzluk, niyetinde değil halindedir,
doğuştan değil oluştandır.
Gönlüne uymayanı haline katarsın,
her olayda kayguna kaygu katarsın.

10 mart
Her muhasebenizde olumsuz halinize daha az yerininiz.
'Ne demek?' dendi:
Olumsuz haliniz daha az olsun demektir.

29
Koğuşta görülen her kul,
birbirine şekil ile benzese de, hal ile ayrıdadır.

21
'Dost' diyen, dostluğunu cümleye yaysın.
Eğilen dalı kırma. Destek koy düzelsin.
Dostsuz sofra kurma, zengin fakir doysun.
Yumuşak yoldan kalma, halini gören alsın.
Sende görsün, kendi olsun.
NASRETTİN

4 mayıs
'Dört dört.' dedik, yorumda duranı gördük.
Her varolanın bildiği, uyduğu dört haldedir.
Düzen, bilinen dört yoldadır.
'Dört hal nedir?' dendi:
Doğduğun, bildiğin, uyduğun, öldüğün.
Doğuş da dört haldedir:
Döl hali, görgüye dönüş hali,
-doğuşta- iki aleme bakış hali,
(Doğuş esnasında mı DEDE’ciğim?) EYVALLAH,
dünyaya bakış hali.
Öyle oldukta mana aleminden sıyrılır, yani perdelenir. 'Gerçeği nasıl bilir?' dendi.
RUH'un aynaya bakış halinde, gönülden uyduğu her olay. Dört-dört denilen;
'Gelişimi bildim, dünyada buldum,
yaşarken uydum, sildiğim an duydum' denildikte
açılan kapıdan girilir.
Elbet her kulun niyazıdır.

"Kar yolda iz almadan güzeldir,
kul halde söz almadan güzeldir."
dedi, YUNUS'um

Doğuşun dört halini verdiği,
MEVLÂNA’nın dediği olayda, düzenin yazgısı vardır. Doğuştan önce iki, doğuştan sonra iki hali oluşturur.
YUNUS

Denildi ki: 'Ya, doğmadan düşen?'
O da iki halde oluşandır.
YUNUS

14 eylül
"...Hal kulun, yolunu bilirse, hal kulun,
kendini bulursa, ayağını yerden alıp yoruma verirse."
dedi, YUNUS'um

20
'Çiçek elde güzeldir.' diyene de ki:
Çiçek dalda güzeldir, kulu halde güzeldir.

21
Ayrı gelen her konu temelden aşılmaz,
yerini bilmiyen kul haline şaşırmaz,
ALLAH'ım kimseyi dilenmeyen hale düşürmez.
YUNUS

30
Hal HALKEDEN’i bilende olur.
HALİK kendini kulunda verir.
Kul kulda hakikati bulur.
YUNUS

7 mart
O'ndan gelen yol ehli,
O'ndan bilen hal ehli, cümle alem GÜL ehli.
YUNUS

Yol ehli gülene güler, hal ehli her gelen güler.

7
"Kul kuldan, kul yoldan,
kul halden beslenir. Kul, gönlü ile süslenir.
Dil söylerse, gönül eylerse, 'Hal ehli' denir."
dedi, DÖRTLER'den gelen

Kulluk, bil ki haldir.
AKŞEMSETTİN

13
Kulu kendini bilirse, haldedir.
Hal dilde değil, gönüldedir.

18
Güçlük, yoldan değil, kuldan gelir!
Dinlerden söylenen hal ile eylenen,
bundan şundan sıyrılıp
sadece yaratılmış olmanın kutluluğunu bilmektir.
Bağda aradığını dal verir, kulda aradığını hal verir.

4
Yol alır gelen giden, hal bulur sevgi güden.

12
Sohbet, düzene uyarsan götürür;
sohbet, YAZAN’a, duyarsan, tattırır;
sohbet, aldığını iletirsen buldurur.
İletmekten maksat; zor ile değil, sözden değil,
halden bilmek ‘Vermektir!’ dedik, her sohbette ilettik.
Göz göze geldiğinde kim olursa olsun sevgi ile bakıyorsan, el ele verdiğinde anandan bacından,
babandan ağandan ayırmıyor isen,
‘Hale geliyorsun’ derim.
Öyle oldukta sözüm yerini bulur.
Halden verenin,
sözünde güven görülür.”
dedi, YUNUS’um

3 kasım
‘Hal?’ dersen, her kula özeldir.
Her kulunun hali kendine aittir.
Ağaca aşı vurursa; çeşitte değişir, kök aynıdır.

28-2
HAMZA DOST dedi ki:
“Kuş uçayım der uçar, çünkü kanadı vardır.
Tazı kaçayım der koşar, çünkü güçlü ayakları vardır.
Kul, gizli kalan ÖZ’ünü bulmak için her halini eğitirse, nefsini öğütürse, öylece ÖZ’ünü bulur.
Kul ne mutlu kuldur ki, hali ile cümleye verir.”

21
DOST kıldı isen hevesi,
DOST ADI’na alırsın nefesi,
bir-bir okursun kafesi.
Dersin ki: ‘Bir bedende bin hale,
bir halden binbir suale geldi isen okursun,
bildi isen dokursun’

18
“Değişmeyen halinden sorumlusun,
gelişmeyen bilginden kurumlusun.
Öyle ise, her gününde haline yenisini ekle,
bilginde gelişeni öylece bekle.”
dedi, SEYYİD OMAR