![]() ‘Ağaç suyundan sunar mı?’ demeyin, yanılmayın. Yaprağına su verir, canını sudan alır. ![]() Suyunuzu alırsınız, rengini buluta çevirirsiniz. Aldığı renk göğün rengi. Bulutlanırsa, su da rengini kaybeder. Demeyin ‘Olmaz, su rengini kaybetmez.’ Suyun rengi yok ki kaybetsin. Ne var ki, gök açıksa mavi olur, bulutluysa göğün rengi RUH’u sıkar. ![]() Mevsim baharsa, kulun gözünden gönlüne ılık olayın tadı gelir. Mevsim kış ise, kulun gözünden tenine soğuk havanın tadı gelir. Yaz yakar, kul suya bakar, rahata erer. Almazsa sudan hayat, dünya görünür bayat. Güneşe bakar, teninden teri akar, yakar-yakar. Suyun verdiğini, kulun su ile erdiğini bilir misiniz? Su öyle bir varlık ki, en dönük kula dahi şükür ettirir. Suyunu içip teşekkür etmeyen bir kul, dünyaya gelmedi. Olgunluğun misali suda, erginliğin masalı suda. Her olay suyla bağlanır. ULU’nun dergâhı dahi, su ile misal olur. ![]() Tarlan vardır ekersin, ot biçersin. Unutma ki, tarlan gine senindir. ALLAH’ım dilerse su verir, dilerse kokulu su verir, günde seni ihya eder. ![]() Su, yolunu temizler devamlı akarsa. Çevirmezsen yolunu, sen bulursun yönünü. Akan suyun yolunda, taşı da toprağı da temiz olur, ağacın gövdesi de gürbüz olur. Akan suyun etrafı da kalabalık olur. ‘Neden?’ diye sorarsanız, bereketini bilirsiniz; toprağı çatlamaz, ekini kurumaz, kulu yanmaz. Yandıkça içer, kendinden geçer. ![]() Suyun akışına uyan, rüzgara kapılmayan bekler. Su bir yönde yol bulur, akacağı yeri bilir. Rüzgara kapılan, nerden geldiğini nereye varacağını bilmez. ![]() Su imandan, kul zamandan. Yozan, nasipsiz kalandır. ![]() Aşık, AŞKI’na koşar. Kumunu eline alan, ‘Elim doldu.’ diyen; taşı ne yapsın ALLAH’ımın YOLU’na? Kum taşın öğütülmüşü; un, buğdayın öğütülmüşü. Kum, yol; un, kul. Un, su ile yoğurulur, kulun hamuru olur. Su AŞK’tır. Suyunu kararsan, hamurun olur. ULU’n seni yoğurur. DEDE’nin dediği, gününde doldu, destiler elde geldi. Doldurduk sunduk, boş el bırakmadık. Söğüt dalı, kulun hali. AŞK’ın yolu hep suda. Su bende, ben deryada, gelen bende, ben yolda, kul elde, el göğüste. Cümlemiz BİR olduk, suyunu bulduk. Ağacında dalı mısın, dalında yaprağı mısın? Ne yolumuz kapalı, ne suyumuz durgun. Akar gider, her aktığı yerde toprağı sular. Nice ağaç, suyundan beslenir. ![]() OMAR der ki: “Diktiğin ağaca, su ver gölgede. ‘Neden?’ dersen; su ile güneş, birbirine verir ateş. İki ateş bir olursa kavurur. Onun için biraz su, biraz güneş gereklidir. ‘Aynı manada değil mi?’ denir, değildir. Biri farz, öbürü sünnettir. Ne var ki, her ikisi de şarttır.” ![]() Daha önce verdim, ‘Ateş dahi sudur.’ dedim. İspatı derseniz, meydandadır. Yanan ateşten çıkan duman nedir, nereye gider, nasıl döner? Kul ateşlenince nasıl terler? Kainatın özü sudur. Taşı ile toprağı, ateşi ile. “Muayyen gün geldikte, taşı toprağı su oldukta, kulları O’nu buldukta; doğuşu bilecekler, varlığı o zaman idrak edecekler.” dedi HAZRETİ MERYEM söze girdi: “Muayyen günün olduğu, cümleye güldüğü gün; görülecek elbet. Günümüzün hasreti, o günde çözülecek...” ![]() Her kulun gönlünde, AŞK çiçeği mevcuttur. Ne var ki su gerek, suyu verecek gerek. Aslında kainatın tümü sudur. Madem sudur, neden dönüşten şüphe edilir? Taş gördüğün de sudur, ateş dediğin de sudur. Suyu su ile beslersen, gidiş nereye? ![]() Sudan gelenin, suyu bilen ile bir olduğu söylenir mi? Suyu bilen, zahirden görendir; sudan gelen, aslını bilendir. ![]() O’nun KAPISI, gönüldür tapusu. Ne kadar mamur eylersen, o kadar hamur bulursun. Fırında pişirirsen, olumlu gelirsin. Un beden, su iman. Vermezsen duman, gelişin yaman. EYVALLAH. Öyle ya, fırınsız gelirsen, hamursuz kalırsın. ![]() CAN’dan aldık, CANAN ile bildik, cümlede bulduk, EYVALLAH dedik. Suyu, yolumuz dedik aldık, el-ele yürüdük. Suyu bilene yoldur, yol ise haldir. Halin uymazsa, suyun bilmezse; vereceği nedir? Suya sırtımı dayayayım dersen, tutunamazsın; gönlünde bulayım dersen, dumanı kendine almazsın. Akan suda çöpe göz atma, götürür gider. ![]() Sudan geldik, su ile suyu dileyene, ‘Gönlünü yıka.’ dedik. Dilemeyen elbet olmaz. Dünyanın kahrına gömülse, sudan şifasız çıkmaz. ![]() Sudan geldik, su olacağız, suya varacağız. ‘Deryadayım, kuyuyu neyleyim.’ deme. Unutma ki akıbet, o da deryaya katılacak. ![]() Sudan geldik, su olacağız, suya döneceğiz. Bilenle bilmeyen sözünden arınacağız. Daha önce verdik. Su, ne olursa olsun, nerde kalırsa kalsın, dönüşü bulacaktır, deryaya varacaktır. Şüphe kulun cehennemi, iman cenneti olacaktır. ![]() Her kul sonda, sudan nasip alır. ![]() Kan sudan, ten sudan, CAN sudan. Ey müymin, uyan uykudan!.. ![]() Sudan geldik, su olacağız, deryayı bulacağız. ![]() Yerimiz bilinir gönüllerdedir, yolumuz bilinir sahillerdedir. Sudan geldik, suya döneceğiz. Kar da olsak, buz da olsak eriyeceğiz. Geyik misali, sevgiye örnek olacağız, arı misali bal vereceğiz. ![]() her kul suda birdir. Kar olsa, buz olsa, akanda dursa yine sudur, yol budur. ![]() Suyun oluşumunda, kulun yapısına denk gelişim vardır. Sevmeyi bilmeyen kul, bakımsız havuza benzer. Gine de güneş ile su buharlaşır. Kalıntı havuzdadır, suyun bıraktığı yerde. ![]() Can CANAN ile oluşur, CAN'da buluşur. Can su ise, CANAN suyun ne azı ne çoğudur. Sadece buharlaşmış halidir. ![]() Sudan geldik, su ile döneceğiz. Her şey bir damlanın içinde! ![]() Gücümüz sudan verir, kaydımız NUR'dan gelir YUNUS ![]() Suda gelişen değil buluşan vardır. Suyu buluşturan varlığında olan bilgidir. Dağdan yerden dolaşır, deryaya öylece ulaşır. Gelişen bilginizdir. ![]() Saman hafif denilir yükünden sakınan olmaz, yer tuttu diye bakınan olmaz; ne var ki, suyun içine asla girmez. Sudan aldığımız, RABB’imiz ile bağlantımızdır. ![]() Suda rengi aradım, her konuyu taradım, dedim ki; ‘Su; özünü her zerreye bağlamış, her renge kendini bağlamış, ne gelirse beklemiş, sarı çiçekte damlasını saklamış, mor çiçekte kökünü paklamış, gök ile birlenmiş, toprak ile kirlenmiş.’ PİR SULTAN ABDAL ![]() Dağladık yarayı, sildik gönüldeki yarayı. ‘YA RABBİ!’ dedik, ‘Su SEN’den, söz SEN’den, karar SEN’den, zarar SEN’den. Yarattığın her güzelden ne aldık, neyi bulduk, kiminle kime verdik? ![]() Bir bardak suda tüm deryanın bilgisi vardır, ne var ki hizmet alanı dardır. YAHYA ![]() “...Kanın da taşı var, taşın da kanı var, her kulun zannı var.” dedi, PİR SULTAN ABDAL her damla suda kainatı gördüğünü, her damlayı birbiri ile ördüğünü söyledi, selamladı. |