![]() Okunacak yazımız, toplanacak kitabımız; onun için yazarım. Gayeniz; sözümü almak, yolumu bilmek değil mi? Yazdığımı okuyun, hissenize düşeni alın. Almadığınızı verin. ![]() Bir kitap bitende, ikinciye aynı gün başlanmaz. İkinci kitaba hazır olunuz sözümüz cümleye, zümreye değil. Kitap olacak, teksir değil. Kitabımız okuyup ta, ‘Hala derdime deva bulamadım.’ diyen; uyansın, yeniden okusun. Mutlaka devasını bulacak, yolunu alacaktır. İkinci kitabımız, sohbetin yolunu bulanlara, AŞK’ını arayanlaradır. Yolunu arayan, birinci kitaba döner. ![]() Yazılarımız; el ile toplansın, dil ile söylensin, yazıya verilsin, her kuluna sunulsun. Yazının yayıldığı, her kulun dilediği gibi olsun. Her kul eline alabilsin, gazeteye verilebilsin. ![]() “Verdiğimiz yazımız da, kuş misali dağılsın, elden ele dolansın.” denildi. “Komşuda olmayan, bende fazladır.” der, HAZRETİ ALİ fazla gördüğünü dağıtır. ![]() Yaprak-yaprak okunsun. Okuyandan dileyene dağılsın. Her kul bir yaprak okusa, ikinci bir yaprağı dileyen kula verse. Kul kuldan alır, sözümüz dağılır. ![]() Benim verdiğim, sizler; sizin verdiğiniz, yüzler. ![]() ALLAH’ımın EMRİ’dir: “ALDIĞINI VER.” DER. Kendine mal ettiğin her vergi, senin zimmetindedir. Elbet kulun kuldan, ne alacağı ne vereceği olur. Vergi, nedir? ALLAH’ım her kuluna, hazinelerinden dilediğince verir. Kiminin bilgisini, kiminin görgüsünü, kiminin sevgisini. ALLAH’ımın bahşettiğini paylaş ki, sana huzur versin. ‘Bilginin paylaşıldığı olur mu?’ derseniz, elbet olur. Doğruyu bilen, en güzeli verir. ![]() Amade olduk, her güzeli sevdik. Sevdik, güzel diye kainatı sardık. Dünya işi, pişir aşı, kaldır kaşı, atma taşı. Olan olur, bilen alır, gören bilir, olsa yürür. Sormuyorsa vermezsin ![]() Cümlenize verilen, senden-benden değil, O’ndandır. Yerini bulduralım, cümleye dağıtalım dendikte tereddüt niye? ![]() Sohbetimiz, yarın gelende de söylensin, yazıya gine de verilsin. ![]() Adımız; bilindiği gibi, dünyaya olduğu yerden, yayıldığı gibi yayılacak. Taş koyan, ayağında bulacak. Sözüm benden değil, HAK’tandır. ![]() Bilen demezse, bilmeyen kimden öğrenir. OMAR ![]() GÜL dalı hal ehline verilir, uyunuz! Asma dalı dil ehline verilir, yayınız! Hal, alan; dil, yayan; el, yazan; gönül, çözen. ![]() ‘Okumuz var, yayımız yok.’ demeyin. Yayımız, gönüllerdir. Miğfer giymesek bile, dört yönümüz kaledir. Kalkan almazsak, yargıya düşmezsek; kayguyu sileriz, ‘Yazı, HAK’tandır!’ deriz. ![]() Vermeyi değil, almayı kendinize heves ediniz. Vermek dilenirse, verileni yayınız. ![]() Evet güne kadar size verdik, günden sonra sizlerle vereceğiz, sözlerle yayacağız. ![]() Mutlusunuz, kutlusunuz. Alandan oldunuz, vermeğe vazifelisiniz. Vazife elbet zorludur. Ne var ki, geçen gününüz kârlıdır. Dağıtın. ![]() Verimin olduğu yer, NURU ile NUR'lanır, her kulu aynı NUR'dan paylaşır. Güne kadar sizlere verdik, günden sonra sizlerle vereceğiz. ![]() sözümüz asla zümreye değildir, cümleye olmalıdır. ![]() 'Vazife.' denildikte, burdan oraya veririz. Ordan oraya nasıl veremezsiniz? Verilecek, derilecek, yoğun çalışmaya girilecek. Unutulmasın, bekleyen çoktur. Her dileyene denilmesin 'Elde yoktur.' Olmayan toplansın. Aynayı ele verdik. Yazdık-yazdık, sohbet sofrasını açtık. 'Daha genişleyecek mi?' denilir. 'Cümleye.' dedik, zümreyi vazifeli saydık. ![]() Kitabın devamı gelecek, bütünü gazete ile yayılacak. Her uyumda düzenini alasınız, resmî yola koyasınız! El elden değil, kitabı kendinden toplayasınız. Kuldan kula gelene kul eğilmesin! (Parayla satalım mı?) EYVALLAH! Devamı geleceği, GARİB’in göçüne kadar verileceği daha önce söylendi. ![]() Dağınık düzende olanlar, her hale hata arayanlardan sorgu elbet bizden gelmez, GARİB’in sözü kimsede kalmaz! Ne var ki, YUVA'mız hata aramaya değil, birbiri ile hemhal olmaya, her bekleyene elden ele vermeye açılmıştır. ![]() Dört mevsim sayılsın, günde gelen anılsın, dağılana el konulsun, kaşık elde söz dilde kalsın, sohbetimiz her dileyene açılsın. Karşı gelen olursa, sözde hata bulursa, ona de ki; 'Bağımız BİR'liktir, gönlümüzde sevgi, yerimiz yönümüz dostluktur.' ![]() Döne-döne okuyunuz, ömrünüzü dokuyunuz, her sorana şerbet diye sununuz. ![]() Güzellik odur ki; bir bilen çok bilmeyene versin, çok bilmeyen bilenden ersin. YUNUS ![]() Desti elde geziniz, boşaltıp geliniz, yeniden doldurunuz. Asla boş kalmadığını göreceksiniz. Ömrünüzü, öylece güzellikle öreceksiniz. ![]() bilgimizi cümleye yayalım. 'Sen bilmezsin!' demeden, kul gönlünü kırmadan. ![]() 'Sözümüz her dilden okunacak.' dedik, daha önce verdik. ![]() Dilediniz aldınız, elbet sizde kalmayacak. Gaye yazılanı okumak değil, yazılanı dokumaktır. 'Dokuma fabrikasındayız, dokuyucuyuz!' deyin. Genişleyiniz' dediğimiz, topluluğumuzun genişlemesi, odayı doldurması değildir! Çevreye, daha geniş çevreye açılmasıdır. YUVA'nın methine değil kaynaktan gelenin fethine çalışınız! Her birinizin genişliğe açılması, dar geçitte olanların, sizlerin yardımı ile yolu aşmasıdır. ![]() Kuşak belde, kaşık elde, gönül halde görülür, her gününe HAK’tan hayır örülür. ‘ALLAH’ım!’ diyesiniz, Güneş’ten aldığınızı gölgede olana veresiniz. ![]() Her kul birliği arar, ER kul cümleyi tarar. ‘Olsun olmasın’ demiyelim, HAK’tan aldığımızı bilelim. Her sözü aldığımız gibi hazmedelim, ‘Cümleye vereceğiz’ diye azmedelim. Gönülde erlik varsa, dağılanı arar, konuları tarar, birliği erliği halinde kurar. ![]() Aldığınız emaneti, noktası ile teslim ediniz. ![]() ‘Alacağım.’ dediğini değil, dağıtacağın malzeme seni zengin eder. ![]() YUNUS’um sözü aldı: “Bilmeden yaprağı okuyamazsın, aldı isen, ‘Nasip benim.’ diye saklayamazsın...” ![]() “...Dağılan toplanır, birbirine eklenir, dört yönden HAK KELAMI beklenir.” dedi, KAYGUSUZ ![]() fener yakalım kamuya. HAMZA DOST ![]() “Her öğüdü bir bohçaya koyduğun, gelen geçen ile günleri saydığın yerde, beklenen güzeli göreceksin. Yolun verdiğin her olaya bohçaya koyduğun öğütten yayarsın, gelen de alır, gülen de…” dedi, KAYGUSUZ, dört yaprağı bir BÜTÜN’e ekledi, aldığı her bilgiyi önce kendine sakladı, ‘Adağım olursa dağıtacağım, aldığım bilgide dileyeni eğiteceğim.’ dedi de, HACI BEKTAŞ’a sordu: ‘Saklanan bilginin sahibi misin?’ ‘DOST! DOST!’ dedi, KAYGUSUZ secdeye geldi, kendinden kendine sordu; ‘Aldığının bir harfini saklayamazsın.’ Öyle ise, güç ver RABB’im. SEN’in vergin olmazsa, aldığımı HAK’layamam, bekçi olsam bekleyemem.” dedi, KAYGUSUZ ![]() Verdiğimiz bilgide, bir noktayı koymaya muktedir değiliz! Yorumda, DOST ADI’na aldığınızı, DOST ADI’na iletiniz! Sadece, aldığınız yazıyı tanıtınız! Olayın gerçeğini alan yorsun. Kendinde olduğu kadar, kendini bildiği ölçüde…” dedi, EYYÜB’üm |