Rabia

12
(Resim verilir) Ulu yolun yolcusu. RABİA HATUN, kulun bacısı, dileyenin YARDIMCI’sı. 

10
(Resim verilir: RABİA HATUN) “Gücümüz olmadığı nedendir? Çünkü ‘Güçlüyüm.’ diyen bedendir. Bedene gücü ALLAH’ım verir. ‘Güçsüzüm.’ diyen kulunu görür, YARDIMCISI olur. ‘YA ALLAH, SANA sığındım. Yetersiz gücümü yeterli buldum, ‘YÜCE ALLAH’ım öyle münasip görmüş.’ dedim, olana uydum.” diyen, RABİA HATUN selamladı, resmini verdi gitti. 

23
(Resim verilir: RABİA HATUN) Geminin direğinde, kulunun yüreğinde, gönlünün verdiğinde ne buldun? Yürüdün, nerde oldun? ‘Çevreyi sarandan mı?’ dendi. Güzelin verdiğinde, RABİA’nın gördüğü, gördüğünce uyduğu bilinir. Kucak dolusu selam ile gelir. “Alalım birlikte, olalım dirlikte, silelim yoklukta, bulalım çoklukta. Değişen, değişenden değil, oluşandan bilelim.” der yürür. YM. ‘Alayım mı?’ diyenin, sohbete uyanındır. Karşınızda olanın.

25-2
"Doyum, uyumdur. Saz ile söz ile vereceğiz, cümleye AŞK'ımızı duyuracağız. Duysa duymasa uyacak, uydukça doyacak, o zaman uyumsuzluk silinecek. Günün yorumuna gelendenim, RABİA." 

31
(Resim Verilir) Vardan yokluğa, yoktan gerçeği gören, el ele veren, düzende ören, sevgide bulan RABİA SULTAN. 

17-1  
"Ay gözümde, AŞK ÖZ'ümde güzeldir. Dert oyalar. Yerini suda bileler." dedi, RABİA geldi: "Küçük büyük demeden, AŞK ODU'na yanmadan, suyu içip kanmadan; yarına bakamazsın, yere diz çökemezsin. Yaprak-yaprak açılsın, köprü geniş geçilsin, güzel çirkin aşılsın; yemeni giyenle yadını alan, güneşte ayran içsin. Yanana sunulan."

12
(Resim verilir) Gölgeyi aştığı, su gibi taştığı bilinen, RABİA SULTAN denilen." Çaydan geçtiğin günde, toprağa düştüğün yönde, bilenin bilmeyenin, sözümü almayanın, yanında yardımında oldum. Her kulunun ÖZ'ünü gördüm, selamını akan sular ile ilettim." dedi, resmini verdi.  

10
"Geldim, gittim, okudum, tezgahta kilim dokudum. Ne sordum, ne serdim, sadece sevgimi sardım." dedi, RABİA sözünü bağladı. "Destan yazdım, fistan giydim, aydın günde adımı verdim." dedi, RABİA SULTAN selamını iletti. 

4
“Demde adımın geçtiği, ÖZ’den ÖZ’ü seçtiği günde şarkımız söylense, kim dinler, gören gözden kim anlar? ‘RABİA HATUN’ denilir, yağdan baldan söylenir. Geçit vermese yollar, bize uymasa haller, ne gelen olurdu, ne ALLAH’ım İZİN verirdi. Duman olmasın gönüllerde, sözümüz kalmasın yollarda.” dedi, RABİA HATUN yürüdü. 

20
"Yedi gün doldu en güzeli oldu. Duman dağılacak, beklenen güne eğilinecek. Dumandan maksat günün olayları. Rum'un dağıttığı eklenti değil beklenti olacak. ('Rum'dan maksat nedir? - Bir can ekler- 'Yabancı devletler' dedi) EYVALLAH. Kağıtta çözülür, öğütte sebep aranır, gerekli söz yerine iletilir." RABİA yerini aldı, sözünü verdi: "Suyun aktığı yerin güneyine inecekler, yok diye dönecekler. Yarım gün sonra uyanacaklar. Aldıkları istihbarata dayanacaklar. Altın deyip kokulu suya bulanacaklar. 'Yanan dönen SENDEN'dir ALLAH'ım, bilen bölen SENDEN'dir ALLAH'ım, arayan aratan SENDEN'dir ALLAH'ım. Dayandık SANA, umduk ALLAH'ım. Güvendik SANA, bulduk ALLAH'ım.' diyesiniz. Niyazda selameti bilesiniz." dedi, RABİA sözü devretti. 

30
“Geldim buldum, yol üstüne yükü koydum, gelenden sordum” dedi, “Yağandan gidersen alırsın, yükünden kalırsın. Yük verenin sevgisine, yük alanın duygusuna hizmette kalayım, varsın yükü sırtımda taşıyayım. Bol fistanı giydirdiler, başa örtü koydurdular. Yalın ayak olmaz diye, yemeniyi giydirdiler. Selam sizlere gelsin, bilen adımı ansın” dedi, RABİA söze girdi: “Doğuya batıya güldük, gülene elimiz verdik, ‘Suyu kaynağında.’ dedik. Gel gülelim, ‘Selam cümleye.’ diyelim. ‘ALLAH. ALLAH.’ diyenlerle, kapıda bekleyenlerle diz çöktük başımız büktük. El ele verdik, ayağa kalktık. Doğuya döndük, eli elde bulduk. ‘Dünyaya adımız vereceğiz’ dedik, kapı-kapı dolaşmadan, istenmeyen yolu aşmadan, doğuşa geliyoruz. Kapanan kapılara gülüyoruz. Aşımız bol olsun, günümüz aydın.” dedi RABİA sözü KUMANDAN’a verdi: 

2-2
‘Ak üzüm nedir?’ denilir: “O yanın sahibiyim, doğanın bilgesi, sayanın gölgesi, sevenin DOST’u, ‘Bunaldım’ diyenin yardımcısı” dedi, soyunmayı bilenle sahiline gelenin selamını iletti. ‘SALİH’ denir, selam verilir, DOST ile öyle söyleşilir. “RABB’im ADI’na geldim, ALLAH ADI’nı dedim. ‘Sadece SEN’den aldım, her anımda SEN’den verdim’” dedi, RABİA HATUN sözünü sizlere, sizlerle cümleye iletti. “Adım ile yanındayım, AŞK’ın ile yönünde. ‘Güzel.’ diyeceğin gününde, andığına uyacağım, sevginde oluşanı göreceğim.” dedi, selamet diledi. (m’nin ulusu mu?) EYVALLAH. ‘Geldiği, bildiği gerçek mi?’ denilir. EYVALLAH. Konuk, gölgesini silerse, aslında olan görülür. Olay budur. 

10
“Üç adak yolu açtı, üç kundak kulu seçti, her kulu güne şaştı. ÖZ’den ÖZ’ü bağlayan, ÖZ’den deyip ağlayan; aldığına yeniyi katsın, sevinsin, gülün dalına düğüm atsın. ‘Ne şarkı, ne de türkü dinlemem dinleyemem.’ demesin. Dolu tepsi getireni çevirmesin, dağılana değil eğilene yönelsin.” dedi, RABİA selamın iletti.

1 şubat
“Sevincinize ortak olanlar ile, gönlünüzü HAK’ta bilenlerin yardımındayız.” dedi, RABİA söze girdi: “Eğmediğin başın da düzenden aldığı vardır; bilmeyene dar gelen, bilenin yaşamında gördüğü kârdır.” dedi, RABİA, üç yönde, üç günde  aradığın sorguya geldi. “- Attığın adımı asla geriye alma. - Sevginden doluşan, görgünde buluşan gününü gölgeye düşürme. - Bildiğin değil, bilmediğin konularda senin ile olanı düşün, cümle kaygularını sil. DOST kapına geldiğinde, DOST halini bildiğinde, kaygunu alacak gine DOST’tur.” dedi, RABİA yürüdü 

8
Kuş uçar döne-döne, adımını atarsın bildiğin kuma. Geldiğin gün aldığın, RABİA diye bildiğin, yerden göğe sevgiye büründüğünü biliriz, adın ile vergini birbirine denk görürüz. ‘Dağlara baktığın, sevgi ile meşale yaktığını, anda alır anda verir; söylediğin her konuyu, bilgisinde korur.” dedi, RABİA söze geldi: “Her olayı HAK’tan bilenlerdeniz, selamına DOST ADI’na gülenlerdeniz. Eğilenin dökülenin değil, HAK ADI’na bükülenin, her an yanındayız.’ dedi, RABİA üç öğüdü olduğunu söyledi: “Varacağım makam O’dur, her olayı O’ndan bilin. Seveceğimiz sadece O’dur, her kulunu O’ndan bilin. O’nun YOLU sadece BİR’dir, her yolun sonunu O’na bilin.’ dedi, selamladı.

14
“Selam.” dedi, RABİA HATUN söze geldi: “Yolu açtım söz ile, kulu seçtim yoz ile. Ne yozu ne yazı ayıramadım. Her nefes hevesini arttırır, gün gelir kulu kul ile örttürür. Kulunun hatası kulunu bezdirmesin, hatasını görse bile kimseye sezdirmesin. Taş, taş ile ufalır; ne var ki, ayrıda olan yanılır. Uymadı denilene gönül koyma, gönlündeki dumanı, sakın yayma. Dün yozda olan, günde koz olur. Gemiye adım atarsan, bil ki yaz olur. ALLAH’ım, niyazına DOST KATI’nda katılır. Her olay, güzel güne atılır. Aydın olur, aydın gelir, bilen bilmeyen fetva verir. Gönlüne, aklına, mantığına uymazsa geç olayı. Güç olandan sıyrıl.” dedi, RABİA HATUN yürüdü.

1 mart
“Soğuk sıcak bir olursa, ılık denir; her söze öyle başlanır, kul, ne taşlanır, ne haşlanır. ÖZ’ünden geleni sözünde bulasın, eklenen yerde bekleyeni bilesin.” dedi, RABİA selamladı. “Gönül yolu BİR’dir, aşkına düşen kördür. Bildiği yeter, çünkü aldığı kordur.” dedi, yürüdü.

17
“Geldim aldım bilerek, cümlenizi sararak, niyazda olana nasibini sorarak.” dedi, RABİA selam ile geldi: “Bağlı değil sözdedir, yaprak-yaprak gözdedir, toprak gelse dizdedir. Gönül bağladık, GÜL dedik ağladık, RESULÜ ile geleni gideni bekledik. Dedik ki: ‘Her selam veren doyduğu kadar alsın, DOST KAPISI’ndan asla dönmesin. ALLAH AŞKI gönünde yansın asla sönmesin, karda dolansa donmasın.” dedi, RESULÜ’nün selamı ile RABİA cümlenizi selamladı. 

18
Gölgeyi silen, gönülden öyle gelen; diri kaldı, diri geldi, RABİA SULTAN ile anda buluştu. ‘Adımız BİR’de, gönlümüz her an O’nda oldu, O’nun ile diri kaldı.’ dediler, söyleştiler… ‘Sayfaları okudum, bile-bile dokudum; olumsuzdan  sakındım, gayret ile bakındım, ömrümde sanmayın yakındım…’ dedi, GÜL bahçesindeki yerini el ele aldı. Sakın ola söylenileni teberru sanmayınız. Olanı olduğu gibi verdik. Yalanı, dünya günümüzde kayalıklara serdik. 

22
“Ağır geldi konular, hep bilinir kanılar. Diye-diye ÖZ aldı, dedi cümlede göz kaldı.” RABİA öyle girdi söze, dedi “Geliştik yaza. Her satırı okuyacağım, senin ile sardığım ipeği dokuyacağım, geçilen köprüde hayır diye bekleyeceğim. Ayrıya gelmedi, gayrıda bulmadı. Sahip olanlar konuya adı ile geldi, cümleyi bilinen satırda buldu. O satır ki, her gönülü HAKK’a bağlar, her kulu TEVHİD ile BİR’liği kurar. O satırda, cümleniz için verildi karar. Selam olsun, selamda RESULÜ’nün vergisi görülsün.” dedi, RABİA mutlu umutlu yürüdü.

29
SEYYİT AHMET, RABİA ile söyleşti. Dediler ki: “Her sofrayı bildik, her gönülde bulduk. Dilenen her yuvaya geleceğiz, selam diyeceğiz. Alacak, bileceksiniz. Cuma günü selâda geldiğimizi daha önce söyledik. Söz, verilenindir; ÖZ, bilinenindir; her niyaz, gönülden iletilendir. Alınır, bilgi nakledilir. Dağlara sordum, geleni gideni bilir misin? Yollara sordum, gitmeyi dileyeni iletir misin? Dağlar alışır, yollar bilişir. Alan aldığı ile, bilen verdiği ile önemini bulur.” dediler, cümlenizi selamladılar. “ALLAH’ım onlardan razı olsun, her niyazları yollarına dursun. Kavak misali yücelsinler, çınar misali genişlesinler, sarmaşık misali sarsınlar. YUNUS’um misali sorsunlar, KAYGUSUZ’a uysunlar, BEKTAŞ misali dursunlar, duvara ayak koysunlar. BAYRAM misali doysunlar, YAHYA misali dağıtsın, MERKEZ’im misali eğitsin, NUMAN misali öğütsün.” dediler, her varolanın niyazını cümlenize bağladılar.

12
“Yolumuzu verdiğimiz, bir-bir alıp gördüğümüz olayda, gelmeyi dileyen gelemediği yerinene verdik. Açık kapı, gelme.” dedi, RABİA SULTAN sözü aldı: “ ‘YAR.’ diye-diye açtığın, gözünün gördüğü her eşikten geçtiğin, İZNİNİ alıp ALLAH’ım diye niyaza düştüğün her an; zerreler alımlıdır. Her zerren ile talib olduğun, beslenen gönül yapında, süslenen ömrünü sürdüğün bilinir. ALLAH’ım RAZI olsun. Her satırdan aldığın, her harfi ile olumuna şahittir. Bilsen bilmesen, verdiğin şehittir.” dedi, RABİA SULTAN selamladı yürüdü.

17
“Çiçekler açtı dedik, bilenler geçti dedik…” Her sevene dilediği şerbeti sundu, RABİA yoldan aldığını güzele sordu: “Güzelliğin bellidir, saçım her teline bağlıdır, kimi bağlı kimi dağlıdır. Ne var ki, cümlesinin hali bellidir. Aradım su içeyim, sordum yoldan geçeyim. Dediler ki: ‘Yol senin, sular senin, gönlündeki bağlar senin.’ Ne aldın, nerde durdun, nerden aldığın kime sordun? Elbet bilen verecek, YARATAN’ın görecek.” dedi, RABİA SULTAN yürüdü, selamını cümlenize iletti.

24-2
“Kim ile olduk, kim ile kaldık, kimden kimi bulduk?.” dedi, RABİA söze geldi: “Altın tabak aşına, gümüş tabak başına, oturalım yolun taşına. O yana, bu yana, uyduk güzel oyuna. Seni beni sarsınlar, sofranızı kursunlar, ‘DOST KAPISI.’ desinler, azdan çoktan yesinler.” dedi, RABİA selamladı.

31
“Dert ararsan çok gelir, sanma ALLAH’ım yük verir. Sen senden ayrı kalma, seni beni ayrı bulma. Seni beni sileceğiz, O’nun ile kalacağız.” dedi, RABİA söze geldi: “Her kaya eriyecek sevgin sende oldukça, bataklar kuruyacak aşkın cümleye yayıldıkça. Aydın olsun gönüller, bin defa yayılsın övgüler, bitsin artık kavgalar. ‘Ne kavgası?’ dediler; senden benden yorumu…” dedi, RABİA her nefeste ‘YARABBİ’ denilsin diye niyaza durdu. “Geçirdik konuları, alacağız niyaz ile kokuları.” dedi, RABİA selamladı yürüdü.

10
“Her satırda bulursak, yapıya şüphesiz gelirsek; günümüz aydın, gönlümüz açık olur.” dedi, RABİA söze geldi: “Her öğüt RESULÜ’ndendir, komşuya versen bile. Senin dilinde oluşan, cümlenin gönlünde buluşan; RESULÜ’n ile tamamlanır. Gerçekte, yaratılmışlığın mutluluğu vardır. Mutluluğu hisseden kulu, kutluluğa ermiştir.” dedi, RABİA SULTAN cümlenizi selamladı.

17
“YEMEN’den geldik size, RABB’imin İZNİ ile girdik söze. Böceğin sardığı koza, elde iplik olacak, sırta ipek gelecek. Değirmene geldin mi, buğdayı verip ununu aldın mı, gerekli olanı verip kendin unsuz kaldın mı?” dedi, RABİA “Umutsuzluk, imanın sakatlandığı an…” olduğunu söyledi. “Bitirdiğim hizmete yeniden ayak versem, yeni-yeni Dostlar ile sofranızı süslesem; kayıpta mı olurum, kayıttan mı kalırım? Güzeldir güzel günler, güzeldir cümle kullar, bizedir bütün yollar. RESULÜ ile olduk, ALLAH ADI’na yandık. Alev idik kor olduk, gözcü idik kör olduk, körlükte kulluğu bulduk. ‘Nasibim ALLAH’ım.’ dedik, nasibine şükrettik.” 

21-1
“Gam, yolumuz değil. Dert ağacı olaydı, yaprağı kara olurdu. Her ağacın yaprağı yeşil olduğuna göre, her olay güzele gidecektir; her kulu, gönlünü HAK ADI’na güdecektir.” dedi, RABİA selam ile söze geldi: “Olaydan gayrı olan, her yola hayrı olan, sebepleri silip te kaygudan ayrı kalan… Ne çevrilen çemberde senin adın yazılıdır, ne dolaşan düğümlerde kaydın görülür, bildiğince günün örülür. Bırak çemberi çevirenler dönedursunlar, gün geldikte döndüklerine yanadursunlar. Komşu komşuyu bilse bilmese korur, korumazsa KORUYUCU gönderilir. ALLAH’ımın düzenindendir. Her günün gecesinde gönlünü aç ALLAH’ıma; aracı alma, kayguda asla kalma.” dedi, RABİA selamını sevgisi ile iletti 

21-2
“Arındık sarındık, ‘ALLAH.’ dedik korunduk, cümle ile BİR olduk; ‘EMİR ALLAH’tan.’ dedik, söze öyle girdik.” dedi, RABİA SULTAN selam ile geldi: “Su başında bekledim, her selama HAK ADI’nı ekledim, dumanı DOST KAPISI’na sakladım. DOST, haliniz bilendendir; DOST, dumanı silendendir. Aldık olduk, güzeli öyle bulduk.” dedi, RABİA SULTAN selamladı yürüdü. (Resim verilir: RABİA SULTAN) Dilediğin halde, dilediğin yolda, yürüdüğün günde dayandığını bileceksin, ‘RABİA SULTAN’ diyeceksin. Er de olsa, geç de kalsa, ne nokta yerinden oynar, ne ocak yanmadan tencere kaynar. Selam olsun, RABİA’nın selamı sizlere gelsin. 

28
“RABİA’nın adına, yol açılan, hal geçilendir. Sevindik diyelim, HAK ADI’na seçilendir. Selam alsın, gelen bilsin. Konuk değiliz, kapalı kalmayan kapının önündeyiz.” dedi, RABİA selamladı.

21
“GÜZEL senin ile mi, yoksa her zerrede yaratılan ile mi?” dedi, RABİA HATUN söze geldi: “Miyyarı sana gelse, senden aldığı ile bulsa; kapıyı kapayacak, gününü paylaşacak. Kendinden verdiğine uymazsa dert etme. Sana. Attığı her adımda YARATAN’ın SÖZÜ olduğunu bilse, bildiği ile kalsa; ne yolunu kapardı, ne derdini satardı.  ‘Attığı adım, dilediğine götürsün.’ diyelim, niyaza duralım. Deryaya her öğün selamın ilet. ‘Kum tanesi kadar niyazım olsun, her niyazım zerrelere dolsun.’ diyesin. Dayandığın ağacı kökünden bilirsin, gölgesini yaprağından bulursun. Elma yiyesin, dediğimiz. Kuyu sana, senin sesini verir. Deryaya seslen ki, kainata sesin yayılsın. ‘Olmaz.’ diyene de ki: ‘ALLAH’ımın İZNİ ile düzene uyulsun. Ben bildiğim gibi, olduğum halde kalırım, GÜZEL’i öyle bulurum.’ Varsın söze söz katsın, dilerse yapına taş atsın. Taş taşa çarparsa geri döner, atanı bulur. Satıcının malı, satıcıyı bildirir. Varsın eğriyi doğru diye göstersin. Sen dayandığın ağaçta elbet güçlüsün, çünkü dayandığın ağaç HAK’tır. Gayretinin özünde, YARDIMCI’nın gözünde, bulduğun ile kalacaksın. Dönüşte olana de ki: ‘Bildiğim, elbet bilmediğimden çok değil. Ne var ki, bildiğim her satır asla yanlış değil. Çizilen yoldan aldım, seçilen kuldan bildim; zararda olandan ayrıya düşeceğim, güzeli en güzeli seçeceğim. Oluştuğun buluştuğun, güzelde görüştüğün her kelime, senin yardımındadır. Güç geleni böldü isen, geç geleni buldu isen, selamımız sana olsun. Yerden göğe söz dileyen, çiçek ile adını alan. Bildiği, kendinde kalan. ‘Az dersem gücenir, çok dersem gocunur.’ deme, her sözünde pişirmediğin kelimeyi yeme. ALLAH’ım güzelliği, her bir kulu için yarattı. Kimine az attı, kimi ile çok tattı, geçici olanı bildiğine kattı. Sendeki senindir sende kalacak, senin ile gülecek. Yaprağı kaynatsan suyunu içir, her sözü elekten geçir. ‘Ne yaprağı?’ denilir. Ayrık otu. Sana. Demet-demet kaynatılsın.”

ağustos
“Aynayı aldım elime, kemeri koydum belime, niyazımı sardım saçımın her teline.” dedi, RABİA selam ile geldi: “Köprü başında durdum, her gelene geçitte ne olduğunu sordum. Dediler ki: kim ne getirdi ise sergide, kim nasıl geldi ise sorguda, gönüller ne ile doldu ise… Yer gök RESULÜMÜZ ile bellidir, her kulu o’nun ile doludur. Öyle ise, köprü her geçenin gelenin yoludur. Cebinde olanın değil, cebrini silenin gelişine selam verilir. Ne zorladık ne horladık, ALLAH diye-diye gürledik. Cümlemiz, gürlediğini bekledik.” dedi, RABİA selamını cümlenize iletti. “DOST’tan gelen her resim, BİR’liğe yansır. Ayna dedik, verdik ya. Gönüllerde olanın… BİR’de BÜTÜN’de kalanı biliriz, bile-bile geliriz. Varlık O’ndan O’nadır, yapına gelen, kapında DOST’u bulandır. ALLAH’ıma emanet olasınız.” dedi yürüdü. ‘HAMZA BABA neredeydi?’ dediğin. Merdiven yolu kısaltır, gölge bildirir, resim buldurur. ALLAH’ıma emanet olunuz.

29
“Ayrıya asla düşülmez, ALLAH’ımın verdiğine şaşılmaz, kulunun gayreti olmadığı yerde koşulmaz. Olacak, benliğinde olumsuz geleni silecek; öylece her öğütte kendinden geleni bilecek. Bir öğüt bin günü besler, bir öğüt, bir ömrü süsler. Alacağı öğüte önem versin. Gelecek, zor gelen her anında beni yanında bulacak.” dedi, RABİA selamladı yürüdü.

18
“Yolun için üç öğüt, toprağa dikelim üç söğüt. Birine selamet ağacı, birine keramet, birine MUHAMMET diyesin. Yerini, kendiniz tayin ediniz. Her an görebileceğiniz, su verebileceğiniz yerde olsun. Kurursa kaygu edilmesin, yerine hemen başka dikilsin. Karanlıktan aydınlığa çıkılır, yol başına güzel halle geçilir.” dedi RABİA selamladı.

29
“Yıldızları sayamayız, mehtap varsa güzelliğe doyamayız, Güneşi gölgesiz seyredemeyiz.” dedi, RABİA SULTAN söze geldi: “Bayram ona, seyran ona, yolcu bildiği hali anlatır ona. Sevgisiz kalmaz, kahırda bulayım demez. Her olayı bildiğince süzer, öylece gerçeği sezer.” dedi, RABİA selamladı yürüdü.

4 ekim
“DOST SOFRASI kurana, DOST KAPISI’nda ALLAH ADI’na helva karana selam olsun. Gökler şahit oldu ise; gönüllerde oluşur, bilenlerle buluşur.” dedi, RABİA selamladı. “Kapıya gerdi kilim; gelen geçen duracak, dilerse el vuracak. Selam olsun, gölgeyi silen kendini bulsun; sözden gözden dileyen, olduğu halde kalsın. Adımıza gelecek. RESULÜ’nün adı ile bilinene. günün gelişinde gecenin bitişi vardır. Güğüm dolu alacak; olduğu halde kalacak. Selam olsun.”

31
“Bakır sini yerdedir, güzel dersen serdedir, nasibiniz gürdedir. Halk ile halka oldunuz, HAK ADI’na BİR’liği buldunuz, gah dolup gah soldunuz. Gölgeler silinsin, taş derseniz bölünsün. Almaya değil kalmaya niyet kurunuz.” dedi, RABİA HATUN selam ile söze geldi: “Senden benden alacaklar, güzel nerde bilecekler, DOST hamuru yiyecekler, ‘Doğruya geldik.’ diye sözümüzü edecekler.” dedi, RABİA HUTUN selamladı

3
RABİA ile buluştuk, su başında söyleştik. “Kuşa mı bakayım, su ile mi akayım?” dedi, yaprağı eline aldı sevene verdi. “Doğruyu gördü isem, bağlandım; güzeli gördü isem, eğlendim; DOST KAPISI’nda beklendim.” dedi, RABİA selamladı. 

17
“Atalım temeli, tutalım ham eli. Gerdiğimiz ipte temiz çamaşır vardır; rengi, gören için kardır. Ne, ‘Çözeyim.’ diyecekler, ne çizmeyi bilecekler. Gölgeyi buldukları anda, Güneş’i arayacaklar. Kervan yerini alacak, DOST’luk sevenlerle kurulacak. Cümlenize selam olsun, RABİA ile sohbet, kayguyu silsin. Çevreye gülmezsek, çağrıya uymazsak, gümüş ile bakırı sevmezsek; ‘Düzensiz.’ derler, altın tası yerden alır masaya koyarlar, sıraya gelen her sözde, geçerli olanı duyarlar. Seçelim, güzel denileni.” dedi, RABİA selamladı.

24
Karşımızda olana; “DOST yapısında, kul yapısındasın.” dedi, RABİA selamını iletti. “Dayanıp geldik söze, ABDAL ile söyleştik. Gönülden gönüle aktarılan, gerçek diye söyleşilen, denenmiş olaydan değil, gerçekten verdiğimizi, gökten yere serdiğimizi açıklayalım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL ile RABİA SULTAN el ele söyleşti. “Atılacak adımda toprak verimsiz ise; bilgini toplarsın, bilenlerle katlarsın, rahmet gelsin beklersin. Elbet verime dönüşür, bilgiler birbirine katlanırsa geçerli olur.” dediler. “Yaprağa renk veren olayda kendilerine uyanı bulsunlar, DOST KAPISI’ndan DOST’luğa doysunlar.” dediler, selamladılar.

1 aralık
“YEMEN’den aldığımız selama, YEMEN selam verdi. Her gönülde oluşan, gerçek diye buluşanlara selam olsun; MEYDAN’a gelen her kulu, gerçek sohbette kendini bulsun. Gerçek sohbet, YEMEN’de yapılan sohbettir.” dedi, RABİA SULTAN cümleniz ile gönül bağı kurdu, cümleniz adına YEMEN’den sordu: “‘Yapıda yer aldılar mı, kapıda selam verdiler mi?’ ‘ALLAH.’ dediler, cümlenizden ALLAH’ımın RIZASI’nı beklememizi dilediler. ALLAH’ım RAZI olsun, MERYEM yola her dileyen ile çıksın. Dayandığımız yerde, dilediğimiz güçte ağacı bulduk, topluca gölgesine geldik. MEYDAN; O AĞAÇ’tır, O AĞAÇ’ın gölgesidir RESULÜ.” dedi, RABİA ile MERYEM selamladı. 

8
“Fistanım yamalıdır, dizlerim yaralıdır; gelmeyi diledim de, dileyen buralıdır.” dedi, RABİA HATUN selam ile söze geldi: “Tatlı aşı yiyelim, yumuşak başı sevelim. YUYAN ile birlik olduk, bardağa su misali dolduk, çağrıya uyduk, MERYEM ile sohbete geldik. DOST sohbeti DOST KAPISI’nda olur, her kulunda verildiği hali bulur.” dedi, RABİA HATUN MERYEM ile selamladı.

5-2
“Nehrin akışını çevirebilir misin, kulunu kuluna kayırabilir misin? Attık düzene elimiz…” dedi, RABİA SULTAN söze geldi: “Bağ ile bağcıyı, han ile hancıyı bulursun, DOST SOFRASI’nda öyle kalırsın. Çevrede uyumsuz görürsen, ALLAH’ımdan uyum dilersin…  Her kum tanesi birbirini tamamlar, çölü birler. Her yol, eklendiği yerde, bekleyeni iletir. Sevgide yayılma, bilgide katılma; gününde ektiğin ile toplanır.” dedi, RABİA SULTAN selamladı.

12
“Damarda düzeni, içinde gezeni; yumuşak yolda olan bilir, yorumda bildiği ile bulur. Karışan elbet olmaz, bilmeyi deneyen şüphede kalmaz, azdan çoktan ayrıya düşmez.” dedi, RABİA sözü aldı: “Naneyi bol kaynatalım, su diye içelim. Komşuya gönülden yardımcı olan, kainatta kendini kaygudan silendir. Her öğütte, RABB’inin EMRİ vardır. Kulu düşündüğünde hür ise de, niyetinin oluşunda bağımlıdır. KORUYAN ALLAH’ımın SEVGİSİ’ndendir. Bilmeyen kulunun yargısı, kuldan sorgusundandır. Kayguya yer yok. Her kulu bilecek, kendinden kendini bulacak. Yol, yolcuya açıktır.” dedi, RABİA selamladı.

19
“Seyrine doyamadım, sihrine uyamadım; kaygu aldım, gerçeğe kıyamadım.” dedi, RABİA HATUN sözü aldı: “Gerçeği yoz ile kararsan, güzelliğe kıymış olursun; aynada kainatı bulursan, her zerren ile doymuş olursun. Zor, bilmeyenedir; kâr, silmeyenedir. Dallar, gövde ve kök ile bütündür; ayırırsan, yanılgıda kalırsın.” dedi, RABİA HATUN selamladı. 

26
“Bildiğimiz gördüğümüz, her zerrede ördüğümüz; görmekten değil, VARLIK olarak hissettiğimiz deyiniz. ‘Dün var olanın bugün gelişinden alacağız, aldığımız ile olacağız.’ deyiniz. VAREDEN, her kulu ile beraberdir. Yazanın bildiği her konu, yazdığının ötesindedir.” dedi, RABİA söze geldi: “Üç ocak gördüm; birinde aşı pişer, birinde çamaşır taşar, birinde su kaynar yıkanacak çocuk koşar; her birinin hizmeti kulu içindir. Aşa baktım pişmiş, çamaşır paklanmış, çocuk yıkanmış beden aklanmış; demde GERÇEK OLAN, beden ile saklanmış. Yaprağın oluşunda, meyveyi kulun buluşunda hikmet biliyor isek, yerden göğe verilen ile gönlümüzü koruyor isek; kimseden kimseye sorgumuz kalmaz, kendinizden kendinize kaygunuz olmaz.” dedi, RABİA HATUN selamladı.

27
“ ‘Altın gümüş sendedir, gönül yolu bendedir.’ diyene, de ki; ‘Altın gümüş de O’nundur; gönülde suya adım attıysan, cümle alem benimdir.’ ” dedi, RABİA sözü aldı: “Ben bana sorsam, O’nu ararım; ben seni sorsam, O’nu sararım; cümleniz ile sofra kurarım. El ele oluruz, gönülden gönüle buluruz, HAK ADI’na DOST ile kalırız.” dedi, RABİA cümlenize sevgisini iletti.

2 şubat
“Ne gelen, ne de giden, yolu taşlı demedi; yorgun olsa, çamur görse, kimseden kimseye söz etmedi. MERYEM İLE RABİA, ağaç var ise, Güneşten şikayeti kalmadı. ‘Her olayın güzelliği, ölçüsünü bulmadadır; kulluğun, varlığını bilmededir; beden, giden ile bağımlıdır, bilmekten zorunludur. Bilmezse bildirilir, uymazsa öğretilir.” dedi, MERYEM selamladı, RABİA’dan sözü tamamlasın bekledi: “YAR dedik aldık sözü, kainattan ayırmadık gözü. Bilsin ki kulu, yerden göğe BİR’dir YAZAN.” dedi, RABİA selamladı. 

9
“Sayacağım güzelden güzeli, yol verir diye. Sorduğum her gazeli, gerçeği verir diye…” dedi, RABİA HATUN sözü aldı: “BİLGE olan BİR’de, bayram diyen gürdedir. Oymak düzeni verir, dağlarda gezen ile ovada yol arayanı bulur, elden ele getirir, sorguyu öylece bitirir.” dedi, RABİA HATUN selamladı. “Sevmeyi yarışsız bilene, çevresinde kayguyu silene.” dedi, RABİA cümlenize DOST selamı iletti 

22
“Dumanı bilmek, silmekten kolaydır; DOST demek, bölmekten kolaydır. Öyle ise, önce DOST diyelim, her varolanı DOST bilelim, öylece dumanı silelim.” dedi, RABİA selam ile geldi: “Üç kapıya aldandım; birinde komşunun hakkını, birinde yorgunun hakkını, birinde sorgunun hakkını gördüm. MEYDAN’a geldi isek bilmeliyiz, her kapıda aradığımızı bulmalıyız. RABB’im; yarattığı her varlığa ÖZÜ’nden SÖZÜ’nden verir, SEVGİSİ’ni cümle ile birleştirir. Her zerren sana komşudur, bedenin ÖZ’üne kapıdır. Bir kapı gözüne, bir kapı sözüne, bir kapı ÖZ’ünedir. DOST olan her zerrende BİR’liği kurarsan, körlüğü kırarsın. Duyduğun gördüğün, ÖZ’üne girdiğin andır, asla hayal değildir. ‘YA ALLAH.’ dediğin her an, zerrende BİR’liği bulursun.” dedi, RABİA selamladı.

23
“Bağlara su bürüdü, gümüş yollar açıldı. Baktığımız her anda, gördüğümüz her yöndedir. Doğan ile doyandan gönlünüzü bulacağız, sayfa-sayfa okuyana RABİA’nın selamını ileteceğiz. “Dumanı silelim, niyaz ile her nefeste gülelim.” dedi, RABİA selamladı. Alan bilir. Kement attığı olaya dönüp bakmasın, tay ile toydan kendini ayırmasın. Mağara; gerçeğin örtüsü değil, güzelin dürtüsüdür.

29
“Bağımsız olduğum her olayda kendimi yokladım, bilgimi cimrice sakladım. Denildi ki: ‘Bilgi asla örtülemez, kul dünyada bilgisi ile tartılamaz.’ DOST YAPISI’nda isem, kendi gönül kapımda isem; çevrem ile dolmalıyım, az geleni vermeliyim ki, çok gelene hazır olayım, çok gelen ile sevgi dolayım.” dedi, RABİA selamını cümlenize iletti. “Bala böreğe geldim, çöreğe talib oldum. Dolaşıp göreceğim, sana ne vereceğim? Az aşa, çok başa, ayağı koydum taşa. Ne aç kaldım, ne susuz, DOST var diye uykusuz, her dost ile korkusuz… Adım-adım yürüdüm, kulluk fistanına büründüm. Öyle kul ki, gelen ile mutlu, verdiği ile kutlu; gönül kainat ile sonsuza kadar katlı… Seven YAR’sız kalmaz, sorgu kulu yoramaz. O’nu bilmeliyim ki; bilgimi perde-perde açayım, açtığım gönlümde gün-gün geleni seçeyim.” dedi, RABİA selamladı. 

6
“Dağlara selam verdim, duydu da güldü; dallara selam verdim, sevdi de gördü. Yapraklar doldu, yollar da uydu, eylemde günün konusu kaldı; ‘Senden mi? Benden mi?’ diye RABİA sordu… Bir senden, bir benden aldılar; güzel dediler, gerçek sohbetinde sessiz kaldılar. Olduğun gün güzeldir, gelen gün gibi… Verdiğin kadar alacaksın, her topraktan günde gerçeği bulacaksın. Düne güne uyduk, gelen ile dolacağız.” dedi, RABİA selamladı.

14
“İSA ile MUSA’yı sordular, MERYEM’i yerdiler; her bilenin sofrasına oturdular da, aldıkları ile ne sofra kurdular, ne sohbet kardılar.” dedi, RABİA sözü aldı: “Bağlamadım nefsimi, beklemedim kafesimi. Gönlümü egemen kıldım, kendi kendime kendi bilgimde kaldım. Ne aradım, ne buldum. Bağlamadım dediğim, nefsimi avucumda sakladım, her an onu yokladım. Almayı dileyen ile, bilmeyi deneyene üç öğüt söyledim: Nefsinin avucuna girme, sen avucunda sakla. Benliğini kimseye emanet etme, kapısında bekle. ÖZ’ün sözünün gerçeğine uysun, sözün gerçek ÖZ’ünü versin.” dedi, RABİA cümlenizi selamladı. 

15
“Kavga barış, güzelliğin yarışıdır, her kulun bilincinin birbirini sarışıdır. KORUYAN ALLAH’ımın ADI ile geldik, her konuda selama durduk. Bildiğiniz her satırda, el ele olacağız; varolan yapımızda, her gelene gönül kapımızı açacağız.” dedi, RABİA sözü aldı: “Düğüm attığım ipte, elde tuttuğum topta, sofraya koyduğum kapta, gönlümden gelen ile verdim; soğuk sıcak demeden, sevgi ile cümlenizi sardım.” dedi, RABİA selamladı.

8
“Her adım sayılıdır, her bahçe kuyuludur. Bahçeme su gerekli ise kuyudan alırım, gönlüme su gerekli ise deryada kalırım.” dedi, RABİA söze geldi: “Yerden göğe söyleştik, PİR SULTAN ABDAL ile halleştik. ‘Gelen giden bekleşir, çevreye dileyen gelir buluşur.’ dediler. Girdiğim her bahçe ekilendendir, ağaca su verilmedi ise yaprağı dökülendendir. Ektiğimiz toprağa gücümüzce bakalım, gündüz baktı isek, gece huzur ile ocağımızı yakalım.” dediler, RABİA ile PİR SULTAN ABDAL selamladılar.

14
(Resim verilir: SEYYİD ÖMER ile RABİA HATUN)
SEYYİD ÖMER söz ile GÜL’den aldı, gönüle sevgi ile doldu. RABİA HATUN.

24
“Deryaya attığın adım; gelene iz verir, diline tuz verir, beklediğin günü tez gösterir. Dergah; kuluna makam gösterir, mekan diletir, gerçeği eletir, saygısını beletir, her yorumda gönülden gönüle VAROLAN’ı andırır, VAREDEN’i yandırır, aklına gönülden geçeni kondurur.” dedi, RABİA sözün özünü verdi, selamladı.

              

Resim