
“Çevremi başıma sardım, gelen güne
güneşi sordum. ‘Aydın olsun.’ dediler, sofranıza koyacağınız aşı
sordular. Az da olsa, çok da gelse, niyazına katılırız; ‘Sebep SEN’den.’ der,
MEYDAN’a atılırız.” dedi, SARI ANA söze girdi: “Kadın eteğini örterse, dostluğuna
taliptir; kadın erkeğini dürterse, hakkına sahiptir. Eteğim belimde
olsun, cümle alem hizmete gelsin, bir lokma mayayı bir fırında bulsun.” dedi,
SARI ANA cümlenizi selamladı.

“ANA oldum dilinden, suyu içtim elinden,
günü sevdim gülünden.” dedi, SARI ANA sözü aldı, senden gelen güzele selam
verdi: “Katıldığınız her sofrada, bilenden
aldığınıza inanınız. Dağlarda aradığınız güzeli ovaya sorsak,
kendince yorumlar. Almayı diliyor isek, NAS ile kendimize danışalım, kendi
ÖZ’ümüz ile konuşalım. Dilden dile yorum, yaprağı dökülmüş dala
benzer.” dedi, SARI ANA selamladı.
“Suyumuz birikti gelsin alsınlar, sevgimiz
birikti arayıp bulsunlar.” dedi, SARI ANA sözü aldı: “Yeşilden yeşile bilgi aktardık,
dilenen sofrada sevgi kotardık; ‘Dost.’ diye gelene niyaz ettik, şifa
diledik; yerden göğe, YUNUS ile sözü gerçek bilimde topladık.” dedi, SARI
ANA selamladı. (Uyku için
mi?) EYVALLAH. Saymayı denesin, desin ki; ‘Her nefeste bir yudum
alacağım, bir gölge sileceğim.’ Naneyi kaynatsın, su diye içsin.

“Yaprak sarardıysa, mevsim
sonudur. Dallar diklensin, alandan verenden bilgi küllensin.” dedi, SARI ANA
sözü aldı: “Dana aldım soylu değil,
dama koydum huylu değil. Yolara gönül verdim, danayı çayıra saldım. Otlara
eğildikte yerinden sevindi benliğinden soyundu. Dananın görgüsünü,
dedim uymaz yargısını. Gelmeden bilmediğim gerçeği, geldiğimde
bulmadığım hırçınlığı kendi, hamlığıma yordum. Bilmediği,
soysuzluktan değil, susuzluktanmış; uymadığı, huysuzluktan
değil, dostsuzluktanmış. Su ile doydu, dost buldu uydu, gönüller
hoşnut kaldı.” dedi, SARI ANA selamını iletti.

“Bin dalda gölgeyi buldum, Güneş’ten
aldığım ile doldum, ‘Dost gelirse bulur.’ dedim; bakır tası kuyuya saldım,
‘Su soğusun, gelen bulsun.’ Diye. Dört nala gelen ata, soğuk suyu
veremem; toprağı hazırladım, altına kilim seremem; öğüt aldım
RESULÜ’nden, asla aykırı diyemem.” dedi, SARI ANA selamladı.

“Kalem defter yazana, elde çanta
gezene. Emekten sezmekten kaçmadıkça, YUNUS ile geleni seçmedikçe, ‘Bilemem’
deme.” dedi, SARI ANA sözü aldı: “Başıma örtü koysam, fistanı
dikene sorsam; ‘Yerde kalsın.’ diyecek, sonra kimin elinde somunu varsa
yiyecek; ‘Gelmem. Vermem.’ diyene, gönlünden attığını söyleyecek. SARI ANA yaprak olmaz,
yaprağı elinde solmaz; gönlünde kalan, değişeni silmez.” dedi,
SARI ANA selamladı. Ömründeki bir yaprak. Olumluyu da, olumsuzu da yazan…

“Sahile oturdum, deniz
taşlarını topladı… Ne güzel olmuşlar, sivrilerden kurtulmuşlar,
aşınmışlar taşınmışlar, HAK BİLGİSİ
kuşanmışlar, sorgusuzluk düşünmüşler, suda almış su
ile vermişler.” dedi, SARI ANA eteğine aldığı taşları
kıyıya saldı; onlar da aşınsınlar, bildiklerini düşünsünler diye.” Ne
kıyı, gerçeğin yapısını dağıtır; ne kum, kendinden olmayanı incitir.
Ayağımı kuma koydum, gelen kuşları saydım. Suya dalan balık bulan;
duyarlığını açar, kendinden büyük olandan kaçar, ‘Bilgi, bilgiyi besler.’
derlerse, ‘EYVALLAH.’ Deyiniz. ‘Bilgisizlik, bilgiyi besler.’ derlerse, gine
‘EYVALLAH.’ Deyiniz.” dedi, SARI ANA selamladı.

“Çiçekleri ayırmam, böcekleri
kayırmam. Büktüm eldeki yünü, gölgesiz dedim gelecek günü. Sarı fistan
giydiysem, sarı çiçek derdiysem, sarı bilim serdiysem, gerçeğe
özlemimdendir.” dedi, SARI ANA söze geldi: “Çevreme güller taktım,
dağlara çıktım deryaya baktım, gelen bulutlara ocağı yaktım. Soğuk olmadan sıcağı
özlemezsin, sıcak gelmeden ocağı gizlemezsin. Toprağım hazırdır
gelsin bulsunlar, ekeceğim, dilediğim ağacı dikeceğim.”
dedi, SARI ANA selamladı.

“Dost yolunu bilirsen, YUNUS misali
yürürsen, yoruldum demezsin; dağdan dağa aşarsan, denginden
başkasını görmezsin.” dedi, SARI ANA sözü aldı: “Elimizi başımıza tutsak,
Güneş’ten gözümüzü örtsek, ufka öyle baksak, sonsuza değil, çizilen
hududa kadar bakarsın; ayağında yemeni var ise, dağın taşın
tasasını silersin.” dedi, SARI ANA selamladı.

“Sefere gidelim mi? Yolumuz açık SEN’den, yumuşak bilelim mi, gönlümüz,
aldığı ile gerçek. Doğudan batıya gedik açılır, olumsuz olandan
geçilir.” dedi, SARI ANA söze geldi: “Beklemeden alayım, ağaçtan meyveyi toplayım diyen her kul;
gölgesinde barınır, sevgisi ile korunur. Senden aldığım bir öğüt ile,
ömrüm beslenir, sevgim ile günüm süslenir.” dedi, SARI ANA selamladı.

“Yoğurt yedik diz üstü, konuk gördük yol üstü. Cümleye selam verdik,
gönlünü açan ile sevgisini saçanı kucakladık.” dedi, SARI ANA sözü aldı: “Yokuştan çıkarken andığın sözü, yokuştan inerken
bulduğun ÖZ’ü, aramızda bir nefes mesafesi… BİRLİK’te bulduk,
nefsimizi rafa koyduk. Dağlar nefes verirler, ağaçlar her geleni
görürler, kum misali olanlar RABB’ime kulluk hizmeti verirler. Yaklaştığın an taşıma, bir damla su geldi başına.
Dağlardan taşlardan yol sordun, ‘SARI ANA’m.’ dedin haline uydun,
‘Gel DOST.’ diyeni duydun. Çağırdın gelsen diye, geldim niyaz ettim, gül
sen diye. ALLAH’ım RAZI olsun, yolda duran dört yolcu niyazını sana versin;
MERYEM ile KAYGUSUZ, gerçeği sahife-sahife açsın.” dedi, SARI ANA; YUNUS
ile MEVLÂNA’nın her an yanında olduğunu söyledi, selamladı.
“Her çiçekten bir demet, elinde dolu sepet, SARI ANA dolanır, yavru elde
belenir. Gülelim sevinelim, bilgimiz ile övünelim. Bilgi HAK
BİLGİSİ’dir, DOST SOFRASI’nda bulursun, aldığın her lokma
ile günden güne olursun.” dedi, SARI ANA, sarı çiçeği cümlenize selam ile
sundu.
“Çoban geldi sürüye, yolu sordu SARI’ya. Yoldan gelen alacak, yolu bilen
gülecek.” dedi, SARI ANA gönülden gönüle aktardığı selamını her alana
soracak. “Bitti soğuk esen yel, yetti gelen sel. Her adımda alalım GÜL,
‘DOST.’ diyelim ayırmayalım kul.” dedi, SARI ANA selamladı.
“ER yolunda, GÜL dilinde, güzel halinde yudum-yudum içtiğimiz, her
olaydan geçtiğimiz bilinsin; sarı mendil, sarı çiçek ile anılsın.” dedi,
SARI ANA sözü aldı: “Bağlı olanı çözdük, kaygu vereni çizdik, komşuya dert olana
güldük; benden sorulsa, güzelden güzeli bulduk, çünkü YAZAN’ın EMRİ’ne
uyduk. O ne dediyse biz uyarız, verdiği nimeti sepete koyarız;
‘Koşuya geldim.’ diyene, gayretinin ölçüsünü sorarız. Nefesi nereye kadar
yetiyorsa o kadar koşar, geldiği yola bakar da şaşar.”
dedi, SARI ANA selamladı.
“Çevreyi bağlarsam adımı bilirler, çevremde niyaz ile dolanırlar. ”
dedi, SARI ANA sözü aldı: “Bitirdim kuşağı, bekledim uşağı; ele aldım
kaşığı, ‘Bir sana, bir bana…’ dedim, yolumu cümleye bağladım. DÖRT
KAPI’nın anahtarı bendedir, her gülün rengi tendedir, kainat biliriz ki
zandadır, doğruya yol aldık, beklenen zamandadır. ” dedi, SARI ANA
selamladı.

“Dört yapraklı yoncaya selam verdim, cümlenizde DOST’luğu gördüm,
sarı fistana sarı destanı sardım. Okuya-okuya bulacağız, dokuya-dokuya geleceğiz.”
dedi, SARI ANA cümlenizi selamladı. (‘GÖNÜLLER
BİRLİĞİ’ adı altında basılan kitap için mi?)
EYVALLAH. “Her elin emeğine, her kulun gömleğine tane-tane yazılır,
hizmetindir denilir, doğan güzel öylece kutlanır. ‘Sahibiyiz.’ deyiniz,
emeğiniz ile övününüz, seven ile sevininiz. Ektiğiniz ekinden RAHMET
olup gelecek, her damlası sizleri ayrı-ayrı bulacak.” dedi, SARI ANA selamladı.

“ ‘Sevmeyi bilmiyorsak, kaydımız yok mudur?’
diyenin sorgusunda sevginin yeşerdiği görülür, her dileyenle arasında
sevgi bağı örülür.” dedi, gönülden gönüle SARI ANA selam verdi. “Soğuktan beklersen, sıcaktan
saklarsın; dostluktan beklersen, küslüğü silersin; aldığın her
lokmayı, çevrene bölersin. ‘Nerden aldım, kime vereyim?’ demeden, gerçeği
öğren.” dedi, SARI ANA selamladı.

“Yeşil fistan giydiğim, sarı deste
aldığım, deryaya selam saldığım bilinir, SARI ANA diye anılır. Olumsuz görmeden ömür yaşadım, elde
desti her dileyene su taşıdım; yerden göğe yanan ateşi gördüm,
doğruyu bilenden niyaza durdum. (Kız Lisesi yangını mı?) EYVALLAH.
Kayguya düşmeyelim, gelen suya uyalım, taşmayalım. Yol açıldı ise
geçilecektir, her kulunun nasibi seçilecektir. Kayguyu silelim.” dedi, SARI ANA
selamladı.
“Mislini alacağım, deryaya
dalacağım, seyrini gönüllere çiçek-çiçek sereceğim.” dedi, SARI ANA
sözü aldı: “Bağlı olan düğümü elimle
çözeceğim, güzel olan gülleri defterime çizeceğim, gizli olan her
sözü yaprak-yaprak açacağım, dilden gelen sözleri DOST ADI’na
vereceğim. SEN’den gelen her öğütte, RABB’imin ADI vardır. RESULÜ’ne
uydukta cennetin tadı vardır. TEVHİD dilinizde, TEKBİR halinizde
olsun; sofranızda lokma eksik kalmasın, dileyenle dilenen nasibini alsın,
sohbetinizde olan her kulu gülsün. AMİN diyelim söze, hayır ile girdik
güze. Uman ile buluşursak, umduğumuz ile doluşuruz.” dedi, SARI
ANA selamladı.
SARI ANA; ‘Dilenen aşı pişirdik,
her dileyenin sofrasına kotardık.’ dedi.
“Yemeni
ayağımda, niyazı kulağımda. Bir taş attım kuyuya, ne geri verdi,
ne sözü durdu, gölgeyi DOST ELİ sildi.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Her gün ayağa kalkışta, ‘RABB’im.’
dedim yürüdüm; aldığım emaneti, EMRİ diye korudum. Gelen giden aşındırdı yolunu, sevgi ile
sardı SARI ANA huyunu. Gördüğüne selam versin, ‘Ağam’ deyip ardından
kini silsin. ‘Dört duvar değil mekanım,
gök kubbede buldum RABB’im makamım. Binanın adına dört duvar denir, dört duvar
arasında acı tatlı ne varsa yenir. Alim tuttu elimden, zalim sattı dilinden;
RABB’ime sığındım da, aldım koku GÜL’ünden.’ dedi, SARI ANA selamladı. ER MEYDANI gelenedir, RABB’in SÖZÜ
gülenedir. Ağaç dalı tükenmez, kaygu keder takınmaz.” dedi, KAYGUSUZ
selamladı
“Evveli,
yol verir diye düşünürüm; geleceğe, gitmek için taşınırım; örnek
aldıysam kelebeği, çiçekten çiçeğe koşunurum. ‘YA ALLAH.’ diye-diye
geldik söze, KAYGUSUZ ile SARI ANA selamı verdi size. Ateş böceği,
özünden geçeni verir; ağustos böceği, sözünü günde bitirir. Suya bakarsan, balıkların getirdiğini
görürsün; gider gelir, derinden aldığını serinden verir, uğraşı
sadece budur. Ne var ki, bu uğraşta deryanın değişimini
sağlar; insana vereceği hizmette, görevini sonuna kadar götürür. (Bir can gönülden sorar: ‘Deryanın
değişimi, nedir?’) Deryanın hava
cereyanı: MİZAN. (Yer
ile göğün dengelenmesi mi?) EYVALLAH. (Vermekte olduğunuz bu bilgi;
deryaların ve göklerin dönüşünün bu günlerde tamamlandığı ve Bermuda
Üçgeni ile ilgili olarak Temmuz tarihinde bizlere verilen bilgilerde
belirtilen günün geldiği mi bildiriliyor?)
EYVALLAH. Bu olayın görevlisi, balıklardır.
Balığın az olduğu yerde, deniz bulanıktır. KAYGUSUZ yerden
göğe yoğun bilgi vermeye çalışır, gelişte aldığını
SARI ANA ile söyleşir. Bildiğimiz, bilinenden olsun; RABB’im
İZİN verdi, dostluk cümlede kurulsun. (Bu dönüşün tamamlanması ile, evrensel boyutlarda
bir dönem mi başlıyor?) EYVALLAH.
Yoğun aldığınızı adım-adım izleyiniz, gelen her günü gözleyiniz.
Denenmiş olaylar, denenmemiş olayları çözer.” dedi, KAYGUSUZ ile SARI
ANA selamladı.
“Her rengin verdiğinden
damla-damla alırsınız, dumanları öylece silersiniz.” dedi, SARI ANA, RABİA
SULTAN ile geldi, söyleşe-söyleşe DOST KAPISI’nı buldu: “SARI ANA RABİA’ya sordu:
‘Ayağında başında, ağrı var mı dişinde?’ RABİA dedi ki: ‘Ağrıyı verene,
‘Doğruyu öğret.’ dedim, niyaza durdum. Derdi deva oldu gönlüme, her gelen selamını aldı.’ RABİA, SARI
ANA’ya sordu: ‘Sırtından ağrıyana, belinden bekleyene derdimi dedim; elden geleni ne ile
sardın?’ DOST ile DOST’luğu
kurdum, başımın dişimin ağrısına anason kaynattım içtim; sırtıma
belime, lahana lapası sardım (ılık olarak); ‘ALLAH. ALLAH.’ dedim de,
verdiğine şükrettim.” dediler, selam ettiler, selamet dilediler.
“Çiçek-çiçek fistanım, elde yazılı destanım.
Dağlara örnek oldum, yollarda sevgiliyi sordum.” dedi, SARI ANA testisi
ile su başına geldi. “Yaprak, bütüne hizmet için çırpınır; ‘Gölge
olayım kuluna, selam vereyim yoluna.’ diye.”
(Altın yüzükten, murad nedir?) “Olmuşa gölge verme, geleceğe kaygu ile bakma, emeğin yok ise
altın yüzük takma.” dedi, SARI ANA sözü aldı: “KABE’ye varayım, bilgine sorayım.’ dedim, RABB’ime niyaz ettim. Düşümde
RESULÜ’nü gördüm; ‘KABE sendedir, sen KABE’de. Duyandan olursan, söz sendedir,
saz sende.’ dedi, gönlüme KEVSER ŞARABI’nı sundu. ‘Benliğime kapıldıysam kurtar ALLAH’ım, bağlamayı bilmiyor isem
nefsimi, güç ver ALLAH’ım.’ dedim, cümle için niyaza durdum, iki destim varsa
birini kırdım. Dedim ki; ‘Sunduğum bekleyenden olmasın, her daim taze
gelsin.’ ” dedi, SARI ANA selamladı.
(Naz ehli kimler?) “EMRE uyanlar, doğruyu bilenler, ‘Dost.’ deyip her yaratılanı sevenler,
güzel çirkin demeden gerçeğe gülenler, aynaya gülen yüz ile bakanlar; elde
çiçek sunacak, SARI ANA soracak; ‘Gelmeyi denesene, aldığını bildiğin
ile sınasana, olur olmaz demeden, yağmur çamur bilmeden RAB EMRİ’ni
duysana.’ “Geldim çiçek elimde, durdum sevgi dilimde, naz niyaz emelimde. ‘Dayandığım
fidana, özendiğim gidene.’ derlerse, diyeceğim şudur; ‘Her
fidana dayanma, gücü yeterli değil; her gidene özenme, yolu tutarlı değil.’
‘Doğdum SEN’in ADINA, yolumu SEN ver ALLAH’ım; dağlar taşlar yordu
da, zora son ver ALLAH’ım.’ dediğinde; aldığını bilirsin, SARI ANA’ya
gelirsin.” dedi, selamladı.
“Sevmeyi bilenin gönlünden geleni biliriz, ne derse desin güleriz.” dedi, SARI
ANA sözünü yerden göğe yuvanıza getirdi: “Elde fistan, dilde destan, MEYDAN’da toplanırız, sevgi
ile birbirimize katlanırız; akan suyun başına gelir, dilenen aşa
kaşığı koyarız; kapak gerekli ise sahana, kapağını örteriz.
‘Çevreye bulaşmasın, dilden dile dolaşmasın.’ denilirse:
Genişleyen toplulukta, yersiz gözü olandan sakınmak, kulun tedbiridir. MEYDAN’a gelen sensin, kement yersiz atılmaz; duman, sevgi ile örülen duvarın
içine katılmaz. Dağlar, sizlerle sözde; sular, sevgiyle gözde; gönül, cümlesi ile hazda.”
dedi, SARI ANA selamladı.
“Yakaya taktım altın iğneyi, kulağa taktım küpeyi, bilene sordum
kapıyı.” dedi, SARI ANA sözü aldı: “Gayretime cümle alem güldü, yakamdaki iğneyi her gören sordu. Dedim ki;
‘BAĞIŞLAYAN’ın, RAHMETİ’ne; BAĞIŞLAYAN’ın, hizmetime
armağanı.’ ‘Kulağındaki küpe?’ dediler; ‘DOST ADI’nı andım da, DOST
yoluna geldim de, geçen güne güldüm de; kulağıma emaneti verdiler,
doğduğum günde doyduğumu müjdelediler.’ ” dedi, SARI ANA himmeti
ile hikmetinden yakasından kulağına geleni DOST bağı ile
bağladı, selamladı.
“Uymayı dilersem; DOST bağını düşünüp, yoğurt ile balı yerim.”
dedi, SARI ANA sözü aldı: “Sarı-sarı çiçekler, büyük küçük böcekler, her biri sevgi ile birbirini
kucaklar; getirin odunu yansın ocaklar; dostluk kurulsun, atılsın bıçaklar. Ana olduk bilindik, sevgi dedik bölündük, kainatta bilgimiz ile salındık. Gel
el ele olalım, BİR’lik kapısını bulalım, dostluk çağrısına hep
beraber ses verelim.” dedi, SARI ANA sözü MERYEM’e verdi:
“Her dilde sözü vardır, her çiçekte özü vardır, kainatta gözü vardır.” dedi,
KAYGUSUZ, SARI ANA ile söze geldi: “Doyduğum sofrada doymayan var ise, sileceğim huyum vardır;
güttüğüm sürüde asi var ise, bileceğim soyum vardır. Sarı fistan
giydi isem, seveceğim huyumu cümle ile paylaşmalıyım.” dedi, SARI ANA
KAYGUSUZ’a sordu; “Yolun tozu göze mi geldi? Kulun sözü DOST ile mi kaldı? Gelenden
gidenden yarış mı alındı, barış mı bilindi?” dediler, “Elden ele,
gönülden gönüle barışta olsunlar, sevgide yarışa girsinler.” diye
niyaz ettiler, selamladılar.

SARI ANA söz diledi, dört duvara pay ekledi, “DOST KAPISI açık.” dedi, “Güzel
günde gelir.” diye bekledi: “Saf-saf olur DOST YOLU’nda sevenler, ‘HAK ADI’na geldik.’ diye gülenler. Her
tanesi yaprağının, şahit olur ağaca. Geldim gördüm, RAHMET bildim.
ALLAH’ım RAHMETİ’ni eksik bırakmaz bedenden, ‘ALLAH.’ deyip sürüsünü güdenden.
Her adımını, sevgisini gönlünde bütünledi, sevgimizi niyetinde tanımladı.
ALLAH’ım RAZI olsun bir damla su verene, eksik noksan deyip dağılanı
görene. Kaygu etme. Varlığımız taşta toprakta değil, RAB ADI’nı
nerde duysan orada eğil. Bir mekan kulu için meseldir, bir makam yolu için
güzeldir. Dert edinme, ‘Olur, olmaz?’ diyerek. Doğduk bildik, DOST ADI’nı
gönlümüzde bulduk, anda gerçeğe geldik. Senin adın bende mevcut.
Bağladığın kordonda. Ne senden kopar, ne benden.” dedi, SARI ANA
senin ile her an, gönlünden olduğu gibi aldığını, DOST KAPISI’na
sorduğunu söyledi. Denildi ki; ‘Taşlar, eğildiğin an,
ayağından çekilendir.’ “Eğilmekten maksat; kuluna değil,
RABB’ine. Niyazlarını gün doğuşuna verdiğin an; unutma,
muradınız muradımdır. (Yani
isterken de, muradımızda yazılı olan istetiliyor o zaman?) EYVALLAH.”
dedi, SARI ANA selamladı
“Çevreyi oyaladım, DOST YOLU’nu kolayladım, kap kacağı kalayladım.” dedi,
SARI ANA sözü aldı: “Aylar-yıllar gelir-geçer, kul haneden-haneye göçer, Güneşten gölgeye
kaçar. Ne kaçtığım gözdedir, ne seçtiğim sözdedir, sevenler hep
nazdadır.” dedi, SARI ANA selamladı.
“Üç fistan alsam, birini günde, birini gelende, öbürünü bayramda giysem; sevinen
ile sevinirdim.” dedi, SARI ANA sözü aldı: “Çiçek-çiçek giydiğimde, gönül ferahı bulur; ele çiçek aldı isem, bende
kokusu kalır; dayanmayı bildi isem, güvendiğim beni bulur.” dedi, SARI ANA
selamladı.

“Çevreyi bağladım, gelen geçene mendil salladım.” dedi, SARI ANA sözü aldı: “Ocak başına geldik, sofraya aşı koyduk. Her seven katılsın, kucaktan
taşlar atılsın, senden benden benlik satılsın, akçesiyle atlara nal
takılsın.” dedi, SARI ANA selamladı.

“Ata bindim vurmadan, yola girdim durmadan, HAK selamı verdim ‘Kimsin?..
Nesin?..’ sormadan. Dağlardan taşlardan, açık gelen başlardan,
DOST ile DOST’u bulduk selam veren kuşlardan.” dedi, SARI ANA sözü aldı: “Bin bir parçayı ekledim, bir bohçada sakladım; günü geldi açacağım, DOST
hanına sereceğim. Gelsin yolum diyenler, gelsin DOST’a gülenler. Bir-bir
açtık yolları, bir-bir seçtik kulları, gelen geçen günleri. Hep beraber
anacağız, yudum-yudum içtiğimiz suya kanacağız.” dedi, SARI ANA
selamladı.
“Katı gelmez söz bizden, eğri olmaz düzen. ALLAH’ımdan, yumuşak yoldan
geldik, ‘Dursun durakta.’ diyenden sorduk. Yoran duran elde olmaz, SARI ANA
elini verdiyse kul yolunda kalmaz, çiçeğine verdiğine suyu asla
solmaz. Bağlı olan çözülür, ekli denilen çizilir; ‘HAY’ diye girdiysek
söze, gönül bahçesinde gezilir. Konuk geldiğine, nasip verdiğine, yapıya kapıya sahip çıkarız
gönüller bağlı olduğuna.” dediler, YUNUS’um ile SARI ANA
selamladılar.
“Ağaçtan-ağaca seslendim, bahar geldi ağaç misali süslendim.
Yanakta ben var ise, güzelliğe; dudakta SEN var ise, özelliğe
işarettir.” dedi, SARI ANA sözü aldı: “Gel vefalı, gül yüzüme yoldan-yola sen sefalı. DOST KAPISI DOST’a açılır, DOST
ile güzel seçilir. HAK sofrası yoldur bize, derman dilersen dön sözüne.
ÖZ’ü-sözü BİR’lik bağlar, HAK ADI’na aşık ağlar;
gördüğün yüce dağlar, gönlünü günü-gününe eğler.” dedi, SARI ANA
selamladı.

“Anahtarı al eline, kemerini sar beline, gördüğün her konuda aldığını
sor kendine. Her hücrene de üç öğünlük kurşun vardır, kumun
olduğu yerde kurşun dağınık kalır, buzun olduğu yerde
bölge-bölge toplanır. (Nefisteki
sertlik mi?) Değil. Toplandığı yerde ağrı alır. Güç
olandan ayrıyı nasıl seçeriz, kolay olana nasıl geçeriz; elde midir, dilde
midir? Saymaya geçelim, DOST selamı seçelim.” dedi, SARI ANA sözü aldı, yoldan
gelene halini sordu: “Pirince mi emek verirsin, bulgura mı?.. Minareden aldığın sesten mi
gerçeği bulursun, denizden aldığın seste mi?.. Ayrıda değil ne o
ne de bu, demde bildiğini bir yana ko. Güç gelmez verdiğimiz
bilgiler, kaygu vermez cümlede olan sevgiler. Gel el-ele olalım, ak ile karada
gerçeği bulalım, at ile merkebe hizmette diyelim, halk ile halka olup
BİR’likte DOST’luğu saralım.” dedi, SARI ANA selamladı.

SARI ANA gördüğü her sevgiliye sordu: “‘Emeğinde sevginin payı mı
var, görgünde sevenin huyu mu var?’ gelen-giden söyleşir, seven-sayan
paylaşır; gerçekten kim uzaklaşır?” dedi SARI ANA selamladı.

"Kapıların açdığı günde, yolunu bilene sorduk; ‘Ayrı bahçede mi, ayrı
lehçede mi?’ ‘EYVALLAH.’ dediler, elime sarı çiçek verdiler. Toz yolunda
olamaz, ayağı taşa vuramaz." dedi, SARI ANA sarı fistanını giydi
de geldi: "Kapak koydum sahana, ağrıya yaydım lahana. Haşlayıp ılık yaysın beline,
sevinsin saçının her teline." dedi, SARI ANA selamladı.
"Zeytin aldım yiyeceğim, ince fistan
giyeceğim; AŞK'ım bütün, sevgisine doyayım." dedi, SARI ANA sözü
aldı: "Bir çiçek BİR'liğine meseldir,
bilmeyene masaldır. Gezdik yürüdük sahilinde; kumlar iz aldı, kullar söz verdi, cümle
BİR'liği kurdu. Aldık-güldük vergisine, sevindik RABB'imin sargısına, sığındık affeden sorgusuna. Kapı bize açıktır, elden-ele geçittir." dedi, SARI ANA
selamladı.