
Selam aldık
ANA'dan, adı güzel SARI'dan: " 'YÖRÜK GELİN' denilir, adım öyle
anılır, şarkı diye söylenirdi. Yün bükerek eğildim, sarı inek sahibi
oldum, her dileyene sütünü verdim. 'Ana sütü' denildi, derde düşene
şifa verildi; ağlayan sustu, zehir alan kustu, uçan yere bastı. 'Yoğurt
versem eline.', dedi 'Güldüm geline.' 'SARI GELİN' denilir, altın saçı
örülür, ele kına yakılır, derde deva sorulur. Eyer merkep süsüdür, yolun
sesidir. Merkep sütü alınır, derde deva denilir. Alan bilir. Olayın
gelişmesi, gönülde çalışması vardır. İçenden olunur, beklenen
alınır. Koruk aldım ermedi, elde kaldı vermedi. Asma
koruğu oldurur, güneş tadın verdirir, dile mülkün gördürür. Ağaç
verdim dikesin, köküne su dökesin, elin cepte sıkasın, her kütüğü bükesin.
'Geçici geldi, dilenen oldu.' diyelim, düğün alayına katılalım. Bunca yılda verdiğim, döne döne serdiğim, gelen gidene sorduğum
şudur; 'Dilersen burda kal. Darda olmazsın, SAHİB'siz kalmazsın.
Yeter ki, SAHİBİN'i bilesin, 'Yandım ALLAH!..' diyesin.' Oğula
derman verdik, 'ANA' diye anıldık. Şundan bundan demeden, ham armudu yemeden; kendin olasın, kendin bulasın,
çağrıldığın günü bilesin, ANA'dan ANA'ya devrini göresin,
uyuduğun uykudan uyanasın. MERYEM'den geldi, geldiği
günde buldu. 'Asıl adı nedir?' denildi. Demde verdiğimiz; 'MUAZZEZ' namına
uyan, 'SAFİNE' diye anılan. Eyyam gelmese, dileyen bilmese, gerekmezdi.
SAFİNE'den murad; denenmiş suyun paklığı. SARI ANA, oradan
gelir. Katık verdik, halin gördük,
niyaz diledik, güzelden güzeli bulduk." dedi, SARI ANA yürüdü. Ak elini
HAKK'a açtı, ak gönlünü cümlenize saçtı, her niyaz edeni seçti, bildik bilmedik
önünden geçti. 'İnek sütü vermese, kulu onu bilmezdi.' denilmesin,
BİLDİREN inkar edilmesin! Niyazını bekler, yapınıza kumundan ekler.

"Dağda yemiş topladım,
HAK'tan nasib bekledim, alanla vereni birbirine ekledim. Vuran kıran, bilmeyene
sorandır, tozdan dumandan alandır." dedi, SARI ANA selamladı

“Duyan bilir, arayan bulur, her
konu sevgi ile oluşur. Yonca yaprağı yesin, çevrede olana gülsün!”
dedi, SARI ANA oğulcuğu selamladı. “Eline alsın yesin! Sen de ye!
Demet alsın ele, desin ‘Geldim güzele.’ Doğana selam olsun, gönülde
oluşan seyrini versin” dedi, SARI ANA selamladı.
“Kayalar düze inmez, kopmadı
ise; deryalar sözü vermez, yerden geleni katmadı ise. Aldık verdik
sözünü,
‘Güzel...’ dedik ÖZ’ünü, HAK yazmıştır yazını. Gördüğün halde,
bulduğun yolda ‘OL!’ denilen günde ‘Seninle olacağız’ dediğimiz,
görgüde verdiğimizdir” dedi, SARI ANA gül bahçesinde seveni buldu.
“Gölgeye değil, Güneş’e bakalım! ADI’nı değil, ODU’nu yakalım!
Her çiçekte; rengin kokunun en güzelini duyalım! Ne var ki, GÜL’ü ile
beraber
kalalım” dedi, sözü MERYEM’e verdi:

Aydın olsun gününüz, açık gelsin
konunuz. SARI ANA bacımız, kutlu olsun haccımız. Görmeyi değil varmayı
dilediler, halk ile HAKK'ı aradılar. ALLAH'ım RAZI olsun, her alan mutlu
kalsın. "Şarkı söyledim almaz, türkü söyledim bilmez, eline kaval
verdim çalmaz." dedi, SARI ANA ALLAH'ıma havale etti." Her alan
benden bilsin, 'Olmuyor!..' diyen, gülsün. Beraber şarkı
söyleyeceğiz, türküyü belleyeceğiz; kavalı çoban ile birlikte
dinleyeceğiz." dedi, selam ile yürüdü. "Yazdım yazı taşına
toprağına, gezdim gözü yaprağına çiçeğine, verdim sözü aklına
gönlüne." dedi, SARI ANA bacımız resmini verdi. Daha önce verdik, 'Her
satırı oku!' dedik.

“Elde balı getirdim, yemedi
derse üzüldüm.” dedi, SARI ANA sözü aldı: “Ballar bizden sizedir, haller
kuldan sözedir, nazar aşıkta gözedir. Gel alalım, yerini yoluma bağla
gülelim.” dedi, SARI ANA sözü YAHYA’ya verdi:
“Her ağacın dilinden, her
kulunun elinden, selama selam kattık, sofraya tuzu kattık” dedi, SARI ANA söze
geldi: “Bakla topladım, sözü sakladım,
yerden aldım rafta denkledim. ‘Sarı fistan mı giydin, sarı destan mı dedin?’
dediler, benden kaldığım yeri sordular. Kalasıya değilim ya, ha
şuracıktayım, yolda, damda, dağda, bağdayım. ‘Yuvan nerde?’
derlerse, gönüllerde görürüm, postumu dilenen her yere sürürüm. Gelen bilir
haneyi, alan bilir taneyi” dedi, SARI ANA seyre dalın diye selamını iletti.
“Yazma koydum başıma,
‘Kalem.’ dedim kaşına, oturdum çeşme taşına. Akan suya
doyamadım.” dedi, SARI ANA söze geldi: “ ‘Dur!’ diyene güleceğim, yolunu ben
vereceğim. YUNUS MEVLANA misali, denilecek ‘SARI ANA’nın masalı.’ Yol
açık, gelin! Dört ER’den yapınıza uyanı bilin! Yumuşak gelen her olaya
uyun! ‘Yoğun çalıştık.’ derseniz, soracağım, ‘Neye alıştık?
Ne ile oluştuk? Nerde kimin ile buluştuk?’ Her nokta birbirini
tamamlar. Azdan gelen, çok ile biter. ‘Biten nedir?’ denildi: Binanın
kuruluşu. DOST eli, elinizde oldukça; DOST sözü, gönlünüzde kaldıkça;
‘Sırtım dayalı.’ demeyiniz! Sırtınızda dayalı olan, çalışana destektir
çalıştığın kadar.” dedi, SARI ANA her sorana selamını iletti.
“Sefer DOST KAPISI’nadır seheri bilirsek.
‘Daldan dala konamam, ateşine yanamam.’ dedim de, bir dilde döne-döne
vardım. Daldan dala kondum, ateşine
dayandım. Seni beni BİR’de gördüm, cümleyi YAR’da buldum” dedi,
SARI ANA söze geldi: “YUNUS gibi döneceğiz,
kandil olup yanacağız, ne sönecek ne kalacağız; ‘ALLAH’ım, SEN’den.’
diyecek şüpheyi sileceğiz. Nokta, bizdedir; ALLAH’ım gönülde. Bilen
ile bulanı el ele verdik gürlükte helvayı kardık” dedi SARI ANA elden ele
kayguyu sildi. (Bilen kim bulan kimdir?) “Daha önce verdik: Bilen
zerreleri tek-tek ayıran, ‘Bütünle.’ denileni, bulan ile belledik, sizler ile
bekledik.” dedi, SARI ANA yaprağa adını yazdı. (Resim verilir: SARI ANA) “Sözümüz verdik, oğul ile
kozayı sardık” dedi, SARI ANA nefesini geldi verdi. Selam olsun, resim ele
gelsin. Oğulun.

“Sarı fistan giydiysem, SARI ANA dendiysem;
aşımı tatlı bildiğimden, her geleni gönülden sardığımdandır.
Sardığım yerde NUR vardır, her gönülde kor vardır. Ömürde zor görülse,
‘ALLAH’ım dayandım.’ denilse; yardım gelir, YARDIMCI verir. Dağlar
taşlar yardım ile aşılır, akan su ile köprülerden geçilir, her kulun
gönlünde olan seçilir. Saymayı denediğin yerde durursan, aldığın NUR
her tarafa saçılır. Boş değil torbamız, taş değil çorbamız,
ayran dolu kırbamız. Biz yeriz, biz içeriz; gönül dolu, HAK YOLU’nu seçeriz.’
dedi, SARI ANA selamını, yumuşak yolda olana, gölgede kalanı bilene
iletti. Yapıdan uzak, ne var ki gönlü kapıda. Uzun yolun kısasına gelecek,
adım-adım aldığı yola gülecek, her satırda, ‘ALLAH’ım!’ diyecek, kendini
bulacak.

“Cümlenin aldığı, bir bilenin
sorduğudur. Adım-adım sayacağız dedik, her adıma denk geleni
vereceğiz. Sağdan sola aydın gelsin, dursun bulsun eğiten ele
kalsın.” dedi, SARI ANA selamını, GÜL’den güzele iletti. “Varsın geç olsun,
günü aydına gelsin. Toprağın sayısı kadar, nasibi gür kalsın.” dedi,
ağaç ile yaprağı bir bilene, selamını iletti.

“Göze baktım, NUR’dandır; söze baktım,
gürdendir; her adım yumuşak gelir, ne var ki yorumu zordandır.” dedi,
KAYGUSUZ söze geldi: (Zorluk
nedendir?) “Zorluk; yorumdadır, olayda değil! (Başkalarının yorumu mu?) EYVALLAH.
MEYDAN seni aldı ise, gönlün HAKK’ı buldu ise; asla zor yoktur, her adımın
yardıma açıktır!” dedi, KAYGUSUZ söze SARI ANA ile geldi: “Her bohça açılır, en güzeli
içinden seçilir, renklerde güzel öyle görülür. İşleyene yardımcıyız,
düşleyene destek. Haşlayan; bizden değildir, sözdendir! (Biraz
açıklar mısınız?) Her
destek, dilendiği gibi HAKK’ın EMRİ’nce verilir. Doğuşta
düzen vardır, destekte düzenin bir parçası. Öyle ise, ‘Oldu!? Olmadı!?’ diye
destek asla yerilmez! Yerildi ise; gönülden değil, sadece sözdendir.”
dedi, her yolun başında durdu bekledi. “Elinde sarı mendil olsun, cebinde
dursun!” dedi, SARI ANA selamladı yürüdü

“Aldığım her mendile ADI’nı yazdım; eli
ele olana, ‘Selam!’ diye gelene, ‘Soğuktan sakınsın!’ dedim. Aldığı
kadar verdi, her damladan HAKK’ın RAHMETİ’ni sordu.” dedi, SARI ANA selam
ile geldi: “Çevreye dağılmadan, kuluna
eğilmeden düzen kuralım; DOST KAPISI kapanmaz, kapatanın kapısını kıralım!
‘Aç gezen, DOST aramaz!’ diyene de ki: ‘DOST, aç ile tok ile beraberdir!’
Gönülden bağladığın, satır-satır okuduğun, günü gelende
dokuduğun olacak.” dedi, SARI ANA selamladı yürüdü. (Resim verilir: SARI ANA yavrusu
ile)

“Çevreye oya diktim, destiye suyu döktüm.
Aldım sattım, bilginde HAK ADI’nı tattım.” dedi, SARI ANA söze geldi: “Bağladım kovaya ipi, döktüm çukura
çöpü. Dedim: ‘Açılan kapı dört mevsimde oluşur, yoklar orda buluşur!’
Derman dileyen kulu, elbet bulacak yolu. El ele oluştuk, her noktada
buluştuk, sağda solda geliştik. Seni sana sorduğum gün,
seni beni sildiğim gün oldu, akıl gönülde aradığını buldu.
Değirmene vardığın gün, DOST SOFRASI kurduğun an; mendil elde
olacak, yerden göğe cümleniz hoşnut kalacak. Ayran sunuldu, YUNUS ile
MEVLÂNA’ya danışıldı. ONBİR’de oluşalım, ONBİR’imiz
buluşalım; oğulcuk gönül açtı, el ele çalışalım. MEVLÂNA dedi: ‘El bir, gönül bir!’ YUNUS dedi: ‘Yol bir, hal bir!’ KAYGUSUZ dedi: ‘Sen gül, ben gül!’ MERYEM dedi: ‘Yapıya gel, kapıya gel!’ Oyanı alacağız, suyanı vereceğiz, oğulcuk ile sohbeti
kuracağız.” dedi, SARI ANA selamladı yürüdü.

“Her renge yönü sordum, her renk ile kulu
sardım, sarı renge gönül verdim.” dedi, SARI ANA söze geldi: “Bağladım asmaya salkımı, dedim severim
halkımı, gönülde buldum HALİK’imi. Derdest olur, olduğu gibi bulur;
her ağacın doruğunda, seyrini kendinde görür. Gelecek gülecek, selamı
alacak.” dedi, SARI ANA selamladı yürüdü

“Her olayın arkasındaki düzen, kulunun
hayrınadır; davar yolu bilirse, çobanın kolayınadır; ÖZ’de oluştu isek,
gönlünüzün dolayınadır. Güzel olduk, güzel bildik, SARI ANA ile cümleyi sardık.
Altın kapıya vardık, kapıda olana sorduk; ‘Senden mi, ondan mı?’ ‘Ne ondan, ne
bundan, kendini HAK ADI’na bulandan!’ dediler, bize her adımda tane-tane
RABB’imin ADI’nı saydılar. Elbet yapıya kapı olacak, RABB’ini bilen kulu kapıyı
bulacak. Öyle ise, ne şüphe, ne kaygu kalacak; O’ndan gelecek, O’ndan
gelene kulu gülecek.” dedi, SARI ANA selamladı yürüdü.

“ALLAH’ıma emanet olunuz, en
güzel günde olduğunuzu biliniz!” dedi, SARI ANA OĞULCUK ile cümlenizi
selamladı.

Sarı mendil elinde, sevgi dolu
gönlünde; ne birinde, ne öbüründe, demezsin yatar kabrinde. Gelir gider, gezer
döner, AŞK’ı ile yanar. SARI ANA denir anılır. “Bağladık mendili,
yağladık kandili, zorladık DOST KAPISI’nı, olsa olmasa bulduk yapısını.
Gayrette görgünün yeri vardır, deme ‘Açılan kapıdandır!..’ Yoğurt yesin!
Az değil!.. Dinler(n)sin, açılacak görevde yerini alsın. Şahit
olacak, sabit kalacak, aldığı ile verdiğini bağlayacak,
eklediği yamada ÖZ’ünü görecek.” dedi, SARI ANA selamladı yürüdü

“Sarı yazma bağladım, kul yolunu
bekledim. Soylu soysuz diyenin; bilgisine, görgüsüne, kaygusuna, yargısına
sohbetten ekledim. Doğruya eğiliriz, suyundan gelişiriz, huyu
ile bilişiriz, ne aldı isek bölüşürüz.” dedi, SARI ANA selamladı.

“Yolu aldım kuyu başına
vardım, ipi gerdim, çamaşırı serdim. Dedim ki: ‘Suyu buldum alacağım,
emeğimi bileceğim; veren ile varana, gönülden katılacağım!’
Sayarak geldiğin yerde, kendinden kendine sorguya düşesin, aldığın
cevaba kendin de şaşasın. Dayanmayı bildiğin günden, uyanmayı
denedi, kapalı her kapıda yoruma daldı. Her adım ALLAH’ımın
İZNİ’ndendir, bilene uyarsan kaderin izindedir. Durak yoktur gidene,
sürü alıp güdene, aldığı emanete emeğinden katana. Aldık sürüyü,
bildik sarıyı.” SARI ANA söze geldi, selam dedi dize geldi, her renk ile
bağlandı; soru ile beklendi, verdiği her öğütte birbirine
eklendi. “Ne güzelmiş; bilenler, benliğini silenlerle beraber
olmak.” dedi, cümlenizi selamladı.

“Sarı çiçek açacak, DOSTLAR
çaydan geçecek, ‘Kaynak yeri bulduk!’ diye-diye soğuk sudan içecek. (Kime?) ‘Komşuya gelen ile konuk
olduk.’ diyenin, lokmayı tuz ile yiyenin. SARI ANA yuvada, sarı mendil havada.
Gölgeler silindi de, BİLGELER bilindi de, DOST yolu açıldı da; geldik, gördük,
sevindik, HAK ADI’na soyunduk.” dedi, SARI ANA selamladı.

“ ‘Seyran.’ dediysem yola, hayran
olduysam kula; onda HAKK’ı gördüğümden, onun ile RABB’imi
sardığımdandır.” dedi, SARI ANA selam ile söze geldi: “Yıkık duvarı ördük. Bacayı,
dumanı tutmasın diye sardık. Ağaçtan ağaca ipi gerdik; yıkadık,
çamaşırı serdik. Her gelene sorduk: ‘Aldığını bildin mi,
bildiğin ile oldun mu, RABB’in ile andan ana kaldın mı?’ Öyle ise, yolunu
kutlarım; bilgini, cümle ile katlarım.” dedi, SARI ANA selamladı
“Soğukta giydiğini
sıcakta alamazsın, sıcakta yediğini soğukta bulamazsın. Öyle ise, her
anında gelecek an için kendini hazırla ki; her zerren beslensin, ömrün öyle
süslensin. Dağdan alacağın, yoldan sereceğin, gönülden bileceğin,
seferden soracağındır. Ona de ki; ‘Ne dün ayrıda idik RABB’in ile, ne
bugün, ne de yarın ayrı kalacağız.’ Dünde günde yarında, RABB’im her an
yanında… Suyun içildiği gibi, seyre seçildiği kadar beraberiz.” dedi,
yol üstünde durdu, SARI ANA cümlenize sordu: “Etek bele bağlanır mı, dizde
nasır var ise ağlanır mı, gönülden gönüle gerdiğimiz ipte kirli
çamaşır sallanır mı?’ YUNUS gibi gezemedim, KAYGUSUZ ile buğdayı
ezemedim, MEVLÂNA’dan aldım yorumu sezemedim; ne var ki, her anımı dost
yüzünden çekemedim, destimdeki suyu boş toprağa dökemedim.
Alacağız vereceğiz, BEHLÜL ile sohbete gireceğiz, satır-satır
okuduğumuz yaprakları gününüze sereceğiz.” dedi, SARI ANA sözü
BEHLÜL’e bağladı.
“Seyre geldik yüzünü, seferde alırsa
sözünü; gönülden alışacak, doğduğu halde kalışacak.” dedi,
SARI ANA sözü aldı: “Ayranı içtik geldik, güzeli seçtik
geldik. ‘Umduğumuzu bildik.’ dedik, her olayı GÜL ile bağladık.”
dedi, SARI ANA selamladı.

“Yamayı fistana diktim, her
konuyu destana döktüm. Dayandım duvara, göründüm davara.” dedi, SARI ANA sözü
aldı: “Her davar sürücüsünü tanır,
geleni kendinden sanır. Selam, andan anadır; güzellik, bilen için HAK’tan
yanadır. Cümlemiz el ele olalım, cümlemiz halk ile BİR’liği bulalım,
halk içinde sevgi ile kalalım, seni beni silelim, O’ndan geldiğimizi
bilelim.” dedi, SARI ANA cümlenizi HAK ADI’na MEYDAN’a çağırdı. “Her kulunun gönlü açıldıkta;
MEYDAN oluşur, cümleniz orada buluşur. İşte O MEYDAN;
gerçeği açıklar, her kayguları siler, olayları GÜZEL ile böler, halk ile
BİR’liğe götürür, güzel gelmeyen kanıları bitirir.” dedi, SARI ANA
her birinize ANALIK olduğunu söyledi, selamladı.
“Oyayı işledin mi, elmayı dişledin
mi, ağacı taşladın mı, kayguya başladın mı; kötüye yönelmiş
olursun.” dedi, SARI ANA söze geldi: “Her dala iz verdik, her kulda
ÖZ’ü gördük; bilen güzeli sardık, soruya gelene ‘Ne güzel.’ dedik güldük. Yolum
eylediğinden, güzeli peylediğinden şüphemiz yoktur, güzel ile
eyleşen çoktur, bildiğin HAK’tır. Zerremiz ile oluşuruz, orda
burda buluşuruz. ‘Uzak oldum gelemem, sözü günde bulamam.’ denilmesin.
Anda orda, anda buradayız.” dedi, SARI ANA selamladı.

“Seyre geldiysem düzü, ele
aldıysam sazı, BİR’de bulduysam sizi; binbir emek, bir lokma yemek…” dedi,
SARI ANA sözü aldı: “Yüzünde Güneş izi,
gönlünde HAKK’ın sözü, dedim ‘Koy yere dizi. Senden sana söz veren, senden
cümlede HAK olanı gören, senin ile gerçeği ören; bilgideki örtünü
açtığıncadır, HAK olmayandan kaçtığıncadır.” dedi, “SARI ANA;
yumuşak yolun huyundan suyundan alanın, yardımındadır.” dedi, selamladı

“Çevreyi aldım elime, eteği sardım
belime, sepet gerekli koluma.” dedi, SARI ANA sarı çiçekte tomurcuğa el
attı: “Söz bizden, güzel sizden, ÖZ RABB’imden,
Güneş’e baka-baka, olumsuzu koydum rafa. Örtüyü vuracağız, şükür
helvası karacağız, her bir çiçeğe soracağız; ‘Adım ile mi, andın
ile mi geldin, AŞK’ı ile mi buldun?’ ‘Her birini AŞK’ıma…’ dediler,
boyun eğdiler. Derdest olacak, güzeli bir demette bir sepette değil,
bir bahçede bulacak.” dedi, SARI ANA selamladı.

SARI ANA, güzel günde gezene, DOST SELAMI
getirdi, kapanmayan kapıda kayguyu bitirdi: “Yelden selden aldığınız,
RAHMET diye bildiğiniz her olay, bir adım öteyedir.” dedi, SARI ANA
selamladı.

“Ayağım getirdiği
yerde, sözümü bitirdiği günde; her zerremden vereceğim, YUNUS misali
DOST KAPISI’nda duracağım.” dedi, SARI ANA söze girdi: “Mendil elde, yol dilde, HAK gönülde. Duvarı
öreceğiz, çatısını örteceğiz, soframızı kuracağız, ‘YA ALLAH.’
deyip her bilen ile gerçeğe uyacağız.” dedi, SARI ANA selamladı.

“Çevir çevirdiğin kadar halkayı, bul
gelen giden her zerrede gerçeği. Halk ile bulduğun yerde, halk ile
durduğun darda, HAKK’ın SEVGİSİ vardır serde. Birden çoğa
genişlerse, kapalı her kapı açılır.” dedi, SARI ANA cümlenizi selamladı. “Akan suya çöpü attım, gittiğim yere
baktım; akan suya taşı attım, battığı yere baktım… Ne giden, ne
batan; benim verdiğimden değil, kendi varlığındandır.” dedi,
SARI ANA selamladı.
“SARI ANA söz alır, sözü sofrada
bulur, gördüğü her çatıya dilenen sevgiyi getirir. Bağlıya el atarsa,
çözülendendir; dağlıya göz atarsa, seçilendendir.” dedi, SARI ANA;
sevgisini cümlenize böldü, her bir nefeste HAK SEVGİSİ’ni buldu,
selamladı.

“Bağırdım ses geldi, susadım tuz geldi,
bağışladım söz geldi, yumuşak yol aradım toz geldi. Ağlayıp
yanayım mı, kış geldi donayım mı, kuru ağacın dalına konayım mı?”
dedi, SARI ANA sözün en güzeline nokta koydu. “Severlerse seveceğim, duyarlarsa
öveceğim, bir söz ile bulacağım, HAK’tan gelen ile dolacağım,
bir bardak suya doyacağım. Elden eli aldık, gönüllerde bulduk, nefsimizde
kaldık, yumuşak hale geldik. Ses de senden, nefes te… Sevgi de senden,
heves te…” dedi, SARI ANA selamladı

(Resim verilir: SARI ANA)

“Üç öğünde andığımız,
bir ömürde bulduğumuz gerçeğe ayna olan her gölge, bulgumuzun
şahididir.” dedi, SARI ANA ile KAYGUSUZ sözü aldı: “Çölde deve güdeceğim, ben
YEMEN’e gideceğim; cümleye sözüm verdim, cümlesini arkama katacağım.”
dedi de, SARI ANA ile KAYGUSUZ Güller bahçesinden, gönüller bohçasından, her
birinize DOST selamı iletti; DOST’luğa EYYÜB’üm ile MERKEZ’imi de kattı;
YEMEN’den gelen selamı cümlenize ışık diye tuttu. Selam ile geldiler,
selamlayıp yürüdüler.

“Bağını belledin mi, gelini telledin
mi, az vereni çok diye zorladın mı?” dedi, SARI ANA sözü aldı: “Çoğu dileyen alsın,
sevgisi bize kalsın, yoğurt alsın bol yesin. Güneşe dursa erir,
gönlünden geçen ile bulur.
Korkuyu yer etmesin, kar alıp bal satmasın. Kendinden yardım dilesin, HAK ile
öyle söyleşsin. Kul kulun derdini bilmez, bilmeyen kul bilene vermez.
Asmayı budarsan gelişir, bilgini budarsan dönüşür. Hataya
düşmeyelim, asma ile gerçeği deşmeyelim. Gölgeyi ağaçtan
bildik, Güneş var ise sarmaşığı ektik. Kement attığımız
yerde, toprak asla kaymamalı, bizi zora koymamalı.” dedi, SARI ANA selamladı.

“Her yıldız ile
paylaştığım, her sohbette söyleştiğim; sunmayı bilmiyor
isek, susmayı öğrenelim; DOST ADI’nı anıyor isek, her hali hoş
görelim; bilen ile berabersek, uyumlu olacak diye bekleyelim. dedi, SARI ANA
sözü aldı: “Kim olduğun değil,
kimi bildiğin önemlidir, konuya kanı ile geldiğin önemlidir. İnanmış
olmak. Başıma çevre sardım, çehremde her varolanı gördüm; beni seni
bilmeyi diledim, silmekte gerçeğe uydum. Beni silersem sende kalırım,
BİRLİĞİ’ni öyle bulurum, kötüye attığım adımı geri
alırım.” dedi, SARI ANA açık yolda gayreti cümle ile paylaştı, selamladı.

“Ergin üzüm aldım yedim, ne
güzelmiş tadı dedim; naz ehline selam verdim, yol ehline KIBLE’yi sordum…
‘Birinden öbürüne saysan…’ dediler; kimi soğan kırıp, kimi baklava börek
yediler. Her alan nasibini bulur, her veren ALLAH’ımın EMRİ’ne
katılır.” dedi, SARI ANA BİRLİK’ten
gürlükten, DOST’luk ile gerçekten nasibini her alana selamını iletti. “Bağım nasiplidir, eli
boş vermez. Gönlüm RABB’ime bağımlıdır; saygıya bağlar,
saymayanı hoş görmez.” dedi, SARI ANA selamını yoldan yola, kuldan hale
cümleye iletti.

(Resim verildi: SARI ANA ve iki
yavrusu) Dumansız dağda, taşsız yolda
yürüdü. Kumdan ayağını sevgi ile sürüdü. SARI ANA sevgisini iki yavruya
bağladı, her gününde cümle için ağladı. Binbir günde yol verdi, bir
gününde yol aldı, selamını cümlenize iletti
“Çevreyi bağladım, eteği topladım,
sofrayı katladım, sevmeyi bilen ile bilmeyene yol verdim. ‘Sonum?’ dedim adım-adım
gezindim, sarı mendile söz aldım.” dedi, SARI ANA geldi: “ ‘Durayım gelir misin, mendili verir misin?’
diyene de ki; ‘Durmayı değil dermeyi bileceksin, dağılan her düzeni
toplayacaksın.’ Güzelden güzel olacak, gönülde gerçek yerini bulacak.” dedi,
SARI ANA selamladı.
“ ‘BAYRAM geldi…’ dedikte, bir
somunu yedikte; zeytin dalı aldık mı, tanesini saydık mı, bir tabağa
koyduk mu? SARI ANA söze gelse, sözü alıp dize dursa, her kumun tanesini saysa;
görgüsünü böler miydi, gelenlere güler miydi, ayağına gelen taşı bir
nefeste siler miydi? Adına OĞUL dedik, oğul ile sevene güldük; bir
tepsiye sedef koyduk, bir tepsiye yemiş saydık. Selam olsun, selamı
gerçekte bulsun.” dedi, SARI ANA selamladı.

“Çoban oldum sürüye, bal verdim
arıya, söz sordum sarıya, gelenden bilenden…” dedi, SARI ANA sergiyi
dilediğince kurdu; cevizi aldı sofraya koydu, ‘Yenilsin.’ dedi, her
dileyene kırdı. “Selam olsun, cümlesi selamet bulsun.” dedi, selamladı.
“Elin elde durursa, elden ele
vurursa; diyeceğiz, ‘Ak üzüm, değirmene varacak sözüm, yerde duracak
dizim.’ Ak üzümden aldığını, zeytin ile bildiğini KAYGUSUZ’a
aktardık; dedi ki, ‘Aza izin verirse, kulu ÖZ’ün bilirse; gelen geçene gönül
koymasın, buz üstüne çıkıp kaymasın. Ne yerdedir, ne selde, geçmiş olan
kulda… Ayna izin verir, suda yüzünü görür.’ Silip atacağız, kilimi elde
tutacağız. Zeytini bol ye, yolda uzun yürü.” dedi, SARI ANA gönülden gelen
ile kayguyu sildi. “Kapıya vardık, yumuşak hale geldik,
selamımızı cümlenize ilettik.” dedi, SARI ANA selamladı.

“Dumanlı dağlarda yolum
bulayım; bağıma su bol gelsin, dileğimce sulayım.” dedi, SARI ANA
sözü aldı: “Her adına niyaz verdik, her
nefeste güzeli gördük; SIRRI ile sırlandık, tozu ile kirlendik, bir yudum suya
zorlandık; alanlarla bilenlerle, her nefeste gürlendik. Adım attığımız
topraklar niyaza durdu, derde deva her çiçek benliğini sundu.
BİR’liğe talib olan, nefsine galip gelendir, güzele gönül verendir;
serçe ile şahinin farkı, sadece beden yapısındadır. YUNUS ile KAYGUSUZ’a
selam verelim, her birini sofranızda görelim, bilgi sinisinde sevgi helvası
karalım.” dedi, SARI ANA niyaz ile yoluna durdu, selamladı.

“Dağlarda çiçeklerle, dallarda
böceklerle güzeli bulacağız, cümlemiz hayır olanı seyre geleceğiz;
elinden tutacak, yolda olan taşı atacağız.” dedi, SARI ANA her biri
adına selamladı.

Mağaraya gizlediği,
karlı dağda buzladığı, beklenen yolda tozladığı, günde her
güzelin adını sorduğu, sır olan ile vardığını sizlere iletti, “OĞUL’dan oğula selam.” dedi, gül attı. SARI ANA. “Çevre aldım
sarıdan, ben kurtuldum sorudan. Gelen her günü bilsin, bilgisinde gerçeği
bulsun.” dedi, oğlu selamladı. “Yapraklar sıra-sıra gölgesine alacak, DOST
KAPISI dumansız sizlere açılacak. ALLAH’ım RAZI olsun, dilenen yoldan geldik,
gönlünde GÜL’ü açsın.” dedi, SARI ANA selama cümlenizi kattı.
“Ah ile vah, sevap ile günah ile ömrümüzü
getirsek dile; günden geceye bakarız, gece Ay ile derdimizi dökeriz; sabah
diktiğimiz fidanı, gölge ile sökeriz. ‘ALLAH! ALLAH!’ diyelim, günün güzelliğini
gece yorumlayalım! Dertler bağlı değildir, salarsan gider; ‘Gücüm
yetmez?’ denirse, bölersen gider.” dedi, SARI ANA
sözü aldı, her ananın sözünü cümlenize söyledi. “Kendinle DOST ol! Kendinden
kendine, açılan her kapı ayağına bakar, niyetin ile çerağ yakar.
Bekleyene değil, bilgine ekleyene talib ol! Aydın, sende olanı sana açar;
yobaz, kendinde olanı sana yama yapmaya çalışır. Dağılana
eğildiğin, ermeden meyveyi yerden topladığın bilinir; sabır ile,
her konuda açılan görülür.” dedi, SARI ANA güzelden güzelleri selamladı.