
“Komşuya eğildik güzeli bulduk
diye, konuya eğildik gerçeğe uyduk diye.” dedi, YAHYA EFENDİ bir
ÖZ’e, bir söze, bir göze, cümlenize selam verdi. “Dallar yaprak doluşur,
çiçekler hep oluşur, sevenler sohbet sofrasında buluşur. Gelenlere
gülenlere, kayguyu silenlere selam olsun.” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı.
“Her ağacın köküne baktım,
dalına yer aradım ocakta yaktım, gövdesine adım çaktım, bilen bilmeyen ile
derdini çektim. Köküne su döktüm meyvesiz kalmasın diye, doladı çevreyi,
güldürdü çehreyi. Koyun ile kuzuya mesken oldu, çobana destan verdi, bekleyene
fistan giydirdi, olumlu olumsuz her kulunu besledi, görgüsünü süsledi, esen
yelde sesledi.” dedi, YAHYA EFENDİ bir ağacın evresini, kendi
bilgisince çekti çevirdi… “Dardan gelenin, zoru yendiği bilinsin.” dedi,
selamladı.
“Reyhan, dileğimizdir gönülden gönüle;
Serhan, belleğimizdir gelişten yönümüze. Katıldık güzele
ayağımız götürecek, gönüldeki kayguyu sevgimiz bitirecek.” dedi, YAHYA
EFENDİ söze geldi: “Sergiyi dolaştım,
dilediğimi seçtim, değirmenden geleni açık aldım bekledim. Akan su
durandan değil, yolcu geyiği görse vurandan değil.” dedi, YAHYA
EFENDİ selamladı.
“Çam fidanını diktim dibine suyu
döktüm, dalına niyazımı taktım, gelen gidene baktım, kuru dalı ocağında
yaktım. Gölgesiz günün gecesinde, gönlümü HAKK’a açtım.” dedi, YAHYA
EFENDİ sözü aldı: “Kapanan kapıda elim kalmadı,
dardayım diyenden sorum olmadı. Gecenin ayazında, kulunun niyazında, RABB’im
ile yoğruldum, AŞK’ı ile kavruldum.” dedi, YAHYA EFENDİ
selamladı.

“Duman veren olayı silelim, çok
geldi ise toprak, dileyene verelim. YUNUS ile söyleştiği, kumda nasib
paylaştığı yaprakta okunur; her kul gönlü, HAK BİLGİSİ
ile dokunur. Sevelim sevinelim, sevdiğiniz kadar sevilelim.” dedi, YAHYA
EFENDİ söze geldi: “Parlayan suya, ya Güneş,
ya Ay vurduğundandır parlaklığı… Adım attıysak suya, bürünürsek güzel
huya; adım-adım yaklaşırız, gelen gidenden bekleşiriz.” dedi, YAHYA
EFENDİ selamladı.
YAHYA’ya sordum da ‘Gelenden
misin?’, ‘EYVALLAH.’ dedi. “Meyhaneyi açtık, bilenden bilmeyenden seçtik, dört
kuşağa güldük; ‘Alalım mı?’ diyen ile, ‘Doyalım mı?’ diyene, ‘DOST
KAPISI’na uyalım.’ dedik; geldiğine sevindik, yendiğine sevindik, her
satırda güzel ile övündük.” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı. (Ziyarete
mi?)
EYVALLAH.
(‘DOST SOFRASI’nda yünü katlanacak koyun.’ Nedir?) “DOST YOLU’nu bildikte,
çiçeği meyveyi buldukta; elbet kökünü sormayız, yakalım diye sarmayız; her
bilen ile oluşuruz, bilmeyene sormayız. ‘Neden?’ diye, dileyen sorar.”
YAHYA EFENDİ geldi, sohbete üç öğüt ile daldı, her sofrada HAK ADI’na
kaldı: “Lokma-lokma ye de, bütünü
silme; yudum-yudum iç de, buz gelirse kırma. Her
kaşıkta nefes al da, nefsini bölme. Sözünü bil
de, gönülleri kırma.” dedi, YAHYA EFENDİ DOST SOFRASI’na DOST ile kaldı.
“Ayağın getirdiği,
aklının bitirdiği her konu, geçersizdir.” dedi, YAHYA EFENDİ sözü
aldı, deryaya daldı, her balığa sordu; ‘Bilginiz nedir?’ Dediler ki; ‘Su
ile ışık, elimize verseler kaşık; ışık kabında suyu içeriz,
sevgi ile en güzel sözü seçeriz.’ “Ne balık avladım, söz olur diye; ne tayı
bağladım, iz bulur diye…” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı
“Bitirdiğim sayfayı döne-döne okudum;
‘Bilmem.?’ diyen kuluna, yolunda alacağı her damlayı geçersiz saymamasını
söyledim.” dedi, YAHYA EFENDİ söze geldi: “ ‘Aldım suyu bitmedi, kainata
yetmedi; çağırdım gelsin diye, DOST elini tutmadı.’ diyene, ‘Dolu desti
vereydim, hali nedir göreydim.’ dedik, sohbet sofrasında her dilenen aşı
tatlı yedik.” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı. Dayanmayı bilene, tutunmaya
çalışana.

Sayfada okunanı veririz,
dağılandan değil toplanandan seviniriz. YAHYA sözüm alır, gönlünde
gerçeği bulur; ‘Su, yerini bulmadı.’ diyene, çevresinde olanı gösterir. “Ay’ın doğuşunda gördüğün ışık, eline aldığın
kaşık ile belirlenir; kul, sevgisi ile onurlanır.” dedi, YAHYA EFENDİ
selamladı.

“Bir bardak suda tüm deryanın
bilgisi vardır, ne var ki hizmet alanı dardır. Akan suyun başındayız;
aldık-aldık verelim, daldık-daldık görelim.” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı.

“Gemimiz yol alandan, tayfamız hal bilenden…
Gelmekten şikayetçi olmadık, gitmekten asla korkuya düşmedik.” dedi,
YAHYA EFENDİ sözü aldı: “Çevremden getirdiler, kayguyu bitirdiler,
uymayanı götürdüler; bir tabak aşa, bir sakin başa GÜL’ün rengini
kattılar. Gelmeyi dileyene, sormaya davranana de ki; ‘Her binek taşı adım
atanındır, her at başını tutanındır, gümüş tasa su koyarsan yapının
gerekçesidir.’ ” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı. (Kime?) ‘Dağlar, gerçeğin örtüsüdür.’
diyenin, gayreti her adımda öğretenin, yoldan gelip yola niyet edenin.

“Dünyaya her gelen;
geldiğine değil, bulduğuna sevinsin.” dedi, YAHYA sözü aldı: “Yol, dağdan geçiyor ise,
seyri güzeldir. Zor olsa bile, dumana asla yer bulunmaz, bilen gerçeği
silmez. Aldık geldik, kayguyu silen ile beraber olduk, akan suda dolduk. Yorgun
değiliz, yolumuz uzun; yargıda değiliz, haliniz düzgün.” dedi, YAHYA
EFENDİ selamladı.

“Düğüm oldu ise eldeki
iplik, açalım; doldu ise çöplük, seçelim; gölgeyi sildi ise akıl, hayır
diyelim; HAK ADI’na, bilgi fistanı biçelim.” dedi, YAHYA EFENDİ dolu
bardağı cümlenize sundu: “Kuşak belde kaldıkta benliğini
bölüyor ise, gevşet; yolunu siliyor ise, çıkar at, dileyene sat.” dedi,
YAHYA EFENDİ selamladı.
“Bitmez sözün sohbetin, kalmaz
güzelde hiddetin.” dedi, YAHYA sözü her çiçekten aldı, bir demette topladı,
gelen günde katladı. “Gerçek, sende olandır;
gerçeği bilen, gönlüne uyandır. ‘Uyduk ALLAH’ım.’ diyelim,
BİNBİR ADI’na niyaz edelim. Baktım gördüm çevreni, gülsün dedim
çehreni. Çimenin yeşiline uydum duydum, diyen her dilde kaydını buldum.”
dedi, YAHYA selamladı.

“Durduğumuz yer bilinendir,
bulduğumuz yer aranandır, beklediğimiz gün sevilendir. ALLAH’ım her
düzene yol versin, şaşırana göstersin.” dedi, YAHYA EFENDİ söze
geldi: “HACI BEKTAŞ BİR’ledi,
KAYGUSUZ eğildi, YUNUS’um zorladı, bağlanan her dalda HAZRETİ
ALİ gürledi. Dedi ki; ‘Baktığımı görürsem, verir; akanı görürsem,
erir; her dileyen, bulur.’ DOST gönlüne BİR’liği koysun, DOST gönlüne
‘BİR’den.’ diye eğilsin.’ ” dedi, YAHYA cümlenizi selamladı.
“Dermediğin yaprağı,
görmediğin toprağı, elbet eleyemezsin; elindeki ipleri, her
ağaca dolayamazsın.” dedi, YAHYA EFENDİ sözü aldı: “Her subaşı, bekleyene
güzeldir, DOST arayana özeldir. Sevgi yayılır bölünmez, değirmene versen
öğütülmez, asla pazarda satılmaz. Öğrenci kul ise, öğreten
gerçeğin bekçisidir. Bağımsız olan, her gönülden yayılan, sevginin
HAKÇA’sıdır.” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı.

“Davara yer aradık meraya saldık,
dağlardan gelen havayı sevdik. Aldığını bilen ile verdiğini
sayana, ‘Kayguyu silsin.’ dedik. Ala-ala olacağız, vere-vere
bulacağız, seve-seve ereceğiz; YAHYA ile söze girdik, cümle ile
konuya gireceğiz.”

“Kapı-kapı aranan, her kapıda bulunan;
BİR’dir, BİR’dendir. Yer-yer sorulan, her durakta DOST deyip sarılan;
BİR’den diler, BİR’e döner.” dedi, YAHYA EFENDİ sözü aldı; aldı
da, cümle ile selama geldi: “Yapraklar dizi-dizi, gerçekler
açar gözü; bilenin bilmeyenin sözü, bağlarsa düzenlidir. Dağlara sözü
verirsen, kum olur iner. Sulara söz verirsen, deryaya döner. Kuşlara söz
verirsen, ağaçlara konar. Kullara söz
verirsen, AŞK’ı ile yanar.” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı.

“YAHYA söze geldi, sözüm
verdiği yerde durdu; iletilen her konuda, cevab bekleyene sordu: Gerçek,
bir bilen ile bin bilene iletildiği zaman; YEMEN’den sorulur, anında
iletilir. Açılan her sorgunun yeri gelişten tayin edilir, YEMEN’den
yazılan okunur; yorum ile, kul bilgisini dokur. Onun için, yoruma açık
verilir.” dedi, YAHYA selamladı.
YUNUS ile her anı, sevgi dolu her yanı.
YAHYA EFENDİ geldi, yerden aldığı yaprağa sordu: “Adımları
saydın mı? Karıncaya uydun mu? SAHİB’ini duydun mu? Seni beni VAREDEN,
uymayana zor eden; yaprağa yer vermez mi, kim çağırsa görmez mi?”
dedi, YAHYA EFENDİ selamladı.
“Ay’dan gedik açsalar, yıldızdan yıldıza
geçseler; gölgesini sorarlar, bildiklerine yorarlar. Ne Ay’da, ne yıldızda,
bilgince bulamazsın; almayı dilemezsen, söz ehli olamazsın.” dedi, KAYGUSUZ ile
YAHYA EFENDİ söyleşti… “Ne yorum yeterlidir, ne sorun biterlidir;
RABB’im ne YAZDI ise, kulu için o geçerlidir. (KUR’AN-I KERİM mi Efendim?) YAZAN’ın
YAZDIĞI gibi, okuyanın aldığı kadar… Boynumuz, yozan ile değil
uyan ile dizdedir; gönlümüz, sevgi ile hazdadır; her birimiz, günü-günü
sözdedir. Çiçekler dizi-dizi, böcekler yüzü güzü, cümlenin görsün gözü. Bir
kanat, bin kanaat; bilirsen EYVALLAH, bilmediğin olayı bu yana at; diledik
RESULÜ’nden, esirgemesin ŞEFAAT. Gül yüzümüz gülecek, gönülden bilen hali
ile aldığını verecek; ‘Yol bizimdir.’ derlerse, HAKK’ın SESİ gelecek.
Diyecek ki, ‘BEN’DEN SANA YOL AÇIK. SENDE, HANİ NİYET?’ YÜCE’ye
diyelim ki, ‘Geldiğimiz, bilmeyi dilediğimize uyacak; duyduğumuz
an, düzende yerini alacak. O zaman, niyetimiz SANA gönlümüzden gelecek.’
Bayram, o gündür.” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı. (ŞEYH YAHYA EFENDİ mi?) EYVALLAH

“Binayı kuracağız, olumsuzu
kıracağız; yerli yersiz diyenden, sorguyu alacağız. Silelim el
terini, bilelim uyumlu olan serini, giden gelenin turunu. Almayı dilediğin
her varolan, YAHYA ile gür gelendir. Desteye su verelim, olanda olmayanda hür
olanı görelim, aynayı bilmeyene sürelim. Bildiği her konuda RESULÜ’nün
selamını alır, uyduğu her konuda YAHYA ile beraber olur. Malik olan.
Korkuyu sildiğiniz, dayandığınız günden bilinir; her nefeste geçen
silinir, gelene niyaz edilir.” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı.

“Bağlara girsem yasak. Sahibine danışırım,
DOST olmaya çalışırım; ‘Gel, gör.’ derse, buluşurum. Gölgeyi
denemeden, gerçeği sınamadan bulurum; bağladığım mendili,
dostluğunu harcamadan çözerim.” dedi, YAHYA EFENDİ söze geldi: “Binbir emek, bir lokma ekmek; ne sana eksik
gelir, ne isteyen kendinde olanı bulur. Çözelim her düğümü, dayanmayı
bildi isek. Su alayım kuyudan, yaya gideyim kıyıdan; gönlümü sakındım,
dumandaki koyudan.” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı.
“Dağdan dağa ses
verdin mi, Güneş doğdu sen gördün mü, soğuk bitti de yolda
sevgiliyi sen sordun mu?” dedi, YAHYA EFENDİ sözü aldı: “ ‘Yamalı fistan giyemem,
aşım tatlı diyemem… Gün güzel, gönül güzel, DOST ADI’na söz güzel.’
diyene… Ayrana su kattı isek, yoğurdu ekşimeden tattı isek, sunalım;
RABB’imden gelen güzele yanalım; dört duvara yolu verdik, her birinden
gerçeği soralım. Yerden göğe bilim, gerçek yönde ilim. Alanı vereni
görmek, her rengini gönlünde örmek…” dedi, YAHYA EFENDİ cümlenizi
selamladı.

“Altın adı, gümüş tadı,
kararı doğru versin kadı, her kulunda dedikodu… Günden güne soru aldı,
saymayı gelene saldı.” dedi, YAHYA söze geldi: “Beklesem gelmez, saklasam
gülmez, aklında kalanı salmaz. Ne dündür, ne gündür, bekledik gölgesiz
öğündür.” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı.
“Niyaz edelim, niyet kuralım; deryayı diledi
isek, kumda kalalım. Suyun damlası yeter, baktığın bağlara; kulun
sevgisi yeter gittiğin yolara; Dostların bilgisi yeter, gönlündeki
yapındaki hallere.” dedi, YAHYA EFENDİ sözü aldı: “Saklanmaz bilgi çevrenden, beklenmez sargı
devrenden; YUNUS ile yorumdan, çıkmaz sözü KUR’AN’dan. Gelmeyi diledi ise
yollar açıktır, silmeyi denedi ise sözü gerçektir.” dedi, YAHYA EFENDİ
selamladı
“Eylemden gelmedim, MERYEM’den
bilmedim, niyaz ettim sormadım, arayanı soranı kırmadım.” dedi, YAHYA
EFENDİ sözü aldı, EYYÜB’üm ile sohbete daldı: “Fındık kabuğuna bilgimi
versem, dolar taşardı; ceviz kabuğuna sevgimi versem kainata
şaşardı; kulun gönlüne girsen, taşar taşardı;
bildiğime nokta koysam bilmeyen çatar düşerdi.” EYYÜB’üm sözü aldı, YAHYA’ya söze
geldi: “Bağlama bilgini, bekleme sargını. Danıştığın sorgunu
kimden aldı kime verdin; YUNUS’tan aldığını hangi kilimde serdin? Binbir
emek bir binek; sevgin ile kaldıysan, senin olur dilediğin konak.” dedi,
EYYÜB’üm ile YAHYA EFENDİ selamladı.
“Özgür olan gönlümüze kayıt
düşmeyelim, uysa uymasa örtünün altını deşmeyelim.” dedi, MERKEZ’im
sözü aldı, YAHYA ile aynı sofraya durdu, örtünün altında dostun elini gördü. “Soyunduğum gerçek, dostluğa
adımımdır; ilk söz, bilelim ki ADEM’indir. RABB’im ilk sözü ADEM’e verdi,
kainatı kul ömrüne ADEM ile serdi.” dedi, YAHYA EFENDİ MERKEZ’im ile
selamladı.
“Yoğurt yedim tas ile, sevgi bildim has
GÜL’e. Gelsin yolun açığına, YAHYA ile beşiğine.” dedi, YAHYA
EFENDİ sözü aldı: “Her öğütten aldığımız, bir söğütten
bulduğumuz, dünyamızı doldururdu, bizi bize bildirirdi. Her satırda
okuduysak, tezgahında dokuduysak, elimiz asla boş kalmaz; bildim diyeni,
bildiğini işlemeyeni, RABB’im hoş görmez. Huydan gelen sevilir,
huydan veren yerilir, her olayda kulun vergisi görülür.” dedi, YAHYA
EFENDİ selamladı.
“At ile geldim yola, su başında verdim
mola. Çevreme gelen kula sordum, ‘Geldiğin mi, döndüğün mü
gerçektir?’ ; ‘Bildiğim yol HAK YOLU’dur, ‘YA ALLAH.’ diyen HAK kuludur.’
. Öyle ise, gelişten gidişten değil, bilişten yolumu aldım,
yolumda SEN’i buldum.” dedi, YAHYA EFENDİ ile MERKEZ’im söyleşti,
cümleniz ile selamlaştı.

“Açalım gerçeğe kapımızı, bilelim nerde
gerekli yapımızı, hizmete girmeden sormayalım katımızı, sevgi ile dolmadan
kurmayalım soframızı. Sunduğumuz, bir tane zeytin bir lokma ekmek olsun,
verirken gönlümüz sevgiyle dolsun. Az diye gocunmayalım, gerçekten kaçınmayalım.”
dedi, YAHYA EFENDİ söze geldi: “Eylemediysem yolumda bir nefes hizmet,
peylemem RABB’imden versin diye himmet. Doymayı biliyorsam açın yanında,
yargıyı kimseye bırakmam. ÖZ’üm ile savaşırım, doğru bilmeyi,
doğruda isem denerim. ‘Cihat?.’ diyenden soralım; ‘Nefsi ile
savaşını kazandı mı? DOST ADI’na hayır deyip, bir kuluna uzandı mı?’ YUNUS
söz ile cihat açtı, önce ÖZ’ü ile savaştı, nefsini mümin kıldı, yolları
öyle aştı.” dedi, YAHYA EFENDİ cümlenizi selamladı. ‘Kime?’ denilir;
cümleye.

“Eylediğim YEMEN’den, beklediğim
zamandan, suya verdiğim samandan. Ak olsun, pak olsun, aldığı bilgi
ile erliği bulsun; DOST KAPISI’na talib oldu, oluşundan gerçeği
bildi, düştüğü kaygudan sıyrılsın. Desin ki; ‘Kırdığım kabukta
benliğim kaldı, ÖZ’ümden aldığım ile günüme geldi.’ Selam olsun,
YAHYA ile gelen kendinden kendine gülsün.”
“Çözdüğüm düğümden güzeli buldum,
gerçeğin ilminden dilediğimce doldum, sevgimde VAREDEN’in hikmetini
gördüm. YA RABB, SEN’den SANA sığındım. YA RABB, BÜYÜKLÜĞÜN ile
korundum. Bilinmeyenin şerrinden, niyazına yöneldim.” dedi, YAHYA (EFENDİ) söze geldi: “Seyre daldım güzeli, düşündüğüm
ezeli. Senden benden geçtim de, gördüğüm düşte RESULÜ’nü seçtim de,
dağlar kadar yüceldim. Gel el ele verelim, BİR’lik olduk
korkumuzu silelim; dağılan HAKK’ın EMRİ, düzenine uyalım. Bir elden aldığına, DOST olandan
bulduğuna inandıysak, bildiğimiz gerçeği savunduysak; ne
derlerse desinler, gölgesi asla bize gelmez.” dedi, YAHYA selamladı.

“Çimenlere baktım da, nefese öyle daldım,
yumuşak gelir diye konuya çimenden girdim. Her adım atana sordum;
‘Doğuştan alanda mı, sevgi ile bulanda mı gerçeğin bilinci
vardır?’ YAHYA söze geldi de, dedi ki; ‘Doğuştan alan, güzeli
olduğu gibi bilendir; arayan, bilincine hizmet edendir. Ayağıma
giydiysem yemeniyi, yola niyet kurduğumdandır. Yola çıktı isem, yol beni
gideceğime ulaştırır, ayağıma yaprakları dolaştırır; selam
versem her çiçeğe, yedi rengine bulaştırır.’ ” dedi, YAHYA
EFENDİ selamladı.

"DOST KAPISI'nda dursak,
elindeki sopaya vursak, adını değiştirene sorsak; 'Gönlünden geçen
kimdir? Ömründe seçen nerde?' Dar gelen kafese deyin, 'Düşmesin derde.'
dedi, YAHYA sözü aldı: "Bir adımda ordayız, bir
sözüne burda; 'ALLAH.' diyen her kulu, sanılmasın kahırda. Doğruya yer
vermezse kulu, durmayı bilmezse seyri; duvarı açarız, öteye geçeriz." dedi, YAHYA selamladı (Bulgaristan'daki
Türkler'in durumu hakkında mı?) EYVALLAH.

(Koyun ile keçinin anlamını biraz açar mısınız?) “Koyunun uyumunda, tevekkülü; keçinin
oyununda, muhabbeti müşahede ettik. MEYDAN’da; bilimli olana alim, uyumlu
olana arif denir. Muhabbet, devamlı münasebeti, uygulamaya getirir; tevekkül,
dünü günü hayır bitirir.” dedi, YAHYA (EFENDİ) sözü aldı: “Her daldan sorduğun konuda, çok
ağaca söz verirsin. Bir daldan aldığını bitir, onu sofrana getir ki;
tadını alabilesin, darlığı silebilesin.” dedi, YAHYA selamladı.
“Vardım yol kıyısına, dağlara etek
olmuş; sordum hal kadısına, cümleye destek bulmuş, doğru
eğri ne bilse HAK ADI’na hep silmiş, ‘RABB’im ne verdi ise, güzel
O’ndadır.’ demiş.” YAHYA ile MERKEZ’im bir olup söze gelmiş: “Dört kapının BİR’lediği, dört
kadının zorladığı, dört nehrin gürlediği dumansız günün
eşiğindeyiz, hayra gelen olayın beşiğindeyiz, elden ele
bağlanan düzenin kuşağındayız.” dedi, MERKEZ’im ile YAHYA
selamladı.

‘DOST havası ısıtır, RABB’im dilediğine
taşıtır.’ dedi, YAHYA EFENDİ, ‘Her yaratılmışın, birbirine
hizmette kusuru olmasın.’ diye niyaz etti, selamladı.

“YAHYA’yı yerden göğe ulaştıran,
her zerreyi birbiri ile buluşturan; sevgisi oldu.” dedi, suyun aktığı
yerde İLAHİ söyledi: “Yerden göğe ulaşalım,
cümlemiz gerçekte buluşalım.” dedi, YAHYA selamladı.
(İLAHİ ALEM’in
bildirdiği MİRAÇ ve KADİR günleri ile Diyanet
İşleri’nin bildirdiği günler arasında farklılık var. O günlerde
de gerçek Kandil gibi kutlamakta bir farklılık var mı? YÜCE ALEM ne der?) “Kuyuya adım-adım gelenin yoluna durdum,
kovanın ipini eline sardım. Alabildiğince al, sonra benimle gel!” dedi,
YAHYA EFENDİ, VEFA ile söyleşti: “Elden ele tutacağız, ayrı tezgaha aynı
bilgiyi koyacağız. Dileyen senden, dileyen benden alacak, DOST’luğu
AŞK adına kuracak.” dediler.
“Denenmiş olayın tekrarı kimseye mesnet
olamaz, olmayan destede sayım gerçekleşemez!” dedi, YAHYA söze geldi: “Her ağacın kökü bir değildir, unutulmasın YÜCE AĞAÇ’ın
kökü dar değildir; ya boyunca derindedir, ya enince çevreye yayılır.
Görüşe açık olan YUNUS’umun bilgisi, verişe açık olan MEVLÂNA’nın
sevgisi; birbirinden ayrı mıdır, DOST yolunda gayrı mıdır? “Elden ele, dilden dile, seherde esen yele, baharda açan güle; selam
verdik gönülden, saygı duyduk bilginden.” dedi, YAHYA selamladı.
“YAHYA ile geldik söze, durmaz dedik vurduk düze. Doğruya söz
edilmez, MERKEZ’im yalan demez. EYYÜB adım, gerçekte kolum kanadım. Bir verenin kölesiyim, HAK ADI’nın
kalesiyim. Gelsen görsen halimi, YAHYA ile yolumu; bezini dokurdun da, RAB
ADI’na her adımda okurdun.”
dediler, EYYÜB’üm ile YAHYA selamladılar.
“YAHYA EFENDİ’de mola verenler, gönülden gönüle AŞK’a
erenler, her vakitte DOST yüzünü görenler, almayı vermeyi HAK’tan bilenler,
varlığa darlığı silenler; mutluluk sizlerde kalsın, cümlenin dumanını
silsin! Duyan ile, uyan ile, gönülden geleni soyan ile her daim el eleyiz.”
dedi, YAHYA selamladı. (Kimin
ULU’su acaba?) Doğruyu eğriyi birbirinden ayıran, dalı ele
aldı ise kabuğunu sıyıran, YAHYA’ya yakın kalan.
YAHYA sözümü aldı, “Dağlarda kar var.” dedi, gönüldeki
ateşe daldı. “Sarsın beni yolların, gelen giden kulların; gölgeye dalsa
bile, gayretten kalsa bile, RABB’i bilen kulların.” dedi, YAHYA EFENDİ
selamladı.
“Dayanmayı bilmeden, DOST yüzüne gülmeden; güzelliği göremezsin,
DOST yarası saramazsın. Bildiğimiz, gördüğümüz, sardığımız
bilinir, öylece kaygular silinir.” dedi, YAHYA sözü aldı: “Karşıdan karşıya selam ilettik, nefesten nefese ADI’nı
tuttuk, her bir yaprağa sevgimizi yazdık; okunsun bilinsin diye, sevgi
kalesine girilsin diye. Dört duvar yeterli değil! Demde oluşan
satırlarda buluşan her sözde ADI yazılıdır!” dedi, YAHYA suyunu içmeni
söyledi. “Suyu; yönünden değil günündendir, şifası bilinendir.” YAHYA
selamladı

“Her ağacın çiçeği kendi özünü verir, seven sevilir, dünyaya
sözünü verir.” dedi, YAHYA sözü aldı, EYYÜB’ÜM ile yolda durdu: “ ‘Destek olalım, gamı tasayı silelim!’ dedik, geldiğimiz yolda
durana sorduk; ‘Senden aldığını bilenden midir? YUNUS ile söyleşeni
görenden midir?’ Dedi ki yolcu;
‘Ben yolcu isem, sen hancı isen; nerden gelirim, nereye giderim?’ Bilmelisin,
aldığın bilgiyi her sorana bölmelisin! Dağlara selam verdik, akan
sulara sorduk; ‘Her bilgi sende mevcut mudur?’ Dediler ki; ‘EYYÜB’üm ile YAHYA,
MEVLANA ile YUNUS, HACI BAYRAM ile YESEVİ ve bilcümlesi birer halka
olmuşlar, RESULÜ’nün bilgisine birlikte sahip çıkmışlar. Öyle ise,
her bir yaratılmış, sadece kendi bilgisi ile mevcuttur.’ Dağlar dağlara bakar, ovalar Güneş ile gerçeğin çubuğunu
yakar. Sen benden, ben senden ayrıda değiliz; ne var ki, ayrı kalırsak,
BÜTÜN’de değiliz! BÜTÜN’e varmak için, her varolanla BİR’lenmek
gereklidir!” dediler, cümlesi selamladılar, sözü HACI BAYRAM’a verdiler:
“Akan damı aktardık, gümüş ile altını tarttırdık. Ölçü birbirine
eşit te, değer çeşitte.” dedi, YAHYA EFENDİ söze geldi: “Doğruda kaldık güzel, geçici olan gazel. Kayıt bilenin
elindedir, SEYYİT sevenin dilinde. Dün aldım, bu gün verdim, yarının
gelişinde güzel olana güldüm, SEN’den geleni sordum, her niyazda ADI’nı
buldum. ALLAH’ım RAZI olsun, bilen-bildiği halde bulsun.” dedi, YAHYA
selamladı

“Aş pişti soframız açık gelin, gelmeyi dileyenle yerinizi
alın; HAK sohbeti yerindedir, gönülden-gönüle dalın!” dedi, YAHYA cümlenizi
selamladı.

“Damla–damla suyumuzu içelim, geldiğimiz yolda YAHYA ile
gerçeği seçelim!” dedi, YAHYA EFENDİ sözü aldı: “Umduğum günden yana DOST oldum, DOST ile posta geldim; üç kapıyı
bilgin için açtım, “Almayı dilediğin, dördüncü kapıda dar gelmesin.”
dedim, gerçeği seçtim. Elbet açacağımız kapıda seçilen ile
duracağız, ‘YAHYA sözünü verdi.’ diyene soracağız. HAK’tan verilenin
emrindeyiz, sözümüz asla gerçeğin dışında değildir!” dedi, YAHYA
selamladı.

"Binek taşı
yerindedir, suya baktım derindedir, esen yel ile havalar serindedir. Gücümüz, RABB'imin
desteği ile. YAHYA'ya sözümüzü uzatır,
yazdığımız her satırı birbirine benzetir. Dost dediysek kulunu,
kimden alır yolunu; hancı vermez ise elini, kim
tutacak doğru-eğri belini? Geldik-geçdik
hamlığı, ‘Dost.’ dedikte bulduk kuldan yanlığı. Taşı-taşa vura-vura yarattığımız kumluğu
yeniden taşlayanlar, dayandığı gerçeği inkara başlayanlar;
süt alayım derken inekten bilirler, yoğurdu emeğinden sayarlar.
Geldik DOST'um o günlerin zorundan, verdik postu bilmeyi mi
darından?" dedi, YAHYA ile BEHLÜL'üm kayguyu gönülden silmenizi söyledi.

"Kayguyu silmeye esen yel gerekmez, bağladığın atın
yerini koşan tay tutmaz, ipliği olan buğday satmaz." dedi,
YAHYA EFENDİ sözü aldı: "OMAR ile yol bağladık, gayrette birlik olduk; yerde olan
ile gönülde kalanı birbirine ekledik; değmeden ipteki çamaşıra,
yanında yürüdük." dedi, YAHYA ile OMAR, ‘DOST!’ diyeni selamladı.