
Olumlu yolunu bulmanı, kendi haline dönmeni, söz ile ÖZ'de birliği
bulmanı söyledik. Değişene değil, gelişene uymanı istedik;
uzun yoldan değil, düzgün yoldan gönlünü bağladık. Daha önce verdiğimiz,
'Hayır' diye yorduğumuz gerçektir. Olmıyacağı söyledik, dörde dördü
ekledik. Tuttuğun yol için, çok evvel sorduğun, 'Olumsuz.' diye
cevap aldığın açıktır. Oyun için, oynadığın oyun için. EYVALLAH.
Konuk olup konuk gidecek. Oyunda olan. Değil. EYVALLAH. Düzende ALLAH'ımın YAZISI vardır. Deme, 'Hoş geçen gün kardır.'
Nimetini ALLAH'ım gür verir. EYVALLAH. EYVALLAH. Yenide düzen vardır. YAZAN'ın
DÜZENİ yozmayana. Gerçeğin açıklığı bizden bilinir, ALLAH'ımın
verdiği İZİN ile, sizlere söylenir, GARİP'in kaleminden yazdırılır.
'Aykırı.'denilmesin, ham meyve yenilmesin. Konuk geldi gidecek. Aykırı
düşmesin. Düşerse gönderilir. 'Aşarım.' dediğin yerde şaşarsın,
sanma kaderinden kaçarsın. Olumsuzu olumlu kılmak kulun gücüne gelmez. Aykırı
olana ALLAH'ım İZİN vermez. 'Aykırılık nerde?' denilir: Niyette.
'Aykırı' dedik ya. YAZILAN'a aykırı. ALLAH'ımın DEDİĞİ, yazan
kalem olduğu, her güzeli bildiği, 'Hayır' diye verdiği. Düzen,
O'nun bildiği, kader O'ndan geldiği için en güzeldir. 'Güzel, ne
güzel' diyeceksin, ham meyveyi bırakıp, olgun meyveyi yiyeceksin, 'Oyun
geçmiş.' diyeceksin. Yaprak yaprak açılan yeniyi verdiğimiz, olacağı söylediğimiz
açıktır. 'Yeniyi verdik.' dedik ya. Umduğunun ötesinde genişlik temeli
atılır. Geçmiş konular örtülür. Yerden gökten rahmet gelir, her olay düzen
ile gelir. Ekin ekilecek ise, önce toprak kazılır. Kazıldı, havalanmaya
bırakıldı. Merdane yerde, her tane elde. Toprağa ekilir, rahmeti beklenir.
EYVALLAH. Maya una katılır, temel öyle atılır gönülden uyduğun gün.
Kemikten yara geçer, kul en güzeli seçer. ALLAH'ıma emanet olun. ALLAH'a
ısmarladık. Yazı yazdım bilene, örnek verdim sorana, her sayfayı açtım görene.

(Bazı canların, birbiri ardısıra başlarından geçen asansör kazası ile
konutların soyulması olayları nedeni ile alınmış bir tebliğ) Huydan aldığımız, güzel dediğimiz yerde göreceğimiz,
gönlünüzü açar. Cümlenize selam olsun. Her olay 'Hayır.' diye anılsın. Kuşak açık ise, gölge genişler. 'ALLAH'ım.' diyelim, niyaza
duralım. Dost adı yerini bulur. YUNUS'um gönüllerde sözünü verir: ... Ortaya atılan konu, sorumsuzluk örneğidir. Kaçan gelir, dağılan toplanır.
Sakın denilmesin, 'Nedir? Ne olacak? Başımıza daha neler gelecek?'
Duman geldi geçti, kulunda kaygu uçtu deyiniz. Dörtyüzkırkdört İHLAS
okuyunuz. (Kime veriyorsunuz Dede'ciğim?) Korkuya
düşen her kula. Duman dağılsın. 'Olumsuzluk.' diye anılan, her
kulun yapısında vardır. Doğuştan gelmiyen, yarıştan almıyan;
vuruşa değer vermesin, bilenden uzak kalmasın. Huzurunu bozma. Kamuya dönük olan, konuda kendini
bulandır. (Olaylar
hatamız yüzünden mi başımıza geldi?) Olaylar kulun hatasına değil, hayrına yazılır.
'Neden? Niye?' diye kuluna söz düşmez. Kapıyı açanın geçmeye
çalışanın ayağı kayıp düşerse, alacağı ders, dikkatli
basmak olur. Görünüre kul tedbir alır. Görünmez gelen, kulun imtihanıdır. Hata,
senden dolayı değil. Anda 'HAY.' diyenin alacağı not, elbet çok
yüksektir. 'Kuyuya indik.' denilmesin. 'Yerimizi bulduk, yapımıza uyduk, HAK
ADI'na sarıldık.' deyiniz, niyaza durunuz. HAK ADI'nı andığın an,
durduğunu düşün. Bilenin bilmiyenin ALLAH'ıdır. Niyazları O bilir.
Her niyaz O'nda kalır. 'Bilemedim.' denilmesin. Gönülleri O okur. Doğuşa yer verdik. Olandan kaygu almayalım.
DOST elini elimizde bilelim. Geçen unutulur, gelen umut olur. (Bir can uzak bir gezisi için
danışır.) Aşacağın
duvarı dağılır sanma. Dilediğin an, önünde eğilir. Kapı
dilediğin günde açılır. (Hangi 'Kapı' Dede'ciğim?) Gidilecek yolun kapısı. 'Konuk gel.' denilir,
yol öyle açılır.

Elin yüzün açmadan,
iyi kötü seçmeden
'Yapı benimdir.’ dersen,
yerden
göğe seversen;
'Geldim güleyim,
bildim dolayım.’ diyesin,
günü
dünü sevesin.
Ayva narda çiçek var.
Demde desen,
seçenin
seçtiği değil,
seçilenin seçeni olasın.
'Dost.’
dediğin, dost kalsın,
seçim duman silsin.
Yerini bilesin,
dumanı
bilesin.
Koyduk yazı yerine, gördük sözü derine. Alalım diye döndük, sevelim dedik,
yandık, geldik cümlenize sunduk. Cümlenize selam olsun. Şahit arayan olaya el koyandır, yerini bulan sorguyu silendir. Yorumun
yeri, her kulun seridir. ('Ser' 'Baş' mıdır?)
EYVALLAH. Yaprak aldığı kadar, toprak veresiye. Kimi sever, kimi sadece över.
Kimine sorarsan döver. Ne seven ne öven ne döven hatadadır. Dövmekten maksat,
toprakta beklenen hasat. Geldik bildiğimiz kadar, gördük bulduğumuz kadar diyene de ki:
Ne bilgi ne bulgu teraziye konulmaz, tartı ile alınmaz. Yol yürüdük uyum ile, hali bulduk duyum ile. Duyduğumuz
nedir dendi: Duyan, her hale uyandır. Duyan; olumunu bildiği, gördüğü,
sevdiği, her varolanı sevendir. Görmezsem bilmem, bilmezsem sevmem,
sevmezsem duymam. Uyum, bildiğimiz haldir. Duyuma ulaşalım, duyumda
buluşalım.

Küçük büyük demeden, ham meyveyi yemeden, 'Yumuşak olayım.' dersen,
kendini o yönde beslersen; ne gelecek, ne kalacak gönlüne duman koymaz.
'Gitsem, kalsam.' dediğin, 'Duman ' deyip gördüğün; yolunu açar,
konuyu dünden geçer. Açık verdik. Doğruyu dediğin, eğriyi sildiğin
günden, güneşi göreceğin verildi. Konuyu olduğu gibi değil,
dilediğin gibi yorumlarsın. Elde dilde olmadan, olacağa güler misin?
'O'ndan alacağız, sana vereceğiz.' dendiğinde, günde olanı
söyledik. Çevreyi değil, kendini düşün. Çevre, günlük olayda değerlendirir,
gelecek olayı sınırlandırır. Sen günde olanı, eline geleni düşün. Gelecek,
senin için düşünülmüş, yazılmıştır; ne var ki, okunması
gereksizdir. Uzun yolun vereceği, dünden bu güne getireceği değil,
bu günden yarına götüreceği seni sevindirir. Aynada gördüğün gibi
kal, elinden tutacak kol; ne senden ne bendendir, YÜCE'nin EMRİ'ndendir.
Olacağı değil, anını yaşa. 'Ne olacağım?' dedikçe, gölgen
büyür. 'ALLAH'ım SANA sığındım.' de. Senin her harcadığın lokma,
senin nasibindir, başkasının değil. Evet. Dedik, 'ALLAH'ına havale
et.' Daha önce verdik: 'Yazılan görülür.' Kulun gayreti, demir atmış kayıkta
kürek çekmeye benzer. Sen demirini al; yolunu suyunu akıntına sal, genişliğe
yol al. 'Kal.' diyenden olma, zorlamada kalma. Düzen, her kulu için vardır,
kimi geniş kimi dardır. Sana, genişliğe açıl dedim. Sözüm
açıktır. 'Dalar mıyım? Genişlikte boğulur muyum?' deme. 'Elinden
tutanı düşün.' dedik, daha önce verdik. Dünya kulu değil. EYVALLAH.
Düşünmeyi yerinde, sevmeyi derinde bul. Düşündüğün, 'Ne olacağım?'
diye değil, 'Nasıl olacağım?' diye olsun, gönlün en güzeli bulsun.
'Yolun açık.' dedik, daha önce verdik. EYVALLAH. Duyduğun gördüğün,
umduğun değil elinde bulduğun olacak. Daha önce dedik, 'Günü
gelmeyen açık verilmez. Taş temiz olmadan, kilim serilmez.' Taşı
temizleyeceğiz, kilimi sereceğiz. 'Dost.' dediğin her kul,
koluna girecek. 'Dost. Dost.' dediğin günleri unutma. Senin bilmen
gerekmez, Dostlar seni bulur. Bekle, gör. Dostlarını ara, sor. Onurunu
kendinden buldun, kusurunu kendinde arama. Önce yerini bul, yönünü öyle çevir. ALLAH'ıma
emanet olasın. Kayguyu gönlüne alma. 'Genişliğe yol al.' dedik, 'Sokağa
çık.' demedik. Yorumun, dileğince oldu. 'Taşını temizle.' dedik.

'Yol.' dedik geldik, bileni gördük, seveni bulduk, 'Selam.' dedik. Vereceğimiz
her gönüle, sereceğimiz, her dileyene sunacağımız bilgiler
getirdik. Şuur bilineni eritir, bilinmiyeni değil. Yuyan olduk, sahile geldik,
deryaya bakanı gördük. 'Elimiz elinde, gönlümüz sende.' dedik. Bildiğin,
gördüğündür. Sevabın ortağı çoktur, günahın üstlenen yoktur. Sahip
olduğun varlık, darlığına göz yummaz, kul kanar, yol ehli kanmaz. Dört ile
dördü aldığın, dörtte biri bulduğun, gerçektir. 'Ne demek?' dendi:
Dört yolda, dört hali denedin, hak olanı buldun. Salat-ı selam olsun,
RESULÜ'nden aldığın Selam'a, cülmleyi nasip kılsın. Dayandığın
buldurur, gönlünü AŞK ile doldurur, iki alemde güldürür. Nefes, suyun akışı
gibidir; geçit arayanı yerinde bildirir. 'DOST' dediğin her kulu, sana
yolunu verir. 'Nasıl verir?' dersen, yerini bildiğin kadar, yolunu da
bilirsin. Göründüğün yerde bulunduğun, sevildiğin yerde, halin
ile kaldığın gerçektir. Derdest olduk, selamı gönülden aldık. Nefeste söz
alanı, 'Nefiste öldü.' dedik. Dağda bülbül arayan, bağda avını
sorana; her var olan güler. Dağda bülbül barınmaz, bağda avını soran
aranmaz. Yerli yerinde olsun. Söz dileyen.Demde yaprak oluşur, gelen giden
alışır. 'Verdim bilmedi, aldım yetmedi.' dersen, her bildiğin
karışır. Senin alacağın düzendendir, senin bulacağın
YAZAN'dandır. 'Yumuşak olayım, öylece güzeli göreyim.' diyesin, güzel hale
uyasın, ses vereni duyasın. Gölge yerde ise, güneş yüksektedir. Konuyu
kendin ele. Yol bilene, yol tarif gerekmez. Eylem, düzeni değiştirmez.
YAZAN'ı hiç şaşırtmaz. Selam ile geldik, gönüllerde BİR olduk. Selam ile
yürüyelim, AŞK haline bürünelim, AŞKI ile görünelim. Geldik, gidenden
selamlıyalım. 'Elini ver.' diyeni, 'Yolumuz birdir.' diye ağırlıyalım, ağırlıyalım.
Yazdık okuyana, verdik dokuyana. Cümlenize selam olsun, her alan doysun. 'Doğuştan alınır.' dedi, MEVLANA sözü aldı: (Sevgi neşreden kimdir? Yukarda bahsetmiştiniz.) Seni bilirsen O'nu bulursun, sevgini nerden aldığını
öylece çözersin. O'ndan geldik, O'ndan aldığımız ile olduk, O'nun SEVGİSİ
ile bulduk. Sevgi tektir. Demde oluşan sevgi, O'nun ile bağlaşılandır.
Geçitte aldığımız, meydana götürür dedik, daha önce verdik. (Meydan, bu alemde mi öbür alemde mi?) Meydan, kulun değil ruhun meydanıdır. (YEMEN'den murat nedir Dede'ciğim?) Dost aleminin buluştuğu, dört yöne
oradan ulaştığı bilinsin. Çağdan mı denilir: Her çağın ULULAR'ı
orada toplanır. MERKEZ YEMEN'dir. (YEMEN gerçek Yemen mi, sembolik bir makam mı?) Aşalım denilen, ulaşmaya
yönelinendir. Dağdan öte ararsan, yıldızlara sorarsan; sadece dünyadan söz
eder. Aldığını değil, bildiğini nakleder. Her yıldızın
verdiği tek enerjidir. Yanılmayın, yıldız tek enerji yüklü değildir;
dünyaya tek enerji vermekle görevlidir. Renklerden oluşan, yedi renk ile buluşan;
yıldızlardan alınandır. (Daha açık olsun DEDE’ciğim.) Her yıldız, ayrı renk enerji nakleder. Okun
vardığı yer, atanın hiza aldığı yerdir. Elbet kendi kendine gitmez.
Günün vergisinde, yorum bilginize sığmaz. Renkler nasıl oluşur
denildi, soruya verildi. Dost anılır sevilir ise, dost sevilir veriyor ise, kul
sevilir dost diye her kulu biliyor ise. Günleri sayalım, renkleri soyalım
diyene sözüm: Günün her anı güzeldir. Yapıyı bildi isen, yılmadan uydu isen. Dünya gününü cumadan verelim. Aydan aldığı, kulunun haline uymasını
dilediğidir. Aydan gelen enerji, buhar şeklinde yoğun gelir, her
kulu nasibini alır. Eğer bedende yapıcı etki kaldı ise, birbirine eklenir.
Gözle görülür mü denildi: Görmeyi dilersen görürsün. Sadece, kendinde asla menfi
akım bulunmasın. Menfi akım nedir dendi: Olumlu, olumsuz. Kulun her olayı
olumlu yönden görmesi gereklidir. Olumsuz görmeye alışan kul, bedene
menfi akım yükleyen kuldur. Her yazımızda olayları güzele alınız dediğimiz
odur. Gülü dikeni ile, toprağı çamuru ile, toprağı taşı ile
seversek, aydan gelen yoğun enerjiyi görmüş oluruz. (Ay tutulması ne oluyo acaaba?) Günün dönüşü.
Dünyaya verişi asla değişmez. Konuyu değerlendirirken olduğu
gibi almak, asla çeşitli konularla yorumlamamak gereklidir. Kumun her sahilde bir olmadığı bilinsin. Olumsuzluk
gönüllerde yer almasın. Nerden geldi isek, oraya döneceğiz. O'nun
verdiklerini verdiği kadar bileceğiz. Her cuma O'nu anacağız
derseniz, O her günün YARATICI'sıdır. Her gün aldığımız, cumayı oluşturur,
sevgilileri buluşturur. Dost diyelim, nerden gelirse, kimde kalırsa kalsın,
sevgimizi asla esirgemeyelim. ALLAH'ıma emanet olunuz. Her kul sevgilidir
biliniz. Madem O'ndan geldi, BİR'lik gönüllerde oluştu, demek ki,
bilgilerde buluşmak gereklidir. (Resim çizdirilir) Ağızdan aldığı, gönülde oluşturduğu, baba ile anada
söyleşe-söyleşe, kendi ile cümlenin BİR'liğini idrak eden; her
sohbette sözümüze katılan, YUNUS'umdur. Şarkı diye bağırır, sevgili
diye çağırır, her var diye gördüğü güzele eğilir. Cümlenize selamet
diler, sevgi ile gönülleri sarar, YUVA'nın kapısında görülenler kimdir denilir?
TABDUK ile KIZI.

Huzur veren dillerdir, huzur alan gönüller. Cümlenize selam olsun. Her
sabah hayır diye sözünü, hayır diye gönlünü açsın, oluşan düzende, buluşan
güzellik olsun, herkes, geldiği gibi gideceğini bilsin. Öykü denilir, yaşanan gün sorulur. Yaşanmıyan
gün var mı, kainat gelene dar mı, yoksa VEREN'e zor mu? Kuş olsa dala
konar, arı olsa çiçek arar, balık olsa denizi tarar. Kul, ne geldi ne buldu ne
arar? Aradığını bilmeli, her arayana hürmeti olmalı. Aradım buldum, bende
kalsın derse, kendini kendinden ayırırsa, birliği bulamaz.. Kendini
kendinden ayırmak nedir dendi: Sen ben dersen, kendini ayırmış olursun, dağılanda
kaybolmuş olursun. ALLAH'ıma emanet olunuz. Doğudan atılan, batıdan
tutulan konuda, kaygusuz kalınız. ALLAH'a ısmarladık. (Dede'ciğim, son cümleyi biraz daha
açıklar mısınız?) Geçici
olan, kayguları silendir, dönmeden oluşandır.

Yol diye geldik, hal dedik sevdik, cümleye güldük, gülünüz dedik. Derya benden aldığını sana verir. Bende bulduğun, sana öylece aktarılır.
Sudan geldik, suya döneceğiz denilen odur. (Dede'ciğim,
bu su hakkında biraz daha açıklayıcı bilgi verir misiniz? İzin var mı
acaba?) 'Ma.' dedik daldık, konulan kaideyi okuduk. Can CANAN ile
oluşur, CAN'da buluşur. Can su ise, CANAN suyun ne azı ne çoğudur.
Sadece buharlaşmış halidir. Bütün olun, birliği bulun denilen
odur. RAHMET olun tek yere yağın. Firtına ters gelse de, bulutu bir yana
toplar, öylece rahmetine ekler. Bilen varsın essin, bulutu gereken yere
nakletsin. Her bilen, her gelen, böylece akletsin. Ayağını yola atan,
elbet sonunu tutandır. ALLAH'ıma emanet olunuz. Doğuş, günün
himmetidir biliniz, zimmetinizde kalmasın, bahçelerinizde açan güller solmasın,
bilenin bildiği kendinde kalmasın, kutlu olsun, mutlu kılsın, RESULÜ
gönüllerde, ölüme dek anılsın. Yaprak toprak sizedir, açan güller bizdedir, bizden
sizedir. ALLAH'ıma emanet olunuz. ADI ile kalınız, her halde 'ALLAH.' deyiniz.
Uymayı; sözden, ÖZ'den, halden veriniz. Dün, bugün, yarın birdir, bir
olacaktır; kainat BİR'de kalacaktır. ALLAH'ıma emanet olunuz. Desti elde
geziniz, boşaltıp geliniz, yeniden doldurunuz. Asla boş kalmadığını
göreceksiniz. Ömrünüzü, öylece güzellikle öreceksiniz.
Güzel gördük, güzel sevdik, her olaya güzel dedik. 'Güzeli bilmiyen,
sevmeyi övmeyen var mıdır?' diyene sözüm: Övmek başka, sevmek başkadır.
'Sev.' diye diye sevdireceğiz, SEVGİLİ'yi öylece göstereceğiz.
Seven çok, sevmesini bilmeyen de çok. Görevin, bilmeyene öğretmektir. 'Söz
ile mi?' denilir: Söz ile söylenir, hal ile eğlenir. Gülü seversin.
Dikenini bahane edersen, hataya düşersin. Güzelin her hali sevilmeli. Dikenli
dalı ile de. Gedik açıldı, gelen seçildi; beklenen bahara. Sarı
gülün verdiği, kulun sevgili diye sardığı, sadece O'nun bağıdır.
Dost dedik, yolunda cümleye eğildik. Kumun oluştuğu, her
dileyenin buluştuğu, dört ile dördün sayıştığı, günün
olayıdır. (Dede'ciğim,
biraz daha açık lütfeder misiniz?) Duman veren, cümleyi saran, gören görmiyen, alan
almayan; dördün vergisidir. Dört ile dördün oluştuğu, dumanın
silindiği gün olacaktır. O gün, verileni kainat bilecektir. ('Dört'ten murat, DÖRT KİTAP mı?) Dört ağacın kökleştiği, DÖRT KİTAP'ın
birleştiği, bilenin bilmiyenin sarmaştığı gün olacaktır.
Ham eller yorulacak, dilenen bina kurulacak. (Bu sırada b.a, seneler evvel yine bir
tebliğde KUR'AN'ın ULU varlıklar aracılığı ile tefsir edilmesinde
izin olup olmadığını sorduklarını ve son cümleye deygin yazı aldıklarını
ek olarak topluluğa söyler.) Sorulan elbette hatalı değildir. Tefsir edenler ham
mıdır denilir: Dünya halinde elbet değil. Baki olanın, O'ndan geleni
bilenin yanında elbet ham sayılır. Gören ile bilen bir değildir. Anlatım
başkadır, tarif başka. Arifin gönlü, en güzeli gördüğü gibi
anlatmasını söyler. Baki olanı olduğu gibi. AŞK tarif edilirse başka,
yaşanırsa başkadır. Öğüt verenin sözü bitmez mi denilir: Verdiğimiz
öğüt değildir. 'Kaşık elden düşer mi?', denilen odur.
Yemeye doyar mısın? Yenen yok diyenin sözüne, ÖZ'ü güler. Şarkımız nasıl olsa, dinleyen nerden bilse denilir.
Dağlar nasıl aşılır? Yüksekte söylenilen, etrafa daha güzel yayılır.
Yazımız yazıldığı, gönülden açıldığı günden, olduğumuz hali
verdik. (Olduğumuz
halden murat, bu günkü durum mu?) EYVALLAH. Sevilmeyen her olaya ipi gerdik. Dost dedik,
cümleye sorduk, 'Dost.' diye gelene elimiz verdik. YUNUS'um ile sohbete girdik. Demde oluşan, sahnede buluşan, dost diye her
elde tutuşan sevgiliye sorgumuz var, demesin 'YUNUS'un vakti dar'. Gölge
sözden gelendir, gölge duman verendir. Gölgenin dışına çık. Elbet
vereceğin çok. 'Desti elde doluyor, her dert beni buluyor.' deme. Vakit
dar değil, geçici olan yâr değil. Bağlı olan açılır, doğru
denen geçilir, korku silinir, sanma zaman bölünür. Gerçek, bildiğinin ötesindedir.
Gerçeğe sınır konulmaz. Bilenden bilmiyen ayrılmaz. Elbet kul gözü ile.
Giden silinir, gelen bilinir. (Silinmekten murat nedir Dede'ciğim?) Alan bilir. Kapı açanın, eşik
geçenindir, yol koşanın. Kemen atsam tutar mı, kayıt desem atar mı? 'Geldim
verdim, dünyayı sevgim ile sardım.' diyesin, söze öyle başlayasın.
'Geliş öyledir. Sevmeye geliriz, sevmeyi öğreniriz, sevgimiz ile öğünürüz.
Sevmeyi bilmiyor isek, elbette döğünürüz. Bilsek bilmesek sadece O'na sığınırız.'
Gelişin özelliği, sohbetin güzelliği, sevginin oluşmasındandır. DOST ADI'nı analım, MERYEM nerde diyene soralım: Gönlünde. Yeri benden
sorulur. 'MERYEM, dilediği günde verilir.' diyene sözüm: Sedece ALLAH'ım
dilediği an, dileyene gösterir. Daha önce söyledik, dilediğini gösterdik.
Gün bağlanır halk eğlenir, dost söyler. Suyun aktığı yerde, dost
ile buluştuğu yönde bilinir. Çevre güneş alınca, duman yerden
gidince, yeri yönü bilinecek. ('Çevre güneş alınca,
duman yerden gidince' demekten murat nedir Dede'ciğim?) Gemiyi kaptan yürütecek. ('Kargaşalık
bitince.' denilir) EYVALLAH. Kesin yeri mi denilir: EYVALLAH. Ocak
yanar odun ile. Yerini bilen gerekmez, görülür. Elbet her ocağın etrafı
duvar ile örülür. Cumanın getirdiği, dilenen yeri cumada bildireceği
açıktır. Duyan gelsin diyelim, sözü BEKTAŞ'a verelim: ... Taze yaprak sayılır, kuru dal sıyrılır, gün günden
ayrılır. Vakit birbirine eklidir, her gün öbür günden ayrı renklidir. Nerden nereye geldi, şarkıyı nerden buldu
dediğin, aynı günden aldığındır. Almayı dilediğini değil,
sadece verileni kendine malet. O zaman göreceksin, dilediğin bağı
öreceksin. 'Gezdim, gördüm, sevdim, sardım.' diyesin, söze ekleyesin, olanı
bekleyesin. Cümlenize selam olsun. Kalem elde, sevgi gönülde kalsın.
Soylu soysuzu, yaprak toprak misali bilsin. Soylu, soyunu toprakta görür.
Soysuz kendini dünyada bulur. Ayırım kuldadır. Ayırandan olmıyalım, soylu
soysuz demiyelim.

Yaprak dolan her ağaç, yönünü güneşten alır, yerini su ile bulur.
Cümlenize selam olsun. Yazılan, çizilen; doğru çözülsün. Toprağı,
ağacı dikeyim diye açarsın. Meyve vermiyen ağacı geçersin. Vergimiz,
bilinendir, meyvemiz yenilendir. Danışılan her konuda, VAREDEN'in sözü, var olanın
özü bilinir, gerçek olmıyan silinir. Aynayı açık tutmazsan, bölünür.
Gerçeği açık bilelim, kendimizi öylece gösterelim. Oyun oldu demeden,
dayanmayı bilelim. Aşmayı öğrendik, şaşmaktan geçtik. 'Susmak yeri midir?' diyene sözüm: Bilmediğini
söylemekten, bildiğin kadarına susmak, elbet en güzelidir. Uymak denen,
oyun değildir. Yağlı dedik, bal ile kardık. Cümede BİR'liği
gördük. Selamın gürlüğüne gönülen katıldık. 'Her bilinenin bir bedeli vardır.' diyene de ki: Her
bilinenin bir yeri vardır. Geldik bilelim, bildiğimiz ile dönelim. Daha
önce dedik: Hizmetin himmeti vardır. Cümlenize selam olsun.

Karşı gelse güzeli
silse, ona de ki: 'Var olan, düzeni bilir, doğruyu bulan kendini görür.'
Cümlenize selam olsun. Eğri doğru, sözde kalsın Dağdan akan suların
yolunu, ne sen ne ben açarız; doğuştan gelene, güzel diye bakarız.
Her olay çevreye yayılmaz, her söz dinleyeni oldurmaz. Koyun yünü verirse, yerini bacın alırsa;
sırtına aldığını, ayağına giydiğini bilirsin, yoğun
çalışmaya öylece katılırsın. Nerden denilir, kimden sorulur?
Gerçekleşen halka, öylece birbirine bağlanır. Koyunun yünü, yünü açan
bacısı, sırtına alan cümlesi olsun. Herkes birbirinin hizmetini bilsin!
Danışılan, genişliğini değil, topluluğu belirtir.
Toplulukta BİR'liği. ÖZ'de sözde BİR olalım, kendimizi bilelim.
Kainatın sırrını YARATAN'a bırakalım. Çünkü sadece
DİLEDİĞİ'ne VERİR, DİLEDİĞİ kadar
GÖSTERİR. (DEDE'ciğim,
kelebekten murat nedir? Az evvel arı kelebek misali verdiniz.) Arı
çalışanın, kelebek alışanın güzelliğini gösterir. Alışandan
maksat, var edilenle tanışan. (Resim
verilir) Bağdan üzüm alalım, yediğimizi bilelim. Koyun
ile kuzuyu örnek alalım. Keşfini bilen ile kendini bulan bir midir? Resim denilir, kimliği sorulur. Niyazını
aldığımız, kimliğini kendi ağzından verdiğimiz. KASIM,
ÖMER. Daha önce verdik, göreceksin dedik. Sözümüz birdir, asla hataya
düşmeyiz. Dost diye geldik, şaşmayız. 'Hangisi?' denildi: Genç
denilir. (DEDE’ciğim, ş KASIM,
ÖMER kim diye soruyor?) Alan bilir, korku silinir. Gerçek adı mıdır denilir: Dört dilde sözü
geçer. Dört yolda adı geçer. Dört yoldan maksat, bildiğinin dört halidir.
ÖMER denildi, merkez sayıldı. Yani, noktayı bildiğinin, kainatı noktada
bulduğunun kaydına düştü. Yazar diye bilindi, şifa dileyene
arandı, doğuşta adaleti buldu, her bildiğine böldü, dört yönde
öyle aradı. YESEVİ ile beraber resmini verdi: ... Dost ile dostluğunu bilesin.
Aldığın günden, geldiğin güne şüpheyi silesin, gelecek olanı bilesin.
(Kime hitap ediyorsun DEDE’ciğim?) Alan
bilir. 'Okuduğum yazıda, böldüğüm satır
hatalı mı?' diyene sözüm: Değil. (Satır
bölmekten maksat, noktalamak mı?) EYVALLAH. Çok ile aradım, az dedim
taradım.' diyene de ki: Her olay ile kendimi öğrendim.

YUVA'mız yolumuz olur, yerimiz gönüllerde kalır. Gelenden, bilenden
ALLAH'ım RAZI olsun. Selamımız cümlenize gelsin. Örümcek ağını örse, güzel çiçeği bilen görse, dileyen dilediğini
alsa denilir, yerimiz öylece bilinir. 'EYVALLAH.' diyelim, sözümüzü YUNUS'uma
verelim: ... Doyumsuzluk, uyumsuzluktan dedik. Geyikten söz edeni,
kayıkta gördük. Deryaya tek başına açılmaya çalışan, sadece
yalnızlığa alışandır. Gaye, çoklukta tek olmaktır. Öylece birliği
bulmaktır.Kayık, benliğe düşenin halidir. Denizden gelen, suya yön verdim diyendir. Aslında su ona yön verir.
Otağda yerini bilen, tutağa gönül vermez. ('Tutağ'dan
murat nedir?) Esirci. e. kendini bilse, kendinde yolu bulsa; dileyene
verirdi, etrafını görürdü. 'Gözleri açılsa.' dersin. DOST elini tutarsa,
DOSTLUĞU'na katarsa; düğümler çözülecek, gönülden açılacak. Eskiyi bağlayalım, genelde ayrıya düşmeyelim,
olaya şaşmıyalım. 'EYVALLAH.' dedik, niyaza katıldık. Şarkı
verdik diyene, sevdim diye yayana. Ekşi tatlı demiyelim, ham meyveyi
yemiyelim. Yerimizi sorana 'Nasıl geleceksin?' demiyelim. ALLAH'ıma emnanet
olunuz. Dost diye gelene, dost elinizi veriniz. ALLAH'a ısmarladık. (Dede'ciğim, o kayın ağacı yaprağı,
kulak için mi?)
EYVALLAH dedik, daha önce verdik.
Huzur ile gelenlere, yolumuz var diyenlere selam olsun. İçilen su şerbet
gelsin. 'Oldu olmadı, gördü gelmedi.' diyene de ki: 'Yazılan olur, görülen gelir, ALLAH'ım
verir.' Her dal ağacın görevini paylaşır. Ağaç dalsız güzel
gelmez. Dal olmazsa meyve vermez. Ağacı; dalı, yaprağı, kökü ile
bilelim. 'Hepimizin görevidir.' diyelim. Görmeyi dilediğin 'Var olsa.' dediğin, elbet görülenden olur.
Cümleye derim. Çünkü düşünülen var olandır. Var olmayanı düşünmek
gerçeğe aykırıdır. Gönül vardır göremesen de, hava vardır tutamasan da.
'Kendin bildiğin kadar, çok olsun gürdüğün kadar.' diyene sözüm: Görülen
açık olandır. Her bilen bilmiyenin yardımcısı olsun. Kement attığın
taydan, sevgisi sorulsun. Sözün verildiği yerde, oyun sorulmaz. Katkımız olursa, etkimiz verirse; bilen yerini alır.
Sayfayı çevirene değil, değerini bildirene söz verirsen; kendini
bulmuş olursun. Her sayfada değişene isim yakıştırırsın,
sevinçli günüm üzüntülü günüm diye. Aşağıda olanın yukarı
baktığına söz eden, yukarı çıktığında, kendine örnek aldığı
yerden döndüğünü görür. O zaman bilmiyene hak verir. Ham meyveyi yiyemezsin,
oluşmadan bilemezsin, görüşmeden sevemezsin. ÖZ'de, sözde gerçeği
çözelim. O zaman diyelim, güzeli bilgimize ekliyelim. 'Ayağım çamurludur, çünkü hava yağmurludur.'
diyene de ki: 'Su toprak ile karışır, öylece çamur oluşur.' Gözde
görülen çirkin ile çatışır. Asılda, verginin ta kendisidir görene. Gamda
sözün olmasın, 'Kusur budur.' denmesin. Cümlenize selam olsun. Her sohbette dilenen yere
gelinsin.
Her olayda gelişen, her güzelde buluşan; dünden güne çelişeni
kendine maletmez, olumsuzu haletmez. Cümlenize selam olsun. AŞK'ım bende oluşur, seven ile doluşur, koşuyu bilen yarışır.
Eski yeni demedik, kirli fistan giymedik, (Kirli
fistandan murat nedir?) sohbet dedik doymadık. Kirli fistan,
özlenmemiş destandır. Değişen, ne dünya ne de aydır, ne ok ne
de yaydır. Askıda değişen sadece, dün bugün değişen
fistanındır. Kesinti olmaz, bütünden ayrılmaz. Her yazılan bir öncekini
tamamlar. (Yazılandan murat tebliğler mi?)
Gerçeği alanın, sohbeti bilenin aldığıdır. Alınan; okunan değil,
maledilendir. Geldik verdik, sorduk aldık. Ölçüye gireni, bilgide
kalanı yorucu dedik. Vergiyi sadece bilginde değil, görgünde de paylaşırsan;
oluşan atmosferde kendinden öteye geçmiş olursun, orada dilediğini
bulursun. Çiçeğin özü sanılır tozu. Çiçeğin yozu getirir
yazı. Yoz dediğin etkisizdir. ÖZ dediğin katkısızdır. Demde eli
verelim, elde gücü görelim. Aşağı geldi denileni yukarı
çağıralım. Yaprak dünden oluşur, ağaç günde gelişir. (Ağaçtan ne murat ediliyordu Dede'ciğim
geçen tebliğde?) Koz aldığın, söz bildiğindir, ağaç gördüğün. Ne çelişir
ne çatışır. Suyunu verdikçe, meyvesini alırsın. Aldığında, kemali
bulursun. Ağaç, erdiren; meyve, oldurandır. Olduran, önce buldurandır. Gözde sebep oluşmaz, akan suda buluşmaz.
Balığın taze değilse, sofranda yer almaz. AŞK'ımız, oluşana
değişene değil, gelişene verir. Ağacın gövdesinde yaşam
süresi görülür. Her attığın adımda; O'ndan olduğunu düşün,
O'ndan geldiğini, O'na gideceğini düşün. 'O'nda değil
miyim?' dersen, kendini bulmuş olursun. Kapısı açık geldi, gözü gönlümü deldi, destim su ile doldu, her dileyene
kaldı. ALLAH'ıma emanet olunuz. Kahrı gecede, günü güneşte bulunuz. Gölge
bizden gelemez, 'DOST.' demeyen gülemez, yüzme bilmeyen dalamaz, kul asla
kahırda kalamaz.

Geçmiş gelecek değil, mecvcut olan anımızdır. Güzel denen,
günümüzdür. 'Dün mevcut değil mi?' denilir; yerden değil günden
sorulur. Geçmiş sözde, gün gözdedir. Cümlenize selam olsun. Sohbetin YUVA'da verildiği, YUVA'da derildiği bilinsin. Değişen
çelişen sözünü alsan, gelmişi söz etsen, geçene gülsen; her
yaptığın andadır. Kemden söz eden, gamda yol alandır. Çelişki odur. Aşamadığın
köprüyü dar dersen, adım adım geç derim. Çünkü gelişende duruş
yoktur. 'Yapıyı alsak, cümle için kursak, hep içinde olsak.'
diyene sözüm: Dışında değiliz. 'Döndü değirmen taşı,
öğüttüğü ben olsam, un ile suyu bulsam, sofranıza katılsam.' diyene
sözüm: (f.'ye
mi acaba?) Unumuz,
suyumuz, gönlümüz bilinir. Katıksız vergimiz alınır. Uymam diyenin değil,
uymaya çalışanın yeridir. Aşacağımız yol bellidir. Koşu değil.
Çünkü koşu yarış içindir. Gönüller yarışa değil, barışa
amadedir. Geçmiş gelecek diye onu söyledik. Her an sohbeti
adım adım izledik. Sanılmasın vergimizi gizledik. Yaprak yaprak oluşur,
her yaprak aynı ağaçta buluşur. (Yapraktan murat canlar mı Dede'ciğim?)
EYVALLAH. Erik ağacına
dut yaprağı katamazsın, aşı diye ekliyemezsin. Eriğe, erik aşılarsan
tutar, dut aşılarsan atar. Olay budur. Taze balık yenilir denilen, gelmiş gelecek silinir
denilendir, ölmüş diye gömülendir. (Taze balıktan murat, an mıdır?) EYVALLAH. Selam ile geldiğimiz, cümle diye sevdiğimiz
bilinir, sanılmasın bölünür.

('Hayret edileni gayret ile oluşturamazsın. Oluşan, kendinden
gelişendir.' cümlesini; 'Kömürü çıra olmadan, ateş çakmadan yakamazsın.'
cümlesindeki kömür, çıra, ateş ne anlamlarda kullanılmıştır, izah
eder misiniz? 'Yatan kuş, uçan kuş, öten kuş'tan murat nedir?
EVLİYA ÇELEBİ'nin söylediklerini daha açık olarak izah eder misiniz?
'AMİN'in anlamını öğrenebilir miyiz?) Gölgeyi aramadan gelmezsin, bir ömür güneşte yanmazsın. Gönülden yandı
isen, nehirde sönmezsin. Cümlenize selam olsun. Her geliş, bir adım öteye
götürsün. Duanıza nasib kılınan, her anınıza AMİN denilen, gölgeden geçilendir.
'İNSAN SENDE, İHSAN BENDE.' DİYEN'in YAZISI'dır gelişen. '
'İnsan sende' nedir?' dendi: Sen bedensen, içinde olan insanı bil. AMİN
denilen, bir nefeste tümü bağlayandır: ALLAH, MUHAMMED, İNSAN, NUR. NUR olduk bedene girdik denilen, her niyaza AMİN denilendir.
Cümlenizden ALLAH'ım RAZI olsun. Benden aldığını benden bilme, O'ndandır. Güzel diye baktığın,
sendendir. Seversen, cümledendir. Koyu rengi sevmezsen, su ile açarsın.
Güneşe gözünü kaldıramazsan, elini siper edersin. Her anda gördüğün
vardır-genişlik değil-bildiğin kadardır. Boş kuyuya kova indirmezsin, gidecek yolcuyu
döndürmezsin, gamlı olanı ne desen güldürmezsin. Hoş olan, gönlüne
gelendir. 'Devirdim sepeti, geçirdim hayreti.' diyene: Bildiğine hayret
olmaz, dağı devireyim diye gayret gelmez. Kuvveti değil, serveti
deneyin; servet, dostluktur deyin. Dostluk, ulaşılamıyacak sanılana
götürür; orada hayret düşürür. Dünyaya söz eden, demde oluşana uysa,
sevgiyi çiçek misali yaysa; dönen AŞIK misali, ÖZ'ünü görürdü, ÖZ'ünde
erirdi. Yağan karda iz varsa sendendir, gidenin yolundandır.
Danışılan gelişir, kayıp diye oluşur. (Demde oluşan ne demektir Dede'ciğim?) Değişene eşlik eden. Mavi fistan giyenin, elde destan diyenin söylediği şarkıda,
cümle sevenler vardır. Gönülden açılana, söz diye seçilene, gelişen deriz.
Soğuk suyu ateşe koyarsak, oluşanı görürüz. Gelmeyi her dileyene,
gönlümüzü açarız. ALLAH'ıma emanet olunuz. Destan diye yazılanı, fistan diye
giyileni düşünürüz. Destan, akılda kalır, fikri oluşturur; kaynayan
su, sıcak damlaları geliştirir. ALLAH'ıma emanet olunuz. Güzel dediğiniz
her fikri fistan diye giyiniz. Ateş, kömür, çıra.sevginin perdeleridir. Verilen, ateşe atılan
kıvılcımdır. (Dede'ciğim, 'Yatan kuşu,
uçan kuşu'söylemedin ya?) Güzel geleni fistan diye giyiniz dedik.
Ötenden aldığınız, uçandan gördüğünüz. Dolaşanın oluştuğu
değil, oluşturduğu vardır. Görgüyü bilgi ile beslersin; durunca,
düşüncende süslersin.
Atın yavrusunu ayıramazsın, büyüyünce bir arada tutamazsın. Geçmişi
gelecek ile anarsın. Geçmişe yanarsan, günde kanarsın, geleceği
harcarsın. Ocak yandı tütmedi, ağaç büyük sökmedi, fırtına sözünü güçlü olana
atmadı. 'Ne demek?' dendi,: Bacanın yapısı güçlü değilse, fırtınada
dökülür. Ağaç köklü değilse, fırtınada sökülür. 'Gökten maksat?'
denilir: Kulun gücü nedir, nerdedir? Elbet imanında. Kökü ve yapısı güçlü ise,
geçirdiği hiçbir olay, kulun ÖZ'ünde gölge oluşturmaz. 'Gölgeye söz
geldi.' denilir. Gölge olmazsa güneş nasıl aranır? Dostun dosta vereceği,
her şüpheyi sileceğidir. Görüşün oluştuğu, oluşanın
buluştuğu yerde, geçici düşünceler vardır. Hakikate uyanı bulmak
için aradığın, gölgeden sıyrıldığındır. (Gölge,
gaflet mi?) Gölge; duranı, durup aramayı özleten, dört yönünü gözleten, VAROLAN'ı
özleten. AŞK'ın kıvılcımı, özleyiştir. Kor oldu bilelim, yanan alevde görelim. Aştığımız
yolda, tuttuğumuz elde; HAKK'ın MURADI var diyelim. Çünkü O'nu diledik,
'O'nda olalım.' dedik, yolumuzu bağladık, MURADI'nı izledik.
'ALLAH'ım.' dedik, özledik. Daha önce verdik: Maddeyi dilediğine, manayı
her dileyene verir. Madem diledik, verir diye elbet bekledik. Sözün özünü
aldık, özünde uyum gördük. Demde doyum oluşur, her dost aynı kapıda
buluşur. Bilgi, görgü birbiri ile gelişir. (Görgüden murad nedir Dede'ciğim?) Hal ile veren. ALLAH'ıma emanet olunuz. 'Bir
sözde, bir gözde, cümle ÖZ'de.' deyiniz
('Ya hu, ya menhu, ya menlla, huveillahu' dualarını açıklar mısınız?)
'Yerden gökten geleni, verdiğini bileni, mahrum bırakma ALLAH'ım.
Yediğimi içtiğimi, dost diye seçtiğimi, uzak bırakma ALLAH'ım. Derman
dilesem, SEN'den; ferman istesem, SEN'den; uzak kalmadım candan. Yerden aldım,
SEN'den bildim. Yağmur geldi, SEN'den gördüm.' Kendi kendimi O'ndan
bildim. Cümlenize selam olsun. Konuk gelene, 'Yoldan.' diyene; suyun
aktığı yeri, cümlenin baktığı yeri bilsin derim. Komşu komşuyu
bilir, yolda her kul birbirini görür. Ne var ki, gönüller sadece HAKK'a açılır.
Genişliği YUVA'da verdik, dostluğu YUVA'da ördük, cümleyi el ele
gördük. 'Dost olduk, cümleyi dost bildik.' diyenlerle beraberiz. Kapı açtım gelene, gönül açtım sevene, 'Dostum.' dedim, her gördüğüne
gülene, gerçeğin sofrasında tatlı aşı yiyene. Aşayım dersen aşarsın,
bakayım dersen şaşarsın, şüpheye düşersen derdine dert
katarsın. Oturduğun dalda yoğun yük olmasın, elde satır durmasın. Demde,
doğuşun adı, sevginin tadı vardır. Düz ova aşılır, taşlık
yolda düşülür. Aldığınız her sözde doğruyu biliniz. Destek olsun
doğru gelsin, her çiçek rengini göstersin. Arı yerde kalmaz, karınca gökte
uçmaz, hiçbiri öbürüne şaşmaz. Derman denilenin, dardan fistan
giyilen olduğu bilinsin. Aydın geldi, günü verdi, doğuştan sevene.
'Yerim sende, sözümü sun.' da dedi, 'Dardan almadık, gölgeye girmedik, bileni
silmedik. Elbet sözünü sunacağız.' der. Geleni aşacağız.

Kuş eti yenmez desin, dileyen öyle bilsin. Kömür yerde oluşur,
ocak ile buluşur, alev alsa tutuşur. Yeri nerde denilse, ağaç
iken bilinse, halinden sorulmazdı, kötü diye yorulmazdı. Cümlenize selam olsun. Sözü verenden bilinsin. Cennet cehennem denir, her türlü meyve yenir, sözü
söze bağlanır. 'Cennet cehennem dendi, eski dilden söylendi denilir.'
dersin. Eskisi olmaz, söyleyen temeli silmez. Kömür cehennem dersen, ağacı
silersin. Kor olup yandıkta, külünü gördükte, kendinden oluşana gülersin.
Kulun oluşudur bu. Derman dediği, derde düştüğü, dost diye
bekleştiği; kömür halidir. Elbet oluşacak, kainat kıvılcım ile
tutuşacak. 'Derde düşmeden olmaz mı?' denir: Dert demezsen olur.
'Değişen değil, gelişen.' denir. Kulun hali dilenene uyar.
Kuş etinin yenildiği sorulur. Kement kuşa atılmaz, kuş el
ile tutulmaz. Avlayım dersen, gerçeği vurmuş lokmayı dilenen değil
eylenen hale getirmiş olursun. (Dede'ciğim, YUNUS'un verdiği müjde hakkında biraz daha açık
bilgi verir misiniz?) Akkuşun kanadına duman değmesin, gecenin sardığını gündüz
soymasın, kuyuya ses vereni akan nehir duymasın, yerini bilen kulu
güzelliğe doymasın. Suyun rengi yatağına denktir, 'DOST.' diyen her
kulu oluşuna ahenktir. Suyun yatağını çöp ile doldurursan,
göreceğin gönlünü de bulandırır. Asmayı yerinde bilelim, üzümü dalından
alalım. Akkuş kendini bilişindir, kanadını çırpışındır. Kendini
bilişten maksat, hür iradene gönül yolunu açışındır. Yaprak dala yük
olmaz, yağmur gelse dökülmez. 'Bunalım nasıl olur? Kul kendini nasıl bulur?' denildi:
Mantığın ile bilgini değerlendiremezsen, bunalım sanadır. Yapıyı
çözmeye değil, uymaya çalışmak gereklidir. Kömürü ondan verdik,
yapının temelini gösterdik. (Yapıdan murat nedir Dede'ciğim? Kainatın yapısı mı
kulun yapısı mı?) Kainatın
yapısı kul içindir, kulun yapısı kainatın içindedir. Dört dört olsun. Her
olayda eşit ağırlık düşünülür. Doğuşun verdiğini
bilsek, yapıyı değil gönüldeki kapıyı açardık, öylece 'Dört dört' diye
geçerdik. ALLAH'ıma emanet olunuz. (Geçen tebliğde 'Bilen' kelimesinden murat nedir
acaba? 'Bileni silmedik.' diye bir haber vardı.) Bilen, YUNUS'um, bildiren cümlemiz. Yerimiz, denenmiş
yoldur; gelişi bilen, kuldur. YUNUS'un dünyada bildiğini silmedik,
bilmediğini görmedik. Gölgeyi görene sermedik.

Güzel gördüm, yerimi bildim, 'Gayret.' diyenin saçını ördüm. Cümlenize
selam olsun. Saçının her telinde, akımın gücünü bilsin, kem sözden sakınsın,
ormanda 'Yolum.' diye bakınsın. 'Dört dört.' dedik, yorumda duranı gördük. Her varolanın bildiği, uyduğu
dört haldedir. Düzen, bilinen dört yoldadır. 'Dört hal nedir?' dendi: Doğduğun,
bildiğin, uyduğun, öldüğün. Doğuş da dört haldedir:
Döl hali, görgüye dönüş hali, -doğuşta- iki aleme bakış
hali, (Doğuş esnasında mı Dede'ciğim?)
EYVALLAH, dünyaya bakış hali. Öyle oldukta mana aleminden sıyrılır,
yani perdelenir. 'Gerçeği nasıl bilir?' dendi. Ruhun aynaya bakış
halinde, gönülden uyduğu her olay. Dört dört denilen; 'Gelişimi
bildim, dünyada buldum, yaşarken uydum, sildiğim an duydum'
denildikte açılan kapıdan girilir. Elbet her kulun niyazıdır. Aşamıyacağınız yola elbet getirmeyiz, olumsuz
yola bırakmayız. El ele verdik, cümlemiz cümleniz ile güldük. (İzin verirseniz bir soru soracaktım.) Sorulan, cümleyedir.

Yerden aldığımız, cümleye sunduğumuz, elbet gönüllere hitaptır,
çünkü kainat kitaptır. Cümlenize selam olsun, her kayıt alan, dönüşe
uysun.
Duyan doğuşu bilir, seven uyuşu bilir,
gören cümleye verir. Kement atan tuttuğu atta kendine pay alır. Ne atın
yargısını, ne sahibinin sorgusunu düşünmez. Koşu atı ile yük
taşınmaz. Kayıt söze verilir, 'Nedir?' diye sorulur. Her gelen
kayıtlıdır GÖNDEREN'in YAZISI'nda. Her gelen, geldiği gibi dönecektir
bilinir yazgısında. Aşacağı dert değil, bilmeyi denesin. Ağacın
dalına yaprağı, yaprak ile çiçeği yakıştırsın. 'Bez bağlasam
gider mi, yolunu bilen güder mi?' demesin. Yeniyi verdiğimiz açıktır.
Konuyu yerinde gördüm, ağacı dalı ile övdüm. Her yaratılanı hali ile
sevdim, suyun akanını paklayıcı bildim. Yazdığımız gibidir. Kuyunun suyu,
değişime uymazsa çöplenir. Her çöp su üstünde toplanır. Sadece kullanılan
kuyunun suyu her zaman paklanır. Akan su, değişmeye yer vermez.
Çünkü, aynı yerde durmaz. Aynayı sorana sözüm: Görüyor ise gözüm, elbet bana
diyeceği vardır. Danışılanın çerçevesi dardır. Her dört duvar,
yapının düzenidir. Geçerli olan, düzenin sezenidir. Almayı bilen çözmeyi dener.
Görmeyi dileyene de ki: 'Gördüğün sana değil, ruhuna hitaptır, dünya
bilmeyi dilediğin kitaptır. Oku, oku, oku.' Gezdiğin yerde, gördüğün
kulda, her hali güzel dersen; gönlün ile çelişkide olmadan söyle. Ayrıntı sevmiyen,
ayrı vermez. Halimizi yağmur misali düzende bulalım. 'Sel nedir?'
diyene: 'Toprağı yenileyen.' diyelim, sözümüzü öylece bağlayalım.
Cümlenize selam olsun.

Cümlemiz yol bildik, -cümlenize- YUVA'ya geldik. Selam olsun, her alan
gülsün, sevgide umut var bilsin, gönülde açanı, yolunda geçeni görsün.
'Katı olan katı bulur, olduğu hali bedende bilir.'
denilmesin, kadere söz edilmesin. Danışmaya gönül açtık, güzelden sözü
seçtik. Doğuştan gelişen, yaprakta oluşana yeniyi verdik.
Söz dizeye gelince, yol yüzeye inince, görgü yerini bulur, meydan cümlenin
olur. Gedik açılan, düzlük geçilendir, yolumuz seçilendir.
Verileni bilelim, asla kaygu almayalım. Akan suya dur desen seni beni dinlemez,
olaya gelene ur desen yapıya uymaz. Vermeyi dileyen değil, vermeye gönüllü olan verir.
Cümle aynı yola bağlanır.

YUVA'mız YUNUS'a da söz verir, her gelende yüklü sevgi bulur. Selam olsun,
koyun ile kuzuda yumuşak huyu görsün. Görgüyü değil, bilgiyi dene. Geçmiş olan üç sene, yapıya kumu
vermiş, yolunu dileyene gönülde postu sermiş. Dökülen yapraktan değil,
dikilen kökten alacağını bekle, durmayı değil, bilgine yürümeyi ekle.
EYVALLAH. 'Koruyucu' denilen, bildiğine katılan değil, bilgisini sana
ekliyendir. Konuk gelse, 'Derdim?' dese, gönülden almazsın. YM.
Varlığını bildirmez, gölgesini göstermez, çağıranı susturmaz. ABDULLAH'ı dilesen, gerçeği beklesen; NUR yerini verirdi, NUR gözünü
bürürdü, NUR gönlünü korurdu. 'Diledim, dertten derdi silmeden.' dersin. Dilden
gönüle verdik. Gönülde genişliği gördük. Cümlesine sorduk: 'Benliği
mi verelim, benliği mi silelim?' Sorulan, 'Benliğe verelim.' dedi.
ABDULLAH, 'Benliği silelim.' dedi. EYYÜB ÜL ENSARİ, elbet
ABDULLAH'tır adı. Köşk değil, AŞK diledi, AŞK'ı cümlede
buldu, gönlünde dumanı sildi, sana elini verdi. EYVALLAH.
Çam ağacı eskise, yerine yeşil verir. Her ağacın yanında
her yıl yenisi ürür. Öylece dağda yerde çam ormanı bürür. 'Bildik,
gördük.' diyelim, gördük sevdik gülelim, bilgimizi cümleye yayalım. 'Sen
bilmezsin.' demeden, kul gönlünü kırmadan. Gerçek gönül yapında, sevgi olsun
kapında. Can, can ile oluşur; can, kan ile gelişir. Her oluşan,
bilen ile halleşir. Selam olsun, niyet ile niyaza durulsun. 'ALLAH'ım.'
denilsin, yardım beklensin.
'YAR.' diye geldik, selam sizlere dedik. El ele güzel güne, el ele güzel
yöne yürüdük. Yerden aldığım cümleye böldüğüm, YAR'dan gelendir. BİR'dir
BİRLİĞİ'ne uyduk, BİR'dir cümlenin sesini duyduk,
kainatta BİR'liği bulduk. Hal ile olduk, hal ile dolduk. Sayfayı açalım, 'Yazılan nedir?' demeden. Günümüz, yazılanın aynasıdır. Yemin benden gelmedi, sözün sonu olmadı, 'Derman
senden.' diyene, sohbeti dile verdi. Gönlün dermanı sohbette. Ağaç dalı eğilir, güzele halde bakılılr, meyve
erdikçe dökülür. 'Doldu yerde meyveler, geldi söze nağmeler.' diyene de
ki: Susmak doğuşa, küsmek oluşa gelmez, DOST yerini bilmiyene
vermez, bir toprak iki dosttan sorulmaz, alamazsın dersem hata olmaz. (Dede'ciğim sayfa dolmaktan murat nedir?)
Günün doluşu, nefesin bitişi. Ayağım getireni beklese, gönlüm sevenlerle
kaynayanı bir etse; düzende dilenen çözülürdü, sert gelen taş birbirine
vura vura ezilirdi. Her sevgi O'nadır O'ndan, her bilgi O'ndandır O'na.
Dönmeyi bilirsek, ummayı denemiş oluruz, öylece BİR'liği
buluruz. Cümlenize selam olsun.

Göz yolda, gönül halde,
cümle yerli yerinde. Selam olsun, gün yerinde bilinsin! Kuşun sesi bilinir,
yolun hali görülür, derdin sözü sudan denilir. Soğuk sıcak unutulur,
yaprak yeniden filizlenir, güzel söz ile verilir, her hal ile sevilir. Gülelim,
söyleyelim, 'Geçmiş, bizden değişeni değil, gelişeni
sakladı.' diyelim. Kökte hata arama,
gövdeyi yapıcı kılayım diye tarama. Yaprak su ile gelişir, hava ile
güzelleşir. Gölün etrafı daima ağaçlıktır. Tatlı ise kendi
verimlidir, tuzlu ise, akar su gördüğün yerde, gördüğün yolda
verimlidir. 'Dert' demiyelim, her
halden dert ummayalım, gözden geleni, kulaktan vermeyelim! ALLAH'ıma emanet
olasınız. Öksürük
geçirir, yapışık dokular değişir, dumanı açılır. Niyazımız onun
ile.

Hayır diye doğduk biz, hayır diye gördük biz, 'Hayır.' dedik sevdik
biz. AŞK denilen tatlı söz; Sevgide yerini alan, sevgide sözünü bilen, AŞK'ta
buldu sonsuz haz. Duamızı bileniz, 'HAK yarattı.' diyeniz, dost arayıp soranız.
Yolu açık bilenler, hep bir yolda bulanlar, 'Güne geldik.' diyenler, gününüz
aydın olsun, niyazlar birbirine eklensin. 'YAR.' diye girdik söze, 'AŞK.'
dedik girdik ÖZ'e, hepbir vardık düze. Cümlenize selam olsun, her kayıt alan,
kaydını hatasız bulsun. 'Olmaz' diyen yanılır, 'Sermez.' diyen yenilir. Ön sözü
düşünelim, ön adımda duralım, düşünüp öyle karar verelim, ondan sonra
HAKK'ın MURADI diyelim. 'Ekmek.' dedi aş diledi, gönül verdi AŞK
istedi, soruyu yorumda bıraktı, sözü YUVA'ya aktı. Demde sözüm oluşur, doğuşa
meydan gelişir, her yönde MERYEM konuşur: ... Güç geleni deneyen, yerini tarayandır. Eğri geldi sormadı, doğru buldu şaşmadı, 'Bunun yeri
başka.' demedi. Sözün verdiği gibi, gözün gördüğü yerde 'YA ALLAH'
dedi durdu, dizini yere vurdu. Karıncayı vereni, onda nasip göreni, saygı ile
andı, sevgi ile yandı. Çaydan geçen ayağın, toprağa gömülen elin değerini
bilene, gönlünü köle kıldı. Yaprağı dökülmeden gör, meyveyi duyanın dediği
gibi al. 'Duyanın dediği nedir?' dendi: Meyve ermeden yenmez, ereni
bilmeyen görmez. Gözünü açan, gönlünü duyana verir. Duyan her hal ile uyandır,
ereni bilendir, bilen hatalardan uzak kalandır. Dost ocağı yanacak, dost aşı kaynayacak, her
seven oynayacak, 'Buldum.' diyen bulmayana yardımcı olacak.

Kumda gezdiği, dumanı sezdiği, düğümü çözdüğü bilinir,
iki yaka ortak yönde bölünür. Desteyi bölmesin. Gelmeyi dileyen, güleni
eyleyen, elbet düzendir. Her hale uyan, gezendir. Olduğu gibi bıraksın,
desteyi bulduğu yerde bilsin. Dağılan, gerçeğe uymayandır.
Pazardan sonra, gün yerini uyuma bırakır. Ekin yerde, başak değerde
güzeldir. Dağılana 'Dert.' denilmez. Unutulmasın, ham meyve yenilmez.
Demde oluşan, geçicidir. 'Demden maksat?' denilen, günde derde düşülendir.
Akmayı bıraksın. 'Dost.' derse post verir mi, merkeze gönderilir mi? Açık
verdik, dermanı söyledik. Geçici olanın, seçici olana yardımcı olacağı
bilinsin. İşareti biz vereceğiz, gölgede güneşi göstereceğiz.
Üç günü beklesin, dördüncü güne eklesin. Duman dağılır. 'Erken gelirse?'
demesin, zamanı geçici görmesin. Düğüm eldedir çözülür, söylenen çizgi
çizilir. Kuşak belde, söz dilde, cümle gönülde oldukça kayguya yer yok.
Dört günü dedik. Pazarın ertesi. EYVALLAH. EYVALLAH. Gemiyi bekliyen, yolcuyu
bağlar. Bağlanmaktan maksat, ilgi kurar. EYVALLAH. ALLAH'ıma emanet
olsun, dördüncü günü beklesin. EYVALLAH.
(Sorular b.a: Sevgili Dede'ciğim. Bu sene içinde yapılan toplantılarımızda,
bilhassa son aylar içinde canlarda belirli bir isteksizlik ve gevşeklik
olduğu kanısındayım. Acaba bu doğru mu, yoksa ben mi öyle
zannediyorum. Yeni toplantılarımızda bizlere ne gibi tavsiye veya emirleriniz
olacaktır? Bazı canlar toplantılarımızda değişiklikler düşünmektedir,
sizce malum, bu gibi özel durumlara lüzum var mıdır? Bu hususlarda bizleri
aydınlatınız lütfen. İstanbul gurubu, tekrar bedenlenme ile ilgili tebliğleri
istemişler. Bu gece bu hususta yeni ve değişik bilgiler vermeniz
mümkün müdür?) Her yolun alıcısı, her kulun vericisi aynı değildir. Yeniyi verdiğimiz
açık, yönü bildiğimiz gerçektir. Cümleye selam. Sözümüz kayıttandır,
kement atmaya değil. Sözü söze bağladık, geçer diye bekledik, olmuş meyve topladık,
her dalı birbirine ekledik. Oluşan, dost ile dostla buluşandır.
Sohbetimiz -dost yerinde- cümlenin değerindedir. Gelenin gidenin gönlünde
oluşan, elbet günü geldikte meyvesini verecek, her kul aldığını
birbirine serecek. Toprak; kul eli ile sürülecek, ekilecek, biçilecek,
rahmetini HAK'tan bekleyecek. Elbet beklenen düzeni bulacak. Toprağı çok
el beller, toprak ekini bekler, ekini çok el toplar. Birliği asla bozmıyalım.
'Uzak kalan.' denilir. Soyut geçici midir, somut kalıcı mıdır? Her örnek
birbirini tamamlar. Denize yazda çok gelinir. Denize sıcaktan yanan gelir;
sohbete HAK SÖZÜ dileyen gelir. Sözümüz açıktır. Havayı sıcak tutarsanız, gelen
çok olur; söze sözü katarsanız, havayı soğutursunuz. Geçici örnek, gelişene
değer verir. Demde söz sizindir, günde elbet bizim olacak. Her dileyen sohbete
gelecek, sohbetin nefesini alacak. Dilerse yoruma kalacak, dilerse yorumdan
önce gidecek. (Demek ki evvela tebliğ alacağız,
öyle mi Dede'ciğim?) EYVALLAH. Sözlü sohbette yorumun
takıldığı yerde sözümüz açıktır. (Ne demek?)
Günün gerçeğini, yorumun açığını vereceğiz. (Aynı gece mi vereceksiniz?) Sohbet anında.
Değişen elbet yok. Huzuru kendimizde bulalım, bulmayana yayalım, her şişeye dilenen
suyu dolduralım. Dileyen, dilediği kadar alsın. Unutulmasın, her kulun aldığı
aynı ölçüde olmaz, aldığı yerde kalmaz. Onun için bilen bilmiyen
demiyelim, sohbetin önemini her gelene anlatalım. Ne var ki, zorlamaya yer
vermiyelim. Alan alır. Kimi tenceresinde kaynatır, kimi meydan sofrasını donatır.
Meydan cümlenindir. Dost demde dostunu bulur. Dost, cümle ile postunu korur.
Dost; 'HAK.' diyen, HAKK'ı gönlünde bilen, HAKK'ı kainatta görendir. Görene göz
gerek, bilene koz gerek, sevene dost gerek, dostu bulana post gerek. Her olay
birbirine eklenir, suyun akışını deryaya götürür diye beklenir. Saymayı
bilen, yorumu yol verir diye bekler. Dayanmayı demde deneyen, her sahifeyi
gününde okuyandır. İplik verdim dokunsun, yazı dedim okunsun, her kulu yalandan
sakınsın. Yaprağı elde gördüm, 'Yeşil.' dedim
sevindim. Suyum huyum HAK'tandır, YEMEN'i verdiğim çoktandır. Yerden
gökten gelişir, her verilen oluşur, 'Çare?' diyen bekleşir.
Yolum gönül yoludur, halim saadet kârıdır. Göğün var olduğu yerde,
elbet sohbet çok olur. Kul her şeyden gözünü alıp gökyüzüne çevirdiği
zaman, madddeyi silmiş manaya dönmüş olur, o zaman sohbetin tadını
bulur. 'Gök'ten maksat, aşınmamış yorumun varlığı. Yani
TEKLİK. Gökyüzü her bakana aynı bilgiyi verir. Her kul gökyüzüne baktıkta,
ay, yıldız, güneş görür. Tek görür. Tek, yorumdur. Her var olanı görelim,
dünyaya gelişimizi bilelim. Ne var ki, gökyüzüne bakmaktan kalmıyalım. Aya
da yıldıza da baksak, güneşte karar kılarız. 'Aydınlatan güneştir.'
deriz. Dünyaya her gelen aynı yorumu yapar. Ay daha aydınlık diyen var mıdır? Eğriyi doğruyu değil, seveni bileni
arıyalım. Gelenin gidenin dosyasını HAK ADI'na tutalım. Keramet denilir, öylece
söze bağlanır.
Olmıyana gönül konulmasın, 'Nerden gelir?' denilmesin. Gelmiş genişliğe,
olmuş dönüşmeye. Kement atılan olayda, kendini bulan dolayda, yapının
ustasıdır. Çekilmez, uymayana katılmaz, ekin üstüne ekin atılmaz, kul asla
satılmaz, yolu bizden dedik verdik, eli asla bırakılmaz. Yapının ustası, mimarın katkısını bilir, etkisini cümlede bulur.
'Bozuldu.' denilen yerden dönülür, yolun üstünde tatlı su içilir, her türlü
hatadan kaçılır. Diyeceği şudur: 'Eğittim, öğüttüm, dağıttım.
Bilene yolumu açtım.' Ne derlerse desinler, asla sözlerinden dönmesinler. Söz, HAK
ile halk adına verilir. Elbet dava HAK tarafından görülür. Kayguya yer yok. n.
yolunu bilir. Halka dediğin gibi söyle. Unutma, karşında olan da halktan
biridir. Niyazımız halk ile olan iledir.
Her yolun yolcusu, yolunun hancısı olur. Yerini bilenin, VAREDEN'i soranın
gönlüne, güneş misali verilir. Cümlenize selam olsun, suyun akışına
her kulunu uydursun. Ağacı kökten oluşur, dalda yaprak ile meyve buluşur,
güzellik sevende gelişir, deryaya balık yaraşır. 'Aşamam.'
denilen yol, gelen her kula açıktır. 'Dost.' diye geldik, 'Dost.' diyene
güldük. Eli, nerde bulduk, nereye havale ettik? Alan bilir. Çevresini dürene,
kumda taşı görene, güneşe örtü serene: Güneşin verdiğini,
her kulun ördüğünü, bilenin var olduğunu, ummak değil bilmek
gerek. Ava çıktım, yolun düzüne, 'Tavşan.' dedim, baktım
izine, kulak verdim bilenin sözüne, ele baktım, verdim kozuna, sözü
bağladım kızına. Sevmeyi bilmeden olamazsın, gönlünü açmadan göremezsin.
DOST'unu bilmeden duramazsın. Elim elde, sözüm dilde, kozum dalda, geldim
halde. Gelişen sende. ALLAH'ıma emanet olasın, masanda örtüyü bulasın.
Derdin yerini değil, yönünü sorarsın, 'Olacak.' diye kurarsın. Gerçek
olayın düzeyindedir, bilinç gerçeğin yüzeyindedir. Her kul, kendi
ölçüsünde bilince sahiptir. Ne az gelen senin, ne çok gelen başkasının
genişliğe açılması değildir. Bilinç, olumu tamamlıyor ise, gerçeğe
dönüşür. Vergiyi, tasarrufun altına alamazsın, alırsan
bulamazsın. Gerçek, yaratılışta açıktır, kul, perdelidir. 'Sır' denen,
kainatta değil sendedir. Aynayı aldığında, nasıl ki kendini görürsün,
kainatı da kendinde bulursun. 'Bulursun' demekten maksat, perdeleri açarsın,
yani çözersin. 'Yardım nerden gelir?' dendi: Kement attığın
yerden. Elini vereni değil, kement attığın seçtin, öylece sözden
geçtin. 'Gel.' dediğim günü, şaştın. Selam olsun, her kulu
dilediği şifayı bulsun. Niyazımız dilde olsun, her dileyen hayır bulsun, geyik
yerinde, güzel serinde kalsın. Cemde CANAN oluşur. Sevgiliyi biliriz, her
kulundan alırız. 'Oynayan sensin.' deriz. Dağılan toplanır, birbirine
eklenir, şifa YÜCE'den beklenir. Değil. Ayranı bol verin. Değil.
Alan bilir. Çevreyi sakin tutun. Geçicidir. Gemiyi limana getiren, yerini size bildiren,
elbet yolumuzu buldurandır.
Her ağacın gölgesi olur, gölge toprağa vurur, hür olan kendini
bulur. Cümlenize selam olsun, kayıt denen yerde kendini bulsun. 'Sahip oldum.' dediğin, varlığı kendinde bulduğun; senin
adına değil, andına ölçüdür, duvarda açılan deliği örten alçıdır.
'Nerden geldik, nerede durduk?' denilmesin. Durak yok. Her an adım adım öteye
gidiş vardır. 'Gerçek nedir?' diyene de ki: Bulduğundur, gönülden
sahip olduğundur. 'Gül dalını tutamam, gülü güzel atamam.' diyene sözüm:
Dikensiz gül olaydı, kulu dalda bulaydı, incitmeden alaydı, elbet dikene gerek
kalmazdı. Alacağını yerden değil, duvardan al. Kafeste olan kuştan
değil, uçan kuştan haber sor. Gönülden nakledilen, şifa diye
akledilen, gerçeğin çerçevesi içindedir. Dönük olanın verdiği sönük
olana geçerlidir. Şarkıyı bilen söyler, sesi güzel olan dinletir,
sohbeti bilen anlatır. Demirden pabuç giyemezsin, arabaya demirden tekerlek
koyamazsın, hayır olandan ayrı kalamazsın. Verilen elde, söylenen dildedir, en
güzeli haldedir, gelecek yoldadır. 'Çevreyi saralım, olayı soralım.' diyene
sözüm: Dönen her varlık, sevgiye bürünür, verdiği gibi görülür. Gemiyi yolda dilersen, kaptana yer verirsin, gelenden
söz alırsın. Pişmeden et yenilmez, içmeden su kanılmaz. Ham meyveyi
yemeden, ham söze yer vermeden yolumuzu bilelim, doğan güneşten ateşi
bulmaya çalışalım. 'Yandım.' diyen her kulu bilmeli zordur yolu, uyumlu
olsun hali. Görgümüz açıktır, dağdan taştan öteye, dilenen
gelecektir batıya, meraka yer yok, son verilir katıya. Demde oluşan, günde
buluşan cümle canlara selam olsun. Dost elinden dost dilinden, dilediğini
alsın.

'Hayır' diye andığımız, 'ALLAH.' diye yandığımız, suyu ile kandığımız
bilinir. Men dil, kul için yasaklanır. Gerçeğin açık verildiği,
kulunun yerinde görüldüğü söylenir. Her çiçek ağacın dengini, her
çiçek özündeki rengini verir. Bilen gelir, bilmezse bileni bulur. Her sohbet bal misalidir, yiyene şifa verir, gönlüne sefa bulur.
Koruk yersen tadı dilinde kalır. 'Ersin.' dersen üzümü beklersen, geçeni
buldurur. Geçenden maksat: Koruk aşındırır, üzüm aşınan yeri kapatır.
Dağdan aldığını bağda bulamazsın, ne var ki bağda bulduğunu
dağda yiyemezsin. Özde oluşan, her açılan sahifede buluşandır.
Asla birbirine karışmaz. Kimsenin kaderi, kimse ile çatışmaz. Kuşlar
birbirini bulmazsa, neşe ile ötüşmez. Gayret kulda olsun, dilediği
yerde YARDIMCI'sı gelsin. Cümlenize. 'Gel.' diyene uyarsan, ALLAH'ıma sığın. Yaprak
dalını bilir, ömrünce dalında kalır. 'Başka dala yapıştırayım.'
desen, kurur. Her yaprak dalında güzeldir, dalından düştü mü gazeldir.
'Hayret.' dediğimiz her olayda, sadece HAKK'ın tecellisi vardır. Kulun
görevi, kulluk etmektir, bilgisini nakletmektir. 'Bilgi nedir?' denildiği,
yerini bilene verildiği, görülür. Vermeyi dileyen her kula, vermeyi bilen
ER kula. EYVALLAH. Her bilen şarkı söyler, amma sesi güzel olan dinletir. Her
kul KUR'AN okur, amma, bilen inletir. Her kul görür amma, kainatı çözen anlatır. Söz olsun diye değil, ÖZ'den verelim, verdiğimiz
ile huzur bulalım. Geldik gideceğiz, ömrümüzü güdeceğiz. Bildiğimize
gönül vereceğiz, bilmediğimizi arayıp öğreneceğiz.
Cümlenize selam olsun, her kulu nasibini satırlarda bulsun.

'Hayır' diye
andığımız, 'ALLAH.' diye yandığımız, suyu ile kandığımız
bilinir. Men dil, kul için yasaklanır. Gerçeğin açık verildiği,
kulunun yerinde görüldüğü söylenir. Her çiçek ağacın dengini, her
çiçek özündeki rengini verir. Bilen gelir, bilmezse bileni bulur. Her sohbet bal
misalidir, yiyene şifa verir, gönlüne sefa bulur. Koruk yersen tadı
dilinde kalır. 'Ersin.' dersen üzümü beklersen, geçeni buldurur. Geçenden
maksat: Koruk aşındırır, üzüm aşınan yeri kapatır. Dağdan
aldığını bağda bulamazsın, ne var ki bağda bulduğunu
dağda yiyemezsin. Özde oluşan, her açılan sahifede buluşandır.
Asla birbirine karışmaz. Kimsenin kaderi, kimse ile çatışmaz.
Kuşlar birbirini bulmazsa, neşe ile ötüşmez. Gayret kulda olsun,
dilediği yerde YARDIMCI'sı gelsin. Cümlenize.'Gel.'
diyene uyarsan, ALLAH'ıma sığın. Yaprak dalını bilir, ömrünce dalında
kalır. 'Başka dala yapıştırayım.' desen, kurur. Her yaprak dalında
güzeldir, dalından düştü mü gazeldir. 'Hayret.' dediğimiz her olayda,
sadece HAKK'ın tecellisi vardır. Kulun görevi, kulluk etmektir, bilgisini
nakletmektir. 'Bilgi nedir?' denildiği, yerini bilene verildiği,
görülür. Vermeyi dileyen her kula, vermeyi bilen ER kula. EYVALLAH. Her bilen
şarkı söyler, amma sesi güzel olan dinletir. Her kul KUR'AN okur, amma,
bilen inletir. Her kul görür amma, kainatı çözen anlatır. Söz olsun
diye değil, ÖZ'den verelim, verdiğimiz ile huzur bulalım. Geldik
gideceğiz, ömrümüzü güdeceğiz. Bildiğimize gönül vereceğiz,
bilmediğimizi arayıp öğreneceğiz. Cümlenize selam olsun, her
kulu nasibini satırlarda bulsun.

(KUR'AN-I KERİM'in bazı ayetlerinde ve özellikle KADİR surasinde geçen 'RUH' kelimesinin ifade ettiği gerçek anlalam nedir?) ALLAH'ım cümlenizden RAZI olsun. Şevk ile geldik, güzel güne hazır gördük, sevgi dolu gönül
dedik. Seveni, sevileni, kainatta birliği bileni cümlemiz kucakladık. 'Altın tabak süsüne, gümüş tabak
nesine?' denilmesin, aç yanında tok gezilmesin, geçen giden çevrilmesin, duran
soran dertlenmesin, kimse kimseye sertlenmesin, çoğun sözü aza
bağlanmasın. Her bilen kayıtlıdır bildirdiği kadar, her gören
kayıtlıdır gezdirdiği kadar. Dünyada aldığım değil,
bulduğum vardır, dünyaya geldiğim değil uyandığım vardır.
Sildiğim; sadece üstüme aldığımdır, kendimde olmayana uyduğumdur. MELEKLER'i bilirim, HAKK'a selam veririm.
Eğer kulu olmuşsam, MELEKLER'den selam alırım. 'YAR' dediğim
O'dur, her an sardığım O'dur. Bilsem bilmesem, uydurana sormasam, ADI'nı
anmasam, güvendiğim O'dur. Soğuk sıcak olmasa, acı tatlı vermese,
O'nu nasıl bulurdum, O'nda nasıl erirdim? Nehir aksa, kul baksa, her çalıya
adını taksa, gideceği yer bellidir. Adını yazacağım, dostluğu gönüllere
kazacağım. 'Görüp bilmezse.' denilmesin, elbet uyanan olur. Her gelen
mutlaka uyanır. (Çok küçük yaşta
da mı DEDE’ciğim? Mesela üç aylıkken, beş aylıkken?) 'Uyanmayan
olmaz!' dedik, daha önce verdik. Demde niyazımız olur. Oluşan her cemaat,
kendi çevresini bulur, nerden gelse BİRLİK'te kalır. Elbet kul ile
MELEĞİ'ni bilmeliyiz, VAROLAN'ı yerden gökten anmalıyız. Var edilen
hizmettedir sana, 'Kul hizmette değil mi?' denildi. Kul kendine
hizmettedir, MELEKLER kullarına.

Olmayana gönül
konulmasın, 'Nerden gelir?' denilmesin. Gelmiş genişliğe,
olmuş dönüşmeye. Kement atılan olayda, kendini bulan dolayda, yapının
ustasıdır. Çekilmez, uymayana katılmaz, ekin üstüne ekin atılmaz, kul asla
satılmaz, yolu bizden dedik verdik, eli asla bırakılmaz. Yapının ustası, mimarın
katkısını bilir, etkisini cümlede bulur. 'Bozuldu.' denilen yerden dönülür,
yolun üstünde tatlı su içilir, her türlü hatadan kaçılır. Diyeceği
şudur: 'Eğittim, öğüttüm, dağıttım. Bilene yolumu açtım.'
Ne derlerse desinler, asla sözlerinden dönmesinler. Söz, HAK ile halk adına
verilir. Elbet dava HAK tarafından görülür. Kayguya yer yok. n yolunu bilir.
Halka dediğin gibi söyle. Unutma, karşında olan da halktan biridir.
Niyazımız halk ile olan iledir.
YUNUS ile geldik, sözden söze girdik, her geleni gördük, her seveni
sardık, sevmesini bilmiyene sorduk: 'Gidişin neresidir, görüşün nerde
kaldı?' sözü YUNUS'um aldı: ... Doğuşun vergisi, dünden bugüne değişmez. 'Derdest
olalım, BİR'liği bulalım.' denilende; döne döne verilmezse, her konu
ayrı ayrı derilmezse; alan aldığını bilmez, kendinde olanı bulmaz. 'Aşağı.' derler, dönüşü sorarlar. Ne
bilen ayrıda, ne bilmiyen gayrıdadır. Geldiğim günden sorsam, bunca günde
bileni dersem; gelen elini vermez, 'Bildim.' diyen hiç sormaz. Olumun,
bilinenden değil uyulandandır. OĞUL'dan aradığın, baldan yorum
verdiğin, elbet yerini verir. Kul kendini arı misali görürse,
bildiğine inanır. Ummak değil, VEREN'i bilmek gerekir. Sözün olduğu
yerde MERYEM toprağı taratır, sadece aratır. Güzel, yerde çiçek verirse
güzeldir; güzel, ağaçta meyve olursa güzeldir; güzel, suda akandan ise
güzeldir. Yağrağı bildiğimiz, daima
baktığımızdandır. Yaprağın anlattığı, bir ömürde kalandır, bir
ömürde kalanı elbet arayıp bulandır. Sayfalar açıldıkça, dünden güne geçildikçe yapıda ne
görülür? Temel birdir ameller uyarsa, hayret dediğimiz her olayı bünyemiz
duyarsa, elbet değişeni değil gelişeni görürüz. Ördüğün
örgüde değişen nedir? Yumağı örmeye başlarsın ve
bitirirsin. Ömür de öyledir. Onun için sohbetleri döne döne veririz, yana yana
geliriz, sana bana söyleriz, kana kana ağlarız. Hem güler hem
ağlarız, günü öyle eğleriz. 'Derdest olunuz.' dedik, dünden güne
söyledik. Alanı bileni değil, cümleyi bir tutunuz, bileni bilmiyeni
katınız. Yerden almayı bilmese de, YÜCE'den geleni görmese de YUNUS misali
veriniz. Dostun dostluğu sevgiden kaynaklanır. 'Yerden alınan nedir?'
dendi. Yerden bilgi yükü alınır, madde mana ile bağlanır. Ektiğini
biçersin, BİR gelir BİR göçersin, benliğini öylece seçersin.
Bilmiyenden kaçarsan, kendine nasıl dönersin? Ayna elde oldukça, bilen kendini
sormaz. Camda el izi varsa, hem dışarıdan hem içeriden görülür, değer
sanılmasın izden verilir. 'Tek söz yetersiz.' denilmesin, çok sözde selamet
görülmesin. Yerini bilen, dağınık olmıyanı anlatsın. Yerini bilen değil,
iznini veren yolunu açsın. Kaşık elde gelecek, meydana sofra kurulacak,
elbet dilenen yayılacak, 'Sözüm her dilden okunacak.' dedik, daha önce verdik.
Dağlar yolumuz verir, dallar halimiz görür, bileni TANRI korur. Cümleniz
ALLAH'ıma emanet olunuz. 'Bilmiyeni TANRI korumaz mı?' denildi. Elbet korur. Ne
var ki bilen görür.

Benden geleni, cümleye dolanı anarsınız, AŞKI ile yanarsınız.
Cümlenize selam olsun. Benden gelen değil, O'ndan verilen olduğu
bilinsin. Kuşak belde bağlıdır, AŞK her gönülde saklıdır, 'Okuyan
kimdir?' dersen, bilen-bilmiyen haklıdır. Geyik gelse otursa, sudan sevap getirse; alan veren susardı, sadece rengi
gözlerdi. Susmak, susamak değil. Yeşil yaprak sevilir, taze meyve yenilir, güzel her gün anılır.
'Geçit vermeyiz.' diyen, yolunu kendine saklıyandır. Dilediği yeri bilen, aradığı
yerde bulandır. Sahip olduğumuz yapı değil, açık gelen kapıdır. Dost,
aldığını verdiğini bilir, yapının kapısını bulur. Demde günün konusu söylenir. Yoğun gelen her olay,
gerçek düzeni buldurur. Kayguya yer yok. Her halka birbirine eklidir. Düzene
uymayan, halkadan çıkar, sanılmasın yanında olanı döker. Her giden birbirini
saklar. Dağınık gelen, düzeni dilendiği gibi buldurur. 'Çiçek elde güzeldir.' diyene de ki: Çiçek dalda
güzeldir, kulu halde güzeldir. Dayandık düzene, sevindik yazana. 'Yolum, seni
buldurur; yolum, seni gördürür; yolum, sana dilediğini verdirir.' diyene
de ki: Yolun HAKK'ın YOLU'dur, HAKK'ı bilen sadece kuludur. Yönümüz bilinir,
birbirine bağlanır. Güzeli görmedik mi, doğruyu bulmadık mı, hal ile
uymadık mı? Nerden sorgu alalım, nerde hata bulalım? 'ALLAH'ım yorumu
dilediğimizce versin, yardımcımız YÜCE'miz olsun.' deyiniz. Kesik yerde, kuşun kanadı vermez, kement karıncaya atılmaz, duman
asla bilene katılmaz.

Gelen gülen bizdendir, seven uyan bizdendir, cümle alem sizdedir. Selam
olsun, her alan bilsin. Sarı yaprak düşerse, onu gören şaşarsa, duvar deyip aşarsa;
sorgusu bizden gelmez, kimseye sözü kalmaz. 'Adım attım öteye, sözü verdim katıya'
diyene de ki: Gidene ayak uydurursan, sorana sözü duyurursan, verdiğinden
kaygu alma, 'Gün güzel mi?' diye sorma. Elbet güzele yönelir. 'Gelişen,
bizler miyiz?' denir. Oluşan sizlersiniz, çalışan iseniz. 'Sayfa nedir?' denildi: Yaprakta görülen, her gününde
yazılan, yaşanan günde okunandır. Sıcak aşa katılalım, sohbete cümlemiz atılalım. Örtü bizden gelmez,
sizden gelen olmaz, asla bilinene örtü konamaz. 'Taze fidan yelden eğilmesin, selden sökülmesin.'
diyene de ki: Destek alırsa, ne eğilir, ne sökülür.

Yorum açık vereyim, her diyeni göreyim. Aldım elden selamı, yoldan bildim geleni,
ALLAH'ım RAZI olsun, cümleniz halde kalsın. Kaldığımı
görseler, verdiğimi bilseler dediğim gün, tarife sığmayan
denildi. Arifin yerini destan diye geçildi. Destan geçeni över, arif bilmeyen
için dizini döver. Gelişimiz verişimiz tarife açıktır. Daha önce
verdik, kapı ardında değil, gönül işinde aransın, verdiğimiz HAK
dilinden çözülsün. Aydan yıldızdan geçilsin demedik. Madem var, elbet var,
elbet görülür, varlığı bilinir. Yapısına el atamazsın, kainata bir daha
gelsen, ip ucunu tutamazsın. Sana verdiğini bilesin, senden beklediğini
çözesin. Ne yıldız ne de ay, senin sırrını bilmez, elbet sende de bilecek güç bulmaz.
Bilen gören YÜCE'dir, sırrı sadece O'ndadır. Katı verdi diyene sözüm: Asla
katıyı bilmem, hiçbir olaya kötü demem. Bilen bildiğini söyler, dünya
gününü eyler. Gölge ne sana ne bana, Güneşi bilmeyene, açığa çıkmayana.
Doğuşun dedik, yerden göğe her yaratılanı söyledik. Tahta kalem
olacak, tahta kağıt verecek, sözü bizden gelecek, kulu bunu çözecek. ÖZ'ü
bir sözü ayrı değil elbet. Kalemin de kağıdın da özü birdir, sözde de
bir olur. Sadece sözü yazan, neticeyi kendinde bilir. Al dediğim, gösterdiğim,
gösterdiğin günden, verdiğini bulduğun dersin. Dört yönde gördüğün
nedir? Bildiğin nerdedir? Açık verdik, sohbete açık girdik. Konular
gelişir, bilgiler oluşursa; dün verilen bugün genişler, defterde
değil, kulun bilgisinde. Dün verilen bugün aynı gelirse, yazının
benzerinden değil, okuyanın dizemediğindendir, bilgisinden süzemediğindendir.
Demde güzel oluşur, her gün alan gelişir, kulu sadece kendine
çalışır. 'Koşuya verebilsek.' diyene sözüm: 'Dün söyledim, bugün
yazdım, yarın gezeceğim, her verileni gönül yapımda süzeceğim.'
diyesin. YUNUS okudu yazdı, elinde olan sazdı, gelip alanı bilse, sevgisine
inansa, elbet elinde kozdu. Her rengini biliriz, ayrı ayrı görürüz, yeşil
renkte kalırız denilir, verdiği gibi sevilir. Çok söz az sözü örtmez,
bilenden asla artmaz. Bilmece misali denir, diyene sözüm: Çok sözü alan, az
sözde kalanın, sayfasını keser mi? Az dedi diye küser mi? Her olayın tarifi
vardır. Kimi az söz ile, kimi çok söz ile anlatılır. Aydın olan değil, her
kulu öylece bilir, azdan öze öyle geçilir. Arif gördüğü yerde bilir.
Yerden almayı dileyen, yine de rahmetini semadan bekler. ALLAH'ıma emanet
olunuz. Güç ile gelenin sevgisinde bulunuz.
Kuşak belde, güzel halde, gelen yolda bilinir; YEMEN'den sorulan,
hakikatte duyulan, 'Yavuz' denilir uyulur. Demde sorulan, kuşaktan
dilenilen. Kuşak; hazır olanın bele oturması, topyekün düzene uyması.
'Yazılı olan, dilden düzeni bulan.' dersem, hayırdır. Genişliği veririm, dördde/dördü görürüm. Dört denilen, günde
anılan, bohça misalidir. Kainatın dermanı dörtte, fermanı dörtte, DOST hali
dörtte bilinir, kulun dört hale uymasında, kulluğun gereklerini bulması
söylenir. Uyum, doyum, bilim, görüm; sevgiyi getirir. Sözümüz cümleyi açar,
kuralı bilen geçer. Gördüğünü bilirsin, bildiğine uyarsın,
uyduğunu doyarsın, doyduğunden sevgiye dönüşürsün. Sevginin
sınırı olmaz. Kuşak dört halin birleştiği yerde anılır. Çevre
dersin, dört köşesini görürsün. Kulluk bağımlılıktır, sevgiye
dönüşünceye kadar. Derman dileyen, dördde aradığını bilsin, kemikten duman almasın. Değişen
düzeni buldu. Demde gelişenden, beklenen oluşur. Ona de ki; 'Beklediğin
gelir, destan dilde söylenir, adı e. verilir. Ceviz yesin durmasın, yerde sözü
almasın, 'Bildim.' diye kimseye sunmasın.' Eşine derim, oğula,
gelecek olana. Düzenini bulur, gerçeği görür, söz sadece buradadır. Ekli olan çözülmez, sağlam gelen bükülmez, ağaç
sağlıklı, yaprağı dökülmez. Kayguya yer yok. Çukur varsa örtülür, taşı
varsa dürtülür, ağır gelen tartılır. 'ALLAH'ım.' desinler, O'na havale
etsinler. Olumlu geleni verdik. Yorumu sen dilediğin gibi yaptın, dediğim
gibi değil. Bir daha okursan, günde verdiğimizi bulursun. ALLAH'ıma
emanet olunuz. Dedik, ona da verdik. Doktora. Miyyadı verilen, HACI BAYRAM
denilen odur. Yönümüz bellidir, kulumuz hallidir. Gelen-gelmiyen denmez, her
varolan gelmez. Her varolanın görevi vardır, sadece selamını iletirler. MERYEM sözü bağladı: "Döndü denileni, su ile
içileni ayırmasın." Demde dilediğin, yerinde sorduğun, 'Gelen
kim?' dediğin. Açılan kapı görülür, seçilen yol sevilir. Her rüyada yorum,
sahibine aittir. Gitmekten değil tutmaktan söz edersin, taze alıp bayat satarsın.
Olanı olduğu gibi alasın, dilediğin yerde dilediğini bulasın. Gemide bayrak, direk içindir. Her kulu düzenin değişenini
ister, ne var ki olana uyar. Her olaya gönül koyma. Yumağın hatası değil.
Çiyden aldığını pişmişte bulamazsın, DOST diye güldüğünü,
geçmişten soramazsın. Olduğun halde, bulduğun günde seni
güldürecek, orman misali RAHMET'i gür getirecek. 'Yumuşak gelmen,
yapıdan.' dersek, yumuşak hali kapıdan bulursak; HAK ADI'na uymuş,
VEREN'in SESİ'ni duymuş oluruz. 'Uymaz.' diye söyleşir, gönlü yaprak misali ballaşır.
Güzel günü oluştursun, iki elden bölüştürsün. Kalan yeterlidir,
dilenen seçerlidir. Yumuşak hal ile gelen, kayguyu gönlünden silen. Oğula
derim. 'Kumaş aldım kadife, gönül verdim sedefe.' diyene de ki: 'Yumuşak
yolun yumuşak kulunda düzene uyum görülür, her kaygusu silinir, gözde NUR
oluştuğu bilinir, yeminden uzak kaldığı günden yerini bulur.' Yediğinden oluştu. EYVALLAH. Bol yoğurt
yesin, gözünü dinlendirsin, aydınlıktan uzak kalsın. Kum yerini bildirir, gözde
NUR'unu oldurur, her kuluna buldurur. Genden değil, gündendir. Yeşil
örtü ile örtsün, üç gün dinlensin. Hem midesini, hem gözünü dinlendirsin.

Küçük büyük demedik, ham meyveyi yemedik. 'Güzel.' dedik alıştık,
her sevenle buluştuk. Cümlenize selam olsun. Sorunun yeri satırda değil,
sahifede kalsın. Bırakın, meyve dalında ersin. Değişen olmaz, su alan
çiçek solmaz, sohbet anlamsız kalmaz. Veren, alanı bilir; alan da, yeteri
görür. Geçen günde verilen, elbet günde çözülür. Daha önce verdik, 'Çözülemiyeni
zorlamayın.' dedik. Kumda taşı bulursan, kum diye ele alırsan, elbet kumun görevini
vermez. Beklersen, taş da kum olur. Yazımız her gün için geçerlidir. Yazıldığı
gün değil, yaşandığı gün kadar yön verir. Eğerde,
atın rahatı mı, süvarinin rahatı mı düşünülür? Elbet hem atın hem
süvarinin. Öyle ise verileni alan da, ağır diye sıyrılan da, önce
karşısında olanı düşünsün. Örümcek ağını örer, ördüğü yerde düzeni kurar,
yediğini kul ona buna sorar. Ne yerse yesin, sadece düzende yeri vardır
bilsin. Yorum bizi bilene değil, sözü alana verilir. Köyün kapısı nasıl ki
her gelene açıktır, gönül kapıları da açık olsun, dostluğa güven, her
kulunda kalsın. Sorgunun yeri, söze uymaz, SEYYİD AHMED günde gelmez. Gerçeğin yapısı,
kainatta açıktır kapısı. 'Her bilende anahtarı var mıdır?' denilir: Her bilende
değil, her olanda vardır. (Olmaktan murat,
ermek mi Dede'ciğim?) Bilmekten maksat, aldığına uymaksa
bilendir; 'Bilirim.' diyen değil. Bildiğine uyan, olanı duyan, her
var olana sevgide doyan; olandır. Çünkü kainat sevgisi ile dolandır. Yonca alsan eline, desen: 'Düzen verdin, rengini uyumlu
gördün, SAHİBİN'i öylece andın.'; aldığını vermiş
olurdun, sen de kendinde bulurdun. Erende oluşan kerameti değil, gülüşen
selameti görünüz. 'Ne demek?' dendi: Eren kulunda, sevilmiyen düzen görülür. Aslında
huzuru, kullarına kendini bildirir. Çözümü açıktır. Olgunluk, her olayı hoşgörü
ile karşılamaktır, katı geleni yumuşatmaktır. ALLAH'ıma emanet
olunuz. (Sayfadan
murat, tebliğin sonu mudur Dede'ciğim?) Her satır, bir evvelki satırı tamamlar. Her
sayfada bir düzen vardır. YAZAN'ın DÜZENİ.
Kucak dolusu sevgi ile geldik, 'Hayır ALLAH'ım.' dedik. Olumlu gelecek, kömür
misali kıvılcım arayacak, 'Sen, ben!' diyeni elinden tutacak. Cümlenize selam
olsun, açtığımız MEYDAN'da kendini bulsun. 'Kuyu sesini verse, her gelen dilediğini alsa.' denir. Sesimiz
deryadan verilir, her dileyen görülür. Katık verdik, halin gördük, niyaz diledik, güzelden
güzeli bulduk." dedi, SARI ANA yürüdü. Ak elini HAKK'a açtı, ak gönlünü
cümlenize saçtı, her niyaz edeni seçti, bildik bilmedik önünden geçti. 'İnek
sütü vermese, kulu onu bilmezdi.' denilmesin, BİLDİREN inkar
edilmesin. Niyazını bekler, yapınıza kumundan ekler.
"Yoldan, halden gelen, bizden; veren, YÜCE'den." dedi, YUNUS'um
anda söze girdi. 'Hal senin, yol senin, söz senin olsun.' dedik, YUNUS'um ile
cümleyi selamladık. Katkısız bilene sabırsız denmez, bilmiyen sorarsa cevapsız kalmaz, baktığın
ağacın yaprağı solmaz. 'Gel.' dedik her dileyeni çağırdık, ak
ile karayı bilerek ayırdık. YÜCE'nin EMRİ'dir. Esecek yel durmaz, güneş,
ay, yıldız ışıksız kalmaz, bilen bilmiyeni bulmazsa, 'Görevli' denmez; ne
var ki vergimiz asla kesilmez. 'Dağılanın toplandığı.' denildi, sohbet sofrasında aşımız
yenildi. Güzellik öyledir. Sofraya sofralar eklenmeli, hergün daha geniş
dostlar beklenmeli. Orda burda oluşur, her geçen gün, kulu için çalışır.
Kulu da günler içinde çalışmalı. ALLAH'ım RAZI olsun bildiğini
verenden, bileni 'Bildir.' diye çağırandan. YEMEN'den
gelenin, 'Sohbette yolum var mı?' diyenin, selamını getirdik. Atı taydan ayırma. Genç gelir, yavru büyüdükçe kendini
bulur. Oyunda yerin varsa, gösterdiği noktada kendini buldurur, adım adım
götürür, ısındıkça koşturur. 'Dost .' dedik, her gönülde postu serdik. Gönüller
açılsın, yorumdan hale geçilsin. Her yazana söz gelir. Ne var ki öze sohbette
girilir. Verilenin sohbette açılışı var ise, kaynağın yolundandır,
yoruma açık değil ise, esen rüzgarındandır. YAR senden bana, YAR benden sana." dedi, YUNUS'um
cümlenizi selamladı. Her sözü bohça misali dürdü bağladı. Dileyen açsın,
dileyene saçsın diye hepinize bilgileri emanet etti. "Alan alsın, talip
olsun." dedi verdi, yürüdü. Kalıp geçerli değildir. Çünkü her geçen gün, her
varolan gelişir. Gelişen her varlık, oluşur. O zaman belirli
kalıplara sığmaz. Usumuz dünü siler, günde güler, yarın doğacak olanı
bekler. Olumsuzluk asla var olanın yapısına uymaz. Var olan verilen bilgiden şaşmaz.
Çünkü verilen bilginin VAREDEN'den geldiğinden şüpheye düşmez.
ALLAH'ım cümlenizin kaygularını silsin. Her kulu kendini şüpheden arıtsın.

Yol bizim, bizden olmıyan; söz bizim, bizden gelmiyen; her an gönülde,
gönülden çıkmayan YÜCE ALLAH'ımdandır. Geldiğimiz, sevdiğimiz, cümle
ile bir olduğumuz; söylenen haldendir. Cümlenize selam olsun, her olay
hayıradır bilinsin. Serdiğin çamaşır yere düşerse, çamur olur. Her olayın açtığı,
her kulunun geçtiği bir düzen vardır. Yapıyı her gelen ayrı anlatır amma,
aynı yapıyı söyler. Naz ile gelişen, 'Nazlı.' diye bilişen, çağırdığımız
halde oluşan güne uyanlar. 'Uyum SEN'den.' diyenlerden, ALLAH'ım RAZI
olsun. Her can CANAN'ı bilir, her can CANAN'a ulaşayım diye gönülden
çalışır. 'Çalışmak mı, alışmak mı gereklidir?' denir: Oluşmak
gereklidir. Çalışırız, alışırız, oluşuruz, günde YUVA'ya doluşuruz.
Dost elidir alışan, dost dilidir konuşan; dost halidir gelişir,
dost dost ile bilişir. Katı ekmek yemezsen, yumuşağın tadını
bilmezsin. Yumuşak denilen, her yapıda uyum ile görülendir. 'Sarsam
yarayı, örtsem karayı.' diyene de ki: Yara da kara da YÜCE'dendir. Gönülden
alırsan, yapıda kendini bulursan, yardımcı olursun. Dört yaprak elde kalsa, hepsi de sana verse; 'Paylaşayım.'
diyene, vereceği bulursun. 'Yapraktan maksat nedir?' denildi: Sahife.
'Kumdan eşit geçelim, hep beraber göçelim.' diyene sözüm: Yama bizde
dilersen, açık bende söylersen. Gidişe yol vardır, denmesin vakit dardır.
Sofrayı burda kurduk, orda kaldıracağız. Elbet aynı kapıda el ele vereceğiz.
Sende olan, benden gelir, HAK cümlemize verir, seni beni görür. ALLAH'ıma emanet olunuz. Her kulunda sevecek hal
görünüz.
Dengeyi bozandan gelmez, yorumda hata olmaz. Her kulu gönlünce alır.
Cümlenize selam olsun. Kaşık elde gelene, 'Selam sana.' diyene, kainat
selam verir. YARATAN, yarattığını görür. Damla suyu veririz, oluşta hali görürüz. Dost gelişe
alışır, dost verişe çalışır, elbet gönüllerde dostluk oluşur.
Yerimiz ayrıda değil, sözümüz gayrıda değil. 'Gelen giden nedendir?'
diyene de ki: Yaprağı dökülen ağaç anılmaz mı? Yaprak yok diye su
dökülmez mi? 'Gelenler nedendir?' denilir? Kulu yolu bilenler, her
sevileni soranlar vardır. Demde bağdan sorulur, açık kapı görülür. Ne var
ki izin, gelende verilir. (Dr. t'nin sualinin cevabı mı?) EYVALLAH. Duman dağdan aşacak,
elma yere düşecek, bilen bulana şaşacak. Ne var ki, önce
kainatta sevgi taşacak.

Hayır günü anılır, her güne öyle bakılır. Geldik, gördük, sevindik,
cümleyi selamladık. Yönümüz bellidir, hummalı olan yol tellidir. Gelmeyi
dileyene değil, emrolana uyulur. Dağlar taşlar aşılır,
gelen gidene şaşılır. 'Neden? Nerden?' denilmesin. 'Kaşık, eşik, beşik NUR'dur.' denilir,
her atılan adımda ADI söylenir. Katık kaşık ile alınsa, ocak eşik ile
bilinse, evlat beşiktedir. ALLAH'ım NUR'landırsın, YUŞA'ya selamını
iletsin. Kaçıp gelse kalabalıktan, 'Geç kaldım.' der. DOST ile olan, sohbeti
iletir. Konuk yolu açılır, açık yoldan geçilir. DOST selamı iletilir. Anılan yolda değişen değil, gelişen
olur. 'Komşu komşuda ne bulur?' denilmesin. Gölgeye çekilen, güneşe
hata bulmasın. Derman ne onda, ne bunda, sadece YÜCE'dedir. Düşte gördüğün
güneş, yerini bildirir; ŞEMS ile birliğini gösterir. 'Doğudan
batıya.' dedik daha önce verdik. Katıksız gelecek, vergisi bilinecek, her
sahifede adı okunacak. YEMEN'de alınan yumuşak hal ile cümlenize dağılacak.
Selamını aldığınız, cümleye bildiğiniz hali bildiriniz. Asla bölene
itibar etmeyiniz. Bölenden maksat; dağılana meyyal olan, 'Bende olan sende
yok.' diyen, bileni bilmiyenden üstün tutan. Bilen de bilmiyen de HAKK'ın
kuludur. Her yol HAKK'ın YOLU'dur. 'Doğru.' da 'Eğri.' denilen
O'ndandır, O'nadır. 'Gam.' demiyelim, kaygu ekmeği yemiyelim. Dağılanı
O toplar, eğileni O paklar. Geldik, bildik ELHAMDÜLİLLAH. Kayguyu
sildik, ELHAMDÜLİLLAH. Cümlemiz selama duralım, HAK ADI'nı gönlümüzde cümle
ile karalım. Güzellik ordadır, kainat burda ise. Güzellik sendedir, kainat BİR'de
ise. Sende kainatın sırları vardır. Sende her varolan zerrenin sırrı vardır.
Bilinen olmasa da, 'Bulunan.'denmese de, O'nun varlığı BİR'dir.
Bildiğin zaman, kendini sildiğin zaman; yol düzenedir, gün
YAZAN'adır. ALLAH'ıma emanet olunuz. Her gün bir önceki günden aldığınızı
biliniz. Çokluk BİR'liğe dönüştükte, 'Uyandım ALLAH'ım.'
diyeceksin, her aldığın güne şükredeceksin.
Gelmiş geçmiş cümlemiz, sözü bilen, ÖZ'ü gören cümlenize selam
ile geldik. Görgüde, sergide yerinde olanı, 'Umulandan.' dedik. Gayrette sen varsan, hürmette ayrı olma, seyirine uzak kalma. Dönmek,
yerini bilmek değil, ÖZ'üne gelmektir. 'Olumunu bilene söz gelmez.' diyen,
söz edenden olmasın. Doğuşta hata olmaz. Kendini bilen, asla
söz etmez. Değirmen döne döne oluşturur, denizde suyu buluşturur.
Her güzel, birbirine yakıştırır. 'Duyan gelsin.' diyene de ki: Uyan
gelsin, gönlünü soyan gelsin, seyrini semaya uyduran gelsin. Dost yerini bilendir, dost kulunu sevendir, dost ayıbını örtendir, dost
eksiğini tamamlayandır. 'Benden değil ki.' deme. Sen, sende olanın,
'Senin mülkündür.' diyebilir misin? Doyan bilir aşın tadını, doğan
bilir güneşin yakışını, seven bilir YARATAN'ın yakınlığını.
'Güzel, güzel amma bende değil.' dersen, inkarcı olursun, tozlu yolda
gide gide bulursun. Kahreden demde söz gelişir, duman oluşur.
Diyelim ki: 'Gölgede kalamayız, yorumda bulamayız.' Kahır gölge vermesin,
geçici olur bilinsin. Dağda odun sayarsan, sesi alır uyarsan, unutma
kendinde bulduğundur. Açık yolda alanın, açık sözü verenin, her sayfaya
nokta koyduğu görülür. Dayanmak senden olsun, demde yollar buluşsun.
'Yorgun geldim.' diyenin, HAK'tan şifası olsun. Andığımız YÜCE'dir,
gönüller dolusu. ALLAH'ıma emanet olunuz. Selamın verildiği yerde, HAK
ADI'nı anınız. (Gelincik
tarlasından murat nedir?) Yumuşak halde, niyazlı yolda, gönülden
anılan, BİR'liğe inanılan, anacağı günde yandığı bilinen
topluluk. (Bu topluluk, gelmişte mi, hel de mi, gelecekte mi?) Gelincik her mevsim değil, baharın oluştuğu
her bahar geliştiği bilinen birliktir. Her bahar yeniden gelişir. (Bahardan murat nedir?) Daha büyük tarlalarda oluşur, tarlaları birbirine bağlaştırır. Çiçek için sınıf yoktur. Elden
gelmezse, el toprağı ellemezse, büyür büyür.
(Sevgili Dede'ciğim. Geçen sohbette, MERYEM HAZRETLERİ'nin
dilinden şöyle bir cümle verildi: 'Açık gelmeyen neden? Doğuşta kendini
bileydin söz açık gelirdi.' Bu cümlenin delalet ettiği manayı lütfen
açılklar mısınız? (Bu soruyu 23 yaşındaki, Hıristiyan dinini yaymak üzere
yola çımış guruplardan birinde bulunan İsviçre'li u.m sormuştur.)
HZ. İSA'nın TANRI olduğu doğru mudur? HZ. İSA'nın kanı
bütün günahları temizleyecek mi? HZ. İSA'nın yolu gerçeğin ve hayatın
yolu mudur?) 'Gelmeyi denedik, görmeyi istedik.' diyenin, her halde uyuma girenin,
görmekten alacağı nedir? Selamımız cümlenize gelsin. Her alan gülsün.
(Dede'ciğim, kundaktan murat nedir söyler
misin lütfen?) Yolun gidişi açıktır. Konu gerçektir. İnkar
kundaktır. Bebek kundağı değil. Oymayı dileyen, elde olanı
süsleyendir. Güzeli gören, gönlünü besliyendir. Güneşin olduğunu
bilen, yıldızları ayı nasıl inkar eder? 'Yıldız olmaz.' nasıl der? Diyen, yolu
kundaklayandır. (Dedeciğim, yazdıklarınız
umumi mi yoksa birine hitap mı var?) Alan bilir. (Dede'ciğim, Hz.MERYEM, geçen tebliğdeki 'Doğuş'u mu
verdi acaba?) Evet.
Gül bahçesine girdim, bülbülü orda gördüm. 'Ağlayan değil, güzele aşık
olan.' dedim, sevgiye örnek verdim. Sinek, dalda olamaz; baldan ayrı kalamaz.
Pervane ışık arar, aç gelen kaşık sorar, her güzel birbirini sarar.
Güzellik ordadır; mertlik haldedir. Arı dahi kendini bulur. Elinle dürtmezsen
sakin kalır. Dürtersen elbet kendini korur. Sen onu korunacak hale getirme ki,
balını alasın, seve seve yiyesin. Aşık çeşmesi akar, her içeni yakar. Yanan
deryaya bakar. Cümleniz olsun, deryada bulsun. KADİR olan ALLAH'ım,
niyazınızı duysun. ALLAH'ıma emanet olunuz. Selamını gönderenlerin selamını
aldık. 'ALLAH'ım RAZI olsun.' dedik.
Kumun elendiği yerde yumuşak hal görülür. Cümlenize selam
verilir.
'Kuşak sıkmasın beli, dost olmayan tutmasın eli.' diyene de ki: Ne
gelse HAK'tandır. Kim dese gönül koymam, halimi yolsuz vermem. Çiçek açar ovada, düzen bulur havada. Geldik selama durduk, getirenden
selamı aldık. Can halimiz bilenler, yolumuzu soranlar, 'Yerden göğe
diyenlerden, ALLAH'ım RAZI olsun. (Açılan sayfadan murat nedir Dede'ciğim?) Her yazılı olan gün, gününde açılır. Günü gelmiyen
sahife, ne açılır ne okunur. Gönül cümleyi arar, aradığını elbet anar.
Dost olduk, coşku bulduk. Her kuluna gönülden güldük. Destan dileyen, demde gönlünde olanı dokuyandır, yapıya
uyanı okuyandır. Asmaya yol açan, meyvesini seçendir. Yol aldık, dileneni
verdik, olanı olduğu gibi serdik, 'Gel.' dedik çağırdık. Sanılmasın
gelmiyeni ayırdık. Gönül bağı olanlarla, her an beraber olduk. Adımı
anmaya gelenden, 'Dost.' diye dostumuza gülenden ALLAH'ım RAZI olsun. 'Üç yerde gölge aldım, o anda seni andım.' diyenin; yanında bildiği, yanında
umduğu, elbet olur. ALLAH'ıma emanet olunuz. Her an HAK ile HAK'ta kalınız.
Konuktan yer mi aldın? Kendine yol mu buldun? Nerden aldın, nerden verdin?
Olanı, nerden sordun? Konuk değil demde oluşan, kanıt değil
günde buluşan. Sudan yol alan, sudan yol bulur. Kendini bulana kanıt, kendidir.
Yumuşak yapıya sert kapı vermez, yaprağı seven kökünü silmez. Ömürde
oluşan, kaderde gelişen, hal ile verişenden biliniz. 'Olmaz.'
denileni, gününde sileriz. Yumurta akını koluna süresin. Yumurta yeniler. Dost dedik, elden tutana selam ilettik. Dost dedik, derdini silene,
kendini bulana gönlümüzü açdık, verillen her sözü elden dile naklettik. Analık
senindir, niyazı ile kucak açtığı gibi. Sözünü sazı ile bildirenden
sevgiyi bulduk. Sert geleni elden at. Sert geleni dilden at. Sert geleni gönlünden at. Daha önce dedik, yerini bulduğun, kendini bildiğin
ile geçerli olacaktır. MEYDAN'ı örtmedik. Derman dilenen derdinin, sahifesi örtülür.
YEMEN'den selamını getirdik, senden alıp götürdük. Denilir ki: 'Elden, dilden,
gönülden gölgeyi kaldır. Bardağına, sadece SARI ANA'nın suyundan doldur.
Doldur ki güldüresin, yerini bildiresin.' Ayak götürdüğü gibi getirir de; amma gönül hep
götürür, daha yükseğe, dilenen yükseğe götürür. Açık kapı senindir,
açık gelen yönündür. 'Bildiğim gibi.' deme, söylenen gibi oldur. DOST
dedik, DOST ELİ'ne havale ettik, ELİ'nden geleni sevdik, dilinden
gelene 'Nasiblendir ALLAH'ım.' dedik. 'Olmaz.' diyene de ki; 'Dost dilediğinden
değil, ALLAH'ımın dilediğinden olur, dost sadece yazılanı bildirir.'
Suyun aktığı gibi olasın, yolunu öyle bulasın, ALLAH'ıma emanet olasın,
dumanı gönülden silesin.
('Sofrayı burda kurduk, orada kaldıracağız.' demekten maksat nedir?)
Yerden göğe anıldık, 'Selam.' dedik geldik. Yolun açıldığına,
güzelin seçildiğine, gönülden inandık. Cemde yaprak sayılır, duvarda toprak karılır, sohbet
öyle kurulur. Suyun başı serindir, ayak girse derindir, yumuşak hali
bilen YARİN'dir. Soframız cümleyedir gelecek güne dek. Yoğun
çalışma verilecek güne dek. Dost sofrası bilinir. Burda başlar,
dilenen her yerde toplanır. Bağımsız olan her ruh, asla birbirini sorumlu
tutmaz. Kendi hatasını başkasından bilmez. Düşünülen hal, bedendedir. (Dedeciğim, 'Duvarda toprak karmak' ne demek?) Dost, gözünü açar da, dost sözünü seçer de,
eski duvar göçer de. O zaman duvarını örersin, kumu orada kararsın. Yorumu yok,
aynen denildiği gibi. Her yenilenen duvar, aynı görevi yapar. Açık olan
yeri kapar. Temelde sağlam harç gereklidir.
|