Mevlana 

1
Olumlu yolunu bulmanı, kendi haline dönmeni, söz ile ÖZ'de birliği bulmanı söyledik. Değişene değil, gelişene uymanı istedik; uzun yoldan değil, düzgün yoldan gönlünü bağladık. Daha önce verdiğimiz, 'Hayır' diye yorduğumuz gerçektir. Olmıyacağı söyledik, dörde dördü ekledik. Tuttuğun yol için, çok evvel sorduğun, 'Olumsuz.' diye cevap aldığın açıktır. Oyun için, oynadığın oyun için. EYVALLAH. Konuk olup konuk gidecek. Oyunda olan. Değil. EYVALLAH. Düzende ALLAH'ımın YAZISI vardır. Deme, 'Hoş geçen gün kardır.' Nimetini ALLAH'ım gür verir. EYVALLAH. EYVALLAH. Yenide düzen vardır. YAZAN'ın DÜZENİ yozmayana. Gerçeğin açıklığı bizden bilinir, ALLAH'ımın verdiği İZİN ile, sizlere söylenir, GARİP'in kaleminden yazdırılır. 'Aykırı.'denilmesin, ham meyve yenilmesin. Konuk geldi gidecek. Aykırı düşmesin. Düşerse gönderilir. 'Aşarım.' dediğin yerde şaşarsın, sanma kaderinden kaçarsın. Olumsuzu olumlu kılmak kulun gücüne gelmez. Aykırı olana ALLAH'ım İZİN vermez. 'Aykırılık nerde?' denilir: Niyette. 'Aykırı' dedik ya. YAZILAN'a aykırı. ALLAH'ımın DEDİĞİ, yazan kalem olduğu, her güzeli bildiği, 'Hayır' diye verdiği. Düzen, O'nun bildiği, kader O'ndan geldiği için en güzeldir. 'Güzel, ne güzel' diyeceksin, ham meyveyi bırakıp, olgun meyveyi yiyeceksin, 'Oyun geçmiş.' diyeceksin. Yaprak yaprak açılan yeniyi verdiğimiz, olacağı söylediğimiz açıktır. 'Yeniyi verdik.' dedik ya. Umduğunun ötesinde genişlik temeli atılır. Geçmiş konular örtülür. Yerden gökten rahmet gelir, her olay düzen ile gelir. Ekin ekilecek ise, önce toprak kazılır. Kazıldı, havalanmaya bırakıldı. Merdane yerde, her tane elde. Toprağa ekilir, rahmeti beklenir. EYVALLAH. Maya una katılır, temel öyle atılır gönülden uyduğun gün. Kemikten yara geçer, kul en güzeli seçer. ALLAH'ıma emanet olun. ALLAH'a ısmarladık. Yazı yazdım bilene, örnek verdim sorana, her sayfayı açtım görene.

2
(Bazı canların, birbiri ardısıra başlarından geçen asansör kazası ile konutların soyulması olayları nedeni ile alınmış bir tebliğ) Huydan aldığımız, güzel dediğimiz yerde göreceğimiz, gönlünüzü açar. Cümlenize selam olsun. Her olay 'Hayır.' diye anılsın. Kuşak açık ise, gölge genişler. 'ALLAH'ım.' diyelim, niyaza duralım. Dost adı yerini bulur. YUNUS'um gönüllerde sözünü verir: ... Ortaya atılan konu, sorumsuzluk örneğidir. Kaçan gelir, dağılan toplanır. Sakın denilmesin, 'Nedir? Ne olacak? Başımıza daha neler gelecek?' Duman geldi geçti, kulunda kaygu uçtu deyiniz. Dörtyüzkırkdört İHLAS okuyunuz. (Kime veriyorsunuz Dede'ciğim?) Korkuya düşen her kula. Duman dağılsın. 'Olumsuzluk.' diye anılan, her kulun yapısında vardır. Doğuştan gelmiyen, yarıştan almıyan; vuruşa değer vermesin, bilenden uzak kalmasın. Huzurunu bozma. Kamuya dönük olan, konuda kendini bulandır. (Olaylar hatamız yüzünden mi başımıza geldi?) Olaylar kulun hatasına değil, hayrına yazılır. 'Neden? Niye?' diye kuluna söz düşmez. Kapıyı açanın geçmeye çalışanın ayağı kayıp düşerse, alacağı ders, dikkatli basmak olur. Görünüre kul tedbir alır. Görünmez gelen, kulun imtihanıdır. Hata, senden dolayı değil. Anda 'HAY.' diyenin alacağı not, elbet çok yüksektir. 'Kuyuya indik.' denilmesin. 'Yerimizi bulduk, yapımıza uyduk, HAK ADI'na sarıldık.' deyiniz, niyaza durunuz. HAK ADI'nı andığın an, durduğunu düşün. Bilenin bilmiyenin ALLAH'ıdır. Niyazları O bilir. Her niyaz O'nda kalır. 'Bilemedim.' denilmesin. Gönülleri O okur. Doğuşa yer verdik. Olandan kaygu almayalım. DOST elini elimizde bilelim. Geçen unutulur, gelen umut olur. (Bir can uzak bir gezisi için danışır.) Aşacağın duvarı dağılır sanma. Dilediğin an, önünde eğilir. Kapı dilediğin günde açılır. (Hangi 'Kapı' Dede'ciğim?) Gidilecek yolun kapısı. 'Konuk gel.' denilir, yol öyle açılır.

3
Elin yüzün açmadan,
 iyi kötü seçmeden 
'Yapı benimdir.’ dersen, 
yerden göğe seversen; 
'Geldim güleyim, 
bildim dolayım.’ diyesin, 
günü dünü sevesin. 
Ayva narda çiçek var. 
Demde desen, 
seçenin seçtiği değil, 
seçilenin seçeni olasın. 
'Dost.’ dediğin, dost kalsın, 
seçim duman silsin. 
Yerini bilesin, 
dumanı bilesin.

5 ocak 
Koyduk yazı yerine, gördük sözü derine. Alalım diye döndük, sevelim dedik, yandık, geldik cümlenize sunduk. Cümlenize selam olsun. Şahit arayan olaya el koyandır, yerini bulan sorguyu silendir. Yorumun yeri, her kulun seridir. ('Ser' 'Baş' mıdır?) EYVALLAH. Yaprak aldığı kadar, toprak veresiye. Kimi sever, kimi sadece över. Kimine sorarsan döver. Ne seven ne öven ne döven hatadadır. Dövmekten maksat, toprakta beklenen hasat. Geldik bildiğimiz kadar, gördük bulduğumuz kadar diyene de ki: Ne bilgi ne bulgu teraziye konulmaz, tartı ile alınmaz. Yol yürüdük uyum ile, hali bulduk duyum ile. Duyduğumuz nedir dendi: Duyan, her hale uyandır. Duyan; olumunu bildiği, gördüğü, sevdiği, her varolanı sevendir. Görmezsem bilmem, bilmezsem sevmem, sevmezsem duymam. Uyum, bildiğimiz haldir. Duyuma ulaşalım, duyumda buluşalım.

13
Küçük büyük demeden, ham meyveyi yemeden, 'Yumuşak olayım.' dersen, kendini o yönde beslersen; ne gelecek, ne kalacak gönlüne duman koymaz. 'Gitsem, kalsam.' dediğin, 'Duman ' deyip gördüğün; yolunu açar, konuyu dünden geçer. Açık verdik. Doğruyu dediğin, eğriyi sildiğin günden, güneşi göreceğin verildi. Konuyu olduğu gibi değil, dilediğin gibi yorumlarsın. Elde dilde olmadan, olacağa güler misin? 'O'ndan alacağız, sana vereceğiz.' dendiğinde, günde olanı söyledik. Çevreyi değil, kendini düşün. Çevre, günlük olayda değerlendirir, gelecek olayı sınırlandırır. Sen günde olanı, eline geleni düşün. Gelecek, senin için düşünülmüş, yazılmıştır; ne var ki, okunması gereksizdir. Uzun yolun vereceği, dünden bu güne getireceği değil, bu günden yarına götüreceği seni sevindirir. Aynada gördüğün gibi kal, elinden tutacak kol; ne senden ne bendendir, YÜCE'nin EMRİ'ndendir. Olacağı değil, anını yaşa. 'Ne olacağım?' dedikçe, gölgen büyür. 'ALLAH'ım SANA sığındım.' de. Senin her harcadığın lokma, senin nasibindir, başkasının değil. Evet. Dedik, 'ALLAH'ına havale et.' Daha önce verdik: 'Yazılan görülür.' Kulun gayreti, demir atmış kayıkta kürek çekmeye benzer. Sen demirini al; yolunu suyunu akıntına sal, genişliğe yol al. 'Kal.' diyenden olma, zorlamada kalma. Düzen, her kulu için vardır, kimi geniş kimi dardır. Sana, genişliğe açıl dedim. Sözüm açıktır. 'Dalar mıyım? Genişlikte boğulur muyum?' deme. 'Elinden tutanı düşün.' dedik, daha önce verdik. Dünya kulu değil. EYVALLAH. Düşünmeyi yerinde, sevmeyi derinde bul. Düşündüğün, 'Ne olacağım?' diye değil, 'Nasıl olacağım?' diye olsun, gönlün en güzeli bulsun. 'Yolun açık.' dedik, daha önce verdik. EYVALLAH. Duyduğun gördüğün, umduğun değil elinde bulduğun olacak. Daha önce dedik, 'Günü gelmeyen açık verilmez. Taş temiz olmadan, kilim serilmez.' Taşı temizleyeceğiz, kilimi sereceğiz. 'Dost.' dediğin her kul, koluna girecek. 'Dost. Dost.' dediğin günleri unutma. Senin bilmen gerekmez, Dostlar seni bulur. Bekle, gör. Dostlarını ara, sor. Onurunu kendinden buldun, kusurunu kendinde arama. Önce yerini bul, yönünü öyle çevir. ALLAH'ıma emanet olasın. Kayguyu gönlüne alma. 'Genişliğe yol al.' dedik, 'Sokağa çık.' demedik. Yorumun, dileğince oldu. 'Taşını temizle.' dedik. 

21
'Yol.' dedik geldik, bileni gördük, seveni bulduk, 'Selam.' dedik. Vereceğimiz her gönüle, sereceğimiz, her dileyene sunacağımız bilgiler getirdik. Şuur bilineni eritir, bilinmiyeni değil. Yuyan olduk, sahile geldik, deryaya bakanı gördük. 'Elimiz elinde, gönlümüz sende.' dedik. Bildiğin, gördüğündür. Sevabın ortağı çoktur, günahın üstlenen yoktur. Sahip olduğun varlık, darlığına göz yummaz, kul kanar, yol ehli kanmaz. Dört ile dördü aldığın, dörtte biri bulduğun, gerçektir. 'Ne demek?' dendi: Dört yolda, dört hali denedin, hak olanı buldun. Salat-ı selam olsun, RESULÜ'nden aldığın Selam'a, cülmleyi nasip kılsın. Dayandığın buldurur, gönlünü AŞK ile doldurur, iki alemde güldürür. Nefes, suyun akışı gibidir; geçit arayanı yerinde bildirir. 'DOST' dediğin her kulu, sana yolunu verir. 'Nasıl verir?' dersen, yerini bildiğin kadar, yolunu da bilirsin. Göründüğün yerde bulunduğun, sevildiğin yerde, halin ile kaldığın gerçektir. Derdest olduk, selamı gönülden aldık. Nefeste söz alanı, 'Nefiste öldü.' dedik. Dağda bülbül arayan, bağda avını sorana; her var olan güler. Dağda bülbül barınmaz, bağda avını soran aranmaz. Yerli yerinde olsun. Söz dileyen.Demde yaprak oluşur, gelen giden alışır. 'Verdim bilmedi, aldım yetmedi.' dersen, her bildiğin karışır. Senin alacağın düzendendir, senin bulacağın YAZAN'dandır. 'Yumuşak olayım, öylece güzeli göreyim.' diyesin, güzel hale uyasın, ses vereni duyasın. Gölge yerde ise, güneş yüksektedir. Konuyu kendin ele. Yol bilene, yol tarif gerekmez. Eylem, düzeni değiştirmez. YAZAN'ı hiç şaşırtmaz. Selam ile geldik, gönüllerde BİR olduk. Selam ile yürüyelim, AŞK haline bürünelim, AŞKI ile görünelim. Geldik, gidenden selamlıyalım. 'Elini ver.' diyeni, 'Yolumuz birdir.' diye ağırlıyalım, ağırlıyalım. 

şubat 
Yazdık okuyana, verdik dokuyana. Cümlenize selam olsun, her alan doysun. 'Doğuştan alınır.' dedi, MEVLANA sözü aldı: (Sevgi neşreden kimdir? Yukarda bahsetmiştiniz.) Seni bilirsen O'nu bulursun, sevgini nerden aldığını öylece çözersin. O'ndan geldik, O'ndan aldığımız ile olduk, O'nun SEVGİSİ ile bulduk. Sevgi tektir. Demde oluşan sevgi, O'nun ile bağlaşılandır. Geçitte aldığımız, meydana götürür dedik, daha önce verdik. (Meydan, bu alemde mi öbür alemde mi?) Meydan, kulun değil ruhun meydanıdır. (YEMEN'den murat nedir Dede'ciğim?) Dost aleminin buluştuğu, dört yöne oradan ulaştığı bilinsin. Çağdan mı denilir: Her çağın ULULAR'ı orada toplanır. MERKEZ YEMEN'dir. (YEMEN gerçek Yemen mi, sembolik bir makam mı?) Aşalım denilen, ulaşmaya yönelinendir. Dağdan öte ararsan, yıldızlara sorarsan; sadece dünyadan söz eder. Aldığını değil, bildiğini nakleder. Her yıldızın verdiği tek enerjidir. Yanılmayın, yıldız tek enerji yüklü değildir; dünyaya tek enerji vermekle görevlidir. Renklerden oluşan, yedi renk ile buluşan; yıldızlardan alınandır. (Daha açık olsun DEDE’ciğim.) Her yıldız, ayrı renk enerji nakleder. Okun vardığı yer, atanın hiza aldığı yerdir. Elbet kendi kendine gitmez. Günün vergisinde, yorum bilginize sığmaz. Renkler nasıl oluşur denildi, soruya verildi. Dost anılır sevilir ise, dost sevilir veriyor ise, kul sevilir dost diye her kulu biliyor ise. Günleri sayalım, renkleri soyalım diyene sözüm: Günün her anı güzeldir. Yapıyı bildi isen, yılmadan uydu isen. Dünya gününü cumadan verelim. Aydan aldığı, kulunun haline uymasını dilediğidir. Aydan gelen enerji, buhar şeklinde yoğun gelir, her kulu nasibini alır. Eğer bedende yapıcı etki kaldı ise, birbirine eklenir. Gözle görülür mü denildi: Görmeyi dilersen görürsün. Sadece, kendinde asla menfi akım bulunmasın. Menfi akım nedir dendi: Olumlu, olumsuz. Kulun her olayı olumlu yönden görmesi gereklidir.  Olumsuz görmeye alışan kul, bedene menfi akım yükleyen kuldur. Her yazımızda olayları güzele alınız dediğimiz odur. Gülü dikeni ile, toprağı çamuru ile, toprağı taşı ile seversek, aydan gelen yoğun enerjiyi görmüş oluruz. (Ay tutulması ne oluyo acaaba?) Günün dönüşü. Dünyaya verişi asla değişmez. Konuyu değerlendirirken olduğu gibi almak, asla çeşitli konularla yorumlamamak gereklidir. Kumun her sahilde bir olmadığı bilinsin. Olumsuzluk gönüllerde yer almasın. Nerden geldi isek, oraya döneceğiz. O'nun verdiklerini verdiği kadar bileceğiz. Her cuma O'nu anacağız derseniz, O her günün YARATICI'sıdır. Her gün aldığımız, cumayı oluşturur, sevgilileri buluşturur. Dost diyelim, nerden gelirse, kimde kalırsa kalsın, sevgimizi asla esirgemeyelim. ALLAH'ıma emanet olunuz. Her kul sevgilidir biliniz. Madem O'ndan geldi, BİR'lik gönüllerde oluştu, demek ki, bilgilerde buluşmak gereklidir. (Resim çizdirilir) Ağızdan aldığı, gönülde oluşturduğu, baba ile anada söyleşe-söyleşe, kendi ile cümlenin BİR'liğini idrak eden; her sohbette sözümüze katılan, YUNUS'umdur. Şarkı diye bağırır, sevgili diye çağırır, her var diye gördüğü güzele eğilir. Cümlenize selamet diler, sevgi ile gönülleri sarar, YUVA'nın kapısında görülenler kimdir denilir? TABDUK ile KIZI. 

2
Huzur veren dillerdir, huzur alan gönüller. Cümlenize selam olsun. Her sabah hayır diye sözünü, hayır diye gönlünü açsın, oluşan düzende, buluşan güzellik olsun, herkes, geldiği gibi gideceğini bilsin. Öykü denilir, yaşanan gün sorulur. Yaşanmıyan gün var mı, kainat gelene dar mı, yoksa VEREN'e zor mu? Kuş olsa dala konar, arı olsa çiçek arar, balık olsa denizi tarar. Kul, ne geldi ne buldu ne arar? Aradığını bilmeli, her arayana hürmeti olmalı. Aradım buldum, bende kalsın derse, kendini kendinden ayırırsa, birliği bulamaz.. Kendini kendinden ayırmak nedir dendi: Sen ben dersen, kendini ayırmış olursun, dağılanda kaybolmuş olursun. ALLAH'ıma emanet olunuz. Doğudan atılan, batıdan tutulan konuda, kaygusuz kalınız. ALLAH'a ısmarladık. (Dede'ciğim, son cümleyi biraz daha açıklar mısınız?) Geçici olan, kayguları silendir, dönmeden oluşandır.

9
Yol diye geldik, hal dedik sevdik, cümleye güldük, gülünüz dedik. Derya benden aldığını sana verir. Bende bulduğun, sana öylece aktarılır. Sudan geldik, suya döneceğiz denilen odur. (Dede'ciğim, bu su hakkında biraz daha açıklayıcı bilgi verir misiniz? İzin var mı acaba?) 'Ma.' dedik daldık, konulan kaideyi okuduk. Can CANAN ile oluşur, CAN'da buluşur. Can su ise, CANAN suyun ne azı ne çoğudur. Sadece buharlaşmış halidir. Bütün olun, birliği bulun denilen odur. RAHMET olun tek yere yağın. Firtına ters gelse de, bulutu bir yana toplar, öylece rahmetine ekler. Bilen varsın essin, bulutu gereken yere nakletsin. Her bilen, her gelen, böylece akletsin. Ayağını yola atan, elbet sonunu tutandır. ALLAH'ıma emanet olunuz. Doğuş, günün himmetidir biliniz, zimmetinizde kalmasın, bahçelerinizde açan güller solmasın, bilenin bildiği kendinde kalmasın, kutlu olsun, mutlu kılsın, RESULÜ gönüllerde, ölüme dek anılsın. Yaprak toprak sizedir, açan güller bizdedir, bizden sizedir. ALLAH'ıma emanet olunuz. ADI ile kalınız, her halde 'ALLAH.' deyiniz. Uymayı; sözden, ÖZ'den, halden veriniz. Dün, bugün, yarın birdir, bir olacaktır; kainat BİR'de kalacaktır. ALLAH'ıma emanet olunuz. Desti elde geziniz, boşaltıp geliniz, yeniden doldurunuz. Asla boş kalmadığını göreceksiniz. Ömrünüzü, öylece güzellikle öreceksiniz. 

16 
Güzel gördük, güzel sevdik, her olaya güzel dedik. 'Güzeli bilmiyen, sevmeyi övmeyen var mıdır?' diyene sözüm: Övmek başka, sevmek başkadır. 'Sev.' diye diye sevdireceğiz, SEVGİLİ'yi öylece göstereceğiz. Seven çok, sevmesini bilmeyen de çok. Görevin, bilmeyene öğretmektir. 'Söz ile mi?' denilir: Söz ile söylenir, hal ile eğlenir. Gülü seversin. Dikenini bahane edersen, hataya düşersin. Güzelin her hali sevilmeli. Dikenli dalı ile de. Gedik açıldı, gelen seçildi; beklenen bahara. Sarı gülün verdiği, kulun sevgili diye sardığı, sadece O'nun bağıdır. Dost dedik, yolunda cümleye eğildik. Kumun oluştuğu, her dileyenin buluştuğu, dört ile dördün sayıştığı, günün olayıdır. (Dede'ciğim, biraz daha açık lütfeder misiniz?) Duman veren, cümleyi saran, gören görmiyen, alan almayan; dördün vergisidir. Dört ile dördün oluştuğu, dumanın silindiği gün olacaktır. O gün, verileni kainat bilecektir. ('Dört'ten murat, DÖRT KİTAP mı?) Dört ağacın kökleştiği, DÖRT KİTAP'ın birleştiği, bilenin bilmiyenin sarmaştığı gün olacaktır. Ham eller yorulacak, dilenen bina kurulacak. (Bu sırada b.a, seneler evvel yine bir tebliğde KUR'AN'ın ULU varlıklar aracılığı ile tefsir edilmesinde izin olup olmadığını sorduklarını ve son cümleye deygin yazı aldıklarını ek olarak topluluğa söyler.) Sorulan elbette hatalı değildir. Tefsir edenler ham mıdır denilir: Dünya halinde elbet değil. Baki olanın, O'ndan geleni bilenin yanında elbet ham sayılır. Gören ile bilen bir değildir. Anlatım başkadır, tarif başka. Arifin gönlü, en güzeli gördüğü gibi anlatmasını söyler. Baki olanı olduğu gibi. AŞK tarif edilirse başka, yaşanırsa başkadır. Öğüt verenin sözü bitmez mi denilir: Verdiğimiz öğüt değildir. 'Kaşık elden düşer mi?', denilen odur. Yemeye doyar mısın? Yenen yok diyenin sözüne, ÖZ'ü güler. Şarkımız nasıl olsa, dinleyen nerden bilse denilir. Dağlar nasıl aşılır? Yüksekte söylenilen, etrafa daha güzel yayılır. Yazımız yazıldığı, gönülden açıldığı günden, olduğumuz hali verdik. (Olduğumuz halden murat, bu günkü durum mu?) EYVALLAH. Sevilmeyen her olaya ipi gerdik. Dost dedik, cümleye sorduk, 'Dost.' diye gelene elimiz verdik. YUNUS'um ile sohbete girdik. Demde oluşan, sahnede buluşan, dost diye her elde tutuşan sevgiliye sorgumuz var, demesin 'YUNUS'un vakti dar'. Gölge sözden gelendir, gölge duman verendir. Gölgenin dışına çık. Elbet vereceğin çok. 'Desti elde doluyor, her dert beni buluyor.' deme. Vakit dar değil, geçici olan yâr değil. Bağlı olan açılır, doğru denen geçilir, korku silinir, sanma zaman bölünür. Gerçek, bildiğinin ötesindedir. Gerçeğe sınır konulmaz. Bilenden bilmiyen ayrılmaz. Elbet kul gözü ile. Giden silinir, gelen bilinir. (Silinmekten murat nedir Dede'ciğim?) Alan bilir. Kapı açanın, eşik geçenindir, yol koşanın. Kemen atsam tutar mı, kayıt desem atar mı? 'Geldim verdim, dünyayı sevgim ile sardım.' diyesin, söze öyle başlayasın. 'Geliş öyledir. Sevmeye geliriz, sevmeyi öğreniriz, sevgimiz ile öğünürüz. Sevmeyi bilmiyor isek, elbette döğünürüz. Bilsek bilmesek sadece O'na sığınırız.' Gelişin özelliği, sohbetin güzelliği, sevginin oluşmasındandır. DOST ADI'nı analım, MERYEM nerde diyene soralım: Gönlünde. Yeri benden sorulur. 'MERYEM, dilediği günde verilir.' diyene sözüm: Sedece ALLAH'ım dilediği an, dileyene gösterir. Daha önce söyledik, dilediğini gösterdik. Gün bağlanır halk eğlenir, dost söyler. Suyun aktığı yerde, dost ile buluştuğu yönde bilinir. Çevre güneş alınca, duman yerden gidince, yeri yönü bilinecek. ('Çevre güneş alınca, duman yerden gidince' demekten murat nedir Dede'ciğim?) Gemiyi kaptan yürütecek. ('Kargaşalık bitince.' denilir) EYVALLAH. Kesin yeri mi denilir: EYVALLAH. Ocak yanar odun ile. Yerini bilen gerekmez, görülür. Elbet her ocağın etrafı duvar ile örülür. Cumanın getirdiği, dilenen yeri cumada bildireceği açıktır. Duyan gelsin diyelim, sözü BEKTAŞ'a verelim: ... Taze yaprak sayılır, kuru dal sıyrılır, gün günden ayrılır. Vakit birbirine eklidir, her gün öbür günden ayrı renklidir. Nerden nereye geldi, şarkıyı nerden buldu dediğin, aynı günden aldığındır. Almayı dilediğini değil, sadece verileni kendine malet. O zaman göreceksin, dilediğin bağı öreceksin. 'Gezdim, gördüm, sevdim, sardım.' diyesin, söze ekleyesin, olanı bekleyesin. Cümlenize selam olsun. Kalem elde, sevgi gönülde kalsın. Soylu soysuzu, yaprak toprak misali bilsin. Soylu, soyunu toprakta görür. Soysuz kendini dünyada bulur. Ayırım kuldadır. Ayırandan olmıyalım, soylu soysuz demiyelim.  

23-!
Yaprak dolan her ağaç, yönünü güneşten alır, yerini su ile bulur. Cümlenize selam olsun. Yazılan, çizilen; doğru çözülsün. Toprağı, ağacı dikeyim diye açarsın. Meyve vermiyen ağacı geçersin. Vergimiz, bilinendir, meyvemiz yenilendir. Danışılan her konuda, VAREDEN'in sözü, var olanın özü bilinir, gerçek olmıyan silinir. Aynayı açık tutmazsan, bölünür. Gerçeği açık bilelim, kendimizi öylece gösterelim. Oyun oldu demeden, dayanmayı bilelim. Aşmayı öğrendik, şaşmaktan geçtik. 'Susmak yeri midir?' diyene sözüm: Bilmediğini söylemekten, bildiğin kadarına susmak, elbet en güzelidir. Uymak denen, oyun değildir. Yağlı dedik, bal ile kardık. Cümede BİR'liği gördük. Selamın gürlüğüne gönülen katıldık. 'Her bilinenin bir bedeli vardır.' diyene de ki: Her bilinenin bir yeri vardır. Geldik bilelim, bildiğimiz ile dönelim. Daha önce dedik: Hizmetin himmeti vardır. Cümlenize selam olsun.

2 mart
Karşı gelse güzeli silse, ona de ki: 'Var olan, düzeni bilir, doğruyu bulan kendini görür.' Cümlenize selam olsun. Eğri doğru, sözde kalsın Dağdan akan suların yolunu, ne sen ne ben açarız; doğuştan gelene, güzel diye bakarız. Her olay çevreye yayılmaz, her söz dinleyeni oldurmaz. Koyun yünü verirse, yerini bacın alırsa; sırtına aldığını, ayağına giydiğini bilirsin, yoğun çalışmaya öylece katılırsın. Nerden denilir, kimden sorulur? Gerçekleşen halka, öylece birbirine bağlanır. Koyunun yünü, yünü açan bacısı, sırtına alan cümlesi olsun. Herkes birbirinin hizmetini bilsin! Danışılan, genişliğini değil, topluluğu belirtir. Toplulukta BİR'liği. ÖZ'de sözde BİR olalım, kendimizi bilelim. Kainatın sırrını YARATAN'a bırakalım. Çünkü sadece DİLEDİĞİ'ne VERİR, DİLEDİĞİ kadar GÖSTERİR. (DEDE'ciğim, kelebekten murat nedir? Az evvel arı kelebek misali verdiniz.) Arı çalışanın, kelebek alışanın güzelliğini gösterir. Alışandan maksat, var edilenle tanışan. (Resim verilir) Bağdan üzüm alalım, yediğimizi bilelim. Koyun ile kuzuyu örnek alalım. Keşfini bilen ile kendini bulan bir midir? Resim denilir, kimliği sorulur. Niyazını aldığımız, kimliğini kendi ağzından verdiğimiz. KASIM, ÖMER. Daha önce verdik, göreceksin dedik. Sözümüz birdir, asla hataya düşmeyiz. Dost diye geldik, şaşmayız. 'Hangisi?' denildi: Genç denilir. (DEDE’ciğim, ş KASIM, ÖMER kim diye soruyor?) Alan bilir, korku silinir. Gerçek adı mıdır denilir: Dört dilde sözü geçer. Dört yolda adı geçer. Dört yoldan maksat, bildiğinin dört halidir. ÖMER denildi, merkez sayıldı. Yani, noktayı bildiğinin, kainatı noktada bulduğunun kaydına düştü. Yazar diye bilindi, şifa dileyene arandı, doğuşta adaleti buldu, her bildiğine böldü, dört yönde öyle aradı. YESEVİ ile beraber resmini verdi: ... Dost ile dostluğunu bilesin. Aldığın günden, geldiğin güne şüpheyi silesin, gelecek olanı bilesin. (Kime hitap ediyorsun DEDE’ciğim?) Alan bilir. 'Okuduğum yazıda, böldüğüm satır hatalı mı?' diyene sözüm: Değil. (Satır bölmekten maksat, noktalamak mı?) EYVALLAH. Çok ile aradım, az dedim taradım.' diyene de ki: Her olay ile kendimi öğrendim.

9
YUVA'mız yolumuz olur, yerimiz gönüllerde kalır. Gelenden, bilenden ALLAH'ım RAZI olsun. Selamımız cümlenize gelsin. Örümcek ağını örse, güzel çiçeği bilen görse, dileyen dilediğini alsa denilir, yerimiz öylece bilinir. 'EYVALLAH.' diyelim, sözümüzü YUNUS'uma verelim: ...  Doyumsuzluk, uyumsuzluktan dedik. Geyikten söz edeni, kayıkta gördük. Deryaya tek başına açılmaya çalışan, sadece yalnızlığa alışandır. Gaye, çoklukta tek olmaktır. Öylece birliği bulmaktır.Kayık, benliğe düşenin halidir. Denizden gelen, suya yön verdim diyendir. Aslında su ona yön verir. Otağda yerini bilen, tutağa gönül vermez. ('Tutağ'dan murat nedir?) Esirci. e. kendini bilse, kendinde yolu bulsa; dileyene verirdi, etrafını görürdü. 'Gözleri açılsa.' dersin. DOST elini tutarsa, DOSTLUĞU'na katarsa; düğümler çözülecek, gönülden açılacak. Eskiyi bağlayalım, genelde ayrıya düşmeyelim, olaya şaşmıyalım. 'EYVALLAH.' dedik, niyaza katıldık. Şarkı verdik diyene, sevdim diye yayana. Ekşi tatlı demiyelim, ham meyveyi yemiyelim. Yerimizi sorana 'Nasıl geleceksin?' demiyelim. ALLAH'ıma emnanet olunuz. Dost diye gelene, dost elinizi veriniz. ALLAH'a ısmarladık. (Dede'ciğim, o kayın ağacı yaprağı, kulak için mi?) EYVALLAH dedik, daha önce verdik. 

16 
Huzur ile gelenlere, yolumuz var diyenlere selam olsun. İçilen su şerbet gelsin. 'Oldu olmadı, gördü gelmedi.' diyene de ki: 'Yazılan olur, görülen gelir, ALLAH'ım verir.' Her dal ağacın görevini paylaşır. Ağaç dalsız güzel gelmez. Dal olmazsa meyve vermez. Ağacı; dalı, yaprağı, kökü ile bilelim. 'Hepimizin görevidir.' diyelim. Görmeyi dilediğin 'Var olsa.' dediğin, elbet görülenden olur. Cümleye derim. Çünkü düşünülen var olandır. Var olmayanı düşünmek gerçeğe aykırıdır. Gönül vardır göremesen de, hava vardır tutamasan da. 'Kendin bildiğin kadar, çok olsun gürdüğün kadar.' diyene sözüm: Görülen açık olandır. Her bilen bilmiyenin yardımcısı olsun. Kement attığın taydan, sevgisi sorulsun. Sözün verildiği yerde, oyun sorulmaz. Katkımız olursa, etkimiz verirse; bilen yerini alır. Sayfayı çevirene değil, değerini bildirene söz verirsen; kendini bulmuş olursun. Her sayfada değişene isim yakıştırırsın, sevinçli günüm üzüntülü günüm diye. Aşağıda olanın yukarı baktığına söz eden, yukarı çıktığında, kendine örnek aldığı yerden döndüğünü görür. O zaman bilmiyene hak verir. Ham meyveyi yiyemezsin, oluşmadan bilemezsin, görüşmeden sevemezsin. ÖZ'de, sözde gerçeği çözelim. O zaman diyelim, güzeli bilgimize ekliyelim. 'Ayağım çamurludur, çünkü hava yağmurludur.' diyene de ki: 'Su toprak ile karışır, öylece çamur oluşur.' Gözde görülen çirkin ile çatışır. Asılda, verginin ta kendisidir görene. Gamda sözün olmasın, 'Kusur budur.' denmesin. Cümlenize selam olsun. Her sohbette dilenen yere gelinsin.

23 
Her olayda gelişen, her güzelde buluşan; dünden güne çelişeni kendine maletmez, olumsuzu haletmez. Cümlenize selam olsun. AŞK'ım bende oluşur, seven ile doluşur, koşuyu bilen yarışır. Eski yeni demedik, kirli fistan giymedik, (Kirli fistandan murat nedir?) sohbet dedik doymadık. Kirli fistan, özlenmemiş destandır. Değişen, ne dünya ne de aydır, ne ok ne de yaydır. Askıda değişen sadece, dün bugün değişen fistanındır. Kesinti olmaz, bütünden ayrılmaz. Her yazılan bir öncekini tamamlar. (Yazılandan murat tebliğler mi?) Gerçeği alanın, sohbeti bilenin aldığıdır. Alınan; okunan değil, maledilendir. Geldik verdik, sorduk aldık. Ölçüye gireni, bilgide kalanı yorucu dedik. Vergiyi sadece bilginde değil, görgünde de paylaşırsan; oluşan atmosferde kendinden öteye geçmiş olursun, orada dilediğini bulursun. Çiçeğin özü sanılır tozu. Çiçeğin yozu getirir yazı. Yoz dediğin etkisizdir. ÖZ dediğin katkısızdır. Demde eli verelim, elde gücü görelim. Aşağı geldi denileni yukarı çağıralım. Yaprak dünden oluşur, ağaç günde gelişir. (Ağaçtan ne murat ediliyordu Dede'ciğim geçen tebliğde?) Koz aldığın, söz bildiğindir, ağaç gördüğün. Ne çelişir ne çatışır. Suyunu verdikçe, meyvesini alırsın. Aldığında, kemali bulursun. Ağaç, erdiren; meyve, oldurandır. Olduran, önce buldurandır. Gözde sebep oluşmaz, akan suda buluşmaz. Balığın taze değilse, sofranda yer almaz. AŞK'ımız, oluşana değişene değil, gelişene verir. Ağacın gövdesinde yaşam süresi görülür. Her attığın adımda; O'ndan olduğunu düşün, O'ndan geldiğini, O'na gideceğini düşün. 'O'nda değil miyim?' dersen, kendini bulmuş olursun. Kapısı açık geldi, gözü gönlümü deldi, destim su ile doldu, her dileyene kaldı. ALLAH'ıma emanet olunuz. Kahrı gecede, günü güneşte bulunuz. Gölge bizden gelemez, 'DOST.' demeyen gülemez, yüzme bilmeyen dalamaz, kul asla kahırda kalamaz. 

30
Geçmiş gelecek değil, mecvcut olan anımızdır. Güzel denen, günümüzdür. 'Dün mevcut değil mi?' denilir; yerden değil günden sorulur. Geçmiş sözde, gün gözdedir. Cümlenize selam olsun. Sohbetin YUVA'da verildiği, YUVA'da derildiği bilinsin. Değişen çelişen sözünü alsan, gelmişi söz etsen, geçene gülsen; her yaptığın andadır. Kemden söz eden, gamda yol alandır. Çelişki odur. Aşamadığın köprüyü dar dersen, adım adım geç derim. Çünkü gelişende duruş yoktur. 'Yapıyı alsak, cümle için kursak, hep içinde olsak.' diyene sözüm: Dışında değiliz. 'Döndü değirmen taşı, öğüttüğü ben olsam, un ile suyu bulsam, sofranıza katılsam.' diyene sözüm: (f.'ye mi acaba?) Unumuz, suyumuz, gönlümüz bilinir. Katıksız vergimiz alınır. Uymam diyenin değil, uymaya çalışanın yeridir. Aşacağımız yol bellidir. Koşu değil. Çünkü koşu yarış içindir. Gönüller yarışa değil, barışa amadedir. Geçmiş gelecek diye onu söyledik. Her an sohbeti adım adım izledik. Sanılmasın vergimizi gizledik. Yaprak yaprak oluşur, her yaprak aynı ağaçta buluşur. (Yapraktan murat canlar mı Dede'ciğim?) EYVALLAH. Erik ağacına dut yaprağı katamazsın, aşı diye ekliyemezsin. Eriğe, erik aşılarsan tutar, dut aşılarsan atar. Olay budur. Taze balık yenilir denilen, gelmiş gelecek silinir denilendir, ölmüş diye gömülendir. (Taze balıktan murat, an mıdır?) EYVALLAH. Selam ile geldiğimiz, cümle diye sevdiğimiz bilinir, sanılmasın bölünür. 

6 nisan
('Hayret edileni gayret ile oluşturamazsın. Oluşan, kendinden gelişendir.' cümlesini; 'Kömürü çıra olmadan, ateş çakmadan yakamazsın.' cümlesindeki kömür, çıra, ateş ne anlamlarda kullanılmıştır, izah eder misiniz? 'Yatan kuş, uçan kuş, öten kuş'tan murat nedir? EVLİYA ÇELEBİ'nin söylediklerini daha açık olarak izah eder misiniz? 'AMİN'in anlamını öğrenebilir miyiz?) Gölgeyi aramadan gelmezsin, bir ömür güneşte yanmazsın. Gönülden yandı isen, nehirde sönmezsin. Cümlenize selam olsun. Her geliş, bir adım öteye götürsün. Duanıza nasib kılınan, her anınıza AMİN denilen, gölgeden geçilendir. 'İNSAN SENDE, İHSAN BENDE.' DİYEN'in YAZISI'dır gelişen. ' 'İnsan sende' nedir?' dendi: Sen bedensen, içinde olan insanı bil. AMİN denilen, bir nefeste tümü bağlayandır: ALLAH, MUHAMMED, İNSAN, NUR. NUR olduk bedene girdik denilen, her niyaza AMİN denilendir. Cümlenizden ALLAH'ım RAZI olsun. Benden aldığını benden bilme, O'ndandır. Güzel diye baktığın, sendendir. Seversen, cümledendir. Koyu rengi sevmezsen, su ile açarsın. Güneşe gözünü kaldıramazsan, elini siper edersin. Her anda gördüğün vardır-genişlik değil-bildiğin kadardır. Boş kuyuya kova indirmezsin, gidecek yolcuyu döndürmezsin, gamlı olanı ne desen güldürmezsin. Hoş olan, gönlüne gelendir. 'Devirdim sepeti, geçirdim hayreti.' diyene: Bildiğine hayret olmaz, dağı devireyim diye gayret gelmez. Kuvveti değil, serveti deneyin; servet, dostluktur deyin. Dostluk, ulaşılamıyacak sanılana götürür; orada hayret düşürür. Dünyaya söz eden, demde oluşana uysa, sevgiyi çiçek misali yaysa; dönen AŞIK misali, ÖZ'ünü görürdü, ÖZ'ünde erirdi. Yağan karda iz varsa sendendir, gidenin yolundandır. Danışılan gelişir, kayıp diye oluşur. (Demde oluşan ne demektir Dede'ciğim?) Değişene eşlik eden. Mavi fistan giyenin, elde destan diyenin söylediği şarkıda, cümle sevenler vardır. Gönülden açılana, söz diye seçilene, gelişen deriz. Soğuk suyu ateşe koyarsak, oluşanı görürüz. Gelmeyi her dileyene, gönlümüzü açarız. ALLAH'ıma emanet olunuz. Destan diye yazılanı, fistan diye giyileni düşünürüz. Destan, akılda kalır, fikri oluşturur; kaynayan su, sıcak damlaları geliştirir. ALLAH'ıma emanet olunuz. Güzel dediğiniz her fikri fistan diye giyiniz. Ateş, kömür, çıra.sevginin perdeleridir. Verilen, ateşe atılan kıvılcımdır. (Dede'ciğim, 'Yatan kuşu, uçan kuşu'söylemedin ya?) Güzel geleni fistan diye giyiniz dedik. Ötenden aldığınız, uçandan gördüğünüz. Dolaşanın oluştuğu değil, oluşturduğu vardır. Görgüyü bilgi ile beslersin; durunca, düşüncende süslersin.

13 
Atın yavrusunu ayıramazsın, büyüyünce bir arada tutamazsın. Geçmişi gelecek ile anarsın. Geçmişe yanarsan, günde kanarsın, geleceği harcarsın. Ocak yandı tütmedi, ağaç büyük sökmedi, fırtına sözünü güçlü olana atmadı. 'Ne demek?' dendi,: Bacanın yapısı güçlü değilse, fırtınada dökülür. Ağaç köklü değilse, fırtınada sökülür. 'Gökten maksat?' denilir: Kulun gücü nedir, nerdedir? Elbet imanında. Kökü ve yapısı güçlü ise, geçirdiği hiçbir olay, kulun ÖZ'ünde gölge oluşturmaz. 'Gölgeye söz geldi.' denilir. Gölge olmazsa güneş nasıl aranır? Dostun dosta vereceği, her şüpheyi sileceğidir. Görüşün oluştuğu, oluşanın buluştuğu yerde, geçici düşünceler vardır. Hakikate uyanı bulmak için aradığın, gölgeden sıyrıldığındır. (Gölge, gaflet mi?) Gölge; duranı, durup aramayı özleten, dört yönünü gözleten, VAROLAN'ı özleten. AŞK'ın kıvılcımı, özleyiştir. Kor oldu bilelim, yanan alevde görelim. Aştığımız yolda, tuttuğumuz elde; HAKK'ın MURADI var diyelim. Çünkü O'nu diledik, 'O'nda olalım.' dedik, yolumuzu bağladık, MURADI'nı izledik. 'ALLAH'ım.' dedik, özledik. Daha önce verdik: Maddeyi dilediğine, manayı her dileyene verir. Madem diledik, verir diye elbet bekledik. Sözün özünü aldık, özünde uyum gördük. Demde doyum oluşur, her dost aynı kapıda buluşur. Bilgi, görgü birbiri ile gelişir. (Görgüden murad nedir Dede'ciğim?) Hal ile veren. ALLAH'ıma emanet olunuz. 'Bir sözde, bir gözde, cümle ÖZ'de.' deyiniz 

20
('Ya hu, ya menhu, ya menlla, huveillahu' dualarını açıklar mısınız?)  
 
'Yerden gökten geleni, verdiğini bileni, mahrum bırakma ALLAH'ım. Yediğimi içtiğimi, dost diye seçtiğimi, uzak bırakma ALLAH'ım. Derman dilesem, SEN'den; ferman istesem, SEN'den; uzak kalmadım candan. Yerden aldım, SEN'den bildim. Yağmur geldi, SEN'den gördüm.' Kendi kendimi O'ndan bildim. Cümlenize selam  olsun. Konuk gelene, 'Yoldan.' diyene; suyun aktığı yeri, cümlenin baktığı yeri bilsin derim. Komşu komşuyu bilir, yolda her kul birbirini görür. Ne var ki, gönüller sadece HAKK'a açılır. Genişliği YUVA'da verdik, dostluğu YUVA'da ördük, cümleyi el ele gördük. 'Dost olduk, cümleyi dost bildik.' diyenlerle beraberiz. Kapı açtım gelene, gönül açtım sevene, 'Dostum.' dedim, her gördüğüne gülene, gerçeğin sofrasında tatlı aşı yiyene. Aşayım dersen aşarsın, bakayım dersen şaşarsın, şüpheye düşersen derdine dert katarsın. Oturduğun dalda yoğun yük olmasın, elde satır durmasın. Demde, doğuşun adı, sevginin tadı vardır. Düz ova aşılır, taşlık yolda düşülür. Aldığınız her sözde doğruyu biliniz. Destek olsun doğru gelsin, her çiçek rengini göstersin. Arı yerde kalmaz, karınca gökte uçmaz, hiçbiri öbürüne şaşmaz. Derman denilenin, dardan fistan giyilen olduğu bilinsin. Aydın geldi, günü verdi, doğuştan sevene. 'Yerim sende, sözümü sun.' da dedi, 'Dardan almadık, gölgeye girmedik, bileni silmedik. Elbet sözünü sunacağız.' der. Geleni aşacağız.

27
Kuş eti yenmez desin, dileyen öyle bilsin. Kömür yerde oluşur, ocak ile buluşur, alev alsa tutuşur. Yeri nerde denilse, ağaç iken bilinse, halinden sorulmazdı, kötü diye yorulmazdı. Cümlenize selam olsun. Sözü verenden bilinsin. Cennet cehennem denir, her türlü meyve yenir, sözü söze bağlanır. 'Cennet cehennem dendi, eski dilden söylendi denilir.' dersin. Eskisi  olmaz, söyleyen temeli silmez. Kömür cehennem dersen, ağacı silersin. Kor olup yandıkta, külünü gördükte, kendinden oluşana gülersin. Kulun oluşudur bu. Derman dediği, derde düştüğü, dost diye bekleştiği; kömür halidir. Elbet oluşacak, kainat kıvılcım ile tutuşacak. 'Derde düşmeden olmaz mı?' denir: Dert demezsen olur. 'Değişen değil, gelişen.' denir. Kulun hali dilenene uyar. Kuş etinin yenildiği sorulur. Kement kuşa atılmaz, kuş el ile tutulmaz. Avlayım dersen, gerçeği vurmuş lokmayı dilenen değil eylenen hale getirmiş olursun. (Dede'ciğim, YUNUS'un verdiği müjde hakkında biraz daha açık bilgi verir misiniz?) Akkuşun kanadına duman değmesin, gecenin sardığını gündüz soymasın, kuyuya ses vereni akan nehir duymasın, yerini bilen kulu güzelliğe doymasın. Suyun rengi yatağına denktir, 'DOST.' diyen her kulu oluşuna ahenktir. Suyun yatağını çöp ile doldurursan, göreceğin gönlünü de bulandırır. Asmayı yerinde bilelim, üzümü dalından alalım. Akkuş kendini bilişindir, kanadını çırpışındır. Kendini bilişten maksat, hür iradene gönül yolunu açışındır. Yaprak dala yük olmaz, yağmur gelse dökülmez. 'Bunalım nasıl olur? Kul kendini nasıl bulur?' denildi: Mantığın ile bilgini değerlendiremezsen, bunalım sanadır. Yapıyı çözmeye değil, uymaya çalışmak gereklidir. Kömürü ondan verdik, yapının temelini gösterdik. (Yapıdan murat nedir Dede'ciğim? Kainatın yapısı mı kulun yapısı mı?) Kainatın yapısı kul içindir, kulun yapısı kainatın içindedir. Dört dört olsun. Her olayda eşit ağırlık düşünülür. Doğuşun verdiğini bilsek, yapıyı değil gönüldeki kapıyı açardık, öylece 'Dört dört' diye geçerdik. ALLAH'ıma emanet olunuz. (Geçen tebliğde 'Bilen' kelimesinden murat nedir acaba? 'Bileni silmedik.' diye bir haber vardı.) Bilen, YUNUS'um, bildiren cümlemiz. Yerimiz, denenmiş yoldur; gelişi bilen, kuldur. YUNUS'un dünyada bildiğini silmedik, bilmediğini görmedik. Gölgeyi görene sermedik.

4 mayıs
Güzel gördüm, yerimi bildim, 'Gayret.' diyenin saçını ördüm. Cümlenize selam olsun. Saçının her telinde, akımın gücünü bilsin, kem sözden sakınsın, ormanda 'Yolum.' diye bakınsın. 'Dört dört.' dedik, yorumda duranı gördük. Her varolanın bildiği, uyduğu dört haldedir. Düzen, bilinen dört yoldadır. 'Dört hal nedir?' dendi: Doğduğun, bildiğin, uyduğun, öldüğün. Doğuş da dört haldedir: Döl hali, görgüye dönüş hali, -doğuşta- iki aleme bakış hali, (Doğuş esnasında mı Dede'ciğim?) EYVALLAH, dünyaya bakış hali. Öyle oldukta mana aleminden sıyrılır, yani perdelenir. 'Gerçeği nasıl bilir?' dendi. Ruhun aynaya bakış halinde, gönülden uyduğu her olay. Dört dört denilen; 'Gelişimi bildim, dünyada buldum, yaşarken uydum, sildiğim an duydum' denildikte açılan kapıdan girilir. Elbet her kulun niyazıdır. Aşamıyacağınız yola elbet getirmeyiz, olumsuz yola bırakmayız. El ele verdik, cümlemiz cümleniz ile güldük. (İzin verirseniz bir soru soracaktım.) Sorulan, cümleyedir. 

11
 Yerden aldığımız, cümleye sunduğumuz, elbet gönüllere hitaptır, çünkü kainat kitaptır. Cümlenize selam olsun, her kayıt alan, dönüşe uysun.
Duyan doğuşu bilir, seven uyuşu bilir, gören cümleye verir. Kement atan tuttuğu atta kendine pay alır. Ne atın yargısını, ne sahibinin sorgusunu düşünmez. Koşu atı ile yük taşınmaz. Kayıt söze verilir, 'Nedir?' diye sorulur. Her gelen kayıtlıdır GÖNDEREN'in YAZISI'nda. Her gelen, geldiği gibi dönecektir bilinir yazgısında. Aşacağı dert değil, bilmeyi denesin. Ağacın dalına yaprağı, yaprak ile çiçeği yakıştırsın. 'Bez bağlasam gider mi, yolunu bilen güder mi?' demesin. Yeniyi verdiğimiz açıktır. Konuyu yerinde gördüm, ağacı dalı ile övdüm. Her yaratılanı hali ile sevdim, suyun akanını paklayıcı bildim. Yazdığımız gibidir. Kuyunun suyu, değişime uymazsa çöplenir. Her çöp su üstünde toplanır. Sadece kullanılan kuyunun suyu her zaman paklanır. Akan su, değişmeye yer vermez. Çünkü, aynı yerde durmaz. Aynayı sorana sözüm: Görüyor ise gözüm, elbet bana diyeceği vardır. Danışılanın çerçevesi dardır. Her dört duvar, yapının düzenidir. Geçerli olan, düzenin sezenidir. Almayı bilen çözmeyi dener. Görmeyi dileyene de ki: 'Gördüğün sana değil, ruhuna hitaptır, dünya bilmeyi dilediğin kitaptır. Oku, oku, oku.' Gezdiğin yerde, gördüğün kulda, her hali güzel dersen; gönlün ile çelişkide olmadan söyle. Ayrıntı sevmiyen, ayrı vermez. Halimizi yağmur misali düzende bulalım. 'Sel nedir?' diyene: 'Toprağı yenileyen.' diyelim, sözümüzü öylece bağlayalım. Cümlenize selam olsun. 

31
Cümlemiz yol bildik, -cümlenize- YUVA'ya geldik. Selam olsun, her alan gülsün, sevgide umut var bilsin, gönülde açanı, yolunda geçeni görsün.
'Katı olan katı bulur, olduğu hali bedende bilir.' denilmesin, kadere söz edilmesin. Danışmaya gönül açtık, güzelden sözü seçtik. Doğuştan gelişen, yaprakta oluşana yeniyi verdik. Söz dizeye gelince, yol yüzeye inince, görgü yerini bulur, meydan cümlenin olur. Gedik açılan, düzlük geçilendir, yolumuz seçilendir. Verileni bilelim, asla kaygu almayalım. Akan suya dur desen seni beni dinlemez, olaya gelene ur desen yapıya uymaz. Vermeyi dileyen değil, vermeye gönüllü olan verir. Cümle aynı yola bağlanır. 

1 haziran
YUVA'mız YUNUS'a da söz verir, her gelende yüklü sevgi bulur. Selam olsun, koyun ile kuzuda yumuşak huyu görsün. Görgüyü değil, bilgiyi dene. Geçmiş olan üç sene, yapıya kumu vermiş, yolunu dileyene gönülde postu sermiş. Dökülen yapraktan değil, dikilen kökten alacağını bekle, durmayı değil, bilgine yürümeyi ekle. EYVALLAH. 'Koruyucu' denilen, bildiğine katılan değil, bilgisini sana ekliyendir. Konuk gelse, 'Derdim?' dese, gönülden almazsın. YM. Varlığını bildirmez, gölgesini göstermez, çağıranı susturmaz. ABDULLAH'ı dilesen, gerçeği beklesen; NUR yerini verirdi, NUR gözünü bürürdü, NUR gönlünü korurdu. 'Diledim, dertten derdi silmeden.' dersin. Dilden gönüle verdik. Gönülde genişliği gördük. Cümlesine sorduk: 'Benliği mi verelim, benliği mi silelim?' Sorulan, 'Benliğe verelim.' dedi. ABDULLAH, 'Benliği silelim.' dedi. EYYÜB ÜL ENSARİ, elbet ABDULLAH'tır adı. Köşk değil, AŞK diledi, AŞK'ı cümlede buldu, gönlünde dumanı sildi, sana elini verdi. EYVALLAH.
Çam ağacı eskise, yerine yeşil verir. Her ağacın yanında her yıl yenisi ürür. Öylece dağda yerde çam ormanı bürür. 'Bildik, gördük.' diyelim, gördük sevdik gülelim, bilgimizi cümleye yayalım. 'Sen bilmezsin.' demeden, kul gönlünü kırmadan. Gerçek gönül yapında, sevgi olsun kapında. Can, can ile oluşur; can, kan ile gelişir. Her oluşan, bilen ile halleşir. Selam olsun, niyet ile niyaza durulsun. 'ALLAH'ım.' denilsin, yardım beklensin. 

21 
'YAR.' diye geldik, selam sizlere dedik. El ele güzel güne, el ele güzel yöne yürüdük. Yerden aldığım cümleye böldüğüm, YAR'dan gelendir. BİR'dir BİRLİĞİ'ne uyduk, BİR'dir cümlenin sesini duyduk, kainatta BİR'liği bulduk. Hal ile olduk, hal ile dolduk. Sayfayı açalım, 'Yazılan nedir?' demeden. Günümüz, yazılanın aynasıdır. Yemin benden gelmedi, sözün sonu olmadı, 'Derman senden.' diyene, sohbeti dile verdi. Gönlün dermanı sohbette. Ağaç dalı eğilir, güzele halde bakılılr, meyve erdikçe dökülür. 'Doldu yerde meyveler, geldi söze nağmeler.' diyene de ki: Susmak doğuşa, küsmek oluşa gelmez, DOST yerini bilmiyene vermez, bir toprak iki dosttan sorulmaz, alamazsın dersem hata olmaz. (Dede'ciğim sayfa dolmaktan murat nedir?) Günün doluşu, nefesin bitişi. Ayağım getireni beklese, gönlüm sevenlerle kaynayanı bir etse; düzende dilenen çözülürdü, sert gelen taş birbirine vura vura ezilirdi. Her sevgi O'nadır O'ndan, her bilgi O'ndandır O'na. Dönmeyi bilirsek, ummayı denemiş oluruz, öylece BİR'liği buluruz. Cümlenize selam olsun.

28
Göz yolda, gönül halde, cümle yerli yerinde. Selam olsun, gün yerinde bilinsin! Kuşun sesi bilinir, yolun hali görülür, derdin sözü sudan denilir. Soğuk sıcak unutulur, yaprak yeniden filizlenir, güzel söz ile verilir, her hal ile sevilir. Gülelim, söyleyelim, 'Geçmiş, bizden değişeni değil, gelişeni sakladı.' diyelim. Kökte hata arama, gövdeyi yapıcı kılayım diye tarama. Yaprak su ile gelişir, hava ile güzelleşir. Gölün etrafı daima ağaçlıktır. Tatlı ise kendi verimlidir, tuzlu ise, akar su gördüğün yerde, gördüğün yolda verimlidir. 'Dert' demiyelim, her halden dert ummayalım, gözden geleni, kulaktan vermeyelim! ALLAH'ıma emanet olasınız. Öksürük geçirir, yapışık dokular değişir, dumanı açılır. Niyazımız onun ile.

9 temmuz
Hayır diye doğduk biz, hayır diye gördük biz, 'Hayır.' dedik sevdik biz. AŞK denilen tatlı söz; Sevgide yerini alan, sevgide sözünü bilen, AŞK'ta buldu sonsuz haz. Duamızı bileniz, 'HAK yarattı.' diyeniz, dost arayıp soranız. Yolu açık bilenler, hep bir yolda bulanlar, 'Güne geldik.' diyenler, gününüz aydın olsun, niyazlar birbirine eklensin. 'YAR.' diye girdik söze, 'AŞK.' dedik girdik ÖZ'e, hepbir vardık düze. Cümlenize selam olsun, her kayıt alan, kaydını hatasız bulsun. 'Olmaz' diyen yanılır, 'Sermez.' diyen yenilir. Ön sözü düşünelim, ön adımda duralım, düşünüp öyle karar verelim, ondan sonra HAKK'ın MURADI diyelim. 'Ekmek.' dedi aş diledi, gönül verdi AŞK istedi, soruyu yorumda bıraktı, sözü YUVA'ya aktı. Demde sözüm oluşur, doğuşa meydan gelişir, her yönde MERYEM konuşur: ... Güç geleni deneyen, yerini tarayandır. Eğri geldi sormadı, doğru buldu şaşmadı, 'Bunun yeri başka.' demedi. Sözün verdiği gibi, gözün gördüğü yerde 'YA ALLAH' dedi durdu, dizini yere vurdu. Karıncayı vereni, onda nasip göreni, saygı ile andı, sevgi ile yandı. Çaydan geçen ayağın, toprağa gömülen elin değerini bilene, gönlünü köle kıldı. Yaprağı dökülmeden gör, meyveyi duyanın dediği gibi al. 'Duyanın dediği nedir?' dendi: Meyve ermeden yenmez, ereni bilmeyen görmez. Gözünü açan, gönlünü duyana verir. Duyan her hal ile uyandır, ereni bilendir, bilen hatalardan uzak kalandır. Dost ocağı yanacak, dost aşı kaynayacak, her seven oynayacak, 'Buldum.' diyen bulmayana yardımcı olacak.

2
Kumda gezdiği, dumanı sezdiği, düğümü çözdüğü bilinir, iki yaka ortak yönde bölünür. Desteyi bölmesin. Gelmeyi dileyen, güleni eyleyen, elbet düzendir. Her hale uyan, gezendir. Olduğu gibi bıraksın, desteyi bulduğu yerde bilsin. Dağılan, gerçeğe uymayandır. Pazardan sonra, gün yerini uyuma bırakır. Ekin yerde, başak değerde güzeldir. Dağılana 'Dert.' denilmez. Unutulmasın, ham meyve yenilmez. Demde oluşan, geçicidir. 'Demden maksat?' denilen, günde derde düşülendir. Akmayı bıraksın. 'Dost.' derse post verir mi, merkeze gönderilir mi? Açık verdik, dermanı söyledik. Geçici olanın, seçici olana yardımcı olacağı bilinsin. İşareti biz vereceğiz, gölgede güneşi göstereceğiz. Üç günü beklesin, dördüncü güne eklesin. Duman dağılır. 'Erken gelirse?' demesin, zamanı geçici görmesin. Düğüm eldedir çözülür, söylenen çizgi çizilir. Kuşak belde, söz dilde, cümle gönülde oldukça kayguya yer yok. Dört günü dedik. Pazarın ertesi. EYVALLAH. EYVALLAH. Gemiyi bekliyen, yolcuyu bağlar. Bağlanmaktan maksat, ilgi kurar. EYVALLAH. ALLAH'ıma emanet olsun, dördüncü günü beklesin. EYVALLAH. 

3
(Sorular b.a: Sevgili Dede'ciğim. Bu sene içinde yapılan toplantılarımızda, bilhassa son aylar içinde canlarda belirli bir isteksizlik ve gevşeklik olduğu kanısındayım. Acaba bu doğru mu, yoksa ben mi öyle zannediyorum. Yeni toplantılarımızda bizlere ne gibi tavsiye veya emirleriniz olacaktır? Bazı canlar toplantılarımızda değişiklikler düşünmektedir, sizce malum, bu gibi özel durumlara lüzum var mıdır? Bu hususlarda bizleri aydınlatınız lütfen. İstanbul gurubu, tekrar bedenlenme ile ilgili tebliğleri istemişler. Bu gece bu hususta yeni ve değişik bilgiler vermeniz mümkün müdür?)
 Her yolun alıcısı, her kulun vericisi aynı değildir. Yeniyi verdiğimiz açık, yönü bildiğimiz gerçektir. Cümleye selam. Sözümüz kayıttandır, kement atmaya değil. Sözü söze bağladık, geçer diye bekledik, olmuş meyve topladık, her dalı birbirine ekledik. Oluşan, dost ile dostla buluşandır. Sohbetimiz -dost yerinde- cümlenin değerindedir. Gelenin gidenin gönlünde oluşan, elbet günü geldikte meyvesini verecek, her kul aldığını birbirine serecek. Toprak; kul eli ile sürülecek, ekilecek, biçilecek, rahmetini HAK'tan bekleyecek. Elbet beklenen düzeni bulacak. Toprağı çok el beller, toprak ekini bekler, ekini çok el toplar. Birliği asla bozmıyalım. 'Uzak kalan.' denilir. Soyut geçici midir, somut kalıcı mıdır? Her örnek birbirini tamamlar. Denize yazda çok gelinir. Denize sıcaktan yanan gelir; sohbete HAK SÖZÜ dileyen gelir. Sözümüz açıktır. Havayı sıcak tutarsanız, gelen çok olur; söze sözü katarsanız, havayı soğutursunuz. Geçici örnek, gelişene değer verir. Demde söz sizindir, günde elbet bizim olacak. Her dileyen sohbete gelecek, sohbetin nefesini alacak. Dilerse yoruma kalacak, dilerse yorumdan önce gidecek. (Demek ki evvela tebliğ alacağız, öyle mi Dede'ciğim?) EYVALLAH. Sözlü sohbette yorumun takıldığı yerde sözümüz açıktır. (Ne demek?) Günün gerçeğini, yorumun açığını vereceğiz. (Aynı gece mi vereceksiniz?) Sohbet anında. Değişen elbet yok. Huzuru kendimizde bulalım, bulmayana yayalım, her şişeye dilenen suyu dolduralım. Dileyen, dilediği kadar alsın. Unutulmasın, her kulun aldığı aynı ölçüde olmaz, aldığı yerde kalmaz. Onun için bilen bilmiyen demiyelim, sohbetin önemini her gelene anlatalım. Ne var ki, zorlamaya yer vermiyelim. Alan alır. Kimi tenceresinde kaynatır, kimi meydan sofrasını donatır. Meydan cümlenindir. Dost demde dostunu bulur. Dost, cümle ile postunu korur. Dost; 'HAK.' diyen, HAKK'ı gönlünde bilen, HAKK'ı kainatta görendir. Görene göz gerek, bilene koz gerek, sevene dost gerek, dostu bulana post gerek. Her olay birbirine eklenir, suyun akışını deryaya götürür diye beklenir. Saymayı bilen, yorumu yol verir diye bekler. Dayanmayı demde deneyen, her sahifeyi gününde okuyandır. İplik verdim dokunsun, yazı dedim okunsun, her kulu yalandan sakınsın. Yaprağı elde gördüm, 'Yeşil.' dedim sevindim. Suyum huyum HAK'tandır, YEMEN'i verdiğim çoktandır. Yerden gökten gelişir, her verilen oluşur, 'Çare?' diyen bekleşir. Yolum gönül yoludur, halim saadet kârıdır. Göğün var olduğu yerde, elbet sohbet çok olur. Kul her şeyden gözünü alıp gökyüzüne çevirdiği zaman, madddeyi silmiş manaya dönmüş olur, o zaman sohbetin tadını bulur. 'Gök'ten maksat, aşınmamış yorumun varlığı. Yani TEKLİK. Gökyüzü her bakana aynı bilgiyi verir. Her kul gökyüzüne baktıkta, ay, yıldız, güneş görür. Tek görür. Tek, yorumdur. Her var olanı görelim, dünyaya gelişimizi bilelim. Ne var ki, gökyüzüne bakmaktan kalmıyalım. Aya da yıldıza da baksak, güneşte karar kılarız. 'Aydınlatan güneştir.' deriz. Dünyaya her gelen aynı yorumu yapar. Ay daha aydınlık diyen var mıdır? Eğriyi doğruyu değil, seveni bileni arıyalım. Gelenin gidenin dosyasını HAK ADI'na tutalım. Keramet denilir, öylece söze bağlanır. 

31 
Olmıyana gönül konulmasın, 'Nerden gelir?' denilmesin. Gelmiş genişliğe, olmuş dönüşmeye. Kement atılan olayda, kendini bulan dolayda, yapının ustasıdır. Çekilmez, uymayana katılmaz, ekin üstüne ekin atılmaz, kul asla satılmaz, yolu bizden dedik verdik, eli asla bırakılmaz. Yapının ustası, mimarın katkısını bilir, etkisini cümlede bulur. 'Bozuldu.' denilen yerden dönülür, yolun üstünde tatlı su içilir, her türlü hatadan kaçılır. Diyeceği şudur: 'Eğittim, öğüttüm, dağıttım. Bilene yolumu açtım.' Ne derlerse desinler, asla sözlerinden dönmesinler. Söz, HAK ile halk adına verilir. Elbet dava HAK tarafından görülür. Kayguya yer yok. n. yolunu bilir. Halka dediğin gibi söyle. Unutma, karşında olan da halktan biridir. Niyazımız halk ile olan iledir.  

11 
Her yolun yolcusu, yolunun hancısı olur. Yerini bilenin, VAREDEN'i soranın gönlüne, güneş misali verilir. Cümlenize selam olsun, suyun akışına her kulunu uydursun. Ağacı kökten oluşur, dalda yaprak ile meyve buluşur, güzellik sevende gelişir, deryaya balık yaraşır. 'Aşamam.' denilen yol, gelen her kula açıktır. 'Dost.' diye geldik, 'Dost.' diyene güldük. Eli, nerde bulduk, nereye havale ettik? Alan bilir. Çevresini dürene, kumda taşı görene, güneşe örtü serene: Güneşin verdiğini, her kulun ördüğünü, bilenin var olduğunu, ummak değil bilmek gerek. Ava çıktım, yolun düzüne, 'Tavşan.' dedim, baktım izine, kulak verdim bilenin sözüne, ele baktım, verdim kozuna, sözü bağladım kızına. Sevmeyi bilmeden olamazsın, gönlünü açmadan göremezsin. DOST'unu bilmeden duramazsın. Elim elde, sözüm dilde, kozum dalda, geldim halde. Gelişen sende. ALLAH'ıma emanet olasın, masanda örtüyü bulasın. Derdin yerini değil, yönünü sorarsın, 'Olacak.' diye kurarsın. Gerçek olayın düzeyindedir, bilinç gerçeğin yüzeyindedir. Her kul, kendi ölçüsünde bilince sahiptir. Ne az gelen senin, ne çok gelen başkasının genişliğe açılması değildir. Bilinç, olumu tamamlıyor ise, gerçeğe dönüşür. Vergiyi, tasarrufun altına alamazsın, alırsan bulamazsın. Gerçek, yaratılışta açıktır, kul, perdelidir. 'Sır' denen, kainatta değil sendedir. Aynayı aldığında, nasıl ki kendini görürsün, kainatı da kendinde bulursun. 'Bulursun' demekten maksat, perdeleri açarsın, yani çözersin. 'Yardım nerden gelir?' dendi: Kement attığın yerden. Elini vereni değil, kement attığın seçtin, öylece sözden geçtin. 'Gel.' dediğim günü, şaştın. Selam olsun, her kulu dilediği şifayı bulsun. Niyazımız dilde olsun, her dileyen hayır bulsun, geyik yerinde, güzel serinde kalsın. Cemde CANAN oluşur. Sevgiliyi biliriz, her kulundan alırız. 'Oynayan sensin.' deriz. Dağılan toplanır, birbirine eklenir, şifa YÜCE'den beklenir. Değil. Ayranı bol verin. Değil. Alan bilir. Çevreyi sakin tutun. Geçicidir. Gemiyi limana getiren, yerini size bildiren, elbet yolumuzu buldurandır.  

12 
Her ağacın gölgesi olur, gölge toprağa vurur, hür olan kendini bulur. Cümlenize selam olsun, kayıt denen yerde kendini bulsun. 'Sahip oldum.' dediğin, varlığı kendinde bulduğun; senin adına değil, andına ölçüdür, duvarda açılan deliği örten alçıdır. 'Nerden geldik, nerede durduk?' denilmesin. Durak yok. Her an adım adım öteye gidiş vardır. 'Gerçek nedir?' diyene de ki: Bulduğundur, gönülden sahip olduğundur. 'Gül dalını tutamam, gülü güzel atamam.' diyene sözüm: Dikensiz gül olaydı, kulu dalda bulaydı, incitmeden alaydı, elbet dikene gerek kalmazdı. Alacağını yerden değil, duvardan al. Kafeste olan kuştan değil, uçan kuştan haber sor. Gönülden nakledilen, şifa diye akledilen, gerçeğin çerçevesi içindedir. Dönük olanın verdiği sönük olana geçerlidir. Şarkıyı bilen söyler, sesi güzel olan dinletir, sohbeti bilen anlatır. Demirden pabuç giyemezsin, arabaya demirden tekerlek koyamazsın, hayır olandan ayrı kalamazsın. Verilen elde, söylenen dildedir, en güzeli haldedir, gelecek yoldadır. 'Çevreyi saralım, olayı soralım.' diyene sözüm: Dönen her varlık, sevgiye bürünür, verdiği gibi görülür. Gemiyi yolda dilersen, kaptana yer verirsin, gelenden söz alırsın. Pişmeden et yenilmez, içmeden su kanılmaz. Ham meyveyi yemeden, ham söze yer vermeden yolumuzu bilelim, doğan güneşten ateşi bulmaya çalışalım. 'Yandım.' diyen her kulu bilmeli zordur yolu, uyumlu olsun hali. Görgümüz açıktır, dağdan taştan öteye, dilenen gelecektir batıya, meraka yer yok, son verilir katıya. Demde oluşan, günde buluşan cümle canlara selam olsun. Dost elinden dost dilinden, dilediğini alsın. 

13
'Hayır' diye andığımız, 'ALLAH.' diye yandığımız, suyu ile kandığımız bilinir. Men dil, kul için yasaklanır. Gerçeğin açık verildiği, kulunun yerinde görüldüğü söylenir. Her çiçek ağacın dengini, her çiçek özündeki rengini verir. Bilen gelir, bilmezse bileni bulur. Her sohbet bal misalidir, yiyene şifa verir, gönlüne sefa bulur. Koruk yersen tadı dilinde kalır. 'Ersin.' dersen üzümü beklersen, geçeni buldurur. Geçenden maksat: Koruk aşındırır, üzüm aşınan yeri kapatır. Dağdan aldığını bağda bulamazsın, ne var ki bağda bulduğunu dağda yiyemezsin. Özde oluşan, her açılan sahifede buluşandır. Asla birbirine karışmaz. Kimsenin kaderi, kimse ile çatışmaz. Kuşlar birbirini bulmazsa, neşe ile ötüşmez. Gayret kulda olsun, dilediği yerde YARDIMCI'sı gelsin. Cümlenize. 'Gel.' diyene uyarsan, ALLAH'ıma sığın. Yaprak dalını bilir, ömrünce dalında kalır. 'Başka dala yapıştırayım.' desen, kurur. Her yaprak dalında güzeldir, dalından düştü mü gazeldir. 'Hayret.' dediğimiz her olayda, sadece HAKK'ın tecellisi vardır. Kulun görevi, kulluk etmektir, bilgisini nakletmektir. 'Bilgi nedir?' denildiği, yerini bilene verildiği, görülür. Vermeyi dileyen her kula, vermeyi bilen ER kula. EYVALLAH. Her bilen şarkı söyler, amma sesi güzel olan dinletir. Her kul KUR'AN okur, amma, bilen inletir. Her kul görür amma, kainatı çözen anlatır. Söz olsun diye değil, ÖZ'den verelim, verdiğimiz ile huzur bulalım. Geldik gideceğiz, ömrümüzü güdeceğiz. Bildiğimize gönül vereceğiz, bilmediğimizi arayıp öğreneceğiz. Cümlenize selam olsun, her kulu nasibini satırlarda bulsun.

13
'Hayır' diye andığımız, 'ALLAH.' diye yandığımız, suyu ile kandığımız bilinir. Men dil, kul için yasaklanır. Gerçeğin açık verildiği, kulunun yerinde görüldüğü söylenir. Her çiçek ağacın dengini, her çiçek özündeki rengini verir. Bilen gelir, bilmezse bileni bulur.
Her sohbet bal misalidir, yiyene şifa verir, gönlüne sefa bulur. Koruk yersen tadı dilinde kalır. 'Ersin.' dersen üzümü beklersen, geçeni buldurur. Geçenden maksat: Koruk aşındırır, üzüm aşınan yeri kapatır. Dağdan aldığını bağda bulamazsın, ne var ki bağda bulduğunu dağda yiyemezsin. Özde oluşan, her açılan sahifede buluşandır. Asla birbirine karışmaz. Kimsenin kaderi, kimse ile çatışmaz. Kuşlar birbirini bulmazsa, neşe ile ötüşmez. Gayret kulda olsun, dilediği yerde YARDIMCI'sı gelsin. Cümlenize.'Gel.' diyene uyarsan, ALLAH'ıma sığın. Yaprak dalını bilir, ömrünce dalında kalır. 'Başka dala yapıştırayım.' desen, kurur. Her yaprak dalında güzeldir, dalından düştü mü gazeldir. 'Hayret.' dediğimiz her olayda, sadece HAKK'ın tecellisi vardır. Kulun görevi, kulluk etmektir, bilgisini nakletmektir. 'Bilgi nedir?' denildiği, yerini bilene verildiği, görülür. Vermeyi dileyen her kula, vermeyi bilen ER kula. EYVALLAH. Her bilen şarkı söyler, amma sesi güzel olan dinletir. Her kul KUR'AN okur, amma, bilen inletir. Her kul görür amma, kainatı çözen anlatır. Söz olsun diye değil, ÖZ'den verelim, verdiğimiz ile huzur bulalım. Geldik gideceğiz, ömrümüzü güdeceğiz. Bildiğimize gönül vereceğiz, bilmediğimizi arayıp öğreneceğiz. Cümlenize selam olsun, her kulu nasibini satırlarda bulsun.

19-1
(KUR'AN-I KERİM'in bazı ayetlerinde ve özellikle KADİR surasinde geçen 'RUH' kelimesinin ifade ettiği gerçek anlalam nedir?) ALLAH'ım cümlenizden RAZI olsun. Şevk ile geldik, güzel güne hazır gördük, sevgi dolu gönül dedik. Seveni, sevileni, kainatta birliği bileni cümlemiz kucakladık. 'Altın tabak süsüne, gümüş tabak nesine?' denilmesin, aç yanında tok gezilmesin, geçen giden çevrilmesin, duran soran dertlenmesin, kimse kimseye sertlenmesin, çoğun sözü aza bağlanmasın. Her bilen kayıtlıdır bildirdiği kadar, her gören kayıtlıdır gezdirdiği kadar. Dünyada aldığım değil, bulduğum vardır, dünyaya geldiğim değil uyandığım vardır. Sildiğim; sadece üstüme aldığımdır, kendimde olmayana uyduğumdur. MELEKLER'i bilirim, HAKK'a selam veririm. Eğer kulu olmuşsam, MELEKLER'den selam alırım. 'YAR' dediğim O'dur, her an sardığım O'dur. Bilsem bilmesem, uydurana sormasam, ADI'nı anmasam, güvendiğim O'dur. Soğuk sıcak olmasa, acı tatlı vermese, O'nu nasıl bulurdum, O'nda nasıl erirdim? Nehir aksa, kul baksa, her çalıya adını taksa, gideceği yer bellidir. Adını yazacağım, dostluğu gönüllere kazacağım. 'Görüp bilmezse.' denilmesin, elbet uyanan olur. Her gelen mutlaka uyanır. (Çok küçük yaşta da mı DEDE’ciğim? Mesela üç aylıkken, beş aylıkken?) 'Uyanmayan olmaz!' dedik, daha önce verdik. Demde niyazımız olur. Oluşan her cemaat, kendi çevresini bulur, nerden gelse BİRLİK'te kalır. Elbet kul ile MELEĞİ'ni bilmeliyiz, VAROLAN'ı yerden gökten anmalıyız. Var edilen hizmettedir sana, 'Kul hizmette değil mi?' denildi. Kul kendine hizmettedir, MELEKLER kullarına.

31
Olmayana gönül konulmasın, 'Nerden gelir?' denilmesin. Gelmiş genişliğe, olmuş dönüşmeye. Kement atılan olayda, kendini bulan dolayda, yapının ustasıdır. Çekilmez, uymayana katılmaz, ekin üstüne ekin atılmaz, kul asla satılmaz, yolu bizden dedik verdik, eli asla bırakılmaz. Yapının ustası, mimarın katkısını bilir, etkisini cümlede bulur. 'Bozuldu.' denilen yerden dönülür, yolun üstünde tatlı su içilir, her türlü hatadan kaçılır. Diyeceği şudur: 'Eğittim, öğüttüm, dağıttım. Bilene yolumu açtım.' Ne derlerse desinler, asla sözlerinden dönmesinler. Söz, HAK ile halk adına verilir. Elbet dava HAK tarafından görülür. Kayguya yer yok. n yolunu bilir. Halka dediğin gibi söyle. Unutma, karşında olan da halktan biridir. Niyazımız halk ile olan iledir.

14 eylül 
YUNUS ile geldik, sözden söze girdik, her geleni gördük, her seveni sardık, sevmesini bilmiyene sorduk: 'Gidişin neresidir, görüşün nerde kaldı?' sözü YUNUS'um aldı: ... Doğuşun vergisi, dünden bugüne değişmez. 'Derdest olalım, BİR'liği bulalım.' denilende; döne döne verilmezse, her konu ayrı ayrı derilmezse; alan aldığını bilmez, kendinde olanı bulmaz. 'Aşağı.' derler, dönüşü sorarlar. Ne bilen ayrıda, ne bilmiyen gayrıdadır. Geldiğim günden sorsam, bunca günde bileni dersem; gelen elini vermez, 'Bildim.' diyen hiç sormaz. Olumun, bilinenden değil uyulandandır. OĞUL'dan aradığın, baldan yorum verdiğin, elbet yerini verir. Kul kendini arı misali görürse, bildiğine inanır. Ummak değil, VEREN'i bilmek gerekir. Sözün olduğu yerde MERYEM toprağı taratır, sadece aratır. Güzel, yerde çiçek verirse güzeldir; güzel, ağaçta meyve olursa güzeldir; güzel, suda akandan ise güzeldir. Yağrağı bildiğimiz, daima baktığımızdandır. Yaprağın anlattığı, bir ömürde kalandır, bir ömürde kalanı elbet arayıp bulandır. Sayfalar açıldıkça, dünden güne geçildikçe yapıda ne görülür? Temel birdir ameller uyarsa, hayret dediğimiz her olayı bünyemiz duyarsa, elbet değişeni değil gelişeni görürüz. Ördüğün örgüde değişen nedir? Yumağı örmeye başlarsın ve bitirirsin. Ömür de öyledir. Onun için sohbetleri döne döne veririz, yana yana geliriz, sana bana söyleriz, kana kana ağlarız. Hem güler hem ağlarız, günü öyle eğleriz. 'Derdest olunuz.' dedik, dünden güne söyledik. Alanı bileni değil, cümleyi bir tutunuz, bileni bilmiyeni katınız. Yerden almayı bilmese de, YÜCE'den geleni görmese de YUNUS misali veriniz. Dostun dostluğu sevgiden kaynaklanır. 'Yerden alınan nedir?' dendi. Yerden bilgi yükü alınır, madde mana ile bağlanır. Ektiğini biçersin, BİR gelir BİR göçersin, benliğini öylece seçersin. Bilmiyenden kaçarsan, kendine nasıl dönersin? Ayna elde oldukça, bilen kendini sormaz. Camda el izi varsa, hem dışarıdan hem içeriden görülür, değer sanılmasın izden verilir. 'Tek söz yetersiz.' denilmesin, çok sözde selamet görülmesin. Yerini bilen, dağınık olmıyanı anlatsın. Yerini bilen değil, iznini veren yolunu açsın. Kaşık elde gelecek, meydana sofra kurulacak, elbet dilenen yayılacak, 'Sözüm her dilden okunacak.' dedik, daha önce verdik. Dağlar yolumuz verir, dallar halimiz görür, bileni TANRI korur. Cümleniz ALLAH'ıma emanet olunuz. 'Bilmiyeni TANRI korumaz mı?' denildi. Elbet korur. Ne var ki bilen görür. 

20
Benden geleni, cümleye dolanı anarsınız, AŞKI ile yanarsınız. Cümlenize selam olsun. Benden gelen değil, O'ndan verilen olduğu bilinsin. Kuşak belde bağlıdır, AŞK her gönülde saklıdır, 'Okuyan kimdir?' dersen, bilen-bilmiyen haklıdır. Geyik gelse otursa, sudan sevap getirse; alan veren susardı, sadece rengi gözlerdi. Susmak, susamak değil. Yeşil yaprak sevilir, taze meyve yenilir, güzel her gün anılır. 'Geçit vermeyiz.' diyen, yolunu kendine saklıyandır. Dilediği yeri bilen, aradığı yerde bulandır. Sahip olduğumuz yapı değil, açık gelen kapıdır. Dost, aldığını verdiğini bilir, yapının kapısını bulur. Demde günün konusu söylenir. Yoğun gelen her olay, gerçek düzeni buldurur. Kayguya yer yok. Her halka birbirine eklidir. Düzene uymayan, halkadan çıkar, sanılmasın yanında olanı döker. Her giden birbirini saklar. Dağınık gelen, düzeni dilendiği gibi buldurur. 'Çiçek elde güzeldir.' diyene de ki: Çiçek dalda güzeldir, kulu halde güzeldir. Dayandık düzene, sevindik yazana. 'Yolum, seni buldurur; yolum, seni gördürür; yolum, sana dilediğini verdirir.' diyene de ki: Yolun HAKK'ın YOLU'dur, HAKK'ı bilen sadece kuludur. Yönümüz bilinir, birbirine bağlanır. Güzeli görmedik mi, doğruyu bulmadık mı, hal ile uymadık mı? Nerden sorgu alalım, nerde hata bulalım? 'ALLAH'ım yorumu dilediğimizce versin, yardımcımız YÜCE'miz olsun.' deyiniz. Kesik yerde, kuşun kanadı vermez, kement karıncaya atılmaz, duman asla bilene katılmaz. 

28
Gelen gülen bizdendir, seven uyan bizdendir, cümle alem sizdedir. Selam olsun, her alan bilsin. Sarı yaprak düşerse, onu gören şaşarsa, duvar deyip aşarsa; sorgusu bizden gelmez, kimseye sözü kalmaz. 'Adım attım öteye, sözü verdim katıya' diyene de ki: Gidene ayak uydurursan, sorana sözü duyurursan, verdiğinden kaygu alma, 'Gün güzel mi?' diye sorma. Elbet güzele yönelir. 'Gelişen, bizler miyiz?' denir. Oluşan sizlersiniz, çalışan iseniz. 'Sayfa nedir?' denildi: Yaprakta görülen, her gününde yazılan, yaşanan günde okunandır. Sıcak aşa katılalım, sohbete cümlemiz atılalım. Örtü bizden gelmez, sizden gelen olmaz, asla bilinene örtü konamaz. 'Taze fidan yelden eğilmesin, selden sökülmesin.' diyene de ki: Destek alırsa, ne eğilir, ne sökülür. 

5
Yorum açık vereyim, her diyeni göreyim. Aldım elden selamı, yoldan bildim geleni, ALLAH'ım RAZI olsun, cümleniz halde kalsın. Kaldığımı görseler, verdiğimi bilseler dediğim gün, tarife sığmayan denildi. Arifin yerini destan diye geçildi. Destan geçeni över, arif bilmeyen için dizini döver. Gelişimiz verişimiz tarife açıktır. Daha önce verdik, kapı ardında değil, gönül işinde aransın, verdiğimiz HAK dilinden çözülsün. Aydan yıldızdan geçilsin demedik. Madem var, elbet var, elbet görülür, varlığı bilinir. Yapısına el atamazsın, kainata bir daha gelsen, ip ucunu tutamazsın. Sana verdiğini bilesin, senden beklediğini çözesin. Ne yıldız ne de ay, senin sırrını bilmez, elbet sende de bilecek güç bulmaz. Bilen gören YÜCE'dir, sırrı sadece O'ndadır. Katı verdi diyene sözüm: Asla katıyı bilmem, hiçbir olaya kötü demem. Bilen bildiğini söyler, dünya gününü eyler. Gölge ne sana ne bana, Güneşi bilmeyene, açığa çıkmayana. Doğuşun dedik, yerden göğe her yaratılanı söyledik. Tahta kalem olacak, tahta kağıt verecek, sözü bizden gelecek, kulu bunu çözecek. ÖZ'ü bir sözü ayrı değil elbet. Kalemin de kağıdın da özü birdir, sözde de bir olur. Sadece sözü yazan, neticeyi kendinde bilir. Al dediğim, gösterdiğim, gösterdiğin günden, verdiğini bulduğun dersin. Dört yönde gördüğün nedir? Bildiğin nerdedir? Açık verdik, sohbete açık girdik. Konular gelişir, bilgiler oluşursa; dün verilen bugün genişler, defterde değil, kulun bilgisinde. Dün verilen bugün aynı gelirse, yazının benzerinden değil, okuyanın dizemediğindendir, bilgisinden süzemediğindendir. Demde güzel oluşur, her gün alan gelişir, kulu sadece kendine çalışır. 'Koşuya verebilsek.' diyene sözüm: 'Dün söyledim, bugün yazdım, yarın gezeceğim, her verileni gönül yapımda süzeceğim.' diyesin. YUNUS okudu yazdı, elinde olan sazdı, gelip alanı bilse, sevgisine inansa, elbet elinde kozdu. Her rengini biliriz, ayrı ayrı görürüz, yeşil renkte kalırız denilir, verdiği gibi sevilir. Çok söz az sözü örtmez, bilenden asla artmaz. Bilmece misali denir, diyene sözüm: Çok sözü alan, az sözde kalanın, sayfasını keser mi? Az dedi diye küser mi? Her olayın tarifi vardır. Kimi az söz ile, kimi çok söz ile anlatılır. Aydın olan değil, her kulu öylece bilir, azdan öze öyle geçilir. Arif gördüğü yerde bilir. Yerden almayı dileyen, yine de rahmetini semadan bekler. ALLAH'ıma emanet olunuz. Güç ile gelenin sevgisinde bulunuz. 

10 
Kuşak belde, güzel halde, gelen yolda bilinir; YEMEN'den sorulan, hakikatte duyulan, 'Yavuz' denilir uyulur. Demde sorulan, kuşaktan dilenilen. Kuşak; hazır olanın bele oturması, topyekün düzene uyması. 'Yazılı olan, dilden düzeni bulan.' dersem, hayırdır. Genişliği veririm, dördde/dördü görürüm. Dört denilen, günde anılan, bohça misalidir. Kainatın dermanı dörtte, fermanı dörtte, DOST hali dörtte bilinir, kulun dört hale uymasında, kulluğun gereklerini bulması söylenir. Uyum, doyum, bilim, görüm; sevgiyi getirir. Sözümüz cümleyi açar, kuralı bilen geçer. Gördüğünü bilirsin, bildiğine uyarsın, uyduğunu doyarsın, doyduğunden sevgiye dönüşürsün. Sevginin sınırı olmaz. Kuşak dört halin birleştiği yerde anılır. Çevre dersin, dört köşesini görürsün. Kulluk bağımlılıktır, sevgiye dönüşünceye kadar. Derman dileyen, dördde aradığını bilsin, kemikten duman almasın. Değişen düzeni buldu. Demde gelişenden, beklenen oluşur. Ona de ki; 'Beklediğin gelir, destan dilde söylenir, adı e. verilir. Ceviz yesin durmasın, yerde sözü almasın, 'Bildim.' diye kimseye sunmasın.' Eşine derim, oğula, gelecek olana. Düzenini bulur, gerçeği görür, söz sadece buradadır. Ekli olan çözülmez, sağlam gelen bükülmez, ağaç sağlıklı, yaprağı dökülmez. Kayguya yer yok. Çukur varsa örtülür, taşı varsa dürtülür, ağır gelen tartılır. 'ALLAH'ım.' desinler, O'na havale etsinler. Olumlu geleni verdik. Yorumu sen dilediğin gibi yaptın, dediğim gibi değil. Bir daha okursan, günde verdiğimizi bulursun. ALLAH'ıma emanet olunuz. Dedik, ona da verdik. Doktora. Miyyadı verilen, HACI BAYRAM denilen odur. Yönümüz bellidir, kulumuz hallidir. Gelen-gelmiyen denmez, her varolan gelmez. Her varolanın görevi vardır, sadece selamını iletirler. MERYEM sözü bağladı: "Döndü denileni, su ile içileni ayırmasın." Demde dilediğin, yerinde sorduğun, 'Gelen kim?' dediğin. Açılan kapı görülür, seçilen yol sevilir. Her rüyada yorum, sahibine aittir. Gitmekten değil tutmaktan söz edersin, taze alıp bayat satarsın. Olanı olduğu gibi alasın, dilediğin yerde dilediğini bulasın. Gemide bayrak, direk içindir. Her kulu düzenin değişenini ister, ne var ki olana uyar. Her olaya gönül koyma. Yumağın hatası değil. Çiyden aldığını pişmişte bulamazsın, DOST diye güldüğünü, geçmişten soramazsın. Olduğun halde, bulduğun günde seni güldürecek, orman misali RAHMET'i gür getirecek. 'Yumuşak gelmen, yapıdan.' dersek, yumuşak hali kapıdan bulursak; HAK ADI'na uymuş, VEREN'in SESİ'ni duymuş oluruz. 'Uymaz.' diye söyleşir, gönlü yaprak misali ballaşır. Güzel günü oluştursun, iki elden bölüştürsün. Kalan yeterlidir, dilenen seçerlidir. Yumuşak hal ile gelen, kayguyu gönlünden silen. Oğula derim. 'Kumaş aldım kadife, gönül verdim sedefe.' diyene de ki: 'Yumuşak yolun yumuşak kulunda düzene uyum görülür, her kaygusu silinir, gözde NUR oluştuğu bilinir, yeminden uzak kaldığı günden yerini bulur.' Yediğinden oluştu. EYVALLAH. Bol yoğurt yesin, gözünü dinlendirsin, aydınlıktan uzak kalsın. Kum yerini bildirir, gözde NUR'unu oldurur, her kuluna buldurur. Genden değil, gündendir. Yeşil örtü ile örtsün, üç gün dinlensin. Hem midesini, hem gözünü dinlendirsin. 

12
Küçük büyük demedik, ham meyveyi yemedik. 'Güzel.' dedik alıştık, her sevenle buluştuk. Cümlenize selam olsun. Sorunun yeri satırda değil, sahifede kalsın. Bırakın, meyve dalında ersin. Değişen olmaz, su alan çiçek solmaz, sohbet anlamsız kalmaz. Veren, alanı bilir; alan da, yeteri görür. Geçen günde verilen, elbet günde çözülür. Daha önce verdik, 'Çözülemiyeni zorlamayın.' dedik. Kumda taşı bulursan, kum diye ele alırsan, elbet kumun görevini vermez. Beklersen, taş da kum olur. Yazımız her gün için geçerlidir. Yazıldığı gün değil, yaşandığı gün kadar yön verir. Eğerde, atın rahatı mı, süvarinin rahatı mı düşünülür? Elbet hem atın hem süvarinin. Öyle ise verileni alan da, ağır diye sıyrılan da, önce karşısında olanı düşünsün. Örümcek ağını örer, ördüğü yerde düzeni kurar, yediğini kul ona buna sorar. Ne yerse yesin, sadece düzende yeri vardır bilsin. Yorum bizi bilene değil, sözü alana verilir. Köyün kapısı nasıl ki her gelene açıktır, gönül kapıları da açık olsun, dostluğa güven, her kulunda kalsın. Sorgunun yeri, söze uymaz, SEYYİD AHMED günde gelmez. Gerçeğin yapısı, kainatta açıktır kapısı. 'Her bilende anahtarı var mıdır?' denilir: Her bilende değil, her olanda vardır. (Olmaktan murat, ermek mi Dede'ciğim?) Bilmekten maksat, aldığına uymaksa bilendir; 'Bilirim.' diyen değil. Bildiğine uyan, olanı duyan, her var olana sevgide doyan; olandır. Çünkü kainat sevgisi ile dolandır. Yonca alsan eline, desen: 'Düzen verdin, rengini uyumlu gördün, SAHİBİN'i öylece andın.'; aldığını vermiş olurdun, sen de kendinde bulurdun. Erende oluşan kerameti değil, gülüşen selameti görünüz. 'Ne demek?' dendi: Eren kulunda, sevilmiyen düzen görülür. Aslında huzuru, kullarına kendini bildirir. Çözümü açıktır. Olgunluk, her olayı hoşgörü ile karşılamaktır, katı geleni yumuşatmaktır. ALLAH'ıma emanet olunuz. (Sayfadan murat, tebliğin sonu mudur Dede'ciğim?) Her satır, bir evvelki satırı tamamlar. Her sayfada bir düzen vardır. YAZAN'ın DÜZENİ. 

3 kasım 
Kucak dolusu sevgi ile geldik, 'Hayır ALLAH'ım.' dedik. Olumlu gelecek, kömür misali kıvılcım arayacak, 'Sen, ben!' diyeni elinden tutacak. Cümlenize selam olsun, açtığımız MEYDAN'da kendini bulsun. 'Kuyu sesini verse, her gelen dilediğini alsa.' denir. Sesimiz deryadan verilir, her dileyen görülür. Katık verdik, halin gördük, niyaz diledik, güzelden güzeli bulduk." dedi, SARI ANA yürüdü. Ak elini HAKK'a açtı, ak gönlünü cümlenize saçtı, her niyaz edeni seçti, bildik bilmedik önünden geçti. 'İnek sütü vermese, kulu onu bilmezdi.' denilmesin, BİLDİREN inkar edilmesin. Niyazını bekler, yapınıza kumundan ekler. 

9 
"Yoldan, halden gelen, bizden; veren, YÜCE'den." dedi, YUNUS'um anda söze girdi. 'Hal senin, yol senin, söz senin olsun.' dedik, YUNUS'um ile cümleyi selamladık. Katkısız bilene sabırsız denmez, bilmiyen sorarsa cevapsız kalmaz, baktığın ağacın yaprağı solmaz. 'Gel.' dedik her dileyeni çağırdık, ak ile karayı bilerek ayırdık. YÜCE'nin EMRİ'dir. Esecek yel durmaz, güneş, ay, yıldız ışıksız kalmaz, bilen bilmiyeni bulmazsa, 'Görevli' denmez; ne var ki vergimiz asla kesilmez. 'Dağılanın toplandığı.' denildi, sohbet sofrasında aşımız yenildi. Güzellik öyledir. Sofraya sofralar eklenmeli, hergün daha geniş dostlar beklenmeli. Orda burda oluşur, her geçen gün, kulu için çalışır. Kulu da günler içinde çalışmalı. ALLAH'ım RAZI olsun bildiğini verenden, bileni 'Bildir.' diye çağırandan. YEMEN'den gelenin, 'Sohbette yolum var mı?' diyenin, selamını getirdik. Atı taydan ayırma. Genç gelir, yavru büyüdükçe kendini bulur. Oyunda yerin varsa, gösterdiği noktada kendini buldurur, adım adım götürür, ısındıkça koşturur. 'Dost .' dedik, her gönülde postu serdik. Gönüller açılsın, yorumdan hale geçilsin. Her yazana söz gelir. Ne var ki öze sohbette girilir. Verilenin sohbette açılışı var ise, kaynağın yolundandır, yoruma açık değil ise, esen rüzgarındandır. YAR senden bana, YAR benden sana." dedi, YUNUS'um cümlenizi selamladı. Her sözü bohça misali dürdü bağladı. Dileyen açsın, dileyene saçsın diye hepinize bilgileri emanet etti. "Alan alsın, talip olsun." dedi verdi, yürüdü. Kalıp geçerli değildir. Çünkü her geçen gün, her varolan gelişir. Gelişen her varlık, oluşur. O zaman belirli kalıplara sığmaz. Usumuz dünü siler, günde güler, yarın doğacak olanı bekler. Olumsuzluk asla var olanın yapısına uymaz. Var olan verilen bilgiden şaşmaz. Çünkü verilen bilginin VAREDEN'den geldiğinden şüpheye düşmez. ALLAH'ım cümlenizin kaygularını silsin. Her kulu kendini şüpheden arıtsın.  

16
Yol bizim, bizden olmıyan; söz bizim, bizden gelmiyen; her an gönülde, gönülden çıkmayan YÜCE ALLAH'ımdandır. Geldiğimiz, sevdiğimiz, cümle ile bir olduğumuz; söylenen haldendir. Cümlenize selam olsun, her olay hayıradır bilinsin. Serdiğin çamaşır yere düşerse, çamur olur. Her olayın açtığı, her kulunun geçtiği bir düzen vardır. Yapıyı her gelen ayrı anlatır amma, aynı yapıyı söyler. Naz ile gelişen, 'Nazlı.' diye bilişen, çağırdığımız halde oluşan güne uyanlar. 'Uyum SEN'den.' diyenlerden, ALLAH'ım RAZI olsun. Her can CANAN'ı bilir, her can CANAN'a ulaşayım diye gönülden çalışır. 'Çalışmak mı, alışmak mı gereklidir?' denir: Oluşmak gereklidir. Çalışırız, alışırız, oluşuruz, günde YUVA'ya doluşuruz. Dost elidir alışan, dost dilidir konuşan; dost halidir gelişir, dost dost ile bilişir. Katı ekmek yemezsen, yumuşağın tadını bilmezsin. Yumuşak denilen, her yapıda uyum ile görülendir. 'Sarsam yarayı, örtsem karayı.' diyene de ki: Yara da kara da YÜCE'dendir. Gönülden alırsan, yapıda kendini bulursan, yardımcı olursun. Dört yaprak elde kalsa, hepsi de sana verse; 'Paylaşayım.' diyene, vereceği bulursun. 'Yapraktan maksat nedir?' denildi: Sahife. 'Kumdan eşit geçelim, hep beraber göçelim.' diyene sözüm: Yama bizde dilersen, açık bende söylersen. Gidişe yol vardır, denmesin vakit dardır. Sofrayı burda kurduk, orda kaldıracağız. Elbet aynı kapıda el ele vereceğiz.  Sende olan, benden gelir, HAK cümlemize verir, seni beni görür. ALLAH'ıma emanet olunuz. Her kulunda sevecek hal görünüz.  

23
Dengeyi bozandan gelmez, yorumda hata olmaz. Her kulu gönlünce alır. Cümlenize selam olsun. Kaşık elde gelene, 'Selam sana.' diyene, kainat selam verir. YARATAN, yarattığını görür. Damla suyu veririz, oluşta hali görürüz. Dost gelişe alışır, dost verişe çalışır, elbet gönüllerde dostluk oluşur. Yerimiz ayrıda değil, sözümüz gayrıda değil. 'Gelen giden nedendir?' diyene de ki: Yaprağı dökülen ağaç anılmaz mı? Yaprak yok diye su dökülmez mi? 'Gelenler nedendir?' denilir? Kulu yolu bilenler, her sevileni soranlar vardır. Demde bağdan sorulur, açık kapı görülür. Ne var ki izin, gelende verilir. (Dr. t'nin sualinin cevabı mı?) EYVALLAH. Duman dağdan aşacak, elma yere düşecek, bilen bulana şaşacak. Ne var ki, önce kainatta sevgi taşacak.  

30
Hayır günü anılır, her güne öyle bakılır. Geldik, gördük, sevindik, cümleyi selamladık. Yönümüz bellidir, hummalı olan yol tellidir. Gelmeyi dileyene değil, emrolana uyulur. Dağlar taşlar aşılır, gelen gidene şaşılır. 'Neden? Nerden?' denilmesin. 'Kaşık, eşik, beşik NUR'dur.' denilir, her atılan adımda ADI söylenir. Katık kaşık ile alınsa, ocak eşik ile bilinse, evlat beşiktedir. ALLAH'ım NUR'landırsın, YUŞA'ya selamını iletsin. Kaçıp gelse kalabalıktan, 'Geç kaldım.' der. DOST ile olan, sohbeti iletir. Konuk yolu açılır, açık yoldan geçilir. DOST selamı iletilir. Anılan yolda değişen değil, gelişen olur. 'Komşu komşuda ne bulur?' denilmesin. Gölgeye çekilen, güneşe hata bulmasın. Derman ne onda, ne bunda, sadece YÜCE'dedir. Düşte gördüğün güneş, yerini bildirir; ŞEMS ile birliğini gösterir. 'Doğudan batıya.' dedik daha önce verdik. Katıksız gelecek, vergisi bilinecek, her sahifede adı okunacak. YEMEN'de alınan yumuşak hal ile cümlenize dağılacak. Selamını aldığınız, cümleye bildiğiniz hali bildiriniz. Asla bölene itibar etmeyiniz. Bölenden maksat; dağılana meyyal olan, 'Bende olan sende yok.' diyen, bileni bilmiyenden üstün tutan. Bilen de bilmiyen de HAKK'ın kuludur. Her yol HAKK'ın YOLU'dur. 'Doğru.' da 'Eğri.' denilen O'ndandır, O'nadır. 'Gam.' demiyelim, kaygu ekmeği yemiyelim. Dağılanı O toplar, eğileni O paklar. Geldik, bildik ELHAMDÜLİLLAH. Kayguyu sildik, ELHAMDÜLİLLAH. Cümlemiz selama duralım, HAK ADI'nı gönlümüzde cümle ile karalım. Güzellik ordadır, kainat burda ise. Güzellik sendedir, kainat BİR'de ise. Sende kainatın sırları vardır. Sende her varolan zerrenin sırrı vardır. Bilinen olmasa da, 'Bulunan.'denmese de, O'nun varlığı BİR'dir. Bildiğin zaman, kendini sildiğin zaman; yol düzenedir, gün YAZAN'adır. ALLAH'ıma emanet olunuz. Her gün bir önceki günden aldığınızı biliniz. Çokluk BİR'liğe dönüştükte, 'Uyandım ALLAH'ım.' diyeceksin, her aldığın güne şükredeceksin. 

7 aralık 
Gelmiş geçmiş cümlemiz, sözü bilen, ÖZ'ü gören cümlenize selam ile geldik. Görgüde, sergide yerinde olanı, 'Umulandan.' dedik. Gayrette sen varsan, hürmette ayrı olma, seyirine uzak kalma. Dönmek, yerini bilmek değil, ÖZ'üne gelmektir. 'Olumunu bilene söz gelmez.' diyen, söz edenden olmasın. Doğuşta hata olmaz. Kendini  bilen, asla söz etmez. Değirmen döne döne oluşturur, denizde suyu buluşturur. Her güzel, birbirine yakıştırır. 'Duyan gelsin.' diyene de ki: Uyan gelsin, gönlünü soyan gelsin, seyrini semaya uyduran gelsin. Dost yerini bilendir, dost kulunu sevendir, dost ayıbını örtendir, dost eksiğini tamamlayandır. 'Benden değil ki.' deme. Sen, sende olanın, 'Senin mülkündür.' diyebilir misin? Doyan bilir aşın tadını, doğan bilir güneşin yakışını, seven bilir YARATAN'ın yakınlığını. 'Güzel, güzel amma bende değil.' dersen, inkarcı olursun, tozlu yolda gide gide bulursun. Kahreden demde söz gelişir, duman oluşur. Diyelim ki: 'Gölgede kalamayız, yorumda bulamayız.' Kahır gölge vermesin, geçici olur bilinsin. Dağda odun sayarsan, sesi alır uyarsan, unutma kendinde bulduğundur. Açık yolda alanın, açık sözü verenin, her sayfaya nokta koyduğu görülür. Dayanmak senden olsun, demde yollar buluşsun. 'Yorgun geldim.' diyenin, HAK'tan şifası olsun. Andığımız YÜCE'dir, gönüller dolusu. ALLAH'ıma emanet olunuz. Selamın verildiği yerde, HAK ADI'nı anınız. (Gelincik tarlasından murat nedir?) Yumuşak halde, niyazlı yolda,   gönülden anılan, BİR'liğe inanılan, anacağı günde yandığı bilinen topluluk. (Bu topluluk, gelmişte mi, hel de mi, gelecekte mi?) Gelincik her mevsim değil, baharın oluştuğu her bahar geliştiği bilinen birliktir. Her bahar yeniden gelişir. (Bahardan murat nedir?) Daha büyük tarlalarda oluşur, tarlaları birbirine bağlaştırır. Çiçek için sınıf yoktur. Elden gelmezse, el toprağı ellemezse, büyür büyür. 

14
(Sevgili Dede'ciğim. Geçen sohbette, MERYEM HAZRETLERİ'nin dilinden şöyle bir cümle verildi: 'Açık gelmeyen neden? Doğuşta kendini bileydin söz açık gelirdi.' Bu cümlenin delalet ettiği manayı lütfen açılklar mısınız? (Bu soruyu 23 yaşındaki, Hıristiyan dinini yaymak üzere yola çımış guruplardan birinde bulunan İsviçre'li u.m sormuştur.) HZ. İSA'nın TANRI olduğu doğru mudur? HZ. İSA'nın kanı bütün günahları temizleyecek mi? HZ. İSA'nın yolu gerçeğin ve hayatın yolu mudur?)

 'Gelmeyi denedik, görmeyi istedik.' diyenin, her halde uyuma girenin, görmekten alacağı nedir? Selamımız cümlenize gelsin. Her alan gülsün.
(Dede'ciğim, kundaktan murat nedir söyler misin lütfen?) Yolun gidişi açıktır. Konu gerçektir. İnkar kundaktır. Bebek kundağı değil. Oymayı dileyen, elde olanı süsleyendir. Güzeli gören, gönlünü besliyendir. Güneşin olduğunu bilen, yıldızları ayı nasıl inkar eder? 'Yıldız olmaz.' nasıl der? Diyen, yolu kundaklayandır. (Dedeciğim, yazdıklarınız umumi mi yoksa birine hitap mı var?) Alan bilir. (Dede'ciğim, Hz.MERYEM, geçen tebliğdeki 'Doğuş'u mu verdi acaba?) Evet. Gül bahçesine girdim, bülbülü orda gördüm. 'Ağlayan değil, güzele aşık olan.' dedim, sevgiye örnek verdim. Sinek, dalda olamaz; baldan ayrı kalamaz. Pervane ışık arar, aç gelen kaşık sorar, her güzel birbirini sarar. Güzellik ordadır; mertlik haldedir. Arı dahi kendini bulur. Elinle dürtmezsen sakin kalır. Dürtersen elbet kendini korur. Sen onu korunacak hale getirme ki, balını alasın, seve seve yiyesin. Aşık çeşmesi akar, her içeni yakar. Yanan deryaya bakar. Cümleniz olsun, deryada bulsun. KADİR olan ALLAH'ım, niyazınızı duysun. ALLAH'ıma emanet olunuz. Selamını gönderenlerin selamını aldık. 'ALLAH'ım RAZI olsun.' dedik. 

21 
Kumun elendiği yerde yumuşak hal görülür. Cümlenize selam verilir.
'Kuşak sıkmasın beli, dost olmayan tutmasın eli.' diyene de ki: Ne gelse HAK'tandır. Kim dese gönül koymam, halimi yolsuz vermem. Çiçek açar ovada, düzen bulur havada. Geldik selama durduk, getirenden selamı aldık. Can halimiz bilenler, yolumuzu soranlar, 'Yerden göğe diyenlerden, ALLAH'ım RAZI olsun. (Açılan sayfadan murat nedir Dede'ciğim?) Her yazılı olan gün, gününde açılır. Günü gelmiyen sahife, ne açılır ne okunur. Gönül cümleyi arar, aradığını elbet anar. Dost olduk, coşku bulduk. Her kuluna gönülden güldük. Destan dileyen, demde gönlünde olanı dokuyandır, yapıya uyanı okuyandır. Asmaya yol açan, meyvesini seçendir. Yol aldık, dileneni verdik, olanı olduğu gibi serdik, 'Gel.' dedik çağırdık. Sanılmasın gelmiyeni ayırdık. Gönül bağı olanlarla, her an beraber olduk. Adımı anmaya gelenden, 'Dost.' diye dostumuza gülenden ALLAH'ım RAZI olsun. 'Üç yerde gölge aldım, o anda seni andım.' diyenin; yanında bildiği, yanında umduğu, elbet olur. ALLAH'ıma emanet olunuz. Her an HAK ile HAK'ta kalınız.

27 
Konuktan yer mi aldın? Kendine yol mu buldun? Nerden aldın, nerden verdin? Olanı, nerden sordun? Konuk değil demde oluşan, kanıt değil günde buluşan. Sudan yol alan, sudan yol bulur. Kendini bulana kanıt, kendidir. Yumuşak yapıya sert kapı vermez, yaprağı seven kökünü silmez. Ömürde oluşan, kaderde gelişen, hal ile verişenden biliniz. 'Olmaz.' denileni, gününde sileriz. Yumurta akını koluna süresin. Yumurta yeniler. Dost dedik, elden tutana selam ilettik. Dost dedik, derdini silene, kendini bulana gönlümüzü açdık, verillen her sözü elden dile naklettik. Analık senindir, niyazı ile kucak açtığı gibi. Sözünü sazı ile bildirenden sevgiyi bulduk. Sert geleni elden at. Sert geleni dilden at. Sert geleni gönlünden at. Daha önce dedik, yerini bulduğun, kendini bildiğin ile geçerli olacaktır. MEYDAN'ı örtmedik. Derman dilenen derdinin, sahifesi örtülür. YEMEN'den selamını getirdik, senden alıp götürdük. Denilir ki: 'Elden, dilden, gönülden gölgeyi kaldır. Bardağına, sadece SARI ANA'nın suyundan doldur. Doldur ki güldüresin, yerini bildiresin.' Ayak götürdüğü gibi getirir de; amma gönül hep götürür, daha yükseğe, dilenen yükseğe götürür. Açık kapı senindir, açık gelen yönündür. 'Bildiğim gibi.' deme, söylenen gibi oldur. DOST dedik, DOST ELİ'ne havale ettik, ELİ'nden geleni sevdik, dilinden gelene 'Nasiblendir ALLAH'ım.' dedik. 'Olmaz.' diyene de ki; 'Dost dilediğinden değil, ALLAH'ımın dilediğinden olur, dost sadece yazılanı bildirir.' Suyun aktığı gibi olasın, yolunu öyle bulasın, ALLAH'ıma emanet olasın, dumanı gönülden silesin.

28-2
('Sofrayı burda kurduk, orada kaldıracağız.' demekten maksat nedir?)
  Yerden göğe anıldık, 'Selam.' dedik geldik. Yolun açıldığına, güzelin seçildiğine, gönülden inandık. Cemde yaprak sayılır, duvarda toprak karılır, sohbet öyle kurulur. Suyun başı serindir, ayak girse derindir, yumuşak hali bilen YARİN'dir. Soframız cümleyedir gelecek güne dek. Yoğun çalışma verilecek güne dek. Dost sofrası bilinir. Burda başlar, dilenen her yerde toplanır. Bağımsız olan her ruh, asla birbirini sorumlu tutmaz. Kendi hatasını başkasından bilmez. Düşünülen hal, bedendedir. (Dedeciğim, 'Duvarda toprak karmak' ne demek?) Dost, gözünü açar da, dost sözünü seçer de, eski duvar göçer de. O zaman duvarını örersin, kumu orada kararsın. Yorumu yok, aynen denildiği gibi. Her yenilenen duvar, aynı görevi yapar. Açık olan yeri kapar. Temelde sağlam harç gereklidir.