
Yoldan aldık gülden geldik, cümlenize selam dedik. HAK ile BİR'liği
bulan, BİR'likte selamete eren, her sahifede HAKK'ın tecellisini gören
kulların, elbet birdir yolların. Kapı açıktır her gelene, kapı açıktır her sevene. Asla
kapanmaz. Ne günde ne gelende. (YUVA'nın kapısı mı Dedeciğim?) EYVALLAH. YUVA'da cümlemiz mekan bulduk, 'Güzellik
O'ndadır.' dedik. Mekandan maksat, gönüllerdir. Oluşan, gerçeğe dönüşendir.
Çevrenin değil, kainatın noktası diyelim, YUVA'yı öyle bilelim. ALLAH'ıma
emanet olunuz. Yoldan gelecek sözü biliniz. Elbet hayırdır. Hayıra açık.
YEMEN’den geldiğimiz, görenden olduğumuz, seveni bildiğimiz
açıktır. Selam ile geldik, görenden ‘ALLAH’ım RAZI olsun.’ dedik. Tepsi aldım doluya, selam verdim ULU’ya. Yolun açıldığı, selam ile geçildiği
görülür. Elde sepet örülür, yolda yolcu görülür. Gelsin gülsün diyelim, HAK
SOFRASI’na davet edelim. ‘Derman.’ diyen her kula, Şifa HAK’tan
bilirsen, şifa HAK’tan görürsen. Yelden açık gelene, selden örnek verene de ki: Yelin getirdiği, selin
götürdüğü, toprağın bitirdiği yerde kalmaz, asla yerden kendini
ayırmaz. ’Nasıl?’ denilir: Dağılanı toplar getirir, dağılanı
dilediği yere götürür. Nerde olsa buldurur, bulduğu yerde oldurur. Demde verelim dedik, DOST ADI’nı söyledik. Elbet yanında olduk, yıldız
misali parladık. Oyundan değil koruyan ALLAH’ımın ADI ile elimizi verdik. (A.B.D’deki cana mı Dede'ciğim? d.) EYVALLAH.
Daha önce söyledik. Köprüyü öyle kurduk, helvayı öyle kardık. Bildi görecek,
gördü sevecek, yolumuza uyacak. ALLAH’ım RAZI olsun. Attığı her adımda
kendi benliğine kavuşsun. YEMEN’den her söz dileyen gelse, ALLAH’ım izin verse, günler geceler
yetmez, sahifeler hiç bitmez. Katık değil ÖZ’deyiz, sergi değil
gözdeyiz. (Katıktan ne mana anlamamız lazım
Dede'ciğim?) Oyundan gelen, söze söz katılan. Daha önce verdik, her
dileyene serdik. Sözün özünü HAKK’ın SÖZÜ’nü bildik. Bildiğimizi gine
HAKK’ın İZNİ ile her dileyene sunduk, sunacağız. Vergimiz ile
bulacağız, bulan ile olacağız. Asla daldan dala konmayacağız. (Daldan dala konmayı biraz daha açıklar mısınız Dede’ciğim?)
Duyan bilir, gören bulur. Dikilen ağacın dalı kırılır. Ne var ki, asla
kökü taşınmaz, dalı kırılsa da ağaç aşınmaz. Yeni dallar verir,
daha güçlü olur. Cümlenize selam olsun. Her daldan alan kendini bulsun.
ALLAH’ıma emanet olunuz. Doğuşun geliştiği yardım ile
buluştuğu sorulur. VEYSEL KARANİ selamını iletir.
(Bize verilen bilgilerdeki YEMEN hakkında
yapabileceğimiz yanlış yorumlardan kurtulmak için bu yüce makama
neden YEMEN denildiğini bu YÜCE makamın bildiğimiz dünya Yemen’i ile
bir ilgisinin bulunup bulunmadığını lütfen açıklar mısınız?) Yaprak yaprak üstüne, su doldur sen destine. Yola girdim, gönül gördüm,
diz çöktüm postuna. Selam versen dostuna, elden alır GÜL’den bilirdin, sen de
bulduğun yola gelirdin. Cümlenize selam olsun, her gönülde AŞK
kandili yansın bilen bilmiyene sunsun. Yoldan gelen yerden bilene denk değil elbet. Ne var ki ‘Bilene
uymayı deneseler, ‘HAK SÖZÜ’dür.’ deseler…’ dersiniz. Temelde bilirler,
teferruatta cayarlar. Söz bizimdir, saz bizde, gönül elbet gülecek yazda. (Gönlün kafesinden murad nedir, açıklar mısınız? Birkaç
tebliğ evvel vermiştiniz.) Gönül serazat olmak diler. Her güle
konar, her çiçeği birbirine sunar. ‘Güzel ne güzel…’ dersin. Ne var ki,
benlik kafesinde dilenen gün gelecek diye demlersin. ALLAH’ım RAZI olsun,
ulaşanı yerden göğe sundursun. 'Dağınık.’ diyene de ki: Dağılandan değil, eğilendeniz.
ALLAH’ıma şükür olsun ki, hak olanı bilendeniz, ‘Düğüm…’ denileni
çözendeniz. Çünkü eli elde biliriz, HAK ADI’na her olaya ‘EYVALLAH.’ deriz. (Dedeciğim, ‘Yaz’dan murad nedir?) Dost dedik,
dost ellere köprü attık. ‘Karda kışta ulaşmaz.’ diyene sözümüz. Yazda
buluşmaz mı? Kardan kıştan maksat gönüllerdeki oluştur. Doğunun
sıcağı elbet batıya akışır, sanılmasın bilinen çatışır. Aymayı
bilecekler, denileni bulacaklar, elbet olacaklar. Çünkü HAKK’ın MURADI
oluşturmaktır, ne derse desin buluşturmaktır.
(1980 yılı diğer devletler için olduğu
kadar İslam alemi için de çözümü cidden zor sorunları beraberinde getirdi.
İLAHİ planın daima hayra yönelik olduğu inancımıza rağmen,
biz de bu endişeden kendimizi büsbütün kurtarmış değiliz. Bu
duygular içinde en yakın güven kaynağımız sizden, insanlığın ve
Türkiyemiz’in geleceği konusunda irşatlar rica ediyoruz.) 'Güzel yüz, güzel söz.’ denilir. Her anda dilenen beklenir. Cümlenize selam
olsun. Her dilenen niyazda, buluşsun. Oluşandan sorulur. DOST ADI dilden dile verilir. Dilden dile değil
gönülden gönüle aktarılmalı. Öylece düzende dilenen yere gelmeli. Daha önce
dedik: Ak kuş dilenir, kara kuş kovalanırsa, dilenen düzen mi
oluşur? Ak kuş kara kuş aynı oluktan su içmeli, öylece
düşlenen düzene geçmeli. Kucak açtığın her yavru, seni dost bilirse,
büyüdükte sana güvenirse, arkasını dönmez, sevgisi asla sönmez. Arıyı can yakar
diye öldürürsen, balından mahrum kalırsın. Demde YEMEN’de niyaz edilir. DOST SOFRASI, dilenen sohbete açılır. Kar
yağarsa toz gider, kar kalkarsa çoban sürüsünü güder. Her olayın düzeni vardır,
her düzenin YAZAN'ı vardır. Günü günü okursun, günleri sanma sen dokursun.
Kendin alsan kendin bulsan, gine de yazılanı okursun. Aklından yazılan
değil, kalbinden gelene uyasın. ‘Ne demek?’ dendi. Düşlediğin
her olayda kendi usunun ürünü diye yerli yersiz kayguya düşersin. Gah gelişe
uyar, gah oluşa şaşarsın. Her çiçeğin oluşunda, yaprağın
düzeni bilinir. Yapraksız çiçek sevimliliğini yitirir. Demek ki, her var
olan düzeni getirir. Küçük büyük alınsın, her düzende bulunsun, güzel çirkin silinsin, meyve
elde bölünsün, derman öyle dilensin. ‘Ferman verdim.’ diyenler ham meyveyi
yiyenler, etekleri açsınlar taşı yere döksünler, kuruyan ağacı
söksünler yeni fidan diksinler. El ele versinler, ‘Bizim.’ desinler, fidanlara
su versinler. ‘Güzel.’ desinler, güzel görsünler. Bir düzeyde kalsınlar,
öylece kainata gülsünler, güldürsünler. Her kapı açılır düzdedir, her gönül açılır sözdedir, her yol açılır
gözdedir. ‘Selam’ diye gelir, selamında cümlenizi bulur. SÜLEYMAN PEYGAMBER,
divandan dönüşü müjdeler. (Dede’ciğim,
‘Divandan dönüş’ten murad nedir açıklar mısınız?) Atamadığın
adım nasibinden olmıyandır. Nasibe yazılanı bildiren, günde divandan
verenlerdir, gönülleri görenlerdir. Görgü, YEMEN’den açılan, YUVA’da
seçilendir. (ç, içinden bir soru sorar)
EYVALLAH. (ç içinden yine bir soru sorar)
GARİP. Sözü, aynayı açarak verdik. (‘EYVALLAH’
niye veya kime? Bir can ekler ‘GARİP’e’) (Benim
düşündüğüme mi?) Evet. (Eylemden maksat nedir?) Konuyu açık
verdik, ‘Ak ile karayı bir tutun…’ dedik. Karayı alırsan beyaz eyleme geçer.
Beyazı alırsan kara eyleme geçer. Birliği bulalım. Birlikte olalım.
Düzende yerimizi bilelim. ‘Yerimiz nedir?’ denilir. Kulu olmak, kulluğumuzu
bilmek. ‘Yerimiz’ denilen ‘tahtımız’ demek değildir. Ocak yanarsa, aşımız
kaynar. Her yuvanın aşı kendine benzer. Yapısını alalım, kendimizi
bulalım.

Kumda yolumu buldum, yerimi sorana verdim, her sözü HAK ADI’na dürdüm,
öylece hayır olanı gördüm. Kayıt düzenden gelir, bilen HAK ADI’na verir.
Cümlenize selam olsun, kement dilenen taya atılsın. Kuşak dar gelmez, mendil dilediğini vermez. Yazımız yerini
verir, düzende dilenen görülür. Tay, niyettir. Sandık doluya gider, dostlar yolcuya güler. Gemi dilenen yerde gayret
kaptana düşer. Ham meyveyi vermedik, kulda hamlık görmedik. Çevre ne derse
desin, kimsenin sevgisine izinsiz postu sermedik. İZİN elbet
HAK’tandır. Diledi vereceğiz, ‘HAK.’ diyen her kuluna yolunu göstereceğiz.
Çarşıya sepet gerek. Destek, dostun elidir, lalenin dilidir. ‘Postu
sersek.’ diyenin verdiği yer gölüdür. EMİR YÜCE’nindir, deme ‘Gün,
gecenindir.’ Sabah yakın gelecek, şahit ona gülecek. (Kime söylüyorsunuz?) Eylemi dilediği
yöne çevirmeye çalışan. Koşullar ne olursa olsun, gerçek açık
gelecek. Dağılan her dalda DOST hasreti verecek. Altın kapıya gümüş
kilit vurulacak. Konuyu yumuşak söz ile alalım. Geçmişi niyaz ile
silelim. ‘Yapı benim, kapı senin.’ demiyelim. Tümünü HAKK’ın TECELLİSİ’nde
bulalım. Almayı dilediğiniz, sunmayı istediğiniz olay, en mutlu
alaydır. Demde gölge silinir, güneş gökte bilinir, ağaç kökten sevilir.
Asmayı düze diktik, sevgimizi kökte bulduk. Önce toprağı sonra
yaprağı besledik. Toprağı beslemezsen yaprağı süslemezsin, ‘Ne
güzelmiş…’ demezsin.
Dağı taşı oyarsan, her sedayı duyarsan, ‘Yolumu açtım.’ dersin,
hem güler hem gidersin. Cümlenize selam olsun. Duman bacada kalsın.
Gölge alandan olma. Yerden gelenin yerden bilenin alacağı, YÜCE’nin
vereceğidir. HAK YOLU’nu bilirsen, ‘Kulu…’ deyip görürsen, geliş gidiş
gayretten olmaz, bilen ‘Yersiz.’ demez. Geliş gidişten maksat,
desteye düzen vermeğe çalışmak. Deste kulun düzeninde değil,
sadece YAZANI'ndadır. ‘Dağılan nedir?’ denilir. Destenin dağılanı.
Elden aldığın sadece düzende göreve talib olduğundur. Dünyanın her
olayı, dilenenden değil düzenlenendendir. ‘Ayranı niye içtin, sözünü niye geçtin?’ diyene, ‘Yumuşak hale
gülsem, kendimi öyle bulsam diye gönlümü dost eline verdim.’ dedim. Niyazımız
dost için olsun. Yorumu günde kalsın, yaprak yerini bulsun, giden gelene selam
versin. ‘Dost kimdir?’ denildi. HACI BAYRAM’dan aldık, yerine ilettik.
Kaşık elde gelene, ‘Sohbet güzeldir.’ dedik, el ettik. Cümlenize selam
olsun, her bilen niyaza dursun. ALLAH’ıma emanet olunuz. (Kimin için niyaz acaba?) Dost cümlenize selamını
getirdi. (HACI BEKTAŞ’tan gelen vazifeli mi
acaba?) ‘Yaprak yerini bulur.’ dedik, selamı yerine ilettik. Açık gelir,
söz verir, kuşak yerini bulur. Her satır açılacak, her yoldan geçilecek.
Doğuş, olduğu gibi bilinecek. ‘Seherde sefer var.’ diyen yanılacak.
Katı gelen yumuşar. ALLAH’ıma emanet olunuz. Her yapıda, YUNUS’un kütüğü
misali, oturacak yer bulunuz. Her kapıda anılacak yön görünüz. ALLAH’a
ısmarladık. (Dede’ciğim, ‘kuşak’ sülale
soy anlamına mıdır?) EYVALLAH. Yorumu, günün konusudur

Üçyüzellibir’den beri açılmayan, güçlüğe katılmıyan, güzelden
geçilmiyen düzen, günde de geçmez, düzeni YAZAN, çirkini güzeli birbirinden
süzmez. Aynayı verdiğimiz odur. Yirmi yıl önce baktığında o yüz ile
görürsün, yirmi yıl sonra bakarsan, yine o halin ile görürsün. Demek ki, günü
güne göre yaşamak gerek. Dostluğunu dilediğin senden ayrı
değil. Gözden değil, gönülden hoşnut ettiğin her olayda
önce kendin hoşnut olmalısın. Korkuyu silesin. Yoğurt yiyen yerini
bilse, sürüyü takip etmek gerekir. Sorumsuzluk düzene saygısızlıktır. Dostluk
denilir her fırsatta söylenilir. (YUVA’daki celseler sırasında daha kapalı konuşuyorsunuz
neden?) ‘Yoğun çalışma gereklidir.’ dedik, daha önce verdik.
Düzeni YAZAN hepinize kapıları açacak, dilenen günü gösterecek. Destek dilediğin,
dost diye her gün aradığın bilinir. Ne var ki sohbet sofrasında akkuş
karakuş diye yön alan, yön sayan canların oluştuğu bilinir. Öyle
oldukta, sohbetini dilediğimiz konu sohbet gecesinde yadırganır. Gönülden
aldığın, gönülden dağıttığın yalnız benden değil YEMEN’den
de söylenilir. Senden gelen olsun, vazife diyen gönülden katılanlara iletilsin,
her satırda nokta diye durulsun. Alacağın görevde adın söylensin. Söylenen
düzenden ayrı değilsin. Sakınan her kul olumsuz bakınır. Destek olma
değil, oluşturulan düzene doğrudan katıl. ‘Çokluğa vereyim,
sert gelene sıvayım.’ dersin. Konuda destek olma eylemindesin. ‘Doğrudan
katıl’ dedim. (Yani arada sırada değil,
devamlı mı onlarla olmam şart?) Sardığın her yara, elbet
alacak seni kara. ‘Ne demek?’ dendi. Kar, hem aklanmayı hem rahmetin
sembolüdür. Önce örter, sonra toprağı rahmet olur dürter. Günün olayı kışın
fırtınasına benzer. Bahar gelecek güneş cümleye gülecek. Fırtınadan
kurtarmayı dilediğin yapılar, açarsa kapılar elbet dilediğin olur.
ALLAH’ım kulunun dilediğini geç de olsa verir. Aslında vergisi günündedir.
Kulun zaman ölçüsü yerine gelmiyen gibi görülür. Açılan değil örtülendir
sorduğun. Demden açılan, dağılmadan toplanır. An. Yastık senden yorgan senden, gönül elbet ALLAH’ımdan. Yaprak oldu
dökülmez, kökü asla sökülmez, dalı delice budanmaz. (Daha
ne kadar beklenilecek? Artık gücüm kalmadı) Söyledik. ALLAH’ım dilenen
günü tez göstersin.

Almadan veremezsin, görmeden gülemezsin. ‘Döndü geldi…’ dediğin, hür
yapıyı sorduğun, DOST eline aş verir, ‘DOST değil.’ diyene taş
gelir. Ayrı ayrı elenen ayrı kundakta belenen her kul kendinden verdiğini
bilsin. Yanımızda olana. Kuş kanadı getirecek, DOST KAPISI bulduracak,
‘Şer’ denilen her olayı altın kapıya bağlayacak. Huydan gelen su ile gider, her çoban önündeki sürüyü güder. Yerini
bilenden olsun, ALLAH’ım sürüde kendini buldursun. SAHİBİ’ne havale et. Görgüsü kulunun niyazına ulaşır. Kaygu
olmasın. Semerden söz ettik, yükünü kaldırana ALLAH’ım yardımcı olur. Savunanı
değil, korunanı düşün. Koruyucu olandan düşen görülmez, düzene
aykırı gelen asla sarılmaz.
Adım adım yürürsen yolda taşı görürsen, yerden onu alasın derde derman
bulasın. Cümlenize selam olsun, gemiden yolcu soran, kendini yolda bulsun. Asmaya göz attık üzüme söz ettik, toprağı düz ettik, nerden geldik
nereye gittik, çoban olduk sürüyü güttük, sohbete daldık sözümüzü kattık,
bilene ‘EYVALLAH.’ dedik, bilmiyene el ettik, gönlümüzü yol ettik, eli elden
tuttuk, bilmiyeni bilene kattık, ‘Kuşak öylece gelişir.’ dedik. Kuşak,
soydan gelene değil huydan bilene, HAK ADI’na uyana verir. Sakınan kendini değil yolunu sakınır. Kafes açık kalsa kuş kendini
hür bulur. ‘Olsa olmasa?’ denilir. Eğer kafese girmese idi, hür olmanın
değerini bilmezdi. Aynayı bildiğin gibi elinde tutarsın, bulduğun
gibi değil. Açmayı dilediğin kuyuda toprak denk gelmezse, yerini değiştirirsin.
Dağılan toprakta kuyuyu nasıl örersin? Bildiğini de dağılan
toprak misali değil, örülen gibi veresin. ALLAH’ım dağılana değil
eğilene yer verir, eğilmeyene buldurur. Sazdan duvar örersen toprağı bildiğince tararsan, kar gelir
besler önce toprağı süsler. ‘Sazdan duvar açılır.’ denilmesin, genelde
gerçek silinmesin. Korumaya değil toplamaya çalışalım, topluluğa
alışalım. Birliğe dönüştükte aynı kazana paylaştıkta, tadında
birliği buluruz. Birlik satıhta değil dostlukta alınsın. Dostluk
yeterli değilse, her kul sadece kendinde hatayı bulsun. ‘Dostluk verdi
isem bulurum.’ desin. Düğün şarkısı söyleyene ölüm şarkısı
okumasın. Demde yeniye yön verilsin. Ayran yerini bilene sunulur. İçen ile beraber olunur. Olmadan yerini
vermez. Katık almayan tokluğu duymaz. Açılan düzden geçelim, senden benden
dağılanı toplıyalım, ‘Bizden…’ diyelim. Akarsa yoldan akar bakarsa kuldan bakar, bakanı gönülden yakar.
Dağdan düze inilirse, dost atına binilirse, dilenen yola yürünürse, aydın
günü müjdelenir. Konuk gelecek, seven sevilen dost, yolunu görecek.
Güzelden ayrı kalmıyalım, ‘Huydan geleni, değirmen öğütür.’
demiyelim. Değirmene buğday verilir taş değil, DOST’a gönül
verilir baş değil. Yerden gelene soydan diyene sözümüz yeterli gelmez, bilenin bildiğini
bilmeyen silmez, ÖZ’den alacağın gözden ayrı kalmaz. Ördüğün örgüde
bilgini serersin, bilmezsen gelişi güzel örersin. Aramak bulmak
gereklidir, bulduğunu sanmak yeterli değildir. Her bulduğuna yan
bulgu eklersen, dolguyu görürsün, ‘Yeterli.’ dersen tek düzeyde kalırsın. ‘Uymaz mı?’ dediğin, yeterliliğini sorduğun, kumdan çıkan
altın misali geçerlidir, ne var ki devamlılığı gereklidir. Niyazın.
Ağaran saç misali, saçın ağarması düzendendir. Yumurtanın sarısını
yeyip, beyazını atandan olma. Doğuşun genelde sevince götürdüğü
bilinir. Kuşağını gevşek bağlarsın, düştü diye ağlarsın.
Kement misali düğüm at. Ağacın dalına tutunursan, asılırsan demedim,
desteğini bulmuş olursun. ALLAH’ıma emanet olasın. Oymayı elden sevmeyi gönülden belle. Olumlu yerden başladığın
HAK ADI’nı gönülde işlediğin görülür, DOST elinde DOST dilinde
gönüllerden alınan kutlanır.

(Tebliğlerde geçen ‘Yoğun
çalışma’ ve ‘Yeniye yer verin’ tümcelerinin biraz daha açık olarak
tarafınızdan açıklanmasını rica ediyoruz.)
Geldik gördük cümlenizi selamladık. ‘Aydın günden aydın yöne gidelim.’
diyene de ki: Yaratılan her gün her yön aydındır. Erdiren YÜCE, olduğu
gibi, kulun, gördüğü gibi. Aldım verdim seni bende beni O’nda gördüm. Dost gelene, dost gülene vefalıdır. Dost sevene, dost verene vefalıdır.
'Vermiyene sevmiyene değil mi?’ denilir. Ham meyve nasıl olmuş diye
yenilir? Meyveyi dalında olduralım, kulu halinde bulduralım. Derman HAK’tan. Ferman
kuldan gelir mi? Kulun yazdığı dileyene derman olur mu? Sunduğumuz
her sözde, gördüğümüz her yüzde HAKK’ın yazısını veririz. Öylece
görürürüz. Tepsiyi ele alan dost diye dize duran, 'Selam.’ desin yürüsün, her
kulunu selamlasın. Dağılan toplanacak. Durana sorsan 'Niye?', 'Beklediğim var.' diye der. Kuyuya ipi
attım, bahçeye suyu sattım, nasibe elim verdim, geleni gördüm vereni sardım.
Sorsan nasibe el atanın, dilediğini tutanın, eli yağda balda mı,
yoksa gönlü Gül'de mi? Buğday verdim değirmene. Beklediğim toz değil, olacağı
tuz değil. Elbet unu verecek, kul kendini görecek. Değirmene taş
versen kum alırsın. Kumu çölde bulursun. 'Verdiğimi alırım güzeli öyle
bulurum.' diyelim, yeniye öyle girelim. Dost eğitir post öğütür. Gölgeden her geçen, güneşi aratır.
(Gölgeden murat nedir Dede'ciğim?)
'Sözün ürediği bilmiyenin türediği.' dersiniz, bileni alkışlar
bilmiyeni kınarsınız. Güneş, her bakanın güneşidir. Her bakan yanandandır.
Gölgede olan güneşten ayrı kalandır, rengi solandır. (Peki 'Güneş'ten murat nedir Dede'ciğim?)
Güneş aydınlatan. 'Bilinen.' denilir. Aydınlatmaktan murat, maddi manevi
görgünü açan, bilgini açan. Akıl eğitir dost odur, gönül öğütür post
odur. (Peki 'Güneş' burda 'Arif' ile 'Alim' mi
oluyor Dede'ciğim?) EYVALLAH. ('İyiye
yönelelim' diyor, ne demek?) 'Akşam gölgeye gündüz güneşe
denktir.’ denilirse örnektir. Güç gelen yerini verendir. Aç ile ancak aç kaldıkta aynı sohbeti
yapabilirsin. Aç aştan tok kuştan söz eder. Gözünü ancak doyunca göğe
kaldırır. Konuk gelene sözüm: Denilir ki, ‘Elbet çalacak sazım.’ Her söz bilene
sazdır, her kışın sonu yazdır. YAZAN'ı gördüğün gibi, sevende bildiğin
kadar yeniyi alabilirsin. Sırat köprüsünden açı doyurdukta geçebilirsin. Sır
ordadır. Yeni sözden geldiği gibi. ('Yeni'yi soramaz
mıyız?) ('Yeni'den murat nedir Dede'ciğim?) YUNUS’um sözü
diler: . Ağır yük taşıyana 'Darda mısın?' denilmez, derdi nedir sorulmaz.
Sardık yükü sırtına, geldi yıktı fırtına, düştü yükün derdine. 'Senden
aldım.' diyene. Güldüğü gün gelecek, elbet yardımcı (yardımı) olacak. Ağırlığı geçelim,
yeterli geleni seçelim. Umulandan ayrı gelirse şaşmayalım. (Biraz açarlar mı acaba?) Olmayan, yeterli düzeye
getirilemez. alacağımız bilgimizden taşamaz. 'Nerden alınır, nerden
bilinir?' diyene. Sözümüz açıktır. YÜCE'nin EMRİ'nden, sevenin sabrından.
'Kalınacak.' denilmez. Yürünecek. Daha önce verdiğimiz, yoğun
çalışmaya girdiğimiz açıktır. Aydın, niyazını cümleye verir, aydın cümlede selameti görür, aydın eli ele
verir, aydın aldığını almayana bilmiyene bulmayana da dağıtır. Gerçek, kapısını açana dilediğini gösterir. Güzel diyelim güzel
görelim. Eğiteni öğüteni sevgimiz ile besliyelim. Kainatı sevgimizle
süsleyelim. ALLAH'ım her bileni bilmiyenle bir tutsun. Bilene bilmeyeni katsın,
katkıları bir olsun. Cümlesi BİR'de bulsun, güzellik yüzüne gülsün, Gül
dibinde buluşsun. ALLAH'ıma emanet olunuz. (Benim
için söyleyeceği birşey yok mu?) (Dede'ciğim
'Ağır yük'ü söyler misiniz bir daha lütfen?) Gölgeden Güneş'e
çıkınız.
Geldim günü bilene, elinden gelene, gülene selam olsun, değirmene un
gelsin, buğday veren un alsın, huzursuzluk son bulsun. Ocağın
tüteceği, elinden tutacağı göresin, 'Şükür ALLAH'ım.' diyesin. 'Dağdan taşı alayım, derde deva bulayım, HAK YOLU'nda kalayım.' diyesiniz,
niyaza öyle durasınız. 'Dağın taşı nerdedir?' denilirse, 'HAK denilen
yoldadır.' diyesiniz. (Kime?) Cümlenize. Aydan yere ışık getirir, DOST yolunu dileyene
açtırır, aşacağı yolu seçtirir. 'Görgüyü aldığımız, yerden
serden sorduğumuz, günü gelmedi denilir, meyve oldukta yenilir. Değil.
Olmuşu bekleyecek, kaderine ekleyecek, dağılanı topluyacak, kar
misali her dilediği günü paklayacak. Elekten elenen, bohça ile belenene yeterli diyelim, bal
ile yiyelim, balı sirke ile karmıyalım, zayıf geleni yormıyalım, elde olanı
vermiyelim. Alacağız güleceğiz, sevgi ile sarılacağız. Kendini,
kendine harcama. Sen, senden sorumlusun. Kucak, sevilene sevene, cümle kendini
bilene açıktır. Demde kaydım görülür, sanma ömrün bölünür. Dumanını
dağıtasın, sen kendini eğitesin, bildiğini öğütesin. ALLAH'ıma emanet olunuz. Hastadan sorulana, değişini değil gelişeni
bildiresin. İlacını sorduğun, 'Hasta mıdır?' dediğine daha önce soruldu.
'Yerden mi gökten mi?' diyene sözüm, HAK'tandır. Dağdan bağdan diyelim, yuvada huzur bulalım, yaprağı
ağaçta sayalım, kökünü bizden bilelim. Sözümüz YUVA'yadır. Derman dileyene
yardımcıyız, atılana satılana değil dağılana yardımcıyız. ALLAH'a
ısmarladık. Almaya vermeye, çamaşır sermeye, toplayıp dürmeye
gelenden yardım vereceğiz, cümleye ileteceğiz. ALLAH'a ısmarladık. Yapmayı sorduğun, 'Güzel değil.' diye yerdiğin,
sorumunu bildirecek, sorduğun maniyi kaldıracak. Evet. Daha önce sorulan,
yeterli dedik. Gelen güne geçerlidir.
Kaşık verdik eline, tatlı gelsin diline, dönme duran gölüne, yol ver
akan suyuna. Cümlenize selam olsun. Kundak çevirene, elden devirene günün yorumu sorulmaz, altın kapı,
açılmadan bilinmez. Yol münasip, dayanacağına. Verilene gönülden
katlandın, aşmadığın duvara dayandın. Ötesi açıktır geçilecek, kement
yapılmadan tutulacak. 'Uzak dur.' denilene uyduğun görülür, ayağına
niyazında dilediğin serilir. Gemiye geleni, yolda soruyu alanı düşün. 'Elden gelmedi, düzen vermedi.'
denildiği günde, " Hayırdır, hayır getirecek, sana yük geleni
götürecek." denildi, LOKMAN'dan öyle verildi. Düşeni tuttuğun,
taşanı attığın günde, şaşana söz verme. Varolana, darlık
geçerli değildir. Sazı eline alsa, geçen günden sözü verse, LOKMAN'a geleni
bilir, düzende aykırı olanı bulur. DOST yerini alsın, LOKMAN niyaza
dursun. Yaprak verdiği günde naneyi kurutmadan kaynatınız, taze papatya ile karıştırınız,
su niyetine içiniz. Geçesiye. Derman VEREN, derdine değil kuluna sevinir,
sevindiği için, 'Şükür ALLAH'ım.' dediği için. Korkuyu silelim,
günden öteye gülelim. 'Nerde?' dediğin, LOKMAN'ı sorduğun,
yattığı yer mi, elinden tuttuğu yer mi? Güneş'in dönüşe
hazır olduğu yerde. 'Yattığı yer?' denir. Yaprak yaprak kaynatalım,
az demletelim. Olduğu gibi. Sarısı dağıtır, beyazı öğütür. Deman
HAK'tandır, bizden değil. Derman YÜCE'den gelir, sözü bizden verilir.
Sütten aldığı kadar ayakta kalsın, yumurta az yesin. Konuk gelene sözüm.
Dört duvarı ördüğün, kapıya geleni gördüğün, verdiğini bilir, alacağına
duacı olur. Üç elden geçmeden karar verme, 'Vermem.' diyene kızıp işini
dürme. Kapalı duran açılır, gelecek DOST şüpheleri siler. Ayrı ayrı derilmesin, karar gelecek defterden
silinmesin. Geçerli olan, dünden gelen değil, yarına verendir. Her sayfada
izi görülür. Karar ayna misali görüntü halindedir. Gözden alana, 'Derdim.?'
diyene. Nemden uzak dur, yapısı yünden olan elbise giy. Ottan olmasın. Pamuk
değil. Ayağına başına, mevsim demeden, yağmur güneş
vermeden dolaş. Yerden gelmez, sudan aldığındır. Toprağın
sıcağı güzeldir, kum değil. Yumuşak gelene 'EYVALLAH.' dedik, cümlede HAK
ADI'na uyum gördük.
Yoldan düze geliriz, her güzeli görürüz, cümlenizi selamlarız. Aldık verdik
geldik gördük, sayıda vereni, soruda kalanı, 'Nerden?' dedik yolunu aradık.
Gayeye varmak gölgeyi silmekle bilinir. Her yaratılan bildiğince bölünür.
Bölünmeden maksat, zerrelerde oluşmak, kainatta buluşmak, VAREDEN'e
kavuşmak. Kapıya dönük olmayalım. Gelene selamsız kalmayalım.
Sepette güzelde gördük, 'Kime ne?' demiyelim. Her sayfayı açacağız, her
sözden bilineni seçeceğiz. Gözden ayrı kalana DOST elini vereceğiz. Nadan olmayan, 'Nerden?' demeyen, aşını kendi
bilir, kendi yeter olanı görür. Az gelir, çok verir, nasibi olana inanır. Sararan
yaprak dökülür. Her dökülen toprağa katılır. Ağaçtan verdiğimiz,
dalında gördüğümüz, olan meyveyi yediğimiz, gerçek dışı değildir.
'Dönük, GÜL'den ne alır?' denilmesin. Dikenden bahane aranmasın. 'Dayandığımız, güçlüğü siler.' diyelim, bildiğimiz
hale uyalım. Yağan yağmurdan su sesini alalım. Dereden gelen seste,
topluluğun değerini bulalım. Şelaleden gelen seste, birliğin
gürlüğünü görelim. Ayağımızda, gözümüzde yerden gökten aldığımız
vardır. Şelaleden maksat, RAHMET'in gürlüğüdür. Damladan damlaya oluşur,
yüksek seviyede buluşur. Deryaya öyle akışır. Gönüllerde
aldığını gönüllerde bulduğunu bilsen, damla damla oluşsan,
verilen ile buluşsan, şelaleye dönüşürsün, her damlaya
karışırsın. DOST KAPISI yerden göğe açıktır. Tek kalem
verdiğimiz, tek kalem yazdığımız. Kaynak diye cümleniz ile güne geldiğimiz
bilinir. Sanılmasın bölünür. YAR ADI'na geldik, sözümüz YUVA'da derdik. Her
gelene soframız kurduk. Her dileyene açıktır. 'DOST.' diyene açıktır.

‘Hazır yolum.’ dediysen,
sen
gelene güldüysen;
gönülden alıştadır,
sevgiyi biliştedir.
Cümlenize selam olsun,
her dileyen HAKK’ı bulsun.
El elin üstüne gelse,
her
sözde AŞK’ı anlatsa;
dilden elden yetmezdi,
gönle yaban katmazdı.
“Aldım-verdim,
şafakta
yaprak saydım.” dedi,
AYRAN VEREN söze girdi: “Demde kement atmadı,
sütü
sağıp satmadı,
dört aydan öte gitmedi.”
EYVALLAH.
(Benim düşündüğüme mi?
diye sormuştum)
Uzak değil yakındır yattığı yer.
Vakit
sorulur.
Yaşadığı vakit
dört yüz yıl önce.
EYVALLAH.
(“1600 yıllarında” şeklindeki
konuşmalara)
(AYRAN
VEREN.
Resim verilir) Doktorun yolunun üstünde,
kapalı
mezarlıkta
(Selçuk,
İzmir’in kazası yolu üzerinde
mi DEDE’ciğim? )
EYVALLAH.
Demde sözünü verir,
kozada
görülür.
Dikime gidenlere,
“Ayran versem, ‘DOST.’ denileni öyle görsem” dediğinde,
her gidenden niyaz aldığı bilinir. Elden ele nasip iletilir. ‘Nasıl?’ dendi. Ekiciye yardımcıdır, toplayıcıya olduğu kadar.
(Bize mi söylüyor acaba?) EYVALLAH. (İsmi sadece AYRANCI mı? Başka ismi yok mu
DEDE’ciğim?)
Elbet var.
AYRAN VEREN MUSTAFA.
Kapalı
denilen, erken örtülen,
günü
geceyi bir bulan her yolcuya niyazdadır. “Kaşık verelim, DOST’u görelim.” dedi AYRAN VEREN, sözü söz ile birleştirdi.
(Resim de AYRANCI MUSTAFA’nın mı
DEDE’ciğim?)
EVET. Sarıyı bellediğin gün yeşili
arasın, her dileyende
güzeli sararsın. Sofrayı kuralım, niyaza duralım;
kuyuya duranı,
deryaya
çağıralım. ER olsa sınır bulsa,
kendinde sınırsız gönül arardı.
Her var olan, dünyaya değil,
kainata
katılandır.
Camdan bakarsan uçanı kaçanı görürsün.
Ne var ki sen
ayrı kalırsın.
Camdan bakandan olmayalım, görelim diye camı silmeyelim.
Doğan güneş bellidir,
güne
ışık verişinden. Konuya
girmeden çevresini dönersen,
noktaya geç varırsın. (Noktadan murat nedir DEDE’ciğim?)
Her var olanın
özü,
VAREDEN’in SÖZÜ.
(VAREDEN’in SÖZÜ’nden murat “OL.” mu DEDE’ciğim?)
Kulunda
GÖZÜ. ‘YAR.’ dedi isen,
varlığa
dönüşedir.
Konuya girdiğimiz, ‘Somut örnek.’ diyenden, ‘Kanıya gerek kendini bildiğindir.’
deriz. ‘Saymayı bildiğimiz
kadar,
uymaya yöneliriz.’ denildikte,
kapalı kapılar açıldıkta, konunun aydınlandığı görülür.
Dilediğin günde
dilenen
sepet örülür.
Bilsen seni SEVEN’i, bilsen O’ndan geleni,
bilsen
sende bulanı; ‘Yer-gök.’ demez arardın, ‘Buldum.’ diye yanardın,
DOST adına
kanardın.
Elbet yakın gelecek, her kul ona gülecek. ‘Sevin, sevilin, seveni sevindirin.’ denilecek, katıksız bilinene,
her kulu katkıda
bulunacak. ‘Aldığımı vereyim, dileyeni göreyim, verileni dağıtayım.’ diyene,
ALLAH’ım
RAZI olsun.
Yol yolcunundur.
Yapıya
uydukta, kapıya vardıkta;
ALLAH’ım YARDIMCI olsun,
yardımına
YUNUS’um gelsin.
(Kimin
için söylüyorsunuz DEDE’ciğim?)
Yola gidenin.
Suyuna renk
katma, aldığını dert etme.
Ulaşanı
biliriz,
dumanı dağıtırız.
İki kaşık yeterlidir.
Yolumuz gönüllere açıktır. Gelen, sevilene sevene, sevdiği kadar uyar,
öylece sesimizi duyar. Cümlenize selam olsun. Akan su gün gelir durandan olur, durduğu yerde havuzu doldurur. Dolduğu
anda durduramazsın. Dilenen odur ki, gidene uyalım, VEREN'i duyalım. Aydan
ışık alırsan, yıldızda sesini bulursan, sorguyu kime bağlarsın? Aydan
yıldızdan gelen, Güneş'ten veren değil midir? 'Eyyam.' denir, kayda gönül konulur, her sahifede
okunur. Boş satır asla olmaz. Kulu boş yere gelmez. Ağır gelen
yük vermez. Demde yolu açanlar, yerden güzel seçenler; bilseler ayrı gelmez,
bilene ayrı vermez. 'Bilen bulur, bilmiyen kalır.' denilen odur. Kapıyı
açmazsan arkasında olanı göremezsin. Konu odur. Açan görür, açmayan kalır. Dağılanı toz deme. Ummadığın yönden gelir,
derman sana buldurur. Kar tanesi sayılmaz, elma el ile soyulmaz, düzen söz ile
bozulmaz, yağan kardan esen yelden şikayet edilmez. Dün gelen günde
alsa, yarını sorar. Katı, sıcaktan açılandan ise, gerçeğe dönüşür.
Yapıya gelenin, kapıyı bulanın soracağı DOST'tur. Bulacağı posttur.
Ne var ki her kulun göreceği geleceği, 'YA ALLAH.' dedikte O'dur. Ayran sana sunulsa, 'Alacağın bu.' dense, 'Almam
içmem.' der misin? DOST sofrasında kendi aşın yer misin? Yol ehli gülene
güler, hal ehli her gelen güler. Güneşin verdiği ışık her
bakanadır. Gözden sözden alanın, 'Cümle bizden.' diyenin, gölgede işi
olmaz. Almayı her dileyene verdik. 'Doyum olmaz.' diyen her kulunu gördük.
Bildiğimiz güzeli serdik. Olumsuzluk değil, günün yorumudur
kayıtsızlık. 'Çarşaf aldım dar gelir, yorgan serdim kısalır.'
diyenin kaygusu geçersizdir. Eklersen uzar, ayağını çekersen yerleşir.
Düzene sen uyacaksın, düzen sana değil. YAZAN'a sen uyacaksın, YAZAN sana
değil. 'Karşı evde ne olsa, her olan bana gelse.' diyenin,
aşında tuzu olmaz, yuvada huzur kalmaz. Almayı bildiğimiz, vermeğe
uyduğumuz kadar, VEREN'i bildiğimiz görülür. Her günün gecesinde
artan aş, gönlümüze ağırlık verirse kuluyuz. 'Gölge beni eylemez,
HAK'tan başka gönlümü bekleyen olmaz.' diyelim, niyazımıza öyle
başlayalım. ALLAH'ıma emanet olunuz. ('Çifte ata gem vurmak' sözlük anlamında mıdır
Dede'ciğim?) Demde
gerçeği bilen, bende sende arayan, çifte ata gem vurandır. 'Ben, sen.'
diyen, almaya çalışan; vermeye alışana kadar çifte at koşturur.
Güzellik heveste değil nefestedir. Güzellik gölgede değil, Güneş'tedir.
Her adımda övünen, her duruşta dövünür. Ak günden yorum alan, kara gün demesin, olaya düzensiz diye söz etmesin.
Doyum yerini bulur, huyu havada kalır. Gayret, yerden göğe dumanı
dağıtır, kul severse, eğitir. Yamayı ele alalım, dünyaya öyle
bakalım. Kar yağarken ses örtülür, yağmur yağarken
ses dürtülür. Ne var ki, yağmurda da karda da, toprak dilediğini
alır. Elbet bereketi. Güzde dilenen olur. Derman dileyen, HAK'tan bekleyen,
elbet nasibini alır, ne var ki dilenen güzde olur. Sütü içen, darlığa düşmeden gelişmez.
Gölgede kalışı, aramıza duman koyuştandır. Geldik bildik diyelim,
tatlı üzüm yiyelim, güzde yolu bilelim, el ele gülelim. Vakit yerini verir,
seven kendini bulur. Yaprak yumuşak olur, kendinde DOST'u görür. 'HAY'
diyelim, yaprak olsun diye niyaza duralım. Her gün bir tesbih. GÜL diyelim,
GÜL'den sevab dileyelim. ALLAH'ıma emanet olunuz. Kuru kumda ayağını tut. Akşam yatmadan önce,
yaprak yaprak marul ye. ALLAH'a ısmarladık. Yerden aldığın dünya nasibi, sudan aldığın
mana nasibi, havadan aldığın yumuşak günün iki alemin nasibi. Kulun
sevindiği gün, yumuşak gündür. ALLAH'ıma emanet olunuz." dedi,
SARI ANA yürüdü. Gerçeğe dönüşün, ateş iken sönüşün
bilindiği yerde LOKMAN HEKİM anılır. YARDIMCI'sı LOKMAN'dır. 'Gemiye bineyim.'
diyen, attan ata atlayacak, kalan değil gelen nasibi toplayacak. Kemer
belden düşmez, niyazı asla şaşmaz
(Geçmiş tebliğlerde, Türkiye'deki petrol alanları ve petrol çıkarılması
konusundaki bilgilerin iletilmesi hakkında alınmış bir tebliğ) 'Koruk helva olacak, hak yerini bulacak. Kar yoldan inecek, her kul aydın
günü görecek.' dedik, daha önce verdik. 'Dur.' diyen gelmez, 'Vur.' diyen
gülmez, 'GÜL', HAKK'ındır solmaz. Kucak açıp gelecek. (Kim
gelecek?) YEMEN'den selamını ileten. O gün, o gün olacak, güğüm güğüm
verecek. Sarı fistan giyene, 'Elim sende.' diyene, 'Gürlük sizlere, verilen
sözlere. Uyalım gelelim, cümlesine gülelim.' diyecek. (Kim
Dede'ciğim?) RABİA. (RABİA
HATUN) Hasret yollara verir, yolda arayanı görür. Danıştık sorduk, dilenen
helvayı kardık. Sayıya atalım, yedi günü tutalım. 'Diledik geldik, duranı
çevirelim.' denildi. Dayanan, güçlüğü yenecek. Kayayı oysalar, derine koysalar, elde bulacaklar, ne var
ki zamana uyacaklar. Niyaz namaz kuldadır, bilen gören yoldadır, huy değil
haldedir. Geldik vereceğiz, yemeni giydik gideceğiz. 'Koruk helva
olmazsa?' diyene sözüm: Helva olmazsa şarap olur. Yerde asla kalmaz.
GÜL'den aldık, GÜL'den gelene verdik. Gidelim, diyelim, olmuş meyve
yiyelim. Kaşık her kula, kuşak ER kula verilsin. (Kuşaktan murat nedir?) Ayna dileyen, kendine bakandır. 'Kuşak'
verilen, aldığı irfandır. Dağılan toplanacak, eksilen eklenecek. ALLAH'ıma
emanet olunuz. EYVALLAH. Bekle.

Yapıya kum olana,
kapıya
kul gelene ‘Selam.’ diyelim;
kucakta söz verene, ‘HAK ADINA.’ diyelim. Azı soran çoğu sarandan üstün
müdür?
Azdan çoktan değil, üstünlük sevendendir.
Örtüyü, yok olanı değil,
görünmeyeni
açmak için denersin.
Örtüyü kul halinden sorarsın.
Dönüşe değil
oluşa örtü vurulur.
Buldukça yerini doldurur.
Andan ötesi
nedir?
Gelen andır. Bütünleşen, birbirine ekleşendir. Her an bir önceki andan
bir sonraki
ana bağlıdır.
Özgür, ne
var ki az zaman.
Görünmeyen nedir?
Her kulu aynı hali mi
görür?
Hayır.
Çünkü her kul, her an ölür,
ve her an yeniden doğar.
Oysa zaman o kadar kısa ki.
Bir bilen var mıdır? Genişlik kainatta ve kulun doğuşundadır.
Aydan YEMEN’e söz almaz,
asla gölgeyi vermez,
yıldızı
yıldıza bağlamaz.
Duman yanan odundadır,
dünya kulun
adındadır. Gün geçerse gelene bağlanır. Gözden uzak kalmaz,
çevreyi bilen
sormaz. Kaygu veren silinir,
ayrı
kaba bölünür. ‘Almam.’ diyen dağıtan, arayanı sevindirir.
Sen-ben aldım
sevindim,
aldığımla övündüm. ‘Gel.’ diyenden ALLAH’ım RAZI olsun. Sözünü bağlasan,
demde
HAK ile gönül eğlesen;
gönülden çirkini ABDAL misali silerdin, ‘Kaygu.’ diyene gülerdin.
Huzur her kulun dileğidir. Her kul birbirinin eleğidir. Cümlenize
selam olsun. Gelen gülen, halden bilen kullarına RESULÜ Yardımcı gelsin. Elbet
gelir. 'HAK' diyene verir. Çünkü bileni, olanı, seveni görür. GÖREN'e
hizmettedir. GÖREN elbet HAK'tır. GÖRDÜREN HAK'tır. Sebebin veren HAK'tır.
ALLAH'ım RAZI olsun. Cümlenizden. 'Katı gelen söz açmaz, dağlar taşlar yol açmaz.' diyene sözümüz.
Katı geleni yumuşatalım, dağları taşları yola bağlayalım.
Güneşte olumlu gün başlar. 'Ne demek?' dendi. Sevgisizlik akımı
sevgiye dönüşür. Her kulu 'ALLAH.' diye konuşur. Dediniz mi kuşlara 'Gel beni ara.', dediniz mi çiçeklere 'Bul
beni.'? Elbet yaban çiçeği seni bulamaz. Senin onu araman gerek. Yaban
çiçeği çoban ile hemhal olur. Ondan alır, ona verir. Bahçende olan çiçek
yerini bulduğuna sevinir. Unutulmasın sevildiğine, çiçek de böcek te
sevinir. ('Yaban çiçeği'nden murat nedir
Dede'ciğim?) Elini vermediklerin, YUVA'da görmediklerin. (Tebliğ alınma sırasında GARİP, arkasından fısıltı
halinde bir ses duyar) RABİA'nın sesini, oun nefesini aldınız (RABİA HATUN) ALLAH'ım cümlenizden RAZI
olsun. Geldi, müjdeyi versin: ... Taç giyse kral dese, bilene ayak uyduramazsa, taçtan
tahttan ne alır, dileyene ne verir? Taç, bilim olsun, taht ilim versin,
cümlenize gülsün. ALLAH'ım cümlenizden RAZI olsun. Üç günde çözülür. Sanılmasın
bezililr. 'Bezdireyim.' diyen kendi yorulur.
Gönülden akışan, gelen diye bakışan, halden alıp verişen.
Dünyaya geldiğimiz, YARATAN diye bildiğimiz günden ayrıya düşmiyelim.
Cümlenize selam olsun. 'Çokluk gelse sözü verse.' denilir. Elbet çokluk gelir. Sözü izni olan
verir. Uçan kuşun kanadına baktım, kuru yaprağın dumanını ittim.
Bileyim bilmiyeyim her verilene gönül yaktım. Açık camdan bakana, elde mendil
tutana, 'Sözden gelsin, ÖZ'den versin.' diyelim. 'ÖZ'den veriş nasıldır?'
denilir. Kendini mecbur hissetmeden verilen, paylaşmak istenilen. 'Hamur alsam elime, ocak yaksam geline, yiyen de sen, gören de sen.'
denilir, YUNUS'tan söz istenir: ... Darda olana gülme, hiçbir dostunu silme. Dün hataya düşenler,
bugün hale şaşanlar, 'Yarın gelse.' diyenler; bilseler gün,
kulundur, bilseler yol, halindir. Koşuya gidilmeyen yoldayız. Taştan
ağır gelse de, suyun yürütemediği olmaz, suyun eritemediği kalmaz.
'Olmıyan kul bilmez.' denilmesin. Her kul olacak, akan suya uyacak. Kalıp
olmasa da, dilenene uymasa da, güne eklenen, umut ile beklenen yapıya gelinir.
Duyana ses kaygu vermez, görene rengi silmez. ALLAH'ım kullarını birbirinden
ayırmaz. 'Doyum yeterli midir?' diyene sözüm. 'Doydum ALLAH'ım,
başka aş istemem.' der misin? Yoksa her öğün yeniden yer misin?
Yeniye uyulan, yenide duyulandır. 'Kapıyı açan kim?' denilir, bilim tasında
ilim aşı yenilir, güzel, yerine daha güzeli getirir, her gün bilineni
götürür, bilinmeyeni getirir. Deynek köre yön, topala güç verir. Deynek düzende yerini
bilmiyeni, yolunu bulmayanı canından bezdirir. Deyneği 'İyi mi, kötü
mü?' diyelim? Dağılan, sözde eğilene yön verir. Değirmene, yağan
yağmur su götürür. Aymayı bilenden, kendini bulandan, gönüller yıkanır. Geldik verdik, her
sözcüden serdik. Sergide bulana, bulduğuna uyana, 'Aldığını veresin,
bildiğini üretesin.' dedik. Gönüller alıcıdır, akıl hallacı. 'Yorgan mı
olacak?' diyene sözüm: Aydın gelsin ÖZ'ün. Kapı kapı dolaşsan, her sorduğun
ile halleşsen, bildiğin yeterli olmaz, çünkü hallacın çalışmaz.
Cümlenize selam olsun. ALLAH'ım her niyetten RAZI gelsin.

Yorgan düzende gelen, yastık bedene uyandır, sesin geldiğini duyandır.
Cümlenize selam olsun, düzende her kul yerini bulsun. (Dedeciğim, bu altı rakamının bir
özelliği var mı acaba?) Dost dumansız kalandır, altı cümlede
kendini bulandır. (Altı yön mü yani?) Altının
yanda yönde değil, kumda adı vardır. Kumun sayısını alamazsın, altı ile
bölemezsin. Yedinin başkan sayıldığı duvarın öyle örüldüğü bilinir.
Dostun altısı bir araya geldikte, düzende huzur görülür. Ne var ki YAZAN’a
uyulur. Kayıtsız oluşmaz, olumsuz gelen buluşmaz. Doğru eğriye
mihenktir, görünen kainatta ahenktir. Elde, dilde, gönülde aynı şarkıyı
söylersen, söyliyeni dinlersen, dumanı dağıtmış olursun, altıyı bir
arada bulursun. Karışık değil açıktır. Okuyan BİR'dir, YAZAN BİR’dir,
çözen BİR’e uyandır. Kaşığı ele alsan, ocakta beklesen, aşını
yersin, 'Ne güzel.' dersin. Kesin bildiğin budur. Uykuya dönüşen,
bedende gelişen, O’nun ile buluşan, sen misin, O mu? Ocakta yiyeceğini
bilirsin, uykuda göreceğini bilir misin? 'Ayağım yere bastı, elim dalını kesti.’ diyene sözüm. Her kul yere
basar, ne var ki dalı türlü niyetle keser. ‘Ağacı budayım, meyveyi bol
alayım’ diyen, günü gelince elbet yiyendir. ‘Vurayım.’ diye kesen, kendi
kendine küsendir. Bilmesi gereken, vuran vurulacağını bilmeli, kendini
öyle bulmalı. ‘Dar yol bana gelmez, dileğime götürmez.’ diyenin, yürümeye
niyeti yoktur. ‘Kapı kulu olayım, kapıda su göreyim.’ diyene de ki. Kulluk
HAKK’adır. Gidenin yolu su. Can gülerse CANAN bilir, CANAN söylerse can bulur, birbiri ile hemhal
olur. Gör sende olanı, gör senden bulanı, gör bilende kalanı. Gönül yandı alev
alev. Yolumu bulduğumu MEVLAM diye yandığımı bilen kim? Dönen gelen,
dünden veren kim? Demde ayran içersen, yolun diye seçersen, alev alev yanan
gönlüne dönersin, AŞKI’na kanarsın. ‘Yetmez.’ diyene de ki: Gönül
açıldıkça açılandır, geçildikçe seçilendir. Gün günün yorumuna girer, her gün
geçen günü sürer. Altı düzen bulaydı, altı elde kalaydı, doğuşa değil
oluşa düzen gelirdi. Saman yerde kalmaz, ota gerek duymaz. Güçlük
geçerlidir. Doğan yerini düzende bulur. ‘Günleri saydık, olumsuz geldi.’ diyene sözüm: Yorum uyumsuz oldu. Dağılan
toplanmadan uyum bulunmaz. ‘Ayağımı yere bassam, yerde taşa vursam.’
denilmesin. Daha önce verdik, ÖMER’in (HZ. OMAR)
sözünü ilettik: Yemiyene, giymeyene, sevmiyene gönlünü kapatma. Yiyene, giyene,
sevene elini kapatma. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun. Alanı vereni, göreni
seveni yardımcısız bırakmasın. ALLAH’ıma emanet olunuz. (Dede'ciğim, ‘Sarı destan’dan murat nedir
söyler misiniz?) ‘Olacak gelecek.' diyen, bildiğince söze giren,
sarı destan yazandır. Yazımız O’ndadır, O’nun kaleminde. Senin benim yazımda,
onun bunun sözünde kader okunmaz. Ne derlerse desinler kula dokunmaz. Kumdan
geldik, kuma döneceğiz. ‘HAK YOLU, odur.’ diyeceğiz.

Gönülden alıştık, güzel günde buluştuk. Cümlenize selam olsun,
gelişen yolda her seven buluşsun. Huyum suyum gönülden aldığıma, yorumda kaldığıma gelir. Her
bohçada dilenen bulunur. Sohbetin güzeli her gönüle aktarılandır. Asla nokta
koyulmasın. Bilenden bilmiyen ayrılmasın. 'Elde kanıt var.' diyen, ham
meyveyi yiyendir. Değişenin yapısını, açalım kapısını. 'Her gün
gelsem, söz alsam, her sözde olum bulsam.' diyenin elbet kapısı açılır. Açık gelen verilir, her sorulan çözülür. Altı, yapıya
düzendir, düzeni veren elbet YAZAN'dır. Görevin azına değil, özüne
girelim. Bildiğimiz her hali sergiye koyalım. Yediyi sorana sözüm: Daha
önce verdik, dost dediğin kapıda asla yan durma. Güneş sana bana değil
cümleye verir. Güneş ona bakan her var olanı görür. Güneş, yürüyen
ile yürür. 'Sarıyı benliğine almış, seveni sarı ile sarmış.'
dediler, kaynağını sarıdan aldığını söylediler. Danışılan söz gelir, kendinden olmayana sanılmasın
söz verir. Unutulmasın, her taş baş yarmaz, her taşı eline alan
sevmediğine vurmaz. Duranı olduğu yerden alalım, 'Beraber gel.'
diyelim. 'Ucu olmayan, sözü sonunu vemiyen.' denilir, kainattan
öyle söz edilir. Noktada başlar ve biter. Her var olanda, AŞK ateşi
tüter. Bilen bilmeyene katar." Ağacın gölgesi oluşsun, sohbette cümleniz orda
buluşsun. ALLAH'ıma emanet olunuz. Düzende YAZAN'ı görünüz. Kendinize
sorunuz, 'Ne gördüm? Ne buldum? Ne verdim?'

(Ruhlar bedensiz oldukları halde, birbirlerini nasıl tanıyorlar? 'Can' nedir?
'Beden' ve 'ruh' ile ilgisi nasıldır? YUVA'mıza hep 7.KAT'ın sakinlerinin
geldiklerini sanmaktayız. Acaba, 1.KAT'tan gelebilecek faninin bize
söyleyebilcekleri bir şeyler yok mudur?) Candan sevenin, candan bilenin, geldiğine gördüğüne, VEREN ile BİR
olduğuna gözlemciyiz. Cümlenize selam olsun, gölge silinsin. Almayı
dilediğiniz, olmayı düşündüğünüz her anda, gelenin gülenin
hizmeti sizlerledir. AŞK'a susayan gelir, suyu dileyen verir. Her seven
SEVGİLİ'yi bulur. Geldik gördük, bulduk. 'EYVALLAH.' dediğimiz
günden olduk. Duran bize gelmez, YUVA'da kaynaktan başka vermez. Yerimiz verildi,
YEMEN denildi, DOST sofrası kuruldu. Hizmetimiz, elbet dilenen her kata gider.
Ne var ki her kat gelemez. Her olay HAKK'ın İZNİ iledir. Duman alıp vermeyiz.
Aymayı elbet, kenara koymayız. 'Gölgeden maksat?' dendi: Elbet her gölge,
kulun kaygusu değildir. Güneşten sakınmak, ağacın gölgesinde
oturmaya yeterli ise, gerçeği örtmez. Gayrette sefer olmaz. (Yani, devamlı gayret gerek, onu mu demek istediniz?) EYVALLAH. Gemiye yolcu gelse, yükünden fazla olsa, kaptan yerini
vermez. Çünkü kaptansız gemi gitmez. Yükünü yerine ulaştırır, sonra gelir,
her dileyeni dolaştırır. 'Gelemem.' diyene de ki: Gelmeyi dileyen değil,
nasibi olan gelir. ALLAH'ıma emanet olunuz. Sorulana, gelende cevap alınız.

Yerden gökten aldığımız, 'VEREN.' deyip bildiğimiz günden,
cümleye verdiğimiz güne kadar geldik. 'Selam.' dedik düzde durduk. Dilenen
aşta, kurulan sofrayı gördük. ALLAH'ım cümlenizden RAZI olsun. Gelenden
gelmeyene selam iletilsin. Denilsin ki: Dünü günü bilelim, her olaya gülelim, düzde
yüzde kendimizi bulalım. 'Bizi her kulda değil, her kulu bizde bulalım.'
diyenden demiyenden sorgu açmayalım. Meydan bulup gelenler, yerini sevgi ile
alanlar, günü düne bağlamaz, gelen güne ağlamaz. Kaşık elimizde, aşık dilimizde, VAREDEN gönlümüzde. 'Gel.'
diyelim seninle, sohbet edelim onunla. Yerimiz DOST sofrasında olsun,
gelmiyenin aşı kalsın. Köşkü buldum yerinde, AŞK'ı gördüm
gönlünde. Gelmeyi dileyene, her sözü eleyene, cümlenin selamı olsun. Damarda
akan değil, dolaşan vardır. Yerini bilir, her an yenilenir. Karşı
gelemezsin, olacağı bilemezsin, vermese bulamazsın. 'Gördüm, geldim.' diyene, güzel çirkin sevene, 'Yerimiz
var' diyelim, gönlümüzü açalım. Duvar dibi göçerse, kul yapıyı seçerse, sözüm
gerçek anılır, AŞKI diye yanılır. Kundak açıldığı yerde, bebek seçilir. Öyleyse,
doğumun olması beklenir. (Hangi doğumun olması?) MERYEM'in kundağının açılışı. 'Ne
demek?' dendi: Beklenen olayda, gün verilmez bilinse de. EYVALLAH. 'Doyum olmaz sevgine, gözüm doymaz sergine, neden düştüm
sorguna? Kul olup gerineydim, söz deyip yerineydim, ben hal ile bilineydim.'
diyene, 'Elbet kulluk yolluktur.' diyelim, her kulunu sevgi ile kucaklıyalım.
'YAR.' diyelim, yerden göğe analım. 'Yerden göğe ne demek?' dendi:
Her zerrenin BİR olduğu, kainatta BİR'liği kurduğu
bilinse, 'Sözün özü.' denirdi. Noktadan noktaya geliş odur. Göğün
hududu nerdedir?

(Ölmüş bir kişinin arkasından yapılan 'Hatim', 'Mevlüt', 'Tevhit
tesbihi' gibi törenlerin, onun ruhu üzerindeki etkisi nedir? Yugoslavya başkanı
Tito örneğinde olduğu gibi; bitkisel hayat yaşayan vücutlardaki
ruhun durumu hakkında bilgi verir misiniz? Aldıklarımızı ne şekilde
vermeliyiz? Şimdiye kadar yaptığımız çabalar yerinde midir? Ara
toplantılar hakkındaki görüşleriniz nedir? 'Altı' ve 'Yedi'nin bir daha
açıklanması mümkün müdür? d.'nin (A.B.D.) şifa bekleyen mektubu?) ÖZ'e verdik göze girdik, sözde durduk, cümlenizi gördük, 'Selam.' dedik.
Yerden aldığım taşı, sofraya verdiğim aşı; yiyen bilir,
gelen görür, 'Düzende aykırı olan var.' diyen yanılır. Gölgeyi dersen
güneştendir, sevgiyi dersen ateştendir. Can bedende oluşur, ruh gidende gelişir, gittiği yerde bilişir.
Değişen olmadıkça, ruh ayrıya geldiğinin idraki içindedir. Ne
acele eder, ne çekimser kalır. Gördüğü aydınlıktır. Doğruyu görür.
'Ne demek?' dendi: Her yaratılanın varacağı yeri idraki, dünya perdesinin
örtüldüğü anda başlar. DOST dediği, varedilenle BİR'liğe
gelir. Varolanın idraki, gölgesiz ölçüsünü bulur. Onun için, uzun yatanla kısa
gidene dert etmeyin. Örtü elde olaydı, dileyen açabileydi, kısa güne talip olurdu.
('Kısa gün'den murat, 'Kısa ömür' mü Dede'ciğim?)
EYVALLAH. Her söz yerini bulur, kapıya her adım atan dilediğine yönelir. Dayandığımız YÜCE'dir, bilmediğimiz gecedir,
her gül açmadan goncadır. Bildiğim bana yetse, sana yetmez. Bilgin sende
kalsa, toprağa gömdüğün altına benzer. Kuşağın sıktığı
bilindiği anda, gevşetileceği düşünülür. Elbet düşünen
sensin. DOST sevgi ile beslenir. Her niyazda DOST bahçesi süslenir. Geleni sevgin
ile beslersen, gidende anmak az mıdır, vereceğin söz müdür? Gönlünü açtığın,
cümlesini seçtiğin bilinir. Niyazlar HAK ADI'na edilir, her andığına
noksansız iletilir. Nasıl ki susayana su verirsin, niyaz bekliyenleri öylece
beslersin. Elbet ruhlarını aydınlattığını görürler, hep birden gelirler
nasiplerini alırlar. Küçük büyük denilmeden, azı çoğu yenilmeden, söze
sözün katılmadan; umar ve alırlar. Elbet huzura varırlar. Her zerre sizlere,
her damla onlara. Yapıya dönelim, kınamadan çalışalım. Önce
çalışmaya alışalım. Demde uyum istenir. Gelende doyum beklenir. Önce
uyum, sonra doyum. Uyan doyar, doyan dağıtır. Ağızdan değil,
gönülden katılalım. DOST için gerekirse ateşe atılalım. Sönmez ocak,
dinmez bucak. Dağılan toplanacak, her bilen katlanacak. Her kul kendini eğiltirse,
ununu öğütür. (Dede'ciğim 'Un'dan murat nedir burada?) Nefsini, ruhunun kafesini, yapının hevesini.
('Un' değil de, 'Buğday'
oluyor değil mi Dede'ciğim?) Dağılan, buğdaydır. BİR'den dağılır,
değirmende toplanır. (Dede'ciğim, YUNUS babanın 'Boynuna astığın.'
sözü, tebliğler midir?) Ayna. 'Selam.' diyen kuluna, 'Selam.' dedik yoluna, burdan
oraya, girdik koluna. Adım adım alışır, bildiği yönde gelişir,
HAK ADI'na çalışır. EYVALLAH. (d. için mi?) Evet. Geminin aldığına, yoluna saldığına
yerini verir. 'Geminin aldığı kim?' denilir. a. (a. YUVA'nın 11 yöneticisinden 6.sı olan
musevi asıllı A.B.D vatandaşıdır.) Elinin yandığına üzülür, gönlünün yandığına
sevinir, dünyaya geldiğine yerinir. YUNUS misali döner durur, elbet
dilenen yere yürür. (Kim Dede'ciğim? d. mi, a. kardeş mi?) a. Açan gülden yaprak alsın, kaynatsın
suyunu içsin. ('Açan
gül' yaprak mı, gonca gül mü?) Gül çiçeğin yaprağı. Goncanın açılmışı. (Dede'ciğim, hangi hastalığın şifasıdır?) Geçerli olan, adını alan değil derdini bilendir.
ALLAH'ıma emanet olunuz. ('Altı'yı vermedin Dede'ciğim?) Altı üstü birdir bunun, açık gelecek konun.

Yolun uzunu verir, kulun yozunu görür, her adımda öğretir. Kaygular
silindikçe, yorumlar bölündükçe; alan-bilen gürleşir, her yorum günü
gelende yerleşir. Cümlenize selam olsun. (Yorumun
bölünmesinden murat nedir Dede'ciğim?) Dilendiği gibi değil,
yönlendiği gibi yorumlanır. Her yolun gidişi aynı değildir
elbet. Ne var ki, varışı değişmez. Varsın yorum bölünsün. Her
bölünen toplanır, gelen güne saklanır. DOST sohbeti cümleyedir, günde kalmaz.
Onun için, günlük yorum sefere çıkmaz. Duman dağılsın, dağlar eğilsin, her gelen
sevilsin. Katık aldık düze geldik, 'Gölge.' dedik ağaca sırtımızı
dayadık. Alanı vereni, 'Yoğun çalışan.' dedik. Almayı dilersen,
vermeye alış; görmeyi dilersen, silmeye çalış. Geleceği değil,
gününü öğren. Almaktan geçelim, niyaz ile seçelim. Dar geleni silersen,
bol gelene gülersen; 'Dostunu ara.' derim. Olamayacak her olay, düzensizlikten
değil, yazılmayandır. Dilenen değil, yazılan görülür. Dilersen, taşı
kırarsın. Amma asla kumu taş yapamazsın. Gayreti elden, hayreti dilden verelim, gönülden yapıya uyalım. Saymak elde
olaydı, yıldızlara dolaydı; gündüz gece bilinmezdi, her sayfaya yazılmazdı. ALLAH'ıma
emanet olunuz. Yarına, 'Aydın.' deyiniz.

(Örneğin, göçtükten sonra 4.kademede olan
bir RUH dünyadaki bir medyuma yalnız 4.kademenin idrak kapasitesinden mi bilgi
verir?
Yine örneğin, 4.kademedeki bir RUH idrak tekamülü ile daha
üst kademelere geçebilir mi? Bu tekamül esnasında kendisine yardım ediliyor
mu?
Ayrıkotu hangi hastalıklara şifadır?)
Kendine düzen veren,
HAK ADINA düze gelen,
cümle kullarına selam
olsun. Sardığım düzende,
sorduğum YAZAN’dadır.
‘Geldim bildim bulayım,
cümle ile olayım.’ dedim. (DEDE’ciğim
aynı dil, konuştuğumuz dil midir?)
Verdiğimiz yazı
olduğu gibi ‘Bizden değil.’ diyene, ‘Söze eğil.’
diyene,
yol geçerli gelmez. Çünkü sözümüz yazıda kalmaz.
Destan
diye gelse,
oku geç! Fistan olsa,
giy
git!
Dayandığın-güvendiğin HAK’tandır.
Aymaya
niyet eden her kulu,
bilen ER kuludur.
Geldim gördüm ne bildim?
Elbet kendimi buldum.
Demek ki;
kendimi bilmeye
geldim.
Kendimi ne kadar bildi isem,
oradayım.
Göçtüğüm
an,
yerimi seçtiğim andır.
Yoğun
çaba gerçeği açmaz.
Bilimli uyumda bulursun,
gerçeğe kapı
açarsın.
Almayı dilediğini aldıkça, her dileyene
verdikçe;
kendinden değil, kendine alırsın. Kademelerden açılan
sözde,
dünyadan bakılan göz vardır.
Sana VEREN’e,
senin vereceğin elbet olmaz.
Ne var ki sana VEREN’e,
yaklaştığın elbet olur.
VAREDEN var ettiğini her kademede
görür, gördürür.
Dünyada yetmese de, ahirette
buldurur.
Bezmediğin elden,
latif koku alırsın, ‘Gelen ordandır.’ dersin. ‘Ne demek?’ dendi.
Şikayetçi
olmayanda, sonsuz sabır vardır.
Sabredene her adımı
kârdır.
Değişen asla olmaz, kapıya kapı eklenmez.
Oyun
değil sözümüz. (Yani kademe atlamak olmuyor
mu DEDE’ciğim? Onu mu demek istediniz?)
Olur,
VAREDEN
verir dedik.
DOST KAPISI’na çamur
gelmesin,
getirene HAK yol vermesin.
(DOST KAPISI’ndan
murat nedir DEDE’ciğim?)
‘DOST.’
diyen her kuluna
açık olan kapımız. ‘YUVA’da
serilidir postumuz.’ dedik,
daha önce verdik.
Nasıl ki dünyada CAN CANAN’la oluşur,
göçte de öyledir.
Her
göçene YARDIMCI’sı gelir.
YARDIMCI elini
verir,
eğite eğite götürür.
Güzellik dünyada
olmak,
bulduğu yerde kalmaktır.
Kendini bilenin, bendine sözü
olmaz.
(Bentten murat
ne DEDE’ciğim?)
Nemde nam
sözü etmek.
Akan su dururken rutubete bakarsan,
sadece yosun
görürsün. Kendimizi bilelim,
namımızı silelim.
Ben benden
sorulurum, ben ben ile yorulurum.
Sadece ben
sen ile karılırım. AŞK’ımız söze
gelsin,
cümleniz ÖZ’de kalsın.
Ne şah ne şıh, gerçeği
vermez.
Ne çok ne az, izin vermezse gelmez.
Geldi isem;
HAKK’ın ADINA,
RESUL’ün Andı’na geldim. Gelenlerde aynı AŞK’ı
gördüm. ‘Görmeyene vereceğin nedir?’ diyene,
ALLAH’ım
dilediğine dilediği kadar verir-verdirir,
görür-gördürür. ‘Niye
sana bana sordurur?’ dersen,
elbet hamlığa derim.
Yanılma
olmasın,
sohbette açılan soruya değil,
kainatın düzeninde
bulunan hataya.
Söz yarıda kalmadı.
Örtü cümleye gelsin,
yama almadan
örtsün.
İlminde aranan,
LOKMAN’dan
sorulan;
günü geldikte verilir.
Ayrık ile
günde sorulan değil
gelende verilecek olan açılır.
('Kandil', 'Ramazan', 'Bayram' bu dünya gününde olduğu gibi, öte alemde
de kutlanıyor mu? İstanbul'da bir şifacı hanıma öte alem tarafından
el verilmiş. Bu hanım halen, içinde bulunduğu duruma inanamıyor.
Devam etsin mi, etmesin mi?) Güzelin oluştuğu yerde düzen buluşur, her kulun hali gelişir.
'Saydık saymadık.' demiyelim, dünyayı sahipsiz görmiyelim. Selam ile geldik,
oluşan meyveleri soframıza serdik. Soframız müşterektir. Veren
olmasa, alan gelmez. Sildiğimiz her hatada bölünen nefis vardır. 'Derman
SEN'den ALLAH'ım.' diyelim, her niyazda sevgimizi sunalım. 'Geldiğimiz gündendir,
verdiğimiz yöndendir, aldığımız SEN'dendir ALLAH'ım.' diyelim, güle güle
her kulunu saralım. 'Çaydan geçeyim.' diyen, 'Sohbet sofrasına, kendinden başkasını katan
yanılır.' diyenin sözü kendinde oluşur. Semer, ata da merkebe de vurulur. Ayran
içelim, geçmişi silelim. Kement attığımız yerde, aldığımız atı
bilelim. Diyelim ki: 'Nasiptendir.' Her çiçek renk verir, her çiçekten koku
gelir. Ayrı ayrı bilinir, hepsi birden sevilir Kulu da öyle, her hali ile
sevelim. Diken çiçekten gelirse yerindedir. Kuldan gelen neden zorundadır? Günün
sohbeti bilenedir, kendini bulanadır; 'Gelse gelmese HAK ADI'na.' diyenedir. RESULÜ gününü verdikte uyacaksın, cümle ile duyacaksın.
Diyeceksin ki: Ramazan, bayram, ADINA'dır, AŞK ile gelenin andınadır. Günü
asla değişmez. 'Sabır verdin ALLAH'ım, selameti gördürdün, kendimi buldurdun.'
diyelim, her günü aydın bilelim. Günün aydını doğuşta ölüşte değil,
kendini buluştadır. Yer verir kul görür, gök verir kul erir. Sözün olduğu
yerde, niyaz yerini bulur. 'Katkısız geleydi, halinden vereydi.' diyene de ki:
Katkısız, yosunla örtülü duru suya benzer. Suda kurbağa gezer. Ses verir,
göz görür. Niyazımız gür olsun, akan sudan cümleniz nasip alsın. Açılan
değil, sürekli yoruma açık olan söz değerini gün gün arttırır. Çünkü
her gün ayrı yoruma katkısı olur. Bazı yorumlarda her kuluna etkisi olur. Askere kesin emir verilir, kurmay, düzene göre taktik
kullanır. Olumumuz budur. Destan yazayım diye değil. 'Kullarını ordu
nizamınca düzeyim' denilmez. Demde 'Genel Kurmay' düzeninde verilir. (YEMEN 'Genel Kurmay' mıdır?) EYVALLAH. YUVA'dan öylece söylenir. (Genel kurmay başkanı kim? Bir can
ekler HZ. ALİ) EYVALLAH. (Bu
halde, RESULÜ 'nün görevi ne oluyor?) Neydin ne oldun, nerden aldın nerden bildin? RESULÜ'ne
vergi, RESULÜ'ne görgü, RESULÜ'ne yargı. Var olan, yoğun düzende Adı ile
anılandan görev sorulmaz. (Ülkemizdeki bir yayında öte alemden ruhsal bağlantı
kuran s.b'nin bahsettiği 'Büyük Ruh', 'Büyük Parlak' kimdir?) RESULÜ. Kör içine açar, sağır içinde duyar, dilsiz bilmese
de uyar. Aç AŞK ile doyar. Her kulu bilse bilmese, görse görmese olmayı
diler. Olduğu hale güler. DOST'u bulduğu anda dolar. Cümleniz doluya
gelsin. ALLAH'ım gönüllerde dumanı silsin.

'Güzel.' dedik her güne, 'Güzel.' dedik her yöne, 'Selam.' dedik her
cana. Günün güzelliği yorumda değil, uyumdadır. Gemiye gemici verilse, kaptandan sorulur. Dağlar
boyu dalga gelse, 'Nasip.' diye yorulur. Her çizgi, selamın eşiğidir.
Her sayfa, sevginin beşiğidir. Yerinde oluşur. Yolun
açıldığı günde, sevinç görülür. Elbet gittiği yoldan şifa ile
dönülür. Üç halde açılır. 'Hamdolsun.' denilir. Gemide dönülür, selamımız
gidilen yere iletilir. (Dede'ciğim, kimin için yazıyorsunuz acaba?) Alan bilir. EYVALLAH. 'Dağılan nerde kalacak, eğilen kimde görecek?'
denilmesin. Her nefeste toplanır, bohça misali katlanır, açılan damar eklenir.

(Geçmiş senelerdeki yöntem, bir hafta sohbet alıp üç hafta bu sohbetin
yorumunu yapmak şeklinde idi. 1978 yılından başlamak üzere her hafta,
ilk önce sohbet alma ve bir önceki haftanın sohbetini yorumlama şeklinde
YÜCE ALEM tarafından tebliğ edilmiş idi. Ancak son yöntemde, gece
aldığımız sohbetten sonra yoruma geçilmesi, ilerlemiş saatlere geldiğinden,
bir çok canın yoruma katılmaması durumunu oluşturmaktadır. Acaba bir hafta
sohbet alıp, ertesi hafta bu sohbetin yorumunu yapma uygulamasını getirsek,
daha mı verimli olur?)
Kucak açılır, kulu seçilir, akan sudan geçilir. Geldik gördük, cümlenize
'Selam.' dedik. Kahrı silelim, gözde düzen görelim. 'Kendim alsam, kendim bulsam, yarını
düzende görsem.' diyene sözüm: Buğday kökünden değil, dalından
bilinir, başağı sevilir. Denenmiş olan, düzende yerini alandır. Dünden güne değişen yok elbet, gelişen
vardır. (Dünden
bu güne gelişen' nedir Dede'ciğim?) Kulun bilinci. Duman dağıldıkça
görüş açılır. Verilen asla kapalı kutuda değildir. Sayfayı açtıkça
görürsün, her satırda gerçek olanı bulursun. Denizin suyunu destine
dolduramazsın. Okuyan açılır. Her kademeye bilgi ölçüsünde değil, bildiğine
uyduğu ölçüde geçilir. Bilen bilmiyenin sorumluluğunu da alır. Amma,
uymayanın sorumluluğu kendisine aittir. Dayanırsan köksüz dala, dal ile
düşersin, 'Ne oldu' der şaşarsın. Düz gideni aradık, toz
güdeni sorduk. 'Derman.' diyene niyaza durduk. (Toz güden'den murat ne Dede'ciğim?) Toz güden, iz sürer. ('Takip eden' oluyor değil mi Dede'ciğim?)
EYVALLAH. 'Dünde olan mı?' denildi: Günü dün getirmedi mi? Bu
gün dünden kalana oturmadı mı? Açılan kapıda seçilen yapı vardır. Sohbetimiz
uymayı verdiği için, genişliği sizin yerleştirmeniz
gerekir. 'Bir sohbet üç yorum.' denildikte, vakitten çalmayalım. Dünden kalan,
yarına eklenen günde de yorum olur. Ne var ki, sohbeti her gelen alır.
'Değişen değil, gelişen olsun.' dediğimiz odur. Her
cuma sohbetimiz alınır. Yoruma dileyen dilediği kadar katılır. (Dede'ciğim her cuma tebliğ alınması
tatil için de geçerli midir?) Demde kement attığımız her olay yerini bulur. Tatile
MEVLANA değil katılanlar gider. Ne var ki, yoldan alacak, 'Halim
versin.' diyeceklere, 'Gidelim.' deriz, adını tatile veririz. 'Yolumuz
açılır.' dedik, sohbeti YUNUS'tan yeniyi verelim diye aldık. Ağaç diktim, köküne suyu döktüm. Meyvesi bahçemde ise benim, bahçende
ise senin. Gelişimiz size olduğuna göre, meyveler de sizindir. Diler
yer, diler paylaşırsınız. Yerde kar varsa iz verir, ocakta kor varsa haz verir,
sohbete her gelene MEVLANA söz verir. Beraber olacağız, AŞK ile
bulacağız, pervane misali döneceğiz. Döndük yanacağız, kör
odukta gönülden göreceğiz, öylece gerçeği bulacağız. 'Beraber
olacağız.' dedik, dünü günü geleni verdik.

('Tövbe' müessesesi hakkında izin varsa açıklamada bulunur musunuz? 'Göreve
talip olma' konusunda bizi aydınlatır mısınız? 'Görev'in kapsamı hakkında
açıklayıcı bilgi verir misiniz?) 'Geniş yerde 'Dar.' dersen, güzel güne 'Zor.' dersen, kendini
yokla.' diyene sözümüz, her kulunda gözümüz. Darlığa düşmeden gel,
varlığı deşmeden bul, kendini bil de ol. Olmak için, ne darlık ne
genişlik gereklidir. Cümlenize selam olsun, her yerden alan gelsin, her
zerreyi bilen uysun. Damla damla değil, akaraktan geldik, elinizi tutaraktan verdik. Ne
bildiğini sorduk, ne bilmediğini yerdik. 'ALLAH.' dedik, HAK SOFRASI'nı
kurduk. Konuk yerden gökten beklenir, saymayı bilen sevgisine sevgi eklenir.
Derin suya ayak atma, sorumlu başkasını tutma. Aldığın her damla su,
O'ndandır. Bekliyen değil, ekliyen olasın. Ektiğin ağacın
meyvesini alasın. (Bir kimseye mi hitap var
Dede'ciim?) Cümleye. Akaraktan verdiğimiz su, asla yıkaraktan
gitmez. Bendi öyle geniştir ki, sağı solu yıkmaz. Aynayı verdiğimiz gün, kendinize döndüğünüz gün oldu. Elbet
görev gerçek yerini buldu. Kendini görevli sayan her kul, HAK ADI'na söyleşmiştir,
DOST derdini paylaşmıştır. YUVA'da olan her kulu, kayıtsız
görevlidir. (Ayırım olmadan değil mi Dede'ciğim?)
Görevi elbet cümleyedir, kendine de. 'Alacağız vereceğiz, hep birlik olacağız.' diyelim, asla şüpheye
düşmiyelim. Hatayı bilen de bilmeyende yapar, yerini bulan da bulmayan da
yapar. Kim ki gönülden tövbe eder, elbet sevabına sevap katar. 'Hatadan uzak
kalsak daha iyi değil mi?' dendi, pişmiş aş çiğden
meyve yendi. Yerden geleni aldık, kimini 'Güzel.' kimini 'Çirkin.' dedik.
Suyun tatlısını acısını ayırdık. Her halden her hatadan AFFI'nı dileyelim.
Diyelim ki: 'YARATAN bilir, yaratılan affetsin.' Çünkü hatamız yaratılanadır,
YARATAN'a değil. Göz göze söz edemez. Söz söze bağlanamaz. Öyle
olunca bilinen birbirine eklenemez. Her zerre madem ki varedilendir, bilgide
birbirine eklenendir. Demek ki zerreden dahi alacaklıyız, zerreye dahi
borçluyuz. Veremezsek, af dileyelim. Afta bağlantı vardır. Anında
birbirine bağlar. Şüpheniz olmasın. Dal kırılsa bağlarsın,
meyveyi beğenmezsen aşılarsın. Bilmek güzeli bulmaktır, kainata
dolmaktır. Göçte kaybolmazsın, kalbolursun. Her zerrede dünyada iken verdiğini
bulursun. İşte o zerreler sana hizmettedir. 'İyiyi götürün.'
dediğimiz odur. Her iyilik zerreler halinde kainata yayılır. Göç anında
gelir seni bulur. (Efendim bu zerreler maddi
midir?) Var olan her şey manadır. El an hayır ile anılan,
'EVLİYA' diye söylenen her yaratılan, zerrelerden oluşan bilgilerini
yaydıkları gibi, göçte toplarlar ve her gün anılırlar. 'Güzeli bulun, güzeli
verin.' dediğimiz hep odur. Odur ki, sizi bulur ve dilenen yere yükseltir.
Gelen giden nerdendir? Alan veren kimdendir? 'Dert.' demiyelim, 'Dağılan.'
diye söz etmiyelim. Ne ağacın gölgesi ne denizin dalgası, el ele
verenin halkasını silemez, kimseyi bölemez. Aldık verdik, zerrelerde BİR'liği
bulduk, cümlenize selamladık. Dayanmak güzeldir HAK'tan gelene. 'Şifam nedir?'
diye sorana: Yoğurt yesin, nanenin suyunu içsin. (Bir can sorar: 'Benim sorduğum mu?') Değil. (f. için değil mi Dede'ciğim?) EYVALLAH.

Bak göreceğin her yana, bak bulacağın her yere. Derin kuyu ses
verir, serin suda kendini bulur. Yerden göğe kim ne dilerse görür.
Cümlenize selam olsun, akan suda kendini bulsun. 'Derin kuyu ses verir.'
denildi, sesin oluşu soruldu. Yerden yere bakarsan seninle olanı görürsün,
yerden göğe bakarsan O'ndan geleni bilirsin. Kuyuya ne dersen onu alırsın.
Dediğinizi değil, DEDİĞİ'ni alalım, aldığımızı
kainata verelim. Satın aldım elmayı, Dosta sordum kalmayı. Geldin kalasın, oldun bilesin.
'Gelmediğim?' deme, uymaza uyma. Altın tartıya, sirke tortuya, kendir
çiçeğe vermez, değirmene koysan çekmez. Ne var ki, yersen mideye
çökmez. Eler, dokur. Gölgeye çekilenin toprağa çakıldığı söylenmesin.
Güneş onu bulur. Her yaprak güne göre güneşten nasip alır. En
üstte olan yapraklar her an güneşten nasip alır. Dağ yeri görür, yer
de dağdan nasip alır. Ayrıyı, ALLAH'ım değil kullar görür,
yerini aldığı ile ölçer. 'Olumu, bildiğimiz kadar anlatırız.'
denilir. Asmayı dikerken salkımını bilemezsin. Almayı diledik, gelmeye niyet
kurduk, nasibin önünde durduk. (Her, yer arayanın dilediği, mertebe midir?) EYVALLAH. Dünyaya bağladığın,
dünyada eylediğin senindir; 'HAK.' dersen, yolundur; varmayı dilersen
halindir. 'Gidelim.' dediğin, varmayı dilediğin sonundur. Elbet
dünyada manada doğuşundur. Doğuş değişmez,
sanılmasın gelişmez. Varsam O'na, bir'sem bana. Birim, varım. Dünya ve
ahiretin özüdür. Dünyada birim, ahirette varım. Almayan alacağı günü
bekler, varlığına dileneni ekler. 'Oyuna top gerek.' diyene de ki: Sözümüz
yerindedir. Top elden ele dolaşır, oynayanlar halleşir. Suyun, şerbete
katıldığı da, çamur ile karıldığı da olur. Gine de su değerini
kaybetmez, ateşe atsan yanmaz. Öyle oldukta cehenneme 'Ateş' denmez.
Suyun dili olsa, denize ve bataklığa sorulsa, elbet deniz mutluluğunu
söylerdi. Suyun cenneti cehennemi odur. (Batıni anlamda mı Dede'ciğim?) EYVALLAH. Göz gözden alır, göz gözden bulur. Göz söze verir,
almayı dilediğimiz her meyveyi bilsen bilmesen bulur. Gören göze nasip
aldık, güzeli cümlenizin gözünde bulduk. 'ALLAH'ım RAZI olsun.' dedik,
YEMEN'den gelen selamı ilettik
Gökten çağırdılar cümle alemi. 'OL! GEL!' dediler. Geleni aldılar.
'Cümle sevsin.' dediler. 'HAY.' diyelim, kendimizi bulalım. 'Diri olan bilir.' diyelim.
'YAR.' diyelim, cümleyi saralım, birliği kuralım. Birlik bedende kalmaz.
Birlik cümlede ölmez. Geldiler, desek, yerden gökten BİR oldular. Kapılar
açık gelene, gönüller açık sevene, yollar açık bulana. Yerde gökte BİR
oldu, cümlesi YUVA'da durdu, ALİ sözü aldı: ... Gökten çağıran O'dur. ALLAH'ım affedicidir. Her günahın elbet bedeli vardır.
Unutulmasın, en son mekanı AŞK'tır. Fidanı dikersin, yaprağını
seçersin, meyvesini toplarsın. Gün gelir kurur. Kimi toprakta kalır çürür, kimi
odun olur ocakta yanar, devirlerini tamamlar. Asla yerde kalmaz. 'ALLAH ALLAH.' diyelim, AŞK çorbasını içelim.
'Nerden, nasıl?' denildi: Ocak yanarsa, kazan dönerse; elbet YAZANA güler, AŞKI'na
döner.
(HZ.ALİ efendimiz, 6.6.1980 tarihli tebliğdeki beyanlarında,
insanlara hitap ettikten sonra, 'Kayguyu siliniz, ahlak yerindedir biliniz.'
buyuruyorlar. Buradaki 'ahlak' kelimesinin delalet ettiği anlamı açıklar mısınız?) Geleceğiz göreceğiz, 'Yerde ne var?' diyeceğiz. Soruya
geleni, kayguda olanı niyaza vereceğiz. Kuşak beli sıkmasın, kul
körpe fidanı sökmesin. 'Yerden gelen nedir?' diyene sözüm: Yerde yaratılan
vardır, gökte bilim. Yorum elbet yeterli gelmez, çünkü bilime kulun aklı ermez.
'Armağan verdik.' dense, olmuş meyve yense; yorum dünyadan gelir.
Bilinen başka, bilim başkadır. Görünen bilinendir. 'Örtüyü açalım.'
diyene de ki: Gücün yeterli gelmez. ALLAH'ım sana bana YOLU'nu açar, ALLAH'ım senin benim
gönlümü seçer, her bilen dilenen yollardan geçer. Elbet geçilen yolda, seçilen
kulda ahlak vardır. 'Düzende yerim var.' diyen, her varolanı yerinde gören,
ahlak sahibidir. 'Sen mi aldın, ben mi verdim?' diyenden değiliz. YAR'dan
ayrı kalmadık, kulunu ayrı görmedik. Gayrette olsa, hataya da düşse;
bilmeyi kendine uyumlu kılan, ahlak sahibidir. 'DOST KAPISI.' dedik, HAK
yapısı gördük. Geldik YUVA'da durduk, duranları selamladık. Ele kaşık
gereklidir, DOST'a AŞIK gereklidir. Suyun başı bizdendir, suyun
aşı sizdendir. Her kulu katıldıkta, sofraya nasip atıldıkta, ayrıda olmaz,
ahlaktan uzak kalmaz. 'Gel.' dedik GÜL bahçesine çağırdık. Toprak ekine,
suyu köküne geçerlidir. Suyun verdiği kulun aldığıdır. Hancı yolcuya bağlanır, yolcu handa eğlenir,
bir verse üç alır, gideceği yerde kendini bulur. Ne saç sayısını arttırır,
ne yerini düze bıraktırır. Geçerli olanın niyazı edilir. Her olay ALLAH'ıma
havale edilirse, düzenin sözü yerine gelir, YAZAN'a öylece uyulur. Gölgede
kalmıyalım, her olayda kendimizi olaya adapte etmiyelim. Koyun atın görevini
yapamaz, at devenin yanında duramaz. 'Alışalım, olanı olmıyanı
alıştıralım.' dersek düzene karşı çıkmış oluruz. Yaratılan
YARATAN'ın malıdır. Kulunun himmeti olmaz, asla zimmetinde kalmaz. Yerimizi
bilelim, verilen kadar gayret gösterelim. Cümlenize selam olsun. Her dost HAK
ADI'na sözü bulsun. ALLAH'ıma emanet olunuz. Güç geleni sebep sormadan çözünüz.
Deyiniz ki: 'Güçlüğü yerinde bilmezsem bildir ALLAH'ım. Çözemezsem göster
ALLAH'ım.' Tasarruf sahibi O'dur. Çözen çözdüren odur. O'ndan olan, O'ndan
çözülür. Yerimiz SEN'in ile bellidir, cümlemiz SEN'in dilediğin haldedir.
'Şükür.' diyelim, şükürde selameti bulalım.
Selam yol ehli. Selam hal ehli. Selam söz ehli. Yeni yerin yoldadır. Yeni
halin GÜL'dedir. Yeni sözün dildedir. YEMEN'den verilen söze, güne kadar
gelinen düze kundak oldun. Sözün serdin, dileyen her kula verdin. Sen ne gördün
ne aldın? YA ALLAH' YA ALLAH. YA ALLAH. Selam YA RESULULLAH. Ak saça selam verenler, ak yüzde NUR görenler, ak güvercine yem verenler; kendini
aynada görsünler, her dileyene su versinler, hatayı kendinde bulsunlar, kimi
kimden ayırmasınlar, kimi kime kayırmasınlar, 'Yolum erdi.' demesinler. Yolu
yol yapan haldir. YOLU'nu arayan kuldur. Can canı oluşturur, her kulda ER'liği buluşturur. Alışan,
her zerrede buluşandır. Sen benim zerremi inkar edersen, kendini inkar
edersin, HAK'tan gelenden söz edersin. HAK zerrelerde, ezilmez. HAK
zerrelerde, bazılmaz. Zerreler diridir, diri kalır. Zerreyi bilmeyen ölüdür. Duyduk yolun sözünü, YUYAN verir hazzını. Kemik dozunu dumandan uzak
tutsunlar, dokuya dozu salsınlar. Kumun yerden verdiğidir, güneşten
değil, gölgeden şifa bilsinler. Dumandan maksat dayandığı kadar.
Sıcak su denilenden uzak dursun. Almayı dilediği şifayı bulacak,
kendine gülen dostu görecek. EYVALLAH. Değişen günde gelişen
olaya kaygu almasınlar, 'Konuk gelirse?' demesinler. VAR OLAN KENDİ'ni
bildirendir, yazıyı gösterendir. Kapak açılır, kemikten kaygu silinir.
Çevresini değiştirsin, bırakın dilediğini eleştirsin. DOST ADI verdik, her 'DOST' diyene güldük, biz yolda
hayır diye kaldık. Selam olsun alana. Selam olsun gülene. Selam olsun 'Nasib
ver.' diyene.

Kucak doluşu sevgi oluşur, her 'Yol.' diyen YUVA'da buluşur.
Gözledik geleni, özledik seveni, 'Gelsin.' dedik duyanı, 'Alsın.' dedik
bileni. Cümlenize selam olsun, niyaza her kulu doysun, AŞK ile dolsun. Denizin sakladığı, bilene verir ayırana değil.
Gözden uzak kalmasın, çölde ağaç aramasın. Gözcü gelse alamaz, 'HAK.'
demiyen bulamaz. Ayna gelse eline, saçının her teline 'Nokta var.' diyemezsin,
sen elekte eleyemezsin. Sofra açık tuz ister, meyve oldu yaz ister, EREN geldi
söz ister. 'Söz senindir.' diyelim, gelene sözü bağlayalım: 'Altın elde kalsaydı, koza ipi sarsaydı.' diyene de
ki: Ne altın elde kalır, ne koza ipekten başka verir. Her arayan yol
bulur, dayanırsa ALLAH'a. Her dileyen söz alır, inanırsa duaya. Yapı bizim kapı
sizlerin olsun, ayrıya asla söz verilmesin, gelen dilediği halde bulsun,
gelen 'Nasibim.' desin gülsün. Atı bağlarsan ipe, dalda bakarsan çöpe;
'YUVA bizden ' diyemezsin, aradığını bulamazsın. 'Dolu dünya yeri yok, dağ başında karı yok.'
denilmesin. Her zerreye bir dünya vardır, her zerrede bir dünya vardır. Dar
gelmez, kimse yersiz kalmaz. Dün nasıl geldiyse ADEM; günde yerini doldurana,
sazını çaldırana, 'Benden ona yol açtın, benimle kulunu seçtin.' der, her günde
sözünü eder. Değişen değil gelişen vardır. Oluşan biliştir,
verileni buluştur. Ademler gelir gider, her adem ömrünü güder. Bilen bildiğine,
bilmiyen aradığına koşar. Gerçek güne dönersen, gerçek yönde yanarsan; 'Ben
bendeyim yönden aldım, ben O'ndayım ÖZ'den buldum.' dersin, gönlünce yerini
bildiğin halde dönersin.
Yerden gökten aranan, olacaktan sorulandır. YEMEN'den yol gelse, yolu
sorana verse, diyeceğimiz birdir. Selam olsun. Şifadan söz edilen, daha önce sorulanda verilendir. EYVALLAH.
'Geçici.' dedik, daha önce verdik. Gönlünü güzelde gezdir. Kayguya yer yok. Soğuk
sıcak yer etmez; gönlün yerde dar etmez. 'Yatak dar gelir.' dersin. Nane içersen,
dardan çıkarsın. Yağmur yağar taneyle, kulu gelir haneyle, sebep verir yol
gösterir, kulu kula bahaneyle. Güneşin ışığına, sofranın kaşığına,
yerinin eşiğine aşırı yol verme. Oyundan soyundan söz alma,
huyunda kendini bul. Yaydan çıkmış ok gibisin. Akacak suya dalarsın,
aldığın kadar dolarsın, halinden bulursun ALLAH'ım RAZI olsun. (Tv programında Uğur Dündar'ın
sunduğu garip olaylarda görülen, araçların yokuş yukarı çıkma
sebebinin izahını lütfeder misiniz?) Yeraltı yer üstüne bağlandıkta,
akıntı meydana gelir. EYVALLAH. Aranmasına önem verilen olayda, önlem gerekmez.
Araştırılan madenin verdiğiyle, denilen bölgede dağılan, 'yer
altı ağacı' görüntüsüdür. Nasıl ki ağaç, topraktan dalına
yapraklarına verdiğini boşluğa yayar, güneşten havadan
aldığını toprağa aktarır, olay da budur. Araştırma merkezi,
'ağaç' görevini yapar. Manyetik alan. Aynı yere toplar, gidişi
zorlar. Oluşturan, doğaya değil, olaya hükmeder. Gayrete düzenden gölge alma, olumsuz gelene dolma.
Nerden gelirse gelsin, özürden söz ederse, gönlünü kırma. Kolunun yerindiği,
elinin gerindiği olur. Elin tutmazsa, kolun yerinir. Açılacak konuda
geçilecek söz olur. Kulu her hali ile imtihandadır. Gönlünde açmadığın
senden sorulmaz. Kuyuya ses vermedin, sözünü geri almadın, gönlünde olandan
kayguya düşmedin. Yerli yerini bulur, ALLAH'ım RAZI olur. Çevreni yerinde
tut, 'Dağılan.' deme. Gönlüne huzuru kat. Senden değil. Yol bizim,
söz bizim, gönüller kat kat bizim. Olacaktır sözün, bulacaktır ÖZ'ün, güzel
günde gözün. ALLAH'ım RAZI olsun. Alan bilen bulsun. Yuvanda yuyan gelsin,
nefesini sana versin. ALLAH'ıma emanet olasın. Güldün, bildin, uydun, aynada
göresin.
Yuyan geldik, veren olduk, göreni selamladık. Cümlenize selam olsun.
Gölgeyi silene, yolunda gönlünce verene söz verdik, düzenden selameti sorduk.
Her yerde aranırsa, taş toprak taranırsa, yorum günden sorulursa;
diyeceğimiz, kuma inelim. Gelmeden anılan, 'Olursa.' denilen, günden düzeni siler. Bağda
bölünen dağda dağılır, ağaç yerini sevmezse eğilir.
'Davarda yerim olsa, duvarda kumum kalsa.' diyene de ki: 'Davara yön veren
çoban.' diyenler, duvar örülürken taşı getirenler; elbet yapıda, kapıda
görev alırlar, düzene katkıda bulunurlar. Koyun kuzu bilişir, kuzu kalsa meleşir, demde
dilenen oluşur. Kapı açık gelene, yolumuz açık sorana, lokma katık diyene.
Günümüz hayır gelsin, ayımız (Ramazan ayı) mübarek olsun. 'Taşta sertlik var.' diyen, 'Kesem küçük dar.'
diyen, azdan çoktan beklenen; varlık ÖZ'dedir bilsinler, yapıyı satın alsınlar.
Ne var ki, sevgide asla ölçü aramasınlar. ALLAH'ım her kulunu bir sever, her
kulu da bir sevsin. Kendini aynada, cümleyi aynıda bulsun. Baktığın yerde,
'Kainat budur.' desin. Tek ayak yol vermez, ayak askıda kalmaz, kimse kimsenin
sözünü bağlamaz. ER kişi alandır, ER kişi bilendir, ER kişi
ayırmadan uyandır. Her kişi 'Bilirim.' diyendir. 'Bilirim.' diyenin değil,
'Severim.' diyenin, sevgisini sergiye koyanın ER'lği kayıttadır. Destek
gelene köstek vurmayalım, sirke ile balı karmıyalım, 'Paylaşalım.'
diyeni kenara itmiyelim. Söz yenmez, yanlış çiğnenmez, hata yutulmaz.
Elden geleni ayaktan kesmiyelim.
'Güzel günde buluşalım, sohbet ile oluşalım.' dedik, cümlenizi
selamladık. Her gün güzeldir elbet, ne var ki 'Ramazan' özeldir. Kuluna verilir.
Yeniden değil, gününde verdiği gibi bilinir. Gece gündüz
aldığın, ÖZ'ünde kaldığın, hal ile bildiğindir. Nefsine tarak
vuran, nefsine sahib olandır. Yazda kışta oluşur, bilen kulu
alışır. Cümlenize hayır olsun. 'Gayrıya.' denilen, bizden gelmez. Niyazımızda,
kainatın dışında kalan olmaz. Doyum dileyene, 'Huyundan.' dedik. Aşmadığın yol senin olmaz, almadığın söz
sana vermez. Gül bahçesi ayandır, gidişe yol yayandır. Bülbül olsam
vermezsem, gül dalına konmazsam; yaprak söze girer mi, gül sevgime güler mi?
Altın kafes verseler, 'Gönlün burda.' deseler; DOST adına yanardım, AŞK'ım
bilene sunardım. Çare sözde değil, ÖZ'dedir, O'nu gören gözdedir. 'Sus.'
diyene yanarım, gelsen diye anarım. Gün bu gündür bilinir, yılda bir ay sorulur, cümle ile
karılır. YAZAN öyle verdiyse, çözen 'Budur.' dediyse, kainat ona uyar, gelmiş
gelecek yerini bilir, bildiği gibi verir. Söze gerek yok açıktır. Yoğurt verdiğimiz, şifa dilediğimiz,
yeniye yol alır. Kutlu olsun, mutluluk versin. (f. için mi söylüyorsunuz?) EYVALLAH. Her basamak ileticidir, asla
bırakmaz. ALLAH'ıma emanet olunuz. (bu sözler f. için söylendi) EYVALLAH.
(GARİP sabaha karşı görüntü olarak şunları görmüştür:
KUR'AN-I KERİM ve önünde beyaz bir güvercin. Daha sonra da HZ.ADEM
ellerini gökyüzüne açmış dönmektedir. GARİP: 'Sema ediyor.' diye düşünür. 'Her şey dönendendir.'
denilir. HZ.ADEM'in ilk görüntüsü gençlik, daha sonraki görüntüsü olgunluk idi.
Soru: Daha önce sözlü olarak alınan bir tebliğde geçen aşağıdaki
dizelerin kimin tarafından söylendiğini ve açıklamasını
lütfeder misiniz? 'Ben BİR'in Kadısıyım, Ben SER'in Dadısıyım, Ben sırrın
örtüsüyüm.') Cümlede bulduk hali, kaderdir dedik günü. Olumlu yolun kulu. Selam olsun
sizlere, döndük baktık yüzlere. 'Uyun.' dedik sözlere. Geldik sizlerle olduk.
ALLAH'ım RAZI olsun. Her niyaz yerini bulsun. Kadir bilene gündür, kadir olana yöndür. 'Döndür.' denilen gündür. Salim
olduk eğildik, 'Salih.' dedik takıldık, ERENLER'le döküldük, soranlarla
büküldük. ADEM adı bilinir, 'Geldi.' denir söylenir. Sayı bizden alınmaz, soyu
sizden verilmez. Ak kar üstüne, kara kömür dökülmez. Ayna bellenir 'Benden
verir.' diye; çiçek koklanır, güzele götürür diye; KUR'AN açılır okunur
diye 'ALLAH. ALLAH.' diyelim, bir tesbih çekelim. (imameden başlayıp imamede bitirmek
üzere 99 luk tesbih) Kamer gökte oldukça, gök yıldızla doldukça, niyazın yerini bulur. Çağırıya değil, yorumda bilerek oku. Çağırı
uzakta olandır KELİME-İ TEVHİD çekelim. EYVALLAH. Bir
tesbih. Cümle günahların için 'Tövbe Estağfurullah.' (Yİne bir tesbih mi?) EYVALLAH. Günün aydın gelsin. 'Gönlüme
yalnız GÜL'üm girsin.' diyesin. HAK NURU'nu kendinde göresin, cümlede
bilesin. Katı gelen yumuşar, 'Oldum.' diyen coşar, 'Coştum.'
diyen taşar. Coşalım, taşmıyalım, dikenli yola koşmayalım. EYVALLAH.
Suyun akışı güzeldir, taşmazsa. Yolumuz BİR'liktir, bilen
gürlüktür. 'HAK.' diyelim, el ele olalım. (Bir canın belinin kireçlenmesi hakkında şifa sorulur) Şifasını sorana: Soğan ezmesi
diyelim. Değil, çiğden. Güçlükten değil. Bir saat kalsın, yerini
limon ile silsin. Gözüm O'ndan bakacak, sözüm O'ndan akacak, ateşim O'ndan yakacak,
mümin olan her gönülde tütecek. Ocağımız almayı bilene ömür boyu verecek.
Yollar gidişe uyar, yolda sesini duyar; dost dediğin, her anda elini
sırtına koyar. Git, gide gide bulacaksın; gittiğin yollarda dileyene can,
dileyene nefeste yoldaş olacaksın. EYVALLAH. 'Gerçeğe uymaz.' diyene
de ki: Gerçeği hangi taşın altında buldun? Gerçeği hangi saksıya
diktin ki beklediğin gibi olsun? Senin diktiğin çiçek, gerçek. Ya
benimki burçak mı? Yoksa burçak da gerçeğin dışında mı? Ne dikersen
dik, gerçektir. Ne sökersen sök, gine gerçektir. 'DOSTUM ALLAH.' diyelim,
DOST'u her hal ile bilelim, gönül ile DOST'ta olalım. (Bir canın ayağındaki kemiklerin büyümesinin şifası
sorulur) Kumun
verdiğini su ile silelim. Sıcak toprak bulasın. (Kum mu Dede'ciğim?) Evet. Güneşte ısıtasın, ayağını
kumla tutasın. Yerden gökten alıştık, sevgi ile buluştuk.
'Düzende hayır var.' dedik. Genişlik açılır, yapıya umulan günde geçilir.
ALLAH'ıma emanet olunuz. Siliniz gölgeleri. Çiçekler oluşur, soframızda
sevenler buluşur. Ocak açık, kucak açık; gelene, bilene. Yolumuz açık,
sorana.
('ALLAH bir milleti doğru yola sevkettikten sonra, sakınacakları şeyleri
onlara açıklayıncaya kadar sapıklığa düşürmez. ALLAH şüphe yok
ki her şeyi bilir.' ayetini biraz daha açıklar mısınız?)(Milliyet gazetesi
Ramazan eki KUR'AN-I KERİM'in Türkçe açıklamasından TÖVBE sûresi,
115.ayet. Sayfa 115-1980) 'ALLAH'ım.' dedik geldik, gök ile yerde birliği bulduk, cümlenizi
selamladık. Gelmeyi dileyenler, BİR'liği bekliyenler; düzde sözü
alsınlar, gönülden yana yana bulsunlar. Uzun yol söze gelir, güzel hal gözde kalır. YUNUS'um söze durur, almayı
dileyene müjdeler verir: ... Toprak susuz kalırsa, yerde çiçek olursa; dilersin 'Su ver.' diye,
söylersin 'HAK gör.' diye. Suyumuz aka aka, sevene baka baka yol alır, yol
verir, cümlede rahmetin gürlüğüne niyazda olur. Ata sözü verirsen, çölde
serap görürsen; HAKK'a yönelmez misin, geçmişe 'Tövbe.' demez misin?
Çöle gelmeden desen, geçmişi geleceği bir bulsan; darda kaldıkta değil,
her günü tövbe ile açar, tövbe ile örtersin. Sabah akşam gülelim, ADI ile gelelim,
'Sahibimiz.' diyelim. Arı dlde söylenir, gönül halde bellenir. Kulun sevgisi,
yolun yargısını siler. Duran at yükünü bekler, koşan at kendini saklar.
Saygımız O'nadır, O'ndan gelene olsun. Sevgimiz O'ndan gelenle başlasın,
O'nun AŞKI ile kendini bulsun. Danışılan gündeyiz, geçit verilmez;
kandiller yandı artık, karanlık görülmez. Kaynağı bizdendir, yarıda
kalmaz. Telden telden vereceğiz, elden elden süreceğiz,
halden halden göreceğiz. 'Ne güzel.' deyip niyaza duracağız. (Dede'ciğim, demin CEBRAİL mi geldi buraya?) Dünya katı gelmesin, 'Hesap Günü' denip, gönülden güzeli
atmasın. Güzel gönülde ise, 'Hesap Günü' anılmaz. AŞKI'na düştük YA
RAB, asla kanılmaz. 'ALLAH. ALLAH.' diyelim, RESULÜ'nü analım. Geldik güne,
bilelim. Günümüz hayradır açan çiçek misali. ALLAH'ıma emanet olunuz.
EYVALLAH. (yukardaki sorunun yanıtı)
Yerden gökten aldığımız, cümle ile bulduğumuz güzeldir. Selam ile
geldik, kaydı günde verdik. Hayır olsun dedik. 'Katı olma, katıda bulma.' diyene sözüm: Aç gelen
aşa bakar, yol isteyen taşa bakar, söz isteyen başa bakar,
'Gönül bulsam, Dost olsam.' diyen yoldaşa bakar. Cümlemiz DOST ile olduk,
'DOST' dedik bulduk. 'BİR.' dedik, BİR'liği dirlikte gördük.
Makam sana bana eğilmez, makam gönül yolunda sayılmaz. Mekanımız gönülde,
ummanımız gönüllerde. SİNAN'dan aldığın, 'Pay olsun.' dediğin;
dilediğine değil, uyduğuna gelecek. Uyduğun günde sepette
olan değil, sedefte kalan dağılacak. 'Kapı kapı gezersem, güzel nerde sezersem.'
denilmesin. Her kapı, DOST KAPISI'dır, yüzüne kapansa da. MEVLANA'yım. Yandı gönül ADI'na, yandı gönül AŞKI'na.
Döndü kulu, sandı yolu. Elbet yolumuz HAK'tır, elbet sözümüz çoktur. Cümlenin
gönlü paktır. Aldık verelim diye, verdik varalım diye, sevdik yapalım diye.
Yandık kül olduk, bildik kul olduk. Kulluğu bilendensen, yolluk senindir,
güzellik sonundur. HAKK'ın sözü kanundur. Sorguda kalamayız. (Resim verilir) Yuyan adı sorulur, 'Sudan gelse.' denilir. Adı kendinden verilir. Soruyu
alan gelsin, adına RABİA desin. Günü güne bağlasın. 'Gönül bağı
kurulur, seyir öyle verilir.' dedi, RABİA cümlenizi selamladı. Dünden anan, günde bulandır. Sayfayı açan, çiçeği
seçendir. Soruyu açarken, kendinden geçendir. Aynaya baktığın gibi.
'Şifa senden, el benden.' diyene: Günün yolu açılır.
Kuyuya ses vermezsen, yoldan tozu silemezsin. Duymayı dilersen, doymayı
dene. Kuyuya verdiğin ses sana gelir, duymana yardımcı olur. Umulan yol
yakındır. Kemer dar gelmez, doğan gün sarmaz. Kapı açık gelene, gönül açık
bilene. Koyun kuzu meleşir, günde kulu gülüşür. Her gün bir çay bardağı
papatya suyu içiniz. Derman diledin. Kapı kulu olmadık, kulu köle bilmedik, HAK YOLU'ndan kalmadık, cümleyi
gönülden silmedik, solan gülü sormadık, silen kulu sarmadık, kusur hata
görmedik, benim senin demedik. Geldik O'ndan, bulduk O'na, döndük O'na. Kum soğukta, yazda toprağa basarsın. Kaşık elde doludur,
kul nasibe bağlıdır. Gelen giden sevilir, her kulunda sayılır. Dünden verdik geleni, her derdini soranı, bil gönlüne
sereni. Gölde balık avlama, derya sana açıktır; kötü diye belleme, doyum sende
gerçektir. Huyundan duman alırsın, soya sözün verirsin. Gölge silinir,
Güneş görülür. Aymayı bilecek, DOST düğümü çözecek. Kuyu duman
veremez, yanına gelir göremez. Senden alır, sana verir; kucak açılır, gerçek
çözülür. Açık gelen yoldadır, gönül söyler kuldadır, 'Komşu olmaz.'
dersen, kumun yolu HAK'tadır. 'O gün geldi.' diyelim, olmuş meyve yiyelim, 'Şükür
ALLAH.' diyelim. Sana. Akan suyu durdurmasın, donuk buzu kırdırmasın, yerini
vereni bilen, 'Arkamı döndüm' diyen, olaydan üzüntü almasın. Taze meyve
sunulduğunda yenmezse, kurusu elde gezer; kul, 'Ağaç dikeyim.' derse,
önce toprağı kazar. Kökünü dikti isen, susuz bırakma; bıraktı isen,
olandan şikayet etme, geçici olanın derdine düşme; sakın 'Yeterli.'
deyip taşma. Gün götürür, gün getirir. Desti elde şaşma, 'Söz geldi.' deyip taşma,
asla şüpheye düşme. (İki canın ULU'sunun kimler olduğu sorulur.) SARI SALTUK, LALELİ. Gül ağacı aranır, çölde kum taranır, YAKUB
ALEYHİSSELAM'dan selam gelir. Kayık denize iner, kayıkçı dilediği
yerde döner. Adını vereni bilelim, yerini gönülde bulalım. 'Adını veren kim?';
anası. m.e
Kendimizi bildiğimiz, dileyene verdiğimiz, ağaç dikip gördüğümüz
açıktır. Cümlenize selam olsun. Gülene, sevene, 'Güleyim.' diyene; cümlemizin
yardımı eldedir. Sağır olsa duyardı, düğüm olsa çözerdi, dilese yolunu çizerdi.
Deme yolunu çizen HAK'tır. Düğümü çözen de olur. Gönlümüze aklımızı bekçi kılalım,
öylece doğru olanı bulalım. Benim gönlümün bekçisi sen olamazsın, yolun doğrusunu
başka bekçi ile bulamazsın. YUNUS'uma verelim, sözü ondan alalım. Gümüş tepsiye bakır olanı değişir misin?
ALİ'nin aldığı, gelene gidene verdiği, gümüş tepsi ile
sunulandır. YUNUS'un değil, oğulun. YUNUS'un dediği oğul
içindir. ALİ, dört yönden geldi, gönülde olanı teraziye koydu. Ak ile
karayı çevirdi. Adın ile çağırdı. Kundak eline verildi. EYVALLAH. Kalın ince gelse de, beden yerde kalsa da; toprak düzene
uyar, her kul VEREN'i duyar. ALLAH'ıma emanet olunuz, 'Güzel gün.' deyiniz,
kendinizi bulunuz.
Kumda yolu arayan, sanmasın ağacı kuruyan, ALLAH'ımdır koruyan. Sahil
yolu arayan, düzden düzen tarayan; kendine değil zamana yönelir, elbet
zaman düzelir. Düz yol aşılacak yapraklar dökülmeden, yoldaki taş
çekilecek ayaklar takılmadan. Susmayı bilirsek, GÜZEL'i bulursak, uygundur deriz. Hata niyette değil.
Amaç düzene aykırı gelirse, araç götürür. Yapıya uyan her niyet, HAKK'ın İZNİ'ndendir.
'Ayağımı düz atsam, vaktimi tez etsem.' demiyelim, ayağımıza
gelecek bilelim. Derman dileyen her kulu, niyazına ses alır. Dilinde ALLAH,
gönlünde ALLAH olanın, elbet günü tez örülür. Yaprak dedik, ağaç yaprağı
değil yazılan yapraklar. 'AŞK'ımı sundum SANA, dileğimi ver bana.' deyiniz, niyaz
ediniz. Hayır olanın, hayır ile anıldığı bilinir. Geçeni değil, geleni düşünün. Doyum beklenen olayda, uyum
olacak. DOST ADI'na dedik. Elbet hatalı olmaz, ALLAH'ım izin vermez. 'Aldım
verdim.' dedikte, dağılan değil toplanan olacak. Seven; geçeni
silecek, olana gülecek, geleni bilcek. 'Tez gelse.' demiyelim, ummadığımız
günde umduğumuzun ötesini bulacağımızı unutmayalım. ALLAH'ıma emanet olunuz. Dört duvarda dört kapı değil,
BİR KAPI arayınız, açılacak pencereyi seçiniz, Güneşe doğru. Denizden karaya değil, karadan denize. Denizden
gelen, geçendendir; denize giden, bulacak olandır.
'Yol bizim, söz bizim, gönül cümlemizin.' dedik sohbete girdik. ALLAH
yolumuz verdi, ALLAH gönlümüzü gördü, cümlemiz cümlenize selam ile geldi. Gözde ÖZ'ün sözü olur, gönülde kendini bulur. "Selam olsun." dediler,
DÖRTLER yoldan verdiler. "Düzen vardır." dediler, "Görene
kardır." diye sevindiler. DÖRT ALEM'den alınan, DÖRT KALEM'den verilen,
DÖRT YÖN'den bağlanan düzen; YUVA'dan geçendir. Saydık gülen gözleri,
sevdik denen sözleri. 'Kayalar eriyecek, denizler durulacak.' dedikte, kayıttan
okunan verilir, düzende dokunan söylenir. 'Selam.' diyen her kula, selamet
dilenir. "Kul kuldan, kul yoldan, kul halden beslenir. Kul, gönlü ile
süslenir. Dil söylerse, gönül eylerse, 'Hal ehli' denir." dedi, DÖRTLER'den
gelen, yel misali cümleyi saran selam, cümlenizden alındı. Konuk gelene, selamı iletene kayıttan verdik. Konuk denilen, deryada
kaybedilendir. 'DOST ile buluşalım, DOST ile konuşalım.' dedikçe
kaygusu silinir, 'ALLAH'ım RAZI olsun.' denilir. Her adım O'na götürür, her
damla O'ndan getirir. 'Dayandığım SEN'sin.' denildikte; demde oluşan,
su ile buluşan görülür. Gönül DOST'u aradı, akıl kainatı taradı. YARATAN
ne DİLEDİ ise onda karar kıldı. Duyan sayan, sevilir. Bilmiyen
bilenden sayılırsa, bilen hatalı olur. Kuşak belde, cümle dilde olsun.
Duman dağılsın. 'Somut örnek?' diyene de ki: El bende ise, söz dilde
ise; gönül taş mıdır, akıl tuş mudur? (Bir
can ekler: 'piyanonun tuşu.') EYVALLAH. Gayret yetmez verilmezse
söz niye bitmez? Kum DOST YOLU'dur, kul DOST halidir. Yol aldık güne geldik,
günde kendimizi bulduk. 'Olduk diyelim mi?' denir: Oluşta kalış
yoktur. Sonuna kadar gelişme, verme verişme vardır. Sel götürürse,
yel getirir; yol götürürse, hal gösterir. 'Bildim.' diyen, bilmiyeni buldurur. Kazanan,
bilmiyenden karlıdır. ALLAH'ım cümlenizden RAZI olsun, her adımı sevabına
yazılsın. AK DEVE'den söz aldık, cümlenize selam getirdik. Adım adım iletir.
"ADI'nı anan kuludur." denildi. "Sohbette anılan HAK ADI,
cümlenizin sevabına yazıldı." denilir.
(7 Kasım 1980 tarihli tebliğde sözü geçen 'DÖRTLER'; 'DÖRT KUTUP' mu,
'DÖRT ULU PEYGAMBER' mi, 'DÖRT BÜYÜK MELEK' mi? Aynı tarihli tebliğde sözü
edilen 'Konuk' 'AK DEVE' olan 'CEBRAİL ALEYHİSSELAM' mıdır?) Kucak açtık gelene, düzen serdik bilene, 'Selam.' dedik cümle aleme. Gelen giden oluşur, ALEM bizde gelişir, alan her yönde görüşür.
Cevher denir bilinir, kırıntısı elenir. Saydık yönden vereni, sevdik dünden
geleni. Yaprak oldu dalda kendini buldu. DÖRT ALEM, DÖRT KALEM'den verildi,
YUVA'da AK DEVE görüldü, cümle adına sarıldı. Karar, elbet YÜCE'den. Yeşil
rengin yayıldığı, yönden yöne görüldüğü, daha önce verildi. 'Olmayan düzen sahipsizdir.' denilir, düzene sahip
aranır. Sahibi ALLAH'ımdır. Olsa olmasa, bilse bilmese, kul düzene uyacaktır;
kaşık elinde gelse, aşı var ise yiyecektir. Denilir ki: 'Aşı yok
ise hata kulun değil mi?' Gelişin, verişin hatası olmaz.
Sadece gelenin bilmediği vardır veya uymadığı. Aydın olan bilsin ki,
yerini kimse almaz, eğer verebiliyor ise; gönlünde nokta kalmaz,
görebiliyor ise. Duman ateşi, yandığı yerde bırakır. Kul, kendine
aldığı yetmiyor diye, kendinden kimseye katmıyor diye, kaygu almasın. Daha
önce dedik: Dün, bu güne verdi. Bu gün, yarına dönecektir. Elbet her alan,
binaya kendinden katacaktır. Kuyu suya bağlıdır, olumun akan suyun halidir.
'Duyan geldi.' diyelim. Yuyan selamını iletti. 'Yuyan kim?' denilir: YUNUS'un
yoludur, sevgisinin halidir. Dedi ki: "Adımı vermeden selamım söyle.
Bilen, duyandan olsun." 'YUNUS.' diye söylendi, çünkü MEVLANA'dan adı
soruldu.

Güzel değil diye hiç
bir olaydan kaçmayın. Güç de olsa, geç de gelse, bilin ki olan hayırdır. DOST
ADI verilene, kaydı günde konulana; hayır dedik, diledik. Olmıyan yapıya aday
verilmez, dolmayan kuyudan su çekilmez. Oldu doldu, cümlemiz selama geldi. 'Gümüş dolsun.'
dediğin, güğümden haber sorduğun, olumludur. DOST ADI'na
verdiğimiz günden aldığına uyacaksın, gözde geleni duyacaksın,
olumluya kapıyı açacaksın.
Kendimiz huyumuzu biliriz, kendimiz yolumuzu buluruz, cümlemiz birbirimizi
severiz, öylece olaylara uyarız. Cümlenize selam olsun. Dost kapısı vuralım sofrasına oturalım. Diyelim ki: 'TANRI beraber diler,
kulu kulu ile RAHMET'e erer.' Denmesin, 'Vermez mi zarar?' 'Benden senden.'
demedikçe, bolluğa dönüşülür, öylece tanışılır. Her lokma beslerse, her çiçek süslerse; gözler gördüğü
kadar, canın aldığı kadar götürür. YUNUS sözü alacak, 'Aldım-verdim'
diyecek, cümle ona gülecek. Aldın ne kadar, verdin nereye? Kuyu su ile
dolsa, elinde kova yoksa, su eline gelemez. Olmayan kul kalmaz. 'Aydın günden
gelişen, (Aydın
gün'den murat nedir Dede'ciğim?) -Gemiye yol verenler, yolda gidişi soranların
beklediği gündür.- geçit vermez.' denilmesin. Kul dilediği yolu
açar, gönlünü açık turarsa. Konuk yakın alacak, kaydını dilediği yerde bulacak.
Danışılan gibi. Çevreyi sarsa yaprak, köküne aldı toprak. Dal idi büyüdü,
ağaç oldu görüldü. (Kul gönlünü nasıl açar Dede'ciğim? Gönlünü açmaktan
murat nedir?) Yoğun
kaygu almadan dayansın. Desin ki: 'YARATAN bildiği gibi, YAZDIĞI
kadar görürüm. YARATAN'ın nasip ettiği yerde korurum. Nasip edeceği
yere varırım.' Akıl yönetir, gönül donatır, nefis yanıltır. (Kimi Dede'ciğim?) Kulu. 'Geç-erken.' demiyelim, kundak
sıkı sarmıyalım. Açık kapı girilir, şahit kimdir sorulur. Şahit
istemez aklın var ise. Sen senin ile yargılanırsın. Doymayı bilelim. Doyan ile
haz alalım. Kuru yaprak atana, taze yaprak tutana, 'Elin dar.' demiyelim.
Savunduğun her değer, YÜCE'nin EMRİ'ndendir. Geyik geldi konuya, sevdi isen hani ya? HACI BEKTAŞ
anıldı, 'Çuval boştur.' denildi. Çuvalı boş kalır mı, - dilendi
ise- dileyen yanılır mı? Alacağım sende kalsın, bulacağım bende olsun. Cümle birbiri ile
bulsun. Selamı sizlere gelsin. 'YA ALLAH.' diyelim, RESULÜ'ne selam iletelim.

'Gel gör.' dedik, 'Sen bul.' diye cümlenize söyledik. Selam olsun, her
niyaz yerini bulsun. Çevreyi dolaşanlar, güzele alışanlar; 'ALLAH'ım.' desinler,
selama dursunlar. Gelenlerden, sevenlerden, 'Yolumu ver.' diyenlerden ALLAH'ım
RAZI olsun. Deryaya açılacak sulardan geçilecek, 'YAR.' diyen her kulu bilenden
sayılacak. Geldik suyun başına, dedik, 'Tuz al aşına.'; 'Güzel yol
verdi.' diyen, gülsün cümle komşuna. Kapı kapı açacağız, seven
sevmiyen dolaşacağız, 'Her olaya alışacağız.' diyelim, sayan
ile seveni örnek alalım. Gönül ile gelenleri, 'AŞK ŞARABI.'
diyenleri, gelişte karşılayacağız. El üstünde adım var, geldiğiniz yuva'da andım var. ÖZ ile söz bir
olmuştur, akan sular göl olmuştur, verilenler hal olmuştur. ALLAH'ım
RAZI olsun, adımıza açılan yuva'da gönüller huzur bulsun. Geldik selama,
durduk, döndük, kainatı sardık; Her kuluna 'Niyetin?' dedik. DOST KAPISI aşınırsa, kulu kulunu düşünürse,
ERENLER huzur alır, huzur kuluna kalır. Gelenlere selam olsun, kulluğa
nasip alsın. ALLAH'ıma cümleniz emanet olsun. EYVALLAH.
Kendimi düzden ayırmadım, dilime, sözden vereyim diye, haykırmadım. 'Demde
oluşa, kimde buluşa bakalım.' dedik, çokluğa ayak uydurduk. Düz
ova ekilene, bulutlu hava dikilene rahmettir. Konu ayrı değil. Ekilenin,
toprağın gücünü alacağı sanılır. Rahmet cümlesine erişir.
'Kundak açılsın.' dedik, daha önce verdik. Kucak dolusu sevgi ile geldik. Doğuşun
aydın olduğunu söyleyen, oluşun güzelliğine gözü kapalı
olamaz. Cümleniz hayır ile bulun, hayırda kalın. Kuş, kanadı çarparsa,
karda ize bakarsa, topladığı sözdendir. Gelmeyi dileyenler, gelip de
'ALLAH'ım.' diyenlerden, ALLAH'ım RAZI olsun. Kapılar cümleye açık elbet. Açık olan yol bilinir, SAHİBİ'ne bilinmeyen
için danışılır. Her kapı O'nadır, açılışı O'ndan. Dileyenin yapısı değildir.
Anahtar dilersen, gününü geceni, varını yoğunu bir bil. Kendine dön.
Cümlede kendini bul, cümleyi kendinde. EYVALLAH. Konuk düzende görür, sahip
kendinden verir. Cümlesine EYVALLAH. diyelim, dilenen selamı sevgililere
verelim. EYVALLAH. (Kime 'EYVALLAH.' Dede'ciğim?) Alan bilir. Saydığım yaprakları cümlenize vereceğim.
Her satırda HAK ADI'nı anacağım. Kalem elde, söz dilde; yumuşak olan
her gönülde. 'Komşu ayrı.' demiyelim, aşı acı vermiyelim. Somun
olsun, tatlı gelsin. DOST ELİ'ni alalım, cümleye Dost olalım.
Danıştım geldim, 'Gölgeden uzak olsunlar.' diyenin selamını getirdim.
EYVALLAH. Menekşe yerde biter, sevgi ile boynunu büker.
Sevenin sevilenin değeri, 'Büyük-küçük.' diye anılmaz. 'Gideceğim,
göreceğim.' diyene sözüm: Görmeyi değil almayı dile. Her
aldığını vermeyi dile. Hal ile verirsen, 'Yol ehli' denirsin, yolunda
cümleyi görürsün. BAĞIŞLAYAN ALLAH'ım ESİRGEMEZ. 'Komşu' dedik, daha önce verdik. İyiye kötüye
değil,-ne olursa olsun- komşuya bakın. Yok ise ateşini yakın.
Aşınızı paylaşın. Suyun başında olandan, 'Hal ehli' denilenden
YÜCE'nin İSTEDİĞİ budur. Sağır olsa kulak ol, gözü
körse elden tut, eli ayağı gözü ol. Senin de komşuna ihtiyacın olur. ALLAH'ım
kulunu kuluna buldurur. Şarkıyı, diye diye gelenler oldu, kimine kapanan
yol sevene açıldı. Serçe yemini alsa, yuvanın damına konsa, yuvadakilerin
haberi olmaz. Ne var ki, TANRI'dan hiç biri gizli kalmaz. Kapıma geldi ak
kuş, dedi 'Üşüttü beni kara kış.' 'Alsam-almasam?' diye düşünmedim,
odadan odaya taşınmadım. El kadar kuşa hizmet gerekmez, dursa durmasa
söz etmez. 'Kolaya kolay gerek.' diye düşündüm. Denildi ki: 'Zorluya
ehil gerek.' Gelen kuş olmasa kul olsa, zor mu olurdu? Kuluna hizmeti, zor
mu gelirdi? Hizmet güzeldir sevinene, hizmet verilir sevilene.
|