Huyun ile suyundan güzel olanı verdik, 'Bizim ile beraber olursan, elimiz elinde.'
dedik. Yardım verdiğimizdir, halini gördüğümüzdür. Her kapı O'ndan açılır, halinden verirsen hoşnut geçilir, duvarın
ötesinde yediğin görülür, kaderin dilediğinden aydın örülür,
'Alamadı.' dediğin düzenini bulur. 'Halimize uyan, nedir?' dendi, soruya verildi: Sevilen kulu, bellidir
hali. Daha önce verdik; 'Sevilendensin.' dedik. Öyle oldukta, sevilen halde
olumuna el verilir. Ay yıldız; kurtuluştur, korkuyu siliştir.
Yedek yol olmaz, yürüyen yolda kalmaz. Yol, bellidir. Düzene uyanın hali
olumlu, her yolun kulu elbet dolumlu. Kalandan değil yol alandan olalım, yolda
dilediğimizi bulalım. Her ağacın çiçeği ayrıdır, her ağacın meyvesi diğerinden
gayrıdır. Ne rengi benzer, ne tadı. Ne var ki tektir adı, meyve. Kuşağın değişeni değil, gelişeni değerlidir.
'Nesil' denilir, öyle anılır. 'Değişen düzene ortak olalım, biz de yerimizi
kendimiz bulalım.' dersiniz. Hiç bir varedilen kendini yerde bulmaz, VAREDEN'in
yardımından ayrı kalmaz, yeni açan çiçek su alırsa solmaz. Aşacağın
yolda, koşacağın haldedir; varolanın bildiği, VAREDEN'in bulduğu
yere. Kuyuya ses vermeyi dilemedin, 'Kendi sesimi alayım.' demedin. Elbet aşacağın
yol vardır, sana kuyunun verdiği artık dardır.
Yerden sazı yoldan sözü aldık, yaprak ile dalı bir verdik. 'Yerimiz
gönülden, halimiz kulundan sorulur.' dedik, yapraktan soruyu aldık. Yaprak
dalsız olmaz, bilinmiyen yol vermez, bildiğin seni silmez, kumun yerinde
taş ele gelmez. Kum elenendir, söz bilinendir, yer sorulandır. Ne önce, ne
sonra yerini silmez. Verilen sözümüz kayıttan düşmez, bilen verir şaşmaz,
yol düzde olmasa kul koşmaz. Almadığın senden değil, bilmediğin
benden değil. Kemiğin yapısında sevenin kapısında, beklenen düzen vardır.
'Açılmaz.' diyen kördür. Seçen seçilen vardır. Seven sevilen vardır. 'Değeri
yok.' diyenin bilinsin alemi dardır. Kalem, yazanın elini okuyanın gönlünü
eyler. Geçirdiğin deneyde, oluşumu bildiğin, kaleme yön verdiğin
açıktır. Değerini yerinde alacaksın, o günde kayguyu sileceksin. Daha önce
verdik ya. Duvarın örgüsünde, kulunun sergisinde, kulunun gücü vardır. Elbet
YADIMCIN gelir. Olaylar gün gün gelişir, her olay katkın ile oluşur.
Söz ile vermekten değil, gün gün yaşamaktan alınır vergimiz. Planın açık
düzenindendir elbet. Sana istetildi. Yaşanan öykü günlüktür, gün gün yazılır.
Olaylar elde düzeni bulur, yaşantıda sözden kaybolur. Günlük yaşantı
ile bilgi, heybende doluşan güne kadar gelişen olayları, eklenti
misali değil, eksenden birbirine çatışan, gine de birbirine uyuşan
olaylarda, katıksız düzen, gün gün yozan. Sahifeler açılır. Değil, günün
yargısıdır. Şahit gösterdiğin, olayın müsebbibidir. 'Kumda diz
bükeyim.' değil, 'Karda izimi örteyim.' diyendir. Kayguyu silesin. Göğün
her zerresi, yer ile birdir. Aymadığın yemin, demir misali eğilir,
elbet yerini bilmiyende kendini bulur. Somut örnek aldığın, görgüde yerini
bildiğin, sorgusuz düzene uyduğun bilinir. Yanıldığın her
olayda, anında YARDIMCIN gelir. Her halde danışılması gerekli.

Yeniyi her gün verdik, geçmiş gelecek yerinde gördük; her gelene dilenen
yazıyı verdik, ömürde olanı tezgaha serdik. Yersiz olan gelmez, olmaz denilen
bizden verilmez, sohbete EMİR gelmeden girilmez; ne var ki, asla kuldan
kula söz edilmez. Verdik vereceğiz, her sevenle beraber olacağız.
Gülenle güleceğiz, ağlıyana el vereceğiz, toy denilende olgunluk
meyvesinin çekirdeğini göreceğiz. Adımız andımızdan bilinir, sözümüz 'Nerde
olsan, kimden gelsen, ne olursan gel.' diye anılır. Ne var ki, yolumuz hal
yoludur, eğlence sözü asla değildir. Hiç bir halde hata yoktur. Ne
kendimizi suçlayalım, ne geleni katlayalım. Denilen de O'ndandır, tutulan da. MEVLÂNA'yım. Tedbir takdirdendir denilir; ne var ki, sözümüz yerinde yöresinde görülür.
Yazılı sohbetimiz, her toplanılanda verilecek. Sohbet; dilenen yerde, dilenen toplulukta,
halden hale uyanlarla, günde yorumunu bulanlarla yapılır. Her ayrı bir günde,
yani cumanın dışında toplanılır, verilen yazılı sohbetin yorumuna girilir.
Dileyen gelir. Evet, YUVA'da değil, dileyenin yuvasında. Yazımız verilir,
verilen yazımız az ve öz olur; gelen cumada, yorum yazıdan sonra yapılır.
Sözümüz: sözlü sohbete eski tebliğlerden başlamanız, topluca sözü değerlendirmeniz
gerektiği verilir. 'Nasıl?' denildi: YUVA'nın dışında dileyen dostlar
buluşur, eski sohbetlerle yeni sohbetlerde verileni ayrıntılardan
çıkarırsınız. Bundan sonra, sohbetin özeline değil gereğine biz işaret
vereceğiz, doğrudan söze bağlayacağız. 'Nasıl olacak
işaret?' denildi: Gece gördüğü yıldızı karşısında görecek.
Toplulukta yazı ile vereceğiz, yorumda hata görüldüğünde, anında
ağızdan düzelteceğiz. Yalnız, kesinlikle sizden soru gelmesin. Sözlü
gelen, tarafımızdan verilir. Çünkü her olan, tarafımızdan hem duyulur hem
görülür. Doğuş günü verildi, TOKTAY gönlümüzde derildi; selamın
geldiği, her söz ile yorumlandı. Selam; HAKK'ın kuluna tecellisidir,
kulunun HAKK'ta kendini bilmesidir. Madem bağlantı kuruldu, iki Alem
yoğruldu; öyle ise, selam da birbirine oldu. Yerini bilen dedik. Elbet
alınan RESULÜ'ndendir. Selam ve gelen her kelam. Niyazımız cümleniz ile. m. (m.k) yerini bilse, bildiği yerde kalsa, sorgusuz kalırdı.
m; yeri yönünü veren, gönlü hür yolda kalan değil. Adına k. dediğin,
yerini benden sorduğun. Geçeri sorduğu; geniş yapraklı maydanoz
yesin, kökünden şifa alsın. (İdrar yolları rahatsızlığı için) Kereviz dersiniz, kaynatsın. (Prostat büyümesi için) a.'e daha önce verdik, ayrık otunu bulsun
dedik. Yeri açılır. Yazımız her cuma verilecek, sözümüz her cuma söylenecek.
Ne var ki, ÖZ'den ayrı kalınmasın. Yani, tek tek değil, bütünde mütalaa
edilsin. Bunun için de, gurub gurub toplanıp, geçen sohbetlerin tekrar tekrar
okunup yorumlanması gereklidir. Gurupların getirdikleri sorular, cevabını alır,
cuma gecesi yazılı sohbetinde verilir. Yalnız sorular, tekrar tekrar verilenden
olmasın. Yazımız uzun değil, az ve öz olur. Daha sonra öz olarak bir hafta
evvelki sohbete girilir, o zaman dilenen BİR'lik daha çabuk kurulur,
verimi daha gür olur. Yoğun çalışma dedik, daha önce verdik. ('Kendini bilen, RABB'ini bilir.' hadis-i şerifinin manası sorulur) Ben beni bilirsem, TANRI'da bulursam;
kendime dönerim, öyle oldukta kendimi bilirim. YAR sohbetin var mı, her ânı
bana kâr mı? Öyle ise, kendini bilen TANRI'yı bilir. Bildiği, VARLIĞI'dır;
sildiği yokluğu. Hem varlık, hem yokluk nedir? Var isen, sen yoksun.
VAR O'dur. O'nun VARLIĞI'nı senin ile çözemezsin. 'Ne demek?' dendi:
Kendimizi bildiğimiz an beni sileriz, O'nda oluruz. VAR OLAN, O. Kendini
bilen, O'nu bulur. Sözün özü budur. Önümüzde açılacak sohbette önce sözü bitirelim, sonra
yazımızı alalım, öylece yeni düzene girelim. Bir de, geçmiş sohbetlerden
dileyenlere verip birkaç defa çoğaltılsın. Meydan bizim dedim. Her gün
elbet olmaz. Ne var ki, gün gün yöneticiler deneticiler toplansın; vazife
aldıkları yönde, 'Nerden geldik, nerde durduk?' desinler, yaptıklarının
muhasebesini tutsunlar. Gerekli olan, gelmek almak değil, geldiği
yere getirmek, aldığı kadar vermek.

Güzel diye verdik, her kulunu ÖZ'üne çağırdık. MERYEM'in sözü ile
günde açtık, görgüyü selamet diye seçtik: 'Aşacağım.' dediğin köprüde yağız
at dilersin, gidişe öyle bakarsın. Vazifen, olduğun yerde, her geçen
günde. Dinine uymasa da sohbetine gireceğin, yerden aldığını ağaçtan
sunacağın günü bilesin. (c.t'a mı?) EYVALLAH. 'Nasıl?' dendi: Sohbetlerin, dini ayrı olanlarla
geçecek, ne yerilecek, ne karılacak, her sohbette MEVLANA'nın şarabından
sunulacak. Kayıtsız kalsa da, BİR'likte yargıyı silecek. Kardeşlik
düsturu olacak. 'Başaramazsam?' deme. Geçen günde ektiğin tohum, bu
günde yeşerecek. (Bu tebliğin teksire alındığı 26 Nisan 1983 tarihinden çok önce,
c.t HAKK'ın RAHMETİ'ne kavuşmuştur.) j'ye (j.g) de ki: Yoruma girdiği her konuda yoğun sisi
kaldırsın; aldığı bütün bilgiyi, adanın büyüğüne her aldığı
adrese göndersin. (İngiltere'ye mi?) Evet. r, doğuda toplantıya katılsın. ('Bu toplantı nedir?' diye sorulur, bir can
ekler: 'Diyarbakır'da yapılan toplantılar.') Yazacağımız sohbetleri oraya nakletsin.
(Bundan sonrakileri mi hazır
olanları mı?) Hazır
olanlardan.
o (o.g) doğudan batıya, her yönde aldığını iletsin.
Tanık gerekmez. Güneş, her yöne ışığını gönderir, gerçeği
arayana yönünü buldurur. b'nin aldığı, tek tek böldüğü, sohbetimiz ile
kardığı, gayretinin üstündedir. Paris'te beklenen notu gecikmeden iletsin.
Atmayı düşündüğü adımı, asla şüpheye düşmeden yürüsün. 'Gemiye geç kaldım.' deme, vazifenden asla ürkme. (Kime
diyorsunuz?) Bir numaralı vazifeli. (t.ç
mu?) t. Gerçeği bildiğin günden, bilmeyenden kaçarsın.
Vazifen, kaçmak değil, bildiğini olduğu gibi vermek. 'Nerden
kaçtım?' dediğin bilinir. Din görevlisini dinlersin, bildiğine
uyarsın. Bilmeyen din görevlisini uyarmayı vazife bilesin, yoğun
çalışmaya öyle giresin. f (f.b) girdiğinden ayrı, bildiğinden gayrı değil
elbet. Her oluşuma katılmak, her yaklaşımı arayıp bulmak, irtibatı
kurmak görevin olsun. (2. görevli) Üçüncü vazifeli, kayıtta verileni görür, bildiği
yolda yürür. ALLAH'ım YARDIMCISI olsun. (dr.h.z.ö) Dördüncü vazifeli, 'Kaçırdığım fırsatlar.'
demesin, kendini sorumlu tutmasın (n.ü) Geçenden aldığı, gelene aynadır. İletici
olsun. Her yönden arayanı sorsun, bulsun. Unutulmasın, bütün istasyonların en
kısa günde bağlantısı gereklidir. f. (f.m 5. grevli) geçici her olayı unutsun, kendi dağında kendi
buğdayını kurutsun. Ununu her dileyene dağıtsın. Yediden yetmişe
aldığı görevde şahitsiz yoruma girsin. Altıncı vazifeli aslını arayacak. Aradığı her yerde
vergisi, sonsuz olacak. Kayguya yer yok. (a. adını almış, Müslüman dinini kabul etmiş,
A.B.D'li bir öğretmendir.) Yedi ile gelenden, yedi dölden bilenden, aldığını verenden ALLAH'ım
RAZI olsun (z.ş) Ne var ki, daha uzun
yoldan arasın. Çevreye vereni, çağırıp geleni her yönden aydınlatsın, şüphede
bırakmasın. Sekizin yargısında, şüphe gördüm sargısında. Şüpheyi
kendinden atsın, her halde gönülden gönüle katsın (l.f). Çoğa değil aza baksın. Azda sükunet bulandan
kendini sorsun. Huzuru buldukta, vereceği kapıcıdan kasacıya kadar bilir.
'Küçük büyük.' demesin, her gönülde YÜCE'yi görsün, her dostu BİR
bilsin. Dönsün şaha selam versin, dönsün hamalın elini sıksın. Sevgisinden
hepsine katıksız versin, öylece beklenen birliği kursun. Dokuzda düzenin somut örneği olan kitap kârdır. (MEVLANA'dan sohbetler II'nin basımı mı?) EYVALLAH. Elden aldı, dilden verdi, kendi kendini
vazifeli kıldı. (ş.c) Onuncu vazifeli, 'Kayıtsız.' denilmesin. Selamımız
olacak, dar geleni silecek (r.ç) Doğuya katılana yardımcı olacak. Kayıtsız gelen,
gönülden katılandır, her adımda göreve atılandır. Onbire bağlanır, günde eğlenir. (b.t) Koğuş misali yerini buldukta, geleceği koğuştan
başlar, kışlada yürür. Sevgiyi öylece oraya götürür. 'Cepte olanı gayrıya verelim.' dedikte, 'Hep geleni
mi?' dediniz. Dağarcıkta olanın, günde YUVA'da her olanın tek tek
vazifesi kayıtlıdır. n'de (n.g) öğütten çok kayıt görülür. Gideceğin yola
aldığınca götür, olduğu gibi ver. n'nin (n.o) vermeyi dilediği, çözmekte tereddüt etttiği
kayıt, her dileyene verilsin. Şakinin çizdiğini, şafağın
çözdüğü bilinir. Vazifesi, yargısız aldığını yargısız versin. Soran
her gençte, kendi ruhunu bulsun. (n.o'a mı?) Adı ile verdik, 'Şafak' dedik. Yapıya 'yıkık'
demesin, kurulacak düzende yerini alsın. Çevresine, 'Kendim alamadan nasıl
vereyim?' diye şüphe ile bakmasın. Yoğun alacak, sedef misali
verecek, vergisini sevgi ile süsleyecek. Gemiyi bekleyen, günleri saysın, saydığı günlerde
salıyı bilsin. Her sayfada gelene değil, geçene baksın. (Kime söylüyorsunuz?) ü'ye. (ü.u) m, a. adı ile, e, dengini bilsin. Üçünden vazife
birliği beklensin. Çağırana değil, kendileri yola düşsün.
'Miras, MEVLANA'dan.' desin. Günde, vazifeli olanları veririz. y'a. Dini ayrı olanlarla sohbetini yapsın. (Hangi y?) Kumandan. (y.ı mı?) EYVALLAH. 'Okudum yazayım, her düğümü çözeyim.' demekten uzak
kalalım. Alimin ilminde, yazıdan değil, çözgüden eser vardır. 'Yazı ile
çözeyim.' diyenin çevresi dardır. Her yuva sahibinin ise de, bizim YUVA'mız
bizimdir, bizim YUVA'mız sizindir, her gelen vazifelidir. Yediden kırkbire, kırkbirden yüzbire, yüzbirden onbire
geçici değil. Baskıda kalmayalım, her dost dediğimizi dost bilelim.
Hata gördüğümüz her halde açık diyelim ki, asla birbirimizi kırmayalım.
Derme çatma her dostluk yıkılır. Dost değil ise, bir söz ile dökülür. YUVA'mızda olan her hanım, dostluğun temelini
kurmaya yardımcı olsunlar, el ele versinler, dost çevreler arasınlar, her çevre
ile bağlantı kursunlar. 'Yuvayı dişi kuş yapar.' sözünü YUVA'nın
dışına taşırsınlar. Her gün bir dost edinen her hanım, ömrünü boş
geçirmemiş olur. Unutulmasın, dostlukta önemli olan, kusursuz dost bulmak
değil, kusur görmemektir, her hali ile kabul etmektir. Gayret çoğaldıkça
vazifelerde her an yenilenme görülür. Daha önce yazısını aldığımız, sohbetini
yorumladığımız Amerikalı dostumuza yeniden yazılsın, sevgimiz iletilsin. (d. mi) Evet. Hindistan'dan sorulan, su bölgesi aranılan bölgeye
varıldı. Batık gölün doğusunda, kaynağın akışı görülür.
Akış, elbet toprak altındadır. Ne var ki, sondaj bekler. 'Batık göl nerde?'
denildi: Geniş bataklığı geçtikten sonra, yüzlerce metre kurak
toprakta daha önce göl mevcut idi. Bataklık bilinendir. Toprağı ikiye
bölen yerde, 'Ağaçsız susuz, dertli dermansız.' denen yerde. Beraber
aldık, beraber verdik. Sorana iletiniz. (Soran Avusturyalı soprano h.g idi) Yerini bilir. Bataklığın ötesindedir.
'Hem batak, hem kurak nasıl?' dendi: Batak güneye inişte, kurak batıya bakıştadır. Kamu denilir, kayguya düşülür. Çevreye dönüşelim,
her dileyenle konuşalım, günde sözü bağlayalım, cümle yapıya el birliği
ile katılalım. Siyah ile beyazı renkte, düzeni ahenkte bilelim. Demet misali alalım, asla demette diken aramayalım.
Gelende, vazifeyi vereceğiz, her vazife alanı teker teker söyleyeceğiz. (Resim verilir: İSA, EVLİYA ÇELEBİ, MERYEM) Selam ile geldi, dost olan dost giden cümlenize de İSA
resmini verdi. İNCİL'den alındığı gibi verilir. 'SEYYAH'
diye anılan EVLİYA ÇELEBİ resimde görülür. Dayandığı
ağaçta, MERYEM'in gücü sorulur. MERYEM selamını verdi yürüdü.

Kurulan her düzende yerini alan görülür, ne kaydı silinir, ne yapısı
bölünür; çevrede ördüğüne, kendini bulduğuna, hükmü kendisi değil
YÜCE ALLAH'ım verir, kul İZİN kadar aldığı vazifeyi götürür. Seven seveni değil, seven cümleyi bilmeli, sevmeyi çevreden almalı;
veremedi ise, kendini o yönde eğitmeli. Kuyu, konu olmasın. Düşüne derim. Her olayda, kendini denginde
bulursun, haklı görürsün. Daha önce verdik; 'Her olayda önce kendini yargıla,
öylece ALLAH'ımın AFFI'na sığın, her olayda iyi güzel halinle övün.'
'Yerim nasıl, nerde?' dersin. Umduğun görevin, gönlüne layık olan pırlanta
bilezik idi. Ne var ki, halde oysuz kaldın, yüzüğü ele aldın. Her olayda yapılacak
olan; ALLAH'ımın AFFI'na sığınıp düzeni bulmak, bileziği eline almak.
Elbet AFFI'nda selamet vardır. Geçirilen düzene başkan olmak, verilen
vazifede yerini almak. Yerini buldukta görürsün. Zaman sendedir. Uyumlu her
halin, seni bir adım öteye götürür. Söz ile değil, kendini görevde bulacaksın.
Sabrını perçinlemek, düzene koymak için. ALLAH'a
ısmarladık. Ananın niyazını alman gerekir. FATİHA SURESİ'ni aklına geldikçe
oku. Evet, aklına geldikçe.

Yeminden uzak kaldık, en güzeli öyle bulduk. Denilen her olayı, görülen
her dolayı, 'Kainatın süsü.' dedik, ÖZ'e öyle girdik. Savaş, nefiste olur, nefeste değil. Düzen BİRLİK'te
bulunur, durakta değil. Verdiğimiz sözde, gödüğümüz ÖZ'de.
'Gerçeğe uyayım, sözü nerde bulayım?' denir: Doğuda bulacağın,
yaraya melhem süreceğin daha önce verildi. Danışılan her olay, günü
geldikte çözülür, 'Derdime derman.' diyenin göbeği bağlanır. Doğudan
batıya her gelen, batıdan doğuya her bakan; aynı güzeli görmeli, ipliğini
bildiğince bükmeli. (c.ç'e mi?) Evet. Gemiye gelene, bayrağı eline verene de ki: 'Cehli,
kendimi bildiğim gün bıraktım. Doğudan aldığım ile batıyı
aydınlattım. ALLAH'tan beklediğimi, kuluna ilettim. Bilen bilir, görmiyen
yanılır. Yoğurt yersem, şifa dilersem; VEREN'den
sayarım, söyleyene sadece sevgi duyarım. 'Geçitte kaldım, asla eğilmedim.'
denilene saygımız gürdür; çünkü sadece YÜCE ALLAH'ıma eğiliriz. O'ndan
geleni bekleriz. ALLAH'ıma emanet olunuz. 'Geldik, gördük, nasibimiz aldık.'
deyiniz. Verilecek vazifede asla şikayetçi olmayınız. Gecede verilecek,
kapı kapı gezilecek. Yazılı sohbette değil, söz ile verilir, cümlenize
sevgimiz iletilir. Elin boş kalmaz, gönlün sorudan çıkmaz. Konuşulan, sert başlarsa
da yumuşayacak, dilenen düzene girecek. Evet, adıma denk gelene dedim.
Gönülden aktarılan, her sofrada kotarılan sevgimiz; ne geçicidir, ne de
göçücü. Düz duvara çıkamazsın, merdiven gereklidir, ötesine bakamazsın, çıkman gereklidir.
Duvar önünde, merdiven elinde, duvara daya, üzerine çık ki öteyi görebilesin. 'Derdim?' diyen halini sorana. Selamın aldık, 'ALLAH'm RAZI olsun.'
dedik, sözü MERYEM'e verdik.

'YAR.' diye geldik, ser diye verdik, cümleyi selamladık. 'Gedik açıldıkta, TOKTAY verildikte, düzende görülen değişik.'
dendi. Değişen, düzen değil verilendir. MEVLANA, YUNUS,
cümlesi verileni gönlünce yazar, gönlünce çözer. PEYGAMBERLER kesin söz
getirirler. Verilenin değişeni ondandır. MEVLÂNA'yım. Damda kar var ise, aktarılır; kuldan söz var ise,
sargıya verilir. 'Yorum?' denildi: Kulun sözü, alınandır; vergimiz,
aldığımızı sarmaktır. Soru açık geldikçe, kuldan yargı kalktıkça, ne
düzene söz gelir, ne kulunda sorgu kalır. ALLAH'ıma emanet olunuz. Getirdiğiniz
selamlardan sevginizi bulunuz. 'Kardan maksat?' denildi, suyun yoğun
hali soruldu: Su yoğun gelirse, damda kar birikir. Her verginin, azı da
çoğu da zararlıdır. Gereken yerde gerektiği kadar alalım. Sermeyen
sergiciye 'Daha eşyan var mı?' demiyelim. Ne şekilde ne şakide hata aramadı. Sevgiyi
eşya ile sergilemedi, ders verdi. 'Arif ile öğüt.' dedi, dili ile
dost geldi, dost verdi, SADRETTİN KONEVİ oldu. Ayna oldu yüzüme,
düzen verdi sözüme. ALLAH'ım ondan, cümlenizden RAZI olsun.
Yer, yerin gücünde; söz, kulun hacmindedir. Cümlenize selam olsun, her
sohbet yerini bulsun. Sözümüz derildi, değişik hüküm verildi. Daha önce dedik:
'Kitabın devamı gelecek, bütünü gazete ile yayılacak.' Bilenden sorduk, GÖREN'e
havale etti. Yumuşak gelen, sözün özünü alandır. Ne var ki, söz ile
verdik, kayda öyle düşürdük. Her uyumda düzenini alasınız, resmî yola
koyasınız. El elden değil, kitabı kendinden toplayasınız. Kuldan kula
gelene kul eğilmesin. (Parayla satalım mı?)
EYVALLAH. Devamı geleceği, GARİP'in göçüne kadar verileceği daha
önce söylendi. Gelenden, MERYEM diye anandan, anda gelip gidenden,
sohbete selam getirenden ALLAH'ım RAZI olsun. 'Sohbete selam getiren kim?'
dendi: Anda MERYEM ile buluşup selamını ileten GARİP.

Huzur ile aldığımız, gönüllerde bulduğumuz, düzeni gördüğümüz;
elbet yolunuzdur. Sermeyi denemek, sevmeye yol almaktır. 'Her olayda düze giriniz.'
dedik, cümlenizi selamladık. Dağ eteği gelene, bal peteği sevene
açılır, öylece güzellik seçilir. Doğan güneş vereceği, ekili
toprak süreceği bekler. ALLAH'ıma emanet olunuz. Kaş ile gözde, dağı ve ovayı arayınız.
Dağ ovanın, hem bekleyeni, hem ekleyenidir.

Geçirecek köprüye yolumuz verdik, cümlede gerçek gönlü gördük. Her gelen
alsın, selamın bilsin. Suyun aktığını, görenin baktığını şahit
alırsan, kendinde bulduğunu dileyene aktarırsan, gereğine dönmüş,
haline uymuş olursun. (Kimin haline uyuyoruz?)
Gerçeği bilenin hali, kendini bilmektir, YAZAN'ı görmektir. 'Bekleyiş, sende bende.' demeyin, asla yarıda
bırakmayın. 'Derman denilen, merkez sayılan yerde vazifeye başladık.'
deyin. Daha önce girişilen, yorumda 'Yarına kalsın.' denilen her olayı,
bu günden toplayalım. 'Nedir' denildi: Denetici ve yöneticilerin kararlarında
geçikme temayülü görülür. 'Başladık gereğine, getirdik durağına.'
deyiniz, geçerli konularda kararları noktalayınız. 'Üç elden geçsin.' dedik
daha önce verdik. Yemeniyi giyeceğiz, yolumuza gideceğiz, selam verip
döneceğiz. EYVALLAH. (Kim ne düşündü?) Yemeniyi denilende, MERYEM adı verilende, MEVLANA
sözü edilende, yolumuz açıktır, gönlümüz dileyene, 'ŞEMS midir?'diyene
'EYVALLAH.' deriz. (İçimizden birinin ULUSU mu?) Evet. (Kimin olduğunu söyler misiniz?) Yeniye gelen, yenide bulan, sorgusunu
bilendir. Gelen giden yayandandır, her yaratılanı sevendendir. ALLAH'ım cümlesinden
RAZI olsun. Cümlenizde aynı hal tezahür etsin. 'Derde deva?' denildikte,
ALLAH'ım görendendir bilinsin.

Yumuşak yolumuzda, yunulan her halimizde vermeyi yerinde bildik;
'Olayım.' diyenlere ÖZÜ'nden sunduk. Kemerden söz ettik, kemeri ağaca
attık. Yöneticiler, deneticiler toplansın, 'Aldığımız, verdiğimiz.'
desinler, nerden aldıklarını, nereye geldiklerini, nerde durduklarını
konuşsunlar dedik. Dağınık düzende olanlar, her hale hata
arayanlardan sorgu elbet bizden gelmez, GARİP'in sözü kimsede kalmaz. Ne
var ki, YUVA'mız hata aramaya değil, birbiri ile hemhal olmaya, her bekleyene
elden ele vermeye açılmıştır. Daha önce verdik: Üzen hataya değil,
ezen hataya eğilelim, üzen hatayı unutalım. Genişlik düzendedir, her
yorum sezendedir, güzellik YAZAN'dadır. Semerden güç alana sorsan 'Kuvvet semerden midir, yoksa semeri dahi
yüklenenden midir?' Kumun olduğu yerden geleni vereceğiz. 'AK DEVE'
ile GARİP'i bildireceğiz. (Ne zaman?)
Bekle gör.

(Halkımızın, efsane biçiminde sergilediği bir olgu var: 1. Dünya savaşında,
Kurtuluş savaşında, Kore savaşında ve en son Kıbrıs barış harekatında
askerlerimize, daha önce göçmüş olan yurttaşlarımızın adeta gözle
görülür biçimde yardımcı oldukları belirtilir. Bu efsaneler gerçek midir?
Lütfen bizi aydınlatır mısınız?) Sevginiz oluştuğu, cümlede buluştuğu günden verdik,
alanlar ile beraber olduk. Cümlenize selam olsun, her kadeh AŞK ŞARABI
ile dolsun, içenler AŞK sarhoşu olsun. Ne yerde ne gökte, AŞK
her gönülde oluşur. MEVLÂNA'yım. Sözümüz ÖZ'ümüz BİR'dedir, her KİTAP NUR'dadır. Ne var ki,
birinde başlar, KUR'AN'da bitirir. Yorum, ayırandan olmasın. Her yaratılan
okuduğunu bilir. Biteni bulursa, kendine yerim olduğu bildirilir.
'Yerim nedir?' dendi: KİTAB'ın başından sonuna veren hangisidir?
ZEBUR aşıladı, TEVRAT topladı, İNCİL dağıldı, KUR'AN
cümlesini BİR'e getirdi, kainatı tek KİTAP'ta topladı. Özelliği,
güzelliği ile değişilmeyen oldu, her yönde kulunun yönünü bildirdi.
Öyle oldukta, her kulunun tamamına ermesi gerekmez mi? Ayrıya gayrıya değil.
Daha önce verdik: 'Her doğan müslüman doğar.' denilen odur. Her doğan
KUR'AN'da verildiğince doğar, her yaşayan KUR'AN'da yazılanı
benimser. Değirmen akan suyun gücünce döner. Az da çok da, neticede
gereken hizmeti verir. Ne var ki, biri daha çabuk, öbürü daha geç olur. Olay
budur. 'Yardım.' denildi. HAK ADI'na olan, her hakka saygı duyan, kendine değil
cemiyete hizmet eden topluma, YÜCE ALLAH'ım YARDIMCI gönderir, asla şüphe
edilmesin. Demirde aradığınız altında bulunmaz, altında izlediğiniz
elmasta görülmez. Ne var ki, hepsinin değeri gördüğü iştedir,
verdiği güçtedir. Denenmiş her olay, geleceğe ayna olur, kulu
kendi yönünü o yolda görür. Her gelen
KİTAP elbet geçerlidir verdiği sınır kadar. Sınırsız olanın kıyamete
kadar verildiği, kıyametten ötesine dahi yazıldığı bizlerin görüşündedir.
Ne var ki, hiç bir kul sanılmasın sevgi yarışındadır. Sadece sevgiye ölçü
vurulmaz, 'Ben daha çok sevgi yüklüyüm.' denilmez. Sevelim, seven için
sevinelim. MEVLÂNA'yım. Can ile CANAN ile beden bulduk, yaratılanı gördük,
YARATAN'ı sevdik. Şerh edilen her olay, tastike gerek görülmeden onaylanır. Öyle
oldukta, 'Yorum geçerli değil.' denirse de, her kulu gönlündeki bahçeye
göre dilediği çiçeği diker, günü geldikte, biçtiğinden asla şüpheye
düşmez. ALLAH'ıma emanet olunuz. ('Çiçek'ten
murat nedir?) Yerini her bilen, bildiği yerde midir? Elbet bilemez,
sadece gönlünce ölçüye varır; aymayı blidiği gün, kendini yargıya ve
sargıya müsait bulur. Elbet her kul gönül muhasebesine dönüştüğü
günde hem olumlu hem olumsuz halini düşünür. Olumlu haline sevinir,
olumsuz haline yerinir. ALLAH'ıma emanet olunuz. Her muhasebenizde olumsuz
halinize daha az yerininiz. 'Ne demek?' dendi: Olumsuz haliniz daha az olsun
demektir.

'Yerden yolumu bulsam, yedeği ömrümde silsem, her olaya gülsem.'
diyene söz, yoruma verene ÖZ gereklidir. Selam ile geldik, gelenden selamı aldık, danışılanı sorduk. Yerimiz YAR'dadır,
gönlümüz korda. YUNUS'um yol vermeyi diler, yolun düzünü çizer, her olayı
HAK'tandır der çözer. 'Yumuşak olsam, kendimi bulsam.' diyene, 'Adımdan
aldığın gibi, yolumu sevdiğin kadar verdim.' der. MEVLÂNA'yım. Söyleştiğiniz her olayda, düzeni YAZAN vardır. Duman alanın,
kaygu diyenin elbet hali dünyadadır. Seyirde hata olmaz, kuldan deva beklenmez.
Dağılandan kayguya düşülmesin. (Dağılandan
maksat nedir?) Dayandığın YÜCE ise, geceden şikayetçi
olmazsın. Öyle oldukta, karanlıkta kalmazsın; yanan mum misali, eriyenden
kimseyi sorumlu bilmezsin. YUNUS'um verdi, adı ile girdi. Soyundan değil,
huyundan yerini buldu. (k.t'ın ULU'su mu?) EYVALLAH. YUNUS'umun YUVA'ya verdiği, yapıda
kumunu elediği, 'Derman.' diyene fermanı söylediği VEFA adından
geldi. 'Yaprak buldum sayfayı çevirdim.' diyene de ki: Oku da
öyle çevir. Okuduğunu doku da öyle devir. Devran o devrandır ki, bilene
söyletir, 'Güleyim.' diyene dinletir, girişten uymayanı ağlatır.
Ayran sevene ayran verelim, 'Söz.' diyenle sohbet edelim. Yağ ile balın
yeri ayrı ayrıdır, çözelim. Asmayı yaprağından, ekini toprağından
sormayalım. Açık defter okunur, aş pişecek ise ocak
yakılır.

(İnsanlar, birbirleriyle olan ilişkilerinde çoğu kez bir takım
peşin hükümlerin etkisinde kalıyor. Karşılıklı davranışlar,
genellikle bu ilk hükümlerin doğrultusunda sürüp gidiyor. Buna sempati ve
antipati diyoruz. Kişi tanımıyor karşısındakini ama, 'Kanım
kaynadı.' yahut 'Yıldızım barışmadı.' diyebiliyor. İnsanları
pratikte birbirine yaklaştıran veya uzaklaştıran bu ruhsal ve
duysusal oluşumun kaynağı nedir, lütfen açıklar mısınız? (t.ç)) 'Yediğim içtiğim SEN'den geldi, seçtiğim kimden?' der
misin, seyrinde şüpheye düşer misin? Varlık O'ndan, yokluk
sözdendir. Cümlenize selam olsun. Alan gelen, selama selamını katan yerini
aldı, cümleye sözünü iletti. ALLAH'ım RAZI olsun. Her açılan sahifede, seven sevdiği
olayı bulsun. Gerçek aynadır görene. Her gelen bilir. Sorulan soruda olay açıktır. Daha önce vardik: Her kul belirli olduğu
halde, -beden düzeninde- bilemediği ölçüde ruhu ile dolaşır. Ne var ki,
gezintiler, aynı akıma uyan ruhlarla buluşmadır. Beden, hali ile duyamaz.
Ancak, ruhun yabancısı değildir. Söylenilen doğudan batıya aynıdır.
'Ceryana kapıldım.' denilende, donuk olana değil, akana uydum demektir. Sarı gülden yaprak sorduk, toprağı taze kardık,
öylece sofrayı kurduk. 'Gelen otursun, seven katılsın.' dedik, yerimizi sevene
gösterdik. Selam olsun, duman silinsin. Kuyu YUVA'ya yakın, yorum yapıya uygun. "Devrettiği düzende, yerden göğü sezende;
bileceğin yetmez, seveceğin bitmez." dedi, DAVUT resmini verdi. (DAVUT PEYGAMBER mi?) EYVALLAH. (p.b'in ULU'su) (Yanındaki kim?) 'Derdim sende.' deyip gelen, şifasını
HAK'tan diye öğrenen AYŞE HATUN. Yanında kaldı (DAVUT'un.) onun ile hemhal oldu. Manevi evladı.
Huşu ile her anış,
AŞK
ile her yanış;
kulu HAKK’a yaklaştırır,
güzel günü
bekleştirir.
'CAN.’ dedik, CANAN ile olduk,
cümlede bulduk.
SEVGİLİ ile dolduk.
VEREN’den sorguya düşmeyelim.
Olaylarda
çirkin görmeyelim.
Doğuya giden ile Batıyı sorandan, sahip çıkanı
görelim.
Selam olsun,
her olayda kul kendini bulsun.
Kumun elendiği yerde sorusuz kalırsak,
olaya
dışarıdan katılırsak;
çözüm kolay gelir,
düzende yerini bulur.
Duman
kalmasın.
Aymayı bilenden, çevreyi görenden olalım.
Yaprağı
dalda,
kulu halde sevelim.
Derdi kendine maletme.
Uyumsuz
olanı hal etme.
Kaşık ile yenen yemek,
çatal ile içilen çorba
olmaz. Yerden aldığın taş,
duvarı örtmez.
Ancak kireç ile
kumu karıştırırsan, taşın düzgününü araştırırsan.
Duvara,
emek gereklidir. Kaygu yersiz.
'Dayandığım ALLAH’ım,
geciktirme.’ de,
niyaza dur.
'HAY.’ de, her gün
bir tesbih
oku.
Kırk gün devam et. Kırkbirinci gün, yirmibir AYET-EL KÜRSİ oku.
Kesmeyi dilediğin,
yorumda
yanıldığın gerçektir. Gecikeni
'Neden?’ diye soracaksın,
yoruma
yanlış gireceksin.
Kapıyı örtmeden
...

YEMEN'den yol soran, davette huzuru bulan her yolcu; kaydını, aldığı
yerde, kendini, olduğu yerde bulur. Selam olsun, cümleniz yerini aramadan
bulsun. Cevap dileyen her kulu, gelişte değil oluşta görür, geçit
öylece açılır. 'Dar gelen yolun yolcusu mudur hatalı?' denilir, soruya öyle
girilir. Açtığın değil geçtiğin yoldur senin. Açılan,
cümlenindir. Ayıran dünya bilgisidir, buluşturan ruhun
görgüsüdür, seven sevdiren kulun mertebesidir. Verildiği gibi; kemalatta
hayrı, cehalette kahrı bilirsek, her halde yargıyı sileriz. Yargı bedende,
saygı ruhtadır. Kaygı, sevmeyende ise saygımız büyüktür. 'Neden?' derseniz,
kayguya düşen, kendini deşendir; kendini deşen, oluşuna yön
verendir. Suyun oluşumunda, kulun yapısına denk gelişim vardır. Sevmeyi
bilmeyen kul, bakımsız havuza benzer. Gine de güneş ile su buharlaşır.
Kalıntı havuzdadır, suyun bıraktığı yerde. YAR'dan geldik, yoldan verdik, cümlenizi selamladık.

Yaprak ile toprakta çeşit görürüz, eşit ararız aslımızı öylece sorarız.
Toprak vereni, yaprak alanı temsil eder. Her gönülde SEVGİLİ'nin AŞKI
yanar. Cümlenize selam olsun. Vermeyi bilen ile alan birbirini bulsun. Geldiğimiz günde, verdiğimiz yönde derdest edilir, 'ALLAH'ım
RAZI olsun.' denilir. Verişini bilendeniz demdeki hal misali. (r.ç'a) Yaprağın çeşidinde ararsak,
gözde olanı buluruz. doğuştan verildiği gibi. 'Doydum.' diyen her kul, gelen güne 'Açım.' der.
Öyle oldukta doyuşun günlük değil, ömürde yeri vardır. Kaşık
çorbaya, erzak torbaya girer, dost her gönülde arar, sevgide bulduğunu
sorar. Konuk gelenin, yargıyı geçen günde silenin sevgisinde cümlenizi gördük.
'ALLAH'ım RAZI olsun.' dedik, sevdiği kadar sevdik. Duyarı uyarı bilendeniz, her gönüle postumuzu
serendeniz, 'Taht.' derseniz, sevgiye taht kurarsanız, beraber bulandanız.
Arının kanadına küçük, kartalın kanadına büyük demeyiz, bedene ölçü silmeyiz.
Gayretin nerden nereye olduğunda yargıya düşmeyiz. Bal veren arıyı
küçük, dağ gören kartalı büyük dersek, vergiye değil görgüye ölçü
vurmuş oluruz. Teraziyi sütçüden ararsan, sütçüyü yolcudan sorarsan,
aradığını geç bulursun. Ama, gine de bulursun. Demeyi, susmaya tercih
edelim, bildiğimiz ile bilmeyene yol gösterelim, yapıcı olana yardımcı
olalım. Her hal ile verelim, gine verelim. Alacağımız selamı yerine
iletelim. Dost bağına üzüm ile girelim. Hep beraber yardımcı olalım,
bereberce derelim. Selamımız, dost ellere, dost dillere olsun. (Kitap derleme çalışmaları yeterli mi?) 'Yapıya uygun.' dedik, yazımızın
başında verdik. Dağılan BİR olur, BİRLİK'te bulur.
ALLAH'ım cümlenizden RAZI olsun. Her dileyen aradığını bulsun.
Yerden göğe aldığımız, her olaya güldüğümüz açıktır. Selam
olsun, cümleniz her hale gülsün. 'Kaygu.' denen; olaydan meraka düşen her
kulu aramaktır. Düzende yolu 'HAY.' diye döndük, 'HAK.' diye yandık.
Yerimiz cümlenin gönlündedir bildik. Çevreyi sarandan, doğayı sorandan beklenen,
açıklıktır. Daha önce dedik: Kaygu görgüyü böler. Her olay, ayrıntıya düşülmezse
solar. Yorumun yeri, her gönülde yapıya uygun gelir, her kulu gönlünce saray
kurar. 'Yaprak oldum dalda kaldım, dal oldum her rüzgarda
eğildim, ne kırıldım ne döküldüm. Topraktan geldim, toprağa döndüm.'
diyelim, her yaprak adına niyaza duralım. Elbet yaprak kulun belgesidir,
dünyadaki gölgesidir, birbirinin halkasıdır. HALİK, bildiğini halktan esirgemez. Ne var ki,
alan yadırgamazsa. Her bildiğim, benden değil O'ndandır. Bu gün ne
bildi isem dündendir, vereceğim yarınadır. 'Bende beni bilseler, bende
O'nu görseler.' diyene de ki: 'Ne sende ne bende, cümlesi O'nda.' Yerimiz yolumuz
cümlenizde. ALLAH'ım RAZI olsun. Değer verilen her olay, cümlenizi sarsın.
'Değer verilen olay nedir?' dendi: HAK ADI'na aşılan, HAK ADI'na
koşulan her olay, değerden söylenir.

Huzur ile geldik, huzurda bulduk, HAK ADI'na döndük, AŞKI ile yandık.
Saf saf dizilen, kuş misali süzülen, güzeldir her yazılan. SAHİBİ'ni
bildik YOLU'nu bulduk, yaprak olduk dalını sardık, toprak olduk köküne vardık.
Dağ yolu aşırır, deniz yolu geçirir, HAK YOLU buldurur, kulunun gönlünü
doldurur. Haldedir, yoldadır, sevgisi gönüldedir. Zirvede öten kuşu etekte olan alır, petekte olan
bal kuluna kalır. Ne cahil kaldık yandık, ne alim olduk kandık. Noktada BİRLİĞİ
bulduk. Geldik yandık, sevdik söndük, kül olmayı cümle için diledik. ALLAH'ıma
emanet olunuz. Dost elini, dost dilini sevgide bulunuz. ALLAH'a ısmarladık. Yaprak toprak olursa, toprak çekirdekten verirse;
aldığımız kadar veririz, sevdiğimiz kadar görürüz, YUNUS'um ile
hemhal oluruz.

Duyan ile uyanı,
seven ile sayanı
doğruda
bildik, 'ALLAH’ım RAZI olsun.’ dedik
. Cümlenize selam olsun,
Hoşnut olduğumuz,
gelen
ile bulduğumuz,
hal ile kaldığımız,
'Kâl.’ denileni bildiğiniz.
Gelişten
bağlanır,
sözümüz MERYEM’e verilir. Sahip olduğun her toprağın,
tanesi sende kalmaz.
Değnek olsa eli bilmez.
Kul dünyaya, yaprak
olayım diye gelmez.
Ne var ki, gene de
yapraktan öteye durmaz.

Hasır yolu kaplamaz, kulu zorlu söylemez, YÜCE kötü eylemez.
'HAY.'diyelim derelim, her güzeli görelim, 'Yokmuş.' demeden, verdiği
her lokmadan yerimizi bilelim, 'Şükür ALLAH'ım.' diyelim. Cümlenize
selam olsun, her gelen güzeli bulsun, YUVA'nın verdiğinde alanın yeri
dolsun, yumuşak yolumuza, huzur veren halimize cümleniz uysun. Yapının özelliği, cümlenin güzelliğindendir, güzelliği
bildiğindendir. Sözümüz gelenlerle, YUVA'mız dolanlarla yerini bulur, sözümüz
MERYEM alır: Her olay düzendendir, güzeli YAZAN'dandır. Sevmeyi
bilenden isen, olaydan kaygu alma. Her yapıdan yoruma varma. ALLAH'ıma emanet
olunuz, olanlara uyunuz. 'ALLAH'ımdan.' deyiniz. Elbet şifa da O'ndan,
sefa da O'ndan.
(Yeni yorum tarzındaki tatminsizlik, hepimizi üzmektedir. Yeni yorum tarzındaki
başarısızlığımızı size arz ediyoruz.) Yerimiz yapıya uyar, her verileni duyar. 'Kayıtsız kalmayalım, ağaçtan
dönmiyelim.' derseniz; umduğunuz güne, yakın yöne dönersiniz. 'Nasıl?'
denilir: Umulan yer, umulan gün nedir? O'ndan geldiğimizi bildiğimiz
kadar, O'na döneceğimizi de bilmemiz gereklidir. Cümlenize selam olsun. ('Geçerli' kelimesini açıklar mısınız? 'Geçici' anlamına mı, 'geçer akçe'
anlamına mı?) Geçerli.
Açık. Sevilen, götüren. Görüntü bilene yol verir, gören aynaya el verir, seven sevdiğine ser
verir. Ayağım götürenden, gönlüm sevendendir, her olay dünden kalandır, güzellik
olana uyandandır. Sohbetin dönüşüne değil, gelişine uyunuz,
yapıya bilen ile giriniz. Yapıyı bilen binayı kurandır. Aramayı dileyen sohbeti
sohbet ile karandır. Tek söz ile yetinildi, sohbete sadece bir gecede yer
verildi. Genişlik, yerini yönünü ayırmadan sohbete girmededir, birbirini
ayırmadan dinlemededir. Gecemiz kutlu, cümlemiz mutlu olsun. Altın kapımız
açılsın, her gönül nur ile katılsın.

Yorumdan gayrısı, hayrın olduğu yerdir. Güzel yargısı,
aldığın yöndür. Ne çevreye çatışır, ne çehrede oluşur. Her kul,
umulmadık anda buluşur. Yumuşak yapıya, sert kapı gerekmez. Sözü edilen olay bedende yer
etmez. Yumuşak yapı dedik, gönlünü verdik. 'Değişen düzen.'
dersin, günde yargıya öyle düşersin. Olacağa 'Olmayacak.' diyenin
sözü. Unutulmasın, HAK'tan yazılır yazı. 'Olur.' dedik daha önce verdik. Dağıtan
eğitene yol verir. Yumuşak yapıda, yumuşak kapı öyle bulunur.
'Olumlu.' dedik, daha önce verdik. Dağıtan eğiten dedik, olaydan
söz ettik, düzenden demedik. Kalem verdik eline, bal söyledik diline, hal eyledik gizine. Kapı açılır, dilenen
geçilir. 'Nasıl?' dersen; doğuştan olmayan, düzenini bozmayan,
acılara meyyaldir. Karanfil yağı. Doğmuş dananın sütünü karanfil
yağı ile. Evet, karıştırıp karnına sür. Papatya yağı ile devamlı
yıkan. Papatya suyu koyuca olsun. Kapıyı açar dedik. Damarlarda hiçbir arıza
yok. Kundak açılır. Yağını kullan, kaydına geçir. Kenevir. Çoğalana,
değirmen dönene kadar beklenir. Kenevir tohumu. Doğuştan
olmayanı yerinde açar. Ezilir, yenilir. Yoğurt ile karıştır.
Karıştırdığın kaşık, çay kaşığı olsun. Tedaviye başladığın
olacak. (Kenevirin yetiştiği zaman mı?)
EYVALLAH. Yapıya uygun geleni yoğurda karıştırıp, beraberce yiyiniz.
Yoğurt yiyeceğin kadar. Hepsi tedavinin yoludur. Süt, deriyi yumuşatmaya
gereklidir. Yorum, gelecek günde yapılır. Selamını getirdik LOKMAN'dan sorduk. ALLAH'ıma
emanet olunuz. Yosun: yaratan değil, koruyucu yaratılandır. Keman kucaklar ses ile,
yosun kucaklar az ile, su kucaklar sevgi ile. Her yaratılanın bir kucaklayıcısı
olur. Yosun, su ile yaratılışını birbirinde bulur. Yosunun özelliği
odur. Özden arınmak, yorumdan korunmak. Denizdeki yosun, derinlere indiğinde
görülür. Kayadaki ağaçtaki yosun, yükseklere çıktığında bilinir. Bunları
çözebildiğin gün, kendi ÖZ benliğine dönmüş, hakikate dönmüş
olacaksın. (Şifa için mi?) Elbet. Ayağına düşeni, ardından deşen olma. Yeşilin
ötesini düşündün mü? Mavinin bittiği yerde yeşil başlar.
Unuttun mu? Yeşilin ötesi sarıyı kucaklar. (Sarı, akım mı?) Evet. Dünyaya gelen, güzelliğidir. BİR
olan, BİR'liği bulan her kulunun sarıdan aldığı bilinsin. Sadece
akımdır. Bendeki sendeki, dost olan cümledeki akım aynıdır. 'Gerçek olacak.' denilenin, devreye girip girmiyeceği
olsa, tedbir düzene uysa; derdest eder, her olaya söz buluruz. Ne var ki, her
an yazılana uyarız. ALLAH'ıma emanet olunuz. Yeniyi aldığın, eskiyi sildiğin
görülür elbet. Beğenilmiyen moloz diye, temelde örtülür. Seçilen taşlar,
duvar diye örülür. Olanlar, duvarı örer. Unutma sıvası boyası var, hiç biri
atılmaz. Sabır ile yapına devam et. Göreceksin ki çatıya gelmiş, binayı
bulmuş olacaksın. Nasıl şimdi temelde olanı yoruma verdin. O zaman da
sıvaya boyaya girdiğini göreceksin. Günün yorumu, kulun sorunudur. Yese
yemese dert değil. Doğuştan olmayanın, oluma yol açtığı
bilinir. Asmaya su yürüten, kapalı olanda açar.

Yoğun günde geldik, cümlemiz BİR olduk, gelen ile seyre daldık, 'Selam.'
diyen her kuluna güldük. Yazımız açıldı, cümlemiz seçildi. Kayıtta bilinen yazı
ile verilen, RESULÜ'nün Adını verdiği gibi, yorumu gördüğü yerde
seçilenler açılsın. " Görgüde; demir misali güçlü, su misali akıcı,
güneş misali yakıcı, ne var ki pamuk gibi yumuşak olsunlar."
Dedi, YAZANI bildirdi.

Her anı bildiğimiz, her günde aldığımız, her dileyene verdiğimiz;
geçici değil, yapıcıdır. Konuk gelen her kulu, YUVA'da alıcıdır, yapının
sahibidir. Gayret hayrete gelse, hayret güzele gülse; 'Aldığımız.' dersiniz,
asla yadırgamazsınız. Neden? Her güzeli bünyeye veriştendir.
Aldığımız yetmez, hiçbir olay ayrıya düşmez, kulun bildiği,
bilmediğini örtmez. Ağacın verdiği gibi. Genişlik sözde değil
ÖZ'dedir, gerçek açılan gözdedir. Koyun ile çobanı ayrı düşünemezsin,
yaprak ile dalı ayıramazsın. Bildiğini hal ile verirsen, alanı yanında
bulursun, öylece hem kendini hem kendinden olanı birlikte bulursun. 'Kendinden
olan kim?' denildi: İnsan, insan ile bilinir, insan hali ile görülür,
insan görüldüğü gibi sevilir. Sevilen kul, dilediği kadar verebilir.
Sevdi isem sevilirim. 'Ağacın meyvesizi sevilmez.' denilmesin, gölgesi düşünülsün.
Daha önce dedik: Veriş haldedir. 'Görmezse?' deme, yerini almazsa
görmez, ne var ki gün gelip yerini bulur, istese istemese görür. Şahit
arama. 'İspatı?' deme, ayrıntıya düşme. Bilmeyi denemeyen, ayağı
takıldıkta hatırlar. Kaygı, yargı bizde kalmasın, ALLAH'ımdan başka kimseye kimse boyun eğmesin.
Cümleniz selameti bulsun, ALLAH'ıma emanet olsun.

(Dünyamız gücünü güneşten alıyor. Güneş ise BÜYÜK PARLAK'tan. BÜYÜK
PARLAK ise, YÜCE'den. BÜYÜK PARLAK veya BÜYÜK RUH hakkında ayrıntılı bilgi
vermenizi -izin veriyorlarsa- rica ederiz.)
Her halin düzeni, her yolun yozanı elbet olur, ne var ki, kaybettiğini
yine de bulur. Sevgi ile dolu olduk, sevgi ile yolu bulduk, sevgi ile çirkini sildik,
her olanı güzel gördük. Selam olsun cümlenize. Soğuk suyun aktığı, sıcak güneşin
yaktığı gerçektir. Yerden göğe alalım, güneşi VEREN'i bilelim.
Her madde mananın simgesidir, her olay yaşayanın yongasıdır.
Değirmen, kuranın genişliğe hizmetidir. Genişlemezse, bilin
ki zimmettedir. 'Doydum, şükür.' dersen, aç olana nefes yetmez, aşık
olanı kafes tutmaz. Dönen her çarkın doğrultusu, çevresine taşırdığıdır.
'Dağ yolu.' demeyelim, HAK YOLU'ndan kalmayalım. Kaygu doğuştan gelse, her doğanı yer
verse,; alandan bilinirdi. Unutulmasın, ALLAH'ım kulunu ne siler ne böler.
Sevgi O'ndandır, sevgi O'nadır. Kement atarsan, atı tutarsan; 'At benim.' diyemezsin,
sahibini inkar edemezsin. Ayağımız atalım, kendi benliğimizi tutalım.
Kement atarsak, sadece kendimizden olana atalım. Duyan, almayı bilendense,
uyacaktır; sevenden ise, doyacaktır. ALLAH'ım, duyurandan nasiplendirsin.
ALLAH'ıma emanet olunuz. (Sorunun yanıtı var mı?) EYVALLAH.

AŞK ile oluştuk, şevk ile buluştuk, 'Dert.' dedik
halleştik, olumsuza değil, olumluya nokta koyduk. 'Devreyi arayan,
söyleşiyi tarayan, kim olursa olsun, nerden gelirse versin.' dedik, her vergiden
nefes aldık. Selam olsun cümlenize. Yuyan olduk geldik verdik, her hale 'Olumlu.' diye gönül koyduk. Yağ
ile balda nasibe yazılanı, söz ile halde gönülden verileni bulduk. 'Değişen
nedir?' denirse, 'Çevrilen yaprak.' derim. Ne var ki, her yaprak baştan
alır güne getirir, konuyu oldurur, bilenin gönlünü, bilmeyenin ömrünü doldurur. 'Alamazsam?' diyenin kaygusu, 'Veremezsem?'
olayındandır. Hem alırsın, hem verirsin. Yeter ki, aldığını bilesin,
bildiğini göresin. Hiç bir olayda şahit aramadan. ALLAH'ıma emanet
olasınız, zerrede BİR'liği bulasınız, doğuşa hazır
gelesiniz.

... Unutma ki; başak savrulmadan çöpünü ayıramazsın, pirinci ayıklamadan tencereye
koyamazsın. Her olayın, aykırı geleni vardır. Yeter ki savuran değil
kavuran olalım, ocakta vazife alalım. Kemik yapının temelidir, gönül bedenin tünelidir. İki alemi bağlar,
kulunu HAK YOLU'nda eğler. Sahib olduğun aklın düzende yerini buldurur,
sanılmasın aleme güldürür, alemde seni güldürür. ALLAH'ıma emanet olunuz. Genişliği darlığa dönüşen, denenmiş olaylardan yanılgıya
düşen, vermeyi dilediği, elden ele yetirdiği, 'Yanıldım.' diye
üzüldüğü yersizdir. Daha önce verdik, ayrık otu kaynatsın, suyunu içsin.
Almadan yediği, sevmeden gördüğü, her varolana 'Sahip olayım.' diye
baktığı görülür. Bol nane kaynatılsın, çay diye verilsin. Denizden değil, dağdan
alacağı iyidir. Alıştığı geliştiği, dağ havasıdır.
Kemikten değil, değişken huyundandır. Kayıtsız kalsan gelir,
kaydına düşsen yürür, gemiyi dışardan görür, yürüse uyur.
Geçendendir. Kayguya düşülenden demir misali geçelim, bükülen elden
yerimizi bilelim, YUNUS'umun verdiği sanadır, dediğine uyalım. Geçenin kaçanın gölgesini kovalar, her olaydan kaygu
bekler. Sevmeyi dilediği, gönülden dolu olduğu bilinir. Ne var ki,
sevgisi mahzen misali kendi bünyesinde saklanır. Hastalığı, yapısında
değil kaygusundadır. Maydonoz yesin, otursun kalksın niyaz etsin.
Yapısından. Niymete yer arayan, gelene 'EYVALLAH.' diyendir. Ayran olduğu gibi, sütü bildiği gibi. Sütün
verdiği; yoğurdu, ayranı gördüğüdür. Süt değil diye yoğurt
sevilmez mi, yoğurt değil diye ayran içilmez mi? Daha önce verdik:
Gönülden aldığın gibi, kaderden bulduğun gibi. Denize taş atılsa, her daire yayılır, geçtiği
anda örtülür. Düzende aykırı gelen, YAZAN'ın hatası değildir. Denizi
aktaramazsın, kaderi döndüremezsin. Gönülden denilen, her geçene sunulan;
düzende görülür, 'ALLAH'ım RAZI olsun.' denilir. Beklenen güne ayna verlilir,
'Gün gelmeden görsem.' denilir. Ayna gününe tutulur, SAHİB OLAN her
kulunu görür, dileneni gönlüne verir. Demirden büküleni ararsan, gücünden şüpheye düşme.
Hataya düşen, kendini deşendir. Sende seni bulacak, senden şifa
alacak. Öyle oldukta, sana yaraşan; bildiğini bilmemek, gördüğüne
uymamak. 'Kaybım.' deme, sadece kârındır. Devamı sorulan, EYVALLAH denilir; gönülde yanan, yapıda
görülür. EYVALLAH. Bahçene diktiğin çiçek köklenir, saksıya diktiğin
çiçek gün gün beslenir. Ne var ki, gelişen, bahçende olandır, elbet
gönlüne dolandır. 'Derdim?' diyen, soruyu gecede veren; genişliği
bulacak, yerini dolduracak. Şifası eldedir, derdi damardadır, açılacak.
Sevmeden almadı, olmadan bilmedi, kayguyu silmedi. Yerini bulacak, tıkalı olan
damar açılacak. Aldık, dilenen dileyen cümlesine ilettik. ALLAH'ım RAZI olsun, her kulu
yazılı olanı dilesin. Denizin vergisi, cümleyedir sergisi. TABDUK EMRE dediler, YUNUS'uma el verdiler. YUNUS'um
geldi, 'i'ye.' dedi.
'Aymayı bilemedim, kendimi bulamadım.' dersin, koşuya düzensiz
girersin. Çevreyi gönlüne koysan, sevgide kainatı sarsan; desteğini
bulursun, deryayı DOST ile bulursun, sevgide DOST ile olursun. Kesin görüş iddiasına girme. Her kulda görüş hatası olabilir.
Niyazın her anında geçerlidir, yeter ki gönülden ALLAH'ına yönelesin.
'ALLAH'ım.' deyip O'ndan geleceği bekleyesin. O'ndan gelen, hayırdır.
Günün değerini bilsen, her anını değerinde yaşasan; hiç bir
olaya düğüm demezsin. Her anın değerini bilmek, yaşamaktır; ne
var ki uymak değil. 'Uyku, gecenin görevidir.' denir, tavında dövülür; kul, halinde övülür.
'Dersimi' dediğin, katkımı sorduğun, anını değerlendirdiğin
günde; unutma, yanında yardımındayım. Her olay, değerinde YARDIMCI alır. Yanında
olduğumuz gerçektir. 'Demir tavında.' dedik. Eylem omadan, işlem
gerçekleşmez. Değerini eyleminde bulacaksın, işleminde yardım
göreceksin. Her konuda. Almayı deneyen, vereceğini ölçüye vurur. ALLAH'ıma
emanet olasın, olumsuz her düşünceni gönlünden atasın. Sende oluşan, sadece 'Dilediğim olur.' demek değildir.
ALLAH'ım YOLU'nda olanın duasını alır. Hatalarından uzak kaldığın günde,
kendini her kulu gibi gördüğün anda; ALLAH'ımın YOLU'ndasın. Bol hava, su, güneş. Gerdiğin ipte değişen;
sedece kendine güvenindir, günde kendini kuruntuya attığındır.

Yeşeren her dalda, sevilen her halde, yerden göğe hoşnutluk
vardır. Selam olsun, sevabı paylaşılsın. (Neyin
sevabı?) Okunan duaların, senin okuduğun. Kemikten alınan, bünyeden bilinen; yersiz değildir, düzensiz hiç değil.
Kuyuya su getiren, kanala yol açandır. Her yolun açanı, her yolun geçeni
vardır. Kement attığın, elde tuttuğun. Kement olmasa da senindir,
sendendir; seğiren, dardan değil gürdendir. Keçeyi suya verdin, suyu gücünde buldun, sayfayı gününde okudun. Gönüller
hoşnut olsun, kaygu kökünden silinsin. Denizden alırsın, gölden bilirsin, öylece her gününde kayguda olursun.
Silelim geçen günü, bilelim olan günü, sevelim geleceği yerimizi vereceği.
AYİŞE yerini verecek, kimdir? RESULÜ, 'Ana hakkı ödenmez.' der, ananın
vasfını öylece belirtir. Genişliği kendin bulacaksın. Yavrunun kaygusunu
gönlünden at. Olumunda, ninesinin niyazı vardır. Çevrende yerden göğe sevgi vardır, her sevgili
O'ndandır. 'Yeniyi ele alalım, yenide adını verelim.' denir; aydan aldığı
günden verdiği bilinir, adına Günay denilir. Gözümüz açandan, niyazımız geçenden değildir.
Niyazını aldık, 'ALLAH'ım RAZI olsun.' dedik. Senesi geçmez. Yavruya dedik,
gönülden sorduğunu verdik. Değirmen döne döne suyunu aktarır, her
kulu gelen güne halini uydurur. Oluştuğu, cümlenin buluştuğu
YUVA'dır. Almayı bildiğiniz, 'EYVALLAH.' dediğiniz günde, her olayı
açık göreceksiniz.

Yedi yerden yedi yönden cümle gelenlere selam olsun. Gelenden gelmeyenden ALLAH'ım
RAZI olsun. Yerden sorulur, yönden bilinir. 'Yedi yönden.' denilende, yedi kattan sözü
alınır. ADEM'den gelişir, RESULÜ'nde oluşur, gününüzde buluşur. Gölgeler
silinsin, her açılan geçit bilinsin. Ayrı olmadı, olmayacak, hiç bir kulu
ayrıda kalmayacak. Sevgisi bilindi ise, 'Dünya hali görüldü.' denilir. Dünya
halinde, gönül yolunda, kulunun her gerçitte yönü bilinir. Açılan gedikte,
elbet yardımcısı el verir. Geçtiğimiz yollarda, verdiğimiz ellerde,
elbet HAKK'ın RIZASI vardır. Yolu yola bağlayan, gönülde oluşandır.
Gönülde oluşan, kainatta her varolanla halleşendir. 'Gönül yerini bulsa, doyum öylece oluşsa.' denir.
Her kulun gönlü yerindedir, sadece gönlünü yöneten serindedir. (Ser'den maksat baş mı?) EYVALLAH. 'Alacağım.' dediğini,
cüzdanına el atmadan alır mısın? 'Seveceğim.' dediğini,
mantığına danışmadan sever misin? Eğer mantığına yön
verirsen, seversin. Ne olursa olsun, nerden gelirse gelsin, ne derse desin;
cümlemiz sevgide buluşalım, cümlemiz birbirimiz ile oluşalım. Geldik
bilmeye, bildik olmaya, olduk sevdiğimiz kadar bulduk. ALLAH'ım RAZI
olsun, cümleyi el ele BİR'liğe götürsün. ALLAH'ıma emanet olunuz, mutlu gecede her yaratılan için
niyaza durunuz. Çünkü zerreden sizin, sizden zerrenin alacağı vardır. Asla
alacaklı borçlu kalmayın birbirinize. Her zerre niyaz bekler, sizlerin beklediği
gibi. Unutmayın, sizler de zerrelerden oluşursunuz, her zerrenizde niyaz
ile buluşursunuz. Elbet kendi bedeniniz dahi sizden niyaz bekler, niyaz
ile kulunu birbirine iter. Oluşun gerçeği; niyaz ile zerrelerin anda burda, anda orda oluştuğu,
iki alem yaratılanı ile buluştuğu açıktır. (Son
yazdıklarınızın MİRAC ile mi ilgisi var?) EYVALLAH. MİRAC'ın
oluşunu, her zerrenin niyaz ile uçuşunu açıklar. Uçmaktan maksat,
yükseliş.
Yerden her aldığın, kainattan her sorduğun, sevgi ile her gördüğün;
seni öteye götürür, bildiğine seven katılır. Kuştan böceği sorarsan, 'Yerden.' der. Böcekten balığı
sorarsan, 'Deryadan.' der. Her var olanın, bir mekanı, dar da olsa
yediği imkanı olur. Denizden gelenin; katı da olsa kendini bulacağı,
duaya uyacağı bilinsin. Kerpiç değil örülen duvar, dön dolaş
bitiversin, her gelen bilgisini katıversin. Nimet odur ki: danışanı
buldun, danıştığın kapıya vardın, SEVGİLİ'yi öylece gönlüne
koydun. Demirden kapı, niyaza açılır, kervan olsa, beraber geçilir. Su başına
geldik, beraberce olduk. HAK dilinde olduk, her zerrede O'nu bildik. MERYEM der
ki: ... (Bermuda üçgeni nedir?) Yeraltı,
yerüstü denilenin birleştiği, geçit vermeyen kanaldır. Geçit vermeyen
dedik ya. Güneşin değişen yönünde, mevsimin sonunda. Mevsim sonu
denildi. Güzün sonu. 'Neden?' dersin. Değişeni bilirseniz, olaya
çözüm ararsınız. Değişen kainatta her var olanın döndüğü
bilinir. Nasıl ki, dünya da dönüyor. Her var olanın bir ekseni var demiştik. (Sizin dönüşünüz, bunları görüşünüzden
dolayı mı?) EYVALLAH. Unutulmasın. Dün ispat edilmiş denilen, bugün
silinir. Yeni bir terim kurulur, gelecek günde o da silinir. Yeni görüşler,
yepyeni buluşlar açıklandıkta; bugün ispat ettiğin her olay, kendi
kendini siler. Bilim, gün gün ilmi siler. Bilim hakikat, ilim mantık. Ben dünya
gününde, kendimde çözemediğim bilime vardım. MEVLANA müzik, raks, resim
getirdi.' dediler, benden beni ayırdılar. Aslında asla inkar edilemiyecek
olan üç gerçeği hayatıma verdim. Dönüşümle, her zerrenin dönüşünü
bulduğum, müzikte sesin HAKK'ın olduğunu, resimde her yaratılanın
baki kaldığı zerrelere bölündüm. (İlk dönüşünüz nasıl vaki oldu?) Zerrelerle bulundum, zerrelerde BİR
oldum. Onlar döndü, ben döndüm, atomun bölünmesi misali. Bölümlere ayrılma
esnasında ise de; bütünün bölümü dağılmadan oluşur, tane tane
çalışır. Ancak, daha önce verdiğimiz gibi; her zerrenin, her zerre
için niyazı gereklidir. Her bilenin, bildiği bir yön vardır. (Her zerrede bölünecek güce, her zerrede
hükmedecek güce sahip olma mı?) EYVALLAH. Bermuda'ya gelince. Kainatta her zerre döner dedik.
Denizin döndüğü, havada bir olduğu anda. Her var olan, o dengeye
giren, dönüşe uyandır. (Bermuda üçgeninde kaybolan gemiler, uçaklar?) Denizin dönüşü de bir yılda kendini
tamamlar. Başlangıç anında dengeye giren, dönüşe uyar. (Kendini başka yerlerde görme veya gösterme, bugünkü
deyimle ışınlanma olayı mıdır?) Elbet. Var olanın kendini bulduğu, her zerresiyle
hemhal olduğu anda, murad ettiği yerde bulunur. Her gezegenin ayrı
konutu vardır, ayrı konuğu. (Dünyada olan aile ve cemiyet düzeni, kadın erkek ayrımı, orada var mıdır?) Dünya düzeninde değil. Ne var ki, daha
güzel diyeceğimiz haldedir. (SAMANYOLU'nu anlatır mısınız?) SAMANYOLU, ULULAR'ın konutudur. Her olay vardır. Ne var
ki, katıksız, çıplak gözle görülen. Sadece yorumdasınız. Dünya haline uymayanı
versek, dilimiz yetmez. Dünyada kulağımızın alamadığı güzellikte
sesler, burnumuzun alamadığı kokular, gözümüzün görmediği renkleri
görmek anlatıma sığmaz. Köre renkleri anlatabilir misin? Hayır. Her seven
sevdiği iledir. Yerini yerden bilen, kendini YÜCE'den bilenden üstün
müdür? Her var olan dedik. Daha önce verdik. Doğar, yaşar ve göçer.
Göçtüğü anda gideceği yer; dünya gününde aldığı verdiği,
gördüğü bildiği ve uyduğu kadar gideceği yeri kendine konut
seçer. (Gidenlerin,
'Yerim neresi?' diye sorduğunu, bazı tebliğlerinizde verdiniz. Ne
demektir?)
'Yerim neresi?' dedikte, hangi konutta kalacağını sorar, yani hangi
gezegende olacağını öğrenmek ister. (Ölüm de bir ışınlanma yani yer değiştirmek midir?) EYVALLAH. Ne var ki, kiminin bekleyiş müddeti
vardır, kimi anında yerini alır. Onun için denilir; her göçenin arkasından
niyaz ediniz, hatalarını affediniz. Çünkü hiç bir gezegen başka gezegende
olanın bağlantısı ile göçeni almaz. (Ana ile evlat. Evlat günahkar ise, anası ile
buluşamaz mı?) Ananın her zerresi, yavrusunun her zerresine
niyazdadır. Kulunun bilerek düştüğü hatada, kendini hatasızlık
gururuna kaptırmaması gerekliliğine götürür. Göçünde görürsün, niyazımız
ile SAMANYOLU'nda buluşursun. Her konumun yeri, gerçeğin aynasıdır.
Kadın, dünya halinde yaratan, yaratıcı vasfını taşır, çünkü doğurur. ('Ventür.' kimdir?) İlim ışığı. (Şaman dili nedir?) Geçmişin düğümlenmiş bilgi torbası. Yerini
aldığın konum, geleceğe dönük oldukta, geçmişin vereceği
sadece tekrarını gösterir. Unutma. Keçi boynuzu, belki bir dirhem şeker verir,
ne var ki, bedene gereken alışkanlıkları siler. Her türlü sevilmeyen alışkanlıklar.
Özellik etindedir, güzelliği sütünde. Dünyada çözebildiğin konu,
sorduğun konu olmasın. Kulak dilden, göz gönülden bağlıdır. Her
konuda alış veriş, vakti geldiğinde geçerlidir. Dünyada
kendimizi bulalım, 'Bildik, geldik.' diyelim. ALLAH'ıma emanet olunuz. Kainatta yaşantı bir bütündür, birbirinden
çözülemez. İnsan, bitki, hayvan dahi birbirine bağlıdır. Hayvan,
kendine şifa verecek ilacı bilir. Bitki şifasını topraktan alır. Kul,
ancak kendini bildiği günde gerçeği bulur. Yeşil yaprak demeti
dedik. Yapraktan maksat nane olsun, yaprağı anason ile kaynasın. (Sinir için mi?) EYVALLAH. Sen içsen yeterlidir. Geçersiz
kayguya girme, olmayan dumanı görme. Dert edindiğin yoldan, kendini
sahipsiz diye gedik arama. Gördük bildik, sözüne değil olumuna yaprağı
verdik. Olanı bilendeniz. Her olaya dünya gözü ile değil, gedik aramadan verendeniz.
Sözün kendi gözündeki dumanı verir. Bizim gördüğümüzdeduman yoktur. Onun çin, kayguyu silelim. Bizde perde
yoktur, açık olanı görürüz. Yerimiz; senin doğuşundan oluşuna
kadar yardımcı olmak, dumansız günün varlığına inandırmak değil.
Gerçeği aradığın bilinir. Kaygun hayal olanın peşine takılmak.
Unutma ki, yaşadığın dünya, hayal dünyası. Her an, sahip olamadığını
ararsın, olduğun anda, 'Neymiş?' der sönersin. Yani olayların içine
girdiğin anda, senin için değerini kaybeder. Bütün ömründe, olanı
sildin olmayanı aradın. Her olay, değirmenin taşındadır. Kulunun
kaygu düşündedir. Uyandıkta geçer. Sanılmasın kul kuldan kaçar. ALLAH'a
ısmarladık. Dağınık geleni silersin. Olay, gerçeğin değil,
gelecek günün hayalinde bilinir. Her verilen açıklığın, günü gelende
bulur, yerini alır. Her öykü, açıklığın kendi bünyesinde alır, tek
bağı sevgidedir.

Cemde gürlüğü,
CAN’da cümleyi seçelim;
her gelen
ile
bileni bizden,
bizde olanı sizden sayalım.
Cümlenize
selam olsun.
Günümüz sevenin yerini bildirsin,
sevilen cümleyi
andırsın.
‘Yerimiz nedir?’ dense,
yerinizin ÖZÜ’dür deriz.
Doğduk,
bilmeye. Bildik, olduk,
cümle ile el-ele verdik.
Gayreti ne yoldan,
ne dilden aldık.
Sadece hal ile olduk.
‘Demdeki yer nedir?’ denildi.
Kulunun olumuna hizmeti olan hal.
Yuvadaki
kuşun bekleyişi olabilir,
akan suyun birbirine ekleyişi
olabilir.
O anda kulun hali,
demdeki yeridir. Yerimiz soruldu,
MEVLÂNA denildi;
yolumuz soruldu,
ALLAH'a
denildi.
Yolumuz cümle ile.
'Dağlar aşalım,
denizde
buluşalım.’ diyene sözüm.
Buluşma, elbet gerçektir.
Görüldüğümüz
gibi
görmekten maksat;
verdiğimiz özendir,
kurduğumuz
düzendir.
Yaprak olduk dizildik,
gün gelende çözüldük.
Toprak
üstünde dağıldık.
Ne var ki,
kökte tekrar bir olduk.
Çoğun
yanında az ile buluştuk
(Kim?)
Doğudan
gelenin,
çevrede örümcek misali ağını kuranın
yardımındayız.
Gerçeğin
aynasına bakarsan,
gerçeğin tezgahına oturursan dokursun.
Değeri,
elde değil
gönülde bulursan; samanın suya indiğinde,
suyun
akışına gittiğini görürsün. ALLAH'ıma emanet olunuz. Selam ile gelen,
selam
ile bulan kulunun;
gününü, gecesini kutlarım.
Mutlu olduğumuz
kadar,
mutluluğunuzu dileriz. Verdiğim ilacın, cümle için
olduğunu,
aynı şikayet ile gelen her
kuluna
verildiği bilinsin. (Resim
verilir: HAMZA DOST)
Denenmiş dediğimiz,
gönülden verdiğimiz,
RESULÜ’nü
ilk bilen,
HAMZA DOST,
eşi HATICE.
Resimlerini verdiler,
"Selam
olsun.” dediler.

Yerden gelenle
yoldan
soranın,
düzde duranın dileği bir midir? Ona de ki: ‘Selam ile
geldik, gül misali sevdik.
Şebnem gülde barınır,
gül yaprağa
sarınır.
Bülbül, sevgi ile arınır.
Yerin güzelliği O’ndandır,
yolun güzelliği bilenden.’
Cümlenize selam olsun,
demir misali
güç versin. Yaprak döküle döküle,
ekin
söküle söküle;
değerinden kaybetmez. Seven, sevmediği kadar
kendinden
değer kaybeder. ’Nasıl?’ dendi. Sevgi, yer yer olmaz.
Seven, var
olana ölçü vurmaz
Demette güç, zahmette öğünç vardır.
’Dost.’
dediğinde,
dostluğu kendin kadar değerli bulursan;
kendi
ölçünü vermiş olursun.
Günün haline uyup ’Dost.’ dersen,
kendinden
harcamış olursun.

Niyazına geldik, 'Hayır.' dedik verdik. Kement attığın, sağlam
tuttuğun elden elini alma, hiç bir düzende gerçek olmayanı görme. Ne var ki,
almayı dilediğin kadar, vermeye de yönel. Gerçek bildiğin değil,
uyduğun olsun. Gerçeğin verdiği nedir? Seni doğruya, yazılı
olana yönelten olaylar. 'Yerim nedir?' dersen, uyduğun ölçüde yerini
bulursun. Dost yapısına, dost kapısına, dost sevgisine, dost yargısına
uymalısın, her sözümü duymalısın; 'Kendime değil, cümleye hizmetteyim.'
demelisin; olacağı düşünmeye değil, gününü yaşamaya
bakmalısın. Dost yapısına, dost kapısına uyduğun gün öğreneceğin,
kulu için en güzeli yazdığıdır. Gelmek gitmek düzendedir, güzel olan YAZAN'dadır, 'Çirkin?' dersen
yozandadır. 'Gedik bana yol vermez, gitse bile son bulmaz.' deme. Her olayın
düzenine varsan; gerçek, gözünde açılacak. Her zaman olaylara baştan sona
değil, sondan başa bakarsın, kendi haline uymayanı yaşarsın.
Elbet doğru değil. Sondan başa gelemezsin. Görgünü, dost yapısına,
dost kapısına uydurman gerekir. 'Dost yapısı nedir?' dersin. Varlığımız,
dostluk değil midir? Güne kadar, aldığım dediğine uyduğun
görülmez. Sevgim, dostluğum, görgüm, bilgim; her kuluna verilir, her
dileyenle paylaşılır. ALLAH'ıma
emanet olunuz. Daha önce verdik, geri dönen yok, hayal edenin sözü. (Bermuda üçgeni hakkında) Gerçeğin açıklığı görülür, güzde dönüş devresini
bitirir, yeni devreye girer. 'Olaylar durur.' demedik. Her halde olaylar
gerçekleşşir, ne var ki, güzde, en büyük ve hızlı devre başlar. Daha
önce verdik. Verileni okuyalım, bilgimizde dokuyalım. ALLAH'a
ısmarladık. Yuvanda din, dil, ırk ayrımı var mı? Yuvanın düzeninde,
kulunun seveninde?
Yerimiz güzel hamdedelim, kendimizi en güzelde bulalım. Yaprak yaprak oluşur,
kök toprakla buluşur. 'Geldik, gördük.' denildi, selam size sunuldu. El eldedir, sözü cümlede. Değişen düzenin
rengini göreceksin. 'Şükür emeğim var.' diyeceksin. ALLAH'ım kulunu
dileğine, hizmeti ölçüsünde yer verir. Yardım göreceksin, SEVGİLİ
ile cümlede sevgiyi öreceksin. 'ALLAH'ım şükür.' diyelim, niyazına yardımcı
olalım. Zor olmayacak. 'Dağılacak.' diyene de ki; 'Dağılanın yerine
MERYEM'in kalesi örülecek, yaprak sanılmasın dökülecek, dikilen fidan meyvesini
verecek.' ALLAH'ıma emanet olunuz. (Röportaj için bir diyeceği var mı?) 'Gelenden sorunuz olacak.' dedik, daha önce
verdik. Geçiren yerini bilir, değişen düzenden güzeli
bulur, gümüş kapı altın kapıya açılır. (Kapı mı değişiyor?) Bekle gör. Almayı dilediğin, 'Bağlansam.'
dediğin düzene gireceksin. Bekle gör. 'Gümüş kapı kapanır.' demedik,
'Bağlanır' dedik. İki kapı da açılır, bekle gör. Ayağımız yoldadır, gönlümüz kulda. Geldik vermeye,
MERYEM'i bildirmeye. 'Zor olmaz.' dedik, el ele verdik. ÖZ'den uzak
kalınmasın. Rüyada gördüğün hayırdır, dediğin açıktır. (Doktorun rüyası) Geçmişin değil geleceğin aynasında
NUR misali aydın olacaksın, öyle anılacaksın.

Yazımız okunur, gönüllerde halimiz dokunur; aldığını vermiyen, kimden
neyi sakınır? Geldik yolu vermeye, geldik güzeli sermeye, geldik cümleyi
sevmeye. ALLAH'ıma emanet olunuz. MEVLÂNA'yım. AŞK ile girdik söze, YAR diye durduk düze, baktık
her gelen yüze, dedik nay misali ses veren saza. Ağlatana değil, eğitene
yol verdik. Naydan gelen ses, gönül tellerinde baskıya girişir, en yüce
hislerde oluşur, dağılan düzende BİR'lik diye buluşur. Onun
için; her düğümde, kopana değil, sabır ile açılana gönül vereceksin.
Görgüye verdiğim, yardım diye eğittiğim. Doyumsuzluk, bedenin temelidir. Gerçeğin oluştuğu,
kendi kendine buluştuğu günde, ona de ki: " Dilediğimizden
değil, YAZIYA uyduğumuzdan dünyaya geliriz. Dileyen; ne sensin, ne de
ben, sadece ALLAH'ımın MURADI'dır" dedi, yavrularına selamını iletti: "Gerçeği burda buldum, kumunda tozu oldum, ne
göze girdim yaktım, ne çöp diye etrafa baktım. Eğildim yoz önünde,
savruldum toz gününde. Almayı dilemeden buldum, geçtiğim günde bildim.
Sevgimin oluştuğu, hepinizde kalıştığı, gerçektir. Ona de
ki; 'Taş kırılır, dal eğilir, rüzgarı fazla alırsa. Dağda dümen tutmasın,
ovada temel atmasın, varolduğunu bilsin, VARLIĞI'na inansın. Çevreyi
kendine değil, kendini çevreye döndürsün.' Her katılığın değeri,
kırılanda görülür. Yoğun çalışan düzendeyim." dedi, selamını
iletti. Gömülen soğan, çiçeğin en güzelini verir, ne
var ki onu sulayan görür. Kaşığı çorbaya çalalım, tadını hep beraber
alalım. Ay'dan aldık yeteni, karanlıkta tüteni. Gerçek, günde oluşur; seven,
günde buluşur; yoğurt, sütten gelişir; konuk, bizle halleşir. Demirden büküleni alırız, ağaçtan döküleni buluruz, her hal ile yalın
kalırız; günün yorumunda, kapıya karşılayıcı koyarız. Yumak aldık, geyik misali sardık, 'Miyyar O'ndandır.'
dedik. Kement attığımız olayda, demdeki düzeni veririz. Her adı verilen, adı ile anılır. Duvar örülürken,
taşı tek değildir. Hazırlanırız. Bağlantıya hizmettedir. Yazımız
bağlantıdır, gazete için. Bilenle bilmeyene vereceğiz, çözümü kendine
açtıracağız. Yumak demette görülür, ele geldi örülür. 'Açayım.'
dediğin kapı, kendini bulduracak. Ağacın verdiğini, meyvenin
erdiğini söylersin. Yerini bildirir, dümeni döndürür, danışılan olaya
elbet sorunu kaldırır. Doğuşu yerinde bilesin, değişen
olaya günde gülesin. Olaylar, gününde yaşanır. Günü geldikte dönersin,
AŞK'ın ile yanarsın; sever, sevinirsen. Gönülden olanı gönülden ilet, dilediğin olayı
öylece hallet. Çevreyi dolayan çeherede açılır, güzel gün öylece geçilir.
ALLAH'ıma emanet olunuz. Dumanı silesin, olduğun yerde durasın, değişen
değil gelişen olayda kendini göresin; 'Olan. Olmayan.' demeden,
ham meyveyi yemeden. Kendinde olacak. Doğruyu çizesin. ALLAH'a ısmarladık. Yorumu verelim, dumanı silelim. Niyazın yerini bulsun, şerh
edilen yapıtta çizgiye el konulsun. Olumsuzluk değil, düzeni bulur, niyazın
dilden verilir: KEVSER SURESİ okuyasın. Yumuşak dilden okunur, GARİB'in
dilinden dökülür. Yapıya değil, hatayı kapıya bulasın. ('Şerh edilen.' nedir?) Kaydı edilen değişmez olay.
Olayları kendimize değil, kendimizi olaylara adapte edelim.

Gözle uzaya bakarsın, sesten geleni yoklarsın. Kaide asla bozulmaz, yumuşak
yoldan gelenin, sözünde ayrı olmaz. Cümlenize selam olsun, gönül gerçeği
bulsun. Demette söz verilir, sohbet böylece kurulur, ALLAH'ıma
emanet olunuz. Dost elinden aldığın, günün geçeninde, kulun
göçeninde aradığın resimdir. Anası, analığı, babası. Analığı
geldi, selam ile resim verdi.
Kucak dolusu sevgi ile geldik, 'Gelenden, ALLAH'ım RAZI olsun.' dedik.
Seymen misali gelen, yoğurt ile sütten yorum arayana sözüm. Kement
attığın olayda yerini alacaksın, koruk dediğin günden, üzüm olanı
göreceksin. Altın gümüşü geçer, kulu en güzeli seçer. Dört direk atsan,
direkten yukarı baksan; çatıyı örteceksin, çoğun yanında aza da
güleceksin. 'Olmazsa?' diyene de ki: 'Duvar eldedir örülecek, yazı yoldadır,
görülecek, kul kula sevgi ile sarılacak.' Değirmen dönecektir, her ocak tütecektir, bilgi
bilgiye katılacaktır, sohbetimizde kaygu gönülden atılacaktır. 'Sözümüz; alanın, sahib olanındır.' dedik, daha önce
verdik.
Yağın bolluğu, kulun yolluğu, gerçeğin aynasıdır.
Çevreyi açacağız, köprüyü geçeceğiz; güzel diye bilenin, VAROLAN'a
uyanın, yardımına gideceğiz. (Dr. c.t'ın
yardımına?) EYVALLAH. Can dost deyip açılan, dört duvarda seçilen, yukarı dağın yapısına geçilen,
duvarın örttüğü yerde, kırmızı gülün açtığı noktada. Yuvarlak yapı,
tahta kapı, binanın özelliğidir. Yuvarlak yapı dediğimiz,
kemerlerdir. Duvarların oluştuğu, ULULAR'ın buluştuğu MAKAM'dır.
Ayağın götürecek, yerini bulduracak, duaların niyetine uyduracak. Olmadık düzen verilmez, volkan denilen yerde bohça dürülmez. Olacağın
aynası açıldı. 'Olmadı.' diyene de ki; 'Çerçeve çakılmadan, resim takılmaz.'
Eşyanın yapısı, kulun etkisindedir; ULU'nun verdiği, yetkisindedir. Geçerli
olanı, dilediği yerde oldurur. 'Davarımı güdemezsem, taze meyve
yiyemezsem?' diyenden değiliz; elde olanın, dilden verenin yardımındayız. Yavru, MELEKLER'in himayesindedir. (Dr.
c.t'ın, yeni doğan torunu için) ALLAH'ım, cümleden RAZI olsun; her şarkı,
dinleyeni kendine döndürsün. Yavru dedik, sevdik sevdik, O'ndan geleni övdük. HAK ADI'na niyazdayız, sevgi ile biz hazdayız, dünya
dilinde tozdayız. DOST ile buluştuk, sohbetine karıştık. Dedi ki: '
Katreyi aldık, katrede böldük, sözü son diye bağladık, selamımızı her DOST
diyene ilettik.' MEVLÂNA'yım. Yaprağın açığında yerimiz vardır, her varolana
sevgimiz nardır. Cümlenize selam olsun. ALLAH'ıma emanet olunuz. ALLAH'a
niyazımız, dileyenle, yumuşak yolunu yürüyenle. ALLAH'ım cümlenizden RAZI
olsun.

Özlenen gün, gözlenen yolu verir; kulunu, ALLAH'ım güldürür; güneş,
ham meyveyi oldurur. Kucak açtık gelene, niyaz ettik gülene. Varlığın olduğu yerde, dirlik
görülür, niyaza sepet örülür. 'Dost eli, dost dili.' dedik, cümlemiz niyaza
durduk; ağacın tazesine, yufkanın bezesine elimiz verdik, 'Nasibi gür olsun.'
dedik, ALLAH'ıma emanet ettik. Umduk bulalım, bulduk sevelim, seyrinde dönelim, VARLIĞI'na inanalım.
Genişlik görülür, sebepler örülür, VAROLAN bilinir. Gerçek bilinendir,
dost sevilen, hasret çekilendir, yaprak dökülen. Her olay gününü bekler. Her yönde sevgili arayan. Yediğin aşında,
bildiğin başında. Oturduğun senin ise, yumuşak yer ara.
Yerimiz bilinendir, gönlümüz dolan. Dönüşe verdiğin, 'Karışık.'
dediğin her olayda, çözüm eldedir. Yaprak yaprak açılsa, kement olsa
atılsa; beklenen değil, yazılan görülür. Ne var ki, beklenene değil,
yazılana sevinilir. Çoğun olduğu yerde, azın sözünü bilmiyene de
ki: 'Az, çoktan bir parçadır.' Kırılandan değil, açılandan olsun, her kulu
BİR'liği öylece bulsun. 'Kırılan nedir?' dersen; gönül. Sevenin gönlünde
açılan nazdır, kırılan değil. Dört mevsim sayılsın, günde gelen anılsın, dağılana
el konulsun, kaşık elde söz dilde kalsın, sohbetimiz her dileyene açılsın.
Karşı gelen olursa, sözde hata bulursa, ona de ki; 'Bağımız BİR'liktir,
gönlümüzde sevgi, yerimiz yönümüz dostluktur.' Yumuşak yolunda, YUNUS'um kolunda. Gemiye adım attık,
kulunu elinden tuttuk. Dilediği yerde değil, olduğu
yerde huzur bulur. ALLAH'ım RAZI olsun, dost elinden dilediği sözü alsın,
yolunda beklediği yöne kavuşsun.
Yüzden güzeli, gönülden özeli gördük, cümlenizi selamladık. Altın dolsa kutuya, güzel denir kötüye. Ayrı düşse yolundan, yolunda
yoldaşından; sözden sözü atardı, dilediğini tutardı. Güzellik, her olayda;
gönüller, her dolaydadır. ALLAH'ım cümleden RAZI olsun, sohbetimiz dostlar ile
BİR'lik bulsun. Aydın geldik gülenden, DOST'u sorduk sevenden. 'Ne sarıdan, ne mordan, ne
yeşilden, ne maviden ayrı kalmaz.' dediler, her rengi birbirine bağladılar. ALLAH'ıma emanet olunuz, olduğumuz günde mutluluğu
bulunuz.

Yedek kalem alınmazsa, güzel yazı okunmazsa; alan bilmez, bilen sormaz. Kaygu demde kalmasın sorgu bende olmasın, yemin olduğu yerde
kul kendini bulmasın. Kemik kulun yapısında, kanı bedeninin katısında.
Gelen giden sayılsa, kul dünyada ayılsa; sorusu candan olurdu, niyazını ÖZ’den
verirdi. Sahil yolu götürür, güzel günü gösterir. Kemik dedik yapısını verdik.
Gönülden aldığını kemikten sormazsın. Olumun değişken değildir.
'Ne demek?' dendi: Değişkenden maksat, gelen giden, veren alan,
sende demir misali şeklini bulan. Yazıya önce beden gereklidir. Yazının
bedeninden söyledik. Sen bedenini kuracaksın, ruhunu ALLAH'ımdan bekliyeceksin. Her kapının açıldığı, her eşikten geçildiği bilinir. Aşılan
köprü, her varolan tarafından görülür. Çevrenin açtığı, yerini seçtiği
günden; yerini verdik, sunulan şaraptan, içileni gördük. Demde olanı
dedik. Beden bulan her olay, ruhunu bulacaktır, şarkı dahi dilden dile
söylenecektir. Şarkıdan maksat; dinleyene huzur, okuyana şevk verecektir.
Denizden aldığını dağdan vereceksin. 'Halim?' dersin, kayguya düşersin.
Dağda güzelliği görmek için, tırmanmak gerekir. Güzeli güzelden
sorsan da bilemezsin, sadece güzeli kendin güzel yapabilirsin. Talip olan; YUVA’mıza gelmeden, yazımızı görmeden adımız anıldı,
‘MEVLÂNA. ŞEMS.’ diye diye yandı; sadece ALLAH AŞKI’na düştükte
kandı. Varolanı seveceğiz, AŞK’ımızı VAREDEN’e çevireceğiz.
Yanmıyan kor olmaz, kor olmayan küllenmez. Alev alev yanandansın. Gizli
değil açıktır. Her verilen, sevgi diye örülen. Kement, bellediğine
atılır, sevilen at tutulur. Sevginin ölçüsü yoktur. ‘Ayık kalsam, kendimi
bilsem.’ dediğin günde; ayrımın tadını buldun, hasret yoluna düştün. Kaş ile göz yerinde, akıl derindedir. Geçit
bulmayan, gidişe uymayandır. Demden yolumuz aldık, handa kulunu gördük.
Kuyuda suyu gördük, bilenden sözü aldık. Sahip olduğumuz akıl ile
övündüğümüz günde, bedende kemiği sildik. Komşu komşuyu
günde, seven seveni yönde bulur. Demir tava geldikte, mermer suya erdikte; akıl
yerini bulur, yazılan öyle çözülür. Gölge günde silinir, AŞKI kulda hal olur. ALLAH'ıma
emanet olunuz, her sorunun cevabını satırlarda bulunuz. Aslınız, resim ve musikide oluşur. Sen kainatta oluşan
resim değil misin? KIR'AN da şiirdir; deste beste düzendir, güzel
yazı yazandır, hafız KIR'AN'ı okuyandır. Yaşayan bilir; bir şarkıyı
anda öğrenir, bir sayfa yazıyı günlerce ezberleyemez. KUR'AN;
verildiği günden güne kadar, musiki dilinde söylenmiştir. (Deniz yosunu konusunda ek bilgi istiyorum lütfen.) Yol, yürüyenle değil, yürüyene yol
biter. Geminin, değişmiyen dostudur. Ne var ki; insan, insan olarak
gelir, demir atan gemiye dost olur. Okunu atan avcı misali, her varlığa
denizden değil, sözümüzden gelir. 'Dert.' denilen yerde, sorunuz OMAR'ı
güldürür. Karşı yoldan geçenin yolu, geçici değildir. ALLAH'ıma
emanet olunuz, ham meyvaya değil, olgun meyvaya el atınız. Güneş değilsiniz
olduracak, nehir değilsiniz bulduracak. Göreviniz sadece güneşi
göstermek, nehire götürür yolun gidişini göstermek. Dileyen alır.
ALLAH'a ısmarladık. 'Gel.' dedik, geldin; 'Yaz.' dedik, yazdın; desteye
girdin, besteye uydun. ALLAH'ım mutluluk duvarını aşmana, sadece O'na koşmana
vasıta ettiği bizleri, gönlünüzce sevindirsin. ALLAH'a ısmarladık. 'Desteye
girdin.' dedik ya. ALLAH'ımın sunduğu, her kulunun duyduğu
mutluluktur.
Esen rüzgar ses verir, dalga denizde yürür, cümlemiz cümlenizi görür.
Cümlenize selam olsun. 'Geldik yerden, sorduk gönülden.' diyene de ki: 'Gamda güzel anılmaz,
halde yorum yapılmaz, söz ile ÖZ birbirinden ayrılmaz, yemin sizden, sorun
bizden açılmaz.' AŞK'ı benden bilenin, sözü güzelden soranın;
efsaneye değil, doğadan gelen her zerreye nokta koyması gerekir.
Çünkü, her olay, başlar ve biter. Değdiğim her dalda çiçek açsa, yerini güzel gösterir. Ne var ki,
kainatta her zerre hizmettedir. Yalnız çiçekle değil. Çalı, yolda gereksiz;
ne var ki, kırda arınır, toprak öyle taranır. Geçmiş olayın, geleceğe hizmeti; bilmiyene söz
vermektir. Geçici olay dedik, her olayda başlayış ve bitiş olduğunu
söyledik. Yerimiz DOST elindedir, sözümüz DOST dilindedir; ÖZ'ümüz
O'ndandır, gözümüz O'ndan olanda. Cümlenize selam olsun, ALLAH'ım niyazınıza
cümlesini katsın. Cümlesinden maksat; var edilen ULULAR. Varedilen, kullara
YARDIMCI oldukta; dağın taşı inse de, damla gelen taşsa da,
kulun gücü yeterlidir. (Resim verildi: HAZRETİ FATMA) Aynayı aldığı günden, yolunu bulduğu güne
kadar; 'Derdim.' demeden, kayguya düşmeden, gidişe uydu, doğuştan
yerini buldu. Sorana verdik; FATIMA. SEVGİLİ'den Sevgili'ye katıksız aldığını,
katıksız verdi, cümlenizi sevgi ile kucakladı.

Güzel dedik, her varolanı övdük, her geleni sevdik, cümleye AŞK şarabı
sunduk. 'Gel.' diyeni bulduk, 'OL.' diyenle dolduk. Gölgede güneşi sorana,
elimizi verdik. Cümlenize selam olsun, kayda uyan her kulu selameti bulsun,
aydın günde aydın yolun yolcusu olsun. Seçim değil, geçim gereklidir.
Sevgi, kullar arasında süreklidir. Yazı verdik yazana, sohbet dedik kazana. Kepçeyi alan gelir, sohbeti seven
bulur. Yerde kar var diye, toprak verimsiz kalmaz. Geldik sohbeti bulduk, elbet
cümle ile bir olduk. Daha önce verdik, her sohbette açık sözümüz dedik. Döne
döne okuyunuz, ömrünüzü dokuyunuz, her sorana şerbet diye sununuz. Ne var
ki, yazımız her sohbette alınır. Okumayı değil, dokumayı deneyelim. (Dokumaktan murad nedir?) Okuduğun, desteye değil besteye
geçer. Dokuduğun, kaydını bilen ile kendini bulanı, birbirine ekler. Yedek
olandan değil, aslını bulandan olasınız. Yapacağın ile değil,
yaptığın ile öğünesiniz. Öğünmekten maksat: kendine malettiğin
ile sevinesiniz. Dediğimiz, ÖZ'ün aslıdır. ÖZ'ünü bulmayanın, bilgisi
paslıdır. Yerden aldığımızı yerden sorarsak, besleyenden biliriz. Yerden
aldığımızı kendimize sorarsak, süsleyenden sanırız. Yerden aldığımızı
YÜCE'den sorarsak, besleyeni de süsleyeni de biliriz, kendimizi öylece buluruz.
AŞK'ımız bizdedir, bizden sizedir. AŞK'ınız sizdedir, sizden bizedir.
Daire öylece oluşur, her sevgili buluşur. Yediğimiz birdir, güneşimiz bir. Hep birlikte dostluğu kanıtlayalım,
sevgilide sevgiyi alalım. Sevgimize şahit aramıyalım. Ne var ki, her birimizin
sevgisini tasdik edelim demektir, kanıtlamak.

Yol aşılır, köprü geçilir, seven sevgili ile seçilir. Cümlenize selam
olsun, her kayıt defterde yerini bulsun. Yerde aldığım, dalda gördüğümdür. 'Daldan aldım, sevdim
yedim.' diyene de ki: VAROLAN yaratır, var ettiğine aratır. Doğuştan
başlar, oluşta taşlar. Ne var ki, her taş eğitendir,
kum misali öğütendir. Alalım verelim, her varedileni görelim. Gördük sevdik,
bilmiyene sunduk dedi isek, aldığımızı vermiş oluruz.
'Dayandığım nerde?' dersen: ikiye eklersin, dünya halinde beklersin. Dost
alır, dost verir, HAK görür. Sepeti örenden sor, dostunu sevenden gör. Geçici
olan, derdini soran, yarına defter açandandır. Koğuşta görülen her
kul, birbirine şekil ile benzese de, hal ile ayrıdadır. 'Kaşık aldık, sohbete geldik.' diyen her kulun
kaşığı boş kalmaz, sohbetimiz asla tükenmez. Gemiye gelenden,
'Yol benim.' diyenden, verdiğimiz geçerlidir. Mermer düze getirir, olay dize getirir; kulu bize
buldurur, buldu ise oldurur. 'Can bizde mi?' diyene de ki: CANAN'ı bildi isek,
YOLU'nda buldu isek. AŞKI'nı almak değil, AŞKI ile yanmak,
DOST'u dostta bilmek. Kendini sayıda bulma. Her olayda, kayda koyma. Değerin;
bildiğin ile değil, olduğun ile ölçülür. Ayağından geldiği, cümlenize verdiği,
HAMZA DOST diye andığı denilir, selamına cümleniz katılır.

(Türkiyede petrol, Arnas Dağı'nın mı yoksa Kavuşsenap Dağı'nın
mı eteğinde? Petrol kaç metre derinlikte? GARİP'e gösterilen 'Yeşil
birikinti', su mu yoksa petrol mu? Petrol kuyusu, dağın hemen
eteğinde mi açılsın? Bize daha açık bilgiler lütfeder misiniz?) YEMEN'den öteye gitmez, verdiğine su katmaz. Görülen, gösterilen;
'Kara su'yun akıntısı, Yanık Dağı'n yıkıntısıdır. Eteğinde bulunur.
Yerden yüksekliği ikibin metre olanın. Çevrede, Yanık Dağ diye
anılanın. Dumanı geçmiş, demini açmış; 'Kara su'yun kapısı olmuş.
(Volkanik mi?) EYVALLAH. Eteğinde,
dörtbin metrede. Dayanmaya değil, donanmaya yararlıdır. Donanmadan maksat,
temiz. Derya suyu değil amma, arınmış. Oku attık, yayı tuttuk. Değişen yöne değil, oluşan
yöne 'Hayır.' dedik, hayır yolda olana sunduk. Aynaya, 'Benden değil, O'ndan.'
diye bakana; sözümüzü her an elden gönülden alana. Elden alanın kimliği
açık. Olmuşu veren kim? 'Aktaran.' demedik. GARİP'in aldığı
bilinir. Aktaran, a. olur. 'Dost.' dedik, dost ile verdik. 'Merdiven yok.' demesinler, yeşil renkten beklesinler. Kabile yerini bilse,
dermekten umut olsa; YEMEN'den söz etmez, gayrıya göz etmez. Kement atıldığı
yerde, sepet satıldığı yerde. Dörde dört arasınlar, çevreyi devamlı
tarasınlar. 'Ne demek?' dendi: Açılacak yer çoktur. Ne var ki, verilenden
büyüğü yoktur. Biz vermedik mi? Dağın eteğini, daha önce de
verdik. Hep güneye (Öyleyse Kavuşsenap dağı
oluyor) EYVALLAH. Gemiye almasak da, limanda görev veriniz. (Kimlere?) Gecikenlere.

Hummalı yemeden, yediğini bilmeden, 'Derdime.' denilir, kuyuya ses
verilir. Cümlenize selam olsun, şarkı misali her sözden hoş seda gelsin.
'Olmazsa?' denilenin, dergahtan alınanın yerini gören bilsin. Dost bildiğimiz, post serdiğimiz, 'YUVA'mız' diye her gelenden
selam aldığımız bilinir, her hale DOST sevgisinden uyulur. 'Esen yelden yıkıldım, akan selden döküldüm.' dersen, yazdan kışı ayırırsın.
'Geçici.' dedik, daha önce verdik. Gözleme dediğin, özlemden aldığın,
derde deva değildir. Sorunun yersizliği açık, asla düşünülen değil.
Daha önce dedik. Asmayı dikersin, üzümüne bakarsın; kuşlar eşinir,
arılar deşinir, üzümünü yiyemesen de asma senindir. 'Geyik verdim alan
yok, halin nedir soran yok.' dersen; halin de yolun da YÜCE'nin GÖRGÜSÜ'ndedir.
Gayret sebepsiz olmaz, sebep yerini vermez; dünyaya sultan gelsen, kendinden başkası
sorgunu vermez. Derman dağın ötesinde değil, ferman kulun kötüsünde
değil. Derman da, ferman da ALLAH'ımdandır. Giymeyi dilediğin,
yermeyi beklediğin, senden yolu alamaz; gedik, yolumuzdan verilmez. Çünkü,
MEYDAN bizdedir, bizim ile sizdedir, 'Bilmem.' diyen sözdedir, ayrı gelen
gözdedir. Yerini bilen sermez, HAK'tan geleni sormaz, asla şüphede
kalmaz. Her sohbet, bir evvelkini tamamlar. Geçmişi sildiğin, geleceğe güldüğün
görülür, yoldan gelene verilir. Çoktan azdan yerinme, olumsuza sevinme. Yazı
yazıldığı gibi, kainat cümleye çizildiği gibi. Çözen, kendi çevresini
çözer. Ömrü, çizgisine teğettir. Cümleye değişen, geçeni götürmez; gelişen,
yapıyı söktürmez. 'Derdest olalım.' denilen yerde aksi seda yok ise, MEYDAN
geçitten uzaktır. Ağacın gölgesinde, her kulun vergisinde, yazılan
görülür. Açılan her kapı ne senden sana, cümle için ALLAH'ımdandır. 'Saçımı örtsem, yüzüm açıktır. Gönlüm, yerden gökten her
geçene açık.' diyene de ki: Açık olan, 'Yeter.' demez, kendinde kainatı
görmez. Olumun açıklığı, kendini kainatta bulmaktır, kendinde kainatı
görmek değil. 'Alaylı olaylı, her verilen dolaylı.' der, KUMANDAN (Sohbette bulunan bir cana hitaben) söze güler. Alayda gözümüz, olayda sözümüz,
dolayda gönlümüz vardır. Her satır sevgimizi anlatır, sevgimizi dinletir. ALLAH'ıma emanet olunuz. Yaprağı dökenden misin,
döküleni bekleyenden misin? 'Alanın verenin sorgusuna düşme.' dedik, daha
önce verdik.

(Dile getiremediğimiz, aklımızdan geçirdiğimiz soruların cevaplandırıldığına
tanık olmaktayız. Aksi de vaki oluyor. Yanıtlanmasını ısrarla istediğimiz
bazı sorular cevapsız kalmakta. Canların çoğu, düşündüklerinin
sizlerce bilindiğine inanıyorlar. Gerçekten, bilinip bilinmediğinin
açıklanmasını rica ediyoruz.) Hoş gürülen her olay; boşluğu doldurur, bilmeyeni oldurur.
Cümlenize selam olsun, sorguda yerini sergi ile bulsun. Küçük büyük doluyor, her kulu bir oluyor. Sevgi, sende bendedir. Sevgi, YARATAN'dadır.
Yarattığı her kulu, elbet O'nadır yolu. Olaylar taşlama, benliğini
buldu ise, yaşamaya başlama. Benliğin oluştuğu,
kulunun RABB'i ile buluştuğudur. Gerçek ayna misalidir, ne alırsa onu verir. Oluşun denk geldiğinde,
bilinç sergiye açılır. 'Düşündüğüm olaylar?' dersiniz, her an düşüncelerinizi
neşredersiniz. Size kapalı gelen bize açıktır. Soru, yersiz değil.
Denir ki: 'Herkes düşüncesini neşrediyor. Alırken, karıştırmıyor
musunuz?' Asla. Akım, eşit aralıklarla segilenir. 'Alıcı verici hataya
düşerse, yargılanır mı?' denildi: Hata dünya halidir, kulun nefis yoludur.
Dayanmayı bilen, dünyada gülendir. Sözünün edildiği, 'ALLAH sevgisi yoktur.' denildiği,
geçersizdir. Sevgi: elle tutulmaz, gözle görülmez. Öyle oldukta, 'Var.' veya
'Yok.' denilmez. Hiç bir kul yoktur, ALLAH sevgisi ile yüklü olmasın. Daha önce
verdik: sevmeyen yoktur, sevmesini bilmeyen vardır. 'Desteyi bozmayalım.' dediğimiz
odur. Sevginin topluca neşri: aksi gelen akımı yalınlaştırır, sevgi
ile sevgiyi oluşturur, ruh ile beden arasında gelişen olumu pekiştirir.
Sen seni bilmezsen, senden geleni duymazsan: benden alacağın geçerli
midir? Her sorunun cevabı verilir. Ne var ki, kulun dileğince
yorulur; 'Aşamadığım?' denilirse, yersiz yöne çevrilir. Her kul, aldığını
veresiye almalı. (Vermek
için, değil mi?) EYVALLAH, mana alışverişi. Yağın olduğu yerde bal
gerekmez. Onun için, alınan sorular, verilen cevap ile açılmaz. Gönül verilen
her olayda hata ararsan, gününü boş geçirmiş olursun. Daha önce
dedik, dayandığın YÜCE'dir, beklediğin gece olmasın. 'Aşama nasıl belirlenir?' denildi. Her olayı hatasız
görme ile. Madem YAZAN hataya dişmez, elbet olanlara kul şaşmaz.
Şaştı ise, köprüyü geçmez. Her beden O'ndandır, her gelen O'nadır. (Gelmekten murad bu dünyaya mı, oraya mı?) Dünya sizedir, her hal bizedir, geliş
düzedir. Yer yer oluşur, her oluşan oluştuğu gibi buluşur.
Demet eldedir, koku güldedir, seven haldedir, gelen yoldadır. ALLAH'ıma emanet
olunuz.

Her yolun bir yolcusu,
her malın bir
alıcısı olur.
Dilenen alındığı yere gelir.
Cümlenize selam
olsun.
Yumuşak gelen,
yerini bilen her kulu;
’Günüm
aydın.’ desin.
Sorumsuzluk, dünya halini
eleştirir.
Katılan her maddede,
alışımı yeterli gelinceye
kadar
renkten renge dönüşür.
Katrede aradığını, kitlede
bulamazsın;
oyundan düşündüğünü,
katkısız bırakamazsın. ‘Konuk geldim,
sözü açık buldum.’
diyesin,
hoş günde varolanı anasın. ’Komşu beni
bilmezse;
ben onu anarım,
ona elden çiçek sunarım.’ de,
her
sözün oluşunu kendinde bul.
Bölenin yerini,
bilene
bırakmış olursun,
huzuru öylece bulursun.
Kement attığın
olayda,
sevgiyi kendin dene. 'Dost, dost.’ diye andılar,
adıma yolu
verdiler.
Her yarayı sardılar, her aldığımı sordular.
Ne
geleni bıraktım,
ne gideni yer ettim. YARATAN’dan GELEN’i, her halde
olumu bileni;
ne ayırandan, ne kayırandan olacaksın.
Her
dileyene,
dilediği kadar vereceksin.’ dediler,
öylece görev
verdiler. Gözde alan,
dilde veren
vardır.
Gönülden sorana; el verdim geldin, aldın, gerçeği
aradın.
ALLAH’ım RAZI olsun. Köşkü arayan, kendine dönsün;
her
kapı HAKK’adır, bilsin. Yaprağı olduran,
peteği
dolduran,
kuşa yuvayı bulduran YARATAN’ın VERGİSİ,
bilenin
görgüsü değil midir? Oldu olacak,
bina yerini nerde
bulacak?
Elde vefa,
gönülde sefa.
'Nerden gelecek?’
dersen,
yargıyı anımsamış olursun.
'Her dileğim
olsun,
her gün aydın gelsin.’ dersen,
dünyayı kanıksamış
olursun.
Her gelen alıcıdır,
dar geleni görücüdür;
'EYVALLAH.’
denildikte, benliğini bulucudur. ‘Aşama yersiz.’ denilen, düzende
olmaz.
Yargıyı silmedikçe, doğru bulunmaz.
Her olayda, önce
hatayı kendimizde arayalım.
Olayları tarayalım,
'Silelim.’ denileni,
yoruma verelim. ‘Yumuşak hal.’ dedik,
YUNUS’umun sözünü verdik.
Gözümüz sözümüz, ÖZ'ümüz ile açılır, her olaya öylece geçilir. Cümlenize
selam olsun, hummalı niyette yumuşak yol bulsun. 'Duydum almadım, gördüm
bilmedim.' diyen, yerini bilenle paylaşsın. Ayağa gelen, YUVA'da yön bulan her kulu, elbet
bilir yolu. Demde oluşur, RESULÜ ile buluşur. Her alış, O'nun
verdiğindendir. ('O' kim? RESULÜ mü?) RESULÜ ile verdiği, cümleye gönderdiği
açıktır. Aşamadığımız yerde, ALLAH'ıma sığınır, RESULÜ'nden
yardım dileriz, o'nun Şefaatına niyaz ederiz. Ayrımız yoktur. Yumuşak
olduk, selama HAK ADI'na durduk. Ayağın getirdiği dedik, YUVA'nın sözünü ettik.
Gelen, yolun başındadır; her hizmet tek tek taşındadır. Hizmetin
olmadığı yerde, himmet aranmaz. Ayağın getirdiği denilenden
maksat, hizmetin oluştuğudur. Konuk gelse, 'Yerim?' dese, ona de
ki: Gönlündür. Kucak açsa, 'Yardım.' dese, ona de ki: Himmet YÜCE'dendir.
Yaprak oluşmasa, gölge vermez; gölge vermeyen ağaç, sevgi bulmaz.
Konuktan aldığımız, sevgi ile bulduğumuzdur. (Yeni gelen bir konuk mu, içimizden biri
mi?)
Gönüllere aktardığı, HAK YOLU'nda getirdiği hizmette kendini bulana
dedik, yanımızda olana söyledik. (s. bey mi?) EYVALLAH. Şaki diye baktığın, sakiye dönüşür.
Küfre yer verdi diye arkanı döndüğün, bülbül misali konuşur. Kayguya
düşme, 'Hataya düştüm.' diye şaşma. Oluşan
hizmetindendir. Kahır veren her olay, yeniden doğuşa götürür. Her
olayın sonunda, kuluna kendini buldurur. 'ALLAH'ım.' diyelim, niyaza duralım:
'Bizden bizi sorumlu tutarsın. Kulunun hatasını bize gösterme. Kendimizden
gayri hataya düşürme.'. 'Kendinden gayri hata, nedir?' denildi. EMREDİLEN'i
yapmazsan, senin hatandır. Bildiğini bilmeyene katmazsan, bilmeyenin hatası
ile yüklenirsin. (Bilmek,
bir çeşit sorumluluk yüklüyor değil mi?) EYVALLAH. Kaşık, sende bende ise ikimiz
de doyarız, yalnız sende ise birimiz aç kalırız. 'Paylaş.' denildi,
RESULÜ ile sizlere verildi. Paylaşma, her yöndedir. Bilginde, emeğinde,
aşında, yolunda. ALLAH'ıma emanet olunuz, aldığınız kadar veriniz.

Yudum yudum içelim, AŞK yolunu seçelim, geldik sözü bilelim. Deste
beste raftadır, güzeli çirkin laftadır. Yediye yedi eklenir, ondörtte bir beklenir, asmalı köşkte saklanır.
Asmalı köşk, deryaya dört yol içerde. Odanın dört duvarlarına
yerleşen rafın arkasında. Ne var ki, günde değil, yüzyılın yarısında
bulunur, günde bilinmeden saklanıır. Duvarın örüldüğü yerde. 'Yeri,
neresi?' denilir. BEYLERBEYİ dendiği. Orda yolun birliği
vardır, oyun değil gerçektir, ovaya ekilen burçaktır. Sahibini yerinde bulamazsın, bulsanız alamazsınız. Günü gelir, ışık
misali yanıt verir. Dört dörtlüğü almasınlar, yeniye eskiyi katmasınlar. Göğün verdiği
her sesi alsalar, dört dört ile bağlasalar; dilenen ses düzeni bulunur.

Gayrette yerini bulsa,
her dileyen
dilediğini alsa;
sözde sitem olmazdı,
kulda yorum kalmazdı.
Cümlenize
selam olsun,
gelen aldığını bilsin,
yerini yoruma veren,
gönlünde
serzenişe düşen;
gayreti hizmetten bilsin,
her yoruma
katılsın.
Geldik vermeye,
sohbeti kurmaya. Dağda
üzüm olaydı,
sözüm yerde kalaydı;
ne gelişe, ne verişe gerek
kalmazdı.
Kulu yazı almazdı.
Aynayı alalım,
hem kendimizi hem
cümleyi onda bulalım.
Eli elden asla ayırmayalım.
Verdik, BİRLİK’e
geldik,
gürlüğe
adımı beraber attık.
Koşuya beraber çıkalım.
‘MEVLÂNA’yım!’ dedim,
geldiğim
günden verdim.
Destiyi aldığımız, çeşmede bulduğumuzadır.
Çeşme
suyu keser mi,
kulu kula küser mi?
Yolu bilen,
'Gidelim.’
diyen,
sorulsa kaçar mı? Yerde durduk yerince,
dağda gördüm
derince,
dosta döndüm bilince.
'Buldum.’ dediğim günde; yerden
aldığım kadar,
gelmeyi dilemedim.
Ne zaman gönülden aldım,
gönülden
doldum,
'Döneyim.’ diye yandım.
'Ayağım getirdi,
yerini
gösterdi.’
diyene de ki;
'Ayağım getirene,
yerini
gösterene; niyaz edesin. ’
Gerçeği almayı dileyen, olayların
dışına çıkandır.
Koyun kuzuya verir,
kuzu kendini bulur.
Çoban,
sadece onun başında durur.
Kaynayan ocağa elini atamazsın,
ateşi
tutamazsın. Yerden gökten bildiğimiz,
her olaydan sorduğumuz;
gerektiği
kadar aldığımızdır. Dört mevsimi alırsak,
her birini seversek;
yumuşak
yolu bulmuş olaylara uymuş oluruz.
Yıldızların sayısı, bilinenden
değildir.
Öyle ise, bölünenden de olamaz.
Çünkü bilinmeyen
bölünmez. Sulu nehir, kuruyan nehrin yerini alamaz.
Çünkü yeri vermez.
'Nasıl?’
dendi.
Nehrin yerini değiştiremezsin.
Denenmiş her
olay, denenmemişe açılır.
(Resim verildi) DEDE KORKUT denilir,
sevgi ile anılır.
Seven
seveni bulur,
kuyu kaynaktan alır,
günün yorumuna katılır.

Kaşık kaşık aldığımız,
her
hal ile dolduğumuz bilinir.
Cümlesi cümlemiz ile hemhal olur.
Selam
olsun,
yerini arayan bulsun.
Kat açılır,
yön seçilir,
elbet
dilenen yola geçilir.
Gördüğümüz yolda,
bildiğimiz halde;
RESULÜ’nün
Sevgisi alınır.
Dar gelen pabuçtan ayağını çekersin,
'Yol
gideyim.’ dersen,
düzde diz çökersin.
Ne yerden şikayetçi
olalım,
ne YAR’dan geleni silelim.
Dost, dost elini tutar.
'Dost, çevresine
uyanı atar.’ demeyin.
Her kulu her kuluna dost bilirsen,
her alana
bildiğince verirsen; çevreden ne alırsa alsın,
seveni örtmez.
'Duvarı
aşalım,
ötede dolaşalım.’ diyenin,
görgüde yerini merak
alır.
Önce olduğumuz yeri,
olduğumuz hali bilelim,
birbirimize
gülelim;
öylece bilinmeyene gelelim.
Üzümü salkımda tanırsak,
gözde öyle
tanık olursak;
bir bildiğimiz çoğa götürür,
her seven sevildiği
kadar katılır.
Yaprağı sanılmasın atılır.
ALLAH’ıma emanet
olunuz,
sevdiğiniz kadar bulunuz.
Yerden aldığımızı,
yoldan
sorduğumuzu dersiniz,
sohbete öyle girersiniz.
Aldığınız-verdiğiniz
BİR’dendir,
güzel diye gördüğünüz gönüldendir.
Cümlenize
selam olsun,
her nefes yerini bulsun.
Denenmişi geçelim,
sınanmışta
ölçü aramayalım.
'Sevdik.’ dediğimizde,
sevgimize yanıt
vermeyelim.
Olumsuzluk gerçeği silmez.
Kul yazılandan ayrı
kalmaz.
Bildiğin senden,
bilmediğin benden gelmez.
Deste-deste alınır,
beste-beste bilinir,
VEYSEL
öyle sevilir. Dünya yönünü çevirmez,
kul ne bilse
dünyayı yerinden
almaz.
Almaya gücü yetmez.
Yanmasa ocak, tütmez.
Elde
olmayanı,
satıcı vermez. Dünyada ne alsa,
kulun yüzü gülmez.
Demde
oluşu bilelim, bildiğimize hoşnut olup gülelim.
'Sevdik
seveceğiz,
sevgimizi kainata yayacağız.’ diyelim,
yolumuzu
öylece bilelim.
ALLAH'ıma emanet olunuz,
aldığınız
nasiptir biliniz.

(Yeniden muradın ne olduğu hakkında çok açık bir açıklama
yapar mısınız?) Her güzel, bilindiği gibi görülür,
öylece
sevilir.
'Gel.’ dedik bilene,
'Gül.’ dedik sevene.
Soydan
alana sorma,
'Doğru.’ diyene gülme,
bildiğin halden kalma.
Çok
dedik, az gördük,
her bağda üzümü serdik.
'Aldığım yerde.’
diyene,
'Gördüğün yerde.’ dedik.
Cümlenize selam olsun,
yeniden
herkes kendini bulsun. Olumsuz düzende,
YAZAN’ın YARGISI’na söz
edilmez.
Kulunun sorgusuna, namütenahi yorum verilmez.
VAR OLAN,
SAHIP’tir. DILEDIĞINCE VERIR,
kul verildiği kadar sahiptir.
'Dilenen
her soru, yerinde midir?’ derseniz, HAKK’ın TERAZİSİ’ndedir.
Ölçüsü
asla şaşmaz.
Kul kulu bir adım geçmez.
'Yeniyi almadık.’
derseniz,
daha önce verdik.
'Dön dön, oku!’ dedik. Eli ele verdin mi?
Gönlü katıksız gönüle
bağladın mı?
Olmayanı olan ile eğledin mi?
Dünyayı
aşmadan, kainatı dolandın mı?
Adımına sahip olamayan, andını kim
adına verir?
Sözünü hangi yolda çevirir? ‘Kendim.’ dediğin gün,
kainatı
gönlüne doldurdun mu?
Doldurdu isen,
kendini bilmiş olursun.
Dünyayı
sevmeden,
kainatı nasıl bulursun?
'Dünya benim.’ diyene sözüm.
Elbet
dünya sensin.
Ne var ki
dünya sende ise,
yerini
varlığın ile,
halini bildiğin ile göster.
'Ders mi
verilir?’ dendi.
Dünyadan şikayet edilir,
bilgiden nasip
sorulur. Nemde rahmet, var mıdır, yok mudur?
Sorguya verdik.
Rahmet,
her halde vardır.
Nemde de, kurakda da.
Daha önce verdiğimiz,
‘Alışa uyunuz.’ dediğimiz budur.
'Bilgimiz yeterli midir?’ diye
düşünelim. Yerimiz öylece açılır.
Çünkü bilginin hududu yoktur.
Açılan
kapı çoktur. Ne var ki, her kula
her kapı nasip değildir.
Öyle
oldukta; bilgi ölçüsüne girilemez,
dilenen her konuda
nasip
alınamaz.
'Herkes için mi?’ denildi.
Sana açılan, öbürüne açılmaz;
öbürüne
açılan, sana bildirilmez.
Öylece her kulun nasibi, kendi harcına,
kendi
nasibine göre verilir.
Her saat, aynı vakti bildirse de;
değeri
aynı değildir. ‘Duman göze girerse,
yerden göğe
giderse.’ demeyelim.
Gelen gider,
yol elbet biter.
Ne var ki,
yolun bittiği yerde,
öbür yol başlar.
Madem ki gidilecek
yer hep birdir,
yerimizi alandan diye ürkmeyelim. ‘Derdim.’ diyen her kulda,
'Yordun.’
diyen her yolda;
açık kapı arama,
kulu kul ile tarama.
Senden
gelen, onu arıtır;
ondan gelen, sana aratır.
Öylece güzellik
görülür,
dostluk örülür. Bağdan üzümü, dün de
bugün de
topladın.
Gerçeği dün başka,
bugün başka katladın. Kuşağı
bele kilo aldın isen ekledin.
Denizin derinliğine, ‘Gelişen.’
diye baktın.
Yol birdir, bir kalacaktır;
her kul sonunda, aynı yola
varacaktır.
O zaman, yenide bulduğunu görecektir. Oltanın
çektiği balık,
sadece denizde olandır.
Ne kadar uzağa
atarsan at, nasibine gelendir.
ALLAH’ıma emanet olunuz,
YUNUS’umun
selamını alınız.
(O
zaman değişen yorum mu, bakış açısı mı?)
Bakış;
hal ile girişe,
hal ile verişe yardımcıdır.
Gördüğün,
herkesin gördüğüdür.
Uyduğun, kendine mal ettiğindir.
O
zaman kendini yenilemiş olursun.
Daha açık kapılara, giriş izni
alırsın.
Almak yeterli midir?
Asla.
Aldığını vermek;
mana
ile, madde ile, hal ile.
Dil söyler, hal eyler.
'Geldik, gördük, bulduk, sevdik.' diyenle, sevgiyi sevgili ile bölenle
'DOST' dedik kaldık, cümlenizi selamladık. Her anı genişliğe verelim, her dalı çiçek açar
diyelim, her kabın su alacağına inanalım; YUNUS misali, düz daldan, düz
hali bulalım. Günümüz geçenedir, sözümüz elbet kaçana değil. Görgüyü
açtığımız, derdi dertten seçtiğimiz bilinir, öylece gün gün, ele
verdiğiniz, derd dediğimiz ayıklanır. Yanılan yok, damardan sorulur.
Ayağından başına yer eden, yumuşak gelen, kendini kendinden
silen olay, düzenini bulur. Daha önce verdik; 'Ezilen damardan.' dedik.
Dumanını yeniye değil eskiye atacaksın, ayağını özenle uzatacaksın.
Aldığın ilacın açtığı damarda, deriden çözemediğin özellik
vardır. Yağın akıttığı, ilacıın erittiği, kendini bulduracak. Başın
dönerse, miden bulanırsa, kayguya düşme; açılacağına işarettir.
'Açılacak.' dediğimiz elbet yakındır, çünkü eldedir. (Elden maksat doktor mu?) Evet. Dost dedik, dost diye sevdik, olumlu
yanını verdik. Derdin derdden bölünür, derdin gününden silinir, demir değil
pamuktur. EYVALLAH. 'Aşamam.?' denilen yolda, gerçek gönlünde seçilir.
ALLAH'ıma emanet olasın. Denizi aradık mı, kumunu taradık mı? Arayıp sorduğumuz,
sevgi ile sardığımız günden; YUNUS misali verdiğini aldığınca,
sevdiğini bildiğince yaydın mı? Sana. İlacını demedik; aldığını,
olumlu bulduğunu. 'Derdim vardır.' diyene, 'Gönlün dardır.' dedin mi?
At üstüne binenin gidişi, yol üstünde duranın bakışını çeker.
'Güneş doğdu.' diyesin, taze ekmek yiyesin, HAK ADI'na doyasın. 'Kul
oldum, yol bildim, yolda dertliyi gördüm, uzun saçını ördüm, dilediğim yer
aldım, dinlediğim söz doydum.' diyesin, dediğine uyasın,
adadığını ödeyesin, ödediğini HAK ADI'na diye yayasın. Doyum alanındır,
uyum bilenindir. ALLAH'ıma emanet olasın. Niyazını diler. Kapı açtık gelene, sözü verdik gülene.
Koyun ile kuzuya, uzun gelen yazıya, az verdik, çok aldık, yolu yönünden
bulduk; 'Ayran içeyim mi, düzenden kaçayım mı?' dediğinden, yorumunu günde
verdik. Ne yozandan, ne düzenden kaçamazsın; kapı açık değilse, duvarın
ötesine geçemezsin. Korumayı dilediğin, kumunu elediğin günde; senden
alacak, seni bilecek. 'Yazı uzun alayım, daha önce aldığım ile böleyim.'
diyene; 'DOST eli, DOST dili.' dedik, arı sütünü verdik. Doğuşun oluşunda,
derinden gelişinde; yerin değil, serin önemi vardır. Kemikte oluşan,
derde diye gelişen; yetersiz kemik yapısındandır. Kemiğin oluştuğu
yere kemikten aşı yapılsın, ne var ki aşıya kireç katılsın.
Dağılan kemiğin aşısı elbet tutmaz. Önce genişliğe
versinler, sonra yarsınlar. Genişlikten maksat; kemiği sertleştirsinler. Geleni vereni bildiğin, döndüğün günde
andığın açıktır. Dost deyip sardığın, post diye sorduğun;
güzelin kendisidir. Ne aşağı inelim, ne yukarı bakalım, etekteki
taşı dökelim; su aldı isek dağıtalım, ne var ki önce kendimizi
eğitelim. Soruyu bildiğimiz, suyu içtiğimiz kadar gerçektir. Ne
var ki, bilmeyi değil, olmayı deneyelim; demde gönlümüze uyanı, her
gönülde arayalım. ALLAH'ıma emanet olasın. 'YOLDAN geldik, yolda bulduk.' dersin, sözü benden
sorarsın. 'EYVALLAH.' diyelim, sözü sevgi ile bağlayalım. Desti aldım
doldurana, gönül verdim bildirene, yolum sordum buldurana. 'Derdim sildim, güne
güldüm.' diyelim her anda niyaza duralım. ALLAH'ıma emanet olunuz, yoldan geldiğimizi biliniz.
Küçük büyük demedik, ham meyveyi yemedik, geldik bulduk, cümlenizi
selamladık. Ayağı yere bastıkça, su bardaktan taştıkça; yerimiz yönümüz
olur, her olayda kul kendini bulur. Çoğun olduğu yerde azın sözü
edilmez, tatlı aşa ekşi limon sıkılmaz. Dar geçitten geçtiğin,
açık meydan seçtiğin görülür, dilediğin duvar örülür. Koyun yününü
verir, yünü sırtında görür, duman dediğin erir. 'Aldığım ilaç?'
dersin; dedik, daha verdik, aşacağın köprüde yanında olduğumuzu
söyledik. Saydığın gün dönüşür, gemi dilediğin limana yanaşır.
'Kuru sebze yeme.' dediğimiz; yediğin yerde, derinde zarar verir.
'Deri üzerinde geçicidir.' dedik, daha önce verdik, egzema dediğin için
söyledik. DOST bildiğin, DOST diye inandığın gerçektir. Yanımızda olana. Hekimden
aldığın, bünyende bulduğun, eldendir. DOST dedik. (Doktor için mi?) EYVALLAH. (Hayat, yaşamaya değer mi?) Her gün,
gelen günü açar; kul, inandığı yoldan niye kaçar? Aynayı eline verdik,
'Yerin, gönüldedir?' dedik, elden eli verdik. Ona de ki; 'Ayağımın
getirdiği, inandığımı götürmez, karakterime, kimsenin inandığı
katılmaz. Yoğun sisten çıkacağım, bildiğim yoldan geçeceğim.
Bildiğim yol; her zaman yardımcı olanlar, elimden tutanların yoludur. İnanacak
olan, sensin.' Kesin söz doktoru sevindirir, karakter şaşması
yerindirir. Göründüğün gibi olacaksın, elbet yuvanı kuracaksın, 'Derdim
neymiş?' diyeceksin. Keçiyi dağdan alamazsın, kuzuyu elinden
salamazsın. Gönlüne yatanı bulacaksın, yerini yuvanda dolduracaksın, yerden
gökten aldığına öylece inanacaksın. ALLAH'ıma emanet olasın. 'Ayağımın oluştuğu, acı ile alıştığı.' dersin.
Papatya kaynat lapa gibi, ayağına sıcak sar. Oğula de ki: 'Sorguyu
yerinde versin, öylece sargıyı bulsun. Tez olsa, ses verse; bildiğini,
daha bilene danışsın.' Aşağı derman diler, yukarı ferman söyler,
her olayda dağınık olanı gözler. DOST dilerse gülmeyi denesin, kendini
doğruya inandırsın, bildiğini inandırmaya çalışmasın. Kötü
denilen olay düzenini bulur, her kul kendi yönünde olur. 'Çare?' denilir. Daha önce dedik; 'Ham meyve nasıl
yenilir?' Eşyanın dili vardır, kulunun eli vardır, her kulun gönlü
dilemediği gün dardır. Dileyelim olsun, şifasını bulsun. Keyif denen
her olay, düzenin gelişidir. ALLAH'a
ısmarladık. Sayfa dedik açdık, sağdan alınanı seçdik. Olumsuz
denilen, yersiz sözü edilen, açılanın yeridir. Geçici dedik daha önce verdik.
Kaygunu silesin. Bekle gör. Kaşık elde geldikte, çorba tabağa
girdikte, elbet yenilir; ne var ki, önce çorbanın pişmesi beklenir.

(Yumak sözcüğünün anlamını daha açık verir misiniz?) Gelişten görüşten,
biliş
güzeldir.
Bilişten, uyuş güzeldir.
Uyarsan
görürsün,
gördüğünü alırsın.
Cümlenize selam olsun,
her
kayıt yerini
gönüllerde bulsun. Kayadan kayaya aştım,
her
aştığımda şaştım.
Gördüğüme güç
gelen,
uyduğuma hoş geldi.
'Sözün açığı.’
denir.
Görüşte, kayadan kayaya atlanamaz gibi
oldu.
Uyuşta, gerçeği buldu. ‘Yerden aldık, elde bulduk.’
denilir,
güzün düşen yapraktan
hüzün beklenir. Neden?
Yaprağa sordunuz mu?
Toprağı dinlediniz mi?
Ne yaprak, ne
toprak şikayetçi.
Birbiri ile alışverişte.
Yerimiz
dar değil,
sözümüz zor değil.
Verdik her
dileyene,
'Dumanımı sileyim.’ diyene.
'Geçen günü analım.’
denirse,
'Günün yorumunu yapalım.’ deyiniz,
geçeni gelene
aktarınız. ‘Kuru dalı keselim,
'Dert.’ diyene
küselim.’
diyene de ki;
'Her olayda düzen,
yazıldığınca
yerini bulur.’ Yumak, kendini bulduğunda, olanı olmayanı ayırır. (İdrak mi DEDE’ciğim,
yumak?) Yumak bedenin yerini değil,
yönünü belirten
varlığıdır. (Ömür mü
acaba?) ‘Dert.’ dediğini,
sert dediğini; yumağa
yüklersin.
Dilersen düğüm atarsın,
dilersen birbirine
katarsın. ‘Güzelin tarifi,
güldürür arifi.’ dedik,
daha önce
verdik.
Yönünü bilsen, ‘Dert?’ demez gününü geçirmezdin. ‘Açık olsun.’
diyene.
Yumağın tek söz tarifini isteyen; Beden ile RUH’un dengesi.
Deniz geçeni unutur,
ne var ki geçen, denizi unutmaz.
DOST yerini
bildirse,
gönlü dize getirse;
ne bizi sınardı,
ne ‘Yok.’ diye
yanardı.
'DOST! DOST!’ diye andığımız,
hep ‘DOST.’ diye yandığımız,
güzelin
EN GÜZEL’idir. Yeşil yaprak, daldadır;
güzel denen,
haldedir;
"Gerçek.’ diyen, huydadır.
Gemiyi yürüten
bilir,
gelen yolcuyu verir.
Kaşık elde gelene,
çorbayı
kotaralım. Çiçek elde diyene,
sözü dilden verelim. Daha önce yazımızda verdik. ‘Yolcu yolda.’
dedik.
Görevini yapar.
Derman değil, ferman
diler.
Yardımındayız
(a mı?) EYVALLAH. Yapısını
silersen,
gönlü ile kalırsın,
O’nda güzeli bulursun
. ALLAH’ıma emanet
olunuz.
‘DOST.’ dedik, KAYGUSUZ’u
verdik,
cümlenizi selamladık.

Kucak dedik açdık, sözü hemen seçdik. 'Yerimin olmadığı, günümün
gelmediği.' denilmesin, ham meyve yenilmesin; yerimin yolumun dönüştüğü,
güzel yönde oluştuğu bilinsin, geçici olana gönül konulmasın. Koşuya giden at, önce kendi etrafında döner, sonra koşacağı
yolda yerini alır; değişenden değil oluşandandır. Değirmen susuz akmaz, kul görmezse bakmaz. Gördüğüne baktı,
dilediğini ekti; 'Tutacak mı?' derseniz, HAK RAHMETİ'ni döktü. Ona de ki: 'Elbet yazılan bozulmaz, sevilen ezilmez, olacağın güzelliği
gündeki güzelliğini değiştirmez.' Kayguyu silelim, sözümüze en başından gelelim,
'Aradık, sorduk, yazılana uyduk.' diyelim, sözümüzü öylece bağlayalım.
Üzerine düşülmesin. Kendi kendini bulacak, 'Yaptığım, hata.'
diyecek. Ne hastalık, ne ustalık, sadece geçici uyumsuzluk. Kuyuya değil
nehire bakar, akan sudan yol tutar. Yeniyi bildiğimiz, her hale uyduğumuz
açıktır. 'Hayırdır.' diyelim, geçici olanın kaygusunu silelim. ALLAH'ıma emanet olunuz, üç sözümü iletiniz: O'ndan
geleni itme. O'ndan gelmeyene niyet etme. Yerini bulacaksın, kendini çoban
misali gütme. O'ndan gelen; yazındır. İttiğin; sözündür. Güdeceğin;
yolundaki kozundur. El ele versin, kendini değil, sevgisini seven ile
gütsün.

Almayı sevdiğin kadar vermeye uyarsan, her günü güzel sayarsın.
Her verdiğimiz olumludur. Ne var ki akım kesilmesin, gam denilen gönüllere
mal edilmesin. ‘Dağılan MÜHÜR toplanacak’ dendiği, ‘Günümüze geldiği’
söylenir. Selam diyelim, DOST ADI’na selamlayalım. (Gönüle gam düştükte, akım kesiliyor mu?) Hayır! Akım,
beynin çalışma düzeni ile kesilir. Yani alkol ve kendini kaybedecek kadar
gülme. ‘Yağmur rahmettir, çamur zahmet’ dersiniz, demek ki, fazla olanı
olumsuz bulursunuz. Hem gazeli sevelim, toprağı besler diyelim, hem
çiçeği sevelim, dünyayı süsler diyelim. Göz ile görürüz, ayak ile yürürüz. Sevgimizi ne ile alır ne ile veririz?
Karşılığı olmayan, asla madde ile alınmayan tek vergi sevgidir. Sevgi
ile yaşayınız, sevginizi yaşatınız, sevginiz ile cümleyi
kuşatınız. (MÜHÜR’den
maksat nedir?) Yol açılır, her parça birbirini bulur dedik. MÜHÜR, TEKLİK’in bilinişi, bilinişe uyuluşu,
elbet önce uyanların birbirini buluşudur. Ayağın getirişi
değil, gönülden gönüle erişidir.
Yerden gökten aldığımız,
cümlenize verdiğimiz, her
dilendiği anda önünüze serdiğimiz;
düzenin
gösterdiği,
YAZAN’ın bildirdiğidir. Selam olsun,
bilenler
alanlar
yerinde görsün.
(Yerinde den murat
nedir DEDE’ciğim?)
Derdest olan her olay;
düzde
aranır,
gözde görülür,
bilgi ile örülür.
Öylece her kulun
bünyesinde
aldığı kadar yerini bulur.
Yani her kul, yapısı
ölçüsünde olaya yer verir. ‘Değeri kulda mıdır?’ derseniz,
elbet
değil.
Sadece kulun ölçüsü.
Geminin rotasını kaptan verir,
makine
işlemezse yolsuz kalır.
Suç kaptanın mıdır,
makinenin
mi,
makineyi bozanın mı?
Yapı bilenle, kapı soranla,
yol dileyenle düzen bulur.
Söz
delide düğümlendi.
Düzeni bozan sanılır.
Akılda dost arayan,
bir
kalemde silinir.
Akıl olur fikir olmazsa,
elbet bünyede düzen
bozulur.
Delinin kainattaki yeri sorulur.
Elbet senin aldığın
yer kadar,
delinin de yeri vardır.
Unutulmasın, onun da YAR’i
vardır. ‘Akım almazsa?’ denilir. Akıl düzensiz kaldıkça
akımı keser.
Deli
aldığını ne ile harcar? (Akımın
negatifi veya pozitifi var mıdır?) ‘Niyette bulduğunuz.’ deriz. Yapısı
niyette yer almayan kul,
ÖZ’ünden harcamayan kuldur. Sözümüz
doğuştan akıl gerisi olanlar içindir.
Geçici olanın sözü
edilmez. ‘Derman dileriz,
duacı oluruz.’ deyiniz,
güzelliği
öylece arayınız.
Akımın vergisi HAK’tandır,
sorunun yeri çoktandır.
Gelenin,
niyet ile oluştuğu bilinir.
Daha önce verdik;
topluca
edilen niyazın yeri büyüktür.
Olumlu niyet, olumsuz niyet vardır. ‘Her
niyet olumlu gelse, cümle gülse.’ diye niyaz ederiz.
Gelen dosdoğru,
geçeni bilirsen,
göçenden
alabilirsin.
Daha önce dedik;
beddua etmeyiniz,
çünkü akan su
misali,
CAN’dan gelen yol misali,
yerini silersin.
Senden
çıkan söz, sana döner.
Nasıl ki sevgi bulaşıcıdır dedik,
nefret
de öyledir.
Seven sevdiğine kötü demez. Dedi ise önce kendini sevmez.
Sen
ben ile oluşursun,
bende O’nun ile buluşursun.
Beni
sevmezsen,
kim ile halleşirsin?
Kaldığın yerden
yürüsen
yol seni bırakmaz. ‘ ‘Güğüm dolu.’ diyene,
bal ile
börek yiyene; ‘Sofrayı aç.’ diyelim,
sohbette birliğe uyalım,
lokmasını
paylaşalım.’
diyene de ki; ‘Her kul nasibi olan lokmayı yer,
sen
sadece gönlünde olan AŞK’ını ser.’
Sohbet sofrası paylaşılır,
orada
dilediğince halleşilir.
Koyun sürüde birliği bulur,
tek
kaldığı günde derman yolda sanır.
Borcumuz yerdendir,
yerini bilenden
sorulur.
Yerini bilenin, olaylara düzen verenin YÜCE olduğunu, olumunu
O'nun ile bulduğunu söyleyendir.
Dardan gelen bolda genişler,
derman
dileyen yorumda sonucu bulur.
Her şarkı gönülden alır,
gönülden
verir.
Ne var ki sildiği de olur.
Şarkının sözüne
değil
özüne inende güzellik vardır.
Suyun akışından söz
ettik,
alanı belirttik.
Aktığı yerden değil,
verdiği
yerden görülür,
veriminden sevilir.
Toprağın aldığı,
yerine verdiği her an görülür.
Derdest olalım, bedende kalanı
bilelim.
Yerden gelen nedir?
Toprağın örttüğü
nelerdir?
Gelen günde verelim,
günde cümlenize soralım;
toprak
ne alır, ne verir?
Sorumuz cümleyedir. (Şimdi mi
yanıtlayacağız?)
Gelen güne getiriniz.
EYVALLAH.
Uzun
değil kısa olsun,
yazı ile gelsin,
sahifeler toplansın,
yazımızdan
sonra okunsun.
(Akım için biraz daha açıklama yapar mısınız?) 'DOST!’ dedik, DOST dilinden verdik.
Akım sorusunu
ALİ’den
aldık.
Noktayı O’nda bir eden,
O’ndan gelen AŞK’a
kulu, "SUR!" dendiği ana kadar bağlayan. (Akım kesilince kainat yok mu
oluyor?)
Yorumun alındığı,
sözümüz ÖZ’den verildiği; akımın getirdiğidir.
Akım sadece
getirir, götürmez.
Çünkü gerçek BİR’dir.
Her var olan,
dairenin içindedir. Öyle oldukta hep gidendendir.
Dönenden maksat, daire
çeviren,
hep gidişe uyar.
(Daire tamamladık ta ne olacak?)
O’nun bilincini bulmak,
daireyi
tamamlamaktır.
Kimi küçük daire,
kimi büyük daire çevirir.
Genç
ihtiyar ömrü O’na denilir.
Netice aynıdır. Kul O’nundur, kul O’nadır.
Çünkü
O’ndandır.
ALLAH’ıma emanet olunuz. Akımdan
aldığınızı
sevgi ile yayınız ki;
sevgi bulasınız, oluşturasınız,
sevgide buluşturasınız
.
Güzel olan her hale uyalım,
verilen budur
bilelim.
Cümlenize selam olsun,
kumdan beklenen deryada
aransın.
‘Cenk.’ denilir, ‘Yolsuz olay.’ diye söz edilir.
Dağ
aşılıp geçen, dağın ötesine götüren
yol unutulur. ‘Dert.’
diyenindir.
VAROLAN yazısını yazar,
düzeni kurar.
Sanılmasın
yazılan düzende
niyeti kırar. ‘Doğudan batıya gezeriz,
yanılan her kulu
sezeriz.’
diyene de ki; ‘Ne yazılanı ne yenilen i
sen
bilemezsin,
duymayı denemedikçe almaktan nasip bulamazsın.’ ‘Duymak
nedir?’ dendi.
Alışın.
Ne var ki, kendinden
değil,
gönül halin ile bilişin. OSMAN der ki: “Demir bükülür,
ağaç sökülür,
ama kulun
sevgisi ne bükülür ne sökülür.”
Yerden göğe bilinen,
sadece
verilendir. DOST YOLU’nu
DOST halini belledik, ‘Toprak bizim.’ diye
elledik, bedeni toprak ile halledik.
Seni aldı sana verdi. ‘Senden ne
aldı?’ dersen; her verdiğinin ayrısını düşün.
Evet. ‘Suyu
verdim.’ dersen, senin değil; ‘Ağacı diktim.’ dersen,
o da
senin değil.
Seni-beni aldı, doğuştan ölüşe. Elbet
oluşum bende kaldı.
Olacağı değil,
bulacağı
verir. Seni sadece görür.
Sen senin ile olabilirsin,
sen O'nun ile
ölebilirsin. O'na verdiğin sadece bedenindir.
O'nun da verdiği
bedeninedir. Dönüşün tarifinde,
gezinen oluşur.
RUH ile
beden ayrılır, buluşur.
Yarım kalan olmaz,
ömür asla
bölmez.
Kuyu açılırsa dilediğin kadar su alırsın.
Dilersen
sadece orda kalırsın.
Kuyu sadece derini verir,
ölçüsü kadar yere
su iletir.
Akarsu, yolunu gösterir, vardığı yere kadar suyunu
götürür.
YUNUS’um der ki: “Toprağı ben almadım,
ben vermedim.
Toprakta her dilediğimi buldum.
Ağacın dikildiği,
yaprağın döküldüğü yerde,
toprak verimini arttırır.
Öyle
oldukta,
ağacı bol dikmeyelim.
Aldığı yerde
verir,
almazsa o da benim gibi kurur. Yorumun özü,
bağlansın
sözü.
Yağın oluşu balı etkilemez.
Ne var ki kul
bilirse
birbirine katmaz.
Koyun sürüye vardı,
yol onu yordu.
Yapısı gerçeği açsa,
kapıya ışık tutsa;
elbet geleni
bilir,
gelende bileni bulur. ‘Koğuş bizimdir.’ diyene, ‘Verilen
izindir.’ derim.”
dedi YUNUS’um yürüdü. Almaya-vermeye, elimiz
değil
gönlümüz katılsın.
Gerçek bilindiği
yerde
olumsuz atılsın. ‘Olumsuz ile gerçek nasıl bilinir?’
dendi.
Ham gelen, büyümekten uzak kalan
her olay,
olumsuzdur.
Gerçek; her bilen tarafından sevilir,
gören tarafından
övülür.
Gerçek, güzel haldir. Güzellik, ne yenide
ne eskide
değişmez.
Oymayı elden bilirsin, güzelliğini
översin.
Oyulan güzeldir,
ne var ki
oyanın halini verir,
yapısını gösterir.
Yazda kışı sorarsan,
kıştan
yaza dönersen; ‘Olumsuza dil döktün.’ derim.
Ağacın
dalında,
çiçeğin halinde
güzellik vardır.
Kökünü
unutmayan YAR’dır.
Dost bilirsen, ‘DOST.’ diye hizmet verirsen; aldığınca
alırsın,
verdiğince bulursun. Koşuyu alan bilir,
toprağı
süren görür, ‘DOST.’ diyen, dostluğu sevgide bulur.
Cümlenize selam
olsun,
her alınan bilinene katılsın.
Dolu gelenler, yolu bilenler; Er olduk desinler, gönüllerine toprağı katsınlar.
Cümlenize selam olsun. Yumuşak gelen, kendini bulan, gönlünü deryaya
açsın. Yorumu verilen, geçende yazılan, üzüntü veren olay idi. (K.Maraş olayları mı?) EYVALLAH. Geceden oluşan,
gündüzde kalışan; doğudan batıya dediğimiz. Gerçek, elbet haldir; değişen, gidişe uyulan yoldur. Yolun
gidişi yersiz midir denir: Unutulmasın, her yol aynı neticeye uulaşır.
Ne var ki, kimi katıksız, kimi olaylara bulaşır. Er olur geç olur, gine de
olur; kul kendini bulur. Bulamazsa ne olur denildi: Yerinde kalır. Göçtüğü
yerde yerini almaya çalışır. Dost dedik, dost diye geldik. Elden ele verelim, dosdoğru yolda
gidelim. (Dede'ciğim, öbür alemde yerini bulmaya
çalışması tekemmül müdür?) Değerin yerini almaya
çalışmasıdır. Dünya vermezse, uyumsuzluktandır. Uyumsuzluk, duyumsuzluktandır.
Dayandığım dünya ise uyumsuzluk vardır. Aymayı bilirsem, bileni bulursam;
yerimi dünyadan almış olurum. Yerini almak başka, ölmeden ölmek başkadır.
Her hale uymak, kulluktur. Her hali duymak, duyanla hemhal olmak; dünyayı seve
seve silmek, ölmeden ölmektir. Yürüdü denenden maksat nedir denildi: Söz düzeni yazılıdır. Her gelen,
gelişe gidişe uyar. Gitmediği yerde bir adım atar. Ona yürüdü
denir. MEVLÂNA'yım. Uzun değil, en kısa yoldayım. Ne eldeyim ne
dildeyim. Seven her gönüldeyim. Yaprak olduk dökülmeyen, ağaç olduk
sökülmeyen dedik, daha önce verdik: Ne kökümüz sökülür, ne yaprağımız
dökülür. Her dala gönüllerimiz takılır. Açılan gönül gözü ile olaylara bakılır. Yoğun yumak çatışır. Destek olan, dilenene
alışır. Elbet, beklenen düzen oluşur. Güneş gölgesiz doğacaktır.
(Dede'ciğim, dönüşten
murat nedir?) Dönüşün
oluştuğu, MEVLÂNA'nın HAK ile buluştuğu; sen değil ben
değil, biz diyerek alaştığı haldir. (Sema mı, göç mü, yoksa uykudaki hal mi?) Sema. Dönüşün göçten ayrısı, dost ile
gayrısı olmaz. Geldiğimiz hali sema demezsin, simada görmezsin. Ne var ki,
ağacın semadan aldığı, toprak ile alıştığı, halin düzenindendir.
EYVALLAH. Olumun yapısı, açılan kapısı ile bellidir. Ağacın aldığını
kul alamaz mı denilir: Alamaz. Çünkü, toprağa iletemez. Ağaç; hem ulaştıran,
hem iletendir. Dünyada var olan her ses ağaçta mevcuttur. Oyanın bildiği, soyanın gördüğü, sadece kendi
bünyesi kadardır.
|