Mevlana 

1
Huyun ile suyundan güzel olanı verdik, 'Bizim ile beraber olursan, elimiz elinde.' dedik. Yardım verdiğimizdir, halini gördüğümüzdür. Her kapı O'ndan açılır, halinden verirsen hoşnut geçilir, duvarın ötesinde yediğin görülür, kaderin dilediğinden aydın örülür, 'Alamadı.' dediğin düzenini bulur. 'Halimize uyan, nedir?' dendi, soruya verildi: Sevilen kulu, bellidir hali. Daha önce verdik; 'Sevilendensin.' dedik. Öyle oldukta, sevilen halde olumuna el verilir. Ay yıldız; kurtuluştur, korkuyu siliştir. 

2 
Yedek yol olmaz, yürüyen yolda kalmaz. Yol, bellidir. Düzene uyanın hali olumlu, her yolun kulu elbet dolumlu. Kalandan değil yol alandan olalım, yolda dilediğimizi bulalım. Her ağacın çiçeği ayrıdır, her ağacın meyvesi diğerinden gayrıdır. Ne rengi benzer, ne tadı. Ne var ki tektir adı, meyve. Kuşağın değişeni değil, gelişeni değerlidir. 'Nesil' denilir, öyle anılır. 'Değişen düzene ortak olalım, biz de yerimizi kendimiz bulalım.' dersiniz. Hiç bir varedilen kendini yerde bulmaz, VAREDEN'in yardımından ayrı kalmaz, yeni açan çiçek su alırsa solmaz. Aşacağın yolda, koşacağın haldedir; varolanın bildiği, VAREDEN'in bulduğu yere. Kuyuya ses vermeyi dilemedin, 'Kendi sesimi alayım.' demedin. Elbet aşacağın yol vardır, sana kuyunun verdiği artık dardır.

3 
Yerden sazı yoldan sözü aldık, yaprak ile dalı bir verdik. 'Yerimiz gönülden, halimiz kulundan sorulur.' dedik, yapraktan soruyu aldık. Yaprak dalsız olmaz, bilinmiyen yol vermez, bildiğin seni silmez, kumun yerinde taş ele gelmez. Kum elenendir, söz bilinendir, yer sorulandır. Ne önce, ne sonra yerini silmez. Verilen sözümüz kayıttan düşmez, bilen verir şaşmaz, yol düzde olmasa kul koşmaz. Almadığın senden değil, bilmediğin benden değil. Kemiğin yapısında sevenin kapısında, beklenen düzen vardır. 'Açılmaz.' diyen kördür. Seçen seçilen vardır. Seven sevilen vardır. 'Değeri yok.' diyenin bilinsin alemi dardır. Kalem, yazanın elini okuyanın gönlünü eyler. Geçirdiğin deneyde, oluşumu bildiğin, kaleme yön verdiğin açıktır. Değerini yerinde alacaksın, o günde kayguyu sileceksin. Daha önce verdik ya. Duvarın örgüsünde, kulunun sergisinde, kulunun gücü vardır. Elbet YADIMCIN gelir. Olaylar gün gün gelişir, her olay katkın ile oluşur. Söz ile vermekten değil, gün gün yaşamaktan alınır vergimiz. Planın açık düzenindendir elbet. Sana istetildi. Yaşanan öykü günlüktür, gün gün yazılır. Olaylar elde düzeni bulur, yaşantıda sözden kaybolur. Günlük yaşantı ile bilgi, heybende doluşan güne kadar gelişen olayları, eklenti misali değil, eksenden birbirine çatışan, gine de birbirine uyuşan olaylarda, katıksız düzen, gün gün yozan. Sahifeler açılır. Değil, günün yargısıdır. Şahit gösterdiğin, olayın müsebbibidir. 'Kumda diz bükeyim.' değil, 'Karda izimi örteyim.' diyendir. Kayguyu silesin. Göğün her zerresi, yer ile birdir. Aymadığın yemin, demir misali eğilir, elbet yerini bilmiyende kendini bulur. Somut örnek aldığın, görgüde yerini bildiğin, sorgusuz düzene uyduğun bilinir. Yanıldığın her olayda, anında YARDIMCIN gelir. Her halde danışılması gerekli.

3 ocak
Yeniyi her gün verdik, geçmiş gelecek yerinde gördük; her gelene dilenen yazıyı verdik, ömürde olanı tezgaha serdik. Yersiz olan gelmez, olmaz denilen bizden verilmez, sohbete EMİR gelmeden girilmez; ne var ki, asla kuldan kula söz edilmez. Verdik vereceğiz, her sevenle beraber olacağız. Gülenle güleceğiz, ağlıyana el vereceğiz, toy denilende olgunluk meyvesinin çekirdeğini göreceğiz. Adımız andımızdan bilinir, sözümüz 'Nerde olsan, kimden gelsen, ne olursan gel.' diye anılır. Ne var ki, yolumuz hal yoludur, eğlence sözü asla değildir. Hiç bir halde hata yoktur. Ne kendimizi suçlayalım, ne geleni katlayalım. Denilen de O'ndandır, tutulan da. MEVLÂNA'yım. Tedbir takdirdendir denilir; ne var ki, sözümüz yerinde yöresinde görülür. Yazılı sohbetimiz, her toplanılanda verilecek. Sohbet; dilenen yerde, dilenen toplulukta, halden hale uyanlarla, günde yorumunu bulanlarla yapılır. Her ayrı bir günde, yani cumanın dışında toplanılır, verilen yazılı sohbetin yorumuna girilir. Dileyen gelir. Evet, YUVA'da değil, dileyenin yuvasında. Yazımız verilir, verilen yazımız az ve öz olur; gelen cumada, yorum yazıdan sonra yapılır. Sözümüz: sözlü sohbete eski tebliğlerden başlamanız, topluca sözü değerlendirmeniz gerektiği verilir. 'Nasıl?' denildi: YUVA'nın dışında dileyen dostlar buluşur, eski sohbetlerle yeni sohbetlerde verileni ayrıntılardan çıkarırsınız. Bundan sonra, sohbetin özeline değil gereğine biz işaret vereceğiz, doğrudan söze bağlayacağız. 'Nasıl olacak işaret?' denildi: Gece gördüğü yıldızı karşısında görecek. Toplulukta yazı ile vereceğiz, yorumda hata görüldüğünde, anında ağızdan düzelteceğiz. Yalnız, kesinlikle sizden soru gelmesin. Sözlü gelen, tarafımızdan verilir. Çünkü her olan, tarafımızdan hem duyulur hem görülür. Doğuş günü verildi, TOKTAY gönlümüzde derildi; selamın geldiği, her söz ile yorumlandı. Selam; HAKK'ın kuluna tecellisidir, kulunun HAKK'ta kendini bilmesidir. Madem bağlantı kuruldu, iki Alem yoğruldu; öyle ise, selam da birbirine oldu. Yerini bilen dedik. Elbet alınan RESULÜ'ndendir. Selam ve gelen her kelam. Niyazımız cümleniz ile. m. (m.k) yerini bilse, bildiği yerde kalsa, sorgusuz kalırdı. m; yeri yönünü veren, gönlü hür yolda kalan değil. Adına k. dediğin, yerini benden sorduğun. Geçeri sorduğu; geniş yapraklı maydanoz yesin, kökünden şifa alsın. (İdrar yolları rahatsızlığı için) Kereviz dersiniz, kaynatsın. (Prostat büyümesi için) a.'e daha önce verdik, ayrık otunu bulsun dedik. Yeri açılır. Yazımız her cuma verilecek, sözümüz her cuma söylenecek. Ne var ki, ÖZ'den ayrı kalınmasın. Yani, tek tek değil, bütünde mütalaa edilsin. Bunun için de, gurub gurub toplanıp, geçen sohbetlerin tekrar tekrar okunup yorumlanması gereklidir. Gurupların getirdikleri sorular, cevabını alır, cuma gecesi yazılı sohbetinde verilir. Yalnız sorular, tekrar tekrar verilenden olmasın. Yazımız uzun değil, az ve öz olur. Daha sonra öz olarak bir hafta evvelki sohbete girilir, o zaman dilenen BİR'lik daha çabuk kurulur, verimi daha gür olur. Yoğun çalışma dedik, daha önce verdik. ('Kendini bilen, RABB'ini bilir.' hadis-i şerifinin manası sorulur) Ben beni bilirsem, TANRI'da bulursam; kendime dönerim, öyle oldukta kendimi bilirim. YAR sohbetin var mı, her ânı bana kâr mı? Öyle ise, kendini bilen TANRI'yı bilir. Bildiği, VARLIĞI'dır; sildiği yokluğu. Hem varlık, hem yokluk nedir? Var isen, sen yoksun. VAR O'dur. O'nun VARLIĞI'nı senin ile çözemezsin. 'Ne demek?' dendi: Kendimizi bildiğimiz an beni sileriz, O'nda oluruz. VAR OLAN, O. Kendini bilen, O'nu bulur. Sözün özü budur. Önümüzde açılacak sohbette önce sözü bitirelim, sonra yazımızı alalım, öylece yeni düzene girelim. Bir de, geçmiş sohbetlerden dileyenlere verip birkaç defa çoğaltılsın. Meydan bizim dedim. Her gün elbet olmaz. Ne var ki, gün gün yöneticiler deneticiler toplansın; vazife aldıkları yönde, 'Nerden geldik, nerde durduk?' desinler, yaptıklarının muhasebesini tutsunlar. Gerekli olan, gelmek almak değil, geldiği yere getirmek, aldığı kadar vermek. 

6
Güzel diye verdik, her kulunu ÖZ'üne çağırdık. MERYEM'in sözü ile günde açtık, görgüyü selamet diye seçtik: 'Aşacağım.' dediğin köprüde yağız at dilersin, gidişe öyle bakarsın. Vazifen, olduğun yerde, her geçen günde. Dinine uymasa da sohbetine gireceğin, yerden aldığını ağaçtan sunacağın günü bilesin. (c.t'a mı?) EYVALLAH. 'Nasıl?' dendi: Sohbetlerin, dini ayrı olanlarla geçecek, ne yerilecek, ne karılacak, her sohbette MEVLANA'nın şarabından sunulacak. Kayıtsız kalsa da, BİR'likte yargıyı silecek. Kardeşlik düsturu olacak. 'Başaramazsam?' deme. Geçen günde ektiğin tohum, bu günde yeşerecek. (Bu tebliğin teksire alındığı 26 Nisan 1983 tarihinden çok önce, c.t HAKK'ın RAHMETİ'ne kavuşmuştur.) j'ye (j.g) de ki: Yoruma girdiği her konuda yoğun sisi kaldırsın; aldığı bütün bilgiyi, adanın büyüğüne her aldığı adrese göndersin. (İngiltere'ye mi?) Evet. r, doğuda toplantıya katılsın. ('Bu toplantı nedir?' diye sorulur, bir can ekler: 'Diyarbakır'da yapılan toplantılar.') Yazacağımız sohbetleri oraya nakletsin. (Bundan sonrakileri mi hazır olanları mı?) Hazır olanlardan.
o (o.g) doğudan batıya, her yönde aldığını iletsin. Tanık gerekmez. Güneş, her yöne ışığını gönderir, gerçeği arayana yönünü buldurur. b'nin aldığı, tek tek böldüğü, sohbetimiz ile kardığı, gayretinin üstündedir. Paris'te beklenen notu gecikmeden iletsin. Atmayı düşündüğü adımı, asla şüpheye düşmeden yürüsün. 'Gemiye geç kaldım.' deme, vazifenden asla ürkme. (Kime diyorsunuz?) Bir numaralı vazifeli. (t.ç mu?) t. Gerçeği bildiğin günden, bilmeyenden kaçarsın. Vazifen, kaçmak değil, bildiğini olduğu gibi vermek. 'Nerden kaçtım?' dediğin bilinir. Din görevlisini dinlersin, bildiğine uyarsın. Bilmeyen din görevlisini uyarmayı vazife bilesin, yoğun çalışmaya öyle giresin. f (f.b) girdiğinden ayrı, bildiğinden gayrı değil elbet. Her oluşuma katılmak, her yaklaşımı arayıp bulmak, irtibatı kurmak görevin olsun. (2. görevli)  Üçüncü vazifeli, kayıtta verileni görür, bildiği yolda yürür. ALLAH'ım YARDIMCISI olsun. (dr.h.z.ö) Dördüncü vazifeli, 'Kaçırdığım fırsatlar.' demesin, kendini sorumlu tutmasın (n.ü) Geçenden aldığı, gelene aynadır. İletici olsun. Her yönden arayanı sorsun, bulsun. Unutulmasın, bütün istasyonların en kısa günde  bağlantısı gereklidir. f. (f.m 5. grevli) geçici her olayı unutsun, kendi dağında kendi buğdayını kurutsun. Ununu her dileyene dağıtsın. Yediden yetmişe aldığı görevde şahitsiz yoruma girsin. Altıncı vazifeli aslını arayacak. Aradığı her yerde vergisi, sonsuz olacak. Kayguya yer yok. (a. adını almış, Müslüman dinini kabul etmiş, A.B.D'li bir öğretmendir.) Yedi ile gelenden, yedi dölden bilenden, aldığını verenden ALLAH'ım RAZI olsun (z.ş) Ne var ki, daha uzun yoldan arasın. Çevreye vereni, çağırıp geleni her yönden aydınlatsın, şüphede bırakmasın. Sekizin yargısında, şüphe gördüm sargısında. Şüpheyi kendinden atsın, her halde gönülden gönüle katsın (l.f). Çoğa değil aza baksın. Azda sükunet bulandan kendini sorsun. Huzuru buldukta, vereceği kapıcıdan kasacıya kadar bilir. 'Küçük büyük.' demesin, her gönülde YÜCE'yi görsün, her dostu BİR bilsin. Dönsün şaha selam versin, dönsün hamalın elini sıksın. Sevgisinden hepsine katıksız versin, öylece beklenen birliği kursun. Dokuzda düzenin somut örneği olan kitap kârdır. (MEVLANA'dan sohbetler II'nin basımı mı?) EYVALLAH. Elden aldı, dilden verdi, kendi kendini vazifeli kıldı. (ş.c) Onuncu vazifeli, 'Kayıtsız.' denilmesin. Selamımız olacak, dar geleni silecek (r.ç) Doğuya katılana yardımcı olacak. Kayıtsız gelen, gönülden katılandır, her adımda göreve atılandır. Onbire bağlanır, günde eğlenir. (b.t) Koğuş misali yerini buldukta, geleceği koğuştan başlar, kışlada yürür. Sevgiyi öylece oraya götürür. 'Cepte olanı gayrıya verelim.' dedikte, 'Hep geleni mi?' dediniz. Dağarcıkta olanın, günde YUVA'da her olanın tek tek vazifesi kayıtlıdır. n'de (n.g) öğütten çok kayıt görülür. Gideceğin yola aldığınca götür, olduğu gibi ver. n'nin (n.o) vermeyi dilediği, çözmekte tereddüt etttiği kayıt, her dileyene verilsin. Şakinin çizdiğini, şafağın çözdüğü bilinir. Vazifesi, yargısız aldığını yargısız versin. Soran her gençte, kendi ruhunu bulsun. (n.o'a mı?) Adı ile verdik, 'Şafak' dedik. Yapıya 'yıkık' demesin, kurulacak düzende yerini alsın. Çevresine, 'Kendim alamadan nasıl vereyim?' diye şüphe ile bakmasın. Yoğun alacak, sedef misali verecek, vergisini sevgi ile süsleyecek. Gemiyi bekleyen, günleri saysın, saydığı günlerde salıyı bilsin. Her sayfada gelene değil, geçene baksın. (Kime söylüyorsunuz?) ü'ye. (ü.u) m, a. adı ile, e, dengini bilsin. Üçünden vazife birliği beklensin. Çağırana değil, kendileri yola düşsün. 'Miras, MEVLANA'dan.' desin. Günde, vazifeli olanları veririz. y'a. Dini ayrı olanlarla sohbetini yapsın. (Hangi y?) Kumandan. (y.ı mı?) EYVALLAH. 'Okudum yazayım, her düğümü çözeyim.' demekten uzak kalalım. Alimin ilminde, yazıdan değil, çözgüden eser vardır. 'Yazı ile çözeyim.' diyenin çevresi dardır. Her yuva sahibinin ise de, bizim YUVA'mız bizimdir, bizim YUVA'mız sizindir, her gelen vazifelidir. Yediden kırkbire, kırkbirden yüzbire, yüzbirden onbire geçici değil. Baskıda kalmayalım, her dost dediğimizi dost bilelim. Hata gördüğümüz her halde açık diyelim ki, asla birbirimizi kırmayalım. Derme çatma her dostluk yıkılır. Dost değil ise, bir söz ile dökülür. YUVA'mızda olan her hanım, dostluğun temelini kurmaya yardımcı olsunlar, el ele versinler, dost çevreler arasınlar, her çevre ile bağlantı kursunlar. 'Yuvayı dişi kuş yapar.' sözünü YUVA'nın dışına taşırsınlar. Her gün bir dost edinen her hanım, ömrünü boş geçirmemiş olur. Unutulmasın, dostlukta önemli olan, kusursuz dost bulmak değil, kusur görmemektir, her hali ile kabul etmektir. Gayret çoğaldıkça vazifelerde her an yenilenme görülür. Daha önce yazısını aldığımız, sohbetini yorumladığımız Amerikalı dostumuza yeniden yazılsın, sevgimiz iletilsin. (d. mi) Evet. Hindistan'dan sorulan, su bölgesi aranılan bölgeye varıldı. Batık gölün doğusunda, kaynağın akışı görülür. Akış, elbet toprak altındadır. Ne var ki, sondaj bekler. 'Batık göl nerde?' denildi: Geniş bataklığı geçtikten sonra, yüzlerce metre kurak toprakta daha önce göl mevcut idi. Bataklık bilinendir. Toprağı ikiye bölen yerde, 'Ağaçsız susuz, dertli dermansız.' denen yerde. Beraber aldık, beraber verdik. Sorana iletiniz. (Soran Avusturyalı soprano h.g idi) Yerini bilir. Bataklığın ötesindedir. 'Hem batak, hem kurak nasıl?' dendi: Batak güneye inişte, kurak batıya bakıştadır. Kamu denilir, kayguya düşülür. Çevreye dönüşelim, her dileyenle konuşalım, günde sözü bağlayalım, cümle yapıya el birliği ile katılalım. Siyah ile beyazı renkte, düzeni ahenkte bilelim. Demet misali alalım, asla demette diken aramayalım. Gelende, vazifeyi vereceğiz, her vazife alanı teker teker söyleyeceğiz. (Resim verilir: İSA, EVLİYA ÇELEBİ, MERYEM) Selam ile geldi, dost olan dost giden cümlenize de İSA resmini verdi. İNCİL'den alındığı  gibi verilir. 'SEYYAH' diye anılan EVLİYA ÇELEBİ resimde görülür. Dayandığı ağaçta, MERYEM'in gücü sorulur. MERYEM selamını verdi yürüdü. 

7
Kurulan her düzende yerini alan görülür, ne kaydı silinir, ne yapısı bölünür; çevrede ördüğüne, kendini bulduğuna, hükmü kendisi değil YÜCE ALLAH'ım verir, kul İZİN kadar aldığı vazifeyi götürür. Seven seveni değil, seven cümleyi bilmeli, sevmeyi çevreden almalı; veremedi ise, kendini o yönde eğitmeli. Kuyu, konu olmasın. Düşüne derim. Her olayda, kendini denginde bulursun, haklı görürsün. Daha önce verdik; 'Her olayda önce kendini yargıla, öylece ALLAH'ımın AFFI'na sığın, her olayda iyi güzel halinle övün.' 'Yerim nasıl, nerde?' dersin. Umduğun görevin, gönlüne layık olan pırlanta bilezik idi. Ne var ki, halde oysuz kaldın, yüzüğü ele aldın. Her olayda yapılacak olan; ALLAH'ımın AFFI'na sığınıp düzeni bulmak, bileziği eline almak. Elbet AFFI'nda selamet vardır. Geçirilen düzene başkan olmak, verilen vazifede yerini almak. Yerini buldukta görürsün. Zaman sendedir. Uyumlu her halin, seni bir adım öteye götürür. Söz ile değil, kendini görevde bulacaksın. Sabrını perçinlemek, düzene koymak için. ALLAH'a ısmarladık. Ananın niyazını alman gerekir. FATİHA SURESİ'ni aklına geldikçe oku. Evet, aklına geldikçe.

13
Yeminden uzak kaldık, en güzeli öyle bulduk. Denilen her olayı, görülen her dolayı, 'Kainatın süsü.' dedik, ÖZ'e öyle girdik. Savaş, nefiste olur, nefeste değil. Düzen BİRLİK'te bulunur, durakta değil. Verdiğimiz sözde, gödüğümüz ÖZ'de. 'Gerçeğe uyayım, sözü nerde bulayım?' denir: Doğuda bulacağın, yaraya melhem süreceğin daha önce verildi. Danışılan her olay, günü geldikte çözülür, 'Derdime derman.' diyenin göbeği bağlanır. Doğudan batıya her gelen, batıdan doğuya her bakan; aynı güzeli görmeli, ipliğini bildiğince bükmeli. (c.ç'e mi?) Evet. Gemiye gelene, bayrağı eline verene de ki: 'Cehli, kendimi bildiğim gün bıraktım. Doğudan aldığım ile batıyı aydınlattım. ALLAH'tan beklediğimi, kuluna ilettim. Bilen bilir, görmiyen yanılır. Yoğurt yersem, şifa dilersem; VEREN'den sayarım, söyleyene sadece sevgi duyarım. 'Geçitte kaldım, asla eğilmedim.' denilene saygımız gürdür; çünkü sadece YÜCE ALLAH'ıma eğiliriz. O'ndan geleni bekleriz. ALLAH'ıma emanet olunuz. 'Geldik, gördük, nasibimiz aldık.' deyiniz. Verilecek vazifede asla şikayetçi olmayınız. Gecede verilecek, kapı kapı gezilecek. Yazılı sohbette değil, söz ile verilir, cümlenize sevgimiz iletilir. Elin boş kalmaz, gönlün sorudan çıkmaz. Konuşulan, sert başlarsa da yumuşayacak, dilenen düzene girecek. Evet, adıma denk gelene dedim.

17-1 
Gönülden aktarılan, her sofrada kotarılan sevgimiz; ne geçicidir, ne de göçücü. Düz duvara çıkamazsın, merdiven gereklidir, ötesine bakamazsın, çıkman gereklidir. Duvar önünde, merdiven elinde, duvara daya, üzerine çık ki öteyi görebilesin. 'Derdim?' diyen halini sorana. Selamın aldık, 'ALLAH'm RAZI olsun.' dedik, sözü MERYEM'e verdik.

20
'YAR.' diye geldik, ser diye verdik, cümleyi selamladık. 'Gedik açıldıkta, TOKTAY verildikte, düzende görülen değişik.' dendi.  Değişen, düzen değil verilendir. MEVLANA, YUNUS, cümlesi verileni gönlünce yazar, gönlünce çözer. PEYGAMBERLER kesin söz getirirler. Verilenin değişeni ondandır. MEVLÂNA'yım. Damda kar var ise, aktarılır; kuldan söz var ise, sargıya verilir. 'Yorum?' denildi: Kulun sözü, alınandır; vergimiz, aldığımızı sarmaktır. Soru açık geldikçe, kuldan yargı kalktıkça, ne düzene söz gelir, ne kulunda sorgu kalır. ALLAH'ıma emanet olunuz. Getirdiğiniz selamlardan sevginizi bulunuz. 'Kardan maksat?' denildi, suyun yoğun hali soruldu: Su yoğun gelirse, damda kar birikir. Her verginin, azı da çoğu da zararlıdır. Gereken yerde gerektiği kadar alalım. Sermeyen sergiciye 'Daha eşyan var mı?' demiyelim. Ne şekilde ne şakide hata aramadı. Sevgiyi eşya ile sergilemedi, ders verdi. 'Arif ile öğüt.' dedi, dili ile dost geldi, dost verdi, SADRETTİN KONEVİ oldu. Ayna oldu yüzüme, düzen verdi sözüme. ALLAH'ım ondan, cümlenizden RAZI olsun.

27
Yer, yerin gücünde; söz, kulun hacmindedir. Cümlenize selam olsun, her sohbet yerini bulsun. Sözümüz derildi, değişik hüküm verildi. Daha önce dedik: 'Kitabın devamı gelecek, bütünü gazete ile yayılacak.' Bilenden sorduk, GÖREN'e havale etti. Yumuşak gelen, sözün özünü alandır. Ne var ki, söz  ile verdik, kayda öyle düşürdük. Her uyumda düzenini alasınız, resmî yola koyasınız. El elden değil, kitabı kendinden toplayasınız. Kuldan kula gelene kul eğilmesin. (Parayla satalım mı?) EYVALLAH. Devamı geleceği, GARİP'in göçüne kadar verileceği daha önce söylendi. Gelenden, MERYEM diye anandan, anda gelip gidenden, sohbete selam getirenden ALLAH'ım RAZI olsun. 'Sohbete selam getiren kim?' dendi: Anda MERYEM ile buluşup selamını ileten GARİP.

3 şubat
Huzur ile aldığımız, gönüllerde bulduğumuz, düzeni gördüğümüz; elbet yolunuzdur. Sermeyi denemek, sevmeye yol almaktır. 'Her olayda düze giriniz.' dedik, cümlenizi selamladık. Dağ eteği gelene, bal peteği sevene açılır, öylece güzellik seçilir. Doğan güneş vereceği, ekili toprak süreceği bekler. ALLAH'ıma emanet olunuz. Kaş ile gözde, dağı ve ovayı arayınız. Dağ ovanın, hem bekleyeni, hem ekleyenidir.

10
Geçirecek köprüye yolumuz verdik, cümlede gerçek gönlü gördük. Her gelen alsın, selamın bilsin. Suyun aktığını, görenin baktığını şahit alırsan, kendinde  bulduğunu dileyene aktarırsan, gereğine dönmüş, haline uymuş olursun. (Kimin haline uyuyoruz?) Gerçeği bilenin hali, kendini bilmektir, YAZAN'ı görmektir. 'Bekleyiş, sende bende.' demeyin, asla yarıda bırakmayın. 'Derman denilen, merkez sayılan yerde vazifeye başladık.' deyin. Daha önce girişilen, yorumda 'Yarına kalsın.' denilen her olayı, bu günden toplayalım. 'Nedir' denildi: Denetici ve yöneticilerin kararlarında geçikme temayülü görülür. 'Başladık gereğine, getirdik durağına.' deyiniz, geçerli konularda kararları noktalayınız. 'Üç elden geçsin.' dedik daha önce verdik. Yemeniyi giyeceğiz, yolumuza gideceğiz, selam verip döneceğiz. EYVALLAH. (Kim ne düşündü?) Yemeniyi denilende, MERYEM adı verilende, MEVLANA sözü edilende, yolumuz açıktır, gönlümüz dileyene, 'ŞEMS midir?'diyene 'EYVALLAH.' deriz. (İçimizden birinin ULUSU mu?) Evet. (Kimin olduğunu söyler misiniz?) Yeniye gelen, yenide bulan, sorgusunu bilendir. Gelen giden yayandandır, her yaratılanı sevendendir. ALLAH'ım cümlesinden RAZI olsun. Cümlenizde aynı hal tezahür etsin. 'Derde deva?' denildikte, ALLAH'ım görendendir bilinsin.

28
Yumuşak yolumuzda, yunulan her halimizde vermeyi yerinde bildik; 'Olayım.' diyenlere ÖZÜ'nden sunduk. Kemerden söz ettik, kemeri ağaca attık. Yöneticiler, deneticiler toplansın, 'Aldığımız, verdiğimiz.' desinler, nerden aldıklarını, nereye geldiklerini, nerde durduklarını konuşsunlar dedik. Dağınık düzende olanlar, her hale hata arayanlardan sorgu elbet bizden gelmez, GARİP'in sözü kimsede kalmaz. Ne var ki, YUVA'mız hata aramaya değil, birbiri ile hemhal olmaya, her bekleyene elden ele vermeye açılmıştır. Daha önce verdik: Üzen hataya değil, ezen hataya eğilelim, üzen hatayı unutalım. Genişlik düzendedir, her yorum sezendedir, güzellik YAZAN'dadır. Semerden güç alana sorsan 'Kuvvet semerden midir, yoksa semeri dahi yüklenenden midir?' Kumun olduğu yerden geleni vereceğiz. 'AK DEVE' ile GARİP'i bildireceğiz. (Ne zaman?) Bekle gör.

10 mart
(Halkımızın, efsane biçiminde sergilediği bir olgu var: 1. Dünya savaşında, Kurtuluş savaşında, Kore savaşında ve en son Kıbrıs barış harekatında askerlerimize, daha önce göçmüş olan yurttaşlarımızın adeta gözle görülür biçimde yardımcı oldukları belirtilir. Bu efsaneler gerçek midir? Lütfen bizi aydınlatır mısınız?)
 Sevginiz oluştuğu, cümlede buluştuğu günden verdik, alanlar ile beraber olduk. Cümlenize selam olsun, her kadeh AŞK ŞARABI ile dolsun, içenler AŞK sarhoşu olsun. Ne yerde ne gökte, AŞK her gönülde oluşur. MEVLÂNA'yım. Sözümüz ÖZ'ümüz BİR'dedir, her KİTAP NUR'dadır. Ne var ki, birinde başlar, KUR'AN'da bitirir. Yorum, ayırandan olmasın. Her yaratılan okuduğunu bilir. Biteni bulursa, kendine yerim olduğu bildirilir. 'Yerim nedir?' dendi: KİTAB'ın başından sonuna veren hangisidir? ZEBUR aşıladı, TEVRAT topladı, İNCİL dağıldı, KUR'AN cümlesini BİR'e getirdi, kainatı tek KİTAP'ta topladı. Özelliği, güzelliği ile değişilmeyen oldu, her yönde kulunun yönünü bildirdi. Öyle oldukta, her kulunun tamamına ermesi gerekmez mi? Ayrıya gayrıya değil. Daha önce verdik: 'Her doğan müslüman doğar.' denilen odur. Her doğan KUR'AN'da verildiğince doğar, her yaşayan KUR'AN'da yazılanı benimser. Değirmen akan suyun gücünce döner. Az da çok da, neticede gereken hizmeti verir. Ne var ki, biri daha çabuk, öbürü daha geç olur. Olay budur. 'Yardım.' denildi. HAK ADI'na olan, her hakka saygı duyan, kendine değil cemiyete hizmet eden topluma, YÜCE ALLAH'ım YARDIMCI gönderir, asla şüphe edilmesin. Demirde aradığınız altında bulunmaz, altında izlediğiniz elmasta görülmez. Ne var ki, hepsinin değeri gördüğü iştedir, verdiği güçtedir. Denenmiş her olay, geleceğe ayna olur, kulu kendi yönünü o yolda görür. Her gelen KİTAP elbet geçerlidir verdiği sınır kadar. Sınırsız olanın kıyamete kadar verildiği, kıyametten ötesine dahi yazıldığı bizlerin görüşündedir. Ne var ki, hiç bir kul sanılmasın sevgi yarışındadır. Sadece sevgiye ölçü vurulmaz, 'Ben daha çok sevgi yüklüyüm.' denilmez. Sevelim, seven için sevinelim. MEVLÂNA'yım. Can ile CANAN ile beden bulduk, yaratılanı gördük, YARATAN'ı sevdik. Şerh edilen her olay, tastike gerek görülmeden onaylanır. Öyle oldukta, 'Yorum geçerli değil.' denirse de, her kulu gönlündeki bahçeye göre dilediği çiçeği diker, günü geldikte, biçtiğinden asla şüpheye düşmez. ALLAH'ıma emanet olunuz. ('Çiçek'ten murat nedir?) Yerini her bilen, bildiği yerde midir? Elbet bilemez, sadece gönlünce ölçüye varır; aymayı blidiği gün, kendini yargıya ve sargıya müsait bulur. Elbet her kul gönül muhasebesine dönüştüğü günde hem olumlu hem olumsuz halini düşünür. Olumlu haline sevinir, olumsuz haline yerinir. ALLAH'ıma emanet olunuz. Her muhasebenizde olumsuz halinize daha az yerininiz. 'Ne demek?' dendi: Olumsuz haliniz daha az olsun demektir.

13
'Yerden yolumu bulsam, yedeği ömrümde silsem, her olaya gülsem.' diyene söz, yoruma verene ÖZ gereklidir. Selam ile geldik, gelenden selamı aldık, danışılanı sorduk. Yerimiz YAR'dadır, gönlümüz korda. YUNUS'um yol vermeyi diler, yolun düzünü çizer, her olayı HAK'tandır der çözer. 'Yumuşak olsam, kendimi bulsam.' diyene, 'Adımdan aldığın gibi, yolumu sevdiğin kadar verdim.' der. MEVLÂNA'yım. Söyleştiğiniz her olayda, düzeni YAZAN vardır. Duman alanın, kaygu diyenin elbet hali dünyadadır. Seyirde hata olmaz, kuldan deva beklenmez. Dağılandan kayguya düşülmesin. (Dağılandan maksat nedir?) Dayandığın YÜCE ise, geceden şikayetçi olmazsın. Öyle oldukta, karanlıkta kalmazsın; yanan mum misali, eriyenden kimseyi sorumlu bilmezsin. YUNUS'um verdi, adı ile girdi. Soyundan değil, huyundan yerini buldu.  (k.t'ın ULU'su mu?) EYVALLAH. YUNUS'umun YUVA'ya verdiği, yapıda kumunu elediği, 'Derman.' diyene fermanı söylediği VEFA adından geldi. 'Yaprak buldum sayfayı çevirdim.' diyene de ki: Oku da öyle çevir. Okuduğunu doku da öyle devir. Devran o devrandır ki, bilene söyletir, 'Güleyim.' diyene dinletir, girişten uymayanı ağlatır. Ayran sevene ayran verelim, 'Söz.' diyenle sohbet edelim. Yağ ile balın yeri ayrı ayrıdır, çözelim. Asmayı yaprağından, ekini toprağından sormayalım. Açık defter okunur, aş pişecek ise ocak yakılır.

17
(İnsanlar, birbirleriyle olan ilişkilerinde çoğu kez bir takım peşin hükümlerin etkisinde kalıyor. Karşılıklı davranışlar, genellikle bu ilk hükümlerin doğrultusunda sürüp gidiyor. Buna sempati ve antipati diyoruz. Kişi tanımıyor karşısındakini ama, 'Kanım kaynadı.' yahut 'Yıldızım barışmadı.' diyebiliyor. İnsanları pratikte birbirine yaklaştıran veya uzaklaştıran bu ruhsal ve duysusal oluşumun kaynağı nedir, lütfen açıklar mısınız? (t.ç)) 'Yediğim içtiğim SEN'den geldi, seçtiğim kimden?' der misin, seyrinde şüpheye düşer misin? Varlık O'ndan, yokluk sözdendir. Cümlenize selam olsun. Alan gelen, selama selamını katan yerini aldı, cümleye sözünü iletti. ALLAH'ım RAZI olsun. Her açılan sahifede, seven sevdiği olayı bulsun. Gerçek aynadır görene. Her gelen bilir. Sorulan soruda olay açıktır. Daha önce vardik: Her kul belirli olduğu halde, -beden düzeninde- bilemediği ölçüde ruhu ile dolaşır. Ne var ki, gezintiler, aynı akıma uyan ruhlarla buluşmadır. Beden, hali ile duyamaz. Ancak, ruhun yabancısı değildir. Söylenilen doğudan batıya aynıdır. 'Ceryana kapıldım.' denilende, donuk olana değil, akana uydum demektir. Sarı gülden yaprak sorduk, toprağı taze kardık, öylece sofrayı kurduk. 'Gelen otursun, seven katılsın.' dedik, yerimizi sevene gösterdik. Selam olsun, duman silinsin. Kuyu YUVA'ya yakın, yorum yapıya uygun. "Devrettiği düzende, yerden göğü sezende; bileceğin yetmez, seveceğin bitmez." dedi, DAVUT resmini verdi. (DAVUT PEYGAMBER mi?) EYVALLAH. (p.b'in ULU'su) (Yanındaki kim?) 'Derdim sende.' deyip gelen, şifasını HAK'tan diye öğrenen AYŞE HATUN. Yanında kaldı (DAVUT'un.) onun ile hemhal oldu. Manevi evladı.

21 
Huşu ile her anış,
 AŞK ile her yanış; 
kulu HAKK’a yaklaştırır, 
güzel günü bekleştirir. 
'CAN.’ dedik, CANAN ile olduk, 
cümlede bulduk. SEVGİLİ ile dolduk. 
VEREN’den sorguya düşmeyelim. 
Olaylarda çirkin görmeyelim. 
Doğuya giden ile Batıyı sorandan, sahip çıkanı görelim. 
Selam olsun, 
her olayda kul kendini bulsun.
 Kumun elendiği yerde sorusuz kalırsak, 
olaya dışarıdan katılırsak; 
çözüm kolay gelir,
 düzende yerini bulur. 
Duman kalmasın. 
Aymayı bilenden, çevreyi görenden olalım.
 Yaprağı dalda, 
kulu halde sevelim. 
Derdi kendine maletme.
 Uyumsuz olanı hal etme.
 Kaşık ile yenen yemek,
 çatal ile içilen çorba olmaz. Yerden aldığın taş, 
duvarı örtmez. 
Ancak kireç ile kumu karıştırırsan, taşın düzgününü araştırırsan. 
Duvara, emek gereklidir. Kaygu yersiz. 
'Dayandığım ALLAH’ım, geciktirme.’ de, 
niyaza dur.
 'HAY.’ de, her gün
 bir tesbih oku. 
Kırk gün devam et. Kırkbirinci gün, yirmibir AYET-EL KÜRSİ oku. Kesmeyi dilediğin, 
yorumda yanıldığın gerçektir. Gecikeni
 'Neden?’ diye soracaksın, 
yoruma yanlış gireceksin. 
Kapıyı örtmeden
 ...

24
YEMEN'den yol soran, davette huzuru bulan her yolcu; kaydını, aldığı yerde, kendini, olduğu yerde bulur. Selam olsun, cümleniz yerini aramadan bulsun. Cevap dileyen her kulu, gelişte değil oluşta görür, geçit öylece açılır. 'Dar gelen yolun yolcusu mudur hatalı?' denilir, soruya öyle girilir. Açtığın değil geçtiğin yoldur senin. Açılan, cümlenindir. Ayıran dünya bilgisidir, buluşturan ruhun görgüsüdür, seven sevdiren kulun mertebesidir. Verildiği gibi; kemalatta hayrı, cehalette kahrı bilirsek, her halde yargıyı sileriz. Yargı bedende, saygı ruhtadır. Kaygı, sevmeyende ise saygımız büyüktür. 'Neden?' derseniz, kayguya düşen, kendini deşendir; kendini deşen, oluşuna yön verendir. Suyun oluşumunda, kulun yapısına denk gelişim vardır. Sevmeyi bilmeyen kul, bakımsız havuza benzer. Gine de güneş ile su buharlaşır. Kalıntı havuzdadır, suyun bıraktığı yerde. YAR'dan geldik, yoldan verdik, cümlenizi selamladık.

7 nisan
Yaprak ile toprakta çeşit görürüz, eşit ararız aslımızı öylece sorarız. Toprak vereni, yaprak alanı temsil eder. Her gönülde SEVGİLİ'nin AŞKI yanar. Cümlenize selam olsun. Vermeyi bilen ile alan birbirini bulsun. Geldiğimiz günde, verdiğimiz yönde derdest edilir, 'ALLAH'ım RAZI olsun.' denilir. Verişini bilendeniz demdeki hal misali. (r.ç'a) Yaprağın çeşidinde ararsak, gözde olanı buluruz. doğuştan verildiği gibi. 'Doydum.' diyen her kul, gelen güne 'Açım.' der. Öyle oldukta doyuşun günlük değil, ömürde yeri vardır. Kaşık çorbaya, erzak torbaya girer, dost her gönülde arar, sevgide bulduğunu sorar. Konuk gelenin, yargıyı geçen günde silenin sevgisinde cümlenizi gördük. 'ALLAH'ım RAZI olsun.' dedik, sevdiği kadar sevdik. Duyarı uyarı bilendeniz, her gönüle postumuzu serendeniz, 'Taht.' derseniz, sevgiye taht kurarsanız, beraber bulandanız. Arının kanadına küçük, kartalın kanadına büyük demeyiz, bedene ölçü silmeyiz.  Gayretin nerden nereye olduğunda yargıya düşmeyiz. Bal veren arıyı küçük, dağ gören kartalı büyük dersek, vergiye değil görgüye ölçü vurmuş oluruz. Teraziyi sütçüden ararsan, sütçüyü yolcudan sorarsan, aradığını geç bulursun. Ama, gine de bulursun. Demeyi, susmaya tercih edelim, bildiğimiz ile bilmeyene yol gösterelim, yapıcı olana yardımcı olalım. Her hal ile verelim, gine verelim. Alacağımız selamı yerine iletelim. Dost bağına üzüm ile girelim. Hep beraber yardımcı olalım, bereberce derelim. Selamımız, dost ellere, dost dillere olsun. (Kitap derleme çalışmaları yeterli mi?) 'Yapıya uygun.' dedik, yazımızın başında verdik. Dağılan BİR olur, BİRLİK'te bulur. ALLAH'ım cümlenizden RAZI olsun. Her dileyen aradığını bulsun. 

14
Yerden göğe aldığımız, her olaya güldüğümüz açıktır. Selam olsun, cümleniz her hale gülsün. 'Kaygu.' denen; olaydan meraka düşen her kulu aramaktır. Düzende yolu 'HAY.' diye döndük, 'HAK.' diye yandık. Yerimiz cümlenin gönlündedir bildik. Çevreyi sarandan, doğayı sorandan beklenen, açıklıktır. Daha önce dedik: Kaygu görgüyü böler. Her olay, ayrıntıya düşülmezse solar. Yorumun yeri, her gönülde yapıya uygun gelir, her kulu gönlünce saray kurar. 'Yaprak oldum dalda kaldım, dal oldum her rüzgarda eğildim, ne kırıldım ne döküldüm. Topraktan geldim, toprağa döndüm.' diyelim, her yaprak adına niyaza duralım. Elbet yaprak kulun belgesidir, dünyadaki gölgesidir, birbirinin halkasıdır. HALİK, bildiğini halktan esirgemez. Ne var ki, alan yadırgamazsa. Her bildiğim, benden değil O'ndandır. Bu gün ne bildi isem dündendir, vereceğim yarınadır. 'Bende beni bilseler, bende O'nu görseler.' diyene de ki: 'Ne sende ne bende, cümlesi O'nda.' Yerimiz yolumuz cümlenizde. ALLAH'ım RAZI olsun. Değer verilen her olay, cümlenizi sarsın.  'Değer verilen olay nedir?' dendi: HAK ADI'na aşılan, HAK ADI'na koşulan her olay, değerden söylenir.

21
Huzur ile geldik, huzurda bulduk, HAK ADI'na döndük, AŞKI ile yandık. Saf saf dizilen, kuş misali süzülen, güzeldir her yazılan. SAHİBİ'ni bildik YOLU'nu bulduk, yaprak olduk dalını sardık, toprak olduk köküne vardık. Dağ yolu aşırır, deniz yolu geçirir, HAK YOLU buldurur, kulunun gönlünü doldurur. Haldedir, yoldadır, sevgisi gönüldedir. Zirvede öten kuşu etekte olan alır, petekte olan bal kuluna kalır. Ne cahil kaldık yandık, ne alim olduk kandık. Noktada BİRLİĞİ bulduk. Geldik yandık, sevdik söndük, kül olmayı cümle için diledik. ALLAH'ıma emanet olunuz. Dost elini, dost dilini sevgide bulunuz. ALLAH'a ısmarladık. Yaprak toprak olursa, toprak çekirdekten verirse; aldığımız kadar veririz, sevdiğimiz kadar görürüz, YUNUS'um ile hemhal oluruz. 

24
Duyan ile uyanı, 
seven ile sayanı
 doğruda bildik, 'ALLAH’ım RAZI olsun.’ dedik
. Cümlenize selam olsun,

 Hoşnut olduğumuz,
 gelen ile bulduğumuz,
 hal ile kaldığımız, 
'Kâl.’ denileni bildiğiniz. 
Gelişten bağlanır,
 sözümüz MERYEM’e verilir. Sahip olduğun her toprağın, tanesi sende kalmaz.
 Değnek olsa eli bilmez. 
Kul dünyaya, yaprak olayım diye gelmez.
 Ne var ki, gene de 
yapraktan öteye durmaz.


28
Hasır yolu kaplamaz, kulu zorlu söylemez, YÜCE kötü eylemez. 'HAY.'diyelim derelim, her güzeli görelim, 'Yokmuş.' demeden, verdiği her lokmadan yerimizi bilelim, 'Şükür ALLAH'ım.' diyelim. Cümlenize selam olsun, her gelen güzeli bulsun, YUVA'nın verdiğinde alanın yeri dolsun, yumuşak yolumuza, huzur veren halimize cümleniz uysun. Yapının özelliği, cümlenin güzelliğindendir, güzelliği bildiğindendir. Sözümüz gelenlerle, YUVA'mız dolanlarla yerini bulur, sözümüz MERYEM alır: Her olay düzendendir, güzeli YAZAN'dandır. Sevmeyi bilenden isen, olaydan kaygu alma. Her yapıdan yoruma varma. ALLAH'ıma emanet olunuz, olanlara uyunuz. 'ALLAH'ımdan.' deyiniz. Elbet şifa da O'ndan, sefa da O'ndan.

5 mayıs
(Yeni yorum tarzındaki tatminsizlik, hepimizi üzmektedir. Yeni yorum tarzındaki başarısızlığımızı size arz ediyoruz.)
 Yerimiz yapıya uyar, her verileni duyar. 'Kayıtsız kalmayalım, ağaçtan dönmiyelim.' derseniz; umduğunuz güne, yakın yöne dönersiniz. 'Nasıl?' denilir: Umulan yer, umulan gün nedir? O'ndan geldiğimizi bildiğimiz kadar, O'na döneceğimizi de bilmemiz gereklidir. Cümlenize selam olsun. ('Geçerli' kelimesini açıklar mısınız? 'Geçici' anlamına mı, 'geçer akçe' anlamına mı?) Geçerli. Açık. Sevilen, götüren. Görüntü bilene yol verir, gören aynaya el verir, seven sevdiğine ser verir. Ayağım götürenden, gönlüm sevendendir, her olay dünden kalandır, güzellik olana uyandandır. Sohbetin dönüşüne değil, gelişine uyunuz, yapıya bilen ile giriniz. Yapıyı bilen binayı kurandır. Aramayı dileyen sohbeti sohbet ile karandır. Tek söz ile yetinildi, sohbete sadece bir gecede yer verildi. Genişlik, yerini yönünü ayırmadan sohbete girmededir, birbirini ayırmadan dinlemededir. Gecemiz kutlu, cümlemiz mutlu olsun. Altın kapımız açılsın, her gönül nur ile katılsın.

8
Yorumdan gayrısı, hayrın  olduğu yerdir. Güzel yargısı, aldığın yöndür. Ne çevreye çatışır, ne çehrede oluşur. Her kul, umulmadık anda buluşur. Yumuşak yapıya, sert kapı gerekmez. Sözü edilen olay bedende yer etmez. Yumuşak yapı dedik, gönlünü verdik. 'Değişen düzen.' dersin, günde yargıya öyle düşersin. Olacağa 'Olmayacak.' diyenin sözü. Unutulmasın, HAK'tan yazılır yazı. 'Olur.' dedik daha önce verdik. Dağıtan eğitene yol verir. Yumuşak yapıda, yumuşak kapı öyle bulunur. 'Olumlu.' dedik, daha önce verdik. Dağıtan eğiten dedik, olaydan söz ettik, düzenden demedik. Kalem verdik eline, bal söyledik diline, hal eyledik gizine. Kapı açılır, dilenen geçilir. 'Nasıl?' dersen; doğuştan olmayan, düzenini bozmayan, acılara meyyaldir. Karanfil yağı. Doğmuş dananın sütünü karanfil yağı ile. Evet, karıştırıp karnına sür. Papatya yağı ile devamlı yıkan. Papatya suyu koyuca olsun. Kapıyı açar dedik. Damarlarda hiçbir arıza yok. Kundak açılır. Yağını kullan, kaydına geçir. Kenevir. Çoğalana, değirmen dönene kadar beklenir. Kenevir tohumu. Doğuştan olmayanı yerinde açar. Ezilir, yenilir. Yoğurt ile karıştır. Karıştırdığın kaşık, çay kaşığı olsun. Tedaviye başladığın olacak. (Kenevirin yetiştiği zaman mı?) EYVALLAH. Yapıya uygun geleni yoğurda karıştırıp, beraberce yiyiniz. Yoğurt yiyeceğin kadar. Hepsi tedavinin yoludur. Süt, deriyi yumuşatmaya gereklidir. Yorum, gelecek günde yapılır. Selamını getirdik LOKMAN'dan sorduk. ALLAH'ıma emanet olunuz. Yosun: yaratan değil, koruyucu yaratılandır. Keman kucaklar ses ile, yosun kucaklar az ile, su kucaklar sevgi ile. Her yaratılanın bir kucaklayıcısı olur. Yosun, su ile yaratılışını birbirinde bulur. Yosunun özelliği odur. Özden arınmak, yorumdan korunmak. Denizdeki yosun, derinlere indiğinde görülür. Kayadaki ağaçtaki yosun, yükseklere çıktığında bilinir. Bunları çözebildiğin gün, kendi ÖZ benliğine dönmüş, hakikate dönmüş olacaksın. (Şifa için mi?) Elbet. Ayağına düşeni, ardından deşen olma. Yeşilin ötesini düşündün mü? Mavinin bittiği yerde yeşil başlar. Unuttun mu? Yeşilin ötesi sarıyı kucaklar. (Sarı, akım mı?) Evet. Dünyaya gelen, güzelliğidir. BİR olan, BİR'liği bulan her kulunun sarıdan aldığı bilinsin. Sadece akımdır. Bendeki sendeki, dost olan cümledeki akım aynıdır. 'Gerçek olacak.' denilenin, devreye girip girmiyeceği olsa, tedbir düzene uysa; derdest eder, her olaya söz buluruz. Ne var ki, her an yazılana uyarız. ALLAH'ıma emanet olunuz. Yeniyi aldığın, eskiyi sildiğin görülür elbet. Beğenilmiyen moloz diye, temelde örtülür. Seçilen taşlar, duvar diye örülür. Olanlar, duvarı örer. Unutma sıvası boyası var, hiç biri atılmaz. Sabır ile yapına devam et. Göreceksin ki çatıya gelmiş, binayı bulmuş olacaksın. Nasıl şimdi temelde olanı yoruma verdin. O zaman da sıvaya boyaya girdiğini göreceksin. Günün yorumu, kulun sorunudur. Yese yemese dert değil. Doğuştan olmayanın, oluma yol açtığı bilinir. Asmaya su yürüten, kapalı olanda açar.

12
Yoğun günde geldik, cümlemiz BİR olduk, gelen ile seyre daldık, 'Selam.' diyen her kuluna güldük. Yazımız açıldı, cümlemiz seçildi. Kayıtta bilinen yazı ile verilen, RESULÜ'nün Adını verdiği gibi, yorumu gördüğü yerde seçilenler açılsın. " Görgüde; demir misali güçlü, su misali akıcı, güneş misali yakıcı, ne var ki pamuk gibi yumuşak olsunlar." Dedi, YAZANI bildirdi.

19
Her anı bildiğimiz, her günde aldığımız, her dileyene verdiğimiz; geçici değil, yapıcıdır. Konuk gelen her kulu, YUVA'da alıcıdır, yapının sahibidir. Gayret hayrete gelse, hayret güzele gülse; 'Aldığımız.' dersiniz, asla yadırgamazsınız. Neden? Her güzeli bünyeye veriştendir. Aldığımız yetmez, hiçbir olay ayrıya düşmez, kulun bildiği, bilmediğini örtmez. Ağacın verdiği gibi. Genişlik sözde değil ÖZ'dedir, gerçek açılan gözdedir. Koyun ile çobanı ayrı düşünemezsin, yaprak ile dalı ayıramazsın. Bildiğini hal ile verirsen, alanı yanında bulursun, öylece hem kendini hem kendinden olanı birlikte bulursun. 'Kendinden olan kim?' denildi: İnsan, insan ile bilinir, insan hali ile görülür, insan görüldüğü gibi sevilir. Sevilen kul, dilediği kadar verebilir. Sevdi isem sevilirim. 'Ağacın meyvesizi sevilmez.' denilmesin, gölgesi düşünülsün. Daha önce dedik: Veriş haldedir. 'Görmezse?' deme, yerini almazsa görmez, ne var ki gün gelip yerini bulur, istese istemese görür. Şahit arama. 'İspatı?' deme, ayrıntıya düşme. Bilmeyi denemeyen, ayağı takıldıkta hatırlar. Kaygı, yargı bizde kalmasın, ALLAH'ımdan başka kimseye kimse boyun eğmesin. Cümleniz selameti bulsun, ALLAH'ıma emanet olsun.

26
(Dünyamız gücünü güneşten alıyor. Güneş ise BÜYÜK PARLAK'tan. BÜYÜK PARLAK ise, YÜCE'den. BÜYÜK PARLAK veya BÜYÜK RUH hakkında ayrıntılı bilgi vermenizi -izin veriyorlarsa- rica ederiz.)
  Her halin düzeni, her yolun yozanı elbet olur, ne var ki, kaybettiğini yine de bulur. Sevgi ile dolu olduk, sevgi ile yolu bulduk, sevgi ile çirkini sildik, her olanı güzel gördük. Selam olsun cümlenize. Soğuk suyun aktığı, sıcak güneşin yaktığı gerçektir. Yerden göğe alalım, güneşi VEREN'i bilelim. Her madde mananın simgesidir, her olay yaşayanın yongasıdır. Değirmen, kuranın genişliğe hizmetidir. Genişlemezse, bilin ki zimmettedir. 'Doydum, şükür.' dersen, aç olana nefes yetmez, aşık olanı kafes tutmaz. Dönen her çarkın doğrultusu, çevresine taşırdığıdır. 'Dağ yolu.' demeyelim, HAK YOLU'ndan kalmayalım. Kaygu doğuştan gelse, her doğanı yer verse,; alandan bilinirdi. Unutulmasın, ALLAH'ım kulunu ne siler ne böler. Sevgi O'ndandır, sevgi O'nadır. Kement atarsan, atı tutarsan; 'At benim.' diyemezsin, sahibini inkar edemezsin. Ayağımız atalım, kendi benliğimizi tutalım. Kement atarsak, sadece kendimizden olana atalım. Duyan, almayı bilendense, uyacaktır; sevenden ise, doyacaktır. ALLAH'ım, duyurandan nasiplendirsin. ALLAH'ıma emanet olunuz. (Sorunun yanıtı var mı?) EYVALLAH.

8
AŞK ile oluştuk, şevk ile buluştuk, 'Dert.' dedik halleştik, olumsuza değil, olumluya nokta koyduk. 'Devreyi arayan, söyleşiyi tarayan, kim olursa olsun, nerden gelirse versin.' dedik, her vergiden nefes aldık. Selam olsun cümlenize. Yuyan olduk geldik verdik, her hale 'Olumlu.' diye gönül koyduk. Yağ ile balda nasibe yazılanı, söz ile halde gönülden verileni bulduk. 'Değişen nedir?' denirse, 'Çevrilen yaprak.' derim. Ne var ki, her yaprak baştan alır güne getirir, konuyu oldurur, bilenin gönlünü, bilmeyenin ömrünü doldurur. 'Alamazsam?' diyenin kaygusu, 'Veremezsem?' olayındandır. Hem alırsın, hem verirsin. Yeter ki, aldığını bilesin, bildiğini göresin. Hiç bir olayda şahit aramadan. ALLAH'ıma emanet olasınız, zerrede BİR'liği bulasınız, doğuşa hazır gelesiniz.

16
... Unutma ki; başak savrulmadan çöpünü ayıramazsın, pirinci ayıklamadan tencereye koyamazsın. Her olayın, aykırı geleni vardır. Yeter ki savuran değil kavuran olalım, ocakta vazife alalım. Kemik yapının temelidir, gönül bedenin tünelidir. İki alemi bağlar, kulunu HAK YOLU'nda eğler. Sahib olduğun aklın düzende yerini buldurur, sanılmasın aleme güldürür, alemde seni güldürür. ALLAH'ıma emanet olunuz. Genişliği darlığa dönüşen, denenmiş olaylardan yanılgıya düşen, vermeyi dilediği, elden ele yetirdiği, 'Yanıldım.' diye üzüldüğü yersizdir. Daha önce verdik, ayrık otu kaynatsın, suyunu içsin. Almadan yediği, sevmeden gördüğü, her varolana 'Sahip olayım.' diye baktığı görülür. Bol nane kaynatılsın, çay diye verilsin. Denizden değil, dağdan alacağı iyidir. Alıştığı geliştiği, dağ havasıdır. Kemikten değil, değişken huyundandır. Kayıtsız kalsan gelir, kaydına düşsen yürür, gemiyi dışardan görür, yürüse uyur. Geçendendir. Kayguya düşülenden demir misali geçelim, bükülen elden yerimizi bilelim, YUNUS'umun verdiği sanadır, dediğine uyalım. Geçenin kaçanın gölgesini kovalar, her olaydan kaygu bekler. Sevmeyi dilediği, gönülden dolu olduğu bilinir. Ne var ki, sevgisi mahzen misali kendi bünyesinde saklanır. Hastalığı, yapısında değil kaygusundadır. Maydonoz yesin, otursun kalksın niyaz etsin. Yapısından. Niymete yer arayan, gelene 'EYVALLAH.' diyendir. Ayran olduğu gibi, sütü bildiği gibi. Sütün verdiği; yoğurdu, ayranı gördüğüdür. Süt değil diye yoğurt sevilmez mi, yoğurt değil diye ayran içilmez mi? Daha önce verdik: Gönülden aldığın gibi, kaderden bulduğun gibi. Denize taş atılsa, her daire yayılır, geçtiği anda örtülür. Düzende aykırı gelen, YAZAN'ın hatası değildir. Denizi aktaramazsın, kaderi döndüremezsin. Gönülden denilen, her geçene sunulan; düzende görülür, 'ALLAH'ım RAZI olsun.' denilir. Beklenen güne ayna verlilir, 'Gün gelmeden görsem.' denilir. Ayna gününe tutulur, SAHİB OLAN her kulunu görür, dileneni gönlüne verir. Demirden büküleni ararsan, gücünden şüpheye düşme. Hataya düşen, kendini deşendir. Sende seni bulacak, senden şifa alacak. Öyle oldukta, sana yaraşan; bildiğini bilmemek, gördüğüne uymamak. 'Kaybım.' deme, sadece kârındır. Devamı sorulan, EYVALLAH denilir; gönülde yanan, yapıda görülür. EYVALLAH. Bahçene diktiğin çiçek köklenir, saksıya diktiğin çiçek gün gün beslenir. Ne var ki, gelişen, bahçende olandır, elbet gönlüne dolandır. 'Derdim?' diyen, soruyu gecede veren; genişliği bulacak, yerini dolduracak. Şifası eldedir, derdi damardadır, açılacak. Sevmeden almadı, olmadan bilmedi, kayguyu silmedi. Yerini bulacak, tıkalı olan damar açılacak. Aldık, dilenen dileyen cümlesine ilettik. ALLAH'ım RAZI olsun, her kulu yazılı olanı dilesin. Denizin vergisi, cümleyedir sergisi. TABDUK EMRE dediler, YUNUS'uma el verdiler. YUNUS'um geldi, 'i'ye.' dedi.

25
'Aymayı bilemedim, kendimi bulamadım.' dersin, koşuya düzensiz girersin. Çevreyi gönlüne koysan, sevgide kainatı sarsan; desteğini bulursun, deryayı DOST ile bulursun, sevgide DOST ile olursun. Kesin görüş iddiasına girme. Her kulda görüş hatası olabilir. Niyazın her anında geçerlidir, yeter ki gönülden ALLAH'ına yönelesin. 'ALLAH'ım.' deyip O'ndan geleceği bekleyesin. O'ndan gelen, hayırdır. Günün değerini bilsen, her anını değerinde yaşasan; hiç bir olaya düğüm demezsin. Her anın değerini bilmek, yaşamaktır; ne var ki uymak değil. 'Uyku, gecenin görevidir.' denir, tavında dövülür; kul, halinde övülür. 'Dersimi' dediğin, katkımı sorduğun, anını değerlendirdiğin günde; unutma, yanında yardımındayım. Her olay, değerinde YARDIMCI alır. Yanında olduğumuz gerçektir. 'Demir tavında.' dedik. Eylem omadan, işlem gerçekleşmez. Değerini eyleminde bulacaksın, işleminde yardım göreceksin. Her konuda. Almayı deneyen, vereceğini ölçüye vurur. ALLAH'ıma emanet olasın, olumsuz her düşünceni gönlünden atasın. Sende oluşan, sadece 'Dilediğim olur.' demek değildir. ALLAH'ım YOLU'nda olanın duasını alır. Hatalarından uzak kaldığın günde, kendini her kulu gibi gördüğün anda; ALLAH'ımın YOLU'ndasın. Bol hava, su, güneş. Gerdiğin ipte değişen; sedece kendine güvenindir, günde kendini kuruntuya attığındır. 

26
Yeşeren her dalda, sevilen her halde, yerden göğe hoşnutluk vardır. Selam olsun, sevabı paylaşılsın. (Neyin sevabı?) Okunan duaların, senin okuduğun. Kemikten alınan, bünyeden bilinen; yersiz değildir, düzensiz hiç değil. Kuyuya su getiren, kanala yol açandır. Her yolun açanı, her yolun geçeni vardır. Kement attığın, elde tuttuğun. Kement olmasa da senindir, sendendir; seğiren, dardan değil gürdendir. Keçeyi suya verdin, suyu gücünde buldun, sayfayı gününde okudun. Gönüller hoşnut olsun, kaygu kökünden silinsin. Denizden alırsın, gölden bilirsin, öylece her gününde kayguda olursun. Silelim geçen günü, bilelim olan günü, sevelim geleceği yerimizi vereceği. AYİŞE yerini verecek, kimdir? RESULÜ, 'Ana hakkı ödenmez.' der, ananın vasfını öylece belirtir. Genişliği kendin bulacaksın. Yavrunun kaygusunu gönlünden at. Olumunda, ninesinin niyazı vardır. Çevrende yerden göğe sevgi vardır, her sevgili O'ndandır. 'Yeniyi ele alalım, yenide adını verelim.' denir; aydan aldığı günden verdiği bilinir, adına Günay denilir. Gözümüz açandan, niyazımız geçenden değildir. Niyazını aldık, 'ALLAH'ım RAZI olsun.' dedik. Senesi geçmez. Yavruya dedik, gönülden sorduğunu verdik. Değirmen döne döne suyunu aktarır, her kulu gelen güne halini uydurur. Oluştuğu, cümlenin buluştuğu YUVA'dır. Almayı bildiğiniz, 'EYVALLAH.' dediğiniz günde, her olayı açık göreceksiniz.

2 temmuz
Yedi yerden yedi yönden cümle gelenlere selam olsun. Gelenden gelmeyenden ALLAH'ım RAZI olsun. Yerden sorulur, yönden bilinir. 'Yedi yönden.' denilende, yedi kattan sözü alınır. ADEM'den gelişir, RESULÜ'nde oluşur, gününüzde buluşur. Gölgeler silinsin, her açılan geçit bilinsin. Ayrı olmadı, olmayacak, hiç bir kulu ayrıda kalmayacak. Sevgisi bilindi ise, 'Dünya hali görüldü.' denilir. Dünya halinde, gönül yolunda, kulunun her gerçitte yönü bilinir. Açılan gedikte, elbet yardımcısı el verir. Geçtiğimiz yollarda, verdiğimiz ellerde, elbet HAKK'ın RIZASI vardır. Yolu yola bağlayan, gönülde oluşandır. Gönülde oluşan, kainatta her varolanla halleşendir. 'Gönül yerini bulsa, doyum öylece oluşsa.' denir. Her kulun gönlü yerindedir, sadece gönlünü yöneten serindedir. (Ser'den maksat baş mı?) EYVALLAH. 'Alacağım.' dediğini, cüzdanına el atmadan alır mısın? 'Seveceğim.' dediğini, mantığına danışmadan sever misin? Eğer  mantığına yön verirsen, seversin. Ne olursa olsun, nerden gelirse gelsin, ne derse desin; cümlemiz sevgide buluşalım, cümlemiz birbirimiz ile oluşalım. Geldik bilmeye, bildik olmaya, olduk sevdiğimiz kadar bulduk. ALLAH'ım RAZI olsun, cümleyi el ele BİR'liğe götürsün. ALLAH'ıma emanet olunuz, mutlu gecede her yaratılan için niyaza durunuz. Çünkü zerreden sizin, sizden zerrenin alacağı vardır. Asla alacaklı borçlu kalmayın birbirinize. Her zerre niyaz bekler, sizlerin beklediği gibi. Unutmayın, sizler de zerrelerden oluşursunuz, her zerrenizde niyaz ile buluşursunuz. Elbet kendi bedeniniz dahi sizden niyaz bekler, niyaz ile kulunu birbirine iter. Oluşun gerçeği; niyaz ile zerrelerin anda burda, anda orda oluştuğu, iki alem yaratılanı ile buluştuğu açıktır. (Son yazdıklarınızın MİRAC ile mi ilgisi var?) EYVALLAH. MİRAC'ın oluşunu, her zerrenin niyaz ile uçuşunu açıklar. Uçmaktan maksat, yükseliş.

5 
Yerden her aldığın, kainattan her sorduğun, sevgi ile her gördüğün; seni öteye götürür, bildiğine seven katılır. Kuştan böceği sorarsan, 'Yerden.' der. Böcekten balığı sorarsan, 'Deryadan.' der. Her var olanın, bir mekanı, dar da olsa yediği imkanı olur. Denizden gelenin; katı da olsa kendini bulacağı, duaya uyacağı bilinsin. Kerpiç değil örülen  duvar, dön dolaş bitiversin, her gelen bilgisini katıversin. Nimet odur ki: danışanı buldun, danıştığın kapıya vardın, SEVGİLİ'yi öylece gönlüne koydun. Demirden kapı, niyaza açılır, kervan olsa, beraber geçilir. Su başına geldik, beraberce olduk. HAK dilinde olduk, her zerrede O'nu bildik. MERYEM der ki: ... (Bermuda üçgeni nedir?) Yeraltı, yerüstü denilenin birleştiği, geçit vermeyen kanaldır. Geçit vermeyen dedik ya. Güneşin değişen yönünde, mevsimin sonunda. Mevsim sonu denildi. Güzün sonu. 'Neden?' dersin. Değişeni bilirseniz, olaya çözüm ararsınız. Değişen kainatta her var olanın döndüğü bilinir. Nasıl ki, dünya da dönüyor. Her var olanın bir ekseni var demiştik. (Sizin dönüşünüz, bunları görüşünüzden dolayı mı?) EYVALLAH. Unutulmasın. Dün ispat edilmiş denilen, bugün silinir. Yeni bir terim kurulur, gelecek günde o da silinir. Yeni görüşler, yepyeni buluşlar açıklandıkta; bugün ispat ettiğin her olay, kendi kendini siler. Bilim, gün gün ilmi siler. Bilim hakikat, ilim mantık. Ben dünya gününde, kendimde çözemediğim bilime vardım. MEVLANA müzik, raks, resim getirdi.' dediler, benden beni ayırdılar. Aslında asla inkar edilemiyecek olan üç gerçeği hayatıma verdim. Dönüşümle, her zerrenin dönüşünü bulduğum, müzikte sesin HAKK'ın olduğunu, resimde her yaratılanın baki kaldığı zerrelere bölündüm. (İlk dönüşünüz nasıl vaki oldu?) Zerrelerle bulundum, zerrelerde BİR oldum. Onlar döndü, ben döndüm, atomun bölünmesi misali. Bölümlere ayrılma esnasında ise de; bütünün bölümü dağılmadan oluşur, tane tane çalışır. Ancak, daha önce verdiğimiz gibi; her zerrenin, her zerre için niyazı gereklidir. Her bilenin, bildiği bir yön vardır. (Her zerrede bölünecek güce, her zerrede hükmedecek güce sahip olma mı?) EYVALLAH. Bermuda'ya gelince. Kainatta her zerre döner dedik. Denizin döndüğü, havada bir olduğu anda. Her var olan, o dengeye giren, dönüşe uyandır. (Bermuda üçgeninde kaybolan gemiler, uçaklar?) Denizin dönüşü de bir yılda kendini tamamlar. Başlangıç anında dengeye giren, dönüşe uyar. (Kendini başka yerlerde görme veya gösterme, bugünkü deyimle ışınlanma olayı mıdır?) Elbet. Var olanın kendini bulduğu, her zerresiyle hemhal olduğu anda, murad ettiği yerde bulunur. Her gezegenin ayrı konutu vardır, ayrı konuğu. (Dünyada olan aile ve cemiyet düzeni, kadın erkek ayrımı, orada var mıdır?) Dünya düzeninde değil. Ne var ki, daha güzel diyeceğimiz haldedir. (SAMANYOLU'nu anlatır mısınız?) SAMANYOLU, ULULAR'ın konutudur. Her olay vardır. Ne var ki, katıksız, çıplak gözle görülen. Sadece yorumdasınız. Dünya haline uymayanı versek, dilimiz yetmez. Dünyada kulağımızın alamadığı güzellikte sesler, burnumuzun alamadığı kokular, gözümüzün görmediği renkleri görmek anlatıma sığmaz. Köre renkleri anlatabilir misin? Hayır. Her seven sevdiği iledir. Yerini yerden bilen, kendini YÜCE'den bilenden üstün müdür? Her var olan dedik. Daha önce verdik. Doğar, yaşar ve göçer. Göçtüğü anda gideceği yer; dünya gününde aldığı verdiği, gördüğü bildiği ve uyduğu kadar gideceği yeri kendine konut seçer. (Gidenlerin, 'Yerim neresi?' diye sorduğunu, bazı tebliğlerinizde verdiniz. Ne demektir?) 'Yerim neresi?' dedikte, hangi konutta kalacağını sorar, yani hangi gezegende olacağını öğrenmek ister. (Ölüm de bir ışınlanma yani yer değiştirmek midir?) EYVALLAH. Ne var ki, kiminin bekleyiş müddeti vardır, kimi anında yerini alır. Onun için denilir; her göçenin arkasından niyaz ediniz, hatalarını affediniz. Çünkü hiç bir gezegen başka gezegende olanın bağlantısı ile göçeni almaz. (Ana ile evlat. Evlat günahkar ise, anası ile buluşamaz mı?) Ananın her zerresi, yavrusunun her zerresine niyazdadır. Kulunun bilerek düştüğü hatada, kendini hatasızlık gururuna kaptırmaması gerekliliğine götürür. Göçünde görürsün, niyazımız ile SAMANYOLU'nda buluşursun. Her konumun yeri, gerçeğin aynasıdır. Kadın, dünya halinde yaratan, yaratıcı vasfını taşır, çünkü doğurur. ('Ventür.' kimdir?) İlim ışığı. (Şaman dili nedir?) Geçmişin düğümlenmiş bilgi torbası. Yerini aldığın  konum, geleceğe dönük oldukta, geçmişin vereceği sadece tekrarını gösterir. Unutma. Keçi boynuzu, belki bir dirhem şeker verir, ne var ki, bedene gereken alışkanlıkları siler. Her türlü sevilmeyen alışkanlıklar. Özellik etindedir, güzelliği sütünde. Dünyada çözebildiğin konu, sorduğun konu olmasın. Kulak dilden, göz gönülden bağlıdır. Her konuda alış veriş, vakti geldiğinde geçerlidir. Dünyada kendimizi bulalım, 'Bildik, geldik.' diyelim. ALLAH'ıma emanet olunuz. Kainatta yaşantı bir bütündür, birbirinden çözülemez. İnsan, bitki, hayvan dahi birbirine bağlıdır. Hayvan, kendine şifa verecek ilacı bilir. Bitki şifasını topraktan alır. Kul, ancak kendini bildiği günde gerçeği bulur. Yeşil yaprak demeti dedik. Yapraktan maksat nane olsun, yaprağı anason ile kaynasın. (Sinir için mi?) EYVALLAH. Sen içsen yeterlidir. Geçersiz kayguya girme, olmayan dumanı görme. Dert edindiğin yoldan, kendini sahipsiz diye gedik arama. Gördük bildik, sözüne değil olumuna yaprağı verdik. Olanı bilendeniz. Her olaya dünya gözü ile değil, gedik aramadan verendeniz. Sözün kendi gözündeki dumanı verir. Bizim gördüğümüzdeduman yoktur. Onun çin, kayguyu silelim. Bizde perde yoktur, açık olanı görürüz. Yerimiz; senin doğuşundan oluşuna kadar yardımcı olmak, dumansız günün varlığına inandırmak değil. Gerçeği aradığın bilinir. Kaygun hayal olanın peşine takılmak. Unutma ki, yaşadığın dünya, hayal dünyası. Her an, sahip olamadığını ararsın, olduğun anda, 'Neymiş?' der sönersin. Yani olayların içine girdiğin anda, senin için değerini kaybeder. Bütün ömründe, olanı sildin olmayanı aradın. Her olay, değirmenin taşındadır. Kulunun kaygu düşündedir. Uyandıkta geçer. Sanılmasın kul kuldan kaçar. ALLAH'a ısmarladık. Dağınık geleni silersin. Olay, gerçeğin değil, gelecek günün hayalinde bilinir. Her verilen açıklığın, günü gelende bulur, yerini alır. Her öykü, açıklığın kendi bünyesinde alır, tek bağı sevgidedir. 

20
Cemde gürlüğü, 
CAN’da cümleyi seçelim; 
her gelen ile 
bileni bizden, 
bizde olanı sizden sayalım. 
Cümlenize selam olsun. 
Günümüz sevenin yerini bildirsin, 
sevilen cümleyi andırsın.
 ‘Yerimiz nedir?’ dense,
 yerinizin ÖZÜ’dür deriz. 
Doğduk, bilmeye. Bildik, olduk, 
cümle ile el-ele verdik. 
Gayreti ne yoldan, ne dilden aldık.
 Sadece hal ile olduk.
 ‘Demdeki yer nedir?’ denildi.
 Kulunun olumuna hizmeti olan hal.
 Yuvadaki kuşun bekleyişi olabilir, 
akan suyun birbirine ekleyişi olabilir. 
O anda kulun hali,
 demdeki yeridir. Yerimiz soruldu, 
MEVLÂNA denildi; 
yolumuz soruldu, 
ALLAH'a denildi. 
Yolumuz cümle ile.
 'Dağlar aşalım,
 denizde buluşalım.’ diyene sözüm. 
Buluşma, elbet gerçektir.
 Görüldüğümüz gibi
 görmekten maksat; 
verdiğimiz özendir, 
kurduğumuz düzendir. 
Yaprak olduk dizildik, 
gün gelende çözüldük. 
Toprak üstünde dağıldık. 
Ne var ki, 
kökte tekrar bir olduk. 
Çoğun yanında az ile buluştuk
 (Kim?) 
Doğudan gelenin,
 çevrede örümcek misali ağını kuranın
 yardımındayız. 
Gerçeğin aynasına bakarsan, 
gerçeğin tezgahına oturursan dokursun.
 Değeri, elde değil
 gönülde bulursan; samanın suya indiğinde, 
suyun akışına gittiğini görürsün. ALLAH'ıma emanet olunuz. Selam ile gelen, 
selam ile bulan kulunun; 
gününü, gecesini kutlarım. 
Mutlu olduğumuz kadar,
 mutluluğunuzu dileriz. Verdiğim ilacın, cümle için olduğunu,
 aynı şikayet ile gelen her kuluna
 verildiği bilinsin. (Resim verilir: HAMZA DOST)

 Denenmiş dediğimiz,
 gönülden verdiğimiz, 
RESULÜ’nü ilk bilen, 
HAMZA DOST,
 eşi HATICE.
 Resimlerini verdiler,
 "Selam olsun.” dediler. 

25
Yerden gelenle
yoldan soranın,
düzde duranın dileği bir midir? Ona de ki: ‘Selam ile geldik, gül misali sevdik.
Şebnem gülde barınır,
gül yaprağa sarınır.
Bülbül, sevgi ile arınır.
Yerin güzelliği O’ndandır, yolun güzelliği bilenden.’
Cümlenize selam olsun,
demir misali güç versin. Yaprak döküle döküle,
ekin söküle söküle;
değerinden kaybetmez. Seven, sevmediği kadar
kendinden değer kaybeder. ’Nasıl?’ dendi. Sevgi, yer yer olmaz.
Seven, var olana ölçü vurmaz
Demette güç, zahmette öğünç vardır.
’Dost.’ dediğinde,
dostluğu kendin kadar değerli bulursan;
kendi ölçünü vermiş olursun.
Günün haline uyup ’Dost.’ dersen,
kendinden harcamış olursun.

ağustos
Niyazına geldik, 'Hayır.' dedik verdik. Kement attığın, sağlam tuttuğun elden elini alma, hiç bir düzende gerçek olmayanı görme. Ne var ki, almayı dilediğin kadar, vermeye de yönel. Gerçek bildiğin değil, uyduğun olsun. Gerçeğin verdiği nedir? Seni doğruya, yazılı olana yönelten olaylar. 'Yerim nedir?' dersen, uyduğun ölçüde yerini bulursun. Dost yapısına, dost kapısına, dost sevgisine, dost yargısına uymalısın, her sözümü duymalısın; 'Kendime değil, cümleye hizmetteyim.' demelisin; olacağı düşünmeye değil, gününü yaşamaya bakmalısın. Dost yapısına, dost kapısına uyduğun gün öğreneceğin, kulu için en güzeli yazdığıdır. Gelmek gitmek düzendedir, güzel olan YAZAN'dadır, 'Çirkin?' dersen yozandadır. 'Gedik bana yol vermez, gitse bile son bulmaz.' deme. Her olayın düzenine varsan; gerçek, gözünde açılacak. Her zaman olaylara baştan sona değil, sondan başa bakarsın, kendi haline uymayanı yaşarsın. Elbet doğru değil. Sondan başa gelemezsin. Görgünü, dost yapısına, dost kapısına uydurman gerekir. 'Dost yapısı nedir?' dersin. Varlığımız, dostluk değil midir? Güne kadar, aldığım dediğine uyduğun görülmez. Sevgim, dostluğum, görgüm, bilgim; her kuluna verilir, her dileyenle paylaşılır. ALLAH'ıma emanet olunuz. Daha önce verdik, geri dönen yok, hayal edenin sözü. (Bermuda üçgeni hakkında) Gerçeğin açıklığı görülür, güzde dönüş devresini bitirir, yeni devreye girer. 'Olaylar durur.' demedik. Her halde olaylar gerçekleşşir, ne var ki, güzde, en büyük ve hızlı devre başlar. Daha önce verdik. Verileni okuyalım, bilgimizde dokuyalım. ALLAH'a ısmarladık. Yuvanda din, dil, ırk ayrımı var mı? Yuvanın düzeninde, kulunun seveninde?

7
Yerimiz güzel hamdedelim, kendimizi en güzelde bulalım. Yaprak yaprak oluşur, kök toprakla buluşur. 'Geldik, gördük.' denildi, selam size sunuldu. El eldedir, sözü cümlede. Değişen düzenin rengini göreceksin. 'Şükür emeğim var.' diyeceksin. ALLAH'ım kulunu dileğine, hizmeti ölçüsünde yer verir. Yardım göreceksin, SEVGİLİ ile cümlede sevgiyi öreceksin. 'ALLAH'ım şükür.' diyelim, niyazına yardımcı olalım. Zor olmayacak. 'Dağılacak.' diyene de ki; 'Dağılanın yerine MERYEM'in kalesi örülecek, yaprak sanılmasın dökülecek, dikilen fidan meyvesini verecek.' ALLAH'ıma emanet olunuz. (Röportaj için bir diyeceği var mı?) 'Gelenden sorunuz olacak.' dedik, daha önce verdik. Geçiren yerini bilir, değişen düzenden güzeli bulur, gümüş kapı altın kapıya açılır. (Kapı mı değişiyor?) Bekle gör. Almayı dilediğin, 'Bağlansam.' dediğin düzene gireceksin. Bekle gör. 'Gümüş kapı kapanır.' demedik, 'Bağlanır' dedik. İki kapı da açılır, bekle gör. Ayağımız yoldadır, gönlümüz kulda. Geldik vermeye, MERYEM'i bildirmeye. 'Zor olmaz.' dedik, el ele verdik. ÖZ'den uzak kalınmasın. Rüyada gördüğün hayırdır, dediğin açıktır. (Doktorun rüyası) Geçmişin değil geleceğin aynasında NUR misali aydın olacaksın, öyle anılacaksın.

13
Yazımız okunur, gönüllerde halimiz dokunur; aldığını vermiyen, kimden neyi sakınır? Geldik yolu vermeye, geldik güzeli sermeye, geldik cümleyi sevmeye. ALLAH'ıma emanet olunuz. MEVLÂNA'yım. AŞK ile girdik söze, YAR diye durduk düze, baktık her gelen yüze, dedik nay misali ses veren saza. Ağlatana değil, eğitene yol verdik. Naydan gelen ses, gönül tellerinde baskıya girişir, en yüce hislerde oluşur, dağılan düzende BİR'lik diye buluşur. Onun için; her düğümde, kopana değil, sabır ile açılana gönül vereceksin. Görgüye verdiğim, yardım diye eğittiğim. Doyumsuzluk, bedenin temelidir. Gerçeğin oluştuğu, kendi kendine buluştuğu günde, ona de ki: " Dilediğimizden değil, YAZIYA uyduğumuzdan dünyaya geliriz. Dileyen; ne sensin, ne de ben, sadece ALLAH'ımın MURADI'dır" dedi, yavrularına selamını iletti: "Gerçeği burda buldum, kumunda tozu oldum, ne göze girdim yaktım, ne çöp diye etrafa baktım. Eğildim yoz önünde, savruldum toz gününde. Almayı dilemeden buldum, geçtiğim günde bildim. Sevgimin oluştuğu, hepinizde kalıştığı, gerçektir. Ona de ki; 'Taş kırılır, dal eğilir, rüzgarı fazla alırsa. Dağda dümen tutmasın, ovada temel atmasın, varolduğunu bilsin, VARLIĞI'na inansın. Çevreyi kendine değil, kendini çevreye döndürsün.' Her katılığın değeri, kırılanda görülür. Yoğun çalışan düzendeyim." dedi, selamını iletti. Gömülen soğan, çiçeğin en güzelini verir, ne var ki onu sulayan görür. Kaşığı çorbaya çalalım, tadını hep beraber alalım. Ay'dan aldık yeteni, karanlıkta tüteni. Gerçek, günde oluşur; seven, günde buluşur; yoğurt, sütten gelişir; konuk, bizle halleşir. Demirden büküleni alırız, ağaçtan döküleni buluruz, her hal ile yalın kalırız; günün yorumunda, kapıya karşılayıcı koyarız. Yumak aldık, geyik misali sardık, 'Miyyar O'ndandır.' dedik. Kement attığımız olayda, demdeki düzeni veririz. Her adı verilen, adı ile anılır. Duvar örülürken, taşı tek değildir. Hazırlanırız. Bağlantıya hizmettedir. Yazımız bağlantıdır, gazete için. Bilenle bilmeyene vereceğiz, çözümü kendine açtıracağız. Yumak demette görülür, ele geldi örülür. 'Açayım.' dediğin kapı, kendini bulduracak. Ağacın verdiğini, meyvenin erdiğini söylersin. Yerini bildirir, dümeni döndürür, danışılan olaya elbet sorunu kaldırır. Doğuşu yerinde bilesin, değişen olaya günde gülesin. Olaylar, gününde yaşanır. Günü geldikte dönersin, AŞK'ın ile yanarsın; sever, sevinirsen. Gönülden olanı gönülden ilet, dilediğin olayı öylece hallet. Çevreyi dolayan çeherede açılır, güzel gün öylece geçilir. ALLAH'ıma emanet olunuz. Dumanı silesin, olduğun yerde durasın, değişen değil gelişen olayda kendini göresin; 'Olan. Olmayan.' demeden, ham meyveyi yemeden. Kendinde olacak. Doğruyu çizesin. ALLAH'a ısmarladık. Yorumu verelim, dumanı silelim. Niyazın yerini bulsun, şerh edilen yapıtta çizgiye el konulsun. Olumsuzluk değil, düzeni bulur, niyazın dilden verilir: KEVSER SURESİ okuyasın. Yumuşak dilden okunur, GARİB'in dilinden dökülür. Yapıya değil, hatayı kapıya bulasın. ('Şerh edilen.' nedir?) Kaydı edilen değişmez olay. Olayları kendimize değil, kendimizi olaylara adapte edelim.

14
Gözle uzaya bakarsın, sesten geleni yoklarsın. Kaide asla bozulmaz, yumuşak yoldan gelenin, sözünde ayrı olmaz. Cümlenize selam olsun, gönül gerçeği bulsun. Demette söz verilir, sohbet böylece kurulur, ALLAH'ıma emanet olunuz. Dost elinden aldığın, günün geçeninde, kulun göçeninde aradığın resimdir. Anası, analığı, babası. Analığı geldi, selam ile resim verdi. 

15 
Kucak dolusu sevgi ile geldik, 'Gelenden, ALLAH'ım RAZI olsun.' dedik. Seymen misali gelen, yoğurt ile sütten yorum arayana sözüm. Kement attığın olayda yerini alacaksın, koruk dediğin günden, üzüm olanı göreceksin. Altın gümüşü geçer, kulu en güzeli seçer. Dört direk atsan, direkten yukarı baksan; çatıyı örteceksin, çoğun yanında aza da güleceksin. 'Olmazsa?' diyene de ki: 'Duvar eldedir örülecek, yazı yoldadır, görülecek, kul kula sevgi ile sarılacak.' Değirmen dönecektir, her ocak tütecektir, bilgi bilgiye katılacaktır, sohbetimizde kaygu gönülden atılacaktır. 'Sözümüz; alanın, sahib olanındır.' dedik, daha önce verdik. 

18
Yağın bolluğu, kulun yolluğu, gerçeğin aynasıdır. Çevreyi açacağız, köprüyü geçeceğiz; güzel diye bilenin, VAROLAN'a uyanın, yardımına gideceğiz. (Dr. c.t'ın yardımına?) EYVALLAH. Can dost deyip açılan, dört duvarda seçilen, yukarı dağın yapısına geçilen, duvarın örttüğü yerde, kırmızı gülün açtığı noktada. Yuvarlak yapı, tahta kapı, binanın özelliğidir. Yuvarlak yapı dediğimiz, kemerlerdir. Duvarların oluştuğu, ULULAR'ın buluştuğu MAKAM'dır. Ayağın götürecek, yerini bulduracak, duaların niyetine uyduracak. Olmadık düzen verilmez, volkan denilen yerde bohça dürülmez. Olacağın aynası açıldı. 'Olmadı.' diyene de ki; 'Çerçeve çakılmadan, resim takılmaz.' Eşyanın yapısı, kulun etkisindedir; ULU'nun verdiği, yetkisindedir. Geçerli olanı, dilediği yerde oldurur. 'Davarımı güdemezsem, taze meyve yiyemezsem?' diyenden değiliz; elde olanın, dilden verenin yardımındayız. Yavru, MELEKLER'in himayesindedir. (Dr. c.t'ın, yeni doğan torunu için) ALLAH'ım, cümleden RAZI olsun; her şarkı, dinleyeni kendine döndürsün. Yavru dedik, sevdik sevdik, O'ndan geleni övdük. HAK ADI'na niyazdayız, sevgi ile biz hazdayız, dünya dilinde tozdayız. DOST ile buluştuk, sohbetine karıştık. Dedi ki: ' Katreyi aldık, katrede böldük, sözü son diye bağladık, selamımızı her DOST diyene ilettik.' MEVLÂNA'yım. Yaprağın açığında yerimiz vardır, her varolana sevgimiz nardır. Cümlenize selam olsun. ALLAH'ıma emanet olunuz. ALLAH'a niyazımız, dileyenle, yumuşak yolunu yürüyenle. ALLAH'ım cümlenizden RAZI olsun.

29
Özlenen gün, gözlenen yolu verir; kulunu, ALLAH'ım güldürür; güneş, ham meyveyi oldurur. Kucak açtık gelene, niyaz ettik gülene. Varlığın olduğu yerde, dirlik görülür, niyaza sepet örülür. 'Dost eli, dost dili.' dedik, cümlemiz niyaza durduk; ağacın tazesine, yufkanın bezesine elimiz verdik, 'Nasibi gür olsun.' dedik, ALLAH'ıma emanet ettik. Umduk bulalım, bulduk sevelim, seyrinde dönelim, VARLIĞI'na inanalım. Genişlik görülür, sebepler örülür, VAROLAN bilinir. Gerçek bilinendir, dost sevilen, hasret çekilendir, yaprak dökülen. Her olay gününü bekler. Her yönde sevgili arayan. Yediğin aşında, bildiğin başında. Oturduğun senin ise, yumuşak yer ara. Yerimiz bilinendir, gönlümüz dolan. Dönüşe verdiğin, 'Karışık.' dediğin her olayda, çözüm eldedir. Yaprak yaprak açılsa, kement olsa atılsa; beklenen değil, yazılan görülür. Ne var ki, beklenene değil, yazılana sevinilir. Çoğun olduğu yerde, azın sözünü bilmiyene de ki: 'Az, çoktan bir parçadır.' Kırılandan değil, açılandan olsun, her kulu BİR'liği öylece bulsun. 'Kırılan nedir?' dersen; gönül. Sevenin gönlünde açılan nazdır, kırılan değil. Dört mevsim sayılsın, günde gelen anılsın, dağılana el konulsun, kaşık elde söz dilde kalsın, sohbetimiz her dileyene açılsın. Karşı gelen olursa, sözde hata bulursa, ona de ki; 'Bağımız BİR'liktir, gönlümüzde sevgi, yerimiz yönümüz dostluktur.' Yumuşak yolunda, YUNUS'um kolunda. Gemiye adım attık, kulunu elinden tuttuk. Dilediği yerde değil, olduğu yerde huzur bulur. ALLAH'ım RAZI olsun, dost elinden dilediği sözü alsın, yolunda beklediği yöne kavuşsun.

31
Yüzden güzeli, gönülden özeli gördük, cümlenizi selamladık. Altın dolsa kutuya, güzel denir kötüye. Ayrı düşse yolundan, yolunda yoldaşından; sözden sözü atardı, dilediğini tutardı. Güzellik, her olayda; gönüller, her dolaydadır. ALLAH'ım cümleden RAZI olsun, sohbetimiz dostlar ile BİR'lik bulsun. Aydın geldik gülenden, DOST'u sorduk sevenden. 'Ne sarıdan, ne mordan, ne yeşilden, ne maviden ayrı kalmaz.' dediler, her rengi birbirine bağladılar. ALLAH'ıma emanet olunuz, olduğumuz günde mutluluğu bulunuz.

7 eylül
Yedek kalem alınmazsa, güzel yazı okunmazsa; alan bilmez, bilen sormaz. Kaygu demde kalmasın sorgu bende olmasın, yemin olduğu yerde kul  kendini bulmasın. Kemik kulun yapısında, kanı bedeninin katısında. Gelen giden sayılsa, kul dünyada ayılsa; sorusu candan olurdu, niyazını ÖZ’den verirdi. Sahil yolu götürür, güzel günü gösterir. Kemik dedik yapısını verdik. Gönülden aldığını kemikten sormazsın. Olumun değişken değildir. 'Ne demek?' dendi: Değişkenden maksat, gelen giden, veren alan, sende demir misali şeklini bulan. Yazıya önce beden gereklidir. Yazının bedeninden söyledik. Sen bedenini kuracaksın, ruhunu ALLAH'ımdan bekliyeceksin. Her kapının açıldığı, her eşikten geçildiği bilinir. Aşılan köprü, her varolan tarafından görülür. Çevrenin açtığı, yerini seçtiği günden; yerini verdik, sunulan şaraptan, içileni gördük. Demde olanı dedik. Beden bulan her olay, ruhunu bulacaktır, şarkı dahi dilden dile söylenecektir. Şarkıdan maksat; dinleyene huzur, okuyana şevk verecektir. Denizden aldığını dağdan vereceksin. 'Halim?' dersin, kayguya düşersin. Dağda güzelliği görmek için, tırmanmak gerekir. Güzeli güzelden sorsan da bilemezsin, sadece güzeli kendin güzel yapabilirsin. Talip olan; YUVA’mıza gelmeden, yazımızı görmeden adımız anıldı, ‘MEVLÂNA. ŞEMS.’ diye diye yandı; sadece ALLAH AŞKI’na düştükte kandı. Varolanı seveceğiz, AŞK’ımızı VAREDEN’e çevireceğiz. Yanmıyan kor olmaz, kor olmayan küllenmez. Alev alev yanandansın. Gizli değil açıktır. Her verilen, sevgi diye örülen. Kement, bellediğine atılır, sevilen at tutulur. Sevginin ölçüsü yoktur. ‘Ayık kalsam, kendimi bilsem.’ dediğin günde; ayrımın tadını buldun, hasret yoluna düştün. Kaş ile göz yerinde, akıl derindedir. Geçit bulmayan, gidişe uymayandır. Demden yolumuz aldık, handa kulunu gördük. Kuyuda suyu gördük, bilenden sözü aldık. Sahip olduğumuz akıl ile övündüğümüz günde, bedende kemiği sildik. Komşu komşuyu günde, seven seveni yönde bulur. Demir tava geldikte, mermer suya erdikte; akıl yerini bulur, yazılan öyle çözülür. Gölge günde silinir, AŞKI kulda hal olur. ALLAH'ıma emanet olunuz, her sorunun cevabını satırlarda bulunuz. Aslınız, resim ve musikide oluşur. Sen kainatta oluşan resim değil misin? KIR'AN da şiirdir; deste beste düzendir, güzel yazı yazandır, hafız KIR'AN'ı okuyandır. Yaşayan bilir; bir şarkıyı anda öğrenir, bir sayfa yazıyı günlerce ezberleyemez. KUR'AN; verildiği günden güne kadar, musiki dilinde söylenmiştir. (Deniz yosunu konusunda ek bilgi istiyorum lütfen.) Yol, yürüyenle değil, yürüyene yol biter. Geminin, değişmiyen dostudur. Ne var ki; insan, insan olarak gelir, demir atan gemiye dost olur. Okunu atan avcı misali, her varlığa denizden değil, sözümüzden gelir. 'Dert.' denilen yerde, sorunuz OMAR'ı güldürür. Karşı yoldan geçenin yolu, geçici değildir. ALLAH'ıma emanet olunuz, ham meyvaya değil, olgun meyvaya el atınız. Güneş değilsiniz olduracak, nehir değilsiniz bulduracak. Göreviniz sadece güneşi göstermek, nehire götürür yolun gidişini göstermek.  Dileyen alır. ALLAH'a ısmarladık. 'Gel.' dedik, geldin; 'Yaz.' dedik, yazdın; desteye girdin, besteye uydun. ALLAH'ım mutluluk duvarını aşmana, sadece O'na koşmana vasıta ettiği bizleri, gönlünüzce sevindirsin. ALLAH'a ısmarladık.  'Desteye girdin.' dedik ya. ALLAH'ımın sunduğu, her kulunun duyduğu mutluluktur. 

8-1  
Esen rüzgar ses verir, dalga denizde yürür, cümlemiz cümlenizi görür. Cümlenize selam olsun. 'Geldik yerden, sorduk gönülden.' diyene de ki: 'Gamda güzel anılmaz, halde yorum yapılmaz, söz ile ÖZ birbirinden ayrılmaz, yemin sizden, sorun bizden açılmaz.' AŞK'ı benden bilenin, sözü güzelden soranın; efsaneye değil, doğadan gelen her zerreye nokta koyması gerekir. Çünkü, her olay, başlar ve biter. Değdiğim her dalda çiçek açsa, yerini güzel gösterir. Ne var ki, kainatta her zerre hizmettedir. Yalnız çiçekle değil. Çalı, yolda gereksiz; ne var ki, kırda arınır, toprak öyle taranır. Geçmiş olayın, geleceğe hizmeti; bilmiyene söz vermektir. Geçici olay dedik, her olayda başlayış ve bitiş olduğunu söyledik. Yerimiz DOST elindedir, sözümüz DOST dilindedir; ÖZ'ümüz O'ndandır, gözümüz O'ndan olanda. Cümlenize selam olsun, ALLAH'ım niyazınıza cümlesini katsın. Cümlesinden maksat; var edilen ULULAR. Varedilen, kullara YARDIMCI oldukta; dağın taşı inse de, damla gelen taşsa da, kulun gücü yeterlidir. (Resim verildi: HAZRETİ FATMA) Aynayı aldığı günden, yolunu bulduğu güne kadar; 'Derdim.' demeden, kayguya düşmeden, gidişe uydu, doğuştan yerini buldu. Sorana verdik; FATIMA. SEVGİLİ'den Sevgili'ye katıksız aldığını, katıksız verdi, cümlenizi sevgi ile kucakladı. 

22
Güzel dedik, her varolanı övdük, her geleni sevdik, cümleye AŞK şarabı sunduk. 'Gel.' diyeni bulduk, 'OL.' diyenle dolduk. Gölgede güneşi sorana, elimizi verdik. Cümlenize selam olsun, kayda uyan her kulu selameti bulsun, aydın günde aydın yolun yolcusu olsun. Seçim değil, geçim gereklidir. Sevgi, kullar arasında süreklidir. Yazı verdik yazana, sohbet dedik kazana. Kepçeyi alan gelir, sohbeti seven bulur. Yerde kar var diye, toprak verimsiz kalmaz. Geldik sohbeti bulduk, elbet cümle ile bir olduk. Daha önce verdik, her sohbette açık sözümüz dedik. Döne döne okuyunuz, ömrünüzü dokuyunuz, her sorana şerbet diye sununuz. Ne var ki, yazımız her sohbette alınır. Okumayı değil, dokumayı deneyelim. (Dokumaktan murad nedir?) Okuduğun, desteye değil besteye geçer. Dokuduğun, kaydını bilen ile kendini bulanı, birbirine ekler. Yedek olandan değil, aslını bulandan olasınız. Yapacağın ile değil, yaptığın ile öğünesiniz. Öğünmekten maksat: kendine malettiğin ile sevinesiniz. Dediğimiz, ÖZ'ün aslıdır. ÖZ'ünü bulmayanın, bilgisi paslıdır. Yerden aldığımızı yerden sorarsak, besleyenden biliriz. Yerden aldığımızı kendimize sorarsak, süsleyenden sanırız. Yerden aldığımızı YÜCE'den sorarsak, besleyeni de süsleyeni de biliriz, kendimizi öylece buluruz. AŞK'ımız bizdedir, bizden sizedir. AŞK'ınız sizdedir, sizden bizedir. Daire öylece oluşur, her sevgili buluşur. Yediğimiz birdir, güneşimiz bir. Hep birlikte dostluğu kanıtlayalım, sevgilide sevgiyi alalım. Sevgimize şahit aramıyalım. Ne var ki, her birimizin sevgisini tasdik edelim demektir, kanıtlamak.  

29
Yol aşılır, köprü geçilir, seven sevgili ile seçilir. Cümlenize selam olsun, her kayıt defterde yerini bulsun. Yerde aldığım, dalda gördüğümdür. 'Daldan aldım, sevdim yedim.' diyene de ki: VAROLAN yaratır, var ettiğine aratır. Doğuştan başlar, oluşta taşlar. Ne var ki, her taş eğitendir, kum misali öğütendir. Alalım verelim, her varedileni görelim. Gördük sevdik, bilmiyene sunduk dedi isek, aldığımızı vermiş oluruz. 'Dayandığım nerde?' dersen: ikiye eklersin, dünya halinde beklersin. Dost alır, dost verir, HAK görür. Sepeti örenden sor, dostunu sevenden gör. Geçici olan, derdini soran, yarına defter açandandır. Koğuşta görülen her kul, birbirine şekil ile benzese de, hal ile ayrıdadır. 'Kaşık aldık, sohbete geldik.' diyen her kulun kaşığı boş kalmaz, sohbetimiz asla tükenmez. Gemiye gelenden, 'Yol benim.' diyenden, verdiğimiz geçerlidir. Mermer düze getirir, olay dize getirir; kulu bize buldurur, buldu ise oldurur. 'Can bizde mi?' diyene de ki: CANAN'ı bildi isek, YOLU'nda buldu isek. AŞKI'nı almak değil, AŞKI ile yanmak, DOST'u dostta bilmek. Kendini sayıda bulma. Her olayda, kayda koyma. Değerin; bildiğin ile değil, olduğun ile ölçülür. Ayağından geldiği, cümlenize verdiği, HAMZA DOST diye andığı denilir, selamına cümleniz katılır. 

2 ekim
(Türkiyede petrol, Arnas Dağı'nın mı yoksa Kavuşsenap Dağı'nın mı eteğinde? Petrol kaç metre derinlikte? GARİP'e gösterilen 'Yeşil birikinti', su mu yoksa petrol mu? Petrol kuyusu, dağın hemen eteğinde mi açılsın? Bize daha açık bilgiler lütfeder misiniz?) YEMEN'den öteye gitmez, verdiğine su katmaz. Görülen, gösterilen; 'Kara su'yun akıntısı, Yanık Dağı'n yıkıntısıdır. Eteğinde bulunur. Yerden yüksekliği ikibin metre olanın. Çevrede, Yanık Dağ diye anılanın. Dumanı geçmiş, demini açmış; 'Kara su'yun kapısı olmuş. (Volkanik mi?) EYVALLAH. Eteğinde, dörtbin metrede. Dayanmaya değil, donanmaya yararlıdır. Donanmadan maksat, temiz. Derya suyu değil amma, arınmış. Oku attık, yayı tuttuk. Değişen yöne değil, oluşan yöne 'Hayır.' dedik, hayır yolda olana sunduk. Aynaya, 'Benden değil, O'ndan.' diye bakana; sözümüzü her an elden gönülden alana. Elden alanın kimliği açık. Olmuşu veren kim? 'Aktaran.' demedik. GARİP'in aldığı bilinir. Aktaran, a. olur. 'Dost.' dedik, dost ile verdik. 'Merdiven yok.' demesinler, yeşil renkten beklesinler. Kabile yerini bilse, dermekten umut olsa; YEMEN'den söz etmez, gayrıya göz etmez. Kement atıldığı yerde, sepet satıldığı yerde. Dörde dört arasınlar, çevreyi devamlı tarasınlar. 'Ne demek?' dendi: Açılacak yer çoktur. Ne var ki, verilenden büyüğü yoktur. Biz vermedik mi? Dağın eteğini, daha önce de verdik. Hep güneye (Öyleyse Kavuşsenap dağı oluyor) EYVALLAH. Gemiye almasak da, limanda görev veriniz. (Kimlere?) Gecikenlere.

2
Hummalı yemeden, yediğini bilmeden, 'Derdime.' denilir, kuyuya ses verilir. Cümlenize selam olsun, şarkı misali her sözden hoş seda gelsin. 'Olmazsa?' denilenin, dergahtan alınanın yerini gören bilsin. Dost bildiğimiz, post serdiğimiz, 'YUVA'mız' diye her gelenden selam aldığımız bilinir, her hale DOST sevgisinden uyulur. 'Esen yelden yıkıldım, akan selden döküldüm.' dersen, yazdan kışı ayırırsın. 'Geçici.' dedik, daha önce verdik. Gözleme dediğin, özlemden aldığın, derde deva değildir. Sorunun yersizliği açık, asla düşünülen değil. Daha önce dedik. Asmayı dikersin, üzümüne bakarsın; kuşlar eşinir, arılar deşinir, üzümünü yiyemesen de asma senindir. 'Geyik verdim alan yok, halin nedir soran yok.' dersen; halin de yolun da YÜCE'nin GÖRGÜSÜ'ndedir. Gayret sebepsiz olmaz, sebep yerini vermez; dünyaya sultan gelsen, kendinden başkası sorgunu vermez. Derman dağın ötesinde değil, ferman kulun kötüsünde değil. Derman da, ferman da ALLAH'ımdandır. Giymeyi dilediğin, yermeyi beklediğin, senden yolu alamaz; gedik, yolumuzdan verilmez. Çünkü, MEYDAN bizdedir, bizim ile sizdedir, 'Bilmem.' diyen sözdedir, ayrı gelen gözdedir. Yerini bilen sermez, HAK'tan geleni sormaz, asla şüphede kalmaz. Her sohbet, bir evvelkini tamamlar. Geçmişi sildiğin, geleceğe güldüğün görülür, yoldan gelene verilir. Çoktan azdan yerinme, olumsuza sevinme. Yazı yazıldığı gibi, kainat cümleye çizildiği gibi. Çözen, kendi çevresini çözer. Ömrü, çizgisine teğettir. Cümleye değişen, geçeni götürmez; gelişen, yapıyı söktürmez. 'Derdest olalım.' denilen yerde aksi seda yok ise, MEYDAN geçitten uzaktır. Ağacın gölgesinde, her kulun vergisinde, yazılan görülür. Açılan her kapı ne senden sana, cümle için ALLAH'ımdandır. 'Saçımı örtsem, yüzüm açıktır. Gönlüm, yerden gökten her geçene açık.' diyene de ki: Açık olan, 'Yeter.' demez, kendinde kainatı görmez. Olumun açıklığı, kendini kainatta bulmaktır, kendinde kainatı görmek değil. 'Alaylı olaylı, her verilen dolaylı.' der, KUMANDAN (Sohbette bulunan bir cana hitaben) söze güler. Alayda gözümüz, olayda sözümüz, dolayda gönlümüz vardır. Her satır sevgimizi anlatır, sevgimizi dinletir. ALLAH'ıma emanet olunuz. Yaprağı dökenden misin, döküleni bekleyenden misin? 'Alanın verenin sorgusuna düşme.' dedik, daha önce verdik.

6
(Dile getiremediğimiz, aklımızdan geçirdiğimiz soruların cevaplandırıldığına tanık olmaktayız. Aksi de vaki oluyor. Yanıtlanmasını ısrarla istediğimiz bazı sorular cevapsız kalmakta. Canların çoğu, düşündüklerinin sizlerce bilindiğine inanıyorlar. Gerçekten, bilinip bilinmediğinin açıklanmasını rica ediyoruz.) Hoş gürülen her olay; boşluğu doldurur, bilmeyeni oldurur. Cümlenize selam olsun, sorguda yerini sergi ile bulsun. Küçük büyük doluyor, her kulu bir oluyor. Sevgi, sende bendedir. Sevgi, YARATAN'dadır. Yarattığı her kulu, elbet O'nadır yolu. Olaylar taşlama, benliğini buldu ise, yaşamaya başlama. Benliğin oluştuğu, kulunun RABB'i ile buluştuğudur. Gerçek ayna misalidir, ne alırsa onu verir. Oluşun denk geldiğinde, bilinç sergiye açılır. 'Düşündüğüm olaylar?' dersiniz, her an düşüncelerinizi neşredersiniz. Size kapalı gelen bize açıktır. Soru, yersiz değil. Denir ki: 'Herkes düşüncesini neşrediyor. Alırken, karıştırmıyor musunuz?' Asla. Akım, eşit aralıklarla segilenir. 'Alıcı verici hataya düşerse, yargılanır mı?' denildi: Hata dünya halidir, kulun nefis yoludur. Dayanmayı bilen, dünyada gülendir. Sözünün edildiği, 'ALLAH sevgisi yoktur.' denildiği, geçersizdir. Sevgi: elle tutulmaz, gözle görülmez. Öyle oldukta, 'Var.' veya 'Yok.' denilmez. Hiç bir kul yoktur, ALLAH sevgisi ile yüklü olmasın. Daha önce verdik: sevmeyen yoktur, sevmesini bilmeyen vardır. 'Desteyi bozmayalım.' dediğimiz odur. Sevginin topluca neşri: aksi gelen akımı yalınlaştırır, sevgi ile sevgiyi oluşturur, ruh ile beden arasında gelişen olumu pekiştirir. Sen seni bilmezsen, senden geleni duymazsan: benden alacağın geçerli midir? Her sorunun cevabı verilir. Ne var ki, kulun dileğince yorulur; 'Aşamadığım?' denilirse, yersiz yöne çevrilir. Her kul, aldığını veresiye almalı. (Vermek için, değil mi?) EYVALLAH, mana alışverişi. Yağın olduğu yerde bal gerekmez. Onun için, alınan sorular, verilen cevap ile açılmaz. Gönül verilen her olayda hata ararsan, gününü boş geçirmiş olursun. Daha önce dedik, dayandığın YÜCE'dir, beklediğin gece olmasın. 'Aşama nasıl belirlenir?' denildi. Her olayı hatasız görme ile. Madem YAZAN hataya dişmez, elbet olanlara kul şaşmaz. Şaştı ise, köprüyü geçmez. Her beden O'ndandır, her gelen O'nadır. (Gelmekten murad bu dünyaya mı, oraya mı?) Dünya sizedir, her hal bizedir, geliş düzedir. Yer yer oluşur, her oluşan oluştuğu gibi buluşur. Demet eldedir, koku güldedir, seven haldedir, gelen yoldadır. ALLAH'ıma emanet olunuz.

7
Her yolun bir yolcusu,
 her malın bir alıcısı olur.
 Dilenen alındığı yere gelir. 
Cümlenize selam olsun.
 Yumuşak gelen, 
yerini bilen her kulu; 
’Günüm aydın.’ desin.

 Sorumsuzluk, dünya halini eleştirir. 
Katılan her maddede,
 alışımı yeterli gelinceye kadar 
renkten renge dönüşür. 
Katrede aradığını, kitlede bulamazsın; 
oyundan düşündüğünü, 
katkısız bırakamazsın. ‘Konuk geldim, 
sözü açık buldum.’ diyesin, 
hoş günde varolanı anasın. ’Komşu beni bilmezse; 
ben onu anarım, 
ona elden çiçek sunarım.’ de, 
her sözün oluşunu kendinde bul. 
Bölenin yerini, 
bilene bırakmış olursun, 
huzuru öylece bulursun. 
Kement attığın olayda, 
sevgiyi kendin dene. 'Dost, dost.’ diye andılar, 
adıma yolu verdiler. 
Her yarayı sardılar, her aldığımı sordular. 
Ne geleni bıraktım, 
ne gideni yer ettim. YARATAN’dan GELEN’i, her halde olumu bileni; 
ne ayırandan, ne kayırandan olacaksın. 
Her dileyene, 
dilediği kadar vereceksin.’ dediler, 
öylece görev verdiler. Gözde alan, 
dilde veren vardır. 
Gönülden sorana; el verdim geldin, aldın, gerçeği aradın. 
ALLAH’ım RAZI olsun. Köşkü arayan, kendine dönsün; 
her kapı HAKK’adır, bilsin. Yaprağı olduran, 
peteği dolduran, 
kuşa yuvayı bulduran YARATAN’ın VERGİSİ, 
bilenin görgüsü değil midir? Oldu olacak, 
bina yerini nerde bulacak? 
Elde vefa, 
gönülde sefa. 
'Nerden gelecek?’ dersen, 
yargıyı anımsamış olursun. 
'Her dileğim olsun, 
her gün aydın gelsin.’ dersen, 
dünyayı kanıksamış olursun. 
Her gelen alıcıdır, 
dar geleni görücüdür; 
'EYVALLAH.’ denildikte, benliğini bulucudur. ‘Aşama yersiz.’ denilen, düzende olmaz. 
Yargıyı silmedikçe, doğru bulunmaz. 
Her olayda, önce hatayı kendimizde arayalım. 
Olayları tarayalım, 
'Silelim.’ denileni, yoruma verelim. ‘Yumuşak hal.’ dedik, 
YUNUS’umun sözünü verdik.

13
Gözümüz sözümüz, ÖZ'ümüz ile açılır, her olaya öylece geçilir. Cümlenize selam olsun, hummalı niyette yumuşak yol bulsun. 'Duydum almadım, gördüm bilmedim.' diyen, yerini bilenle paylaşsın. Ayağa gelen, YUVA'da yön bulan her kulu, elbet bilir yolu. Demde oluşur, RESULÜ ile buluşur. Her alış, O'nun verdiğindendir. ('O' kim? RESULÜ mü?) RESULÜ ile verdiği, cümleye gönderdiği açıktır. Aşamadığımız yerde, ALLAH'ıma sığınır, RESULÜ'nden yardım dileriz, o'nun Şefaatına niyaz ederiz. Ayrımız yoktur. Yumuşak olduk, selama HAK ADI'na durduk. Ayağın getirdiği dedik, YUVA'nın sözünü ettik. Gelen, yolun başındadır; her hizmet tek tek taşındadır. Hizmetin olmadığı yerde, himmet aranmaz. Ayağın getirdiği denilenden maksat, hizmetin oluştuğudur. Konuk gelse, 'Yerim?' dese, ona de ki: Gönlündür. Kucak açsa, 'Yardım.' dese, ona de ki: Himmet YÜCE'dendir. Yaprak oluşmasa, gölge vermez; gölge vermeyen ağaç, sevgi bulmaz. Konuktan aldığımız, sevgi ile bulduğumuzdur. (Yeni gelen bir konuk mu, içimizden biri mi?) Gönüllere aktardığı, HAK YOLU'nda getirdiği hizmette kendini bulana dedik, yanımızda olana söyledik. (s. bey mi?) EYVALLAH. Şaki diye baktığın, sakiye dönüşür. Küfre yer verdi diye arkanı döndüğün, bülbül misali konuşur. Kayguya düşme, 'Hataya düştüm.' diye şaşma. Oluşan hizmetindendir. Kahır veren her olay, yeniden doğuşa götürür. Her olayın sonunda, kuluna kendini buldurur. 'ALLAH'ım.' diyelim, niyaza duralım: 'Bizden bizi sorumlu tutarsın. Kulunun hatasını bize gösterme. Kendimizden gayri hataya düşürme.'. 'Kendinden gayri hata, nedir?' denildi. EMREDİLEN'i yapmazsan, senin hatandır. Bildiğini bilmeyene katmazsan, bilmeyenin hatası ile yüklenirsin. (Bilmek, bir çeşit sorumluluk yüklüyor değil mi?) EYVALLAH. Kaşık, sende bende ise ikimiz de doyarız, yalnız sende ise birimiz aç kalırız. 'Paylaş.' denildi, RESULÜ ile sizlere verildi. Paylaşma, her yöndedir. Bilginde, emeğinde, aşında, yolunda. ALLAH'ıma emanet olunuz, aldığınız kadar veriniz.

14
Yudum yudum içelim, AŞK yolunu seçelim, geldik sözü bilelim. Deste beste raftadır, güzeli çirkin laftadır. Yediye yedi eklenir, ondörtte bir beklenir, asmalı köşkte saklanır. Asmalı köşk, deryaya dört yol içerde. Odanın dört duvarlarına yerleşen rafın arkasında. Ne var ki, günde değil, yüzyılın yarısında bulunur, günde bilinmeden saklanıır. Duvarın örüldüğü yerde. 'Yeri, neresi?' denilir. BEYLERBEYİ dendiği. Orda yolun birliği vardır, oyun değil gerçektir, ovaya ekilen burçaktır. Sahibini yerinde bulamazsın, bulsanız alamazsınız. Günü gelir, ışık misali yanıt verir. Dört dörtlüğü almasınlar, yeniye eskiyi katmasınlar. Göğün verdiği her sesi alsalar, dört dört ile bağlasalar; dilenen ses düzeni bulunur.

20
Gayrette yerini bulsa, 
her dileyen dilediğini alsa; 
sözde sitem olmazdı, 
kulda yorum kalmazdı. 
Cümlenize selam olsun, 
gelen aldığını bilsin, 
yerini yoruma veren, 
gönlünde serzenişe düşen; 
gayreti hizmetten bilsin, 
her yoruma katılsın.
 Geldik vermeye, 
sohbeti kurmaya. Dağda üzüm olaydı, 
sözüm yerde kalaydı; 
ne gelişe, ne verişe gerek kalmazdı. 
Kulu yazı almazdı. 
Aynayı alalım, 
hem kendimizi hem cümleyi onda bulalım. 
Eli elden asla ayırmayalım. 
Verdik, BİRLİK’e 
geldik, gürlüğe
 adımı beraber attık.
 Koşuya beraber çıkalım.
 ‘MEVLÂNA’yım!’ dedim, 
geldiğim günden verdim. 
Destiyi aldığımız, çeşmede bulduğumuzadır. 
Çeşme suyu keser mi, 
kulu kula küser mi? 
Yolu bilen, 
'Gidelim.’ diyen, 
sorulsa kaçar mı? Yerde durduk yerince, 
dağda gördüm derince, 
dosta döndüm bilince. 
'Buldum.’ dediğim günde; yerden aldığım kadar, 
gelmeyi dilemedim. 
Ne zaman gönülden aldım, 
gönülden doldum,
 'Döneyim.’ diye yandım. 
'Ayağım getirdi, 
yerini gösterdi.’ 
diyene de ki; 
'Ayağım getirene, 
yerini gösterene; niyaz edesin. ’
Gerçeği almayı dileyen, olayların dışına çıkandır.
 Koyun kuzuya verir, 
kuzu kendini bulur. 
Çoban, sadece onun başında durur. 
Kaynayan ocağa elini atamazsın, 
ateşi tutamazsın. Yerden gökten bildiğimiz, 
her olaydan sorduğumuz; 
gerektiği kadar aldığımızdır. Dört mevsimi alırsak, 
her birini seversek; 
yumuşak yolu bulmuş olaylara uymuş oluruz. 
Yıldızların sayısı, bilinenden değildir. 
Öyle ise, bölünenden de olamaz. 
Çünkü bilinmeyen bölünmez. Sulu nehir, kuruyan nehrin yerini alamaz. 
Çünkü yeri vermez. 
'Nasıl?’ dendi. 
Nehrin yerini değiştiremezsin. 
Denenmiş her olay, denenmemişe açılır.


 (Resim verildi) DEDE KORKUT denilir, 
sevgi ile anılır. 
Seven seveni bulur, 
kuyu kaynaktan alır, 
günün yorumuna katılır.

27
Kaşık kaşık aldığımız,
 her hal ile dolduğumuz bilinir. 
Cümlesi cümlemiz ile hemhal olur. 
Selam olsun, 
yerini arayan bulsun.
 Kat açılır, 
yön seçilir, 
elbet dilenen yola geçilir. 
Gördüğümüz yolda, 
bildiğimiz halde; 
RESULÜ’nün Sevgisi alınır. 
Dar gelen pabuçtan ayağını çekersin, 
'Yol gideyim.’ dersen, 
düzde diz çökersin. 
Ne yerden şikayetçi olalım, 
ne YAR’dan geleni silelim.
 Dost, dost elini tutar. 
'Dost, çevresine uyanı atar.’ demeyin. 
Her kulu her kuluna dost bilirsen, 
her alana bildiğince verirsen; çevreden ne alırsa alsın, 
seveni örtmez. 
'Duvarı aşalım, 
ötede dolaşalım.’ diyenin, 
görgüde yerini merak alır. 
Önce olduğumuz yeri, 
olduğumuz hali bilelim, 
birbirimize gülelim; 
öylece bilinmeyene gelelim.
 Üzümü salkımda tanırsak, 
gözde öyle tanık olursak; 
bir bildiğimiz çoğa götürür, 
her seven sevildiği kadar katılır. 
Yaprağı sanılmasın atılır.
 ALLAH’ıma emanet olunuz, 
sevdiğiniz kadar bulunuz.

3 kasım
Yerden aldığımızı, 
yoldan sorduğumuzu dersiniz, 
sohbete öyle girersiniz. 
Aldığınız-verdiğiniz BİR’dendir, 
güzel diye gördüğünüz gönüldendir. 
Cümlenize selam olsun, 
her nefes yerini bulsun.
 Denenmişi geçelim, 
sınanmışta ölçü aramayalım. 
'Sevdik.’ dediğimizde, 
sevgimize yanıt vermeyelim. 
Olumsuzluk gerçeği silmez. 
Kul yazılandan ayrı kalmaz. 
Bildiğin senden, 
bilmediğin benden gelmez.
 Deste-deste alınır, 
beste-beste bilinir, 
VEYSEL öyle sevilir. Dünya yönünü çevirmez, 
kul ne bilse 
dünyayı yerinden almaz. 
Almaya gücü yetmez. 
Yanmasa ocak, tütmez. 
Elde olmayanı, 
satıcı vermez. Dünyada ne alsa, 
kulun yüzü gülmez. 
Demde oluşu bilelim, bildiğimize hoşnut olup gülelim. 
'Sevdik seveceğiz, 
sevgimizi kainata yayacağız.’ diyelim, 
yolumuzu öylece bilelim.
 ALLAH'ıma emanet olunuz, 
aldığınız nasiptir biliniz.

17
(Yeniden muradın ne olduğu hakkında çok açık bir açıklama yapar mısınız?) Her güzel, bilindiği gibi görülür,
 öylece sevilir. 
'Gel.’ dedik bilene, 
'Gül.’ dedik sevene. 
Soydan alana sorma, 
'Doğru.’ diyene gülme, 
bildiğin halden kalma. 
Çok dedik, az gördük, 
her bağda üzümü serdik. 
'Aldığım yerde.’ diyene, 
'Gördüğün yerde.’ dedik. 
Cümlenize selam olsun, 
yeniden herkes kendini bulsun. Olumsuz düzende, 
YAZAN’ın YARGISI’na söz edilmez. 
Kulunun sorgusuna, namütenahi yorum verilmez. 
VAR OLAN, SAHIP’tir. DILEDIĞINCE VERIR, 
kul verildiği kadar sahiptir. 
'Dilenen her soru, yerinde midir?’ derseniz, HAKK’ın TERAZİSİ’ndedir. 
Ölçüsü asla şaşmaz. 
Kul kulu bir adım geçmez. 
'Yeniyi almadık.’ derseniz, 
daha önce verdik. 
'Dön dön, oku!’ dedik. Eli ele verdin mi? 
Gönlü katıksız gönüle bağladın mı? 
Olmayanı olan ile eğledin mi? 
Dünyayı aşmadan, kainatı dolandın mı? 
Adımına sahip olamayan, andını kim adına verir? 
Sözünü hangi yolda çevirir? ‘Kendim.’ dediğin gün, 
kainatı gönlüne doldurdun mu? 
Doldurdu isen, 
kendini bilmiş olursun. 
Dünyayı sevmeden, 
kainatı nasıl bulursun? 
'Dünya benim.’ diyene sözüm. 
Elbet dünya sensin. 
Ne var ki 
dünya sende ise, 
yerini varlığın ile, 
halini bildiğin ile göster. 
'Ders mi verilir?’ dendi. 
Dünyadan şikayet edilir, 
bilgiden nasip sorulur. Nemde rahmet, var mıdır, yok mudur? 
Sorguya verdik. 
Rahmet, her halde vardır. 
Nemde de, kurakda da. 
Daha önce verdiğimiz, ‘Alışa uyunuz.’ dediğimiz budur. 
'Bilgimiz yeterli midir?’ diye düşünelim. Yerimiz öylece açılır. 
Çünkü bilginin hududu yoktur. 
Açılan kapı çoktur. Ne var ki, her kula
 her kapı nasip değildir. 
Öyle oldukta; bilgi ölçüsüne girilemez, 
dilenen her konuda 
nasip alınamaz. 
'Herkes için mi?’ denildi. 
Sana açılan, öbürüne açılmaz; 
öbürüne açılan, sana bildirilmez. 
Öylece her kulun nasibi, kendi harcına, 
kendi nasibine göre verilir. 
Her saat, aynı vakti bildirse de; 
değeri aynı değildir. ‘Duman göze girerse, 
yerden göğe giderse.’ demeyelim. 
Gelen gider, 
yol elbet biter. 
Ne var ki, yolun bittiği yerde, 
öbür yol başlar. 
Madem ki gidilecek yer hep birdir, 
yerimizi alandan diye ürkmeyelim. ‘Derdim.’ diyen her kulda, 
'Yordun.’ diyen her yolda; 
açık kapı arama, 
kulu kul ile tarama. 
Senden gelen, onu arıtır; 
ondan gelen, sana aratır. 
Öylece güzellik görülür, 
dostluk örülür. Bağdan üzümü, dün de
 bugün de topladın. 
Gerçeği dün başka, 
bugün başka katladın. Kuşağı bele kilo aldın isen ekledin. 
Denizin derinliğine, ‘Gelişen.’ diye baktın. 
Yol birdir, bir kalacaktır; 
her kul sonunda, aynı yola varacaktır. 
O zaman, yenide bulduğunu görecektir. Oltanın çektiği balık, 
sadece denizde olandır. 
Ne kadar uzağa atarsan at, nasibine gelendir.
 ALLAH’ıma emanet olunuz, 
YUNUS’umun selamını alınız.

 (O zaman değişen yorum mu, bakış açısı mı?) 

Bakış; hal ile girişe, 
hal ile verişe yardımcıdır. 
Gördüğün, herkesin gördüğüdür. 
Uyduğun, kendine mal ettiğindir. 
O zaman kendini yenilemiş olursun. 
Daha açık kapılara, giriş izni alırsın. 
Almak yeterli midir? 
Asla. 
Aldığını vermek; 
mana ile, madde ile, hal ile. 
Dil söyler, hal eyler.

26
'Geldik, gördük, bulduk, sevdik.' diyenle, sevgiyi sevgili ile bölenle 'DOST' dedik kaldık, cümlenizi selamladık. Her anı genişliğe verelim, her dalı çiçek açar diyelim, her kabın su alacağına inanalım; YUNUS misali, düz daldan, düz hali bulalım. Günümüz geçenedir, sözümüz elbet kaçana değil. Görgüyü açtığımız, derdi dertten seçtiğimiz bilinir, öylece gün gün, ele verdiğiniz, derd dediğimiz ayıklanır. Yanılan yok, damardan sorulur. Ayağından başına yer eden, yumuşak gelen, kendini kendinden silen olay, düzenini bulur. Daha önce verdik; 'Ezilen damardan.' dedik. Dumanını yeniye değil eskiye atacaksın, ayağını özenle uzatacaksın. Aldığın ilacın açtığı damarda, deriden çözemediğin özellik vardır. Yağın akıttığı, ilacıın erittiği, kendini bulduracak. Başın dönerse, miden bulanırsa, kayguya düşme; açılacağına işarettir. 'Açılacak.' dediğimiz elbet yakındır, çünkü eldedir. (Elden maksat doktor mu?) Evet. Dost dedik, dost diye sevdik, olumlu yanını verdik. Derdin derdden bölünür, derdin gününden silinir, demir değil pamuktur. EYVALLAH. 'Aşamam.?' denilen yolda, gerçek gönlünde seçilir. ALLAH'ıma emanet olasın. Denizi aradık mı, kumunu taradık mı? Arayıp sorduğumuz, sevgi ile sardığımız günden; YUNUS misali verdiğini aldığınca, sevdiğini bildiğince yaydın mı? Sana. İlacını demedik; aldığını, olumlu bulduğunu. 'Derdim vardır.' diyene, 'Gönlün dardır.' dedin mi? At üstüne binenin gidişi, yol üstünde duranın bakışını çeker. 'Güneş doğdu.' diyesin, taze ekmek yiyesin, HAK ADI'na doyasın. 'Kul oldum, yol bildim, yolda dertliyi gördüm, uzun saçını ördüm, dilediğim yer aldım, dinlediğim söz doydum.' diyesin, dediğine uyasın, adadığını ödeyesin, ödediğini HAK ADI'na diye yayasın. Doyum alanındır, uyum bilenindir. ALLAH'ıma emanet olasın. Niyazını diler. Kapı açtık gelene, sözü verdik gülene. Koyun ile kuzuya, uzun gelen yazıya, az verdik, çok aldık, yolu yönünden bulduk; 'Ayran içeyim mi, düzenden kaçayım mı?' dediğinden, yorumunu günde verdik. Ne yozandan, ne düzenden kaçamazsın; kapı açık değilse, duvarın ötesine geçemezsin. Korumayı dilediğin, kumunu elediğin günde; senden alacak, seni bilecek. 'Yazı uzun alayım, daha önce aldığım ile böleyim.' diyene; 'DOST eli, DOST dili.' dedik, arı sütünü verdik. Doğuşun oluşunda, derinden gelişinde; yerin değil, serin önemi vardır. Kemikte oluşan, derde diye gelişen; yetersiz kemik yapısındandır. Kemiğin oluştuğu yere kemikten aşı yapılsın, ne var ki aşıya kireç katılsın. Dağılan kemiğin aşısı elbet tutmaz. Önce genişliğe versinler, sonra yarsınlar. Genişlikten maksat; kemiği sertleştirsinler. Geleni vereni bildiğin, döndüğün günde andığın açıktır. Dost deyip sardığın, post diye sorduğun; güzelin kendisidir. Ne aşağı inelim, ne yukarı bakalım, etekteki taşı dökelim; su aldı isek dağıtalım, ne var ki önce kendimizi eğitelim. Soruyu bildiğimiz, suyu içtiğimiz kadar gerçektir. Ne var ki, bilmeyi değil, olmayı deneyelim; demde gönlümüze uyanı, her gönülde arayalım. ALLAH'ıma emanet olasın. 'YOLDAN geldik, yolda bulduk.' dersin, sözü benden sorarsın. 'EYVALLAH.' diyelim, sözü sevgi ile bağlayalım. Desti aldım doldurana, gönül verdim bildirene, yolum sordum buldurana. 'Derdim sildim, güne güldüm.' diyelim her anda niyaza duralım. ALLAH'ıma emanet olunuz, yoldan geldiğimizi biliniz.

28
Küçük büyük demedik, ham meyveyi yemedik, geldik bulduk, cümlenizi selamladık. Ayağı yere bastıkça, su bardaktan taştıkça; yerimiz yönümüz olur, her olayda kul kendini bulur. Çoğun olduğu yerde azın sözü edilmez, tatlı aşa ekşi limon sıkılmaz. Dar geçitten geçtiğin, açık meydan seçtiğin görülür, dilediğin duvar örülür. Koyun yününü verir, yünü sırtında görür, duman dediğin erir. 'Aldığım ilaç?' dersin; dedik, daha verdik, aşacağın köprüde yanında olduğumuzu söyledik. Saydığın gün dönüşür, gemi dilediğin limana yanaşır. 'Kuru sebze yeme.' dediğimiz; yediğin yerde, derinde zarar verir. 'Deri üzerinde geçicidir.' dedik, daha önce verdik, egzema dediğin için söyledik. DOST bildiğin, DOST diye inandığın gerçektir. Yanımızda olana. Hekimden aldığın, bünyende bulduğun, eldendir. DOST dedik. (Doktor için mi?) EYVALLAH. (Hayat, yaşamaya değer mi?) Her gün, gelen günü açar; kul, inandığı yoldan niye kaçar? Aynayı eline verdik, 'Yerin, gönüldedir?' dedik, elden eli verdik. Ona de ki; 'Ayağımın getirdiği, inandığımı götürmez, karakterime, kimsenin inandığı katılmaz. Yoğun sisten çıkacağım, bildiğim yoldan geçeceğim. Bildiğim yol; her zaman yardımcı olanlar, elimden tutanların yoludur. İnanacak olan, sensin.' Kesin söz doktoru sevindirir, karakter şaşması yerindirir. Göründüğün gibi olacaksın, elbet yuvanı kuracaksın, 'Derdim neymiş?' diyeceksin. Keçiyi dağdan alamazsın, kuzuyu elinden salamazsın. Gönlüne yatanı bulacaksın, yerini yuvanda dolduracaksın, yerden gökten aldığına öylece inanacaksın. ALLAH'ıma emanet olasın. 'Ayağımın oluştuğu, acı ile alıştığı.' dersin. Papatya kaynat lapa gibi, ayağına sıcak sar. Oğula de ki: 'Sorguyu yerinde versin, öylece sargıyı bulsun. Tez olsa, ses verse; bildiğini, daha bilene danışsın.' Aşağı derman diler, yukarı ferman söyler, her olayda dağınık olanı gözler. DOST dilerse gülmeyi denesin, kendini doğruya inandırsın, bildiğini inandırmaya çalışmasın. Kötü denilen olay düzenini bulur, her kul kendi yönünde olur. 'Çare?' denilir. Daha önce dedik; 'Ham meyve nasıl yenilir?' Eşyanın dili vardır, kulunun eli vardır, her kulun gönlü dilemediği gün dardır. Dileyelim olsun, şifasını bulsun. Keyif denen her olay, düzenin gelişidir. ALLAH'a ısmarladık. Sayfa dedik açdık, sağdan alınanı seçdik. Olumsuz denilen, yersiz sözü edilen, açılanın yeridir. Geçici dedik daha önce verdik. Kaygunu silesin. Bekle gör. Kaşık elde geldikte, çorba tabağa girdikte, elbet yenilir; ne var ki, önce çorbanın pişmesi beklenir.

1 aralık
(Yumak sözcüğünün anlamını daha açık verir misiniz?) Gelişten görüşten,
 biliş güzeldir. 
Bilişten, uyuş güzeldir. 
Uyarsan görürsün, 
gördüğünü alırsın. 
Cümlenize selam olsun, 
her kayıt yerini
 gönüllerde bulsun. Kayadan kayaya aştım, 
her aştığımda şaştım. 
Gördüğüme güç gelen, 
uyduğuma hoş geldi. 
'Sözün açığı.’ denir. 
Görüşte, kayadan kayaya atlanamaz gibi oldu. 
Uyuşta, gerçeği buldu. ‘Yerden aldık, elde bulduk.’ denilir, 
güzün düşen yapraktan 
hüzün beklenir. Neden? Yaprağa sordunuz mu? 
Toprağı dinlediniz mi? 
Ne yaprak, ne toprak şikayetçi. 
Birbiri ile alışverişte. 
Yerimiz dar değil, 
sözümüz zor değil. 
Verdik her dileyene, 
'Dumanımı sileyim.’ diyene. 
'Geçen günü analım.’ denirse, 
'Günün yorumunu yapalım.’ deyiniz, 
geçeni gelene aktarınız. ‘Kuru dalı keselim, 
'Dert.’ diyene küselim.’ 
diyene de ki; 
'Her olayda düzen, 
yazıldığınca yerini bulur.’ Yumak, kendini bulduğunda, olanı olmayanı ayırır. (İdrak mi DEDE’ciğim, yumak?) Yumak bedenin yerini değil, 
yönünü belirten varlığıdır. (Ömür mü acaba?) ‘Dert.’ dediğini, 
sert dediğini; yumağa yüklersin. 
Dilersen düğüm atarsın, 
dilersen birbirine katarsın. ‘Güzelin tarifi, 
güldürür arifi.’ dedik, 
daha önce verdik. 
Yönünü bilsen, ‘Dert?’ demez gününü geçirmezdin. ‘Açık olsun.’ diyene. 
Yumağın tek söz tarifini isteyen; Beden ile RUH’un dengesi. Deniz geçeni unutur, 
ne var ki geçen, denizi unutmaz. 
DOST yerini bildirse, 
gönlü dize getirse; 
ne bizi sınardı, 
ne ‘Yok.’ diye yanardı. 
'DOST! DOST!’ diye andığımız, 
hep ‘DOST.’ diye yandığımız, 
güzelin EN GÜZEL’idir. Yeşil yaprak, daldadır; 
güzel denen, haldedir; 
"Gerçek.’ diyen, huydadır. 
Gemiyi yürüten bilir, 
gelen yolcuyu verir. 
Kaşık elde gelene, 
çorbayı kotaralım. Çiçek elde diyene, 
sözü dilden verelim. Daha önce yazımızda verdik. ‘Yolcu yolda.’ dedik. 
Görevini yapar. 
Derman değil, ferman diler. 
Yardımındayız
 (a mı?) EYVALLAH. Yapısını silersen, 
gönlü ile kalırsın, 
O’nda güzeli bulursun
. ALLAH’ıma emanet olunuz.
 ‘DOST.’ dedik, KAYGUSUZ’u verdik, 
cümlenizi selamladık.

2
Kucak dedik açdık, sözü hemen seçdik. 'Yerimin olmadığı, günümün gelmediği.' denilmesin, ham meyve yenilmesin; yerimin yolumun dönüştüğü, güzel yönde oluştuğu bilinsin, geçici olana gönül konulmasın. Koşuya giden at, önce kendi etrafında döner, sonra koşacağı yolda yerini alır; değişenden değil oluşandandır. Değirmen susuz akmaz, kul görmezse bakmaz. Gördüğüne baktı, dilediğini ekti; 'Tutacak mı?' derseniz, HAK RAHMETİ'ni döktü. Ona de ki: 'Elbet yazılan bozulmaz, sevilen ezilmez, olacağın güzelliği gündeki güzelliğini değiştirmez.' Kayguyu silelim, sözümüze en başından gelelim, 'Aradık, sorduk, yazılana uyduk.' diyelim, sözümüzü öylece bağlayalım. Üzerine düşülmesin. Kendi kendini bulacak, 'Yaptığım, hata.' diyecek. Ne hastalık, ne ustalık, sadece geçici uyumsuzluk. Kuyuya değil nehire bakar, akan sudan yol tutar. Yeniyi bildiğimiz, her hale uyduğumuz açıktır. 'Hayırdır.' diyelim, geçici olanın kaygusunu silelim. ALLAH'ıma emanet olunuz, üç sözümü iletiniz: O'ndan geleni itme. O'ndan gelmeyene niyet etme. Yerini bulacaksın, kendini çoban misali gütme. O'ndan gelen; yazındır. İttiğin; sözündür. Güdeceğin; yolundaki kozundur. El ele versin, kendini değil, sevgisini seven ile gütsün.

8 aralık
Almayı sevdiğin kadar vermeye uyarsan, her günü güzel sayarsın. Her verdiğimiz olumludur. Ne var ki akım kesilmesin, gam denilen gönüllere mal edilmesin. ‘Dağılan MÜHÜR toplanacak’ dendiği, ‘Günümüze geldiği’ söylenir. Selam diyelim, DOST ADI’na selamlayalım. (Gönüle gam düştükte, akım kesiliyor mu?) Hayır! Akım, beynin çalışma düzeni ile kesilir. Yani alkol ve kendini kaybedecek kadar gülme. ‘Yağmur rahmettir, çamur zahmet’ dersiniz, demek ki, fazla olanı olumsuz bulursunuz. Hem gazeli sevelim, toprağı besler diyelim, hem çiçeği sevelim, dünyayı süsler diyelim. Göz ile görürüz, ayak ile yürürüz. Sevgimizi ne ile alır ne ile veririz? Karşılığı olmayan, asla madde ile alınmayan tek vergi sevgidir. Sevgi ile yaşayınız, sevginizi yaşatınız, sevginiz ile cümleyi kuşatınız. (MÜHÜR’den maksat nedir?) Yol açılır, her parça birbirini bulur dedik. MÜHÜR, TEKLİK’in bilinişi, bilinişe uyuluşu, elbet önce uyanların birbirini buluşudur. Ayağın getirişi değil, gönülden gönüle erişidir.

15
Yerden gökten aldığımız,
 cümlenize verdiğimiz, her dilendiği anda önünüze serdiğimiz; 
düzenin gösterdiği, 
YAZAN’ın bildirdiğidir. Selam olsun, 
bilenler alanlar
 yerinde görsün.
 (Yerinde den murat nedir DEDE’ciğim?)

 Derdest olan her olay; 
düzde aranır, 
gözde görülür, 
bilgi ile örülür. 
Öylece her kulun bünyesinde 
aldığı kadar yerini bulur. 
Yani her kul, yapısı ölçüsünde olaya yer verir. ‘Değeri kulda mıdır?’ derseniz, 
elbet değil. 
Sadece kulun ölçüsü. 
Geminin rotasını kaptan verir, 
makine işlemezse yolsuz kalır. 
Suç kaptanın mıdır, 
makinenin mi, 
makineyi bozanın mı?
 Yapı bilenle, kapı soranla, 
yol dileyenle düzen bulur. 
Söz delide düğümlendi. 
Düzeni bozan sanılır. 
Akılda dost arayan, 
bir kalemde silinir. 
Akıl olur fikir olmazsa, 
elbet bünyede düzen bozulur. 
Delinin kainattaki yeri sorulur. 
Elbet senin aldığın yer kadar,
 delinin de yeri vardır. 
Unutulmasın, onun da YAR’i vardır. ‘Akım almazsa?’ denilir. Akıl düzensiz kaldıkça
 akımı keser. 
Deli aldığını ne ile harcar? (Akımın negatifi veya pozitifi var mıdır?) ‘Niyette bulduğunuz.’ deriz. Yapısı niyette yer almayan kul, 
ÖZ’ünden harcamayan kuldur. Sözümüz doğuştan akıl gerisi olanlar içindir. 
Geçici olanın sözü edilmez. ‘Derman dileriz, 
duacı oluruz.’ deyiniz, 
güzelliği öylece arayınız.
 Akımın vergisi HAK’tandır, 
sorunun yeri çoktandır. 
Gelenin, niyet ile oluştuğu bilinir. 
Daha önce verdik; 
topluca edilen niyazın yeri büyüktür. 
Olumlu niyet, olumsuz niyet vardır. ‘Her niyet olumlu gelse, cümle gülse.’ diye niyaz ederiz.
 Gelen dosdoğru, 
geçeni bilirsen, 
göçenden alabilirsin. 
Daha önce dedik; 
beddua etmeyiniz, 
çünkü akan su misali, 
CAN’dan gelen yol misali, 
yerini silersin. 
Senden çıkan söz, sana döner. 
Nasıl ki sevgi bulaşıcıdır dedik, 
nefret de öyledir. 
Seven sevdiğine kötü demez. Dedi ise önce kendini sevmez. 
Sen ben ile oluşursun, 
bende O’nun ile buluşursun. 
Beni sevmezsen, 
kim ile halleşirsin? 
Kaldığın yerden yürüsen 
yol seni bırakmaz. ‘ ‘Güğüm dolu.’ diyene, 
bal ile börek yiyene; ‘Sofrayı aç.’ diyelim, 
sohbette birliğe uyalım, 
lokmasını paylaşalım.’ 
diyene de ki; ‘Her kul nasibi olan lokmayı yer, 
sen sadece gönlünde olan AŞK’ını ser.’
 Sohbet sofrası paylaşılır, 
orada dilediğince halleşilir. 
Koyun sürüde birliği bulur, 
tek kaldığı günde derman yolda sanır.
 Borcumuz yerdendir, 
yerini bilenden sorulur. 
Yerini bilenin, olaylara düzen verenin YÜCE olduğunu, olumunu O'nun ile bulduğunu söyleyendir. 
Dardan gelen bolda genişler, 
derman dileyen yorumda sonucu bulur.
 Her şarkı gönülden alır, 
gönülden verir. 
Ne var ki sildiği de olur. 
Şarkının sözüne değil
 özüne inende güzellik vardır. 
Suyun akışından söz ettik, 
alanı belirttik. 
Aktığı yerden değil, 
verdiği yerden görülür, 
veriminden sevilir. 
Toprağın aldığı, yerine verdiği her an görülür. 
Derdest olalım, bedende kalanı bilelim. 
Yerden gelen nedir? 
Toprağın örttüğü nelerdir? 
Gelen günde verelim, 
günde cümlenize soralım; 
toprak ne alır, ne verir? 
Sorumuz cümleyedir. (Şimdi mi yanıtlayacağız?) 

Gelen güne getiriniz. 
EYVALLAH. 
Uzun değil kısa olsun, 
yazı ile gelsin, 
sahifeler toplansın, 
yazımızdan sonra okunsun.

 (Akım için biraz daha açıklama yapar mısınız?) 'DOST!’ dedik, DOST dilinden verdik. 
Akım sorusunu 
ALİ’den aldık. 
Noktayı O’nda bir eden, 
O’ndan gelen AŞK’a
 kulu, "SUR!" dendiği ana kadar bağlayan. (Akım kesilince kainat yok mu oluyor?) 
Yorumun alındığı, sözümüz ÖZ’den verildiği; akımın getirdiğidir. 
Akım sadece getirir, götürmez. 
Çünkü gerçek BİR’dir. 
Her var olan, dairenin içindedir. Öyle oldukta hep gidendendir. 
Dönenden maksat, daire çeviren, 
hep gidişe uyar.
 (Daire tamamladık ta ne olacak?) 
O’nun bilincini bulmak, 
daireyi tamamlamaktır. 
Kimi küçük daire, 
kimi büyük daire çevirir. 
Genç ihtiyar ömrü O’na denilir. 
Netice aynıdır. Kul O’nundur, kul O’nadır. 
Çünkü O’ndandır. 
ALLAH’ıma emanet olunuz. Akımdan aldığınızı 
sevgi ile yayınız ki; 
sevgi bulasınız, oluşturasınız, sevgide buluşturasınız
.

22
Güzel olan her hale uyalım,
 verilen budur bilelim. 
Cümlenize selam olsun, 
kumdan beklenen deryada aransın.

 ‘Cenk.’ denilir, ‘Yolsuz olay.’ diye söz edilir. 
Dağ aşılıp geçen, dağın ötesine götüren
 yol unutulur. ‘Dert.’ diyenindir. 
VAROLAN yazısını yazar, 
düzeni kurar. 
Sanılmasın yazılan düzende
 niyeti kırar. ‘Doğudan batıya gezeriz,
 yanılan her kulu sezeriz.’
 diyene de ki; ‘Ne yazılanı ne yenilen i
sen bilemezsin,
 duymayı denemedikçe almaktan nasip bulamazsın.’ ‘Duymak nedir?’ dendi. 
Alışın. 
Ne var ki, kendinden değil, 
gönül halin ile bilişin. OSMAN der ki: “Demir bükülür,
 ağaç sökülür,
 ama kulun sevgisi ne bükülür ne sökülür.”
 Yerden göğe bilinen, 
sadece verilendir. DOST YOLU’nu 
DOST halini belledik, ‘Toprak bizim.’ diye elledik, bedeni toprak ile halledik.
 Seni aldı sana verdi. ‘Senden ne aldı?’ dersen; her verdiğinin ayrısını düşün. 
Evet. ‘Suyu verdim.’ dersen, senin değil; ‘Ağacı diktim.’ dersen, 
o da senin değil. 
Seni-beni aldı, doğuştan ölüşe. Elbet oluşum bende kaldı. 
Olacağı değil,
 bulacağı verir. Seni sadece görür.
 Sen senin ile olabilirsin,
 sen O'nun ile ölebilirsin. O'na verdiğin sadece bedenindir. 
O'nun da verdiği bedeninedir. Dönüşün tarifinde,
 gezinen oluşur.
 RUH ile beden ayrılır, buluşur.
 Yarım kalan olmaz,
 ömür asla bölmez.
 Kuyu açılırsa dilediğin kadar su alırsın. 
Dilersen sadece orda kalırsın.
 Kuyu sadece derini verir,
 ölçüsü kadar yere su iletir. 
Akarsu, yolunu gösterir, vardığı yere kadar suyunu götürür.

 YUNUS’um der ki: “Toprağı ben almadım,
 ben vermedim. Toprakta her dilediğimi buldum. 
Ağacın dikildiği, yaprağın döküldüğü yerde,
 toprak verimini arttırır.
 Öyle oldukta,
 ağacı bol dikmeyelim.
 Aldığı yerde verir,
 almazsa o da benim gibi kurur. Yorumun özü,
bağlansın sözü.
 Yağın oluşu balı etkilemez.
 Ne var ki kul bilirse
 birbirine katmaz.
 Koyun sürüye vardı,
 yol onu yordu. Yapısı gerçeği açsa,
 kapıya ışık tutsa; 
elbet geleni bilir, 
gelende bileni bulur. ‘Koğuş bizimdir.’ diyene, ‘Verilen izindir.’ derim.” 
dedi YUNUS’um yürüdü. Almaya-vermeye, elimiz değil
 gönlümüz katılsın.
 Gerçek bilindiği yerde
 olumsuz atılsın. ‘Olumsuz ile gerçek nasıl bilinir?’ dendi.
 Ham gelen, büyümekten uzak kalan
 her olay, olumsuzdur.
 Gerçek; her bilen tarafından sevilir,
 gören tarafından övülür.
 Gerçek, güzel haldir. Güzellik, ne yenide
ne eskide değişmez.
 Oymayı elden bilirsin, güzelliğini översin. 
Oyulan güzeldir,
 ne var ki 
oyanın halini verir, yapısını gösterir.
 Yazda kışı sorarsan,
 kıştan yaza dönersen; ‘Olumsuza dil döktün.’ derim.
 Ağacın dalında, 
çiçeğin halinde
güzellik vardır.
 Kökünü unutmayan YAR’dır.
 Dost bilirsen, ‘DOST.’ diye hizmet verirsen; aldığınca alırsın,
 verdiğince bulursun. Koşuyu alan bilir, 
toprağı süren görür, ‘DOST.’ diyen, dostluğu sevgide bulur.
 Cümlenize selam olsun,
 her alınan bilinene katılsın.

29
Dolu gelenler, yolu bilenler; Er olduk desinler, gönüllerine toprağı katsınlar. Cümlenize selam olsun. Yumuşak gelen, kendini bulan, gönlünü deryaya açsın. Yorumu verilen, geçende yazılan, üzüntü veren olay idi. (K.Maraş olayları mı?) EYVALLAH. Geceden oluşan, gündüzde kalışan; doğudan batıya dediğimiz. Gerçek, elbet haldir; değişen, gidişe uyulan yoldur. Yolun gidişi yersiz midir denir: Unutulmasın, her yol aynı neticeye uulaşır. Ne var ki, kimi katıksız, kimi olaylara bulaşır. Er olur geç olur, gine de olur; kul kendini bulur. Bulamazsa ne olur denildi: Yerinde kalır. Göçtüğü yerde yerini almaya çalışır. Dost dedik, dost diye geldik. Elden ele verelim, dosdoğru yolda gidelim. (Dede'ciğim, öbür alemde yerini bulmaya çalışması tekemmül müdür?) Değerin yerini almaya çalışmasıdır. Dünya vermezse, uyumsuzluktandır. Uyumsuzluk, duyumsuzluktandır. Dayandığım dünya ise uyumsuzluk vardır. Aymayı bilirsem, bileni bulursam; yerimi dünyadan almış olurum. Yerini almak başka, ölmeden ölmek başkadır. Her hale uymak, kulluktur. Her hali duymak, duyanla hemhal olmak; dünyayı seve seve silmek, ölmeden ölmektir. Yürüdü denenden maksat nedir denildi: Söz düzeni yazılıdır. Her gelen, gelişe gidişe uyar. Gitmediği yerde bir adım atar. Ona yürüdü denir. MEVLÂNA'yım. Uzun değil, en kısa yoldayım. Ne eldeyim ne dildeyim. Seven her gönüldeyim. Yaprak olduk dökülmeyen, ağaç olduk sökülmeyen dedik, daha önce verdik: Ne kökümüz sökülür, ne yaprağımız dökülür. Her dala gönüllerimiz takılır. Açılan gönül gözü ile olaylara bakılır. Yoğun yumak çatışır. Destek olan, dilenene alışır. Elbet, beklenen düzen oluşur. Güneş gölgesiz doğacaktır. (Dede'ciğim, dönüşten murat nedir?) Dönüşün oluştuğu, MEVLÂNA'nın HAK ile buluştuğu; sen değil ben değil, biz diyerek alaştığı haldir. (Sema mı, göç mü, yoksa uykudaki hal mi?) Sema. Dönüşün göçten ayrısı, dost ile gayrısı olmaz. Geldiğimiz hali sema demezsin, simada görmezsin. Ne var ki, ağacın semadan aldığı, toprak ile alıştığı, halin düzenindendir. EYVALLAH. Olumun yapısı, açılan kapısı ile bellidir. Ağacın aldığını kul alamaz mı denilir: Alamaz. Çünkü, toprağa iletemez. Ağaç; hem ulaştıran, hem iletendir. Dünyada var olan her ses ağaçta mevcuttur. Oyanın bildiği, soyanın gördüğü, sadece kendi bünyesi kadardır.