Konudan ayrılmadan,
yediden yetmişe
kayrılmadan;
YARATAN’ın yazdığı görülür.
Yorumdan
açılan,
güzelden geçilen her olayda, derdini soranın günü seçilir.
Almam denilen
alınacak,
bulmaya denediğin yakın güne gelecek.
Çeşitte güzellik,
eşitte
durgunluk görülür.
Sabit olan şahit ile bilinir.
Gerekli yolu
bulup yardım dileyen,
sabit durandır. Yolunu buldu.
Ne var ki
yorumu bekler. ‘Gününü açalım.’
dedik,
gelişe nokta koyduk.
Olacağı
göreceği,
her dileyene vereceği bilinsin.
Günün yorumu
gelene açılır,
'Gelen kim?’ denilir.
Ormanda kervana katılacak
olan.
Aranan, vermeyi dilediği, almaktan yoksun kaldığı bilinen.
Değil,
suyun yanında yuvası olan,
m.
Kumun yerine suyun geleceği
bilinsin
elden ele verilsin. Mirası
alan. KUR’AN’ın yazısında,
gelenin
sorgusunda olan.
Askerin
adı?
’Mehmetçik.’ dersiniz
yorumda yargıya düşersiniz.
Miyarın uymasa da,
yapında hoşgörü
olduğundan;
açılacak kapıda umulan görülür,
olaylar ağ
misali örülür,
selamet öylece bulunur. Daha önce dedik,
kayguyu
beraberce arkaya aldık.
ALLAH’ıma emanet olasın,
adın gibi her
an
yanındayım bilesin. Yoldan sorana de ki;
'Yanan ateş
sönerse,
aradığın dönerse;
yapıdan değil kapıdandır.’ Ateşe
körük tutmayalım,
oduna odun katmayalım,
gelene ‘EYVALLAH’ gidene
‘ELHAMDÜLİLLAH’ diyelim.
Olaylarda kayguya
düşersek,
'SEN’den ALLAH’ım.’ diyelim.
Daha önce
verdik.
'Yavru düzende yerini bulur.’ dedik.
Olaylar
yüzeydedir,
gelen ile giden düzeydedir.
Yorumda geçmiş yazıya
dönelim,
okuyalım görelim.
Her duman alanın verdiği,
bacaya
gönderdiğidir.
Geçici olandan
göçücü olanı sormayalım.
Yüzeyde olanın açıklığı
gerçeğe
aykırı mıdır?
Aymayı bilen ile
soruya verene aykırı
gelen,
gelen günde açılır.
Daha önce verdiğimiz
yazısını
okuduğumuz,
günde değişenden değildir. Okundukta
bilinir,
gelen gün öyle beklenir.
ALLAH’ıma emanet
olunuz.
Bekle gör dedik.
Zorlanan kapı düzenden
değildir.
Kul güzeli kendi güzel yapar,
sevgi ile düzen
örülür.
Sana aykırı gelen, düzende en güzeli YAZAN’dandır. Derdi dörde
bölme,
her olaya dert diye bakma.
Güzellik; VEREN’i
bilmede,
EYVALLAH demededir. Niyazını verdik,
yorum kendinden
olsun.
'ALLAH’ım.’ desin,
seyrinde güzeli bulsun.
ALLAH’a
ısmarladık.
Akımı almadığın gün
yazma. Güzel denilen, akıma açılan gündür.
ALLAH’a ısmarladık.
Lüks denilene güzel dediğin
gibi,
ALLAH’ım her olayda düzeni buldurur,
güzel denmeyen
çiçeği yoldurur.
Sen de güzel dediğin gün
akım
aldığını bilirsin.
Oyandan, diyenden ALLAH'ım RAZI olsun, sevdiği kadar sevilsin, bildiğince
bulsun, bulduğunca görsün, gördüğünce versin. ALLAH'ım cümleden RAZI
olsun. Geldiğimiz bildiğimiz kadar değil, uyduğumuz kadardır.
Gönül kainata söz atar, göz atar. Ne var ki, aldığınca tutar. Ayağımız
yerde, gönlümüz GÜL'de olsun. Al gülün güzeli, sarı gülün gazeli sorulmaz.
Görende kalır, gördüğü gibi alır. Sahip olan kimdir? YARATAN, yarattığını
GÖZETEN. Gemiyi bilendensen, deryaya uydun derim. MEVLÂNA'yım söz ile, MEVLÂNA'yım ÖZ ile. Geldim buldum, sevdim döndüm, SAHİP
OLAN'a uydum. Sorumuz yerden katıldı, sorgumuz gönülden kesildi. Yelden selden
gelene, 'Yıkandı toprak.' diyene; 'Güzellik, görende.' derim. Niyaz ettiğin
her an, yolunu açtığın andır. Niyaz oldurur, AŞK buldurur. El ele
verdikte, gönüller bir oldukta, halkalar seveni sevilenle kavuşturur. 'Sezdiğim.' dediğin her olayda güzellik
vardır. Neden? Kulun atmosferinin genişliğinden. Genişledikçe
akım çoğalır. Akım çoğaldıkça alış elbet genişler. Genişlik,
verişe götürür, kulun sevabını arttırır. Soğukta sıcakta alacağını
güzel gör, soğukta sıcakta verceğini güzel bil. Dayandığına şüphesiz
güven. Güven ki, güzellikler sana açılır. Koğuk neye yarar diyene, garibin birine derim.
Nerden geldim, nereye giderim diyene değil; buldum, şükür diyene.
Açılan kapıdandır, işlenen gönüldendir. Sudan geldik, su olacağız,
deryayı bulacağız. Yozanı dedik, yozduranı aradık. Rahmetini alsak,
çamurunu görsek, sözü öyle bağlasak. Toprak çamur oldu ise yozandan mı?
Rahmet bol oldu ise yozdurandan mıdır? Nâdan olmayalım, gönül kırmayalım.
Doyumsuzluk uyumsuzluğa denktir denirse de, doymayı bilmek uymaktan gelir,
gönüller cümle ile BİR olur. Selamı sizlere olsun, gönüller GÜL ile dolsun. ALLAH'ıma emanet olunuz.
Uyunuz, bulunuz, birlikte görünüz. Birlik, beraberlikten gelir.

‘Selam.’ dedik
yerden
göğe,
güneşten yıldıza
aya kadar selamladık.
Doyuranın
dağıttığı,
öğütenin eğittiği
olduk.
Almayan, neden denir?
Almayan, yönünü
bulmayandır.
Bulur alır.
Selamet nerdedir? 'Aldım
uyacağım,
uydum bulacağım.’ diyendedir.
'Aldım mı?
Alamadım mı?’ diyenin yönü,
bulunmaya muhtaçtır.
Kaynayan suyun
soyu bilinmez
(Kaynak
mı denildi?)
Değil, ocakta kaynayan. Kaynayan su, birçok
madenini kaybeder.
Aslına dönmez,
çünkü su kendi başına
saftır.
Geldiği geliştiği yerlerde,
bünyesine
çeşitli madenler alır. Aymayı bilenden ol,
uymaya yönelenden
ol.
MEYDAN, toplandığımız yerdir.
Kaynak ordadır
(YUVA mı?)
YM.
Aldığın yüklendiğin,
mana ile dolduğun
görülür.
Olan, kaynayan su misalidir. Toprakta
gördüğün,
çiçekte sevdiğin,
böcekte
bulduğun;
aldığın suyun madenleridir. Ata semer vurulur,
semersiz nasıl ata
binilir.
Kendi huzurunu kendin bul.
Olana sahip ol.
‘Gönül
sendedir, AŞK bende.’ dersem,
‘Bende yok mu?’ dersin.
Gönül AŞK’sız olmaz,
kul
gönülsüz kalmaz.
Ne var ki, kul vardır
gönlünde olanı bilmez.
‘Derdim var mı?’ dersin.
'Var.’ dersen
vardır,
‘Yok.’ dersen yoktur. ‘Aymayı bilsin.’ dedim,
kendinde olanı
bulsun,
‘ALLAH’ım SEN’den.’ desin.
Yorum, alana göredir.
‘Dertten
sıyrıldım.’ de,
göreceksin, almaya değil
uymaya yöneleceksin.
Çünkü
alış,
kaynağından devalı gelir.
Yanılma yok, devalı dedik.
CAN
CANAN’dan geçmez;
‘CAN’dan sevdim.’ diyen,
dediği gibi seven
ölmez.
YUNUS'um der ki:
“Hacca gidenin yolu,
gönül
alanın dölü sevinir.” ‘Nasıl?’ dendi.
Hac, kulun kendinindir,
gönül
kâinatın.
Öyle oldukta;
dölü mü sevindirelim, yolu
mu?
Gücümüz yetti ise
Haccımız farzdır. Gönlün gücü yoktur.
Gönül,
alabildiğin kadar açılır,
yüce dağlar aşılır.
YAR’dan
yardım dile ki; SIFATLARI ile sıfatlandırsın,
farzını şartlandırsın,
kulunun
yükünü
üzerinden atmaya yardımcı olsun AMİN.
ALLAH’ıma emanet
olunuz.
ALLAH’ım cümleden RAZI olsun.

Niyazın olduğu yerde, umut sözde kalmaz. Cümlenize selam olsun, huzur
sizlerde kalsın. Soğuk sıcak bilmezsen, ekşi tatlı yemezsen, güzeli nasıl
bilirsin; geçmişi anmazsan, gününü nasıl seversin? Yeniye uyana, cümleyi
duyana, vazifesini alana. Sağlık, genişliğe götürür. ALLAH'ıma emanet olasınız.
Candan dilenen, CANAN denilen, kainat ile hemhal olunandır. Soğuktan dağınık
yön bulmasın, 'Ağrı verir.' demesin. Doğuştan değil, sedeften.
Duman alsa, bacayı arasın; demir tutsa, ateşten sakınsın. Ağrıyı,
bildiğinden değil aldığından çeker, dağınık gördüğü
yerde döker. Ona de ki: 'Ayağını korusun, geçmişin kapağını
örtsün, alacağını silsin.' 'Gedikten ötesi selametimizdir.' denilir.
Selamet ALLAH'ıma dayandıkta görülür. Yağmuru ekin eken bekler, güneşi
toprağı eşen bekler. Yersiz olan; yağmuru beklediği günde
görmiyen midir, yoksa YAĞDIRMAYAN mıdır? Elbet, görmiyen. Asmayı budadınız, toprağı elediniz, dönüşü beklediniz. Elbet
günü geldikte, asmaya su yürüdükte, verimini göreceksiniz, yaprak ile üzümü ayıracaksınız.
Deme, 'Nerde, ne zaman?' Suyun aktığına, kanalın döktüğüne,
'Hayret.?' deyip bakacaksınız. 'Görgü kulu eğitir.' diyene de ki; 'Eğittiğini
öğütenden olsun, buğdayını un misali alsın.' Cam ayırır göre göre, duvar ayırır öre öre, kul gününü
geçirir yumağını sara sara. 'Düğüm olmasa?' dersin; olanı sabır ile
çözersen, düğümsüz örersin. Asıl olanı geçme, konuktan ayrıyı seçme. Aynayı
aldı isen, gül de bak, baktığını görürsün. Çevrene baktı isen, sev de bak,
sevildiğini görürsün. Sağlık, genişliktedir. Güzellik, görenin,
'ALLAH'ım şükür.' diyenin. 'Dağınık düzen.' dersin, çevreden sorguya düşersin.
Düzen ne kuranın, ne yoranındır; sorumsuzluk, ceryanını bulanındır. 'Denetleme
görevi kimdedir?' dersen; beklemeden sevenlerde. Sevilmeyi bilen, sevendir. Dağınık
düzene elbet ayak uyduramaz. Seven; gönülden alır, gönüle verir. Elden ele,
gönülden gönüle yayıldıkta, göreceksin düzenini bulur. 'Aşamadığımız
engel, budur.' dersin. Senin aldığın, senden alacağı bekler.
Gölgeler, sevgi ile kaybolur; açılan her kapıda, yerinin gerçeği görülür.
'Nasıl?' dendi. Gönülden dilenen, HAK ADI'na istenen her olay açılır.
Göreceksin, yoğun sisin kalktığını gözlerinden okuyacaksın. Ona de
ki: 'Açıklık, kaybı önler. Bünyemde, kapalı olay yoktur. Ayağına güven,
gönlüne uy, HAK ADI'na söz duy.' Çevrende çeşitten öte gördüğün,
karışık. 'Çuvallarda, aradığım yok.?' deme, bulacaksın. Gönlünü ferah tut. 'Dere, nehre salar mı?' deme. Akıntı güçlü ise, gelip
geçtiği yerden aldığını dahi kenara atabilir. Nehirin, asla geri
dönüşü yoktur. 'Name alacak mıyım?' diyene sözüm. Elbet alacaksın.
Oymayı yerinde aldın, eymeyi bileceksin; doğuştan uydun, gelişi
bileceksin. Bilmekten maksat, uymaya yöneliştir. Çoğu soğuktan,
azı sıcaktan kaçınma. Döndüğün yere, alacağın yöre, soğuk
sıcaktan güzeldir. Açmayı değil, geçmeyi dene. Güzeli anda gör, yanda gör,
yönde gör. 'Dağda şahin uçar mı, bağda bülbül öter
mi, suyu martı içer mi?' diyene de ki: 'Her olay, yerinde güzel. Bağa şahin
yaraşmaz, dağa bülbül ulaşmaz, denizde hiç biri dolaşmaz, martı
onlara karışmaz. Yerli yerini bilir, her kul yerini bulur.' Sabah günün doğuşu, güzel olur alışı. Gelen giden olacak,
güğüm su ile dolacak. Bağlı olmıyan, el derdi bilmeyen kuldur. Kulluk;
olanı güzel gören, güzel diye ören, 'Severim.' diye sergiye koyandır. Açacağın
yaprak, göreceğin çiçek, sana dilediğin meyveyi verecek. 'Aydan güneşe.' dendi, yıldızlara göz atıldı,
kainata söz edildi. Görenin gördüğüne, sürenin serdiğine ayağın
takıldı mı? Gözünden geçmiyen, gücünü yitirmez. Yanımızda olanın eşine.
Çuvalın dolusunu bulacaksın, aradığını göreceksin. MEVLÂNA'yım. YM diyelim, sorana söyliyelim. Geçenin ördüğüdür,
ördüğünün düğümüdür, geçicidir. 'Ayağını sıcak tutsun.' dedik,
daha önce verdik. Gemiye dönse, deryadan alsa, balıktan bulsa, dikeninden şikayet
eder. Şikayeti silsin. Soğuk sıcak, ayağına gedik açar. Olmaya yeni
yön bulmadı, 'Doğuştan.' dedik. 'Geçmişi örtsün.' dedik, daha
önce verdik. Çölde serab görmesin, göğe çarşaf sermesin, denizi
'Bardak.' deyip dürmesin. Çağlar sular, denize giderse elbet durulur. Gerçek,
andadır; güzel, yöndedir; yorum gündedir, ne geçende ne gelende. ALLAH'ıma
emanet et. Kaygu gerekmez.

(Amerika'daki bir sevgi ve inanç grubundan alınan mektup üzerine)
Olmuşu gülmüşü bilenden, güzeli her dalda görenden ALLAH'ım RAZI
olsun. 'Özellik.' denildikte; olumu kendine maledene denilir. Genişlikten
alınır. Aynen denildiği gibidir. Yorum yok. 'Sohbet' denildikte; özellik
değil genişlik sorulur, gelenin cevabına yorulur. ÖZ ile göz
alanlara, gönülden dolanlara veririz. Ayırma kayırma değil. Duyanın
genişliğe açılışıdır. Genişlik, köprünün geçilişidir.
Öyle oldukta, özellik yoktur. Genişliğe açılalım, sohbeti öyle bağlayalım. Gönüllerin bağında, yücelenin dağında gördük göreceğiz,
deryaya ağ misali öreceğiz. Ne alırsak vereceğiz, soyunduk giydireceğiz.
HAK'tan halka göstereceğiz. Genişlik olumlu, alınan doyumludur.
Gerçek burada, gerçek orada, gerçek kurulan köprüde. (7
ocak 1977 tarihli sohbette oyandan bahsedilmişti. Bu oyan mı yoksa o yan
mı?) 'Oyandan.' denildikte genişlikten söz edilir. Genişlik,
açılan gediği bildirir, duvar öylece açılır. 'Sohbetteki duvar mı?'
denildi. Değil. Köprünün elbette iki yanı vardır. Olduğunuz bu yan,
sorduğunuz o yan. (Amerika mı?) EYVALLAH.
Aramızda o yan bu yan yok. Miyyar yerindedir, güneş serindedir. Gerçek
bilindiği anda, kul yumuşak yerini alır, O'nun gösterdiğini
bilir. O'nun gösterdiği nedir? OMAR'ın yorumunu aldınız. Sayıdan verilen, gelecekte görülendir. Günedir.
Gayeden uzak dağil. Asmaya bakar, üzüme yaprak sorar. 'Şaka mı?' diyeceksiniz.
'Deli mi, Veli mi?' diye güleceksiniz. Günümüz, günün yaprağını açar.
AŞK ile geldik, AŞK'ta bulduk. AŞK'ta olanlarla hem hal olduk.
Alanı aldığı yerde, aldığı kadar bilin. Gönüller BİR olsun.
Varsın her yol vardığı yere götürsün. 'Varılan BİR'dir, vardırılan
yoldur, bulduran haldir, götüren seldir.' denirse de; sel de götürür, adım da
götürür. Sel yuvarlar, hal toparlar. (Sel, vecd
hali mi?) EYVALLAH. 'Ayyaş yol bilmez.' denirse de; o da varır.
Ne var ki, iki duvar arasında döne döne ulaşır. Uyan bilen, her gidenle
halleşir. Asmayı sordunuz, geleceğin üzerinde durdunuz.
'Bekle gör.' desem? Gönüller GÜL'de, GÜL halde bilinsin. Şarap mahzende
kalsın, sırrını orada versin. Deniz dalgada örtsün, sır onunla bir olsun.
Niyaz; mahzendeki şarabın, deryadaki dalganın sırrını bize versin. NÂZIM
OLAN, hayreti silendir. Hayreti silen, niyazı bilendir. Bilen kim? YÜCE'dir.
'Niyazı bilen.' dedim, 'eden' demedim. Niyazı edenin niyazını bilen elbet
YÜCE'dir. O'na mı niyaz edildi, yoksa O'ndan mı? EYVALLAH. (Mahzen beden, şarap ruh mu?) Mahzen sırlayan, şarap zorlayandır.
Niyaz, beden ile ruh arasındaki perdeyi açar. Ne var ki, O'na edilen niyaz. O'ndan dilenen O'ndan gelecektir, yazıldı ise. O'ndan
gelecek rahmet, eğer dilendi ise. Yorum aynendir. Düğüm çözülür,
gerçek ayna misali görülür. 'Selam.' diyelim o yana, güzel gün dileyelim. (YÜCE ALLAH'ımın kulları üzerine niyazı
olabilir mi?) Niyaz,
OLDURANA'dır. 'OL' diyen oldurur, 'BİL.' diyen buldurur. Yaprağı
daldan yolsa da, tekrar yeşerdikte sevdirir. 'Tekrar yeşermek
nedir?' dendi. Kulun yeşermesi değil. Ağacın mevsimden mevsime
dönüşü. Ağacın kökü değil, dalı yeşerir. Kulun bedeni
kaybeder, ruhu buldurur. Bulacak ki olacak. ALLAH'ım cümlenize perdelerini
açacak. Şüpheniz olmasın. Niyazınız seyrini bozmasın. ALLAH'ıma emanet
olun. Sırlayan beden, zorlayan ruh. (Avukat kim?) Geleni dedik, gelecek demedik. NAZIR OLAN, hazırı
bilendir. Gör demesen de görendir, ör demesen de örendir, günahları silendir. Ağacın
kökünden alıp doruğuna kadar suyunu arttırandır. Aşacağız
denilen gedik aşıldı. Olmaz denilen yol geçildi. Olmazı silelim.

Yumuşak yoldan, olumlu halden bildik, cümlenizde uyum gördük. Selam
olsun, HAK dilinizde, HAK gönlünüzde doğuştan gelsin. Gönüller aradığını bulur, her kul dilediği yoldan gelir. Elbet
her kul 'Gelişi RESULÜ'ne uysun.' der. Dileğimiz hal ile de uysun.
Geldik, güldük, 'Ne güzel.' dedik. Gelişimiz YUNUS'um ile. MEVLÂNA'yım. Can ile CANAN bir oldukta, alem BİRLİK hale
geldikte; gölgeyi yerden almazsın, niyazdan uzak kalmazsın. Göğün nerde başladığı,
nereye vardığı bilginizde midir? Var olan; olduğu yerde, olduğu
kadar, verildiği gibi bilir, ötesini düşünmeye çalışır. Gerçek,
ne bilmeye çalışandadır, ne görmeye alışanda. Çünkü her gören ölçüsü
kadar görür. Daha önce verdik, mahzen kuldur, şarap ruh. Mahzen, dayanan
olursa; şarap, yerini bulursa; bekleyiş kazandırır. 'Nasıl?' denildi.
Mahzen beden, aldığı rahmet 'Nereden?' diyemez. Aldığı an vazifesi
başlar. Eğitilen, eğiten, bekleten sen isen yarattığı.
Yolunu verdiren, mahzeni bulduran, rutubette olduran elber sen değilsin.
Ne var ki, 'Eğittirenden olayım, ben de yerimi alayım.' diyenin niyazı
yerini bulur. Nazım olan, hazma uyandır. Doyum odur ki; mahzene girdikte,
sırrını şaraba mal ettikte, her iki halde sırdaş oldukta; doyum
sendedir, uyum sendedir. 'Gayret olsun mu, şarabın en güzeli bende kalsın
mı?' denirse; sırrını serhoşa verdikte genişlik görülür. Serhoş
denildikte ayyaş anlaşılmasın, gönül serhoşu. 'Genişlik
nedir?' denildi. Daha önce verdik. Sevgi sâridir. Kuldan kula geçer. Kul,
sevdikçe atmosferi genişler. El ele verdikte elbet genişlik görülür.
YARATAN; sevgiye kendinden olanı, kendinde dolanı verdiğinde elbet sevgi
bizi O'na götürür. Sevgide sadakat, sevgide sır, sevgide sabır vardır. Sevgi
kini siler, sevgi haseti böler. Öyle oldukta, sevgi ile doldukta, olumunda genişlik
görülmez mi? 'Bilmeyene nasıl verelim, ne ile eğitelim?' dersiniz.
Sevginizi verin, sevgi ile eğitin. Dayandığının ALLAH'ım olduğunu
bilsin. O'ndan geldiğimizi bildi ise, bizi de sevsin deyiniz. 'Soğuk
dondurur, sıcak yandırır.' diyene de ki: 'Donanı eritir.' diyelim. 'Yanımızda olana verilen.' denilir, eli elde bilinir.
Olumludur. Yorum olduğu gibi. Gemiyi sordunuz. Doğuşun hikmeti,
kulunun nimeti, dünyanın kıymeti; yerini bilenin, 'YA ALLAH.' diyenin
sığındığı, suyun olduğu yerde barındığı; ne var ki, her
olaydan arındığıdır. Gemiye geldiği, gemide olduğu, görenin
'Benim de yerim mi?' dediği. 'Beden mi?' dendi. Doğuşun
getirdiği dersen, gönüllerdir. (Gemi gönül mü?) Gönüller birliği, niyazlar bolluğu. Elbet
bulur yolluğu. Hazıra gelen olmaz. Kulda gönül dolmasa, BİR'liği
bulmaz. Bulan, yolda kalmaz. 'Yoğun çalışan, azınlığa vermez
denen nedir?' denir, sorulur. Yoğun çalışan, paylaşayım diyendir.
(Aza değil, çoğa
vermek ister tabi.) EYVALLAH. 'Yorum?' denilir. Bizden verileni kulları öğütür. Elde
olan, eler beler. 'Hata olursa?' demeyin, öğüttükçe incelir, elendikçe
taşı arınır, elde ince kum kalır. Kayguya düşmeyin, olmayanı deşmeyin.
'Verilenin yorumuna varamadık.' derseniz, bekleyin, gelende açılır. ALLAH'ıma
emanet olunuz. Gemiye katıldınız, gönülden gülünüz. EYVALLAH diyelim, cümleyi
ALLAH'ıma emanet edelim.

'Yeniye bakmaya, ateşi yakmaya, yön bulur muyum?' dersen, yolumuz
açık derim. Günün geleni çiçeğini toplar, her kulu güzel günü bekler, gölgede
güneşe bakar, toprağı kardı ise tohumu ekler. Her ekilene ALLAH'ım yol
verir, boy vereni anında görür. 'Suyun akışında, güzellik vardır. Yumuşak
olunuz, akan suya uyunuz.' dediğim odur. Duman YM değil, dumana yer
yok demek. ALLAH'ım cümleden RAZI olsun. Cemaat bir etti, bir oldu pir etti. Mümin yolunu bilir, 'Nereden yol
alsam, nereye varsam?' demez. Miyyar bilenin, niyaz duyanındır. ('Mahzen sırlar, şarap zorlar.'
cümlesini, biraz daha açık olarak verir misiniz?) Sırdan maksat
bilimdir, şaraptan maksat ilimdir. Bildikçe, sırrını çözersin. Bilim manayı,
ilim maddeyi söyler. Dünyayı çözenin, yolunu çizenden olduğunu bilmek,
kulluktur. Aydan soran ilme yönelir, kainattan soran bilime. Dönük olandan bilmedik, ayrı gayrı sormadık; bir verdik,
bir ördük, cümle önüne serdik. 'Alamadım.' denilen, verilmiyendir;
verilmeyen, çözülmeyendir. Olumsuzluk kulun yargısıdır, yumuşak olmayanın
kaygusudur. Cümle ile BİR'liğimiz kuruldu, cümle için
niyazımız edildi. Dağdan taştan yol bulan, cümle ile niyaza
katılanlardan ALLAH'ım RAZI olsun.

'YA ALLAH.' dedik, YAR diye yola çıktık. Gönüller kase, aşkımız şarap
oldu, cümle ile doldu, cümlede buldu. 'KÂL.' denilende, kuruntu silindi, durak
yerini bildi. Niyaz, 'DOST.' diye diye edildi. DOST'a kanat açıldı. El elinde
olsun. YÜCE günümü bağladı, 'Kullarına daim etsin.' denildi. AMİN. 'Umduk.' diyenin umduğunu verdik, sahip olanı kutladık. 'Sahip olan
kim?' denildi. 'Umduk.' diyendir. Ummak; VAROLAN'ın vereceği, verecek
diye beklenendir. Ne var ki, ummak için soyunmak gerektir. Giydiğim
vermez. Doğuş; kainatın vurana sesi, bilene süsüdür. Görene yol açılır. Katip kalemi bilir, yazar yürür. Yazdığı onun
değil, yazdığınındır. Katip kime yazdı ise, onun niyetini verir. Alan
görür. Her kul niyaz eder, 'ALLAH'ım.' der diler. Alan, dileyeni görür. Daire çizersen görürsün, bir uçtan başlarsan aynı
çevrede dönersin. Genişleyebildikçe açılır, cümleye yönelirsin. Kesitli
çizersen, dönüşler olur, dönüşlerde durulur. Bilmece değil.
Denilen ÖZ'ün çözümüdür. 'Niyetin kesitsizse.' niye denilir? 'Nasıl?' dendi.
Olumsuzluktan uzak kalmaz, kesitte çare bulmaz, daireye talip olur, doğuş
öyle bilinir. Dağınık düzene gönül konmasın. SAHİP OLAN'dan, verdiği
gibi göreceği, her olayı hayır yolda öreceği bilinsin. 'Somut yargı.'
denildi, niyaza öyle duruldu. Kainatın soracağı, sorumsuzu düreceği
biinsin. 'Dizimi yere verdim, niyaza öyle durdum; olana niyaz ettim.' dersin.
ALLAH'ım niyazını olumluya bağladı, her kulunu hayır yola eyledi.
ALLAH'ıma emanet olunuz. Niyaza vardık, 'ALLAH'ım.' dedik, 'Şahit olduğumuz,
SEN'den bildiğimizdir. Yargı dediğimiz, gönülden sildiğimizdir.'
Saygı sevenindir. Saygımız bol olsun. AŞK, uyanındır. AŞK'ınız gür
olsun, çağlasın dursun. 'AMİN.' diyelim, O'nunla BİR olalım

Günün yorumunda, kulunun sorunu vardır. HAK'tan ayrı kalana gelen günü
dardır. Oyundan geçildi. Dayanışan yeniye yol alınandır. Yeni, niyaza
verilendir. Gücün HAK'ta olduğu bilinsin. 'Güçlüyüm.' diyen kulunun gecesi
yakındır görülsün. 'Dayandığım ALLAH'ım.' deyiniz, yerden gökten yardım
dileyiniz. Beklenen gün tomurcuktur. 'Soğuk vurur mu?' denilmesin. Meydan
yumuşak yolda olanındır. Desteği kulda bilen, yıkık duvara dayanan
sarhoşa benzer. Meydan sayıya değil, saygıya yer verenlerindir. 'Saygıya
yer veren kim?' denir. Değer yargısı; kulun düzene uymasında, uymayacağı
olaydan uzak tutmasına yer verenindir. Kayguya düşülmesin. Olayda yargıya
çoğunluk, suyun rengini verir. Azınlıkta kalan çoğunluğa uymaya,
ALLAH RIZASI kul yargısı değerinde mecburdur. Müsterih olunuz, gölgeyi
siliniz. Meydan sizindir, yol sizin, HAK sizin. Kim alır yobaz sözün, çalsada
sazın, gülecek yazın. Niyazımız cümle ile. Ayran durdukça ekşir. Onun için
ekşitmeden içmek içirmek gerekir. 'Sevmeyi denemedik, yolunu bilemedik.'
diyene de ki: Sevenin ölçüsü, sevilenden gelir. Acıyı seven de olur, ne var ki
tatlıyı herkes sever. Yeniye gün açılır, gelen bal misali sevilir. Vakti
denildi, aynaya bakanın korktuğu güne kadar. 'Nasıl?' denilir: Aynaya
bakan yoluna taş konulandır. Şahin yüce
dağlarda yuvasını kurar, niyette bulduğuna yorar. Olumu serttir.
Niyetten değil, kayıtta yazıldığı gibi. Cürmüne ortak aramaz, kimsede
kendini bulmaz, Cem'den sorumlu olmaz. Öyle oldukta, sorgusu yargısı
kendindedir der, kendi kendine sorar. Doyanın lokması büyük,
bakanın görgüsü küçüktür. 'Ne demek?' dendi. Doyanın yiyeceği olmaz elbet.
Bakan lokmayı küçük görür, umudu büyüktedir. Ozandan sorsanız, 'Dünya?'
deseniz, boşluğunu söyler. Dünyanın boşluğu, kulun taşlığını
giderir. Öyle oldukta, dünyanın boşluğu değil, hoşluğu
diyelim, kendimizi dünyada eğitelim. Hem eğitelim, hem öğütelim,
hem öğüttüğümüzü dağıtalım. O zaman benlikten sıyrılırız. Nimet
dünyaya geliştir, ziynet dünyayı biliştir, kıymet dünyada
oluştur, dünyayı buluştur, dünyada uyuştur, öylece
dönüştür. 'Can ile savaştım.' diyenin savaşı nefsinedir. Nay
nefes alır, ses verir. Olumu
gelişten bilen, bildiğini verendir. Sırtına yük alan, kaldırdığı
kadar alır, kaldıramadığı kalır. ALLAH'ım kuluna kaldıramayacağı yükü
vermez. Yaprak dalda, çiçek yolda, meyve halde
bilinir. Çağlayan suda sadece sese kulak verilir, sesten umut beklenir.
Seste değil, olan akıştadır. Yerden aldığın sana, daldan
aldığın bana mı kalır? Elbet yerdeki de daldaki de senin. Sadece
verdiğim benimdir, benim aldığımdır. 'Aldım veresiye, sevdim
ölesiye.' diyene sözüm. ALLAH'ım senden RAZI olsun, 'Kapımız cümleye açık,
gelenin yoluna dursun.' denildi. 'Cahilden alamam, alime veremem.' diyene de
ki: İlmin kaydı yok, 'Nerden vereyim?' diyesin. Cehlin şartı yok,
'Neyi alayım?' diyesin. Duyan ne kadar cahil olsa, duyarlığını verir,
sevgisi gönlünü yönetir, AŞKI cümleyi donatır. (Duymak nedir?) Duyan, bilmeden uyandır; gördüğünü
bilmeyen, bildiğini çözmeyendir; AŞKI ile dönen, AŞKI'nda
kainatı bulandır. Ne var ki, bulduğunu bilmeden uyandır. 'Her yaprağı açtıkta göreceğimiz
hayırdır.' diyelim, gelecek yaprağı düşünmeyelim. (Kehanet üzerine) Gelecek yazılmıştır. Görmeyi
dilemeyin. 'Öreceğiz, ördükçe göreceğiz.' deyiniz. Kuşak belde,
yumak halde, ördüğün sende. Gelenin oluşu günde çözülmez. Çözülse
sevilmez. 'Neden?' dendi. ALLAH'ım kuluna yazdığını gününde bildirir,
gününde sevdirir. Doğramayı başlarken bilirsin, bittikte görürsün.
Arada olanı, günden güne oyarsın. Kulun ömrü de budur. Ağaçtan kesilir,
doğrama misali yontulur, kapıya pencereye oturtulur. Olduğu, yerini
bulduğu zaman güzeldir. Kulun doğuşu da öyle değil mi?
Doğar, yetişir, itişir, her olaya katışır. Yerini buldukta,
gayeyi bildikte; oluşur, bilişir. Miyyar odur, yerini alıştır.
Değer ne saray kapısı, ne kulübe kapısı olmaktır. Sadece kapı olmak, olduğu
yerde yerini bulmak. Yanan da yerindedir, basılan da, tavana asılan da. Her var
olanın yeri vardır, değeri vardır. Her hizmet, en değerlidir, ölçüsü
olmaz. Ölçü, kendini bilendedir, VAROLAN'a uyandadır. 'Uyuyan nedir?' dendi. Oymayı bilenin
oymadığıdır, VAROLAN'a uymadığıdır. Elbet ÖZ'ü, gönlündeki gözü.
'Misafir yerinde mi?' diyene sözüm. Serinde olsun, duyandan gelsin, ALLAH'ıma
emanet olsun.

Şahin yüce
dağlarda yuvasını kurar, niyette bulduğuna yorar. Olumu serttir.
Niyetten değil, kayıtta yazıldığı gibi. Cürmüne ortak aramaz, kimsede
kendini bulmaz, Cem'den sorumlu olmaz. Öyle oldukta, sorgusu yargısı
kendindedir der, kendi kendine sorar. Doyanın lokması büyük,
bakanın görgüsü küçüktür. 'Ne demek?' dendi. Doyanın yiyeceği olmaz elbet.
Bakan lokmayı küçük görür, umudu büyüktedir. Ozandan sorsanız, 'Dünya?'
deseniz, boşluğunu söyler. Dünyanın boşluğu, kulun taşlığını
giderir. Öyle oldukta, dünyanın boşluğu değil, hoşluğu
diyelim, kendimizi dünyada eğitelim. Hem eğitelim, hem öğütelim,
hem öğüttüğümüzü dağıtalım. O zaman benlikten sıyrılırız. Nimet
dünyaya geliştir, ziynet dünyayı biliştir, kıymet dünyada
oluştur, dünyayı buluştur, dünyada uyuştur, öylece
dönüştür. 'Can ile savaştım.' diyenin savaşı nefsinedir. Nay
nefes alır, ses verir. YUNUS'um der
ki: "Misafir candan, yolum CANAN'dan olsun. Her duyan gelsin, sesimi alan
bilsin. Kayda gerek yok, olana olduğu gibi uysun." Olumu
gelişten bilen, bildiğini verendir. Sırtına yük alan, kaldırdığı
kadar alır, kaldıramadığı kalır. ALLAH'ım kuluna kaldıramayacağı yükü
vermez.
Yaprak dalda, çiçek yolda, meyve halde
bilinir. Çağlayan suda sadece sese kulak verilir, sesten umut beklenir.
Seste değil, olan akıştadır. Yerden aldığın sana, daldan
aldığın bana mı kalır? Elbet yerdeki de daldaki de senin. Sadece
verdiğim benimdir, benim aldığımdır. 'Aldım veresiye, sevdim
ölesiye.' diyene sözüm. ALLAH'ım senden RAZI olsun, 'Kapımız cümleye açık,
gelenin yoluna dursun.' denildi. 'Cahilden alamam, alime veremem.' diyene de
ki: İlmin kaydı yok, 'Nerden vereyim?' diyesin. Cehlin şartı yok,
'Neyi alayım?' diyesin. Duyan ne kadar cahil olsa, duyarlığını verir,
sevgisi gönlünü yönetir, AŞKI cümleyi donatır. (Duymak nedir?) Duyan, bilmeden uyandır; gördüğünü
bilmeyen, bildiğini çözmeyendir; AŞKI ile dönen, AŞKI'nda
kainatı bulandır. Ne var ki, bulduğunu bilmeden uyandır. 'Her yaprağı açtıkta göreceğimiz
hayırdır.' diyelim, gelecek yaprağı düşünmeyelim. (Kehanet üzerine) Gelecek yazılmıştır. Görmeyi
dilemeyin. 'Öreceğiz, ördükçe göreceğiz.' deyiniz. Kuşak belde,
yumak halde, ördüğün sende. Gelenin oluşu günde çözülmez. Çözülse
sevilmez. 'Neden?' dendi. ALLAH'ım kuluna yazdığını gününde bildirir,
gününde sevdirir. Doğramayı başlarken bilirsin, bittikte görürsün.
Arada olanı, günden güne oyarsın. Kulun ömrü de budur. Ağaçtan kesilir,
doğrama misali yontulur, kapıya pencereye oturtulur. Olduğu, yerini
bulduğu zaman güzeldir. Kulun doğuşu da öyle değil mi?
Doğar, yetişir, itişir, her olaya katışır. Yerini buldukta,
gayeyi bildikte; oluşur, bilişir. Miyyar odur, yerini alıştır.
Değer ne saray kapısı, ne kulübe kapısı olmaktır. Sadece kapı olmak, olduğu
yerde yerini bulmak. Yanan da yerindedir, basılan da, tavana asılan da. Her var
olanın yeri vardır, değeri vardır. Her hizmet, en değerlidir, ölçüsü
olmaz. Ölçü, kendini bilendedir, VAROLAN'a uyandadır. 'Uyuyan nedir?' dendi. Oymayı bilenin
oymadığıdır, VAROLAN'a uymadığıdır. Elbet ÖZ'ü, gönlündeki gözü.
'Misafir yerinde mi?' diyene sözüm. Serinde olsun, duyandan gelsin, ALLAH'ıma
emanet olsun.
Yolun açığında, yenin geçiğinde gördük, cümlede bulduk,
'EYVALLAH.' dedik, candan CANAN'a yol açtık. Genişlik görülür, 'Uzak.' denilene örülür. YUNUS adı dile
getirilir, MEVLANA dilden söze ulaştırılır. ALLAH'ım cümleden RAZI olsun.
Cevheri her kul kendinde bilsin, cümlede bulsun. Razı olan rızasına gelmiş
geçmiş gelecek olanı katsın. 'Yâd ettim.' diyen, yâdında ÖZ'e girsin,
ÖZ'ünden versin, tadı onda bulsun. Muhtar olan, ihtiyarında kendini ceme
katsın. Sorumsuzluk kainatı ne yakar, ne yıkar. Sonsuz, yeniye katılana kadardır. 'Sonsuz.'
denilende, kainatın sorunu değil, kulun görgüsünü verir. Kul sonsuzu
duyar, ne var ki kendi sonuna uyar. Sanılmasın sıra savar. Gelecek,
vazifesini görecek dönecektir. Her kul kainata bir zerre verecektir. Mayyar
müdafadan gelir, KORUYAN'dan alınır. Doğuşu bilenin KORUYAN'a
sığınanın YÂR'i demektir. 'Sağım solum.' dedikte, selamını verdikte
kimi düşünürsün? (MELEKLER'i mi?)
EYVALLAH. 'HAY.' denildikte (ALLAH mı?)
EYVALLAH. 'And ettim.' dersen, yemine dönersen. 'Asla.' derim. Yemine ne
hacet? ALLAH'ım görücüdür, bilicidir. Niyaz suyun akışına yön vermez,
kulun bakışına yön verir, suyunu berrak gösterir, taşını toprağını
dile getirir, çöpünü bile sevdirir.
Y.M diyelim, sohbetimize söz edileni verelim. 'MEVLÂNA
yola gelmez, sohbete katılmaz.' diyene de ki: ALLAH'ımın dediği olur.
Seçilen yerde MEVLÂNA vazife alır. Seçilen, kuldan değil, HAK'tandır. Ona
de ki: Yazımızı yazan GARİP'tir deseydik, ne denirdi? Sözümüzün başına
'MEVLANA'yım ben!' dedikte, yazımız inkara gelir mi? Yazan, bilenden değilse,
yazdığı neredendir? 'Yazılan, günahı olmayandır.' denilen, her gün günah
yüklenilendlr. 'Günah yüklenilen kimdir?' denildi, 'ŞEYTAN' diye anıldı.
ALLAH'ım kullarını aydınlatmaya ŞEYTAN'ı değil, seçilen kullarını
vazifelendirir. ŞEYTAN'ın vazifesi, kulu aydınlatmak değil, günahlarını
paylaşmaktır. Daha önce dedik; niyaz, suyun akışını değiştirmez,
kulun görüşünü açar. İşte yazımıza edilen söz budur. Vazifemiz
onu da güzel görmek, 'Ördüğümüz, süsüdür.' demek. Asla hata aramayın,
'Yanıldılar.' demeyin. Suyun akışını görmediyse, arayıp bulacak. Dönüp
dolanacak, suyumuza katılacak. MEVLÂNA adında gördüğün, sohbetin tadında
bulduğundur. Daha önce verdim. Ne cahili kına, ne alimi ünle. Sana her
veren, verebilen; sendendir. Sen ki HAK'tansın. Daha önce verdik, sorana
söyledik. Sorulan, 'ŞEYTAN'ı gördün mü?' sorusu idi. Dedik ki: 'Görmedim
bilmedim, ALLAH'ımla arama sokmadım.' 'ALLAH'ım.' diyene, ALLAH'ım sözcü
gönderir. ŞEYTAN, günahını paylaşan tarafından çağrılır.
ALLAH'ım cümlenize YARDIMCILAR'ınızı daim göndersin, yumuşak yolu onlarla
buldursun. Yanılma yok. 'Bilmeyen nasıl vazife alır?' denilmesin. Vazifeyi
VEREN HAK'tır, yanılmayan HAK'tır. Bilmeyen, bilenden olur, doğruyu eğriden
bulur, gezer durur. Unutulmasın, HÜSEYİN ona elini verir. ALLAH'ıma emanet olunuz. Yolumuz bilenin, gönlümüz
cümlenin. Geldik gördük, hoşnut olduk. Yoldan gelenle hep bir olduk. (Süleyman Hayati Dede) hep bir bulduk, sevdik, sevindik, 'Yuvamız burada.'
dedik. 'Orası?' diyene, 'Makamdır.' diyelim. (Konya mı?) EYVALLAH. Orada burada bağlandık,
kainatta eğlendik. Eğlenmekten maksat, dolandık, ananlarla bir olduk.
Cümlenize selam olsun. sohbetimizden soluk alan, 'Yavrumdan haber.' diyen
anaya seslendik. Gönülden müsterih olsun. Samanyolunda karşılaştık
bilsin. Doğuşu gibi geldi, geldiği gibi buldu. ALLAH'ıma emanet olsunlar,
sabırda selamet bulsunlar.
Niyazınız YUNUS'um misali oldu, yeniye yol açıldı. 'YUNUS misali niyaz, nasıl?'
denilir. Saz ile söz ile, helva karar yoz ile, sohbet arar ÖZ ile. Sazı sözü
yozu ÖZ'e katar, öylece AŞKI'na cümleyi tutar. Ayak ile el ile, gönül
yandı kor ile. Yandı sönmeyen, sevdi dönmeyen. Elbet niyazı. Sonsuza açılır,
cümle ile geçilir. 'Dolsa sepet, gelse sebep.' denilir; kordan yanan sorulur,
kardan donan aranır. Yoğun niymet; ne korun çoğu, ne karın kıtlığıdır.
Meyhane bal ile dolsa, kime ne? Kovan şarab olsa, neyine? Bal,
kovana; şarab, sevene gereklidir. Donuk su, şekilde ayrı özde birdir. Akan suyun yeri, nidanın eriştiği
yerdir. Doğuş yoruma bağlanmaz, yağış dilenen yerde
görünmez. Oluşuna bağlıdır. 'Nasıl?'dendi. Kurak dediğin yer, yağmur
almayan yerdir. Demek ki, dilenen yerde değil, oluşan yerde
akışır. Oluşan yer neresidir? Ağacın bol olduğu, kökünün
derine indiği yerdir. Yazımız da öyledir, niyazın yeri budur. 'El ele
veriniz, hep BİR olunuz.' denilen odur, doğuş odur. 'Her kim olursa, bizi terkedeni biz de terkederiz.'
demeyiniz. Sağ ile solun niyaza girdiği, kainatı sardığı, daha
önce verildi, her kuluna sohbet sofrası açıldı. ALLAH'ım kaşık alanı,
soframıza geleni bol etsin. 'Veriniz.' dediğimiz, odur. Her kul bir ağaç
dikse, her ağaç bir olur, rahmeti arttıkça artar, her ağaç yerde
dalda bin canı besler. 'Gerçeği görebilsek, ömrümüzü öyle örebilsek.'
denilir. Ömrünü gerçek ile örersin, ne var ki hayal ile dürersin, sevgi ile
sararsın. Ördüğün huzur verir, gördüğün hazır gelir, ALLAH'ım her
dileyen kuluna verir. Ne var ki, daha önce dediğim gibi; ağaca ağaç
ekleyelim, o zaman rahmetini bol bekleyelim. Miyyar; ağacın küçüğü
büyüğü değil, olduğu yerde kendini bilen, 'Yaraşayım.'
diyendir. Yaraşmaktan maksat; yolun düzünde de olsa, taşın kökünde de
bitse; olan olduğu gibi güzel, YAZAN VERDİĞİ gibi güzel denendir. Çınarın yanında çimen de biiter, rahmetinden o da
nasiplenir. Ne var ki, cümlenin aldığı nasib ile, çınarın nasibi elbet bir
değil. Ne var ki, çimene aldığı nasib yeter, etrafında türlü ot
biter. Az alan, çok alan değil, aldığı ile kendini besleyendir önemli
olan. Çınar nasibini çimene verir, çimenin aldığı kime ne verir? Nasib
vermese de hal verir, hal ile sevdirir. Dumanı dağıt, gemiye dumansız git. Niyazın
olumludur.

'YA ALLAH.' dedik, ADI ile söze girdik; ÖZ'den bildik, sözden gördük;
'Yolumuz halimiz, cümleye.' dedik. 'Hayırdır.' denilir, EYVALLAH. Gelen DOST, gülen DOST, cümleye serdik
post. Her dileyen gelsin nasibini alsın, gelenden verenden ALLAH'ım RAZI olsun,
her adımını sevabta bilsin. 'Yoldan gelecek.' dedik, daha önce verdik. 'Düğümler çözülür, günü
gelen görülür.' denilen gün geldi. Aynayı gördüm, simayı bildim, 'Ne güzel.'
dedim. Ağacın yaprağı döküldü mü, takıldı mı? Yaprağın
döküldüğü gün, anıldı. Caiz olan; gününü bilendedir, 'EYVALLAH.'
diyendedir. Sahib olan; 'YA ALLAH.' deyip olana uyandadır. Sular akar nereye, göller bakar dereye. Deryaya göz
atalım, akan suyu geçelim. 'Yol bizim, yolcu bizim; han bizim, hancı bizim.'
dersek; cümleye söz ederiz, söz ile kucaklarız. Aynayı eline verdik, 'Can
sende, CANAN sende.' dedik, 'Yolumuzu, hal ile göster.' diye sırtını
sıvazladık. Yanımızda olana. (s.h Dede'ye mi?) EYVALLAH. Dört ile beşte kalma. Güç gelmez elbet,
altı yedi de öyle başla. Gücün alıcıdır, RAHMET yağıcıdır. Sebep,
soyda değil haldedir; sular yolunca akar, sanılmasın seldedir; dilediğin
KABE olan beldedir, KABE dilenen gönüldedir. 'Can sende, CANAN sende.' dedik,
kahrını anda sildik; eli elde bulduk, 'YA ALLAH.' dedik cümle ile BİR
olduk; anıldık, sevildik, 'PİR oldu.' denildik. 'EYVALLAH' diyelim, eli
gönüle, gönlümüzü halimize bağlayalım. ER olmayan nasib almaz, yumuşak
yolu bulmaz. Sohbetimize gönül verenden vermeyenden, ALLAH'ım RAZI olsun. Ayran yayıkta bilinir, buğday toprağa serilir,
PİR olandan yol sorulur, AŞKI ile sarılır, AŞKI ile varılır,
çokluk BİR'liğe götürür, BİR'lik HAKK'a yol getirir, yolu bulan
götürür.

Yeşil renkte olumu gördük, cümleye selamet diledik, 'Sevenden olsun.'
dedik. 'Suyun gelişinde, yolunu verişinde alacağım nedir?'
diyene, 'Yerini bildiğindir.' derim. ALLAH'ıma emanet olunuz. Ağacın bol
yerinde kalınız. Daha önce dedik: El ele veriniz, ağaç misali. Ağacın
çokluğu, rahmetin bolluğunu getirir. Yerimiz bilinir gönüllerdedir, yolumuz bilinir sahillerdedir. Sudan
geldik, suya döneceğiz. Kar da olsak, buz da olsak eriyeceğiz. Geyik
misali, sevgiye örnek olacağız, arı misali bal vereceğiz. Şahitten
sormayacağız, 'İspatı?' demeyeceğiz. Görenin bilenin şahitten
soracağı yoktur. Verdik vazifeden alanı söyledik. Ne var ki, yazılan ile geleceğin
çözümü güne kaldı. Daha önce dedik, dokuzuncuyu verdik. Güleceğiniz değil,
seveceğinizdir. Yanılma yok. 'Deli mi? Veli mi?' diyeceksiniz.
Güleceğinizden çok seveceksiniz. Gününüz hayır olsun. Vazifede ayıran
kayıran yok. Gelen güne kadar verilecek. (Onbir
mi?) EYVALLAH. (Dokuzuncu ş.c mi?)
Daha önce verdik, açık söyledik. Geleceği de söyledik, yanılma oradan
oldu. (Hem ş.c hem de gelecek mi verildi?) EYVALLAH.
O yakadan gelen sözü dedik. Minare ses için, cami cemaat içindir. Dolsun
dolasıya. Ne var ki, her gönül olasıya. Dersem TANRI'nın verdiğini bilene, yaratılan yerini
sevene: 'Sohbetten sohbete aldığın mıdır?' Yanılma değil. YARATAN yarattığı
ile sevilir. YARATAN yarattı diye sevilir, yerini verdi diye değil. Her
kulunun yeri vardır. Denmesin, 'Kiminin yeri dardır.' Ne darda kaldım, ne
kalırım diye korktum. Yerini darda gören, gönül kapısını kainata açsın. O zaman
genişliği görecek. (Dokuzuncu vazifeli asmayı mı budayacak, üzümü mü toplayacak?) Sohbette verdik. Şarabı mahzende sırlayacak,
her şişeyi yoklayacak. Sohbetin tekrarına giderseniz, verileni
çözersiniz, vazifeyi bölersiniz. Soruldu. Onbirden sonraki vazifeliler. Muayyen
gün geldikte, tek tek değil tamamı verilecek. Vazife bölümü tamamlandıkta,
her düğüm çözülecek. Genişliği o zaman açık göreceksiniz. Niyazınız bol olsun, gemimiz bütün vazifelileri yerinde
bulsun, öylece yürüyüşe hazır olsun. 'ALLAH'ım şükür.' deyiniz, şükrünüzü
her an yenileyiniz. YUYAN'dan alanın, çevreye uyanın gemisindesiniz. Ne seyyah,
ne kaçak. Doğrudan doğruya, geminin vazifeli erleri. 'Dedemiz
sohbetinde bize iltifat eder.' denildi. Asla. Yanılmayınız. Sohbete, ne iltifat
için geliriz, ne hoş vakit geçirmeğe. Aştık dağları taşları,
geçtik yıkılan duvarları, eledik bütün yolunuzdaki kumları, sizleri bu güne
getirdik. Elbet gelen sizlersiniz, ışık bizlerden. Ne var ki,
ışığı dileyen de sizlersiniz. Yoğun çalışma bundan sonradır.
Güne kadar öğrendiniz, günden sonra öğrendiğinizi vereceksiniz,
yoğun çalışmaya gireceksiniz. Yanılma yok. Asla emir değildir.
Dünya hali, oldurur kulu. Çocukları düşününüz. Önce okula gider öğrenirler,
sonra çalışmaya başlarlar. Önce merhale, sonra mertebe.
Çalışmayı bileceğiz, öğrendiğimizi vereceğiz. Verdikçe
alacağız, aldıkça olacağız. Orman misali olduk. Rahmeti geldikçe
yayılacağız. O zaman, esen yel akan sel, bize zarar değil yarar
verecek. Çünkü bizi etrafa daha çok yayacak. Köklü ağacı sel götürmez,
güçlü ağacı yel yatırmaz. Sahife sahife bugüne geldik, satır satır
okunduk, bez misali dokunduk. Kimi 'Fistan olur.' dedi, kimi paçavra diye
savurdu. ALLAH'ım cümlesinden RAZI olsun. Verimin olduğu yer, NURU ile NUR'lanır, her kulu
aynı NUR'dan paylaşır. Güne kadar sizlere verdik, günden sonra sizlerle
vereceğiz. ALLAH'ıma emanet olunuz, emanetin kıymetini idrakinize alınız. Emanet verilmeden
vazife olmaz. Doktor, ancak diplomasını aldığı gün doktordur,
vazifesi o gün başlar. Sizlerin de vazifeniz bugün başlar. Vazife
mukaddestir, hafife alınmasın; vazifeyi alan büyüklenmesin. (Hangi vazife?) ALLAH'ıma emanet olunuz. Her
katılanın vazifesi vardır biliniz. Verilecek, muayyen gün geldiğinde
söylenecek. Evet, yakın.

Daha önce dedik; 'Güneş'ten gelende Ay'dan verilmez, güzel çirkin
diye kulu yerilmez, dumanın yerinde baca örtülmez.' Bekleyelim soralım,
verileni öylece yoralım. Çizilen; Ay'dan gelir, yaydan yorulur, geleceğe öyle varılır. Ne
sedefte, ne sepette, sadece düşüncede. 'Güzel değil mi?' denilir.
Güzelin ölçüsü gönlündedir. Gönlünü aç, düşündüğünü geç. AŞK'ın
götürür, gönlünü oldurur, sorulanı yordurur. (.)
Düşünülendir, ne var ki verilen değil. Sürat yapıya kapı olmaz, yol arabayı sürmez. Araba için, önce at
gereklidir. 'Olayım.'diyen, olmayı dileyene; önce bilim, sonra ilim
gereklidir. Bilmeden olamazsın, olmadan göremezsin, görmeden veremezsin. Gerçek, yanında olanı bilmendir. 'Bildiğin, bildiğine uyduğun
an, doğuşundur.' derim. Çizdiğin, kendi doğacağın anı
gösterir.

Yeniye yol verdik,
sahilde kumu gördük,
olayları ÖZ’den
bildik, ÖZ’den uyduk.
Güneşe yol soramazsın,
ne var ki
verdiğini asla
inkar edemezsin.
Açandan yerini,
geçenden yönünü
alırsın.
Alamadığın yerde kalırsın.
‘Gözümden
kaçanı,
ÖZ’ümden geçeni kime sorayım?’ dersen,
‘Kendine dön.’
derim.
Doğuyu batıya bağlayan âlimdir,
batıyı doğuya çağıran
ilimdir.
Kainatı birbirine bağlayan olumdur.
Ne batının
ilmi,
ne doğunun kavmi;
düzenin seyrini değiştiremez.
‘Olumsuzluk
düzende.’ denirse de,
düzenin görüşündedir.
Danışılan
gibi olsa,
yumurta tavukta kalırdı,
tavuk kendini bilirdi.
Ne
çok yiyen toktur,
ne az yiyen açtır.
Yeniyi bilenin sorusu olmaz,
dumanın olduğu yerde
kuş
barınmaz. Gönülden almayı dilediğin,
‘Somut örnek.’ dediğin;
elindeki defter misali açılır,
her gün sahife-sahife okunur.
‘Camide
olalım,
imama uyalım.’ diyene de ki:
‘KUR'AN’a uy.
KUR'AN;
RESULÜ’nün ‘Yeniye uy.’ dediğidir.
’Ağaç misali,
dalını-yaprağını-
çiçeğini dileyene ver.’ dediğidir.
’Aldığımı bilemedim,
verdiğimi
düremedim.’ deme.
Alanın bileceği,
serdiğini düreceği
gün elbet gelir. Yoğurt yiyenin aldığı, nefsine
saydığıdır.
Yedeğin olmadığı yer kâinattır.
Soğanın
acı olduğu söylenirse de,
pişirdik te aşına tadını
verir.
Gönül öyledir.
‘Kırana yolum açıktır,
her olaya
geçittir.’ dersen,
elindeki taşı atmış olursun.

Güzel ile dolan dünya, güzelde çirkin görür mü? Gayrette hile bulur mu?
Cümlenize selam olsun, gelenler gönülden dolsun. 'Geldik alacağız, aldığımıza
uyacağız.' diyenlerle beraberiz. 'Demeyenler?' denmesin. Diyenden
demeyenden ALLAH'ım RAZI olsun. Yağış güzel toprağın aldığı kadar, veriş güzel
cümlenin dilediği kadar. Gelmeyi dileyen değil, çağrılan gelir. Selamı
aldık. 'ALLAH'ım RAZI olsun.' dedik. 'YA ALLAH.' diyenin, seferde olanın yardımındayız.
O yandan gelen, geleceği verilen. Ondan onbire açılan gecemizdedir,
yardımımız gücümüzdedir. Aldıkları kadar verecekler elbet. EYVALLAH. 'On ile onbir gelir.' dedik, yanımızda olanı verdik. EYVALLAH. Yanımızda olanın,
'Sahibiyim.' diyenin. Denilen, onuncudur. (r.ç mi?)
EYVALLAH. Güçlük aşıldı, onbir seçildi. 'Yanımızda olan.' dedik. Yanımızda
olanın, gönülden alanın, çizdiği çizgide eğriye yer vermeyenin. Elbet
sohbetimize gelenin, el ele verenin eğrisi olmaz. (b.t)
Yolumuz cümle ile birdir. 'Gerçek kördür.' diyene de ki. Gerçek, bedenin örtüsü
altındadır. Genişlik, seçilenin değil geçilenin yönündedir. ALLAH'ım her
kulunun yardımındadır. Dayandığın, gerçeğin ta kendisidir. Deme 'Doğru
hangisidir?' Duyanın duyduğu gerçektir, yorduğu hayal. Sevenin
sevdiği gerçektir, uyuduğu hayal. Öyle oldukta, gördüğümüz
hakikattir. MEVLÂNA, YUNUS anılır, her anılanda gerçeğe dönülür. Kendine
dönüşü dahi gerçek bil. Adı ile yazılsa sevabına kazılsa; hayalden uzak
kaldıkta, kendini bilecek, 'Yolum açıldı, vazife verildi.' diyecek. Yolumuz bir oldu, yolu veren PİR oldu. Gülen bilen
bizdendir, gelen giden düzdendir. 'YA ALLAH.' dedikte, yola adım koydukta el
eleyiz. Yeniyi verdik, geleni sardık. Dilediğin selamet, dumanını
silmededir. On ile onbir arasında olana dedim. (ü.s) Doğanın geleceği, o yanı sileceği
bilinsin. Yorganı bölme. Taşını döktüğün yerde hafiflik sendedir.
Koyun kuzuda, ayak düzde huzur bulur. 'Ayağım nerde düz bulur?' dersen,
eteğini silktikte, taşını döktükte. 'Aşağı inemem, duvarı
dönemem.' dersen, göreceğin kesitte kalır. 'Oluşum, görüşe yer
verir mi?.' denir. Dileneni ALLAH'ım şüphesiz verir. Ne var ki, şüphe
silinsin, tozu dahi kalmasın. Doyum genişliğe yol açar, uyum yürüyüşe
götürür. Söz ile geldik, hal ile verdik, gelenle ipi gerdik. 'Gedik açılacak.'
dedik, daha önce açıldığını dahi verdik. 'Bağımsız olalım.' diyene de
ki: El ele vermedikçe, sohbeti dürmedikçe, bağımsızlığı bilemezsin,
olayları çözemezsin. Doğuş başlayacak. Soyunmaya çalışalım.
Soyundukça olaya alışalım. Dağınık düzene, yerden söze düşene;
HAK yolunda oldukça, sayıya kalem vurdukça, 'Kaygumuz yok.' diyelim. Canda CANAN olduk, çağrıya uyduk. Selamımızı
gönderdik, aldık, EYVALLAH dedik. 'Alacağım.' dediğin, üç öğütte
sorduğun sana bağlı kalacak. (Kime?) Yanımda olanın, onuncunun yanında. (ü.s) Yedekten almaz, cahile uymaz. Havale ettiğin, yolda
seni bırakmaz. VAROLAN'ın varlığı, O'nu bilenin dirliğidir. Sevgi,
cümlenin birliğidir. Bağlı olduğumuz yol, O'nun YOLU'dur.
'ALLAH'ım.' de, O'ndan dile. Verecek, çözecek, düzeni kuracak. 'Düzen bozuk.'
denmesin. Olaylar, kulun yönünü buldurur, seven kulu oldurur. Elbet sevmeyen
yok. Ne var ki sevmeyi bilmeyen vardır. Bilmeyen kuluna dünya dardır. Suya
baktın mı? Ağıza aldın mı? 'Suyun güzeli çirkini.' dersin. Ne var ki,
hangisi olsa doyasıya alırsın. Duyduğun susuzluğu, sudan gayrı ile
dindirmeye çalışırsın. Sadece suya dön. Doyuracak odur. Yuyanın
verdiği. (Yuyan,
mürşid midir?) EYVALLLAH. Yuyan, arındırandır, gönlünü barındırandır, aldıkça
sevindirendir. 'Alacağım.' de talip ol. EYVALLAH. Olumluyu verdik, onuncu ile sohbete girdik. EYVALLAH.
Geleni gideni sel almaz, alanı götüreni yel silmez, deryaya açılanı dalga
dağıtmaz. Müsterih olasın, aldığını aldığın anda veresin,
durumda yerini bulasın. Ayağın yerde, gönlün canda. Alalım, dileneni
verelim. El eleyiz, cümle ile gönülden bağlıyız. Konuk gelen, YUVA'mızda olan, sevgi ile dolan cümlenize
selam olsun. Yoldan gelen selam cümlenizi sarsın. Hayır bizimdir, kahrı
silelim. Gerçek ÖZ'ümdür, cümlede gözümdür. Yeniyi bildiniz, on ile onbiri
kutladınız. EYVALLAH diyelim, çözenden olalım. Hür olan nedir? ÖZ'üm mü,
dünyadaki gözüm mü? Hür olan sadece AŞK'ımdır. Sevgi dolasıya, AŞK ölesiye. Soruyu alalım, 'EYVALLAH.' diyelim. (BEYTİ DOST ile birlikte misiniz?) Sorulanı daha önce verdim, 'Yollarımız
birdir.' dedim, dostumuzun onuncu olduğunu söyledim. (r.ç: Damadıma ALLAH'ını nasıl buldururum?)
Onu da verdik, daha önce
söyledik. Yolda taş, bedende baş oldukta. (Bazı sanatçılar solu temsil ediyorlar.
Bunlara ALLAH imajını nasıl aşılıyacağız?) Soruyu daha önce verdik, 'Dünya hali.'
dedik. (r.ç:
Müzikle yayma ve tanıtma alanında bana yardımcı olmanızı diliyorum.) El eleyiz dedik, soruyu verdik. El alan dil,
bölen olmaz. El aldı ise dil verir. (r.ç: Daha geniş yayılabilir miyim?) Kayguyu silelim dedik. Beraber olacağız,
beraber vereceğiz. Cümlenin gönlüne sevgi ile dolacağız. 'Şüpheleri
silelim.' dedik, daha önce verdik. Dilenen gelecek, dilediğini alacak. 'Destan.' diyen
fistan giyen, 'Gerçek.' diyen gerçek arayan gelecek, güç te dense alacak.
Yolumuz alacağadır, böleceğe değil. Yolumuz seveceğedir,
sileceğe değil. 'İnanmaz.' dediğin, inananın ta
kendisidir. İnanmadığı YÜCE değil, kendisidir, kendini çözemediğidir.
Elbet çözecek, yolunu çizecek. Dilediğin yönde. Oyun değil yazarız, gönülleri gezeriz. Uysa da uymasa da çözeriz. ALLAH'ıma
emanet olunuz. Dilendiği anda geliriz, biliniz. YUVA'mız cümlenindir,
sözümüz alanındır, yolumuz bilenindir. 'Bilmese, gelmez mi?' denilir. Çağırdığı
anda, elimiz elindedir.
Huzurdan nasip aldık, cümleye verdik. Selam olsun cümleye. Aldığımız
gibi verdik, gördüğümüz gibi serdik, dünya gününü sardık, gelenlerle bir
olduk. Küçük büyük bir olur, bilen bilmeyenle bulur, sayan saymayanda kalır,
sayılar öyle bilinir. 'Bende olan sana gelmez.' deme. Sende olanla bana gelen birdir, her VERDİĞİ
gürdür. Sanılan gibi olan, sevilen gibi gelir. Ne var ki, ne sanılan gibi ne
bilinen gibi kalır. Her kul olduğu gibi sevilir. 'Sevginin ölçüsü nedir?'
diyene de ki: 'Canındır.' 'CANAN'dan aldığım.' dediğin gün, canın
cümlenindir. Ölçü budur. Elbet dünya ölçüsü. Korda gördüğün yakmazsa,
aleve uzanırsın. Ne var ki, alevden olanı korda bulursun. Giden elbet varacak,
bildiği yerde duracak, 'Yolum budur.' diyecek. Gönülden andığı gibi. Söz verdim dile girdim, dilden gönüle vardım, her arayana sordum.
Neredesin? Kimde buldun? Kimliği aldığını, dağınık gördüğünü
hangi ölçüye vurdun? Dünya salıncak olsa, her gelen kolan vursa, ne oturan
yeter der, ne sallayan şükreder. Bulan bulmayana gıpta eder. Neden?
Bulduğunu bilmediğinden. Güzel güzeli arar, güzel güzele sorar.
Yeniyi bilen, her olayı hayra yorar. Elbet değişen yok. Olanı
olduğu gibi alalım, her kulu bildiği yerde bulalım. Bileni bilmeyeni
yargılamayalım. 'Suç bilmeyende.' demeyelim. Geç günün gecesini, bil sözün yücesini. Alacak verecek, ham kulu pişirecek.
Pişenin vereceği, sofraya koyacağıdır. Az olsun, çok olsun,
yeter ki HAK SÖZÜ versin dedikte, yoğun çalışma gereklidir, yazımız
süreklidir, göç ile biter. Göçe kadar ocağımız tüter. Ne var ki, sanılmasın
sözümüz biter. Günün yorumu niyetten yer alır, yorumda söze gelir.
Yemin değil. Öğütenin aldığıdır, eğitenin verdiğidir.
Asmayı aldık, bağ diye bildik, üzümü serdik, şarabı sevdik. Olmaz
denilen olur, koruk dediğin kendini balda bulur. Dalda olduğu gibi,
bağda bulduğu gibi, mahzene girdiği gibi, sırrına erdiği
gibi kalmaz. Kalsa cümleye vermez. Elbet, sır olan sırrını ele verir, elden ele
dolanır. O zaman sır olan sırdan çıkar, çıktığı yeri yakar. Yakmak,
bildiğin gibi değil. Bilmek, olduğun gibi değil. 'Nasıl?'
denir. Güne kadar bildiğin, yenide sıyrıldığındır. Yenide
sıyrıldığın, bu güne uyduğundur. Tuz aşa katıldıkta tadını
verir, doğrudan ağıza alırsan ağızda yandığı görülür. Demek
ki her olay piştikte tadını bulur, kucak açan sevgide bulur, gönül açan
cümle ile kalb olur. 'Koşayım, varayım, adını sorayım.' dersen; su
başına gel derim. Suda aradığını bulursun, aradığın ile bir
olursun. Elbet 'Güzel.' dersen, güzel olursun. 'Dönük olanın yeri nedir?' diye sorulur. Dönük olana,
sönük derim. Ne demek dendi. Kömür nasıl olur? Oduna nasıl ateş verilir?
Dönük kul kömür misalidir. Kıvılcım alıncaya kadar kömür kalır. Kıvılcım
aldıkta yanar, kor olur. Alandan olur, niyaza gelir. Soyun değil, suyun
yeri vardır, her kul suda birdir. Kar olsa, buz olsa, akanda dursa yine sudur,
yol budur. Gördüğün sende, bulduğun bendedir. Her olayı
olduğu gibi alalım. 'Yolumuz değil.' demeyelim, kula ölçü
vurmayalım. Geleceği sorana sözüm: Git dediğine uydu, gerçeği
öyle duydu, şahitten sordu, koğuşa girdi. Elbet gelecek,
sorulana uyacak. Gemiye gelenlerle, sözümüz bilenlerle, ÖZ'ümüz alanlarla; hep biriz.
'Yedek var mı?' diyene de ki: Yedek, gedikte aranmaz, gedik aşıldıkta
sorulmaz, bal kum ile karılmaz. Selam olsun, cümle bulsun.

Güzellik ile dolan, güzellik ile bulandır. Çiçeğin güzeline, kulunun
özeline denmesin. Güzellik her olayda, her dolayda görülsün. Cümlenize selam
olsun. Yerde taş kulda baş denildikte; ayağını sakınasın, etrafına
bakınasın demektir. Geçitten söz verdik, söylenen güne geldik. Sahilde gemi
gördük, 'Dilenen yola.' dedik. Yedeğin varlığı, geçenin darlığıdır. 'Darda kaldım.' diyen
ayağa kalksın, kainata göz atsın. Desin ki: 'Darlık bende, açılmayan
gönlümde.' Doyumsuzluk varsa, uyumsuzluğa denktir. Çünkü kulda sevgi,
kainata ahenktir. Öyle oldukta ne doyumsuzluk, ne uyumsuzluk görülür. Elbet olaylarla
kul ömrü örülür örülür. Kayıt olan yerde şahit aranmaz. Ummayı kul bilir, bildiği kendinde kalır. Çünkü
umduğu ya olur, ya kalır. Kalan yanılan mıdır? Niyazımız cümle ile, cümle
için olmalı. Yediğin her lokmada gönlünü taramalı, yemeyeni aramalı.
Lokmanın tatlısı acısı oldukta, kul midesine geldikte, hepsi birdir. Elbet
paylaşılan tatlıdır. Soğuk sıcağı aratır, üşüyende kuluna
yol açılır. 'Nasıl?' denildi. 'Vergiye daldık, halde kulunu gördük, el ele
verdik ısındık.' desen yolun açıktır. Gerçek sizlerle beraberdir; görebilene,
var olanı sayabilene. Doğuşta hikmet vardır, oluşta himmet. 'Az.' diyene çok versen, dağılır; 'Çok.' diyene
az versen, eğilir. 'Eriyen nedir?' denilir. Kulun kum misali olması
gerekir. Taş oldukta, taşı kuma vurursan eritemezsin. Taşı
taş ile erittiğinde, kendini kum ettiğinde; 'Ceza.' dediğin
sana sefadır. Kucağın dolu ise, gönlünün yolu ise; dumanı dağıt ki,
olacağın hali, kuracağın yolu bilesin. Niyazımız çok olanla beraber,
az alanla beraber olmak olsun. 'Çok olan nedir, az alan kimdir?' denililr. Çok
olan, dağınık düzeni benimseyene dur diyen. Az alan, çok olanın yargısına
düşen. Yanılma yok. Düzeyde görülen, yeniye yönelinen budur. Yudum yudum
içelim, her içelim diyenle paylaşalım. Daha önce verdik. Kendini bulmak, her hali bilmekle
olur. Bilmeden bulamazsın, bulmadan olamazsın, olmadan sevemezsin. Ben sen
değil, biz deyiniz, bizde birliği bulunuz. Birlikte selamet vardır.
Bir oldukta kainatta keramet vardır. Doğan ölene bakmaz, ölenden gözyaşı
akmaz. Suyun aktığı yerde kulun sözü gitmez. 'Eyledik.' diyene de ki:
'Yerim serimde olsa, sesim cümleye gelse, 'Bir olun.' diye bağırırım, her
kulunu çağırırım. Ne var ki, bekleyiş günü güne ekleyiştir.
Elbet beklenen gün doğacak, her köprü birinden öbürüne bağlanacak.
'Aydın olsun, çabuk gelsin.' denilir. Daha önce verdik. Kainata ağ misali
örülür. Dernek değil, örnek gerektir. Soyunmayı elbet sona değil, öne
almak gerektir. Vazife verildi ise, gereğe uyulduğu görüldüğündendir.
Yanılma asla yok. Cümlenize selam olsun, gönüller AŞK ile dolsun.
Zengin fakiri bilsin, fakir haline uysun. 'Neden? Nasıl?' demesin, yelden
selden sormasın. Güneş zengini de fakiri de ısıtır. Yeter ki dönmesini
bilelim. ALLAH'ıma emanet olunuz, O'nda cümleyi biliniz, cümleyi
O'nda görünüz. Güzellik odur. ALLAH'a ısmarladık. (Resim kimin?) YUNUS'um geldi, kendisini verdi. (Bana yazdırılan şarkının bestesi için yardım
edilecek mi?) Vermeyi
'yoldan' dedik. El ele olsun, yerinde dolsun. Olduğu gibi gelecek. Gül
bülbül ile bilinir, öyle sevilir. Gül halde, bülbül dildedir, şarkımız el
ele yoldadır. 'Oyulandan.' diyene de ki, denilendendir, gönülden verilendendir.
Sahip olanın dileği cümle ile oldukta yardım bizdendir.

Huzura varıldıkta, 'HAK verdi.' denildikte; olanı olduğu, seveni
bildiği gibi görelim. ALLAH'ım kulunu hatalı hatasız sever, olanı olmıyan ile
dener. Olmıyan olana hizmette, sanılmasın yalnız olan kıymette. Yuvanın yerine, güzelin serine bak. Yeri yolu güzel, niyetini deme gazel. Sahilde
gezer suda yüzer, gün gelir cemde canı sezer. Müsterih olasın, olanı olduğu
gibi sevesin. Görgü, sergide yol alır. Sergiyi bilmiyen ne gelir, gelse ne verir?
'Olumlu yol alan, yalnız bildiğini bilen.' dersen yanılırsın. 'HAKK'ı
dilesin, yeter ki dilediği yol götürsün.' de, 'Yolum yolun olsun.' deme.
Unutma sevendendir, seveni bilendendir. 'Çağrıya uyar mı?' denir. Her
kulun ALLAH'ımı bilişi aynı olsa da, görüşü aynı olmayabilir. Ona de
ki: 'Yol açılacak; üç öğütte alırsan, kayguyu silersen. Bir, dağıtma.
İki, satma. Üç, sesini yükseltme.' YUYAN misali dedik, yoğun çalışan
ile verdik. Satıhta okunur, satırdan çıkarılır; bağlı olmasa dahi, güçlüğü kendinden
çıkarır. Gününün yargısında olumun kaygusu vardır, dar olan kainat değil
varolanın yargısıdır, bilen bilmeyenin sargısıdır. Bilendensin, sargı elinde
olsun. Sargı; bilenin, bilmeyene hizmetidir. 'Gücümüz yeter mi?' denilmesin.
HAK dilinde, HAK gönlünde oldukça, gücünün yetmediği görülmez; yetmese,
vazife diye verilmez. Çağır gelsin, dönüp baksın, dağılanı toplasın.
'EYVALLAH.' diyelim, sözümüzü bağlayalım. Vazife verildikte; kul her günün
bitiminde kendi kendini yargılasın, yaptığı ile yapmadığını düşünsün,
yediği lokmayı aç ile paylaşsın, paylaşmadığı gün kendini
suçlasın. Vazife, yalnız eğitmek öğütmek değil; dağıtmak ta
kulluktur, kuluna yolluktur. Daha önce verdik; 'Söze söz katma, dağıtandan
olma.' dedik. Dağılan fikir olmasın, düşünülen toplansın, karara
bağlansın, şüpheler silinsin. 'Ne olur?' denmesin. Dedik; NUMAN
eldedir, NUMAN yoldadır, seven ile haldedir. Daha önce verdik, üç sözümüz var
dedik; kayguyu silelim, Güneş'e dönelim, dağılacak bulutları görelim.
ALLAH'ıma emanet olunuz. Ay'dan alanın, Güneş'te vereceği; ancak,
gündüzün geçeceğidir. Gittiğimden değil, döndüğümdendir, suyun
dolduğu yerde olduğumdandır. YUNUS'um ile geldik, gelişte ÖZ'ü
bulduk, anında söze girdik, cümlenizi gönülden sardık. Yolumu sorana, yerimi arayana sözüm; yerim
gönüllerdedir, arayan hallerdedir, aranan yollardadır. Dünyanın düzeni; dağıtır bozanı, eğitir seveni,
öğütür döveni. Kahreden olunmasın, zulmeden yanılmasın. Zulüm; zalimin
silahı ise, alimin elnde kitab olur, sevenin kitabında zulüm silinir.
Ayağını vuran, tekmeyi savuran, sanılmasın gün bilir. Öğütenin taşına,
dağıtanın düşüne söz olmaz; kimsenin ettiği, kimsenin yanına
kalmaz. Suyun dolduğu yerde dedik, öyle söze girdik. Su
nerde dolar? Çeşmenin akanına, AŞK'ının kökenine bak. Geldiğin
gün sayandan olasın, çevreni doğduğun gibi göresin. Gerçeği
bildiğin, gerçeğe uyduğun görülür, el ele verilir. 'Uygun
mudur?' denilene sözüm, duygundur. Sorulanı sorduk. 'ALLAH'ım RAZI olsun. Dile aldı,
gönüllere verdi.' dedi, niyaza girdi. 'Çoğalır mı?' dediğin, sözü ile
girdiğin; elbet çoğalacak, ayağına sanılmasın ip gerilecek.
ALLAH'ım RAZI olsun, gönülden aldığın gönüllere dolsun. Karşımızda olanın sorgusunda, denilen gibi geldi.
Karşımızda olana. Duyandan gelse, uyana verse, söze düğüm atılır.
Öten kuşun sesinde, görülen değil, duyulan vardır; sudan gelene,
genişlik verene, söz niyaza bağlanır.

Yüz göz gönülden olsa, her kulu VEREN'i bilse, olanı olduğu yerde
görse; aydın denilen günde olunur, huzur öyle bulunur. Cümlenize selam olsun,
her alan bilsin, kainata kapısını açsın, yerde toprağı, dalda yaprağı
görsün. Benim gibi hür olsun, adı gibi çağırsın,
'AŞK'ım.' diye bağırsın, selameti merhamette bilsin. Hamuru, öyle
yoğurulmuştur.
'Çaydan aldım, dize durdum, suyun akışından
bildim.' dediğin; günde aldığındır, yerden gökten gördüğündür.
Sahipsiz kalan olmaz, söze düşen bilmez. 'Söze düşen nedir?' denildi.
Sözün değeri; gönül kırmayandadır, 'Gönül kırmıyan olmaz.' diye
yormayandadır. Sözümüz, 'Gideyim.' diyenedir. 'Dolu olanı gördüm, boş olanı derdim.' dediğin,
günde uyduğundur. Söz ile veresin, dumanı gönülden silesin, YUNUS'um elde
dildedir bilesin. Kundak dumana yol vermez, şüphe asla silmez. Şüpheyi
silelim, dumanı öylece dağıtalım. 'Gedik açıldı.' dedik, daha önce verdik. Yoğun
çalışanın yargısı, 'HAK.' diyenin sorgusu gönlümüzdedir. Resim sorulur,
RABİA HATUN. Güçlük geçilir. Engin denilir, güzele dönülür, yamalar yer
bulur, açık yerler kapanır, çirkin denen örtülür. RABİA sultan denilir,
yavrunun yardımcısıdır. Yüzde açık görülen, yavruya benzetilendir. Esen yelden, taşan selden kaçmayız; iten ile, dürten ile düşmeyiz;
ALLAH'ıma dayandık, korkuyu bilmeyiz. 'EYVALLAH.' diyelim, YUNUS adına
gelene, YUNUS misali selam diyelim. 'YUNUS misali selam nedir?' dendi. YUNUS'um
dalda gördüğü kuşa, çiçekte gördüğü kelebeğe, arıya 'Selam
olsun.' der, elini güğsüne koyar. Yeğdir solan yaprağı bilelim, solan yaprakta
dahi HAKK'ın tecellisini görelim, solan yaprağı bile incitmemeye
çalışalım. 'Öyle oldukta, birbirimize alışalım.' diyelim, her gelene
elimizi verelim, elini vermese de sevelim. sevmese de sevelim, sevmeye mecbur
edelim.
Yerimiz yönümüz, HAK diye diye geçer günümüz. Cümlenize selam olsun, güzel
günler sizi bulsun. Yeniyi buldu isek, yolumuzu bildi isek; 'Sevmeyi öğrendi.' deriz.
'Suyun aktığı yerde, olumu bulduk.' denildikte, uyuma varmış oluruz.
Seyirde gördüğün sayıdan gelmez, gönlüne aldığın sahipsiz kalmaz.
Kuyuya ses verdikte, alacağın kendi sesindir. Onun için, sesini kainata
ver ki, duyacak senden olsun. 'Kainata ses nasıl verilir?' dendi. Varolan her yaratılanı
sevmekle, kainata sesini duyurmuş olursun. Kuşun ötüşüne, suyun
akışına, ceylanın bakışına gönül verirsen; kainatın varlığına
inanmış, kendini onun ile donanmış görürsün. Günün yerini gelene bağladıkta göreceğin, en güzele uyacağındır.
YUVA'ya geldiğin günden verdik. 'Gönül kapın açık.' dedik. Ne var ki, açtığın
kapıdan önce kainatı al, olduğu gibi sev, manaya öyle gel. 'Gel.' demekten
maksat; 'Olduğun gibi uy.' demektir. Önce madde ile, sonra mana ile hemhal
olasın, olduğun ile dolasın, verilene öylece kalem uydurasın. Niyazın bol
olsun, günün niyaz ile açılsın. Güç denilen, günde derilendir. Yudum yudum
verilir, sanma desti ile dökülür. Desti ile dökülen, dağılandır; yazı ile
verilen, yığılandır. Onun için, yudum yudum alalım, aldığımız her
yudumu üç günde hazmedelim. Olumda, yudumun değeri büyüktür. Çayda gördüğünü, denizde elbet görmezsin. Dumanı dağıt. 'Gayret gerekmez
mi?' dersin. Günün olayında, gayret değil niyet gereklidir. Yedek olmaz,
duman veren bulmaz. 'ALLAH'ım.' de, niyet et: 'SEN'in ile doldum, gönlüm ile
buldum, SANA sığındım, derdime deva sordum. SEN bilirsin ALLAH'ım.'
Soruna cevab bekleme, kucağına gelmez. Olaydan görürsün, 'Şükür ALLAH'ım.'
dersin. Suyun aktığı yerden aldın, şüpheyi silesin; ne var ki, kaleme
değil mantığa yer veresin. Güçlüğü öyle yeneceksin, olduğun
gibi HAKK'a döneceksin, aradaki kapıyı açacaksın. Niyet ile aldınız, niyaz ile geldiniz, 'HAK.' diye
buldunuz, 'Hayır.' diye aydınız. ALLAH'ım RAZI olsun. Oya gibi işlenir, kuzu gibi beslenir, kuş
misali süslenir, can CANAN öyle anılır. Duman dağıldı, kulu eğildi. ALLAH'ım RAZI
olsun, sorulan gelecek bilinsin. ALLAH'ım cümleden RAZI olsun. Olduğun bilinir, güleceğin görülür. Yanımızda
olana dedik. Gönlüne asla duman koyma, arandaki kapıyı duman ile örtme. 'Elimde
mi?' dersin, unutma gönlündeyim.

Yumuşak yol bizimdir, doyumsuzluk sözümdür, dersen 'Olan
yazımdır.', huzur senindir. Küçük büyük oluşur, güzel çirkin bilişir, iyi kötü gelişir;
denilen halde kul yolunu çizmiş olur. Gezdiğin gördüğün aştığın
her kapı, öbür kapıya götürür, kapıdan kapıya selameti buldurur. 'Gerçeği bulacağım, uzun mu?' dersin, olduğun halde güneşi
perde arkasından seyredersin. Duyduğuna gördüğüne değil, olduğuna
uy. Doyan, daha yer mi? Ocağın başı, elbet karadır taşı, ne var
ki pişirir aşı. Öyle oldukta, ocağın başındaki taşın karası,
ne kötüdür, ne çirkin. Özellikte güzellik vardır, güzellik görmiyene kainat
dardır. Ağacın yücesine, duyanın görgüsüne uydun; 'Sahibsiz
kaldım.' dediğin gün, aradığını yanında buldun. Yolunu öyle
bilesin, 'Doydum.' dediğin an uyduğunu bildiresin. Uymak,
ALLAH'ımın EMİRLERİ'dir. ALLAH'ımın EMİRLERİ'ne uyduğun
an, duyduğun sana huzur verir, dumanını dağıtır. Güç olan, zor gelen
her olay, çiçek misali açılır. ALLAH'ıma emanet olasın, dilediğin an yanındayım
bilesin. Gidenden değiliz, beraberiz. Yazımız yetti,
sözümüze bal kattı. Doğuş, aydığın gündür. 'Aymak, nedir?'
dersen, kendine döndüğün gündür. Daha önce verdik, kendine dönüş,
ÖZ'e giriştir. ÖZ'ün, yeniyi biliş, olana uyuşta, ayna misali
verir. Gerçek, bölünen değil bulunandır. Bulunan nedir? ÖZ'e dönüş, AŞK'a
düşüştür. Hayal diye ördüğün, YUNUS'un dediği gibi gönülden
uyduğundur. Doğuşu bilirsen, oluşa uyarsın. Görmek, bilmek
dileğin beni. Düşündüğün gibi verdim. 'Doğacak.' denilen,
düzene uyulandır; her olay YAZILAN'dır. Çerçeve, düzene düzen koymaya benzer.
Onun için, düzeni olduğu gibi gör, olanı bozmadan al. Gayret denilen gelişir, hayrette oluşur, düğüm
atarsan, sanılmasın katılaşır. Dağdan gelen, taşa toprağa alışandır;
denizden gelen, su ile oluşandır; toprakta kalan, toz ile çamur ile
karışandır. Her olanı, olduğu yerde, olduğu gibi bil. Güçlü olsun, SAHİBİ'ni bilsin. Yeşil oluşturur, mavi buluşturur, turuncu
alıştırır, sarı geliştirir, kırmızı karıştırır, mor yarıştırır,
beyaz eleştirir; mavi tavanı, yeşil tabanı bildirir.

Güzel güne gelenler, HAK SIRRI'na erenler, 'Sevdim.' deyip gülenler
cümle ile bir olsun, kemâl denilen halde, açık denilen yolda yürüsün. Cümlenize
selam olsun. 'Koskoca dünya' denilen, kainatta nokta diye görülen, gelen ile gidenin
görüşüdür. 'Nasıl?' denir. Gelen, dünyayı olduğu yerde, olduğu
kadar görür. Giden, kainatta yürür yürür. Öyle oldukta, dünyayı nokta diye
görür. Noktada gelişen, kainatta oluşandır. Kainatta oluşan,
VEREN'in oldurduğunu, cümle ile buldurduğunu bilendir. Kaynak dağın eteğinde, aldığın bal
peteğinde güzeldir. Dost her hali ile güzel, her sözüyle özeldir. 'Yolumuz
aşamadık, düz yere ulaşamadık.' denilmesin. Yerimiz, yolumuz
düzdedir. Ayna elde, göz yüzdedir. Suyun rengi denizdedir. Denizin aldığı
göktedir. Cümle birbirine bakar, baktığı yerde akar. Dumansız olalım. Her
gelen HAK'tandır bilelim. Yazımıza uyalım. 'Bunaldım.' denilen anda,
'ALLAH'ım.' diyelim, O'ndan dileyelim. 'Yoğun çalışalım.' denildi, çalışmaya
öyle girildi. Şikayetçi olmayalım. Niyazımız var olanı görmeye, VAREDEN'i
bilmeye olsun 'Var olan nedir?' denildi. Var olan, kainatta yaratılan her
zerre. VAREDEN elbet YARATAN. Var olanı görürsek, VAREDEN'i biliriz, doğuşu
öyle buluruz. 'Kayayı dağıtayım, kum diye öğüteyim.' diyen, zorlu işe
girişendir. 'Yolumuz açılsın, kayalar geçilsin.' denilirse, zorluk ayakta kalır,
kolun yerini alır. Elbet. Öylece bırakalım. Yerini ayakta bileni el ile dağıtmayalım.
Cümlenize selam olsun. 'Dost elinden, dost dilinden selamet.' denilsin. 'Niyaz.' dedik sözü güne bağladık. Gün, dün
bende mi? Yarın sende mi? Durak, miyyarımız değil. Dileyenle oluruz,
cümlenizde buluruz.
Cümleniz bir bulduk, sevgi ile olduk. Selam olsun, gelen görsün. 'Alçı nedir?' dendi. Heykel. Gezildi görüldü. Sorum
hepinize. Ne alındı? Gelen gelmiş, binayı kumuş, gelen gelmiş binayı
yıkmış, yeniden kurmuş. Olanın ölçüsü budur. Yenileme. 'Yenileme
iyiye gitmez mi?' denilir. İyi ile kötü nerede aranır? 'Düzende.' denildi.
Düzeni, kuran değil uyan bilir. Kuran sadece kendini haklı bulur. Öykü
olsa dile gelse, dinle geç derdim. Halbuki verilen sohbettir. Yoğun çalışma
dedik, daha önce verdik. Düzden, yozdan bilinir, çiçek sevilmezse yolunur.
Sevgini ver, birlik bulunur. Bağdan her geçen üzüm alır mı? Her üzüm alan güzeli
bulur mu? Güzeli bulan şarabı bilir mi? Her şarap içen sarhoş
olur mu? YUNUS'um sessiz olmaz, söze girmeden durmaz." Üzüm yesin bilsin, şarabı
içsin görsün, sarhoş olunca, olsun." dedi yürüdü. Yoğun sözün
vergisi, gelenlerin sergisi. HAK SOHBETİ denilir, yumuşak yola
girilir. Doyum olmaz elbet, uyum vardır. 'Geldik gördük.' deyiniz, el ele veriniz, bir olunuz,
seviniz sevininiz, ALLAH'ıma emanet olunuz. 'Bağlandık.' dediğiniz
yerde bizleri anınız. Gelendeniz, verendeniz.

Yudum yudum verdiğimiz, her gönüle serdiğimiz, cümle ile bir
olduğumuz bilinir. Cümlenize selam olsun, almaya gelen, sormayı bilenden ALLAH'ım
RAZI olsun. HAK ile anılır, Adı ile bilinir, dilden dile söylenir, RESULÜ'dür sevilir,
kainata varolana Şefaatı görülür. 'Alayım.' dediğin, yumuşak yoldan bildiğindir. Elbet
alınır. Umut değil, hakikattır. Gerçek görülecek, derd denilen düğüm
olmadan çözülecek. Damla damla verilen, güğüm dolu görülendir. 'Yerden
alsam, yoldan sorsam?' deme. Gelecek, elden verecek. Dağınık olanı
derlesin. Yeniden aldığını, örmeden sardığını sanırsın. Örerek
sardın, her dönüşü bildin, öylece bildiğine uydun. Yanımızda olana. Yerini sorduğun, geleceğe uyduğundur. 'Gelişe uymayı, deneyim
mi?' dersin. Yolun açık. Kurduğun düzen, geleceğini sezene verir,
düzeni öyle bulur, kar ile buz misali güneşte erir. Değişen yok.
Sayıya verdikte, doğruya uydukta, kaygu neden? 'Denenmiş olsun,
yanlıştan dönsün.' dersin. Dağınık düzende, gönlünü üzendir. 'Dağınık
olan, nedir?' dediğin; sayıyı arttıran, kararı örttürendir. 'Kendimi
bulsam, düzene uysam.' dediğinde, 'Yerini bildiğin yetmez mi?'
derim. Yanımızda olana. 'Konuktan aldığını konutta ver.' derim.
Karşımızda olana söylerim. Sağır dediğinin, seyirden uzak
kaldığını sanma. Soğuk denen, sıcağa hazırlayandır. Kuşak
bele oturmazsa, değerini yitirir, dar gelirse sağlığını götürür. Yetmiş ise, altmış ekleme, düzeni bozdurur.
'Kahır.' diye düşündüğün, dıumanı yersiz gönlüne aldığındır.
Hasta olanın sağlığından dedim, kahrını söyledim. Yanında olana.
ALLAH'ım güzel olanı verir. Kayguyu silelim, düzen bozulmaz bilelim. Ceb
fistana, yazı destana gereklidir. 'GÜL BABA' denilen, sağından solundan geçirilen,
doğudan danışılan, batıya konuşulan; dilediğin yolda
gerçekleşir. Gerçekleşmekten maksat, yazıldığı gibi görülür; ne
var ki, niyete uyandır. Karşımızda olanın karındaşına sözüm,
yumuşak alsın sazın, düzene uyduğu gibi yazın. Saz dilenen, söz
dilenen niyet. Çağrı. Ne var ki, kime haykırdığını bilmen gereklidir.
Daha önce verdik. Sözümüz edilsin edilmesin, dağılan yaprak bulunsun
bulunmasın; kayıtta olanı veririz, 'ALLAH'ım RAZI olsun.' deriz. 'Duyana, dediğini
uyana versin.' diyene de ki: 'VAROLAN'ı bilen her kul alır, yerini öylece
bilir.' 'Sağ olana verir.' diyene de ki: 'Sağ olan bildiğini,
VAROLAN YAZILAN'ı verir. Çünkü, kainat düzenine uyduğu günden alır.'
BEZM'den alanın, dünya gününde verişi, gördüğü uyduğu kadardır.
Olduğu kadar veren, kainatı gönlü ile sarandır. Onun için, iyi kötü, güzel
çirkin, acı tatlı yoktur. Her varolan, O'ndandır. 'Öyle olanı nasıl bulalım,
nerden bilelim?' denir. Bilmeyi denersen, görürsün. Daha önce dedik, 'Güzel
çirkin demiyen, iyi kötü görmiyen; olgun kuludur.' Kulunu kuluna katan,
kulundan sorgu tutan; olumunu kendinde bulmaz, bulmadığı yerde vermez.
Yerini bilen, 'DOST ehli.' diyen, sargıyı her dalda uyan; verenin ta
kendisidir. Denizde varolan her balık, elbet yenmez. Yenenden
alınız, yiyene veriniz, cümlede HAKK'ın tecellisini görünüz. 'Duvarı örelim, çatıyı örtelim, kapıda duralım, gelene
elimizi verelim.' diyene, ALLAH'ım RAZI olsun deriz. Yanımızda olana. Ağacın dalına bak, kucağındaki taşı dök.
Doğuştan aldığın, duyuştan bulduğundur. 'Dumanı at.'
dedik, daha önce verdik. Dört, dört ile bölünür. Dördü on ile bölmeye çalışırsan,
olumsuz yansırsın. 'Kucağındaki taşı dök.' dediğim odur. Yumuşak
yol senin, geçeni unut. Korkuyu almayı denediğin an, YARDIMCI'nı
çağır. Dayandığın, günden aldığındır. Sorduğun, günden
sevdiğindir.

Güzelde güzeli ararsan, gazelde rengi görürsün, her olayda denge uyarsın.
Cümlenize selam olsun. Gelen bilen, SAHİBİ'ne uyandan ALLAH'ım RAZI
olsun. 'Denge nedir?' dersen uyumdur, renge doyumdur. Bilenin bilmeyenin uyduğu,
VEREN'in YAZDIĞI'dır. Kalede aradığını denizde görmezsin. Denizde
gördüğünü bağda bulmazsın. Olanı olduğu yerde, göreni bulduğu
yerde bilirsin. 'Sevdim güzeli, duydum dediğini.' dersen, uyduğuna
derim. Kuyuya baktın mı, sesini attın mı, rengini birbirine kattın mı?
Soyunduğun gün; doyasıya aldığını göreceksin, arındığını
bileceksin, bildiğine uyacaksın. Uyum renk ile başlar, renk ile oluşur,
renk ile doluşur, cümle O'nda buluşur. Dayandığın, yumak misali
gününe bağlar, düğümünde eyler. O an, duyduğun andır. Danışılan
gibi. 'Gerçek aranır.' diyene de ki: Kul gerçekte arınır, kul
gerçekte barınır, kul gerçekte sarınır. Alandan danışan,
danıştığı yerde bilişir. 'Geldik, gördük, döndük.' diyen;
'Uyduk.' dediği yerde yeşil ile oluşur, 'Bulduk.' dediği
yerde kırmızı ile kaynaşır. 'Nasıl?' dendi. Bulanın rengi, kanıdır
dengi. Kor olan yanandır, yandıkça yakandır, kül olup dökendir. Maviyi gören, danıştığı
yönde buluşandır. 'Buluştuğu nerde? Niye?' denir. Dönüş kapısı,
dünya yapısı. Dumana yer veren, bacaya örtü koyandır. Doğuş bilişin
başıdır, sevgi kulunun aşıdır, AŞK kainatta yoldaşı.
Kucağını açanın, açtığı yerde doğana yol verdiği görülür,
'ALLAH'ım RAZI olsun.' denilir. Görgüyü bilendeniz, kaygıyı silendeniz, dağınık
denileni dürendeniz. Selamla geldik, dost eli ile dostu bulduk. El ele
verenlere, zahmeti silenlere, 'RAHMETİ bol olsun.' dedik, selam getirdik.
Darda olana kainatı göster. Yerini bulsun, olduğu yere noktayı koysun.
Dönsün, koyduğu noktada kendini bulsun. O zaman kayguyu silecek, benlikten
uzak kalacak. 'Bağda üzüm, dağda gözüm.' diyecek, derya ile hemhal
olacak. Olaylar geçicidir. Her görgü aynı yerde olmaz, her gören aynı noktayı
bulmaz. Göreni olduğu yerde, olanı bulduğu yerde bilelim. Aynayı
yüzüne verelim. Gördüğüne güzel derse, bulduğuna sevinelim. Dilden gönülden sardı, sardığı yerde gördü. Cümlede
bildi, gönülden doldu, selamladı yürüdü. Hz.HAMZA.
'Yorum.' denilir görgüye açılır, açıldıkça perdeden perdeye geçilir.
Cümlenize selam olsun. 'DOST.' dedik, dostlukta bulduk. Selamını aldık, selam ile geldik. 'RAHMETİ
bol olsun, bolluğu bilen gelsin.' diyene de ki: RAHMETİ her an
boldur. Uyan alsın, alan görsün, gördüğü gibi olsun, şahı gönlünde
bulsun. Senden aldığını dileyene versin. 'Senden bana, benden ona.' desin. 'Güneş doğuşa, güneş batışa.' denir. Güneş
ne doğar ne batar, sadece kul gözünde tüter. Doğan batan güneş
değil, uyuştur, uyduğunu görüştür. Aydan yedek olmaz,
güneşe gölge vermez, görmeyene perde germez. 'Nasıl?' denilir. Gören de,
görmeyen de yanılmaz. 'Yanılmaz.' denilende sözüm; görüşe uyanın,
gördüğü gibi anlatanın izahıdır. Ağacın arkasından güneşi
anlatırsan yaprağı eklersin. Bulutun arkasından anlatırsan rahmeti
beklersin. Olay budur. Genişlik, yükseldikçe görülür. 'Mertebem nedir?' diyene de ki: Gördüğün sevdiğin kadar
bakışın. 'Yol ehli olan gelsin, hal ehli olan kalsın.' diyene de ki:
Olmayan, bilmeyen kimden alsın? Bilen de bilmeyen de, olan da olmayan da
gelsin. Olan olmayana, bilen bilmeyene versin. Versin ki, kendini yine de eğitsin,
kendi ile kendini öğütsün. Ocak başı bulalım, halimize uyalım. Dayadık
sırtımızı, 'Şükür ALLAH.' diyelim. Ayak aldı getirdi, saydığını
bitirdi. Yerden sağlık sorana niyazını ettirdi. Yeniye uyduğumuz,
gönülden duyduğumuz nehir misali gelir. Sanılmasın kesilir. 'Doyandan
değiliz, alandanız.' dersiniz, aldıkça duyarsınız. Verenin verdiğini,
adını dumansız bilirsiniz. 'Dayandığım kimdir?' dendi. Elbet YÜCE'dir.
Dağılan, görgü değil bilgidir. Uyulan, sevgi saygıdır. Yağın oluşturduğu, ocağın buluşturduğu,
kulun eleştirdiği sadece bir tencere aş mıdır? Yoksa yapan baş
mıdır? Üç elde oluşan, bir sofrada buluşan, katık ile birleşen
kulun aşıdır. 'Üç halde oluşan nedir?' dendi. Ocak, ateş,
tencere. Ocak yetmez, ateş bitmez, tencere tutmaz ise; aşını
alamazsın, doyumu bilemezsin. Uyum odur ki, acı tatlı bir oldukta, bir olup
tencereye girdikte sevilenden olur. 'Acı tatlı nedir? dendi. Tencereye giren,
yağı tuzu biberi soğanı alırsan, ayrı ayrı bilirsen, tadına varamazsın.
Acı soğanı pişirmezsen, tatlı diyemezsin. Kendine yöneliş te
odur. Güzel çirkin demeden, öfkesine uymadan, aksi sözü duymadan geçersen; aşın
tatlısına katıldın derim. 'Sözü sözüme uymaz, baktığım yeri görmez, güzele
uygun demez.' dersen; aşına kattığına, tadına baktığına,
dağınık olduğuna misaldir derim. Dağınıktan maksat, verilene
uymamaktır, verileni duymamaktır, sevileni bilmemektir. 'Aşım güzel.' diyen, peynir ekmeği aştan
saymayana sözümüz. Oluşa dönünüz. Gerçek, olduğu gibi alınandır.
Azdan çoktan sorulan değil. 'Az ile çok nedir?' dendi. Az, bilinen; çok,
görülendir. Deyimde hata yok. YAHYA der ki: "Az çoğu getirir, çok azı
götürür." 'Bilmece oldu, yoruma kaldı.' diyene sözüm. Gerçek, bilmece
değil çözmecedir. Nereden aldığını, nereye döndüğünü
bilirsen, az ile çokta bulursun. 'Az, bilinen.' dedik, kulunun bildiği
kadarını verdik. Görülen elbet çoktur. Ne var ki, gördüğünün ne kadarını
bilirsin? Duyanın yorumu, dayandığı kadardır. Halef selefi bilse, bildiği yerde elini verse, 'EYVALLAH.' deriz.
'Sevmeyi öğretiriz.' diyene. Kulun yargısı, olandan kaygısı kalmasın.
Dengeyi bulacak, elekten geçecek, günün yorumu gelene uyacak.

YUVA'mız cümlenize yapı, gönülleriniz HAKK'a kapıdır. Açandan, açılandan ALLAH'ım
RAZI olsun. 'YUVA'mız yapı.' dedik, gönüllere vereni söyledik. Kapı yapısız
olmaz, oluşturan yolda kalmaz. Cümlenize selam olsun. Selamı'nı getirdik,
RESULÜ'nden. 'Dağdan aşarlar, düzde koşarlar, HAK YOLU'na düşerler.
ALLAH'ım RAZI olsun.' Dedi. Görgüye verenler, olaya gülenler, doğuşa uyanlar bilmeyenlerdir.
ALLAH'ım bildirsin, bileni buldursun, hem de bilene uydursun. Cemde bulan canda
duysun, 'CANAN' desin, candan koşsun, ALLAH'ım cümlenizden RAZI olsun. RIZASI
sizlerle, HAYRI gözlerle olsun. 'Nedir?' denilir. Gözlerde hayır, güzel
görmededir. AMİN. Daire oluşur, kemalde buluşur, gelen gören karışır. Gecemiz
mutludur, cümleniz kutludur. Gecenin mutlusu, gelenlerin kutluluğundandır.
Gelen ile olanlar buluşur, buluştukta mutluluk oluşur. 'Gelen kim,
olan kim?' denilir. Gelen sizler, olan bizler. 'Alıyorum.' denilen her verdiğimiz
alınandır. Uyuldukta, kutluluğa adım atıştır. 'Daire oluşur.'
dedik, gerçeği verdik. Aydan yıldızdan değil, her rengin oluştuğu,
cümlenin buluştuğu, kucak açtığı, kainata nur saçtığı
yerden veririz. 'Aydan değil.' dedikte, görülen madde misalidir. Verdiğimiz
görülse de, dünya günü varılamayacak yerdedir. Aya varılmıştır, adım
atılmıştır. Öyle ise, maddedir, olumum manadır. Güzellik, manaya yapıdır,
manadan kapıdır. Yapınızı yapınız, kapınızı açalım. Yapıyı yıllara koyduk,
harcını elinize verdik, her hal ile gösterdik. Harcını bulana, yapıyı kurana ne
mutlu. MEVLÂNA, YUNUS, HACI BAYRAM, HACI BEKTAŞ dedik, cümlemiz geldik.
Kumunu taşını, suyunu harcını kardık, 'Olacak sizindir.' dedik, yıllardır
verdik. Kuranın, kurmayanın, kuramayanın yardımcısı olduk. Güzeli verdik, güzel
olana uyalım dedik. ALLAH'ım cümlenizden RAZI olsun. Yağdan aldığına, zeytine saydığına YUNUS'u şahit tutma,
arana ortak katma. Sen senden, YUNUS tenden sorumludur, ÖZ ile bulumludur.
YUVA'mızın sözünde cümlemizin ÖZ'ü kalb olur. YUVA'mız denilen, sohbetin oluştuğu,
dostların buluştuğu, çirkin güzel ile karıştığı, elde
güzelin oluştuğu mekandır. Çirkin silinir. Çünkü her olay güzele dönüştüğü
anda uyandan olunur, bahçede çiçeğin çeşidi görülür. 'Güzellik,
renklerdedir.' denirse bölünür. Daire öyle oluşur ki, renk şekil koku
buluşur, birbiri ile halleşir, uyum ordadır. Gayb denilen ulaşılamıyan sanılandır.
Ulaşılamıyana kapı olur mu? Yapıya yardımcı gelir mi? Sorulan cümlesi burdadır, çünkü hepsi YAR'dadır.
Geçitten aşanlardır, HAK diye koşanlardır. Son sözünü aldığın
günü düşün. HAK ile bir oldu, son nefesi öyle verdi. Açık söyledi. Doktor
olan doktora der, oğula söyler. (Doktor f.b ile rahmetli babası.) 'Okunanın üç yaprağı benimdir,
dördüncü, onuncuya kadar ananındır. Onuncudan sonuncuya kadar cümlenin olsun,
niyazını öyle paylaşsın.' dedi, niyazını selamı ile verdi. 'Adımı YAR'dan,
yolumu serden aldım, cümleye verdim. Oğulu bulduğum gibi gördüm.
ALLAH'ım RAZI olsun, anasından bulsun.' dedi, yürüdü. 'Duvak geline, el alsa, teline dolasa; günde söyler,
gelende güler. ALLAH'ım güldürsün, cümleye buldursun.' dedi, yanımızda olana,
niyaza verene yavrusu sözü ile geldi. 'Durandan almadan, sorana vermeden
geçmedim, yazı kışı seçmedim, güzel olandan şaşmadım. Niyaza
gelene, niyaza verene ALLAH'ım RAZI olsun.' dedi, yolunu gönlü ile açtı. MEVLÂNA, duyanın görenin kapısına, cümlenin yapısına
yardımcı oldu. Olacağı güne günleri kattı. 'Ne demek?' dendi. Güne kadar
geldik, gelecek günleri geçenlere katacağız, dilenen günde elinizden
tutacağız. Günün geçenine, GARİP'in göçenine kadar sözümüz
YUVA'mızda. ALLAH'ım cümlenizden RAZI olsun, dualar gecemizi açsın. Geçenlere
tövbe. Gelenin dağınık olmadığı, cümleyi bağladığı
bilinsin, bilene uyulsun. 'Dağınık nedir?' dendi. Bildik, bulduk, uyduk
denilenin düzenini bulması. Yalnız bilmenin, yalnız bulmanın olumsuza
götürdüğü, dağınık denildiği odur. Geçenin tozu gelene
serpilmesin, bilinen asla örtülmesin. 'Vardığımız netice?' denildikte,
dünyayı olduğu gibi, kainatı bulduğu gibi, manayı bildiği gibi
alalım, öylece uyalım.

‘Yol.’ diyen
handa bilen,
gözde bulan
olana
uyan;
selam ile geldi,
selamın aldı.
ALLAH’ım cümleden RAZI
olsun,
‘DOST’un YOLU.’ densin.
Niyaza yol alan,
halini külde bulan,
rızasına kalem diyen;
sözü
söz ile atmaz,
DOST’a sırtını dönmez,
gönülde AŞK’ı sönmez.
‘Dar
sokak.’ diyene de ki;
‘Sokağın darı,
olanın varını örtmez.
YUVA’nın
sözü,
dünya gününde bitmez. ’
Şah ile bilen
kölede
durana,
yol dar gelir.
‘Nasıl?’ denilir.
VAROLAN’a,
şah
da köle de birdir.
Göz ile görünen,
söz ile yerinen;
niyaz
ile arınandır,
olaylarda HAK KATI’nda barınandır,
‘ALLAH’ım.’
deyip
O'na sarılandır.
O'na barınanın,
O'na sarılanın;
şahı
kölesi olmaz,
O'nun KATI’nda
kulu kürke sarınmaz.
Öyle
oldukta;
her olayda arınalım,
her dolayda barınalım,
gönlümüze
sevgiden taht kuralım.
Diyelim ki;
‘Cümleyi aldım cümleyi buldum,
çünkü
YARATAN’ı bildim.’ Darda olanı gördün mü,
hastanın saçını ördün mü?
‘GÖREN’e
havale ettim.’ dendiğinde
‘Aldım.’ diyebilmen için,
olaylara
önce ÖZ’ün ile dön.
Daha önce verdik;
kan yakını, CAN yakını, dost
yakını denilir.
Dost yakınına,
kan yakınına duyduğunu
gördüğün
an;
‘Uydum.’ diyebilirsin.
‘ALLAH’ıma havale ettim.’ dediğin,
her hale uyduğun,
gönlünü
bağladığın;
cümle ile cümle için
olduğun gündür,
dağ
ile bağı
bir gördüğün gündür.
‘Nasıl?’ denilir.
Dağ
ile bağ nasıl bağlanır?
Bağı VEREN’den,
dağı
GÖREN’den saydığın zaman;
uyumu göreceksin.
Bağın
içinde,
bağı olduğu kadar görürsün.
Dağdan
bağı
vardığı kadar görürsün.
Öyle oldukta,
uyum;
VEREN ile
GÖREN’de bağlanır,
gönül AŞK ile
dağlanır
. Güzele uyduk,
güzelde duyduk;
çirkini nereye
koyduk?
Çirkin nerde,
çirkin kimde?
Ne tozda, ne çamurda.
Çamuru
karmazsan, kınayı kırmazsın;
tozu görmezsen,
geleni bilmezsin.
‘YA
ALLAH!’ diyelim,
hakkı HAK’ta bilelim,
kendimizde olanı bulalım,
aydın
olana uyalım.
Doğuş, o gündür;
yeniyi verişimiz, bu
gündür. ALLAH’ıma emanet olunuz,
cümleyi elde
biliniz,
el ele veriniz.
Güzellikle yol aldık, özellikle dost bildik. Sözden girdik, sesten verdik.
ALLAH'ım RAZI olsun, andığın yolda YARDIMCI'n gelsin. 'Geçitte durma.' dedik,
açıktır. Duyana vereceksin. Sayan yerini bilir. 'Yayan gideceğim.' dediğin
yolda, elini vereni bilesin, YUNUS diye anasın. Zorlu dersen, AŞKI'na erdiğindendir,
gönlüne düştüğündendir. 'Gecede durayım mı?' dersin. Gece, gündüz
cümlenindir. Senin olan yok. Şah ile köleye girdik, sözü düze getirdik. Ne şah kölesiz olur,
ne köle şahsız bulur. Ne var ki, birbirini bildikte, görüşüm düze
gelir. Zenginlik gönüldedir. Sevgini değere bağla, sayara değil.
Sayar; ayıran, taneleyen. Seçilen kulu seçenden olmaz, sevgiyi ayrıya koymaz.
Daha önce verdik, ayırandan olma dedik. Yuyan nedir? Arıtan, arayana yardımcı olan, taş iken kuma çeviren. Buğdayı
un görsen değerini bilirsin. Unutma, un olmak için iki taşın arasında
kalır. Verilen uyumludur. Ses ile söz ile yumağın uyuma katıldı, gül
misali. Gül halin, yaprak yolun oldu. Gerçeği bilenin sorgusu, dünyada kalmaz kaygusu.
Yediye gün aldı, denizde yön sordu. Her güzeli sardı, her olayı kardı. Gelecek
konuk olacak, ömre bağlayacak. Sevendensin, seveni bulacaksın, seven ile
olacaksın, seven ile dolacaksın. Sevenin ayrısı olmaz. Gideni de seveceksin.
Yuvasını yarıda bırakmasın. Yanardağ görse korkmasın. Her çeşmeye uğrasın,
'Alıştığım su.' demesin. YAHYA HAZRETLERİ'ni ansın, yardımına
çağırsın. Ağaçtan kesilmez, yaprapı dökülmez, alacağı satılmaz,
vereceği atılmaz. Yardımını dilediği, HAMZA DOST diye andığı
olsun. Yarıda bırakmasınlar. Bal ile acıyı kararlar. Balı alsınlar, acıyı atsınlar.
LOKMAN'a danıştım. Yediğini saymasın, doyduğuna kanmasın, duman
alıp vermesin. İyiye döner. İlaç denirse, nane yesin, tazesi olsun. Dayanmaya geçit bulur, yağ misali erir, çaydan şifa
arar. Ayılsın, geçtiğine dönsün, saçtığına değil. Verdiğimiz
odur. Duyana değil, dağıtana söz bağladı. Duyanı arasın. 'Yazıyı
almasın, kendini duymasın.' dedik yardımına gittik, gideceğiz, yolu aşacağız.
Duyanı dumana ekler, dumanda göreceğini bekler. Yeniye uyacak, dumanı
dağıtacak.

Niyaz yerden, nasib YÜCE'den. Duyan kuldan, gelen yoldan. (Duyandan maksat nedir?) Alıcı verici. Verenin
alıcısı. (Yani medyum mu?) EYVALLAH. Yeniyi
vereceğiz, uyana yol alacağız. Gönül kapısı açık olanları, vazifeye
katılanları bileceğiz. Daha önce dedik. Kırkbir vazifeliyi bilelim. Ne var
ki, 'Vazifeye katılacağım, kaydımı yaptıracağım.' diyene, talib olana
vazife bölünecek. Onbir'lerde, Yediler'de vazife bizden verildi. Kırkbirler'de
talib olana, vazifeyi gönülden yüklenebilene vereceğiz. Unutulmasın. Vazifenin küçüğü büyüğü değil,
yapılışıdır önemli olan. Talib olanın yükü daha ağırdır. Günün YUVA'da açılışı, yeniye yol alışı kutlanır. 'Talib olanın vazifesi nedir?' denilir. Yaprak misali. Kökten yaprağa
kadar inkarsız vermiş yaprağın hali. Onbirler'in, Yediler'in vazifesi
gövde ve dalda. Kırkbirler'in yaprakta. Yani dışa dönük. Dağıtım.
Onun için, seçen olacak, seçilen değil. Yaprak ağacın her halini yansıtır.
'Ağacın kökü nedir, kimdir?' denirse: GARİP. (Toprak neyi ifade ediyor?) Besliyen. Toprak ana, rahmet baba olur, kainatta
birbirini bulur. Madde ile mana kulunu oluşturur. (Şu halde, madde ve mana ikisi bir
arada kula lazım) EYVALLAH. Ağacımız büyüktür, rahmete her an kucak açar. Her
hal, her yol ALLAH'ıma açılan kapıdır. Yaprağı olduğumuz ağaca
uyarız. Ne var ki, değişik yaprağı olan ağacı asla inkar
edemeyiz. Vardır, mevcuttur. O halde, YÜCE'nin tasarrufundandır. Öyle oldukta,
inkar edilemez. Anca, yoz olanı görüldükte, aşıya meyyaldir. Olan olur,
olmayandan kul sorumlu değildir. Yapılacak aşıdan. Unutulmasın,
tutarsa da tutmazsa da kendi bünyesindendir. Günün yorumunu verdik. Talib olan kuluna üç öğütümüz gelir: Olduğun gibi, bildiğin
kadar, gördüğün yerde vazifeni yapabilecek isen talib ol.

‘Güç.’ denilen yenilir,
‘Olmaz.’ diyen yanılır.
Her olaya
nasıl gönül koyulur?
Ayrı geleni görme,
bilmeyene hiç
sorma.
Kumaşı aldığında, rengine baktığında;
düşündüğün
yakışandan mı?
Alınan sevilendir, sevilen övülendir.
Öyle
oldukta,
yerden aldıkta;
YÜCE’den geleni bilesin,
‘Şükür
ALLAH’ım.’ diyesin.
‘Dayandığım.’ diye düşünesin, gücünü O'ndan
alasın. Dayandığım YÜCE’dir,
güzel olan nicedir.
‘Günüm geçti,
ömrüm
geçti.’ dersen,
yanılmış olursun.
Gün geceye, gece, güne döner.
Her
olay, gelecek olayı yener.
Dumanın var ise ‘Sığındım ALLAH’ım.’
de.
Malik ol ki HALİK’i bilesin. ‘Varolanı bilişe var isem,
VAREDEN’i
bileyim,
bildiğim anda huzura varayım.’ diyesin.
‘Ben yerde miyim, gökte miyim
bilemedim.’ denilir.
Kendini
boşlukta buldu isen mesnet ara.
Unutulmasın, kul asla boşlukta
değildir.
YARATAN’ın GÜCÜ her an kulunun sırtındadır.
O'na dön,
kim ne derse desin.
Dağınık düzen kurulur,
dağılan
elbet bir gün yorulur.
Yorulduğu anda durulur,
CAN ile CANAN
öylece BİR olur.
Elden verdiğini dilden bölme,
gönülden
sevdiğini
duman ile örme.

Göz göze bakmaz, birbirini görmez. Ne var ki, iki göz birbirinden ayrı
görmez. ALLAH'ıma emanet olunuz, yerde vergiye, yönde sorguya niyet kurunuz. Var olan, varlığa yerden gülendir. Yerden maksat, yerini bilene elini
verendir, kumun olduğu yerde elini eline bağlayandır. Cumayı bildik, selama
geldik, 'Hayır olsun.' dedik. Gecemiz gelişe, cümlemiz gülüşe yönelir.
Her 'Alayım.' diyen dolanır. 'Aldığım geçerli mi?' diyenden, 'Verdiğin
münasiptir.' diyelim, kaydına nokta koyalım. Şarabı oldurana, mahzeni buldurana, 'ALLAH'ım RAZI olsun.' deyiniz.
Denenmiş yol, denenmemişi silmez, duyana duymayan yön vermez. Duranın
gidene diyeceği 'Ayağı taşa vurma, ne görsen 'Olay.' diye durma.
Yücelen, yerini 'Dost' diye alandır, gönlünde cümleyi bulandır. Sözde arayan,
gözde tarayan, ne saraydan ne tahttan gönül almaz. YM. diyelim, kayguyu
silelim. 'Ayağım sıcağa gelsin, dumanı öyle silsin.' diyelim. Gemiyi yönetene, gediği yol için açana de ki: 'Donattım gönlümü,
dikensiz gül aramadan; dağıttım dumanımı, her olayı taramadan.' Öyle
oldukta kaygu yersizdir. Dereye girenin, toprağa ayağı deyenin
duyduğu nedir? Denizden geldim döneceğim, AŞK ile donandım
yanacağım. Yanmaktan maksat, alevden küle döneceğim.
DOST ile oluşalım, DOST ile buluşalım.
Aldığımız YÜCE'den hep beraber paylaşalım. Güzel güzeli bilir, yaprak
gazeli olur, ağaç kökünde kalır.
Destan dosta, destan posta denilmez. Destan; çevreye
dolaşır, çevre ile halleşir. Duranı durmayanla katışır. Dostun
eli olana, dili diye katılalım, dumanı dağıtalım, VEREN'in verdiğine
yardımcı olalım. YUVA'mıza gelenlere deriz. 'YUVA'mız' dedik. Demir dövülür,
olanda övülür, yeni'ye yol alınır. Dıynat; almaya meyyal demektir. Meyvayı eline aldıkta, kökünü çöpünü
attıkta, ele gelen seni sevindirendir. 'Gök ehli.' denilenin yeri elbet kul
ölçüsündedir. Göğün sınırı çizilmediği, durak olmadığı yerde
mesnet diye dayanır. Gidişe uyduk, 'Yerden yükseldi.' dedik. Yerden
yükseliş, astmosferin dışına çıkıştır. 'Yerden geldik, yere
döneceğiz.' diyene de ki: 'Niyaz oldurur, olduğumuz gibi buldurur.'
Hayırdan dem alan,
güzeli her dem bulan;
yazıyı
bilendendir, olaya uyandandır.
Cümleye selam olsun,
yorumda yalın
kalsın.
Zordan yol alan,
olaydan kaygu
duyandır.
Unutulmasın,
kaygu yolunu açmaz.
Geldik
bileceğiz,
YAZAN’a
uyacağız.
Sevdik-sevileceğiz,
uyduk diye
sevineceğiz. ‘Gitsem gelsem.’ denilenin, yerden YAR’dan yargısı
olmasın;
sorgusunda, gelecekte duman aramasın.
Her kul
uyandır.
Uyduğu yönüdür. Duvara baktığında öteyi görmek
dilersen,
aşman gerekir.
Dağınık durana. ‘Dağınık
nedir?’ dendi.
Doyumda uyumu bilmeyen,
denizden karaya
dönmeyen.
Sözün özü;
'Çevremi kendim bulacağım,
her yolu
döneceğim.’ diyendir. ‘Yeniye uyalım.’ diyende,
sağdan
sola,
yerden göğe
ne varsa hepsinde ben varım.
Ben var
isem, ben de O’ndanım. Duyanın duyduğu, kökten aldığı
değil
kökün verdiğini gördüğüdür. Kök göze gelmez.
Ne
var ki meyve verdikte,
ele geldikte söze gelir. Gerçek; yolun tekliğini bilmektir,
ne yoldan gelirse
gelsin,
TEK YOL’a ulaşmaktır.
Dağda üzüme söz
eden,
mahzende şarabı arayandır. Şarabı sırladı
diye
mahzen yargılanmaz,
bağı suladı diye
bağcı yorumlanmaz.
Vazife
bellidir, olacaktır.
Gönülden yerine, gözünde oluşandır.
Nerde
olursa olsun,
nerden gelirse gelsin, sevgide buluşandır. Cepheyi
oluşturan,
sınırda buluşturan nedir? Deyişini
birleştiren. Hal ile bal ile verdik. ‘Sabit olanı ahte çevirsem,
denk
geleni sükuta versem
gerekli midir?’ denir.
YUNUS misali
yol
ile varan,
yolda her gördüğüne soran;
sorduğundan mı
buldu,
uyduğundan mı?
EYVALLAH. Suyun akışına giden, elbet
şaşmaz.
Çünkü başladığı bittiği yer
bellidir.
Nehir yoluna düşenin
sorması
gereksizdir.
Çünkü neticeye götürür.
‘Çorbaya katalım mı,
bir tutam tuz atalım mı?’ denilir.
EYVALLAH. Cumanın getirdiği
gelene
çevirdiğidir.
Güzelliğe uyalım.
Gelişten dönüşe gemiyi görür,
LOKMAN’ın selamını
iletir. EYVALLAH. Gerçeğin aynasıdır
görülen olay. YAR’dan
gelir,
serden alır,
cümleye elden verir.
ALLAH’ım cümleden
RAZI olsun.
Gözün gördüğüne, gönülden katılsın. Korkuyu bağsız topraktan sanma.
Bağını
bulursun,
seçenden olursun. Görgüyü bildiğin, yıllarca ‘Yolundayım.’
dediğin,
gönülden aldığın,
gönülden ilettiğini elbet
aldım.
ALLAH’ım RAZI olsun.
Her kul aynı yolda
buluşsun.
Yanımızda olana.
Yılların ötesinde,
yolların
katısında yoğrulduk;
görgüde eğitildik,
bilgide
öğütüldük.
Güzel günde buluştuk,
hep beraber
oluştuk.
ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun.

Selam ile geldik,
cümlede bulduk.
Sahil
yolunda
gelen gemiyi gördük.
Yoldan gelene,
handa
durana
gidenin halini sorduk.
Yolunu yolcuya
bağladı,
gönlünü cümle ile halledi.
Gelenin yorumunu,
gelen
güne bıraktı.
Cümlenize selam olsun,
selamını gönderen
sizleri
bulsun. Dost ile bağa girdim,
şarabı destide gördüm.
‘Sarhoşa sorgu mahkuma yargı haddim değildir.’
dedim.
Doyumsuzluk sohbetimizin olumundadır,
güzellik
yapımındadır.
Sevenin sevgilisi,
bilenin şarkısına girer.
‘Sahipsiz kalanım.’ denmesin.
Sahipsiz kalan olmaz, ‘Kaldım.’ diyen yolu
bulmaz.
Dört yaprak eylenir,
dört çiçek sevilir.
Dosta
aradığını,
posta verelim,
duyana, dağınık düzenden
soralım. Usunda yargıya varma, ‘Düşümde yordum.’ deme.
Gün geçti
oyun bitti.
Gönülden yoruma girdiğin,
dağınık düzende
gördüğün;
geçen günde ördüğündür. ‘Korunan kul.’ desek,
cümlenin
korunduğu malumdur. Asmadan aldığına uy,
üzümün verdiğini bil.
Taş
ile gelen,
kum ile erir. ‘Katılık.’ denilenin
günde yeri çok.
Unutulmasın;
sert-sert ile kırılır.
Taşı taşa vurursan dağılır,
taşı
kuma vurursan gömülür.
Taş misali kıralım,
kum haline gelelim,
ufalalım. Suyun aktığı yerde toprağı çamur bilen,
yolunu
verenden yolunu sorsun.
ALLAH’ım cümleden RAZI olsun. Yeşilden gelene,
maviden verene,
sarıda sorana,
morda
yorana,
kırmızıyı kazana diyelim;
turuncuyu sevenden bilelim, beyaza
bağlayalım,
gönülden eğleyelim.
Toprak eğitir,
taş
öğütür, AŞK söyletir.
Gönlünü aç.
Doyanın alacağı,
doymayana
vereceğidir. Verenden olalım,
benliği ÖZ’den silelim.
Benden
sorulsa,
senden bilinse
yeri nedir?
Elbet bilenin
söylediği dardır. Bilen neye öğrenir? Bilmediğini.
Çok
bilen, düzeyde kalandır. Yanılmayın ‘Az mı bilelim?’ demeyin.
Bildiğiniz
kadar uyunuz ki,
ÖZ’den bulasınız. ‘Aldık, bulduk, olduk.’ denildiği
yerde,
nokta koyulmuş olur.
Aslında kâinatta koyacağın
nokta yoktur.
Olduğu, bildiği, bittiği yerdir nokta. Yaşadığın
günün asla noktası olmaz. Çünkü evrende bilinmez,
bilinmeyen bitmez. (Resim
verildi: KAYGUSUZ ABDAL) Dumansız olduğuna,
amansız bulduğuna
şahit
istemedi.
Bilenin bildiğine,
görenin yorduğuna ortak
olmadı. ‘Olduğum gibi,
bildiğim kadar.’ dedi,
sevdi
sevildi,
sevdiğine sevindi. “Yerimi sorarlar,
adımı ararlar,
gelene
yorarlar.
Ne gelenden, ne durandandır;
sevabına ortak arayandandır.” ‘Çağrılan gelir mi?’ diye sorulur.
Olaydan ses verenin, ‘HAY!’
diye yalvaranın;
elbet geleni olur,
öylece kayguyu siler.
Çaydan
geçene, ‘Elini-ayağını.’ diyene;
kolunu verirsin,
kulluğunu
öyle görürsün. Göze gelen sözü açandan olur,
seyrini gelende bulur.
Döndüğün
çevrede aradığını bulamazsın,
seni arayanı görürsün,
sevgide
bir olursun. Ona de ki; ‘Doğana doyum,
bilene uyum gereklidir.’

Güneşin doğup battığı söylenir,
gece-gündüz diye
eylenir.
Gece-gün sizlere,
cümle aydın bizlere.
Gönülden
hoşnutuz,
ALLAH’ım hoşnut olsun.
Her kul
birbirinde
var olanı bilsin.
Güneşte aldığına, gölgede
verdiğini saysın.
Dargınlık çevreden kalksın,
gelenlere
sözümüz bağlansın.
Gördüğümüz erlikte,
sildiğimiz
körlükte,
elbet mucize aranmaz.
Kulunun yolunu dilediği yönde
bağlar.
Sorguyu aldık,
katı olanın doğanda çizdiği
çerçeveyi
gördük. Danıştığı yolda, yanımızda kolda.
EYVALLAH.
Gayretin
var olduğu bilinir,
ne var ki gene de yazılana uyulur.
Çiçeğin
verdiği bahçeye girdiği güzeldir. ‘Olamaz.’ denilen olur,
meyve
vermeyene aşı vurulur.
Öyle oldukta dilenen alınır.
Uyuyana de ki; ‘Ayrana verdiğini, tuzdan sahip olduğunu;
bal
ile akıtasın,
limon yaprağı karıştırsın.
Uyuyana, yanına
giden yavruyu bilene. ‘Görenden bilenden
aldığım yeter.’ de,
‘Verilen biter.’ de. Gedikten aşanın, geçtiği yerde aranmaz;
olacağa
uyanın,
sahifesi sorulmaz.
‘Yerinden ayrılmadan,
yolundan kayrılmadan
gelen kimdir?’
denilse, ‘Olumsuzluktan çıkan,
her olaydan yorumu silen.’ derim.
Yanımızda olanın.
Cumanın geldiğini, cümlenin bildiğini
silemezsin, bütünlenen ayı üçe bölemezsin. ‘Neden?’ diyene de ki;
Bölmeye
değil vermeye niyet kurdum,
yarıda kalanı sevmedim,
alandan
ayrı görmedim,
sayıyı vereni bilmedim.
Uyumsuzu bulacağım,
uyana
çevireceğim;
kuru ağacı devireceğim,
yeni fidanda
arayacağım. Çöpten atana, tazeden tutana,
alnımın terini
göstereceğim.
Çaydan zarar gören,
derede aramaz.
Var olan O’ndandır.
O,
var olanda. Varlığı bilendensen, her olaya çizgi çek. Dört dört olsa dersin, altı altı
bulursan
ayrıyı düşünmezsin.
Çağdan uzak kalırsa, dünden
bugüne bakarsan;
dünya karanlık gelir.
Aydın olanı seven bilir,
her
bilen öbürüne verir.
Verenden olalım,
dağılmadan bulalım.
Aydın
yolun yolcusu,
yolumuzun hancısı;
DOST ELİ’nin verdiği,
kayıp
denilenin güne döndüğü bilinsin. ‘Olumumda dünün örtüsü, bu günün görgüsü
var.’ diyene sözüm.
Karşımızda olanın. EYVALLAH. Doyanda açın
emeği görülür. ‘Aç nedir?’ denildi. Verilenin, yoğun sohbette
alınanın;
gerçeğe uyan, gönülden duyan sesini veren. ‘Nasıl?’
denilir.
Ses sese nasıl verilir?
Kayda aldığın, düzene
koyduğun sesindir.
Vergide bulduğun ses ile
sesi
bağladığındır. Dağa çıkan ses verse,
karşı
dağdan ses alır. EYVALLAH. Sözünü verdiğinin aldığı, sana
verdiğidir. Geçerli değil, dumanda selamet yoktur elbet.
Ne var
ki, dumanın gideceği bacayı sen açabilirsin.
Öylece
düşlediğin köprüyü geçebilirsin.
Akana uyduğun kadar,
bakana
uy.
Yanımızda olanın sorgusunda
dönük sayfa görülür.
Geçenin
açılışı.
EYVALLAH.
Konuktan beklenen, konutta sevilen olsun.
Suyundan
almadan,
soyundan bilmeden uydum,
uyandan haber sordum. ‘Gidenin
yargısına baktım,
kayguyu gönlüme kattım.’ dersin.
Gidenin katkısı
olmadı,
yerini yuvada bulmadı,
aynayı eline almadı, ‘EYVALLAH.’
dedim, bilmedi.
Dediğin elbet öyledir,
ne var ki YUNUS’um
misali, ‘Döne döne olayım,
seve seve bileyim;
elma olsa soyayım, yumak
diye sarayım.’ denildikte; sayfa yeniye dönecek,
yenide selamet bulacak.
Bilgiyi
verene uyacaksın.
Yedeğin oynadığı oyun,
aslı yitirir.
Asıl
olanı bekleyelim, yedek ile oynamayalım. Dağılanın eğittiğidir.
Şüpheden uzak kal. ‘Yerim
yolumdandır.’ de,
gerçeğe bulacağa niyaz et,
dağıtanı
düşün.
Dalından kopsa meyve yere düşer.
Ağacın
değildir artık.
Var olduğu kadar, eline alanın.
Gözün
bakışına yer verme,
ayrıdan söze girme.
Düşünde
gördüğüne,
usunda yorduğuna sevin.
EYVALLAH.
Uyuyanın
yerine gayrıyı koyma.
Hastaya kötüyü yorma.
Karşımızda olana
EYVALLAH. Daha önce verdik,
ses ile aldığını, ses ile örtme.
Durana
verelim düşünde aldığını değil,
karşımızda olana.
Hayrette seyre düşen, gayreti ömrüne mal edendir.
Yaprak yaprak vereceğiz,
döküleni
dereceğiz,
yorumuna gireceğiz. Kaçana düşman olan,
kaydını
sönük görendir.
Uymayı bilmeyen ağmayı kendine vazife edinendir.
Kaçana
düşme,
dediğini deşme.
Ne derse desin,
çevreyi
silsin.
Bağladığı başıdır,
süslediği
düşüdür.
Karşımızda olana. ‘Kaşık alsak aşa katsak,
biz
de nasibimiz alsak.’
denilende selamet vardır.
Elbet aydın günü
bileceksin. Resim alsan silinir,
isim versen söylenir.
Diyeceğin
beklenir.
Uyumda dendiği gibi bulacaksın,
öylece sevende
kalacaksın.
ALLAH’ıma emanet olunuz.
ALLAH’a ısmarladık.
Aynaya döneceksin,
kainatı göreceksin.
Yeter ki bilene uy,
doğudan batıya gönlünce duy. Genişlikte ayak bulamayan,
darlıktan
zorluğu bilendir. ALLAH’a ısmarladık. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH Gelenden selam aldık,
şahitten olayı sorduk.
Ona de
ki;
Geç olanı, güç olandan ayırdık. Yorumda hata yok.
Yoldan sorulan, uzaktan alınandır.
Durak
geçende, uyumsuzluğun verdiğidir. ‘Silemezsin denilen.’ odur.
Ne
var ki uyumsuzluk
uyuma götürür.
Nehirde olan çöpü kıyıya attırır. Görgüyü
gözden bilelim,
sevgi ile BİRLİĞİ bulalım.
Doğruyu
alandan, sana elini açandan öğrenirsin. ‘Elini açan kim?’ denir. Nasibi
sana bağlı olan, ‘ALLAH’ım RAZI olsun.’ diyen,
lokmasını eline
verdiğin,
yuvasında aşını kattıkların.
Serçeye lokma
versen, sevabına serçeyi ortak alırsın.
Öyle oldukta, sevabını nasıl
küçük görürsün?
Olaylarda saygı sevgi olmalı.
Sayıda değil, sevgide bulmalı.
Altı
altı misali alacaksın.
Yanında olana,
değişen yoldan
verene,
sözden sese girene diyelim.
EYVALLAH.
Sarı ile
siyahta ayrı görme, güzelden güzeli ayırma. ‘Sözden aldığım gibi,
sesten
bulacak mıyım?’ deme. Oldun buldun,
ne var ki gayrıyı silme.
Olgun
meyve olacak,
YAR ELİ’ni bulacak,
şafak vakti duracak,
soylu
geldi soylu kalacak. Somut örnek dediğin,
gerçeği
gördüğünü bilene de ki; ‘Kuyuya bakmadım,
vereceği ummadım.’
Ok
misali varacak,
hedefini bulacak.
Müsterih olasın,
imzaya
uyasın.
Sohbetimiz oldu, yanımızda olana verildi.
EYVALLAH.
Döneni aradığın,
dayandığına uyduğun bilinir.
Selvi
misali yüksekten aldığın görülür.
Ay gibi parlak,
güneş
gibi aydın olduğunu
bilen bilir,
seven görür.
ALLAH’ım
RAZI olsun.
Sevende buldursun. Dönüşü güne bakar.
Farkını
sorma. ‘Fener yetmeyendir, gün bitmeyendir.’ deme.
Güne dönecek,
karanlık
aydınlanacak, ‘Şark ve garp.’ diyene,
güneyde buluşmak
yaraşacak.
Öylece görülecek. ALLAH’ıma emanet olunuz.
Çağıranda
özellik,
özellikte güzellik vardır.
Ayrana el ver desem,
sütü
bilirsin,
sütte bulursun. Gerçek, bildiğin gibidir. Olumunda oyuna
yer yok. Sevgiyi bildikçe, sevdikçe sevildikçe.
EYVALLAH.
Olumsuzluk
ömrüne duvar çekmez.
Kazıya dönülür, yönsüz günden sorulur.
Dünyanın
aşılmadığı, sorgusunu bilinmediği
olayda; dolanın saygısı,
olanın
sevgisi övülür. Aşanın ulaştığı,
gecenin
kalıştığı yönden.

Yolumuz açık gönlümüz açık. Geldik gördük, EYVALLAH dedik. Selam
olsun, gönül dolsun. Çiçeğin kurusunda, güzelin yoruşunda ölçü nedir? Görene
bilene yerini alana, her gelen güzel verir. Olumsuzluk niyettedir, düzende
değil. Yoğurt ekşidi ise, özde değil sözde arayın, gününü
sayın. Dağda yüceyi, günden sonra geceyi görürsün, düzendendir. Gecenin
oluşunda, yıldızların süsü vardır, rüzgarın sesi vardır. Gönülden aldığına denizden katma, dağa çıkıp taş diye
atma, sende sana kalsın, her gelen versin. Vediğince bilirsin, dur diyende
kalırsın. Yaprak dalda, gül halde güzeldir. Gülü bülbüle söyletir, dinleyeni
ağlatır, ağlayana özletir. ‘HAK’ diyeni bekletir. Yumağın sargısına, eğildim yargısına, her kulun sorgusuna.
Gönlümce sevgi, öylece düzen gördüm. Uçan kuşun kanadı, kul bezini yamadı. Çömlek aldı eline,
kuşak sardı beline. Ördü düzene uydu, düzende güzel gördü. Olsun yazılsın,
cümleye yayılsın diye düzen kurduk. Verilenin gayesi, alanın dünyasıdır. Uyandan uymayandan deriz. Dünyanın düzeni uymayana yozan der. Verişimiz,
uymayanı da YAZAN’dan bilesin. ‘Dünyanın derdi, cümleyi sardı’ dersiniz. Gelenin verdiğinden
mana sorarsınız. Dünyanın derdi, oldurur merdi’ demeye, kulunu eğitmeye
geliriz. Eğitimde ÖĞRETEN vardır. Yardımcı olanlar, yerini bilmeli,
eğitime uymalı, uyan uymayan çağırılmalı. Öyle kul vardır, görür bilmez, yatar uymaz. Vazife aldıkta; arayana
sunacaksın, aramayanı davet edeceksin. Gelen gelir, gelmese de gün gelir uyar. Şah ile gelse, sevgide olanı görse; ne eğilir, ne
eğdirir. Seven seveni bulur, elbet cümle BİR olur. ‘Ben! Ben!’ demiyorsam,
O’nu bildiğimdendir. ‘Neden?’ denilenin sorgusu kendi kenidisine
yargısındandır. Değer ölçüsü, bilginin tartışması ile olmaz. Ayağın
götürmediği elin bitirmediği, aklın eğitiyorsa, gönlün
dağıtıyorsa, ‘Tembelim’ deme. Sevgiyi her an aldığın gibi kalsan, dağılırsın. Sevgi yüklü
gelir. Güzellik odur ki, aldığını sindiresin, her zerrende bulabilesin.
Bugün beni, yarın onu. Yeni’yi öyle verdik, cümleyi bağladık. ŞEMS Güneş’tendir, ne derse desin O’ndandır.

Küçük büyük almadık, kötü çirkin görmedik, boş sözleri yormadık,
değişmeyeni görmedik. ‘Sonsuzdan bekleneni, sonumuzdan dileneni
alacağız’ diyene dedik. Soyluya yedeğin olmadığını, soysuza,
kaderin sormadığını söyledik. Soylu nedir, soysuz nedir? Soylu, geldiğini bilen, olana uyandır.
Soysuz, uymayandır, olanı vermeyendir. ‘Niyaz ile olmayana’ denmesin. Olaydan
doyumu bilmeyen, kaydına düşmez. Doyum, uyum, alım, kalım; olduğu yerde gelişen. Demette
çiçeği ayıramazsın, rengi gibi kokusunu denersin. Sevdiğini
sevdiğine kınarsın, çamaşırı kirli diye yıkarsın. Demek ki, düzeni
kurmak, düzende kendini bulmak gereklidir. Düzeni kuramayan, yapıda
dağılır, her olaya eğilir. Ateşin rengi yediye kadar artar. Siyahken kızarır, yani kömürden
küle kadar gelir, öyle oldukta siyahtan beyaza dönüşür. (?) Kömür idin
ateş aldın, yolunu gönlünde buldun. Yanmadan olmaz, küle dönmez. Kırmızıya
dönüşürsün, turuncudasın. Turuncuda, ölümün doğuşu vardır. Siyah
olan kömür, siyahlığından sıyrılır, kömür ölür, ateş kalır. Kömür
bedenin olumu. Ölümü değil. RUH’un geçitleridir. Mavide sonsuzluk vardır, yeşilde susuzluk.
Mavi iki alemi bağlar (Yer ve gök dendi) EYVALLAH. Göç, yerini bulana
gelir, deneyde olan renkleri oluşturur, bedende geliştirici. (Her insan deneyde midir?) dendi. Elbet. Ne var ki, uyabilene ne mutlu.
Uyan yerini bulur, uymayan bulacağı yerde kalır. ‘Göç nedir:’ dendi. Onsekizbin
Alem’e denir. Kainatı oluşturan, her halde kulları buluşturan. Oluşumda alemin merdiveni verilmez. Çünkü, an vardır ki, yapılan
çok büyük bir sevabı kat kat götürür. Sevaplar dünyada yapılır, ne var ki
dilediği yerde verceğini alır, gelir elden ele dolanır. RUH’ta idrak vardır, sonsuza kadar yerini arar. Arayışta, inanışa
yer verilir. ‘Hem idrak hem inanış nasıl?’ denilir. RUH ‘Yapıcı olayım’
dediğinde, inancını dünyaya vermesini gerektirir. ALLAH’ımın izni ile
vazifesini alır. ‘Kötü RUHLAR’ geldi denilen yanlıştır. RUH’un kötülüğünden
değil, alınım değişikliğindendir. Wat derecesi yüksek
gelirse dağıtır, düşük gelirse eğletir. Olumsuz söz alır, çünkü
çeşitli sesler gelir. Nasıl ki dalga uzunluğunda, uzun dalga belli
istasyona bağlıdır. Kısa dalga çeşitli yayınları alır, bazen
birbirine karışır. ‘Net almak neye bağlıdır?’ denildi.
Genişliğe. Genişlik denen odur. Donuk olmadan, duru sudan olanı görmeden, akan su misali olacaksın.
Akan su, vericidir, değirmeni döndürücü. Tarlayı sular, gideni götürür. ‘Olduğum gibi kalayım, kaldığım gibi olayım’ dersen, kısa
dalgada yayına girersin, kendini değil derdini ararsın. Aşmayı diliyorsan,
akar su misali verici görücü uyucu ol, uymayı bil. Doyana ekmek değil su
gereklidir. Bulana dağ değil yol gereklidir. ALLAH’ıma emanet
olasınız. Verdiğimizi oku, kendi aldığını değil. Okuduğun
gibi ol çünkü sana verildiği an, senin uyduğun andır. Her an, o anı yazar.
(...) Daha önce verdik, yazıyı bırak dedik. Dalga uyuşmazlığı. Yazıya
uyduğun an değil umduğun an girersin, onun için verileni kendin
ile bölersin. (Yazıyı alan hanım için.) ‘Yazayım, olayım’ deme. ‘Okuyayım,
alayım’ de.

Yerimiz YUVA'mız, yönümüz günümüz. Selam ile geldik, sahifeye nokta
koyduk. Yorumda güçlüğe düşen, kayguyu kaygu ile deşen, meyhanede
sarhoşa soran. Yeniden çıkmadık, eğriyi vermedik. 'Almazsam?' denilir,
olacaktan sorulur. Daha önce verdik, LOKMAN'a danıştık, yerliyi yerine bağladık,
kaydını yaptıranı söyledik. Yaprak olur dökülmedik, yerin bulur sakınmadık.
Duman gider, yorum biter. 'Yanılmayan sarılmayan, günde geçenden arınmayan.' dersiniz, yemine
gerek yok, verildiği gibi. Yorumda yeniyi alalım. Yoğun çalışanın, güne alışanın yorumudur. Satıhta, geçici. Geminin
dolusu, yerdeki halısı, ne kadar cümlenin ise; kulunun varlığı da, kainatın
malıdır.
YÜCE'nin YOLU'na, söz verildi kuluna. Kucak dolusu sevgi ile geldik, 'SEVGİLİ'den.'
dedik, sözümüz verdik. Selam olsun. Dayandığımız ağaç denilir, gelenden hal sorulur. Günümüz
halimizin kaydına yazılır. Dağdaki taştan, yastıktaki baştan
alacağımız küçük değil büyüktür. 'Nasıl olsa? Nerden bilse?' denilir.
HAK SÖZÜ'nü verdikte, kul dilini çözdükte olanı alır, geleni bilir. 'Oyayı
elde, boyayı gözde alsam, sevgiyi cümlede görsem, gelişten yakınmazdım.'
diyene de ki: Ne yakın, ne bakın. Olanın düzenine, güzelin yazanına uydukta
yazan, 'Düzende yerini alandır.' derdi. Gecemizin, hayırda olanlara
yazıldığı söylenir. ALLAH'ım cümle kullarında olanı görür. Eydiğin başında, gördüğün düşünde, vurduğun taşında
düzeni görürsen, 'YA ALLAH.' dedikte yürürsen, kaygu senden uzak kalır. Hayırda olduğumuz, gerçekte bulduğumuzdur.
'Göreceğim mi yüceltir, yüceldiğim mi gördürür?' denilir. Kul
gördükçe, gördüğüne uydukça yücelir. Açan gülün güzelliği tomurcuktan
bilinmez mi? Yücelen kulun yolu, yolcu hancı misali olur. Gelene verir, gideni
görür. Yakın olduğum, duyanda bulduğum yolunu yola bağlar.
Kalemden verir, dilden söyler, uyumundan bulur. 'Sorumluluğu?' denir.
Sorunu kaideye bağlanır. YUNUS'um yolunuza, gelişen halinize, oluşan
yerinize sözü ile gelir, ÖZ'ü ile verir. Terde emeğin yolu vardır, serde
olayın düzü vardır. Olayın düzü, kulunun sözüdür. Kazıya verilen, karara
varılanda sadece yazıya uyan görülür. Karar ALLAH'ımındır. Örende emek, verende
ekmek olur. Duyanın sözüne duymayan gelir. Akan suya bakalım, ne verdi ise
çekelim. Zordan kolayı bilelim, delide VELİ'yi görelim. Deliden maksat,
yıkan değil, eken bükendir. Boş tarlayı süsleyen dikendir.
Toprağı eleseler, yaprağı besleseler, meyvayı toplasalar, gine de
diyecek sözü olur, kul baltayı bulur. Kuşağın eskisine, uşağın baskısına söz verilmez. Neden?
Aslına değil, kendine malettiğinden. "YUNUS'um yolum götürür,
gittiğim gibi getirir, her güzelden tattırır, zengine mülkünü sattırır,
bülbüle gülü sevdirir, AŞK ile gönülü doldurur." 'Ayağım
götürsün, bilene uydursun.' diyene de ki: ALLAH diye yola çıkan, ALLAH diye
yola bakan elbet aradığını bulur, bağlı olduğu düzende kalır.
Soyluya söz verirsen geçeni okur; soysuza söz verirsen, rızkını dokur. Koşuya
giden ata yük vurursan sırtından atar. 'Azık sende sana kadar, iman bende bana
kadar.' diyene de ki: Herkesin nasibi kadar. Arayanda kainata kadar. Doyanda midesi
kadar. Cenk ile alınan doyumda olmaz, doyana ye denilmez. 'Duydum güdeceğim,
davarda dağınık olanı toplayacağım.' diyene sözüm: Duy, düşün.
Giden ile bir olursan, düzende olumu bulursun. Defterin yazısında gücünün
gerçeği vardır. Var isen. Olanın düzeninde gerçeği dedim, gerçeği
denedim. Sözüne yer yok. Sadece gerçeği bildim, bildiğim gibi uydum
dendikte, günün olumunda defterin duyandan sözünü alır, olumunda gerçeği
verir. Denilen odur. Günün yergısını gecede bul, yılın yargısını bu gecede gör.
Ördük, günümüz gördük denilende, eylemden kendimiz pay aldık demektir. Ağacın gölgesine, her kulun belgesine ALLAH'ım
sevap yazsın, sevabı gönlüne katsın. Eş ile kardeşte, dost ile arkadaşta,
komşu ile yurttaşta, yurttaş ile katılışa uyanda, dostluğu
gönülden duyanda, dininde imanında YAR ADI ile geldi. 'ALLAH'ımın kulu idi.'
diyesin, sevesin, sevesin. YARATAN SEVER, seveni ÖVER. 'Sevdim.' diyene, seven
gönderir, seveni sevene buldurur. Dost düşman demeyelim, düşman deyip
kapıya koymayalım.Yapıda yeri vardır. Ne var ki bildiği dardır diyelim.
ALLAH'ım genişletir, bilmeyene bildirir, bir nefese yettirir, bir nefesle
bitirir.
Yorumda hata yok. Yoldan sorulan, duraktan alınandır. Durak; geçende,
uyumsuzluğun verdiğidir. 'Silemezsin.' denilen odur. Ne var ki, uyumsuzluk
uyuma götürür, nehirde olan çöpü kuyuya attırır. Görgüyü gözden bilelim, sevgi ile BİR'liği bulalım. Doğruyu;
alandan, sana elini açandan öğrenirsin. 'Elini açan kim?' denir. Nasibi
sana bağlı olan, 'ALLAH'ım RAZI olsun.' diyen, lokmasını eline verdiğin,
yuvasında aşını kattıkların. Serçeye lokma versen, sevabına serçeyi ortak
alırsın; öyle oldukta, sevabını nasıl küçük görürsün? Olaylarda saygı sevgi
olmalı, sayıda değil sevgide bulmalı. Altı atlı misali alacaksın. Yanında olana, değişen yoldan
verene, sözden sese girene diyelim. Sarı ile siyahta ayrı görme, güzelden
güzeli ayırma. 'Sözden aldığım gibi, sesten bulacak mıyım?' deme. Oldun
buldun, ne var ki gayrıyı silme. Olgun meyve olacak, YAR elini bulacak, şafak
vakti duracak, soylu geldi soylu kalacak. 'Somut örnek?' dediğin. Gerçeği
gördüğünü bilene de ki; 'Kuyuya bakmadım, vereceği ummadım.' Ok misali
varacak, hedefini bulacak. Müsterih olasın, imzaya uyasın. Sohbetimiz oldu,
yanımızda olana verildi. Döneni aradığın, dayandığına uyduğun bilinir, selvi misali yüksekten
aldığın görülür. Ay gibi parlak, Güneş gibi aydın olduğunu bilen
bilir, seven görür. ALLAH'ım RAZI olsun, sevende buldursun. Dönüşü, güne
bakar. Farkını sorma. 'Fener yetmiyendir, gün bitmiyendir.' deme. Güne dönecek,
karanlık aydınlanacak; şark ile garp diyene, güneyde buluşmak yaraşacak,
öylece görülecek. Çağıranda özellik, özellikte güzellik vardır.
'Ayrana el ver.' desem, sütü bilirsin, sütte bulursun. Gerçek, bildiğin
gibidir. Olumunda, oyuna yer yok. Sevgiyi bildikçe, sevdikçe sevildikçe;
olumsuzluk, ömrüne duvar çekmez. Kazıya dönülür, yönsüz günden sorulur. Dünyanın
aşılmadığı, sorgusun bilinmediği olayda; dolanın saygısı, olanın
sevgisi övülür. Aşanın ulaştığı, geçenin kalıştığı
yönden.

Yeminli olmıyalım, kayguya vermeyelim. Halimiz ile bildik, yolumuz ile
verdik, 'Dayandığımız ALLAH'ım.' dedik; keseyi dikene, kumunu dökene,
dumanı dağıtana selam getirdik. Yanındaki. 'Güneşe baka baka' dediği; RESULÜ'nün yanında, YAZAN'ın
EMRİ'nde demektir. 'Sözü verilmez mi?' denir. 'Yakınında mı?' diye
sorulur. Gelebileceği, verebileceği yerdedir. GÜL'den alanın, Güneş'ten bulanın yanındayız.
Öğrencidir. Kadrede bildi, kaderde uydu, selameti HAK'tan diledi.
ALLAH'ıma emanet olunuz, bulan ile bulanı arayınız. 'Nasıl?' derseniz; niyaz
ile.

'Yemeniyi giyeceğiz, çağırana gideceğiz." dedik, daha
önce verdik, söz ile ÖZ'e sunduk. Cümlenize selam olsun, yumuşak yolda her
kul birbirini bulsun. Can ile CANAN ayrıda değil, cümle kulun varlığı gayrıda değil.
YUVA'mızın yetmediği sanılmasın. Dost dostu sağda arar solda arar. YUVA'mızın
özelliği, veriştedir güzelliği. Gönül gezer, yol uzar. Olmuşu
YUVA'da verdik. 'Yoldan geleceğiz, yola gideceğiz.' dedik. Minare müezzin ister. Gönüller aradıkça yolumuz açıktır. Gerçeği
arayana vereceğiz, nerde olsa gideceğiz. Yoruma verilmeden açık
söyledim. Yaprak yaprak açılacak, her köprüden geçilecek. Bahçe zümrüye oldu,
park olacak cümlesine açık gelecek. Park ormana dönüşecek. 'Bahçeye sahip
oldum.' diyen, parka da ormana da sahip çıksın ki, kendi eyleminde genişlesin.
'Ayrı yok.' dedik, daha önce verdik. Sorulanı diyelim. Yudum yudum içtiğini, genişlikten
kaçtığını söyleyene de ki: Kayguya yer yok. Ne var ki, hekimi değiştirsin,
yemekten sakınmasın, yoruldum diye bakınmasın. 'Dinlenmesi gerekli.' denilende,
güneşten yardım istesin. 'Olmazsa.' denmesin, kayguya yer verilmesin. Niyazımız
cümledir. Danıştığı yerden soluk alamadı, huzuru bulamadı. Doğuştan
değil, oluştan. Yeniye yer bulur, geçeni unutur. ALLAH'ıma emanet
olsun, derman diledi bulsun. 'Ağacın yaprağıyım, bahçenin toprağıyım.'
diyene yumuşak yolundan alırsın, gerçeği öyle bulursun. MEYDAN sana açıldıkta,
dar köprüden geçildikte; ayna misali göreceksin. 'Kime?' dendi. Yanımızda
olanın karındaşı.

Geçenden yer, gelenden yol sorulur, helva şeker ile karılır.
Cümlenize selam olsun, tadında selamet bulsun. Ocaktan beklediğin, kucağa eklediğindir. Demir ateşte
erir, kul şekilde bulur. Yanan ocakta kaynayan aşta, katılılışa
uyan görülür. 'Nasıl?' denilir. Kaynayan aşın tadını veren, katkısında
olan, acı tatlı tuzlu; birlikte bir olur. Ancak kaynadıkta, yenecek hale
geldikte tadını verir. 'Anda değişen yok.' denilir. Bekle gör.
Gezenden yol sorarsan, düzünden verir. Yozandan hal sorarsan, taşlı yolda
yürütür. Çetin ceviz denilir, kayguya kaygu eklenir. Unutulmasın, ne kadar
çetin olursa olsun; taş ile kırıldıkta ele gelen özüdür. Serti sert ile
kırarsın, elde olanı bilirsin. Nadan olan, seyirde taşı başa alandır.
Dost dediğin, dost bildiğin, gerçeği ÖZ'ünden sakladığın görülür.
Aynaya baktığın gibi görürsün. Gülenden ol ki, güleni göresin, ÖZ'ünü öyle
bulasın. Kul önce kendini bilmeli ki, yanılana yol açabilsin. Ona de ki: 'Yumuşak
elde, yumuşak dilde, dost olamadın; gerçeği Dünya töresinde
bilemedin.' Dünya, dertliyi dertsizi eğitir, bileni bilmeyeni öğütür.
Bilenden ALLAH'ım RAZI olsun, bilmeyene aratsın buldursun. Derdini donatıp
yerinden atana, söz ile gönlüne zehir katana. Güneşin verdiğine, çamurun ördüğüne perde kapatanın; güneşten
sözü olmaz. Kayguya yer yok. Aşın pişer, sabırda selamet görülür.
'Yakın mı?' denilir. 'Aşım pişsin, sofraya gelsin.' diyeceğin
gün yakındır. Katılanın değeri büyüktür. 'Aşın tuzu misali oldu,
niyazım ne olsun?' dersin: YUNUS'um yerden bilir, selden arar yoldan sorar.
'Sorguda yanık kokusu var.' der. 'Yaprak daldan kopmaz, çiçek elden çıkamaz.
Dal, yaprak ile bezenir, çiçek ile süslenir.' dedik. Niyazını sorarsın. Gölün
suyunda, gelişen genişlikte, halleşen görülür. Ne var ki,
denizde kendini temizleme olayı mevcuttur. Temizlemeden maksat, yenileme. 'Aşım
pişmeden, dağınık düzeni deşmeden, uyanamam.' deme. Ne denirse
densin, söylenilene uyulsun. 'Ayağımı götüren, elimden alsın.' dersin,
yerinden ayrılana sitem edersin. Destek bildiğin nicedir, güveneceğin
YÜCE'dir. Gerçeğin aynası düzendir. Düzeni kuran YAZAN'dır. YAZAN bozmaz, kulun
gücü bozmaya yetmez. Kayguya yer yok. Gayretin yeri değil. Yorumda ayrı
yok. Sebep sorulsa, geçitte yorulsa, değişen sadece düşüncedir.
Düşene el veren, 'Destek olayım.'diyendir. Unutulmasın, el veren de düşebilir.
Dumanını veren, ocağı bacasız kuran. Güneşe baktıkta, 'ALLAH'ım.'
dedikte, niyazını verelim. 'YASİN okudum olacağı bekledim.' dersin.
YASİN'de niyazın büyüğü vardır. Denizden göğe kadar. Kırkbir YASİN
oku, ALLAH RIZASI için, cumadan cumaya. 'Yeniyi alayım, niyazımı bileyim.'
dersin. Dumanını dağıtmana SALAVAT gereklidir. 'Dört yönümü göreyim, dört
günümü dereyim.' dersin. Niyazına ekle, geçen günü bekle. Gönülden uyan,
sebepsiz kalan gün. 'Günün sebepsiz olduğu görülür mü?' denir.
Kuluna sebep kapıları kapandıkta elbet görülür. ALLAH'ıma emanet olunuz.
Niyetin güzelliği, sebep kapılarını açar. Kul öylece güzelden güzele
geçer. Niyet kötü oldukta ALLAH'ım güzeli örtmez, sadece niyetini kötüye alanı
sebepsiz bırakır. Daha önce verdik, adını bildirdik. Aşın tuzudur, günün
tezidir. Gerçeği veren, bilmiyene gösterendir. Hayırdan uzak kalma,
kendinde kötü görme. 'YAZAN'a uydum, güzeli göreyim dedim.' diyesin, niyazına
ekleyesin. ALLAH'ıma emanet olasın. ALLAH'a ısmarladık. Yavruyu verdik,
YUNUS'um ile gördük. 'Gördüğümü.' dediğin de odur. Yazdan kışa bakınır, odun ile yakınır, bol su der
yıkanır. LALELİ. Yaprak yaprak açılır, gölgesine geçilir, HACI BAYRAM
denilir. Gününde gelen bakar, tozdan yerini atar. Geçicidir. Yardımında olanın,
HAMZA DOST diye anıldığı bilinir. Gedikte müymin bilinir, yapıda görgü
aranır. Günde sözü çok gelir. Geçicidir.

Yemeniyi giydik,
YAR yoluna durduk,
her kulu ile seyrana
daldık,
güzelden bulduk,
YUVAMIZ’dan selam aldık.
‘Dost ile dost kalalım,
her derde deva olalım.’ dersek, devayı
ALLAH’ımdan dileyelim.
Öten kuşun sesinde,
yer bilenin
ÖZ’ünde; yolunu bilen vardır, sevgi ile ören vardır.
Oyuk ağacın
gövdesine geldikte,
kuşa yuva olur,
yaprağında kendini
bulur.
Herkesin yeri bilinsin,
her olayın yönü bulunsun.
Açıklık eğitici olur. Eğitici yönden alırsan, eğitir.
Tenkitte kalırsan, dağıtır.
Dayanan olmasa, destek gerekmez.
Görgüyü yorumda yapanın sorunu geçicidir,
yeni sorunlara meyyaldir. Görgü bilimde olmalı ki,
eğitici
olsun. ‘Acaba?’ denilende,
şüphe
vardır.
Şüphede yol dardır. Acabayı silmeden,
nokta
koyamazsın, dumandan çıkamazsın.
Doyuma
aldığını, uyumdan çözemezsin. YUYAN yaydığı gibi,
uyan
gördüğü gibi,
HAKK’ın YAZDIĞI gibi.

Yerden yoldan, dileyen her kuldan gözümüze gelenler, ÖZ'ümüzden olanlara
selam olsun. Geldiğimiz yol götürür, dileneni buldurur; 'Gerçek nedir?' denilende,
kapıları açtırır. 'Görgüye uymayan, yapıda yerini almayan?' derseniz, yanılmış
olursunuz. Yapıda çeşitten özellik alınır, bütünde olumu görülür. Sebepsiz
geliş olmaz, değirmende buğday bütün kalmaz. 'Eğittim öğüteyim,
topladım dağıtayım.' dediğin günde yerini almış olursun,
'Gerekeni gerektiği günde bildim, verilene gönülden uydum.' dersin.
Gönülden uyduğun görülür. (Kime
söylüyorsunuz?) Gemiden geçen, yolunu seçene; duyandan aldığını,
söyleyene veren. Aldığı gibi güçlü, sevdiği gibi. Kayhan denilir,
yapıdan aldığı görülür. (Toplantıda bulunan
canlardan birinin ismi.) 'Dürdüğüm verir mi, sardığım çürür mü?' deme. Daldan
aldığın, kökten bulduğundur. Gerçeğe uymayı denedin, dönme.
Almaya yönelse bile, olamaz, gücü yetmez. Doğuştan aldığın gibi
uydun. 'Çevreyi seveyim.' dediğin, yörede kalmasın. Çaydan aldığını
kuyu vermez, deryada bulduğunu çay göstermez. Gördüğün gibi bilmeyi
dilediğin açıktır, yoğun çalışmayı denediğin uyumludur.
Kayguyu sildiğin gün, günden güne açılacak, geçen olaylar bakır sahana
altın kapak misali örtülecek. Çağdaş olayda görüntüyü alan, gedikten
kalan vardır. Yardımcı olmaya çalış. 'Bilmekten uzak kalırsam?' deme,
yalnız değilsin. (Kime söylüyorsunuz?) Değirmene
un veren, ununu gelene dağıtan, Güneş'e 'Doyumsuzluk verir.' diye
bakan. İBNİ SİNA. Görüşte ayrılık yok. Rüyada hastaneye
götüren o idi. Yediden yetmişe uyduğun, sevenden aldığın;
çevrende açılır, el ele geçilir. Yardımında olanın, her an gelebileceğini
unutma. Sadece çağır anında gelir. İnandığın kadar güzeli bulursun, niyazın kadar
şüpheyi silersin. Selamın ona olsun, olduğu gibi kalsın. (Resim verildi: İBNİ SİNA) Resimden aldığın, SİNA'dan bildiğin,
genişliğe açılır, eli elindedir bilinir. Eşinden aldığın, düşünden verdiğin
gerçektir. Eşinin sözünde, yolunun düzü vardır. Eşinden
aldığımız, 'YARDIMCI'm nerde, kimdir?' dediğini bilenlerdeniz. Adına
sevindim, sırtına destek oldum. Dünyayı bilenin, SAHİBİ'ne uyanın,
nerden olursa olsun, kimden gelirse gelsin, yardımcısıyız. 'Sırtımda elini
duydum.' dediğin günü hatırla. EYVALLAH, bendim. Geçici değil, ömürce
yardımındayız. 'Dört yaprak alayım, dörtte biri bulayım.' dersin. Dörtte dört senindir.
Açık aldığın örtü tutmaz, güzeli gördüğüne çirkin katmaz. Göz dilde,
güzel halde bilinir, dünyanın verdiğinde sayıda kalınır. Ölçüyü geçme.
'Yemeniyi giysem, yola çıksam.' dediğin, gelen güne gerçekleşir.
Denizden gelecek, balıktan bilecek, saygıda kalacak. (Kime
söylüyorsunuz?) Yolumuzda olandan sorana, doğudan batıya gelip
gidene, her olayda düğüm görene. Gözden aldığın şeker misali erir, eridikte
dahi gine tadını verir. 'Çağınız yerini almadım, gündeki düzene uymadım.'
dersin, duvarın ötesinde bilmeyeni ararsın. 'Yerim olduğu gibi güzel.' de.
Olanı olduğu gibi sev. Gözünden kaçana, 'Hataya düşerim.' deme.
Bilenin hatası geçicidir. ALLAH'ıma emanet olasın. Çamaşır yıkayana sabun, bezini dokuyana iplik
gereklidir, 'ALLAH'ım.' diyene, kulu gereklidir. Göğün yerden
aldığı, yerde kulun gördüğü doğuştandır. AŞK'a düşenden,
AŞK'ı ile yakandan sorumuz. 'Nerden geldin, nerde buldun, nerde
oldun?'Gelişten biliş DOST ERİ'nde olur. DOST ERİ; dağıtmıyan,
gününü yaban ile eritmiyendir, gözünü AŞK'tan başkaya açmayan. Kuluna
köle olmadın, kölede değer bulmadın, YUNUS'um ile oluştun, MEVLANA
ile buluştun, HACI BAYRAM'a danıştın, EYYÜB'üme konuştun,
gölgeyi bilmeden aştın, aşan ile ulaştın. ALLAH'ıma emanet
olasın. Sözüm senin. Katta gidenin, hatta sorulanı olmaz, geçenin derdi gönülde
kalmaz. Uyum doyumdur, deme 'AŞK'ım huyumdur.' Daldan dala dolanan, günden
güne eğlenen dosta 'DOST' dersen, katıyı ağıza almış olursun. AŞK'ını
YUNUS misali dolaştır. Dağda, ağaçta, toprakta, çiçekte sevgi
vardır, onlarla halleş. Hal ile vereni beklediğin güne kadar. Vergimiz, çevrede. Görenin, aynası vardır. Doğuşun
ötesinde, gerçeğin katısında, kul kendini bulur; ceviz kırıldıkta, özü ele
gelir. Geyik misali olacaksın, sevgiyi verenden alacaksın. 'Umduğum
mudur?' dersen, EYVALLAH. Doğudan batıya gelene. Cayandan olma, dönse bile.
Yağına su kattı ise sıçrayandan olur, yağı kızdığı zaman suyu bittikte
durulur. 'Gözünü açmadı, dünyayı seçmedi.' deme. Gerçeği, suyu bittikte
bulacak. Ayna elinde olsun, gördüğün sana gülsün; seyrine gelmiyen, düzene
uymayan, senden uzak kalsın. ALLAH'a ısmarladık. Dağdaki kuşun verdiğini denizden
beklersin, yayıkta olan ayranı suya eklersin, gözünden uzak olanı gönülden
atarsın, dalda ele gelene bakarsın. Değerler, kendi ağırlıkları ile
sınanır; varolan, uyduğu ile denenir. Yargın kendin ile olsun, gideni
bırak ALLAH'ım yargılasın. Koyun kuzu ile, kulu yazı ile uyar, seven
sevdiğini duyar. Dilediğin oluşur, yerini alan buluşur.
'Dört yaprak.' dedik, daha önce verdik. Aştığın köprüde, 'Douyumu
almadım.' dediğin, güne bağlandığındır. Dilediğin olacak,
derd değil. Sayıdan sorarsan güne bağlarsın, günde olanı gelen ile
çözersin. Adını gelecekte verir, aramızda soru anında olur. Şahit
gerekmez. Doğuşun, genişliğe yol aldığı isim. ALLAH'ım
bilir, İZİN verdiği günde verilir. Asla. Her gelen O'ndandır, değeri
sevgi ile beslenir.

Yerden gökten alınır,
her olayda görülür.
Düzenin
yozanına güzelin varlığını versem, ‘Benden.’ der.
Doğuştan
alığımıza uyalım,
uyduğumuz yönde yürüyelim.
Yedekten
almadan,
özette kalmadan;
olanı olduğu gibi,
dumanı
verdiği yönde bilelim. Yedek;
kendine ait olmayan fikir.
Sevgi içinde olan,
kendini silendir. ‘Öbür alemde ses ile mi konuşulur?’ diye sorulur.
Ses kul
içindir, düşünce akımdır.
Akıldan
dilediğin,
düzenin tozuna,
güzelin azına değinse cevabı
gelmez.
Şöyle;
Düzende yerini bilmeyen,
varlığına
uymayanın sorusu
kayguya yol açar.
Çünkü alacağı cevap,
en
güzeli en doğrusu olduğu halde,
yorumu onu kayguya götürür.
Geçerli
değil.
Çünkü değeri senin için
çok yüksek olduğu
halde,
’Yarım düzende söz etti,
sözde duvara yattı.' derler.
Diyenin
diyeceği değil, düzenin
sana vereceğine gönül koy. ‘Düzen bana ne verir?’ deme. Düzen seni sana buldurur.
Düzen
denildikte;
memleket konumu ile nizamı değil,
HAKK’ın
tecellisidir.
’Yaprak oldum dökülmeyen,
düzen buldum eğilmeyen.
Sadece ALLAH’ıma yöneldim,
düzene O’nun HÜKMÜ’nde diz büktüm.’
diyesin.
Ne derlerse desinler,
düzende kendilerini bulsunlar.
Çiçeği saksıda görürsen
bahçeni seversin,
vazoya koyarsın
yuvanı
süslersin.
Ne var ki, vazoya
konan geçicidir,
bahçeye ekilen devamlı vericidir.
Asma ekilir, verimi beklenir.
Unutulmasın, önce koruk denilir.
Koruk olmasında hata asmada mı, toprakta mı,
korukta mı? Düzendedir, düzeni yapandadır.
Öyle ise, hata değil nimettir. ‘Üzümü sergiye koyduk.’ denildikte,
pazardan
aranır.
Destiye girdikte,
sarhoştan sorulur. Nerden
aranırsa aransın,
kimden sorulursa sorulsun;
yerini bulur,
elden
ele gelir.
Gerçeği aradım, ayrıntıyı taradım.
Yöresini
töresini, bildiğim bilmediğim
her yerde gezdim.
Her sorusu olandan aradığını sordum. Öyle derine daldım,
öyle
yükseklere çıktım,
ancak girdapta gerçeği çözdüm. Sevenin sevgisi dolduğu yere kadardır. Dolduğu gün doyduğu gündür.
Ondan
öteyi arar,
başka bir sevgili değil,
YÜCE’nin SEVGİSİ.
Ömrün vergisi; kulun yargısına yer verir,
zamanına değil. Her kulun ömrünce defteri olur,
sanılmasın
elinde kalır.
Son yaprağa geldikte,
son satırı okudukta
‘EYVALLAH. ’ der göçer.
Afaktan değil,
şafaktan yol
sorarsan;
verdiğimiz açılır.
Her kulun yaşantısında,
dönüşe
meyyal günü vardır.
Dönüşte gönlü dardır. Yerini buldukta
kayguyu sildikte;
öyküsünü
bulur, kendine güler.
Bir
sorudan bin soru alırsan,
saygınlığını kaybedersin. Sorular ayrıntıya düşürmesin.
Olduğu
gibi,
bulduğun kadar veririz. Sadece manada derinliğe ineriz.
Manada
arayıp
maddeyi didiklersen bocalarsın. Seferden yol soran,
seherde sel
görendir.
Soruları açtıkça kapanırsan,
sorun genişledikçe
kendin
daralırsın. Yersiz korku, yersiz olayı karartır.
Ağaya sorarsan, kölenin gücü zayıftır. Aslında kurulan düzen bozuktur.
Köleye
gücünde iş verirsen yakınmaz. Ağa bilenden ise, vereceğini sakınmaz.
Düzenin
seyrini bilmeyen;
çatıya çıksa merdiveni aramaz,
zeminde kalsa
kapıyı sormaz. O’ndan geldik,
O’na döneceğiz.
Kendimizi,
şüpheleri sildiğimiz gün
bulacağız.
Kulun kaderinde aç kalmak var ise,
dağlar taşlar
ona verse,
deniz nehir ona gelse,
gene aç kalır.
Aç ile
tokun yeri, seçtiğinden değil
geçtiğinden
olur,
yazıda yerini bulur.
Devrilen ağaç dünyanın sonu olmaz,
yeni ağaç dikilir. ‘Devrildi. ’ dediğin ağaç dahi
sana verir.
Odun olur ısıtır.
Otağda oturan sultan, nasıl ki kendi yöresini güzel görür,
bendegâna
töresini bildirir.
Gönlünü bağladığı çevrede
enflasyon
olduğu anda,
çevresine cenkçi geldiğini söyler. Ahengi gördüğü anda
sarayına
çekilir. Araya sultan ile bendegân misali
mesafe koymalı. Enflasyon
dostlukta da olur, madde ile de
gelir.

Olmayan gelmez,
bilmeyen bulmaz.
Selam olsun,
cümle
bulsun.
Sorusuz oldukta,
sahifeye hata bulmayalım.
Yargıya olaylar
yönünde düşmeyelim.
Yıldızdan aldığını verene
uyar,
şimşek misali havada duyar.
Bol rahmet getirir,
bulur
buldurur.
Kayguya yer yok. Unutulmasın, şimşek
bulutların
çarpışmasıdır.
Bulutların çarpışması da, bol rahmet getirir.
Dediğin
olaylar odur. OMAR. Koyun postu yere gelse,
kul üstünde dize gelse;
koyuna değil,
postuna
değer verdiğidir. ‘Yıldızdan veren.’ dedik,
yıldız gecededir.
Elbet gecenin gündüzü vardır.
Gündüzde güneşe baktıkta, gece yıldıza
güler.
Kainat düzde olana değil,
ÖZ’de gelene verir.
Gözünden
sorduğun,
gönlünde gördüğün paylaşılmaz, senindir.
‘Yumuşak olsam
yolumu bilsem. ’ dersin.
Uyduğun
görülür,
sevgin her dost ile örülür. ‘Vazife alayım mı?’ denilende;
yapıya
taş eklersen, görevinden hoşnut
olurdun.
Öyle oldukta, ‘Talibim. ’ dersin, kurulan binada
taşını eklersin. Gittiği yerde, döndüğünü
bekler.
Doğuşunu değerlendirse,
gününü geçitte
bulurdu. Koyun postu,
cümle
dostu bağlar.
YUNUS’um gittiği gibi
dolandığı yönde.
Çünkü aldığı kanda,
sevgi mevcuttur. Akmayan nehir olmaz.
Aşmaya
çalışır,
demir tavındadır.
Geçitten aşacak.
Niyazın
onunla olsun,
OMAR’ın adaletinde kendini bulsun. ‘Yeter. ’ demeyecek,
çünkü
aldığı maziyi ağır bulmayacak. Yardımcısıdır OMAR.
Kaşık elde, sofra
düzde,
çorba sizde. ‘Sofraya
davet edelim, çorbaya kaşık
atalım. ’ dedikte, yerimiz bellidir.
Sözümüz verildi. Olduğun
gibi,
bildiğin kadar.
Talip oldu isen;
güneşten aldığın
kadar,
sevgide bulduğun kadar,
halde uyduğun kadar
güzelsin. Çevreye dönelim,
verelim
verelim.
Aramana gerek yok,
verene talip çok.
Dediğin
günden bugüne getirdik,
sofrayı gördük,
çorbayı koyduk.
Sen
kapını aç,
ALLAH’ımın emanetinde olandan
kayguya düşme. Yeşil renkten alacak,
güzeli öyle bulacak.
EYVALLAH.
Verilenden almadın mı?
Daha önce verdik, ‘Yolu yolundur.’ dedik. EYVALLAH. Göçün getirdiği,
sevenin
götürdüğüdür.
Seni sınadı,
gönlünü denedi. Köprüyü geçene,
güzeli seçene;
yeşil
renkte yön verdi.
Sahipsiz olan yok.
HAK İZNİ’nde kaygu
yargıya gelmez.
Sözümüz niceyedir, gönlümüz cümleyedir.
Renklerde
bütünü bulalım,
tadında acıyı tatlıyı bir bulalım.
Şekilde
kalmayalım.
Yemeyi bilene ‘Ye.’ demek ne kadar yersizse,
sevmeyi
bilene ‘Öv.’ demek o kadar yersizdir. Sorunun cevabında
alacağın cevap,
açığı örtmez,
kul dünyaya beden ile tekrar tekrar gelmez.
Alemlerde
gezinir,
kendini orda tamamlar.
Ne var ki, başka ölçüde
ve başka şekilde.
Bedenden arınmış.
EYVALLAH.
Ne var ki, gene de
olduğu yerde
olduğu
gibi. Bilemeyeceğimiz şekilde.
Daha önce dedim,
vereceğimiz cevap gene de açığı örtmez.
Çünkü örtmeye kul idraki yetmez.
Yetmeyene koşmak, her olayda şaşmayı getirir. Gününüzü biliniz,
bu günde ne olmak gerekiyor
onu yaşayınız. ‘Olmuyor. ’ dediğin olacak.
Görgüyü
açan,
yazıya uyulandır.
Mana gönülden alınır,
dilden
halden verilir. ‘YM.’ diyelim,
olacağa
uyalım.
Sebep elbet madde değildir.
EYVALLAH.
Yaptığına
eklenecek yok.
Yaptıklarına bekleyeceğin var.
Yeminden uzak kaldıkça, beklenen gün çok yakın.
Yemin, DUYAN’ın duymayana gördüğü
sitemdir.
EYVALLAH.
Dostun postunda,
destek yuvanda.
Konuk
gelir sanma.
Her an ordadır.
Açıktır kapısı,
geçittir
yapısı.
Gerçekte bildiğini, gönlünden verendir.
Kumun
incesinde oldun.

Gazel ile verilen
kulağa hoş gelendir.
Saz ile
alandan,
söz ile verenden geleni, gökten vereni bilenden,
ALLAH’ım
RAZI olsun.
Konuk gelenin sorgusu,
yargısında silinsin.
EYVALLAH. ‘Çaydan
geçeyim.’ diyen,
ayağını taşa bassın;
‘Atar mı?’
denmesin,
düşünden sayılmasın.
EYVALLAH. 'Yarım
kalırsa.’ deme,
sayıda şüpheye düşme. YUNUS’un alışında,
sohbete
gelişinde;
aldığını veren vardır, sevdiğini soran vardır.
Konuk
yargısını bilir.
Aldığını-verdiğini dağılandan bilesin.
EYVALLAH.
Denk gelen, gidişte
görülür.
DOST’un alacağı, dost ile vereceğidir.
Denk
geleni alalım,
SAHİB’ini bilelim. Dağlar taşlar söylese,
güzel günde eğlese
sevinirdik.
Kayıtta olmayalım, olayda
kalmayalım. Ağlasa derman
dilese,
diyeceğin nedir?
Elbet oluşur,
yarım
kalan gelişir.
Ona de ki; ‘Olumsuzluk vardan yoku bilmekte.’ 'Yedek.’ denilen,
aradığında şüpheye
düşen olmazsa, düzen gelmez.
Düzen
olmazsa, kulu gülmez. ‘Sevdik.’
diyelim,
cümle ile sevdiğimizi paylaşalım. Kelebek verenden alır,
arı sevene verir,
karınca
yuvasını doldurur.
Aşından verdiği,
alacağını
kattığın;
geçerli denileni vermez.
Koyun kuzu ile,
kulu
yazı ile yolunu bulur. ‘Gelecek.’ diye beklediğin,
ipliği
dokuduğundur.
Ters gelse de almayasın, ‘Yazık oldu.’ demeyesin.
Çünkü
terse gelen,
yönünü çevirir.
Düzenini beklenene getirir.
ALİ’nin 'DOST.’ dediğin,
postta bildiğin,
sevgi ile eğildiğin;
dayandığın desteğindir.
DOST
ile oluşalım,
sevgi ile buluşalım.
Katılışta
yaprak misali
sevgi görülür, ağaç örülür. Sorguya doğuştan verilen alınır.
Kan ile CAN ile
ten ile bağlı olan verilir.
Bekledik verdi.
‘Saygıda verdi,
sahilde durdu,
yargısız girdi.’ denilir.
Selamda,
sevgi görülür.
Gidenden
sorulanı,
gelenden alırsın. Soydan gelenin
oyundan verdiğine
göz atma.

Gölgeden güneşi bulduk,
olumlu hale geldik.
Geldik
cümleyi gördük, ‘Selam olsun.’ dedik.
Soydan gelene
değil,
huydan gelene verelim.
Verdiğimiz her
yaprakta
seveni görelim.
Kendir uyuyana gereklidir.
EYVALLAH.
Uyutur
zevk ile,
söyletir AŞK ile.
Ne var ki, ne sözümüz,
ne
AŞK’ımız
kendir içinden değil.
Yolu bilenden
hayrı görenden, ALLAH’ım RAZI olsun.
Sayfayı
açmayana,
sayhadan geçmeyene
AŞK sözü zayıf gelir.
Sayha;
bağıran isyan edendir.
İsyan aratır,
isyan öğretir,
öğreteni
buldurur.
Su başında olana,
destiyi doldurana ‘Susuz muşun?’
denilmez.
Suyu bol görmedikçe kanılmaz.
Güzellik odur ki, içelim
kanalım, taşıyalım sunalım.
Aydın gönülde karanlık aramayalım,
dağınık düzene gönül koymayalım. Dağılmadan düzelmez, eğilmeden
azalmaz. ‘Azalan nedir?’ derseniz;
eğilenin eğildiği
yöndeki birikinti.
Nefret, kin, hırs.
Olay olacak,
kul
eğilecek ki
birikimi azalacak. Karıncada emek,
koruyucuda nimet vardır. ‘Koruyan nedir?’ dendi.
Koruyucu; kulun yendiği nefsidir.
Kimi kime yendiği sorulur. Mantık
ile nefis savaşırsa,
kendi kendini buluş olur.
Savaşı
mantık kazandık ta,
nefise eğilmek düşer. Dağılanı
almadık, sevgiden uzak kalmadık.
Konuyu aldığımız her olayda,
çözümü
kulun mantığında vermeyi;
ne var ki açık olmadan,
sahifeyi
örtmeden mecaz manası ile verdik.
Açık söylenilen,
fal misali gelir.
Kulun
kendini araması gücünü kaybeder.
Asıl olan, olayı öğrenmek
değil
kendini bulmaktır. Kendini bulmak, dağılanı toplamakla
değil,
yorumlara girmekle olur. Kul her yönden arayarak bulur.
Asla
olmayanı vermeyiz.
Algımız olduğu gibidir.
Meyveyi yiyen,
tadından bilir; görmese de
çiçeği,
koklayan kokusundan bilir.
Kulun yargısı da, kendini çözmeye gereklidir.
‘Dayandığım olmasa,
günüm huzur vermese;
yaşantım yetmez.’
denir. Yeter artar.
Gelen geçtikte ‘Yetti mi?’ denildikte gülersin.
Ne
var ki gene de, gelecek yaprağı merak edersin.
Koşudan gelen ata su verilmez,
pişen aşa su
katılmaz. Neden? Birini sağlığına,
öbürünün tadına gerek vardır.
Öyle
ise, olayda düzeni bulalım,
her hal ile oyumuzu düzene uyduralım. Aydan gelen ile, gölden bulan nedir?
Gördüğü yerde ise
derde deva,
gördüğü YÜCE’de ise gönlüne sefa.
Bağda üzüm,
DOST’ta gözüm,
sevene sözüm.
ÖZ ile geldik,
cümleye verdik.
Selamlar
iletildi,
katılandan getirildi.
Dost’un DOST’a vereceği
gönlüdür, Dost’un DOST’tan alacağı elidir. ‘EYVALLAH.’ diyelim,
sohbetle
ayna misali kendimizi görelim. ‘Ayağın götürmedi,
diledim getirmedi.’
desen, gelenden aldığına uy.
Gadrine düşmezsen,
hayırdan
şaşmazsan; bulduğunun zevkinde,
meyvesi tatsız gelir
dedi.

Yeniye yol alan,
yolu halinde bilen,
görgüyü gönlünde
açan. Dayandığın YÜCE’de,
beklediğin gecede
gördüğün,
gönlünden aldığındır.
Geldik verdik, ‘Yolun.’ dedik.
Sepetten aldığını düşün,
alıp
attığın olumun da
var olmasını istediğin idi. ‘Nedir?’ denilir
emanetten
sorulur.
Alacağın emanette
göreceğin değer vardır. ‘Atayım.’
dediğin,
bağlılıkta aşırı gördüğün olaydır.
Demde kalan sohbet, tende silinir;
cemde bulduğun düzen,
CAN’da
yazılır.
Sahifede açılan yaprak görülür.
Dördü bir arada.
Elbet
dördün ortası vardır.
Görgüde değer nedir?
AŞK.
Aynı AŞK’a
ulaşan,
aynı AŞK’ta buluşan,
dağıtan-eğiten-öğüten.
Değirmen
geleni bekler,
eğiten getirir,
değirmen öğütür,
dağıtan
alır götürür.
Akım alışın, akımımıza denktir.
Adın gibi gönlün
de güzeldir.
Adını veren bilendendir,
olandan değil. Her dileyenden vergini esirgeme.
Güçlüğü
yendiğin günü düşün. Kayıptan demirde çözüm aradın,
bükülmeyen,
el vermeyene çalıştın. Gerçeğin dışında gibi geldi,
sel
gibi aldı,
yel gibi döndürdü. Aşılmadık dağ olmaz,
geçilmedik
yol kalmaz;
dilendikte, ‘ALLAH’ım YARDIMCISIN!’ denildikte. Geçenin öyküsü,
gelene örnektir.
Aldığın
HAKK’ından kaynaktır. Dört ile bir oldun,
dörtte bir oldun,
katıldığından
değil,
ÖZ’ünden buldun.
Vergine ortak ararlar,
verginde
sevgi bulurlar.
Rüyanı bilesin, aynen alasın.
Vereceğim her
yolda,
beraber olacağım. Yolumuza gelişin yöntemi sevgidir.
Dostlukta
üç öğüdüm olacak.
Duyguna esir olma,
duygunda geçici bulma,
duygu
hem eğitir hem yanıltır.
Açlık duyduğun her mevzuda,
önce
‘Oruçtayım.’ de
atılım yapma.
Gerçek olay,
ayrılmayan
özelliğindir. ‘Neden ayrılmayan?’ dendi,
yolumuzdan.
Açık ol.
Zaman
zaman geleceğiz, açık vereceğiz.
Kapı aralanmadı kaldırıldı.
Açılan
kapı müşterektir. Beraberlik verildi,
el ele dürüldü.
Konuda
gerçek olmayan asla yoktur.
Ne eylemeye, ne bellemeye geliriz.
Şefkatte ALLAH’ımın SESİ vardır,
sevgide
SÜSÜ vardır.
Doyasıya alınız,
doyasıya veriniz. ‘Sildim.’ diyene, aynayı
gösteriniz.
Davada hükmü,
her ne kadar hakim verse de,
delilden
ayrılmaz.
Yanlışta değil,
hakim hükmü verir.
Ne var
ki, delil olmasa
dava ortada kalır.
Her kul yazılan yoldan geçer.
Çevreye
uymayan, gerçekte aykırı gelen,
dağıtıp toplar.

Gayretten alınsa,
hayrette verilir,
havale edildikte
silinir.
Suyun aktığı yerde,
sanılmasın sevgi bölünür.
Geçici
olan, sahifeyi yırtandır, yırtmaya çalışandır.
Doğuştan
aldığında,
sayıda kalmadı. Dayandığı yeri bilene
uymadı.
Uyum sayıyı kapatır.
Açtığı geçtiği sahifeleri
bilemeden geçen.
Bilip de geçen, yargısını görgüsünü eğitir. ‘Her
yaşanan günde
kul kendini yargılamalı’ dedik,
daha önce
verdik. ‘Günü geçti,
geleni atlarız.’ diyen,
sayıda kalmayandır. Koyunu
saymadan
dama koymazsın,
sürü olmadıkça davar demezsin. Teklerin
birliği bütüne götürür.
Her sürüde ayrıya düşen olsa
da,
çobanın görevi
ayrılanı getirmektir,
davarı
tamamlamaktır. Davarını gütmeyen çoban,
çoban olamaz,
vazifede
kalamaz. Konumuz odur.
Sürüye katılmayan, uzağa gidemez çevrede
kendini veremez.
Çiğ ette söz,
ele alanındır;
pişmişte,
yiyenindir.
YAZAN ne yozanı, ne bileni ayırır.
Katılan dostun
yastığı geniş olsun,
dört yaprakta herkes yerini
bulsun.
Ayarını verecek,
düzeni kuracak.
Çünkü değirmene
değirmenci gerekli.
(Resim:
HAZRETI ALİ, SOMUNCU)
SOMUNCU ele gelse,
görgüde dile gelse;
elbet aldığını
verir,
sözü HAZRETİ ALİ’de kalır.
Güzeli verendir,
vereni
sevendir.
Görende yardımcın olacak.
Aramaya gerek yok. Yerinizi
bulacak,
değirmene oturacaksınız.
HAZRETİ ALİ,
ayakta durur;
SOMUNCU, kucakta dürür.
Gönülden alışın
değeri;
arı-duru oluştadır,
olduğu gibi
kalıştadır.
Daha önce verdik,
geldiğimiz gibi kalalım, gördüğümüz
ile bulalım.
Katılık, bulmayı geciktirir
olmayı değil. RUH,
olmaya değil, bulmaya gelir.
Neyi bulmaya?
Aslını.
‘Niye üç selam?’ diye soruldu.
SÜNNET-İ
ŞERİFİ’ne uydu. Soyundan gelenin,
gizlide kalanın vergisi,
günde açılır.
Huyundan gelenin yargısı, geçende örülür.
Gönül hayır
ile örüldüğü yönde, ölçüsünü alır.
Ağda balığa tuzak olma durumu varsa da,
yosun
balığı saklar. Ağ, düzenin uyumunda yerini alır,
gerekenin
gelişini sağlar. ‘Olmasa?’ denir.
Olduran, gerekli
olduğunu sanır. ‘Olduran kim?’ denildi.
Ağı atan, ‘Balığı
alayım, madde ile bir olayım’ diyen.
Çözümü verildikte özü bulursunuz,
vazifeyi
öylece anlarsınız. ‘Yosun balığı korur.’ dedik.
Unutulmasın;
fikirlerdeki düzen,
manevi yardımdır elbet.
Akıl mantık kuldadır,
değdiğin
senden,
sevdiğin cümledendir. ‘Daha önce gördüm,
seni tanıdım.’ denilen, RUH birliğidir.
RUHLAR’ın gelişme ölçüsüne göre dolaşımı olur.
Senden
değil öğütenden verdim.
(c mi?)
EYVALLAH.
Yeniye uyduğumuz, gönülden duyduğumuz,
bilgi
ile oluşturduğumuz bilinir.
Geleceğin değil,
olacağın
yorumu verilir.
Gerçek;
tekrar gelişinden biliş
değil. RUH’unda olan paklığın bilindiği,
dolaşıma yer
verildiği bilinsin. Bilgisi görgüsü yalnız orada değil.
Ne var
ki,
onun rüya idi. Gittiğini bildi,
bildiğini çözdü.
Öğütücü
RUH, yapısı ile gezer,
geçtiği yeri bilmeden geçer,
bedeni ile
gittiğinde seçer. EYVALLAH.
Yalnız daha önce verdik,
RUH
bedenden ayrılmaz, düşünce ile gider. ‘Öyle oldukta gördüğünü nasıl
alır?’ denildi. Burada alıcı,
orada verici olana bağlanır.
RUH
yansıtıcı, televizyon gibi.
Ne var ki, kulun alıcı-verici özelliği
olmalı. EYVALLAH.
Bir de gidebilen gider,
gidemeyene verir.
Gören
tanıdığını sanır,
olay budur.
Gerçeği bölmeyelim,
katılana yorumdan uzak kalmayalım. Yorumun gereği, uyumluluğu
gerektirir.
'Genişliğe açılacak, her gönülden geçilecek.' dedik, daha önce verdik.
Cümlenize selam olsun, alandan, gelenden, götürenden ALLAH'ım RAZI olsun. Kör kuyuya ip atma, korkuya gönül katma, doğruyu
bilenden eğriyi asla bekleme. Demet misali gelir, elde güzeli verir. Bağımız
var vermeye, koruk döndü ermeye. Erdin, üzüm oldun mu? Dost halini gördün mü?
Gördüğümüz dostumuz, yorduğumuz doğuşa uysa, yolunu verse,
gidenin yerini verir mi? EYVALLAH. Konuk gelenin, gelişte bilenin suyundan aldık, dileyene sunduk. Denk
gelse, ahengi görse; sevgide oluşur, YAR diye buluşurdu. Demirde
bükülen, bükülende dökülen vardır. Bilmeyi dileyenin bilmediği kârdır.
Zayıf gelene yediğini sorarsın, yediğinden zayıflığa yorarsın.
Aslında ne yenilen, ne sevilen zayıflatır. Manadan verdik elbet. Mordan rengi
alanın sudan geçtiği, sayıdan açtığı sorulur. Mor, olumun doruğunu
verir. Sohbetimize gelen, dost ile postu bilene, dilden dile çevirene dedik. (j.g. mi?) EYVALLAH. ALLAH'ım RAZI olsun, sevgide
bulduğunu AŞKI ile oluştursun. 'Can.' dedi CANAN'ı buldu. Ne
AŞK'ı esir aldı, ne AŞK'a esir oldu. Olduğu gibi, bildiği
kadar olumuna yetti. MEVLÂNA'yım söz ile, MEVLÂNA'yım ÖZ ile. Geçit vermeyen
dağda eğilene bakalım, dost elimiz uzatalım. Bellediğin desteyi,
derlediğin besteyi; duyanına veresin, eşin misali düresin dedi, güzeli
güzele verdi. Kor olayım yanacak, düz bulayım konacak. EYVALLAH. Sayı sende
olmasın, yeni eskide kalmasın. Sevgi bağımsız olsun, dağıldığı
kadar yayılsın. El ele verdik, derdest olanı gördük. 'Soluk alsam, sayfayı
çevirsem, okuduğum yazıda huzura ersem.' dersin. Aldığın nefesi huzur
bilesin. Dilden dile verene dedik. EYVALLAH. Duyanın yanındayım, yazanın
yönünde. El ile yazdın, soyundan ÖZ'üne döndün, soylu ile bir oldun, halini
dilnden verdin. Sahifeler sayılır, dozunu alanın yozanı sildiği görülür.
Dilden dile dönüşte, gönülden gönüle kanışta; verişimiz olgunluğa
götürür. 'EYVALLAH.' diyelim, güzelin yazısına suyumuzdan katalım. 'Yanlış var mı?' denilir. Katılan suyumuz
ağırlığını giderir. Sev sevdiğince, gör övdüğünce. Sözümüz
ile açasın. Sevenler, seveni arar, sevmeyende nedeni sorar. Nedeni bilinmeyen
olayda yorum geçerli değildir. Hakim, delil olmayan davanın kararını
ehline havale eder. Ehlinde yetki yok ise, sükut eder. Olayda delil vardır,
yazımız her kula kârdır. Alacağımız, vereceğimiz sadece sevgimizdir.
Ne var ki, ödemeli değil. Sendeki benim için sende, bendeki senin için
bende. Öyle oldukta, sendeki bendeki kainata doldukta; seyrinde düzen kurulur,
yolda kurulan yuvada adımız gönülce anılır. 'Selam.' diyelim selamlıyalım.
'Dört yaprak.' diyelim analım. Şahit olmadan, kayıt bulmadan
uyanlara, dost elimiz verelim. 'Kuyuya inelim mi, kovayı alalım mı?' diyene sözüm.
Kuyudan geç, akan suyu seç. Geçitten aşanları, düz yolu geçenleri ormana
ilet. Rahmeti bol getirir, kurur dalı götürür, yaprağı toprağı
yıkanır. Sorulanın sözünü verdik, 'Dilden dile döndür.' dedik. Ne var ki,
suyumuzdan katılsın, bal misali yumuşasın. Doktorun suyuna, katıksız
huyuna, limandaki koyuna gelecek gemi misali. Rengini dengine uyduracak,
satıhta olan tayfaya, derine inen kaptana verecek. Unutulmasın, geminin
görevlisi olan herkes alacak, yolcu geçitte kalacak. 'Nasıl?' dendi. Alan
alır, almayan kalır. Gelici geçici. Gerekli olan, geminin mürettebatının
alabilmesi. Geçenin aldığı götürebildiği kadardır. ALLAH'ım RAZI
olsun, payında sevgin ile oluşsun. Kemikte olanın ilikten beklenmiyeceği bilinir. İliğin
gönül ile eklenmeyeceği bilinir. Ne var ki, hepsi ayrı ayrı bir bütün olur.
Yıldızın yıldıza baktığı görülmez. Ne var ki, gökte birbirinden ayrı
kalamaz. ALLAH'ıma emanet olunuz, sohbette aldığınızı
ömrünüzde bulunuz.

Güzel günün oluşu,
seven kulun gelişi, yorumda HAKK'ı arayışı; sevilenden gelir.
Gerçeğin aynası, kulun gönlüdür. 'Yol aradık gitmeye,
sürü bulduk gütmeye.' diyenin, yolunda gerçek arama! Görgü yargıyı siler, sevgi
çirkin denileni böler. Açılan çiçekte, görülen böcekte, güzeli aratır.
Umduğun yönde aradığını bulacaksın. Köksüz ağaca sırtını dayama,
akmayan sudan içeyim deme! Köksüz ağaç geçici, akmayan su derman vermez.
'Nasıl?..' denilir. Yerini bilen, kök ile bulandır; 'Deryaya gideyim.' diyen,
akan suya katılandır. Geçici değil elbet,
niyazın buldurucudur. Ayna misali açalım, dar geçiti aşalım. Gizli olana
el verme! ALLAH'ım açık olanı sever, sevdiği kulunda açık geleni över.
Demir kapı aralansa, kul merakını gerçekte giderse, göreceği; demir kapı
arkası değil, açık olan, cümleyi ele alan kapıdır. Dünyayı bilen yapıda,
manaya açılan kapı vardır. EYVALLAH. Aynen dedik. Açık olan ile hemhal ol!
Örtülü olan, düzene ters gelen, kulun gayesinden uzak kalır. Olduğun gibi,
bildiğin kadar, kendini uyumlu gör. Seherde sefere çıkan,
ufkunda güneşe bakan, geliş gidişte yön arar. Aradığın
yolundur, açtığın gönlün. Açıklık aynen kalsın, şüphe gönülden
silinsin. Şüphe samana benzer, ne örter, ne dürter, ne de rahmet verir.
Eteğimizde olan taşı silkelim, öylece hafifleyip kalalım. 'Taş,
nedir?' denildi. Bildiğin yoramadığın, aldığın karamadığın,
sevdiğin veremediğin. Seveni sevene katalım, sayıda tek olanı
çıkaralım. Güzellik, eşitte değil çeşittedir. Olduğu gibi
bildiği yerde sevelim. Yerini verdik, daha önce söyledik. Akacak su
yol verir, gülecek kul hal alır. Doyumsuzluk, uyumsuzluğu siler. 'Gönlünün
kapısı açık.' dedik. Deneyden uzak kal! DOST diye andığını, sofrada eline
kaşık verdiğini dedim. Yanımızda olanın, sohbette yerini alanın.
Güçlük, yerini bileni sarmaz; güzel diye her görülen, sayfada örtülmez.
ALLAH'ım RAZI olsun. Aldığın yönde, bildiğin sözde, karamsarlığa
düştüğün an, kesin yaprağı çevir. Genişlik alıştan
gelse, uyuma yol açmak gerekir. Ocak acıkana aş için, kucak uyuyana
baş içindir. Gördüğün düşte, yaydığın taşta, dağılandan
toplanan görülür. Yaprak dökülmez gün gelmedikte, ocak yakılmaz aş hazır olmadıkça.
Öyle ise, olduğumuz yerde güzeli bilelim. 'Güzel, her oluşta sevgiye
yol açar.' diyelim. Cenk
savaşa niyettir, ya kazanılır, ya kaybedilir. ALLAH'ımın YOLU'nda, cenk
değil ahenk gereklidir. Gönlüne aldığın, ahenktir. Düzen
görülür, ALLAH'ım RAZI olsun denilir. Elini her dileyene uzatasın,
'ALLAH'ımın
EMRİ öyle.' diyesin. Şüpheyi sil. Şüphesiz attığın adım
taşa götürmez, günde yerini taşlı yol açmaz. 'Kum ile hemhal olurum,
öylece kendimi bulurum.' diyesin. OMAR'ın yolundan aldığın gibi
kalasın,
adalette doğandan şaşmayasın, ettiği yemini bozana
'Yeter.' demeyesin. Şaştığı düzene uyacak, taş ile buluşup
kırılacak. Olduğun gibi, olduğun yerde güzelsin. Kaçan kovalanır duran oyalanır. Ne kaçandan, ne durandan
olalım, sadece yürümeyi bilelim. 'Yardımıma geleni bileyim?' dersen; 'OMAR'
dedik daha önce verdik. Hal ile dediğin, BEYT'ine bağlandığındır.
BEYT; RESULÜ'nden gelen, ALİ ile dağılan, dört yön diye bilinenin düğümüdür.
RESULÜ yolumuzun Güneşi'dir; BEYT'i, AŞK'ımızın ateşidir;
SAHABELER'i, yolumuzun ışığıdır. Aynı yolun yolcusu, yolda bekler
hancısı. Hancı alır götürür, ateşine yandırır. Orduya yer soran, ona da çadır kurandır. Yerin varlığı mevcuttur,
gönül dar olmadıkça. 'Açamadığım yönüm?' deme, açtığın kadar
güzelsin. Daha önce verdik; olduğun gibi, bildiğin kadar güzelsin.
Çirkini aramadan, olayı taramadan bulursun. Olduğun gibi kalasın. Ne
derlerse desinler, kayda nokta koysunlar. Sen, seni bilen ilesin. Daha önce verdik; 'Verilenin, yöne götüreni muteberdir.'
dedik. 'Sayamadım.' dediği, yaprak ile çiçeği derdiği bilinir.
Çiçeği bahçede sevelim, koparıp vazoya koymıyalım. Güzelliği geçici
olur; bahçede olan, her görene kendini sevdirir.

Hizmet yumuşak gelse, giden duranı görse verimsiz kalır. Çevredeki
yemini bilsin. Gidiş gidişte. Doğuşa uysun, soğuk
gelene gerçeği desin. Ne deniz kurur, ne gök erir. 'Aman.' diyenle yudum
yudum içmeden, HAK YOLU'nu seçmeden; denileni bilemezsin, garkolsan da duyamazsın.
Gidenin gittiğinde özenin yargısı var. Usunda her gün olayın sorgusu var. Sorgusunu
silemezsin, yargısından sökemezsin. Olanı olduğu gibi, soranı bulduğu
yerde bırakasın. (ü'ye)
Yerimiz gönüllerde, sevmeyi bilenlerde, yerini yoluna uyduranlarda. Selam olsun,
yolunu bulanın aldığı, verdiğine uysun. Yapıda kapı gereklidir. Kuğu gölü süsler, göl kuğuyu besler. Ne
var ki, deryaya dönük olalım, akan suya katılalım. Olaylar güzel gelse de, kuğu
misali gölü süslese de; varışa gönül koyalım, günü bilelim, ne var ki gidişe
hazır olalım. Gidişten maksat; doğduk öleceğiz, oluşta
aradığımız menzile varacağız. Varışım O'na olsun, oluşta
varlığıma aradığımı bulsun. Önce, gelişte gayeyi bilelim; daha
sonra düşünelim ki, 'Nasıl? Neyle? Nerde bulalım? Neyi bulalım?'
Elbet HAKK'ı. Önce oluşa uyalım, nasıl yarattı ise öyle kalalım; esen
yelden toz almayalım, akan selden çöpe el uzatmayalım. 'YAR.' diyelim,
gönlümüzü O'nun ile dolduralım, O'ndan geleni sevelim. O, O'nun ile
olanlarladır; O, O'nun ile dolanlarladır; O, O'nun yarattığını
sevenlerledir. O'nun ile dolusun. Ne var ki, O'nun yarattığı ile beraber
oldukta; niyazın yerini bulur, gönlünde kainat seyrinde kalır, cem CEMAL ile
olur, CEMAL'de kul kendini bulur. Sarfına yön verdiğin nazarında, yozlaşan niyeti silesin.
Güzellik, uyanındır. Güzel, severse güzeldir; güzel, uyarsa güzeldir.
Güzelliğin vergisinde, ALLAH'ımın sevgisi vardır. Güzel isen,
sevgilisisin; sevgilisi isen, sevmeyi bilmelisin. Kader KADİR'de sorulur,
kadrine nema yorulur. Yeniyi, YUYAN'dan alacaksın. Yeniyi GANİ verecek,
kuyudan yolunu çevirecek. Seveni sevmen, sevgilinin sevdiğini ayrıntıdan
çıkarman. Gönül yolunda doğuştan uyuş bilinir, ne var ki günde kuğu
misali kendi yönünde dönülür. Kayguya yer yok, 'Yeniyi GANİ verecek' dedik.
ALLAH'ıma emanet olunuz, GANİ'den selamını alınız. Danışılan günde, aranılan yönde kendini bulasın,
muradın her demde bilesin, koyun kuzu misali YUVA'da yerini bulasın. Koyun kuzu
nedir? Ana ile yavrusu. Yol ile yola bağlanır, koyun ile kuzu sevenlerce
söylenir. Kuyuda, yol veren değil su veren vardır. Kemikten değil
deriden gelir, genişlikte yerini bulur. EYVALLAH. Meyve yeme. 'Niymet
nerde başlar nerde biter?' dersen; sevilende başlar, silinende biter.
Gerçeğin aynası, gönlümdür. Açamadığın gün göremezsin, bilmediğin
yolu gidemezsin.

YAR diye geldik, kul diye sevdik, cümleyi sardık. Kainatın verdiğinde,
kulunun gördüğünde, sevginin ördüğünde; CEM'deki özellik görülür. Dağılanın
eğildiği, olumunda övüldüğü görülür. 'Selam olsun.' dedik, kainatta kuşun kurdun, dalın yaprağın,
çiçeğin böceğin yaratıldığı, kulunda görülenin cümle ile bağlandığı
bilinir. ALLAH'ım RAZI olsun. Günümüz, hayır geceye bağlansın. Hayır
gecede her kulu eğilsin. Sahip olanın, YARATAN'ı bilenin; gelişinde
özellik, bilişinde güzellik vardır. Kalede duran ere beklediğini sorsan, 'Vatanım.' der. Vatan erin durduğu
yer midir? Elbet değil. Niyette olandır. Birbirine bağlı olan her er
vatanı bağlar, geçici olanı değil. Saman su yüzüne, zaman kul yönüne gereklidir. Kucak açan, sevgi saçan,
güzellikte aradığını bulur. Genişliğe yer veren, darlığı
siler, gecemiz kulun ömrüne güler. 'Keyyam.' denildikte, aynadan soruldukta;
açılan defter bilinir. Yerini soran, 'Hayırda mıyım?' diyen, çok bulan, azı
silendir. 'Az.' diyen, çoktan arayandır. Ne silelim, ne soralım, olduğumuz
gibi olduğumuz yerde kalalım. Ne dünyayı tarayalım, ne yorumu arayalım.
Yorumdan maksat; veriş nedir, görüş nerde, biliş nereye kadar? Seyyar
satan sergiyi arayanı katandır. Kumun yığıldığı yerde açtığın
havuz çabuk dağılır. Kulun emeğinde, yolun düzeyinde aranan bulunur. Çevreyi dolayalım, SEVGİLİ'yi arayalım; yerde
yaprak, dağda toprak görürsek, 'Yersiz.' demeyelim. Kar yağsa tepelere, gül olsa bahçelere, 'Vazoya
alalım.' denmesin, ömrü kısaya alınmasın. Çiçeğin yeri bahçedir. Yerini
bilenin dağda bağda aradığı, var olan kadardır. Ötesi senden
gelmez, sorgusu bana düşmez. Olanı olduğu gibi, seveni bildiği
yerde bırakalım. Kitabı sorana daha önce verdik. Suyumuzdan katılsın, koyu
gelen açılsın. Balın ağdalısı güzel gelse de, boğazı yakar.
Suyumuzdan katılsın, ağıza hoş geldiği gibi akıtılsın. Dört ile
dörtte kalınmasın. Dördü bölsün, sahifeyi arttırsın. EYVALLAH. EYVALLAH. Güzele
başladı, gazelde bitirdi. Ne var ki balını ağdalı koydu. Suyumuzdan
katılsın, yeni'ye uysun. Yenilenen yerini bulur, her dileyen alır. Daha önce
dedik; sözümüz asla zümreye değildir, cümleye olmalıdır. Yuyana yorum versen, yapısına kapı açar, kapıdan her
dileyen geçer. Kapısı açık olmayan yapı, gelenin gönlünde kaygu yaratır.
ALLAH'ıma emanet olunuz. Sorgusuna düşülen, şifasına yol aranan
kulunun yumuşak yolda bulacağı bilinsin. Oyalanması gereken yer,
kainatın süsü olmalı. 'Nasıl?' denilir. Değil. Kemikte olan, deriden
gerilen yerde eziklik görülür. Güneşten uzak kalsın, başını
güneşe tutmasın. Geçicidir. Döğüşün verdiğini, gelişin
gerektiğini anlatınız. Yerimiz alınmadık, gönlümüz bilinmedik değildi.
Denizden gelenin, denize döneceği bilinir, kayın ağacında
dağınık düzen görülür. Ezik olan yere kepek lapası yapınız. Uykuya
vardıkta, başının ardına koyunuz. Bilmesi gerekmese de olur. Yastık gibi
yapınız. ALLAH'ım dilediğini vericidir, seveni bilicidir.

Günlerin yöresinde, yolların töresinde; aradığımız cümle ile taradığımızdır.
Selam ile geldik, sahifeyi cümleye açtık. Gayede uyum, görüşte doyum ile gerçekleşir. Kulun kula vereceği
sözüdür. Ne var ki, sözü ile vereceği ÖZ'üdür. Elden eli alalım, gönüllerden
gönüle aktaralım. 'Şerbet verdim içmedi, yolda güzeli seçmedi, dar boğazı
geçmedi.' denilirse; 'Dost eli gelmedi, dost elini bulmadı.' derim. 'Kadir
bilenden, kadir uyandan, yolum nedir?' diye sorandan ALLAH'ım RAZI olsun. Olmuşu seversin, hamda översin, demirde tavını
ararsın, her olayın olmuşuna gönül koyarsın. Bağda üzümü seversin.
Koruk sevilmeyenden ise, üzümü beklersin. Öyle ise, koruktan şikayet niye?
Koruk oldu erecek, üzüm verdi serecek, şarap oldu sunacak, seven sevdiğini
alacak. 'Ham olan sevilir mi?' denilmesin. Koruk ta oluma kapıdır, bilinsin. MEVLÂNA'yım. Deniz sizin, söz bizim, yerden göğe HAK sizin. Gelişte
aldığınız, dönüşte getireceğinizdir. Yorumda vereceğiz, söz
ile gireceğiz. 'Somut örnek.' denilse, kayıp elde bilinse; aranan
bulunurdu, şüpheler silinirdi. 'Almayı bilmeyene, yerini bulmayana vereceğin
nedir?' denilir. Almayı bilmeyen değil, bilemeyen vardır, her darlık kula
kardır. Çünkü, bilemediğini bulur, bulduğu ile olur. Güzellik, bileni
bilmeyeni sevmekte, her olayı uyumlu görebilmekte. Yerden gökten bilene, 'Yazdın ALLAH'ım.' diyene; elden
dilden verilir, izin geldikte görülür. PİR SULTAN ABDAL'ın dediği,
HAZRETİ MERYEM'in bildiği, SENT MİŞEL'in gördüğü; ne
yolsuzluk, ne kayıtsızlıktır. Kayıtsızlık, bilenin bilmeyene verdiği ise,
bilmeyenin çözdüğü olsun. Her yoldan gelen bir arayışta olduğuna
inansın. Bağlayan gönülde, BİRLİK vardır. ALLAH'ıma emanet olunuz. MERYEM'in verdiği, yeni'ye uyduğu
görülür. Şahitsiz aldığı, yerini verdiği cümlenin bildiğidir.
Demir tavında olur dedik. Eriyen demire şekil verecek, ÖZ'ünü dürecek
olandır.
Yedeğin olmadığı, aslından dönmediği bilinir, yazılan
öylece çözülür. 'Gerçeği çözelim, yerini bulalım.' denildikte; yeniden yol
almamış, düzene el koymamış oluruz. Genişlikten alınan, darlıktan
silinendir; kayguya düşülen, geçen günde bölünendir. Bölüneni bağlıyalım,
gönlümüzü eğliyelim; aymayı bilelim, güzel görelim. Yeşil yaprak, mor çiçek, çiçekte dolaşır böcek. Sevdiğimiz,
seveceğimiz cümleye dolsun, geleceğe kucak açsın. Doyum uyumda bağlanır, kul güzeli gördükte eylenir. Görgüyü açalım,
her günde ayrı hayır sezelim, aldığımızı bildiğim ile sürelim. Konuk gelse, yolu bulsa, yerini gelene bağlasa; dimağ açık
verecek, gerçek öyle çözülecek. Gürleyen suyun gelişinde, cümle kulun buluşunda;
elbet kollar açılır, her dilenen yoldan geçilir. Nehir aktığı yerlerde
kollarını yayar; her koldan alan, kaynağına uyar. Yazımız, bir elden
verilir. 'Yazanlar, nerden alır?' denilir. Denize yol veren, kaynağını
nehre bağlayan. Daha önce verdik, 'Tek elden.' dedik. Göller, kuyular da
verir, susuyana hizmet eder; ne var ki, deryaya götürmez. 'Yanlış mı?'
denilirse, akımına göredir. Kucağın alacağı, sevene vereceği
vardır. Gayretin ötesi, hayrettir. 'Aymayı bil.' dedik daha önce
verdik.
Yerden gelmeyen, rahmet bilmeyendir. Bulutta rahmet ara, dumanı dağıt. Günde görülen buluttur, duman değil.
Kayguyu silelim. Aymayı bilelim. Seyyar satıcı yerinde kalmaz, asla belli yeri
olmaz. Dönük olan, dolan ile birleşmez. Köklü ağaç dayananı yere
düşürmez. Meyhane olsa YUVA'mız, içmeye gelen kulunuz, elbet dilediğini
alır. Aldığı mey ile sarhoşluğu bilir. Konuk giden, konuk gelir.
Seyyar olduğu yerden mekanını bulur. Kuyuya ses verenden alacağını aldı. Yönünü yarından bekler. Yumuşak
yolunu bulacak, seyrinde yolundan sıyrılacak. Kitabımız denilir, (ü.u'nun kitabı.) satır satır söylenir. 'Üç ahdım var dünyada: Gördüğümü
demeye, topladığımı işlemeye, ağ misali hayır diye örmeye.'
desin. Günü geldi, yazasın. Güzel gün gölgesini bilir, rahmette bereket görülür.
Yumak yarıda kalmaz, vazife alan yönünü çevirmez. Sevgimiz sevgililere olsun. (g.a'ya) Yemeye yemeye yeni'ye geçemezsin. 'Yediğimi severim, ALLAH'ımın
nimetini överim.' diyesin. Meraka yer yok. Koğuşta olanın derdi
sestendir, yağışta olanın çamurdan. Ne var ki, ne sessiz kalınır,
toprağın vergisi ne çamursuz bilinir. Almayı dilediğin her var olanı
ALLAH'ımdan iste. (ç'a) Kulunun
rızkı kesilmez. Müsait günde değil. Kesilenden olmaz, gayrıya söz düşmez.

Nimet yolda,
yumuşak halde gelişir, yaprak çiçek ile söyleşir, dolu olan
boş ile dertleşir. Kucak dolusu sevgi ile geldik, kuyuya ses
vermedik. Huzur ile bulalım. YUYAN olanın, rüyada
gelenin yorumu; yardıma gelişinedir. Daha önce dedik, olumsuzluğa
gönül koymayalım. Yardıma gelenin, çağrıldığı yerde anda olduğu
bilinsin. MEYDAN yolu bulanındır,
yol bilene soranındır, kemik yapısı bedenin çatısıdır. Bedenin yapısında eylem
gelişir, mantık ile akıl yorumda doğruya çalışır. Öğüt
verene. 'YUYAN'ım.' diyemezsen, 'Uyanım.' diyesin, ALLAH'ıma emanet olasın,
nimeti yolda bilesin. Yeniye hal ile girelim, güzeli öyle görelim. YUYAN. Diledin,
'Görsem.' dedin. Asyalı. (Rüyamda
gördüğüm zat, Çinliye benziyordu?) Ürkmeye, korkmaya gerek yok.
Yardıma geldi, kendini sana gösterdi. ALLAH'a ısmarladık. Baban;
YUYAN'ın yapısına girer, YUYAN'ın kapısında durur, kucak açan ile bir olur,
olduğu gibi gelir, verdiğinde sevgisi görülür.

Gözden sözden veren özden alandır, her olayı güzel görendir. (Gözden sözden veren kimdir?)
Hal ile uyan, uyandan alan. Sorumsuzluk, bilimsizlikten gelir. Koruyana yer vermeyen, koruyana göz
atmayandır. Olumsuzluk denildikte, kayda nokta konulmaz. Sovan ile bal nasıl
yenilmez ise, soyan ile sayan elbet bir tutulmaz. Ne var ki, soyanı Allah’ıma havale
edelim, sayandan uyumlu hali alalım, suyun aktığı yerde gelenlere selam
diyelim. Örs
ile vurursan, hırs ile dürersen; geçici övüntüye kayıt alırsın. “Yoğurt
yesem sözüm desem, her güzele nokta koysam” dedi, YUNUS
um söze geldi: Bostan toprağa gömülür, gömüldüğü yerde büyür. Olumu
toprak ile güneştir. Demiri ele alsak, şekilde halini bilsek, uyumu
ateştir. Kimi güneşte, kimi ateşte oluşur, konuk sevgide
buluşur. Genişlik sevgi ile başlar, aşk ateşler.
Oluş, küle dönüştür. Cepheye gidene sorarsan, ‘Vatanı kurtarmaya’ der,
kendinde kurtarıcı
vasfını bulur. Elbet yanılma yok, ne var ki kainatta nokta çok. Duyan
bilenden sayılır, bilen görene el verir, gül ile bülbül misali.
Duyan manaya gönül verendir. Bilen mananın şekline girendir. Gören
çeşitte eşit arayandır. ALLAH’ım düzeni çeşitte verir, kul düzeni eşitte görür.
Güzel olan, çeşittedir. ‘Eşitte olan hatalı mı?’ derseniz, kul
yönünden elbet değil. Yapıyı eşit bölseniz, her katını aynı görseniz, elbet sevimsiz
bulursunuz. Olumsuzluk, düzeni değil yozanı alkışlamadadır. Kayıtta yumuşak seçim olmalı, yerini bilene yorumu vermeli. Kahir
(pek üstün, ezici)
yorumda, duyana yer verelim. Keyyam, kusurun örtüldüğü, yasanın
aşıldığı durumdur. Körük ile gidene, duvarı siper edene diyeceğim şudur.
Dayandığın YÜCE olsun, söndüreceğin ateş. Yangın yayılır,
körükleyeni de sinesine alır. Derdest olalım, elele verelim, siperde olmak
gerekirse, ALLAH’ıma sığınalım. Saygın, soyun temelidir, yargı hükmün eseridir. Kerevet derdest
ederse, şilte sırta değerse, seyrinde düzen bulunur. ‘Yorum?’
denilir, vergimiz yargılanır, sohbet gönülden dilenir. EYVALLAH diyelim, sohbete
girelim: MEVLANA’yım! Gelişimiz görüşümüz, elbet yenide değil. Anıldığımız
anda, sevildiğimiz her yanda. Yuvanız yoruma yol alır, her güzel gönülde
özelliği bulur. Gönül kapısı uymayanda, el elde olmaz, gönül dilden
vermez. ALLAH’ım razı olsun, sevende dilenen tecelli etsin. Kucak açılıanda, seyir güzeldir. Güzel görmediğin bil ki
gazeldir. ‘Her olan güzeldir’ dersin, güzeli öyle çözersin. ‘Yazıyı alayım,
güzel günü bileyim’ dediğinde, uyum görülür, sepet atılır, sedef seçilir. Yoldan halin sorana, çoklukta zorluğu bulana de ki:
Değişene göz atalım, döğüşene değil; sevende bulalım,
sürende değil. Katık ile savaşan sertlikte yumuşar. Cebr’etmeyen,
zümrede bulduğunu, sabretmede kaybetmesin. ‘Nasıl?’ denidi, sözcüsü yorumu
verdi. Hayır denileni bilsin, önce uyuma girsin. (Kim?) Uzak yolda olan, aynaya bakan, aynayı
kendine değil başkasına tutan. Yapısı genişliğe uyar, ne
var ki hep aynanın arka yüzüne bakar. (Nasihat kimin için?) Adanın büyüğünde olanı. (e mi?) EYVALLAH. Yorumda hataya
düşmesin. Yumağın bittiği yerde doğuş vardır.
Doğuşu bulana dünya dardır. Koğuşta ses olsa, kendi sesi kaybolur. Doğuştan
ses alsa, gönlüne kalbolur. Yapıya yapıcı olsun, taşa toprağa bakıcı
değil. Yapıya yapıcı olan, taşın toprağın yerini bilir, öylece
güzelliğini görür. Dünya devri alem dünyasıdır, her an yenilenir. Eski olan yoktur,
sadece varolan mevcuttur. Doğuş denilen, uykudan uyanıştır. (Canlar:
HAKK’ı bulmamız için yol diledik, rica ettik.) Mesnevi’de sözüm oldu, günü geldi üzüm oldu, yaşananda gözüm
oldu, gördüğünde üzüm erdi. O günde şişelere kondu, bugün
şişeler size sunulur. Her gönülde alacak kase vardır. Kimi dardır,
kimi boldur. Denir ki ‘Bendeki nice haldir?’ ‘Bendeki nice hal?’ diyene sözüm. Hala dolmadın, öyle ise kasen
boldur. Olmasa gelmez, gemez de vermez, her bedene sürmez, her kulunu sarmaz. ‘Neden?’
denilir. Gelen, her bedeni sarmayı diler, amma her beden sarılmayı dilemez.
Öyle oldukta, vazifeli geldikte; sadece sarılmayı dileyene verebiliriz.
Kayguları silelim, eleleyiz bilelim. Ayrımız gayrımız yoktur, selam dilendikte çoktur,
çünkü gönülleriniz her PİR’e açıktır, her yolda geçiktir. (PİR şeyh
mi? Kullara mertebe yolu açar mı?) Asla! Her kul kendi kapısını kendi
açar, her kapıdan kendi geçer. Daha önce verdik. Oluş, ne sözde sazda, ille
de ÖZ’de. HAKK’ın rızasıdır. Sözün kısası RESULÜ’nün halidir, alacağın
VELİ’dir. Olacağın ÖZ ile bulacağın haz ile. Sevgide ölçü alma, şekile talib olma. Şekil bağlar,
yolun eyler, gördüğün dağlar. Sevdiğin dalgalar seni aşka
götürür. Bin pulunu sattırır, bir puluna yettirir, BİR’liği Erlik’te
gösterir. Bin pulunu sattırır demekten maksat; pulunu esir al, puluna esir
olma. Yağma, Erlik’te bırakmaz. Yağmadan maksat dağıtan
değil öğütendir, öğüteni eğitendir. Öğütenden maksat,
küçüğü büyüğe katandır. ‘Nasıl?’ denilir. Değirmene gelen
buğdayı elbet tane ile öğütemezsin, ne var ki çuvalı da tanelere
katamazsın. Buğdayı taş ile öğütürsün, su ile eğitirsin,
fırında pişirirsin. O halden geçildi, sergiye konuldu, yenilene sunuldu. ALLAH’ım
razı olsun. (‘Gönül
genişliği?’ sorusuna.) Genişleyen, kaselerdendir. Elbet
alışa uydukça, verişi bildikçe genişlemeyen kase yoktur. Dileğine uyanı, yolunda olanı, ‘Nasip kul’ denileni
unutma. Niyazına verdiğine, şahidi olduğuma, gerçeği daha
önce verdiğime yazılıdır. Yargıda olana de ki: ‘Uydum, duydum, niyazıma geleni bildim,
şükür dedim.’ Yorumda hata olmadı, sebep kuşlardan sorulmadı,
yazılandan öteye varılmadı. Olacağa uyacağız, HAK ADI’na verileni
bileceğiz, elbet geleceği vereceğiz.

'Göz ile almayı, ÖZ ile bilmeyi denedik, olayda duyanı sınadık.' diyene de
ki: ÖZ'de olanın gözden verdiği bilinir. Cümle sevgi ile selamlanır. Gelmeyi deneyene, yumuşak yolu vardır, bilindiği gibi sevene
dünya dardır. 'Kanat diledim uçayım, yaprak oldum göçeyim, gazel oldum düşeyim.'
dersem, elbet olumu yazarım. Kucak dolusu sevgi ile gelenin gönlünde olanı verdik.
Daha önce resim ile sevgisini yaydık. PİR SULTAN ABDAL'ın, MERYEM'in, SENT
MİŞEL'in resmi gelene çizildi, üç kanalın suyu açıldı. Kuracağız
dedik, duracağız demedik. Yazacağız dedik, kalacağız demedik. Yazımız
açılacak, bütün verilecek. Ne var ki, kesin karar almayacak. Görgüde hataya düşmeyelim. Düzeni verdik, 'YÖNETEN.' dedik, yapıya talip olanları
sorduk. (Kırkbirler
mi?
EYVALLAH. EYVALLAH. PİR SULTAN ABDAL yardımındadır. 'Soylu.' dedik, daha
önce verdik. Geyik misali yol alır, sanılmasın boynu bükük kalır. Sattığın meyva alanındır, verdiğin bilgi
bulanındır. Ne var ki, sendeki senin, aldığı onundur. Bilgi satılmaz,
devredilir, yayılır. Dileğimiz odur ki, yayıla yayıla dönsün,
başladığı nokta ile bitiş, kainatı sarsın. Bitişten maksat;
olumunu tamamlayan toplumda sevgi yerleşsin. 'Nasıl?' denilir. Seven
yayarsa, sevilen yayılır. Sevenin yaydığı sevgisidir. Dört kişi, dört
kişide kalmaz. ŞEMS misali olalım, buğday misali dolalım.
EYVALLAH. Şah ile oluşunu, dost ile buluşunu oyunda noktalar,
yayılanı geçitte aşar. Doğuşu bilelim, gerçeği görelim. Ömürde
açılan pencere her kula nasiptir. Ne var ki, YAZI'ya uyalım, bildiğimiz
gibi olalım. 'Bildiğimiz yok.' denilmesin. Yıllardır verilenden alanlar,
aldığına uyanlar yorumdan uzak kalmasın. Açılan sohbetimizde olumun
erdiği görülür. Görüldüğü günde vazife verilir. Daha önce verdik, 'Yoğun
çalışma.' dedik. Asla durandan olunamaz, beklenilen gün inkar edilemez.
Her vazife alan aldığını, övünsün diye değil, dövünsün diye aldı.
Dövünmekten maksat, koşunsun, dilenen yere taşınsın,
çağrıldığı yerde bulunsun. 'Vazife.' denildikte, burdan oraya
veririz. Ordan oraya nasıl veremezsiniz? Verilecek, derilecek, yoğun
çalışmaya girilecek. Unutulmasın, bekleyen çoktur. Her dileyene denilmesin
'Elde yoktur.' Olmayan toplansın. Aynayı ele verdik.Yazdık yazdık, sohbet
sofrasını açtık. 'Daha genişleyecek mi?' denilir. 'Cümleye.' dedik,
zümreyi vazifeli saydık. Doğan doluya, duyan beriye gelsin. Her kulu sevgi
ile her yaratılanı sarsın. Söz söze katılmaktan uzak kalsın. Seyrine
katıldığın her olayda güzellik belleğin olsun. ÖZ'üne kaydet
demektir. Küçük, doğana diyelim fakir olana değil. Büyük, alim olana
diyelim zengine değil. Cümle sevgiliye selam olsun, sevgide her kul
kendini bulsun.
'Her yerde, her anda beraberiz.' dedik, daha önce verdik. Geldiğimiz
gördüğümüz, selam ile durduğumuz, Doğu ile Batı'yı bağlayanda
çözüleni verdik. Doğu'dan el alan, Batı'da düze gelen, YEDİ'den yolu soran; adı
ile geldi, samyelinde durdu. CAN BAPTİSTE. Yaprağı açarsan, dalından
seçersen; olduğu gibi çözersin, altı kapıda altı geçit aşarsın,
öylece aranan dehlize geçersin. Dörtte durulur, beşte gerilir, altıda girilir,
yedincide açıktır. Sözün altısı değil, ÖZ'ün altısıdır. Konuk gelene de ki: 'Çerçeve açılacak, Güneş'ten geldiği gibi
verilecek.' Gölge açmaz derdliye verdiği gün, sabah seherde bulduğu
gün. Gine gelecek, dilediği açık seçik verilecek. Damlaya damla ekledi, akan
suyu bekledi. Elbet nasibini alacak, aradı bulacak; SEVGİLİ'den
diledi, gönlüne AŞK'ını doladı, gelişte verdiği gibi, görüşte
bulacak. Gelişimiz, elbet yalnız değil. Her anılan,
sevgi ile aranılan, beraber olur. ALLAH'ıma emanet olunuz, YUNUS'umun sözünde niyaza
durunuz. Gül ile bülbülü AŞK'a örnek alsan, yağmur ile toprağı
nasıl izah edersin? AŞK; bulut gibi gelir, yıldırım gibi çarpar, yağmur
gibi akar, RAHMET olur toprağı yaprağı yıkar. ALLAH'ıma emanet
olunuz, YUNUS misali AŞK'a düşünüz.
Yapıya usta, kuluna dostta değer ararsın, her olayı gönlünce
kurarsın, dileğince yorarsın. Gerçek, olanı olduğu gibi. Anını
yaşa, anda olandan ötesini bekle. Dert, dört yanı sarmaz; kul yolunda
oldukta, olaylara dert diye bakmaz. Huysuzun verdiği, huzuru yerdiğidir.
Kardığın helvada şekerin tadı vardır, kurduğun yuvada huzurun
adı vardır. Yemeniyi giyenin, yolda üzüm yiyenin, 'Kadere razıyım.' diyenin; HAK
YOLU'na uyduğu, yerini günden aldığı bilinir. Kulunun oluşu,
seveni bilişindendir. Seyrini dilediğin, 'Yeni, nedir?' dediğin;
güne dönüşü, aydın oluşu verir. Uyumsuz olan her halini sildikte, her
olaya güzel diye baktıkta; yeniye kapı açıldığını göreceksin. Manevi ferahlık,
maddi aydınlığı getirir. Manen olgun kulunun; maddede bulacağı, huzur
ile dolacağı açıktır. Uzun günün deyimi, dilden gelir yorumu. Gönlü açık olanın, uyumu kolaydır.
Sadece, 'Her an YARDIMCI'm yanımda.' desin, onu ansın. Bilinen yardıma söz
edilmez, bilinmeyende görülmez. Daha önce verdik; 'Olumsuza gönül koyma.' dedik.
ALLAH'ıma emanet olasın. Yolunda; üç duy, dört düşün, bir söyle. Az söyleyen, öz söyler; öz
söyleyen gönüle hitab eder. Çok söz yanıltır, çok düşünce -(bir can ekler 'Yüceltir.')-, çünkü doğruyu
buldurur. EYVALLAH. Çok söz ile değil, öz söz ile kendini bildirebilirsin. Merdiven çıkmaya, YÜCE'ye bakmaya destek dileyendensin.
Eldeyiz, gönüldeyiz. Dilden alalım, olaylara olumlu gözle bakalım; yermiyelim
olumsuz görmiyelim; sevgimiz bol, dil ile bölmeyelim; yeminden uzak kalalım.
Yol bizim, hal bizim; dil de bizden olsun, güzellik öyle bağlansın.

Niyazın olduğu, düzeni bulduğu yerde, kul huzura girer. Kuşakta
düğüm olursa, belde düzen görülür. 'Yerde yaprak, kaderde toprak.' denilmesin, koşuya giden atın adımı sayılmasın.
'Komşuda olan, eşikte beliren?' dersen, mesafe koymuş olursun.
Komşu ile aranda, ne eşik olsun, ne söz geçsin, havası tatlı essin.
'Yeniye yol aldık, eskiyi halde gördük, güzeli sevgi ile derdik.' diyelim,
olaya 'Geçici.' diye kayıt koyalım. Satıhta olan; silahla değil, ferahla
geçer. Alacağın akımda, bileceğin dökümde; 'Vazifem.' diyesin,
aldığın talib olduğun vazifeyi sergiye koyasın. Yaprak yaprağa
bakar, kulu güle su döker. Her gelene sorarsa; yorucu değil görücü olur,
görgü ile gününü doldurur. Keyfinde yer bulan, yolunu handa bitirendir. Ne var ki, yolumuz handa
bitenden değil. Han geçenedir. 'Doyum gerekli.' dersen. 'Uyum gereklidir.'
derim. Kuğu misali gelen, yerini süsleyendir; yerini süsleyen, gününü besleyendir.
Gayemiz; gönülden dolmak, halde olmaktır. 'Yedekte bulayım, sedefte alayım.'
dersin; ne yedeğe gerek var, ne sedefte hedef. Kuştan yol sorsan, 'Uçana.' der. Tavşana yol
sorsan, 'Kaçana.' der. Balıktan yol sorsan, 'Dalana.' der. Her sorulan
varlık, kendi yolunu söyler. 'Ezilenden oldum, yumağımı yedek sardım.'
denilmesin. Yumağın yedeği olmaz, ölüm anıldığı gün gelmez,
doğum sayılan gün gelişmez. Her olay yazıldığı gibi gelir, kulu
'Dert.' diye diye kendini dertli görür. MEVLÂNA'yım dedim, söz ile verdim. Yumuşak düzende,
uyandan olasın. YUYAN'ı değerde bilesin, seferde değil. Değer,
ÖZ'dedir sözde değil, sefer yoldadır gözde değil. 'Yeniye uyacağım,
kayguyu sileceğim.' diyesin, sorguya nokta koyasın. Ne düğümdür, ne
doyum, sadece uyumdur.
Gönüller hoşnut. YUVA'da olduk, her gelende YÜCE'ye sevgi gördük.
'Selam olsun, cümlede kendini bulsun.' diye niyaza durduk. Yüzümüz HAK ile,
gönlümüz HAK için. Cümlede doğuştan anılır, doyuşa verilir; her
hal ile sohbet dilenir. ALLAH'ım RAZI olsun. Yerimiz bilene, gönlümüz sorana açıktır. Dilediğinizce veririz, her
olayda güzeli görürüz. Yumuşak yol alana, kaydı günde bulana; sevgimiz açık
desek, dünya halidir. Gün doğuşuna gözümüz açtık, gün batışına yumduk,
ömrü öyle ördük. Uzun kısa alınır, ömüre gün sayılır. Gün doğuşu ile
batışı arasında kaldık, eğildik düzene uyduk. Sarıldık, 'Bezenen.'
dedik. Çiçeklerde rengi, suda ahengi gördük. Here olaya denge kuranı öylece
bildik. YUNUS'um söze geldi: "Geldin aldın bildin, bildiğine uydun,
uyduğun ile oldun." dedi, ömrün özetini verdi. Günümüz yarını söyletmez,
yarın bugünü aratmaz, seven seveni taratmaz. Neden? İncinene yol açmaz.
Yol bizim, han bizim. Gelen-giden, soran-arayan bizim. Sorarsam, 'Biz kimin?'
Biz bize, cümlemiz YÜCE'ye doğru. Arayan eğriyi sormaz, acı ile
tatlıyı karmaz. Bal yenir, yendiği gibi sevilir. Biber sadece aşa
katılır. YM. diyelim, yolumuzu sohbete bağlayalım. Görüşü değerini buldu ise, diyeceği güzeldir. Desteği
bildi ise, uyacağı özeldir. Dumanı dağıttı ise, sayfayı örttü ise,
olanı olduğu gibi gördü ise; MERKEZ'im misali bulur, her olayda yerin
çemberini alır. Gerçek, çokluğun birliğinde; gerçek, alınanın gürlüğündedir. MEVLÂNA'yım. MERKEZİM'in sohbetinde yenilenen düzeni saydık. Her olayı
açan ile seçene sunduk. 'Akım dediğine ne isim verdik?' denilirse; susuz
bırakmayan, havasız olmamayı, yeniye yeniyi katmayı bilen güç diyelim. Bilen
güçten maksat; YÜCE ALLAH'ımın EMRİ'nde olan, kainatın düzenine baraj
kuran, dönen ile söneni anında birbirine bağlayan güç. Elbet HAKK'ın
tecellisi. İşte o güç her doğanı bir gün evvel doğandan
bilgin kılan güçtür. Bilginden maksat elbet alim değildir. Bir bilene, iki
bileni üstün sayar. Ne var ki, her seveni bilenden üstün kılar. 'Kucağım açılsa, sevgim saçılsa.' denilir. Konuk
gelen her kulunda aynı sevgi görülür. Aradığım yapıya, açtığım kapıya
her kulu sahiptir. Sevgiden söz edilir, doğuşta saz çalınır. Doğuşa
değil, oluşa sevinelim. 'Akımını bol aldık, bolluğu öyle bildik.'
diyelim. Akım, sevgi yüklüdür, bilgi yüklüdür. Ne var ki, her kulun kendi şeklidir.
Kulun niyetinde şekil alır. Her var olanda tecellisi görülür. Uymayı
deneyelim dediğimiz odur. Sevgi buldurur, uyanı oldurur. Unutulmasın,
geriye dönüş değil, her anı yaşayış vardır. Her an, kuluna
bildi ise kardır. Yüz ile verilen, akım ile sezilen odur. Rüyayı güne bağlayan,
olayda kulu eyliyen düzen; akımın tesiri içindedir. 'Gece ile gündüzde nasıl tecelli eder?' denildi.
Değişen sadece kulun düzenidir. 'Niyazın gecede sevabı çoktur.'
denilen, katıksız alınan akımdır. 'Katıksız nasıl?' denildi. Yumuşak
kulunun düzenine uymayan, hali halini bulmayan; yalnızlıkta uyar, uyduğu
anda duyar. Duymaktan maksat, güzellik gönlüne dolar. Yapıya girdik, sofrayı kurduk, cümle ile BİR olduk.
Yaprak misali ağacı süsleyenleri sevdik, kökünü besleyene 'ALLAH'ım RAZI
olsun.' dedik. ALLAH'ım RAZI olsun. Cümleniz andınız, doğuştan
sordunuz, dünya haline halimi bağladınız. Hoşnutuz, hoşnut
olunuz, sevgi ile el ele veriniz. YUVA'mıza gelen her dostu katıksız seviniz.
Seven sevilenden olur. Ne derse desin, nasıl uyarsa olumuna bulsun, kaydını
sevgi defterine yazsın. Şahit bizden sorulmaz, kayıt asla kim olursa olsun
silinmez. Aydan olsa bile, yıldızdan sorsa bile. Elbet sorduğu yine de
YÜCE'dir. Biliniz ki, sorduğu an gecesdir. Çünkü ay da, yıldız de
gecededir. Ne var ki, gün de gece de yazıdadır. Gün sevenin, gece örtenin
değildir.

Bildiğimiz, sevdiğimiz, güzel diye gördüğümüz; yeminden
uzak kalandır, her olayı ALLAH’ımdan bilendir. Kucak açtık dileyene, tatlı
sözü söyleyene. YUVA’nın düzenine giren, yolu HAKK’a diyen; elbet
derdini siler, olayı gönlünce böler. Tarif ile değil, görgü
ile sabittir. Dayanılan desteğin, aranılandan
olduğu bilinsin. Dumanın olduğu yerde zaman bilinmez. Dağıtalım
dumanımızı. Yaralı kuş yerde gezer denirse de, yolunu bağladığı
yerde gezer. Kayguya düşülen olayda, seferden uzak kalınır. Kapıda
beklenilen, yapıya eklenendir. Dar olanı genişleten
çevreye, yoğun çalışma gereklidir. Ne var ki, duyana değil, uyana
el verilir. Taze meyve dalında yenir. Meyvenin kurusunda geleceğe
beklenir. Olayda geleceğin düzeni görülür. Kayıtta olmayan yazıya
gelmez, gerçek görülmeden kul gülmez. Çevreyi dolayalım, güzeli
bekleyelim. Güzelden maksat; geçenin verildiği değil, gelenin
dürüldüğüdür. Olmuyor denileni, durandan saymayın. Daha önce verdik. Her gelen, el
verdiğine söylerse de; sözümüz, el alanın sahip olanındır. Dayanmayı
dilediği yönde, yolunu bilene sorsun. ‘Bilen kim?’ denilirse, gönlünde
HAKK'ı bulsun. Katık olsun, seveni bilsin, çatıyı örtene niyaza
dursun. Elbet çatıyı örten YÜCE'dir. Ne var ki, kulunu vasıta
kılar. Daha önce verdik, ‘Akım, kulunda şekil alır.’ dedik. Elektrik,
dilenen yerde kullanılır. Ütü ile, radyo ile, süpürge ile, çamaşır
ile. Her bilinen yerde, bilindiği gibi. Kulun aldığı akım
da öyledir. Netice şekil alır. Ne var ki, yerini olduğu yerde bulur. Yapıda
değil hata düşendedir. Hak ile HAKK'ı bulalım, darda olsak da O'ndan
bilelim. Güzellik uyumdadır. Kayguya yer yok. Düzen kurulur, kul yorulur. Şikayetçi
olmayalım, ‘Sarhoş.’
deyip, bilmeyeni kırmayalım. SAHABE’den gelen, EYÜB diye anılandır.
Sorulan kayba değil kazanca dönelim. Geçeni örtelim, dağıtanın demeyin
‘Dürtelim.’ Kayıt sizde olsa, sebepsiz değildir. YAZAN BİLİR,
güzel olanı verir. Dumanı dağıtalım, soranı eğitelim. Yorumda hataya
düşmeyelim. Kapanan kapı gümüş ise, ALLAH’ım altın olanı açar. Onu
bilen kulu öyle geçer.
Sanılmasın vakit gelmeden kulu göçer. Ham meyve olacak, olanını
yiyecek,
‘Güzel budur.’ diyecek. Güzelin tarifi olmaz, ‘HAK’tan.’ diyen çirkin
görmez.
Yaprak düşse söze girmez. ALLAH’ıma emanet olunuz. Görgüyü bilgi ile
süsleyin, bilgiyi sevgi ile besleyin. Dağdan dağa ses veren, dönüşü
alandır. Duyandan alandır. Söz ile gelir giderim, ÖZ ile her an
beraberiz. Diktiğin ağaçta ‘Köke ineyim mi?’ deme, dalları eğilir.
Ne var ki, gövdesinden gelecek, yapraklara verecek, gücüdür. Ağacın
gövdesinde birleşen böcekler, sanılmasın ağacı kurutur. Sadece kabuğunu
öğütür. Geçici olanın sözü, gelecek yaza kalır. Gelecek yazda, yeni
yapraklar bezenir. Ne var ki, günde gövdenin kireçlenmesi gerekir,
böcek
gelmesin diye. ‘Kayguyu silelim.’ dedik. Ağacın gövdesinde değil,
kabuğundadır oluşan. İlacını verende, kireç ile uzaklaştıranı
göreceksin. Ne var ki, uyum gereklidir. ‘Dumanını dağıt.’ dedik. El
ele,
el dile, dil tatlı söze gereklidir. Bal yiyelim, bal diyelim, ‘YA
ALLAH.’
deyip, kuvvet alalım.

Güneş misali veririz, olaylarda HAK olanı görürüz, ermeyi dileyene 'ER'likte
kalsın.' deriz. ER'lik BİR'liğe, BİR'lik dirliğe götürür;
ER'likten oluşur, sevgide buluşur; 'Ereyim.' diyen, düzende
karışır. Selam olsun, gelende halini bulsun. Kayıtta yer alan, satıhtan kendini ayırandır, elbet güzelliklerle sevgide garkolandır.
Satıhta olanın sözü, günde toz misali uçuşur; bilgi ile sevgi karıldıkta,
olduğu yeri doldurur. Gerçek odur ki: 'Yerim budur.' denilsin, her yeri
olana 'Sevgili'den.' diye önem verilsin. Yaprak yaprak açtığın, geçitte seçtiğin, özellikle kaydına düştüğün
olayda; elde olan bilinir. Gelişinde bulduğun, MERKEZ'imden
aldığın, daha önce verildi, şaka ile değil Öz ile bağlandı.
Geçirdiğin düzenin, aşmayı bildiğin özenin, elbet dağınık
değil. Geçerli olan, günde seyrini bulacak olandır. Olduğun gibi,
bildiğin kadar ver; ne var ki, yumuşak olmayana, düzende kalmayana
dahi ver. Deneyecek kınayacak, en sonunda derde deva diyecek, sevginde
kurtarıcıyı bulacak. Değer ölçüsü ne olursa olsun, her alan verdiğin
ile karılsın. Bilginden ver, sevginden ver. Genişlikte ölçü, aldığın
alan kadardır. Böldüğün çevrede, çapını bulamazsın. Niyet odur ki; genişlik, dilediğince olsun. Sende olan budur.
'Dört dört ile çarpılsın, değeri dileyenle paylaşılsın.' dediğin
odur. ALLAH'ım RAZI olsun. 'Dört dört ile çarpılan, nedir?' dendi.
Aldığın, bildiğin, olduğun, sevdiğin; olumun özetidir.
Paylaşmayı dilediğin, elbet HAKK'ın RIZASI'dır. Kayguya düşme,
ne derlerse desinler. Unutma, verdiğin, alacaklarının üstündedir. Dağınık düzene girenin kaygusu yersizdir, çünkü olay
şartsızdır. Şartları sildin, süresiz bildin, kaydını uygun gördün,
seymen misali yemeniyi giydin. Derd ile derdi bölenin alacağı, sevabtır. 'Ne
demek?' dendi. Dertliye deva, derdindir. Duyanın yargısı, bilenin saygısı olacaktır.
Oluşum odur. Gelişim seyrine konuk değil, vazifeli
denenden, İBNİ SİNA ile gelenden ALLAH'ım RAZI olsun.
Meyden aldığın ney ile silinir, yaprak misali sevilir. Beste ile
söylesin, desteyi yolda görsün, huzuru gönülde duysun. Ona de ki: Derdi bölünür, şikayeti silinir, kuyu yeniye yol alsın
diye yanaşır. Yenilik yoldadır. Oyunu verdiği adada, Güneş'i
bildiği sahadan geçecek, güç denilene dayanacak, katıyı alana kötüyü
silene gönülden niyaz edecek. KADİR olan, kahrı siler. Sözünüz ÖZ'ümüzde, ÖZ'ümüz gözünüzde olsun.
Güneşten almayı dilersen, gölgeden kaçayım dersen; uyumda olmaya,
gönülden dolmaya çalış, her hale uymaya alış. Sarı ile moru uyumsuz deme, güzel ile çirkini doyumsuz bulma, kar ile korda ayrıya düşme. Sebepleri kement diye
kimsenin beline atma. KEREM ALLAH’ımdan. YARATAN’ın GÜCÜ. Cürüm senden.
Sebepleri gönlünce yorarsın, cürme düşersin. Dünyaya gelişin değeri;
olayları tartışmak değil, olaylardan özele bakmak, ÖZ benliğini
bulmak. Kul dilediği olayda, kendine güzellik arar. Dilediği olayda,
‘Acı.’ der tarar. ‘Acı çektiğim.’ dediğin olaya, gelecek günde güleceğini
bilirsen, kendini yargılarsın. Her kul geçen günü över, olduğu günde
dizini döver. Demek ki olayın acılığı değil, kulunun acilliğidir.
Kul olaylara dilediği yönden değil her yönden bakarsa; o zaman düzlüğü
bulur. YARATAN’ın kullarında, yaratılış özelliği vardır. Sabırda,
özelliğin güzelliği vardır. Sabırdan maksat; olaylara kuldan diye değil
ALLAH’ımdan diye bakasın, çemberde dairenin noktasını bulasın. Ezilenin döküleni olur. Ezilenden değilsin. Doğuşa değil
görüşe yer verirsin. Unutma, doğuşta asla hata olmaz. Ama görüşte
hatalar olabilir. ALLAH’ımın düzeninde olayları doğuşa-ölüşe
göre çözemezsin. Doğuşu-ölüşü ALLAH’ımdan bilenin olaylara
kuldan gözü ile bakması görgü hatasıdır. Ne var ki olayları insanlar
oldurduğuna göre, hatalı insan değil midir? Elbet insandır. Ne var ki
insanın yaptığını gören, gönlünü okuyan da ALLAH’ımdır. Düzene oy verelim, güzeli öyle görelim; tarihten değil, doğadan
ibret alalım. Yaratılışın hikmetlerinden. Demirden levha, YUVA’dan sayfa açılır, MERYEM sohbetlere gelir. Daha yüce kullarında dilediniz. Ne var ki kapıları açan
sizin gönüllerinizdir. ‘GARİB’in göçüne kadar geleceğiz, beraberce
vereceğiz.’ dedik. Doğuşu veren ile, duyuşa götürene yol
açtık, birbirine bağladık. Yeni olaylara düzen verecek olan, sevgi
akımıdır. Kullar arasında dinler-ırklar, ancak sevgi bağı ile
birbirine katılır. Yenide yerin var, görevin var. ‘EYVALLAH.’ diyelim, sözü bağlayalım.
Yemeyi bilen, doyuma uyandır; sevmeyi bilen, vermeye amade olandır.
'EYVALLAH.' diyelim, amade olduğumuzu bilelim. Sebepler yerden değil YÜCE'dendir, uyduğumuz gecedendir. Gündüzü
bilen geceyi böler. Olmazsa düzen olur mu yozan? 'Yanlış.' denilmesin. Düzende
yozan bilinir, uymayanda bilen aranır. 'Vereceğiz.' denilen odur. Hata
düzende değil, yozandadır. Düzeni değiştirmek kulun gücünde olamaz
elbet. Amma, yozanı gören bilenden ise durmaz elbet. Dosdoğru verdik.
Bilenden olanları gönülden uyanları, 'Vazifen.' dedik, YÜCE'nin EMRİ'nde
vazifeye çağırdık. Yönetimde olanlar, denetimde olanlarla yağış misali toprağı
ellesinler, yağıştan önce olduğu gibi bellesinler, ekime hazır
tutsunlar. (Yağıştan murad nedir?)
Yağış denilen; güne kadar, günden sonra verilen, verilecek olanlardır.
Daha önce verdik, 'Toprağı doysun, verici hale gelsin.' dedik. Toprağımız
hazırdır, şüphesiz olalım. Şüphe verişi engeller. Doyuma giren
toprak; kar ile de örtülse, buz ile de kaplansa, asla verişten kalmaz,
bilakis güçlenir. Güzel yollar aldık, güzel günler bildik. Olmayı denedik, uyumda karar
kıldık. Kundak idik açıldık, köprü olduk geçildik, 'Veren.' dedik seçildik.
ALLAH'ım gücünüze güç katsın, her bünyeden şüpheleri atsın. Yolumuz
beraberdir el ele, YEDİLER ile yol yola, yaprak ile dal misali hal hale. Var olanı vereceğiz, 'Yok.' diyeni seveceğiz.
Yok diyen arayandır, karışık saç misali zoru tarayandır. Sabır bizde
olacak, yok diyen zorlayacak. Şartsız çıkalım yola, beklemeden girelim
kola. Dar olanı görelim, zor olanı dürelim. Arayanda SEVGİLİ'yi
bulalım. Düzende bulduğum, özen ile verdiğimdir. Özen
ile verdiğim, cümleye serdiğimdir. Sadece dünya günümde AŞK'ımın
kökünü bulamadım, kimden geldiğini bilemedim. ŞEMS'i gördüm, ondan sandım.
Çiçek ile böcekten bildim. Kuyu ile havuzu gördüm, 'Yolum oradan mı?' dedim. Dolana
dolana deryayı buldum. Deryayı buldukta, katreyi dahi sarmaktan uzak kalmadım.
Yeni'den aldığımı, günümüze verdiğimi OMAR'dan bildim. Öylece onun AŞK'ı
ile AŞK'ımda eşitlik buldum. Delice yazdım, delice söyledim, doluca
sevdiğimi gönlümce dedim. 'Mesnevi.' denilir. Sanılmasın her ağızdan dökülen yazılıdır. Ayık
olduğum, kalem tuttuğum günün notlarıdır. 'Not alan?' denildi, ZERKUB'un
yazdıkları soruldu. Ne yazan ne çözen yetmedi, nefes kesilene dek sözüm
bitmedi. Nefes kesildi, yıllar geçildi, hala söze söz, AŞK'a AŞK
katıldı. 'AŞK'a AŞK nasıl katılır?' denilir. AŞK'larınız
AŞK'ıma katılandan değil mi? ALLAH'ım cümlenizden RAZI olsun.
'Yazılan her satırda ALLAH'ımın ADI anılsın.' dediğimiz odur. Not alan,
'ALLAH'ım.' diyenin yazısında sevgiye çağrı vardır. EYVALLAH. Daha önce
dedik; sözümüzden katılsın, bal şerbeti sunulsun. Bal misali yazılıdır.
Değerinde, Ümmeti'ne sesleniş vardır. ALLAH'ım cümleden RAZI olsun.
Sözümüzden katıldıkta, satırlara atıldıkta, bal şerbeti denilir, her
bünyeye sunulur. ALLAH'ım RAZI olsun. Suyun aktığı yerde kendini bilen
bulsun. ALLAH'a ısmarladık diyelim, son sözü YUNUS'uma verelim: ... ALLAH'ıma emanet olunuz. Selam RESULÜ'ndendir biliniz.
Yeni'den verdik, yeni'den alanları selamladık. 'ALLAH'ım güçlerine güç kat.'
diye niyaza durduk.
Güzel gün dedik, geleni verdik, yumuşak yolda olanı sevdik. Güğüm
dolu olacak, nasib günden gelecek; niyaz ile oluşan, gönülden doluşanın
yeri, YARDIMCI'sı ile oluşacak. Selamını aldık, sohbetimizde verdik, selamladık.
Yaprak düzenine uyar, seven YARDIMCI'sını duyar, eline gönlüne koyar.
Hummalı olduğun günde, kayıtsız kaldığın düzeni derleyesin, yazına
yaprak açasın, kitabında yeniye yer veresin. Aşın pişer, işin coşar.
Yazını ihmal etme. Not aldığın, düzene koyduğun, kitap diye başladığın. Yemeniyi giydik, yola koyulduk, öylece düzeni bulduk. Yeminden uzak
kalalım, çayda geleni, gölde yüzeni yermiyelim; ne var ki, deryadan başka
yer almayalım. Seyrini bilenin yargısı, 'ALLAH'ım.' diyenin kaygusu olmaz. Çeşitte
güzeli bulalım, eşitte sevgili aramayalım. 'Olmuyor.?' denilenin yerini
olumlu alır, olumsuz düzenin dışında kalır. Uymakta güzellik, bilmekte
özellik vardır. Şekilde sevmesekte, ÖZ'ünü arayalım, yozunu tarayalım.
ALLAH'ıma emanet olasın, gölgeyi silesin, gönlündeki NUR'dan ışık alasın. OĞUL'dan gelen dileğin vericisiyiz, olumlu
kulunun görücüsüyüz. Sarhoş deme. 'Yapıda yerimi bulmadım, dolu gönlüme
seyir almadım.' der, meyden sebep sorar. Yönü tarafımızdan gösterilir, el ele verilir.
Adını sarhoştan verdi, ehli olduğu işinde yerini buldu. Güzellik
odur ki; duyandan olsun, elini vereni bilsin. El eleyiz, gönül birliğinde.
Yolumuz açıktır, gelen geçen ile seven sayan ile. Daha önce verdik; 'Sevmekten
uzak kalma, uyumsuz dediğin hiç bir olaya dalma.' Her andığın an yanındayız. Vereceğiz dedik. Resmimizi diledi, yolumuzdan yardım
istedi, 'İşimde olsun, resmimin yerini açsın.' dedi. Yaprak açtık, HAMZA'nın yardımını söyledik,
danıştık. Yudum yudum verdim. Dört kapı açılsa, karşında olana
yürürsün. Düzen daima ileri olanadır, geri durana değil.
Danıştığı yerde bulacak. Sudan aldığı giibi diledi,
-Yaprağı duyana-, olmadık şüpheden, sevilmedik düzenden sıkıldı.
Denilen isim ile , açılan kapıdan girişe önem versin. YARDIMCI'n HAMZA
olacak, daha önce adını verdi. Kulun yolu şüpheleri sile sile açılır, şüpheler
doğruya katıksız götürür; şüpheci kul en doğruyu bulur,
saplantıdan kurtulur. Almaya devam edeceksin. Katıksız kaldığın, şüpheleri
sildiğin gün; elinden dilinden alınan yok. Kayguyu silesin.
Yeniye uyacağın verildi, yerini alacağın, yenide kendini bulacağın
söylenildi. Kırkbir'ler, hazır olan düzene. Sen hazır olan düzende, yani günde
hazır olan düzende yerini alacaksın. Günde kuruldu, gelen günde EYVALLAH. Kul yerini alması için, önce yetiştirilir. Sana bildirilişi;
bilenin uymaya daha çok meyyal olduğundandır, hatalarını görebilecek
ortama girdiğindendir. Oluşumunu; önce evdeki düzende, sonra
mahalledeki düzende, daha sonra semtteki düzende gerçekleştirmen lazım ki,
zümreden cümleye çıkabilesin. Önce görgü, sonra bilgi, sonra vergi. Önce sevmen
gereklidir, ne olursa olsun. Kusur bulmadan, hatalı görmeden düzene uyarsan,
sevgin çoğalır. Haklı ile haksıza karşısın. Ne var ki, kırıcı tenkide
vermeden. Mağmum; kapalı, içine dönük demektir. Elbet, gerçek her gün
geçerlidir. Daha önce dedik; 'Önce kendi çevrende.' Ne var ki, doğrunun
söylenişinde büyük-küçük kayrımı yoktur, sadece kırıcı olmamak
gerekir. Ayağına bakıp tozunu söylersen, kırıcı olur. Her olayda, kırıcı
olmamak gereklidir. 'Ağaç yaş iken eğilir.' sözü ordan gelir.
Dalları kırıldıkta, sadece gövde kaldıkta, kendini bulur. Yoğurt
beyaz, ne var ki süt olamaz, ama süttendir. Sevilen de öyledir, yapıdandır ama
yapı değildir; sorun da öyle, süttendir ama süt değildir.

‘Yolumuz.’ dedik,
sevene geldik,
cümleyi
selamladık.
YUYAN olduğumuz, yapıyı bildiğimiz, yolunuza durduğumuz
bilinir.
Gayret hayret ile silinir.
Dert
aranmasın,
yumuşak yolda olanın
sevgisi bölünmesin. ‘Sahip
olduğum, seferde bulduğum genişliği siler.’ diyen
yanılır.
LOKMAN’ın sözüne duran,
gayrette bedeni yoran;
sanılmasın
seferi bildiğince görür.
Sebep sepetten gelmez,
çirkin güzeli silmez.
Yorum
düzedir.
Olay yorumun sayısına değil,
sevgisine
bağlanır.
Doyuş yorumda değil uyuştadır.
Almayı
dileyen,
yerini değiştireni silmesin.
Konuk gelenin konuk
kalmayacağı bilinsin. ‘Gezdim gördüm, güzeli çirkin ile ördüm.’
diyen,
sevgide ayrıya düşmesin. Çok ile azı sorma,
ekşi ile tatlıyı karma.
Salatada
ekşi,
baklavada tatlı güzeldir.
İkisi beraber yenmez.
Yense
de güzel gelmez. ‘Ayyaş.’ diyen, HACI BEKTAŞ’tan yol soran;
yolunu
yokuşa sarandır.
HACI BEKTAŞ;
ayyaşa
değil
sarhoşa yol verir. Sarhoştan maksat;
AŞK
ile oluşan,
meşk ile söyleşen,
hal ile
eyleşendir.
AŞK’ta oluş,
oluşta buluş,
buluşta
gerçek vardır.
Gitmek-gelmek,
denizde kumu saymaya benzer.
Denizden
kumu alsak,
sayıyı dile versek, söyleyişe sofra kursak;
doyuma
vermez. Hal ile gelen, yapıya denk saymayı deneyendir.
Demir tavında,
güzel
halinde uyar.
Eriyenin şekli mayide,
karılanın
hali eldedir.
Her olay dildedir.
Olduğu gibi bilinir,
gün
geldikte çözülür.
Su ile oluşan, yolunu suda bulan,
dar yolu
genişleten. Yapısı küçük, doldurduğu yer büyük olan. ‘Samur.’ denilir,
yapısı anlatılır.
Yalnız kürklü değil; oluşturduğu olayda
yolunu açar,
aşılmayan yoldan geçer.
Geçitte yapıya eşik,
düzde
gelene beşik olur.
Denenmiş olan değil, söylenmiş olan vardır.
Sorular
yapının kapısını açanadır,
gerçekten kaçana değil.
HAZRETİ
ADEM için soruldu, yasak elmayı niye yedi?
İnsanlar çamurdan mı
yaratıldı? ALLAH’ım dilemese, kul yiyemezdi,
elma-buğday diyemezdi.
“OL.” DEDİ OLDURDU,
kainata “KUL.” dedi,
sevgi ile
oluşturdu.
Kainat akım ile doludur,
akımdan nasip alan kuludur.
Akım
ile her olay gerçekleşir.
Akımdan az veya çok
nasip alan
vardır.
PEYGAMBERLER katıksız akım yüklüdürler.
Az akım alanlara
yardımcı olurlar.
Daha önce dedik, ‘Sevgi bulaşıcıdır.
Akımın
azaldığı, sevgisizlikten belli olur.
PEYGAMBERLER akım yüklü
gelirler,
yayarlar.
Elbet yeni gelen;
bir evvelkinden daha
geniş oluşturan,
çevrede daha çok buluşturan fikir getirir.
Mükemmel
oluş, yaşantıya değil
sevgide birliğe bağlıdır.
Aldığını
bilen, ‘ALLAH’ım?’ diyen her kulu, mümindir. Daha önce dedik,
alemlerin
oluştuğu,
sevenlerin buluştuğu düzendir.
Yorumda
ayrıya düşersek
çözüm getirmez.
Bizler ancak trafo olabiliriz,
O’na
bağlı kalabiliriz.
YÜCE ALLAH’ım, yapıya kumunu vereni,
karanı,
duvarı
öreni bilir.
Sevgi ile oluşanı görür. Sevgisi belirlidir,
ne
var ki
akımı yüksek olan görür.
Olaylar mevsimler gibidir, gelişir oluşur bölüşür.
‘Ölüm.’ denildikte, bedenden sıyrılır.
Güzellik, yaratılıştadır.
ÖZ’e
indikte göze görülür.
Sadece sevgi, akımı arttırır.
Seviniz, ne
olursa olsun,
nasıl gelirse gelsin. ‘Sorgusuz kalınsın.’ dediğimiz,
hep odur. Duyanın gördüğü rüya ile,
uyuyanın gördüğü rüya bir
değildir.
Akım ile yüklendikçe,
rüya da verici olur.
Açılan,
genişliğe
varılan, sevgiye örnektir.
Yerinde zamanında oluşumu
gösterir.
Ayağım yerde, gözüm suda oluştu.
Sevgim
yeşil taş misali
kumda buluştu.
Olayın değişeni değil,
gelişenidir gerçek.
Yazılan,
olduğu günde gelir.
Ne geç kalır, ne erken varır. ‘Düğüm.’
denir,
düz iplik sorulur. Ocağı yaktığımız, kapıdan
baktığımız bilinir.
Ne var ki, araya ayna konulur.
Sertlikte
düzen bulunmaz,
sahifeyi baştan almadan
sona gelinmez.
Arifi
gelenden sor,
güzeli bilenden sor, aynada görenden sor.
Şarkı
kulağa hoş gelir,
ne var ki yazıda düzeni bulur.
Düşünce
birliği,
sevgi gürlüğü,
yardım etme sevinci; genişlikte
yerini bulur.
Dünya uğraşı kulu oldurur,
yapıda kendini
buldurur. ‘Bu dünya.’ dediğin,
bastığın toprak ise,
sorarım
düşen yaprak nerdedir?

'Yediğim giydiğim burda, sevdiğim saydığım nerde?'
dersen; güçlüğü yendiğin yerde. 'Dur.' diyene sormazsan, YÜCE'ye
gönülden varmazsan; bildiğin vermez, gördüğün sermez, mantık
hiçbirinin yorumuna uymaz. Onun için yediğin giydiğini yapıya, sevdiğine
saydığına; yapraktan aldığın misali düşün. YM. Doğuştan yoluna duranı sorar, her olayı dağınık yorar. Olumda
sadelik arayalım, öylece mantık ile çözüme varalım. Seyrinde yorum, rüzgara
katılmış yaprak misali döner durur. Yaprağı dalda gör, kulunu halde
bil; o zaman dağınık düşünce yerini bulur. Her olaya çözüm görülür.
Olayları sondan başa değil, baştan sona götür. Çünkü, başı
bildiğindir, sonu yorduğun. Olayın yorduğun gibi çözüleceğini
nasıl bilirsin? Onun için dedim, olaya ters yönden girme. Söz ters gelse bile,
gelecek gün beklenir. Ne diyenin sözü ile, ne bekliyenden, olay bilindiği
gibi gelmez. Gedik açıldığı gün, taş yolda kalmaz. Meydan sorulur, görüşte açıklık aranır. Doyanın aradığı
hemdengidir, sevenin sorduğu ahengidir. YM. Cennet denen yerdedir, Cehennem dayanılandadır,
dayanabildiğin kadar Cehennemdir. Elbet ondan ötesi cennet. Ayak götürür,
el eli tutturur. AŞK bülbülü öttürür, meşk sohbeti açtırır. Sohbet,
Cehennemin bittiği yerdedir. Gölgede bekleyen, yolunu uzatır. Güneşte
yürüyen, yoluna tez varır. Madde ile mana. 'Dolu dizgin gideyim, yolum nedir
bileyim.' denilende, sabırdan yer alınmadığı görülür. Aslında kulun dilese
dilemese, yazıya uyacağı, olanı olduğu gibi alacağı bilinir; ne
var ki, dilden şikayet dökülür. 'Şikayette yarar mı zarar mı vardır?'
derseniz, yararı da zararı da kulunadır. Olacağı olduğu gibi bilen, hem
kendine hem de etrafına huzur verir. 'Mendili aldım, yaprağı sildim.'
dersin; yaprağı sen silemezsin. Yeni'ye yol açtık, her yoldan yoruma geçtik. ALLAH'ım
hayır olmayanı vermez. Kul, yazılmayanı dermez. 'Aradığım gelse idi, kaderimde
olsa idi.' deme. Çünkü kulun yazısı değişmez. Değişenin
elinde olacağını düşündü isen, hangi gün yolunu kendin çizdin? Her
olayda plan kurdun, neticede aksini gördün; olanda kendi planını mı buldun?
Cenk, kazanan için zaferdir. Her cenge giren kazanmak için girer, olmadık olay
düzeni bozar. Demek plan kulun gücünde değil. Olaylar yazılıdır, kaderde kazılıdır.
Ne durdurabilirsin, ne değiştirebilirsin. En güzeli, 'ALLAH'ım SANA
havale ettim.' dediğinde görülür. Hummalı oluştan, olayı dağınık görüşten;
hatalısın dedik, daha önce verdik. Yeniye yerden, eskiye serden kapı açılır. (Kapı çalınır, f.u girer. Üç kişi
olarak tebliğ alınmasına devam edilir.) Cümlenize selam olsun. 'Koyun kuzu sürüde, çoban gider geride, yolum kaldı
yarıda.' dersiniz, gerçeği pencereden ararsınız. Kapı açıktır; gönül
aldığı kadar, niyaz edildiği kadar. 'Çok olsun, az silinsin.'
demeyin. Aza da şükür. Çoğa niyaza durun. Huzur ile BİR'liği
bulun. Yaprak yaprağa benzemez, çiçek aynı kokuyu vermez, ULULAR her yuvaya postu
sermez. 'Katıldık sohbete' diyenlerde, her hal ile sabır görülmez. Planı olduğu
gibi alalım; sevgimizi, bilene bilmeyene verelim. 'Bildiğim.'
denilmesin. Elbet bilinendir; ne var ki yazımız cümleye okunandır. ULULAR
vericidir, ALLAH'ım vazifeli kılar. Sabırda olmayan, ULU'ya gelmez; sabırsız
olsa ULU denilmez. Sabırsızlık kuldadır. Sitem dersen, denenmiş yola yön
çevirirsen, aldığında sitem ararsın. Postumuz oluşur, yorumda gelişir. Sorguya yol açan, yoğun çalışmaya giriş
halidir. Soğuk sıcak demeden, yolu çamur görmeden açacağın yolda,
tutacağın elde genişlik, elbet akımın artmasına yol açar. Niyaz ile
gerçeğe uyacaksın. YM. Şahit sorma, vurgun arama. Vurgun; dar alan, ne
var ki kendinden kaçandır. Dorukta olan yaprak, güneşe bakandır, yeşilden
en güzeli alandır. Gölün verdiğine değil, nehirin akıttığına
uyalım. Duran ile varan. Bağda üzüm denilir, unutulmasın, koruğu da
yenilir. Beklenen yerindedir, deme 'Gün serindedir.' Soframız kuruldu, aç
olanlar gelsin, mana sofrasından nasibi alsın. 'Elmayı dörde böldük, dördün
ikisini aldık.' dersiniz. Deneyen, geyik misali bulur, yönü dönse de çevreden
alır. Kayguya yer yok. Demediğin sözde, almadığın gözde uyumsuz
bırakma. Yol açan yardımcı olandır, bilsen bilmesen akımda uyulandır. 'Katre
katre aldığım, yetti güzel dediğim.' deme, güzeli yorumda bırakma;
aklına, geçeni takma. Senden aldım, sana derim. Eğitenden olanın, öğüttüğü,
buğday olsun; asla yolunda taş görmesin. Gerçek koruk misali önce ekşi
gelse de, olumunda tad alır, kulu sevgide bulur. 'Can, CANAN için.' dersin,
canı canda seversin. Sevilen, halde olsa güzeldir; halden uzak kalan, çirkinden
sayılmaz; tatlı aşa acı biber katılmaz. Sevgin ouşur, oluştukta
buluşur. Açıkta olan, kuyuda kalana benzer. 'Arkamda kalan.'
de. Yorumsuz kalma, sorusuz kalmayı dene. Sende olan, sende kalır, handa yolcu
olur. Aynayı eline aldın mı, yumuşak yolu buldun mu; 'Seven.' deme,
'Seveyim.' de. Katıksız seçen, aşından geçendir. Süt dilersin,
yoğurdu 'Katıklı.' dersin. Günün olayını verdim. Yoğurt süttendir
amma süt değildir. Değişen, katışandandır. Düşünülen,
YM. 'Süt verdim süt alayım.' dersin, yoğurdun gereğini unutursun.
'Haberini alayım, seyrime güzelini kurayım.' dersin. Haberini aldın, görmeyi
dilersin. Kayıtta yazılan görülür. Her olayda, YUNUS misali yorum açılır. Sütün
yoğurt olması gerekli ise, yoğurt olacaktır; yerinde, şifa da
verecektir; sana günde çektiğin kaygu kalacaktır.
Gizli yol halden vermez, güzel söz yerden silmez, yedek denilen sahifeye nakledilenden
olmaz. Çiçek açtığı yerde güzel, döküldüğü yerde gazeldir. Şahit
olanın yargısı, sebep olanın kaygusunu siler. Demirde düzen elden gelir, kumun verdiğini ayak siler. ‘Dört yönde yerim, her
kula gönlüm var.’ dersen, düşünde gerçeği bulursun. Düşünden
maksat; usunda oluşturduğun, sayesinde buluşturduğundur.
Çevrende olanın, düzende yerini verdiği bilinsin. Hal ile aldığını,
dilin tekrarlasın. Unutulmasın, gönülde şahit YÜCE’dir. Sedef düzende gazele uyar, ağacı ehli oyar, oyduğuna sedef kama
koyar. Usunda demir misali aldığı, tavını bizden sorduğu bilinir.
‘Ocağımı bileyim, yerimi yönüme çevireyim, yuvamda düzenin gerçeğini
bulayım.’ dediğine, gönülden katılırız. Suyun akışına yardımcı gelenin, gününde yolunu veren, sevginde
varlığını gösteren, anıldığı günlerde yardımına gelen EYÜP SULTAN. Var olan yerini verir. ‘Yok olan?’ dersen; var olan yok
olmaz, yok ise bilinmez. Gerçeği dilin ile, gönlün ile aç, sevdiğin
yönde yapını seç. ALLAH’ıma emanet olunuz, gönülden açılan sorguda cevabı verildi, EYÜP SULTAN gayretinde görüldü.
Göz ile görmeyen, gönülden almayan, güzeli sevmiyen yolumuzda değildir.
Sohbetimizde olan, olayları güzelde gören, gerçeğe açılan kapıdadır. Yol elbet
HAK YOLU'dur, kul HAKK'ın kuludur. Yeni'ye yol açtığımız, düzene çiçek sunduğumuzdur; ayağından
başına, gözünden kaşına her kuluna verir; seven ile sevileni, yeren ile
övüneni ayırır. Konuk değiliz, YUVA'dayız; denilmesin yerde değil havadayız.
Kucak açan her kuldayız. Gerçek, bilinenin yorumudur; bilinmeyen sorun olmaz. Kayıtta olan yerini
çevirmez. Dert dert ile bölünmez. Sevgi verelim, sevgi alalım; derdi HAK ile
halleşelim. Her kulun kendine dert dediğine. Görüntü dert olsa da,
uyuma kapı açar. Koğuş çokluğa denir. Birlik var ise, huzur
ordadır. Daha önce dedik: 'Huzur ne alınır ne satılır, gönülden edinilir.' Var
olana sevinirsin, yok olana yerinirsen, düzenden şikayetçi olursun. Var
olan nedir? 'Neden?' denmedi, yok olan soruldu. Var olan bilinendir, yok olan
beklenendir de ondan sordun. Daha önce verdik, 'Var olan yok olmaz, yok olan
bilinmez, sadece fikirde şekillenir.' Sözümüz cümleyedir. Şekilden
yorum, kulunun özelliğidir. 'Ay.' diyene yıldızı gösterenden olma; güneşe bakana yorumu çölde
verme. Güzellik odur ki, yorumda çiçek açılsın, deme yapraklar dökülsün. Geçici
olana gönül koymayalım. Gönülden aldık, gönülden verdik. Alan bilir. 'Kuşun
kanadında yavru gezinirse, düşer.' demiyelim, yedek düzende kendimizi görmiyelim,
almaya vermeye aracı koymayalım, sergide hata bulmayalım. Günün geçici olduğu
bilinir, senin yolun da görülür. YM. 'Demir asa, demir çarık.' diyene de ki: 'Kum düzde, YUVA
gözde, söz bizde.' Koyun ile kuzuda, güzel gelen yazıda YUNUS misali olalım;
'Kemik itte, yol atta.' diyelim. 'Yoğun çalışalım.' dedik. YUVA'da görevli
olduğumuz. Gayret hoş, ne var ki denir 'Boş.' Boşa gün doğmaz.
Vazife alan gecikmez. Her vazife alan yönelmeli, gelenin adını almalı. Vazife alanları,
duada olanları. (Neden
her soruya yanıt vermiyorsunuz da 'Bekle gör.' diyorsunuz?) ALLAH'ım İZİN vermez. Gönül diler
ki, denilmesin; denilen anında yapılsın. Söz ile denilen, yosun misali sakin,
samur misali yoğun çalışan olsun. Önce sohbetler tekrar tekrar
okunsun, her kul kendine değil, etrafına bakınsın. Kendini gördüğü,
çevrede nokta misalidir, her kulun dert, masalıdır. Masalı geçelim, olanı
olduğu yerde bulalım, muhabbet ile saralım, yorumda yerini bilelim. Can
diye saralım, 'CANAN?' diye soralım; kuyuda gördü isek, el verelim. Yoğun
çalışma böylece başlasın. ALLAH'ıma emanet olunuz, görevde yerinizi
doldurunuz. Yorumda aldığı, daha önce verildiği gibi. Çok
önce verildi. Rüya değil vazife. Güne hazırlandı. Değirmende, buğdayı
getiren, unu götüren. Yeniye uyalım; 'Buğday nedir, nerde olur?' diyelim;
'Unu aldık, nereye veririz?' diye düşünelim. Vergimiz sadece bir yurt,
bir ocak, bir bucak değil, cümleye kucaktır. Değirmen, cümleye
çalışır, her dileyen alışır. Sohbetin değirmenidir. Buğday
gelmedikçe, değirmen çalışmaz; değirmen çalışmazsa, un
alınmaz. Buğday sohbetlerimiz olsun. 'Katı gelen yumuşak karılsın
desek, ne buğday katıdır, ne un sathi. Gerçeği alalım, gerçeğin
aynasını dileyen kuluna tutalım. Kulunu buğday desek, un misali öğütsek,
gerçeğin görgüsüne uymaz, buğdayda yolun sormaz. YUVA'nın gelişini,
YUVA'nın verişini koyun misali saysak, koyunun kürkünü soysak; bildiğinin
etidir, verdiğimin otudur. Her alan vereni bilir, değirmene buğday
misali sevgisini getirir. Genişlik verenden, el ele olandan ALLAH'ım RAZI
olsun. Düzeni kurmadınız ki. Düzen oluşturun, gelenden
buluşturun. 'Hatalı mıyız?' demeyin. Dedik ya, 'Buğday olmadan değirmen
olmaz.' Topluluk kurulur, sohbetler karılır. Sohbetin olduğu yer YUVA'dır.
'Genişlikte yorum geçerli midir?' denirse, yapıya uygun gelen kapıda durulur.
Aynayı aldı isek sohbeti açalım. YUVA'nın yerini aramızda seçelim. Geçici
olmaz; düzene uymalı, gideni geleni duymalı, kapı her dileyene açılmalı, şikayetten
uzak kalmalı, 'Açayım.' diyen, yapıya uymalı. Her vazifeli toplanır, seçim
öyle derlenir. Günde YUVA, olduğumuz yerdir. Yapıya kapı gerek. Her kula
açık olsun, desti dileyen YUVA'ya gelsin, elini uzatsın suyunu alsın. Esen
yelden soralım, güzel günden bilelim, her olaya 'Güzel.' diyelim; ne var ki,
gönülde olandan yoruma dumana vermeden söz dileyelim. Seçim, vazifeliler
arasında olsun, her vazifeli karara katılsın. Sevenden olalım. Sevdik sevilelim, olduk bilinelim,
sohbetle bulunalım.

Kuyu sesi ile, huzur varlığı ile bilinir. Birinde ses, birinde öz
var, bilmiyen bilenden dar. Cephe ayırana denir. Almayı dileyende, saymaya yön
verilmez, anda görülen gelene bölünmez, kucak açan her kulda hasret görülmez. Kayıt
yazıyı silmez. Kediye çirkin diyen, bülbülden sesi almaz. Şeker yiyene acı
sorulmaz. Defter doldurmak için yazı verilmez. 'Aldık alacağımızı, olduk
bileceğimizi.' denilmez. Döne döne okuyalım, okuduğumuzu dokuyalım.
Sözüm cümleyedir. Niyaz yek başına, sohbet çok yaşına olur. 'Ne demek?' dendi.
Her yaşta her başta sohbete katılabilir, katre katre alan bile nasib sofrasına
oturabilir, güzel çirkin katılabilir. Gölün suyunda, kulun huyunda durgunluk
varsa; değişime muhtaçtır. Aldığın değerli taşta, önce
maddeyi düşünürsün; eğer gücün yeterli ise yenisine dönersin. Değerli
taş denilen, her kulun imkanına mihenk olandır. Geçerli olan, söz ile
ÖZ'ün birliği. Ne yangın götürür selden söndürür, ne fırtına yıktırır
açıkta bıraktırır. YÜCE'nin GÜCÜ'nde sığınak bulalım, 'SEVGİLİ.'
diyelim, yarattı diye kulluğu ile övünelim, hatalıyız diye gereksiz
dövünelim, sadece AFFI'na sığınalım. O'na sığındığın anda
tövbeye girersin, AŞK helvasını öylece kararsın. Ayağın yerden
kesildiği, elin HAKK'a açıldığı, avucundan halka döküldüğü
bilindiği anda; pervane misali dönersin, AŞK ODU'na yanarsın. (Yani HAK'tan alıp halka vereceğiz öyle mi?) EYVALLAH. Verdiğimiz nedir? HAK'tan alıp
size döktüğümüz değil mi? 'Yel aldı getirmedi, söz verdi bitirmedi.'
denirse; gül olsam dile gelsem, dikeni ile ele versem; güzeli değişmezdim,
dikeni koparmazdım. Söz oluşta, yol biliştedir. Yerden yol, GÜL'den hal bilinir,
sohbetimiz öylece bağlanır.
Yeşilden renk alan, sahile götürendir, sevgide buldurandır. Her
derdin açtığı, mutluluk kapısıdır. Kulu ne derse desin, huzur veren
yapısıdır. Almayı bilenin sedefi bulanın değeri her an bilinir, geçici
olan silinir. HAK YOLU’nda gerçek, korkusuz açılır. Korkuyu sildikte her eşikten geçilir. Gaddar olsa olmasa, yüzüne söz
etmez, sözünde geçeni tekrar önüne atmaz, ‘Oldu-olmadı.’ diye fikir satmaz,
gerçek olanı asla inkar etmez. Suyun akışı, sohbetin gelişimine göredir. Daha önce verdik,
YUYAN yayına girer. Ne var ki, seçilmiş kullarını vasıta kılar. ‘Dosyayı
bırakalım mı?’ dendi. Bırakmazsan okuyabilir mi? Gazetede yazacak, kitap ta
olacak. Altı yıl önce verdik, sohbetlerin alış-verişi geçici olur.
Açık yayına girdikte, alış-veriş gereklidir. Çünkü olayımız, zümreye
değil cümleye açıktır. Cümleye açık olduğunda, cepten cebe aktarılmaz;
sergide bulunur, satın alınır. Cümleye açılan olayda, GARİB’in yolu genişler. Öyle oldukta,
senden ondan ötekinden beklemeye gerek kalmamalı. Madde haline gelen, madde ile
karşılanır. Sözde ÖZ’e dönülür, her hal ile bilinir. Sırlara inmeyelim, ‘YAR.’
diye dönmeyelim. ‘Aldığım gür olsun.’ dersin. Verdiğimiz akıma ölçü
koymazsak saparsın. Bilincin ötesi kapalıdır. Ağır-ağır geçit verilir. Bizler bilinç
ötesindeyiz. Satırlarda sır vardır, her gönülde YAR vardır. Çözüm size kalsın,
damla-damla hazma verilsin. Olaylar özde güzeldir, sözde değil. ‘Bugün böyle olacak, yarın böyle gelecek.’ diyemeyiz. ALLAH’ım sırları
yokladığında, sohbette yazıyı çevirir. Açık olanı örter, tekrar sorulanda
görgüden siler. Olayların özünü veririz, kuluna sadece o yönde yardımcı oluruz.
Eğer gün-gün verilir, her olay açık denilirse; ‘Falcı.’ diye anılırız. ALLAH’ım ‘ÖZ’de güzelliği arayın.’ diye verir. Sigara ÖZ’den almaz,
sadece beden iledir hesabı. Alkol ÖZ’ün ile bağlantını keser. Alkol
gerçekten kaçmak, yolun kolayını seçmektir. Aslında gönül isyan eder.
‘Gerçeğin aynasını aldık, yüz yüze kaldık.’ der. Alkol akımı bedene yayar.
Aslında akım, gönül ile irtibattadır. Kablosuz elektrik misali, dokunursan
çarpar. Gençlik gerçeği ondan örter, akım ile aldığını bilemediğinden.
Ancak ölçüde aldığı, nefesinde çerçeveye koyduğu zaman gerçek değerini
bulur.
Güzel gördük, güzel bildik, güzel seçtik. Her olayda güzele uyduk,
cümlenize selam olsun. Gayrette hata olmaz, kul sevmeden dolmaz, seven kul solmaz. ‘Somut örnek’
dersiniz, ‘MEVLANA YUNUS’ dersiniz, her an teru taze anarsınız. Andık geldik,
sevdik bildik, denilene ‘EYVALLAH.’ deriz, gönülleri kucaklarız. ‘HAY.’ dedik
diri kaldık, ‘Huy.’ diyene ‘Sorumsuzluk.’ dedik. YARATAN güzelde güzeli verir.
Kul gönlünde olumsuz kalır, eğer ‘Çirkin.’ der ise; yaprağı oluşturan,
sevenleri buluşturan, ne ben ne sen sadece SEVEN. Sevdik seveceğiz, her hal ile öveceğiz, yoğun çalışmaya
gireceğiz. El ele güzelden güzele. Geyik alsam sevgi dolsam,
sayfa-sayfa yazı versem, her gönülde söze girsem; ne gün yeter, ne söz biter. Yapı ustayı, kapı aşığı bildirir. Aşık olmayana, kapıyı
nasıl açtırır.” dedi, VELED’im selamladı. ‘ALLAH’ım.’ dedik, cümleniz için
RIZASI’nı diledik. ALLAH’ım RAZI olsun, seven seveni bulsun. Kahrında sefa vardır, sefanın kapısı demeyin dardır. Gelen geçen sevgiliye
EYVALLAH. Kalem yazıya, çapa kazıya gereklidir. Gül ile bülbüle sabahı sorsana anlatsın, eğer anlarsan. Bülbül dile gelsin
söylesin, eğer dinlersen. Yolumuz açıktır gönül eylersen, ‘Zorluk.’
demeyip yolları boylarsan. Gönül eylemekten maksat, hoşnut etmektir, hoşnutlukta
safa görmektir, ‘Kör.’ demeden elini vermektir, ‘Sağır.’ demeden sohbete
girmektir. Ne dilden dersen de, sözünü alır. Almayan yaprağı, yolda
dökülür. ‘Koruk oldu mu?’ diyene sözüm; üzüm erdi, şarap destiye girdi, mahzende yerini aldı, sırlandı. Sırrında, gelenin ÖZ’ü
vardır, AŞK’ında YÜCE’nin SÖZÜ vardır. Söz söze geldikte, seven kulu erdikte; gören gözün perdesi, diyen dilin şarkısı
söylenir. Aymayı bildi isek, aynayı ele aldığımızdandır, şarabı
sevene sunduğumuzdandır. Şark ile garpta gerçeğin çiçeği açar. Her kulu aynayı el
ele aldıkta, SEVGİLİ’ye koşar. Sevenden olduk ELHAMDÜLİLLAH, YAR ile YAR’i bulduk ELHAMDÜLİLLAH. ‘Kal.’ dilinde,
HAK yönünde, BİRLİK’i bulduk ELHAMDÜLİLLAH. Senden
benden geçtik, doğruyu gönülden seçtik ELHAMDÜLİLLAH. ‘Ayranı senden
içelim.’ dersiniz, RABB’imin sunduğundan dilersiniz. Aldık-verdik
ELHAMDÜLİLLAH. ‘Haram.’ denmeden, yarım görmeden, dağınık olana
gönül koymadan seyrine daldık ELHAMDÜLİLLAH. Güzellik görmesen, muhteşem görmesen; dünyayı sevmezdin, ‘Hayat bu.’ demezdin. Dünyanın düzeni, bezdirir yozanı,
sevdirir gezeni, bildirir YAZAN’ı. Çarpan suyun sesi olur, duran suyun süsü
olur, çamurlu suyun yası olur. Vergide yargı olmaz, yaratılanda sorgu kalmaz.
Eğer düzende uyum görülürse, kainatta doyum bulursa; geliş-gidiş
tasa çekiş niye? Aş pişmeden yenmez, ağza tadı gelmez.
‘Kuzu.’ dersin seversin, pişmeden nasıl yersin? Balığa da öyle
bakarsın. Düzen kurulduğu gibi gider, çoban sadece kuzu güder. Yorumun
yapısında, olumun gelişmesi mevcuttur. Odunun yanması gerekli, kömür olmak
için; kıvılcım alması gerekli, köz olmak için. Desenini sevdiğin fistanı, severde giyersin. ‘Beğenmedim.’ dediğine
göz atmaz, el sürmezsin. Sen beğenmedi isen güzel değil mi? Güzel
diye dokunmuştur, o ise kader diye yazılmıştır. Okuyana zor gelir.
EYVALLAH. Demir tavlanır, demirciye değil, seyredene zor gelir. Kaleye yol
bulan, çevreye güzel diye bakandır. Mor rengi vermiştik, ‘AŞK’ın doruğu.’ demiştik. Çok
uzakta varılamayacak gibi görünen dağlar, mor renge
bürünür. Adım-adım gidildikte, varılamayacak yer yoktur. Koşayım dersen
tıkanır varamazsın, niyet kurdu isen duramazsın, çamur yere kilim seremezsin.
‘Yeşil çimen olsun, gönlüm ferah bulsun.’ dersin. Öylece adım-adım
ulaşırsın. Ne var ki önce renkleri bilmek, renkten renge girmek
gereklidir. Turuncudan ötesi kırmızı, kırmızıdan ötesi mordur. Yalnız hataya düşmeyelim,
hiçbir renk öbüründen değersiz değildir. Ulaşılmayacak gibi
görünen dağ, sadece uzaklığı temsil eder. Yeşil renk her
yaratılana kucak açar. Zengin-fakir demeden, çirkin-güzel ayırmadan. Yeşil kucaklayan, mor
özletendir, özlediğini gözetendir. Kölede saygı, şahta sevgi bilinir. Ne köle şahsız köledir, ne şah
kölesiz şahtır. Yerleri değere değil öğeye bilelim. Fertler, cemiyeti bir
eden. Fertler olmasa, cemiyet olmaz, bireyler yerini bulmaz. Öğede bağımsızlık,
bireyde sorumsuzluk, fertte bilinçsizlik vardır. Her ne kadar tekliği
bildiriyor ise de, TEKLİK’te aranılan bağımsızlık değildir. El
ele vermeyi mademki niyette kuruyoruz, öyleyse vakfına talip olalım. Vazifenin
vakfını kurmak, vazifelileri toplamak. Günde niyet ile kurulur, ‘ALLAH’ımın
GÜCÜ’nde.’ denilir. Vazifede değer; günün yorumunu sıfıra getirmek, güzele
katıksız bakmayı dileyene göstermek. Korkulduğu kadar zorlu değildir.
Çünkü cümle kulu yapısı özelliği huzura taliptir. Böyle bir vakıf
muvacehesinde çağrılmaya gerek kalmaz. Talip olan gelecek, vakıfta yerini
almak huzuru bulmak için, bulduğu huzuru yaymak için.
Sadece alıcı olmak ALLAH'ıma güç gelir. Güçten maksat zorluk değil. Hep
alanı sevmez. Alan vermeli, aldığı tasarrufunda kalmalı. Daha önce verdik,
bilen-bilmeyen ayırmayın. Bilmeyen dahi bilene verir. En gücü, bilmediğini
öğretir. Vazife sorunludur. Aldığını vermezsen yüklü kalırsın, yolda
yavaş yürürsün. Çünkü aldığın emanettir. ‘Talip olmadım, neden yük
alayım?’ derseniz, seçilen kul bizden değil YÜCE’dendir.

Yorumunu varlığında, kulunun darlığından gelenin sevgisi vardır.
Geçenin sorgusu olmasın, gelen güne atılan adımda, yapıya kapı bilinsin. Demirde değerini bulan, gelen güne altın misali hazırlanandır. Yapıya
kapısız girilir mi? Oluşumun örülür, ancak gönül kapını açarsan içine
girilir. Üzümden maksat nedir? Oluşum, hiç bir zaman bitmez. Yapı, başlanandır.
Kulübe de yapıdır. Muhteşem yapının, yapılışı da uzundur. Yapı biter,
tezyinatı başlar. EYVALLAH, yapınız. Sevabı büyük olur. Daha önce dedik, kendimize maletmeyelim. 'Herkese verelim mi?' dersin.
Olayları, sergi haline getirecek odur. (GARİB)
Kendinden senden gelen değil, YÜCE'den gelen. Faydalanacak olana, yayın yolu
ile aktarır. GARİB nerde ise, merkez orasıdır. Bu gizli değil açıktır.
'GARİB nerde ise.' dedik, yer söylemedik. Denilmesi gerektiğinde,
deriz. Gönlüne kaygu koyma, her olayda hayır vardır.
Güzellikler, yaprak yaprak açılacak. Sevgimizde, katkıya yer vermiyelim.
Katkıda pazarlık vardır, alış veriş vardır. Katkısız sevelim.
Geçiçicidir. YM. diyelim, gözümüzü bağlayalım. MERYEM'in yeni'de yeri vardır, elden ele daima verir,
denizde, karada, havada, hep seninledir. YAHYA PEYGAMBER. Maddi manevi büyük değerlerden
nasibini alacağını gösterir.
Yeminden uzak kalalım, güzel hale niyaz ile gelelim. YUNUS'um: " Söz
yolu buldurur, yol güzele götürür." der. Yumuşak yolun yapıya vereceği;
kapıyı açacağıdır, kulunun YUNUS misali geçeceğidir. Satır satır okuduk, ilmek-ilmek dokuduk; ne bilmekten yoksun kaldık, ne dokunanda
hata aradık.
Gerçeğin aynasını verdik, sevgi ile bakanı gördük. 'Selam olsun.'
Kucağın aldığı kadar, gönlün dolduğu kadar; kulu yerini alır, değereni
öylece bulur. ALLAH'ım RAZI olsun, seven seveni bulsun. Her hizmet O'nadır, himmet sanadır. Himmet, yumuşak kuluna ALLAH'ımın
armağanı. Olumun içindesin, sevenin düşündesin. 'Himmet.' deyip
gelen, sana elini veren, rüyanda yolunu açan. MERYEM'i gördüğün, el ele
olduğundur. Göz göze bakmasa da, gönül gönülü yakar, her gittiği yere
AŞK'ın tohumunu eker. Ayna, elinde artık. Düzen kurulur, aynada istenilen
görülür. 'Her istediğim mi?' dersin. Öyle oldukta, elbet aynada dlilediğini
görürsün. Unutma; ayna, elinde tuttuğun değil, gönlünde tuttuğundur.
Rüyan ile gerçekleşir. Sadece, yorumda çelişkiye düşersin.
Hiçbir rüyayı ters yönden almayasın, dilediğin en güzel yönde yorasın.
Renklerde şüpheye düşersen, düşün ki her renk mukaddestir.
Her rengi MELEKLER temsil eder. Gayretin yersiz değil. Gemiye gideceğiz,
kaptanı bulacağız. Daha önce verdik: 'Gelecek olan, kapı kapı
dolaşandır, çerçeve diye savaşandır.' Dağınık olan, toplanmaya
çaılışır. YM. Dost deyip gideceğiz. Daha önce verdik, bildireceğiz.
( ) Biz biliriz. Kuyuya ses verir, sesi gelene iletir. Ayağımız
deryada, kulağımız cümlede. Duyan gören, dileyene veren, SEVGİLİ
YÜCE'de. Daha önce dedik: 'Gideceğiz, tez geleceğiz.' Geldik gördük,
selama selam kattık. ALLAH'a ısmarladık. Güneşin battığı değil, verdiği yerdeyiz. 'Gemiye gideceğiz.'
dedik. Kıyam; değişen değil, gelişene denilir. Gelişen
için, dağılmak gerekir. Eski binanın yerine yenisini kurmak için; eskiyi
dağıtırsın, yeni binayı inşa edersin; kıyam odur. Eskiden sıyrılıp, yeniye
yer ayırmak, yeniyi hazırlamak. 'Kendini yenile.' demektir. Özellik, gönül
yapındadır. ALLAH'ımın seçilmiş kullarındansın elbet. Beklemek değil;
geçirdiğin safhalar oluşmak idi. Zaman, sizleredir. İç dünyanı
verdik. Gördüğünü bu gün çözemezsin, gelen günde ayrı ayrı çözersin.
Unutma Güneş'e baktığın, dünya gözü ile gördüğün değildir,
açılan gönül gözü ile görürsün. Çünkü dünya gözü ile Güneş'e bakılamaz.
Gönül gözü Güneş'e bakanın yeri, bizlerin yanıdır. 'Aşamadım.'
dediğini, düşünde gördüğünü düşün. Yerini alanın, kendini
bilenin sorgusunda gerçek; doğan güneşe benzer. (ŞEMS'in size ne faydası oldu?) Ben ŞEMS'te
ALLAH'ımı değil, kendimi buldum; kendimden ALLAH'ıma döndüm. Sen kendini,
'Dayandım, seyrinde güzeli gördüm.' dediğin gün buldun. EYVALLAH. Daha
önce dedik. 'Düşünde verilir, güzel öyle örülür.' Dünyanın gündeki
oluşumu, kuluna gününe göre buldurur. MEVLÂNA misali ŞEMS'i arayım
dersen; sahrada kalmış bülbüle benzersin.
(Neden MEVLÂNA MERYEM de başkası değil?) Gaye birliğinden. MEVLÂNA MERYEM gaye
birliği ile bağlıdır. Sevgi ile oluşan, SEVGİLİ'de
buluşan demektir. SEVGİLİ'de buluşan kimdir? Kim olursa
olsun, yeter ki kulluğunu bilsin. Kulluğunu bilmek; O'ndan geleni ne
olursa olsun, kim olursa olsun, ister versin ister vermesin; kulu diye sevmek,
yaratılanı övmek. YUNUS'um da verir. El ele verdik; MEVLÂNA, YUNUS, MERYEM.
YUVA'da sohbete öylece gireceğimizi söyledik. (Neden bu kadar özel ilgi gösteriyorsunuz
bana? Benim bir şeyden haberim bile yok.) 'Gayeler aynı.' dedik ya. Günü gelende
kendin çözeceksin. Ne var ki, dedik daha önce: 'Yazıları okuyalım.' yeni
verdiklerimizi de. İlacın yeri, dünyadır hali. (Sümer'ler niçin verildi?) Günü gelende çözülecek. Geçmiş geleceğin
aynasıdır da ondan. Genişlikte son merhaleyi buldular; ne var ki orda
kaldılar. (Sümerler
mi buldu?) EYVALLAH.
Gök ilmi onlarda başladı, güne kadar öylece geldi. Denizdeki yosunun, gece
ile gündüze verdiklerini inceleseler, kainatta bir düğüm daha çözülürdü.
Sır, sormakla değil beklemekle açılır. 'Bekle gör.' dedik ya. Geçen
gelenin aynasıdır, asla geri dönüş yoktur. Su, dünyanın her yerinde
vardır. Yeraltı kanalına aktığı yer, kurağa kalır. Söylenilen, şehrin
güneydoğusunda; gölü gün gün azalıp çoğalan yöresinde. Yosunların
bağladığı yerde elbet. Arayan bulur, bekleyen görür. Aymayı bilen. (c.ç mi?) Değil. 'Bekleyen görür.' dedik, sohbeti
günde bağladık, 'Sen söyle.' dedik. Seven AŞK tohumunu serper de gezer. Sevenin
arkasında rahmet bol olur. Sanılmasın, atılan tohumlar yabana gider. Bünyenden
attığını yeniden almazsın, eğer aynı besinle beslenmezsen. 'Alkol.'
dedin ya. Benimsemediğin müddetçe, o senden değildir. (Sigara için mi?) 'EYVALLAH.' diyelim; ne var ki yavaş
yavaş yerimizi alalım. Az ye, az uyu; doyumla uyum yeterli olsun. Ne aza,
ne çoğa yer vermeyelim. ('Zayıflamak şart.' demiştiniz. Nasıl
zayıflayayım?)
Maydonoz ye. Bol ye. Yediğinde görürsün, yağ misali erirsin. Salata gibi yemeğinle. Sözü güzele bırakalım, uykuda olanı bekliyelim.

'Selam olsun, güzel gelsin.' dedik, söz ile verdik. Almayı dileyen,
çözmeye yer veren her kulu ile beraberiz. 'Derdin devası?' denir. Elma ile bal karılır, macun diye her gün yenir. Elmanın
suyunu, balın özü ile karalım. Arı sütü.'Dost.' dedik selamladık, gelenin elini
sevene bağladık. 'Sağ ile solda ayrılık var.' dediğin, bedende
kusur diye gördüğün. Dosdoğru göreceksin, bal ile elma suyunda şifa
bulacaksın. Ayrıca, alınan ilaçları kesinlikle bırakacaksın, bol tatlı yoğurt
yiyeceksin. Yoğurdun ekşimemişi. Kumdan geçtim, taştan seçtim, yeniye adım attım. Yoğun kayguya
düştüğün günü unutma. Değil. Umutsuzluk çektiğin gün, her şeyden
umudunu kestiğin gün. Ona DAVUT PEYGAMBER geldi, elini verdi. Demir kapıda
durduğu, kapıya tekme vurduğu gün. Gedik açılır, düşündüğü
seçilir. Geriye dönüş gerekli değildir. Umutsuzluğu doğaldır.
Ne var ki geçici. DAVUT PEYGAMBERİN sözünde, seyre daldı ÖZ'ünde. Güneşten
ışık alsın, yüzüne beyaz havlu örtsün, bir saat güneşte dursun.
Ezildi denilen damar açılır. Geçicidir. 'Güneşin olmadığında?.'
dersin. Güneşi beklesin. Yapıda yerin vardır, sohbette sözün olacak. Her
dilenende, MEVLÂNA yardıma gelecek. 'Gerçeği bilsem üzülmem.' dersin.
Gerçek doğuştan gelenden, kapıda ayağını vurandan açıldı.
Doğan güneşe yönünü çevir. Özür değil, geçici kusurdur. Kusurdan
maksat, damarın batık kalması. Açan damar. Kemikten. Genizden geçen. Dedik, doğuştan.
Ne var ki 'Kapıda kaldığı.' dedik. Elma suyu ile balın özü geçirir. Şüpheyi
silelim, MEVLÂNA el verdi diyelim. MEVLÂNA'yım. Döndüğü günden, umduğu güne kadar yanındayım. Umutsuzluğu
silsin. Alacağı görevde kendini bulsun. Sağ ile solda kayguya düştüğü,
gerçek değildir, sadece aldığı ilaçlardandır. Doğumun getirdiği,
anası ile bitirdiğidir. 'Ne demek?' dendi: Aynı geçici kaygu, anasında
da mevcut. Doğuştan dediğimiz odur. 'Hiç bir şeyim yok mu?'
dersin. Dedik damarda eziklik var, geçicidir. Geçici dedik. Kaygu kendinde. Doğuştan.
'Kendini bil, ödevini al.' dedik. Elbet görgüde bulacaksın, huzura ereceksin.
Ne var ki yuvasında 'Hasta.' sözü edilmesin, sıcak soğuk denilmesin,
kuru sebze yenilmesin. Gelen günde vereceğiz, ödevini söyleyeceğiz. 'Şükür
ALLAH'ım.' desin, dilediği an yardımına çağırsın. El ele veririz, şüpheyi
sileriz. Verdik, demir kapıda dedik. Yardımcı olacağız,
unuttuğunu bulduracağız. Düşünceleri tek tek açılacak. İlaçları
onun için kessin dedik. Uyuyacak. 'Yoğurt bal yesin.' dedik. Beklediğin
gelecek. Dumanını dağıt. Düşündüğün an yanındayız.
Lüzum eden halde, güzel olan her ahvalde; seçilmiş kulunun emeği
görülür, ALLAH'ımdan vazife verilir. 'Dost' denilenin postta olduğu bilinir,
her sevilen postun çevresine yayılır. Postumuz serilmiştir, sevenler
seçilmiştir. 'Dost..' diyenle halleşelim, dilenen yerde buluşalım.
Postumuzu YUVA'da bilelim. Unutulmasın gelişimiz gidişimiz YUVA'da bağlanır,
dilenen yerde toplanılır. YUVA'nın seçilmiş olması, postumuzun
serilmiş olması; gelen giden cümle ile sevilenlere de açılır. YUVA'nın
sohbete açık olduğu, yani çekim merkezi. Çeşmeyi bildiğin, 'Akıt
ALLAH'ım.' dediğin, YUVA'mıza adım attığın günü unutma. Gerçeği görenin, dil ile değil hal ile uyanın; çekime her en
hazır olduğu bilinsin. Her olayda düğümün içine girdin, düğümde HAKK'ın
RIZASI'nı gördün. Geçmişten değil, olmuşu sordun. Hizmete AŞK
ile talip oldun. AŞK, çekicidir. YÜCE ALLAH'ım, her dilediği an SIFATLARI ile kullarına KENDİNİ
gösterir. 'CELAL sıfatı, CEMAL sıfatı'. Nefret asla yoktur. Deniz, yüksek dalgalarla
kendini temizler. CELAL sıfatı; fırtına, sel, zelzele, yanardağ. Aslında
kulunu eğitir. Yavrunun hatasını yadırgarsan, cezalandırırsın. Nefretinden
değil, kendini bulması için. Asi kulunun asalete dönmesi, kendi nefsini
yenmesi ile gerçekleşir. Çirkin dediğini nerden alırsın? Güzel
gördüğün ile. Her olay, zıddı ile bilinir; aslında kuluna lütfudur.
Olaylar, sebepler ile çizilmiştir. Eceli gelmiyen ölmez. Sebepler de
sadece ALLAH'ımın TASARRUFU'ndadır, O'nun SIRRI'dır. Denk gelen dengini
bulandır. Elbet güzelliğin yapıcısıdır; 'Çirkin.'diyen kuldur. SIFATLARI
O'nu bildirir. Sel olmasa, toprak yenilenmez; fırtına gelmese yaprak
nakledilmez. Ağacın çiçeği tohumu yayılır. Sanıyor musun ki zelzele
olmasa gelişen madenlerin yapı özelliği kalırdı? Yapının özelliği kapıyı bulmadadır; ne var ki her kapıyı zorlamada
değil. Genişliğe açılan kapıda aynayı tutacaksın, her geçene
sunacaksın. (İstemem bana lazım değil.)
Neden lazım değil dersin? Sözümüzün başında dedik, 'Lüzumu olmasa verilmez.'
Ayaktan başa alacağın her olayda, bulacağın güzellikte gerçeği
görecek, görmeyene yardımcı olacaksın. Ne var ki, her kulun yapısına göre
vazife verlilir. Kimi çevreye verir. Özellik, genişliktedir. Denizden
seçilen maden suda rengini vermese de, niymet denildiği yerde açandan
olur. MEVLÂNA, olanı verir. Ne var ki sabır, yapının anahtarıdır. (Sorularıma bekle gör derseniz nasıl öğrenebilirim?)
Öğrenmek güzeldir, ne var ki sırları zorlamadan. Çünkü verilmeyen,
daha açılması gerekmeyendir. Arama, eğitim yönünden olsun. Çünkü denize
inemezsin, onda dağı deviremezsin. Ne var ki, gelen günde deniz kendini
açar, dağdan yol geçer. Önce gerçeği bulacağız, sonra manaya
döneceğiz. Minare ne kadar yüksek olursa, ses o kadar dağılır.
Minaremiz günde örülür. 'Dağıtandansın.' dedik ya. Değişen her
olayda, gelişen düzeni görelim, sevgide her yaratılanı karalım. Kemikte
yedek yoksa da, derinin kendi kendini ördüğünü bilelim. 'Ne demek?' dendi.
Değişen olayların düzenini verdik. 'Sevgisizlik yayıldı.' denilende,
gerçekte örülenden olduğunu söyledik. 'Yoğun çalışma.' dedik.
Sorumsuz olan her kul, uyumsuzdur. Sorumluluk uyuma götürür. Uyum, her kötü
denileni yatırır. Örtülen olayda çevreyi ele alırsak, dumanı dağılanda,
unutulandan olur. Her kulun değişen düzene isyanı olur. İsyan
yanıltsa da, gün gelir doğruyu buldurur. Yorumun özünü açarlar, sohbette
sözümüz seçerler. Yumuşak olumun yaydığı sevgidir. Zaman kulunun
ölçüsüdür. Geçici olanın, geçitte yerini verdiği bilinir. Yeninden uzamaz,
yazıdan ayrı kalamaz. Olumsuzluk, yerini oluma bıraktığında. Zaman ölçüsü
sizde dedik. (Neden herşey geç kalıyor?)
'Oluşan neden geç oluşur?' dediğinde, sabır kulun mihengidir; olan
ahengidir. Niyazını aldık, nimetten sorduğunu verdik. Yazıya göz attık,
'EYVALLAH.' dedik. Ne var ki, 'Her olay, sabır ile karılır.' dedik. ALLAH'ıma
emanet olunuz. ALLAH'ım cümlenizden RAZI olsun. Daha önce dedik: 'Olaylar,
beklendikçe görülür; güzel, açıldıkta sevilir.' Bekle gör. Sevilenin yapısıdır,
sevenin kapısıdır.

'Kayıtta olmasa bilinmez, dilenmeyen görülmez, sevilmeyen sarılmaz, yumuşak
olmayana sorulmaz. Duyan duymayan uymaz. Doyuma giren, gerçekten kaçmaz.
Kemikte kalan ilikte aranmaz.' demiştik. Kemik, seçilen; ilik, açılandır.
Denenmiş olan nedir? İnsan yapısı. Kemik durmasa, beden duramaz; ilik
olmasa hayat bulamaz. Her olay birbirine bağlıdır. Önce yapıda bilgiyi
bulalım, iskeleti kuralım, sıvaya öyle geçelim. Yapında sabırsızlık örneği
mevcuttur. Binanın temelinden, çatısını düşündün. 'Duvar örülür.' dedik,
sıvasına daldın. Oluşum, adım adım gelişir. Yapında elbet sabırsızlık
hatadan değil. Ne var ki, 'Eğitildim, öğütüldüm, un misali
hamura hazırlandım.' de. 'Olayları olduğu gibi, yapıma uyduğu gibi.'
de. Günün olayı, yorumdan değil, gelen günün ışığıdır. 'HAK
YOLU'nun AŞIĞI'dır.' denilir. 'Yoruma değil, uyuma yer ver.'
dedik. Yoruma değil, uyuma yer ver. Akım yüklüdür günde. YUVA'da GARİP'in oluşu, senin doluşun.
'Güzellik kendini gösterir, 'YUVA'mız.' denilen yeri sevdirir.' dedik. (Ben bu işin altından tek başıma kalkamam.
Birileriyle verdiğiniz sırları paylaşmam gerek. Susmayı beceremem.)
Gördüğünü yoruma verme. Yoruma düşmemek elindedir. Yapıya kapı açacak
isen, yorumsuzluğa gireceksin. Hayır olanı, olduğu yerde unutacaksın.
'Her yönü ile unuttum.' denilmesin. Yorumda kaldığın müddetçe, hep rüyada
gibi kalırsın. Yoruma girmediğinde, sende kalacak. (l.'e gördüğümü anlatsam?) Güler geçer. Yerini bulduğu
zaman, şimdi değil. Yapıda değiişik plan var. Onun yapısı
ile senin yapın, aynı plana tabi değil. O kendi kalesinin kumandanı; sen
kendi kalenin dağıtıcısı. Her kulun yaratılış planı vardır. Beden
yapısı ile demeyiz. (RUH yapısıyla mı?) EYVALLAH.
(O da böyle mi?) Değil. Onun yapısında
öğütülmüş buğday özelliği vardır. Elenmese de; yerini
almaya değil, dünyayı değerinde bulmaya çalşır. Dünyanın
değerini bilmek, yerinde olmak değil midir? Olanı olduğu gibi
bilir. Her olayda HAKK'ı görür. Sevdiği kadar sevilir. Ne eğriyi, ne
çamuru yerer. Olanı olduğu gibi alman gereklidir. Yapıyı değiştiremezsin,
yorumda hataya düşersin. Yapıyı verdik. Kapıyı açanın yargısına, bu günden
düşülmesin. Kediye balık versen yer. Amma, balık ne kadar büyük olursa olsun,
kediyi yemez. Her yaratılanın bir yapısı vardır, onun dışına çıkılamaz. Yavrum dediğin bağrına bastığın. 'Koyun ile kuzu.' dedik.
Başka deneyin var mı? Evlat, her anaya deneydir.

Yedekten sorulur, okunan gönlünce yorulur. Soyluya sorulan, yerini bilene
götürülür. Soysuza sorulan, dileğine getirilir. Her olay kulun niyetine yatırılır.
Aslında soylu soysuz, kulun değerlendirdiğidir. Seyrine daldığın,
güzel gördüğün her olayda, soyluluğunu belgelersin. Güneşte renkleri ararsın. Renkler güneşte değil, güneşin
akıcı gücü ile yansıtır. 'Güneşin verdiğinde somut örnek vardır.' dememiz,
yerini bilen ile bir olmamızdır. 'Nasıl?' denilir. Güneş alıcı verici
yansıtıcıdır. Değer ölçüsünü sorarsan, o da kainat ile beslenir. Güneş
elbet çok güçlü bir enerji istasyonudur. Ne var ki, sadece alıcı değil
vericidir de ve yansıtıcıdır. Kainattan ne verirsen alır. Yayılan sevgi, aynı
zamanda nefret, dağıttığı aldığıdır. Her dağılanı neşreder.
Onun için deriz, el ele veriniz, sevgi ile dolunuz. Yayınladığınız sevgi
toplaşır, gine sizlere dönüşür. 'Sizlerle yaşıyoruz.' demekten maksat; Anılıyoruz. Yaratılan her
varlık, aynı zamanda birbiri ile de yaşar. 'Sizler olmasanız' derken, yaratılmamış
olmanız gereklidir. Yaratılmış, yaratılmış ile yaşar, HAK ADI'na
koşar. Gerçeği yeni'de bilen her kulu, 'Giden gelen' demez,
'Yaratılan.' der. (Giden gelenden kasıt, ölen
doğan mı?) EYVALLAH. Olumsuzluk denilen, YÜCE ALLAH'ımın YAZISI'dır. 'Oluşan oluşmayan.'
dediğini, kayguya düştüğünü, semerde atın yeri görülür. Ne var ki
sadece kulu kaldırır. Semeri ata mal ederiz, ne var ki kendimiz kullanırız.
Nesil de öyledir. Denenmiş olandan kayguya düşeriz, ne var ki değerini
uzaktan görürüz. (Düşünceleri kesemiyorum)
'Olmuyor.' dediğin, tepsiye aldığın baklava; sevene güzeldir. Değerini
bildiğin, kendinde aradığın düzende, sahifeler konuşur. Kalemini
konuşturduğun gün, sorulardan uzak kalırsın. Çünkü, sorulan her
sorunun cevabı bin soruyu getirir; öyle oldukta bildiğini götürür. Olumlu
her olayda, sorgunun önemi varsa da; sorgu içinde sorgu aramak, çölde kumları
saymaya benzer. Neden niçin, aldığın cevapta her hali ile mevcuttur.
Yetersiz bulduğun cevabı tekrar tekrar okursan, çözümde selameti bulursun. (Ben şüpheciyim. Her şeye hemen inanamıyorum.
Mantığımla sizi kabul etmek zor. Bana kırılıyor musunuz?) 'Gerekli olan, soru değil mi?' dersin.
Çünkü, 'Şüpheci insan, en doğruyu bulur.' demiştim. Soruda şüphe
değil, sırlara yüklenme görülür. Gönlünde, güneşin, suyun, kainatın
sırlarını çözme temayülü vardır. Ne var ki, kulun yaratılışı sırları
çözmeye dardır. Denemeye gayret. (Her sırrın çözümü nerede vardır?) Kainatın tüm sırrı KUR'AN'da yazılıdır. Ne
var ki her kulun yorumu ayrıdır. YÜCE ALLAH'ım dilese idi, esasını buldurur,
kuluna çözdürürdü. ALLAH'ım her kulunun (Bir can ekler: 'Zannıncayım.' der.) (not: Tebliğin
bu kısmı, özgün defterden çıkartılmıştır.) (Sırlar hep gizli mi kalacak?) Elbet anlaşılacak. Madem ki varız, VAROLANI
göreceğiz. Olmuşa denk olalım, sevgimizi yayalım; güzeli çirkine
katalım. 'Güzel çirkin var mı?' denilir. Elbet yoktur; ne var ki kul şekilde
özellik arar, gönlüne uymayanı tarar. Çirkinde güzel ararsan, çirkini silersin.
O, hele, güzel gördüğün her olayı, güzele yorduğun günü bulsan;
'Sultan' diye anılırsın. (Sultan'dan kasıt nedir?) 'RABİA SULTAN' dersin, neden öyle
anarsın? Dünya kulunun manevi yorumudur. 'Çocuklar gibi olabilsek, el ele verip
sevinçle dönebilsek.' dediğin günleri düşün. Aradığın, katıksız
safiyet yerine özlemedir. 'Olamaz.' denilende, yorum yanlıştır.
'Olamaz.' değil, 'Olmaz.'; düzenin yer vermez. Yaprak misali daha önce
verdik: 'Dışa dönük vergiye gireceksin, her bina kuranın duvarına yardımcı
olacaksın.' İstersen olur. 'Olamaz.' demedim.
(Rüyadaki erkek çocuk nedir?) Gördüğün, aldığın vazifendir. Doğuşunu
gösterdi. Aslında kendi doğuşunu gösterdi. Aslında kendi doğuşundur.
Yeniye yöneliş. Erkek dağıtandır, kız olaydı yol eğiten olurdu.
Aldığın vazife eline gördüğün rüya ile verildi. Her kulun gönül
yapısı, gerçeği buldurur, kulu öyle yetiştirilir. Rüyayı bilmek senin
için gerekli olmayabilir. Çünkü nasıl olsa gelecek günde göreceksin. (Kime gereklidir rüya?) Tarikat ehline. Kendin için görürsün. Sen
rüya görmesen de biz seni biliriz. 'Dünya kulu, rüya ile ölçüsünü verir.' denilirse de;
tarikat ehline öyle bir Şeyh gereklidir ki, dosdoğru yorum
yapabilsin. Sen tarikat ehli değilsin ki. 'Tarikata intisab ettim.' diyen,
yolun yöntemini gösterir. ALLAH'tan dilemen yazılı ise, doğurman gereklidir;
kulun isteği ile değil, ALLAH'ımın YAZISI ile olur. ALLAH'ıma emanet
olunuz. Buluştukta yaş ile başı görünüz. Dedik ya; buluştukta
görülür. Ararsan bulursun; öyle ise sorgu niye? (Bu dünyada mı bulacağız?) Elbet. Madem burda, elbet; orda, dilediğin
kadar. Nasibi olsa kullanır. Hiçbir olayda zorlama yoktur. Kayalar yıkana
yıkana, mayalar yoğrula yoğrula güzelliğini bulur. Yoğrulmaktan
maksat, elbet hamur misali kul yoğrulmaz. Kulun yoğrulması;
yürüyüşü, eğilip kalkışıdır. Her halde gerilim oluşur. Bol
güneş, bol hava, dileneni buldurur. Yorumda hataya düşmeyelim. Güneşin
verdiği akım hava ile karışıktır. (İnsan nasıl genç kalabilir?) Bol güneş ve hava, dileneni gerçekleştirir.
Yerden suyu, gökten güneşi bil, hava ile kar. Gönlünde her yaratılan var
ise, yüz yaşında da genç güzel kalırsın.

Güzellik sevmededir, özellik övmededir, her olayı YARATAN'dan diye
görmededir. Olmasını istediğimiz, vazife diye gereğini verdiğimiz, gerçektir.
Öyle ise 'EYVALLAH.' diyelim, her hal ile uyalım, 'Uyduk şükür.' diyelim. Sonsuzu düşünmez, geçmişi anmazsak, yorum yersiz olur. Duyulan
her güzellikte, yapının özelliği vardır. 'Güzellik görülür duyulmaz.'
derseniz, gönlünü açan duyar. Uyumsuz tefekkür elbet olmaz. YARATAN düşüncededir.
Tefekkür, düşünceyi oldurur, düşündüğünü buldurur. Bulduğun,
hem gönlünü hem bedenini dinlendirir. Oyunda olduğu gibi, çocukların el
ele verdiği olur. HAY, DİRİ'den gelir. OLAN'ın OLDURAN'ın
verdiğidir, elbet DİRİ'dir. Dirilik, duruluktur. Sözümüz ÖZ'ümüzdür, yolumuz HAKK'ımızdır. Dosdoğru bilelim, sohbette
sözümüzü alalım. 'Dosdoğru denilen nedir?' dendi. Her yuvanın bacası
vardır. Baca, dumanı atmaya gereklidir. Daha önce soruldu, Şeytan ile
dostluk yoruldu. Sizden değil. Bacan olmasa dumanını atamazsın, Şeytan
olmasa günahını satamazsın. Öyle ise Şeytan'a dahi lanet demiyelim, her
yaratılanı yerinde bilelim. Dost ile post ile geldik, 'ALLAH'ımın her yarattığı
güzeldir.' dedik. Her yaratılan vazifeli, her vazifeli mukaddestir. Öyle
oldukta, korku değil elbet sevgi gereklidir. AZRAİL korkusu,
ALLAH'ımın korkusudur. O'na varamamanın korkusu. KUR'AN'ın güne kadar gelen
yanlış yorumundan. Korkuyu sildiğin için. Unutulmasın, her görülen
mavi yeşil veya diğer renklerin, gelen MELEKLER'den değil, EVLİYALAR
de renk renk yıldızlar halinde görülebilir. Yorum renklerle olmaz, her an ayrı
rengi almaz. Gün gelir yeşile, gün gelir kırmızıya dönüşür.
MELEKLER'in verdiği, ALLAH'ımın vazifelendirdiği gibi. 'Ana renk
demiyelim, kainatta rengin yorumuna düşmeyelim.' dedik, daha önce verdik.
Gerçek, her kulun ÖZ'ündedir, ne var ki dünya, gözündedir. Gözden çıkalım, ÖZ'e
dönelim, öylece çözelim. 'Gözden nasıl çıkalım?' derseniz; bedeni sıyırdıkta,
son nefesini verdikte. Nefes maddedir. Dert dört olmasın, renkler kulunu
yormasın. Sadece, 'Güzel.' diyelim, GÜZELLİĞİ'ni övelim. Koyunda post, kulda dost gereklidir. Ne kadar dostun var
ise o kadar renk ile bezenmiş olursun. Sayanın sayısında, sevenin
saygısında güzelin övgüsü vardır. Demirde düzen ararsan, tavına düşersin,
tavında düzeni buldurursun. Dizde bağ olursa, yolu uzar; gözde bağ
olursa, yönünü çevirir. 'ALLAH'ım olumunuza bağ vermesin.' diyelim, öylece
niyaza duralım. ALLAH'ıma emanet olunuz. Yapıya yedek kum gereklidir, alınırsa
faydalıdır. Dinlendirici. Yumuşak olmayı deneyenin yumağına, yedek
kum gereklidir. Eylemde sözü edilen, şifalı denilen ilacın
gerekliliğini verdik. Değil. Bedenin alacağı, bedende
bulacağıdır. Kemikten verdik, ilikten söz ettik. Senin niyetin değil. Rüyalar şekiller ile tefsir edilir, ayrı
özelliği yoktur. Nasıl ki yeşil gören, 'Muradımdır.' der. Görülen her
rüyada elbet özellik olmayabilir. Yorumu onun için en güzeli olsun. Öylece
gönlünü eğitsin. Rüyadan iyi yorum başlar; hayatta görülen her olay,
öylece güzele gider. Boşalmadan dolamazsın, dolmadan varamazsın. Sözümüz daha önce verildi. Niyazınız, O'na varmak olsun.
Yolunuz O'na götürsün. 'Amin.' diyelim, cümle için niyaz edelim. Cümlede
kendimizi, kendimizde cümleyi görelim. Yaprağı dökülen ağaca, 'Kuru
dal.' dersek, yapraklandığında meyvesini yerken utanırız. Demeyelim 'Kuru
dalın atarız.' 'Güzel çirkin demiyelim.' dediğimiz odur.
Binanın temelinde, her kulunun emelinde, günden güne dönüş vardır. Yapıda
düzen, temelde başlar. Yenide yerini alan her kul, yorumu kendinde arar. 'Her
bilene sorayım, kendime yardımcı olayım.' dersen, bilenin bildiğinde, kendine
dönük gayesi vardır. Olumunda, temeli destekli bilesin, duvarını öylece öresin. Sorumsuzluk
derde deva değildir. 'Yudum yudum alsam, her damlada mutluluğu
bulsam.' denilir. Elbet mutluluk kulun elindedir. 'Dördün yarısı bende, yarısı
her dileyende olsun.' dersen, benliğe düşersin. Dördü dörde bölelim,
dileyenle paylaşalım demekte mutluluğu ara ki, gelecek günde mutluluk
seni bulsun. Damlayan her terde, emeğin yeri var ise de, nasibin yazıldığı kadardır.
Yağın yeri aşta, kulun sözü baştadır. Kaybolanı aramak, yerini
sormak elbet verilen düzene aykırıdır. Sebepler yazıldığı gibi. Duyanın
aldığı, seyrine daldığıdır. Kediyi tırnağı korur. Tavuğun
sesi elbet düzende yerini bulur. 'Gerçeğe döneyim.' diyen, seçimi kendinde
değil, ALLAH'ımda görür. Senden gelen, sadece niyettir. 'Destiyi doldurayım, ağırlığınca kaldırayım.' dersen, gücünce
derim. Yolun açılsa, düzen seçilse, gayene düğüm atılsa; gayeden uzak mı
kalırsın? Günde gayem dediğin düzende, gelen güne çizgi bulamazsın. Aynada
kendini görsen, gördüğünü çözemezsin. Geyik misali olalım, düzende
kendimizi bulalım. 'Yerimiz nedir? Ne olacaktır.' dersek; değer ölçüde,
sayfaları okumadan geçmeye benzer. Elbet olduğu yerde, olduğu anda, YUNUS'um yoğurt
yemez; yiyenden nedeni sormaz. Dünya düzeninde, kainat gezeninde; cümlesi
sende, eğer sevdi isen. ALLAH'ıma emanet olunuz, denenen yolda selameti bulunuz.
Asla, kayıp denenden sorguya düşmeyiniz.
Yerden dedik, gökten verdik; sebil denilse de cümleye sunulur, 'YÂR.'
diyen her kulu görülür. Komşunun hakkı, komşuda kalır, sevenin yolu sevene
bağlanır. 'Her kul gönlünce eğlenir.' denirse de, her kul nasibince
yer bulur. Satıhta kalanın yolu geçici, yapıda olanın yeri durandan kalır.
Elbet yapıda olan, yapıya emek verendir. 'Değişen nedir?' denilir. Yer, gök, hava, her varolan aynidir.
Değişen görüştür. Görüşten maksat, kainatı gün gün çözüştür.
Daha önce verdik, doğan bebek geçen günde daha bilinçsiz, günde daha
bilinçli diye. Söyledik. Güneş verir, verdiğini alır; deneyler öyle
gerçekleşir. Her konuda Ay'a gitmeye çalışan, yol için savaşan
alimler; Güneşten aldıklarını verdiler. ALLAH'ım kainatı kuluna adım adım
açar. Ne önce ne sonra. Her nesil bir perde öteye geçer. Perde; 'Bilim.'
denilen, yoğun çalışma ile buldum sanılan, gerçeğin ta
kendisidir. Doyuşun olumu nedir? Mide ile alınan. Doyduğun, yediğinin
bittiğidir. Boşalan işe yaramayandır. Kainatta yiyecek o kadar
çeşit vardır ki, doymaya kıyamazsın. Kemikten iliği verdik, iskelette
bul dedik. Elbet mecaz. Maddeyi ALLAH'ım gerçekleştirir, manayı bul
araştır. İskelette değer ölçüsünü verir, ayakta olanı
gösterir. Eğer iskelet olmasa, üzeri et dolmasa, üzerini deri kaplamasa; şekilde
sevgisizlik görülür. Sevgi ile kaplamak. ÖZ ile verdik, özlemeyi gönlüne
kattık. Elbet bekleyeceksin, beklediğini karşılıyacaksın. Daha önce dedik, odunu yakarlar kömür haline gelsin diye
örterler. Güne kadar, örtülü için. Ocaktan çıktın, mangala girdin, alev
halindesin; turuncudasın dedik ya. Alevin bittiği günde; kendi ateşine
yanmak için etrafını göremezsin, kimseyi ısıtamazsın. Günde bizden istediğin,
'Yelpaze olun, rüzgar verin. Çabuk yanayım, kor olayım.' Gemiden söz aldım, anda yazıya verdim. ALLAH'ıma emanet
olunuz. Giden yok.

Ayağında meydan tozu, gönlünde RESULÜ'nün hazzı. " YA
ALLAH." dedi, EBUBEKİR resmini verdi: (Resim verildi: HAZRETİ EBUBEKİR) Gelen akımın suyundan yükümüz verdik, seyrinde güzeli gördük. EBUBEKİR
ÖZ'ünde, dünya silindi gözünde, RESULÜ sevgisinde " Su başına
gidelim, resmimizi verelim." dedi, selamını iletti. Saygılı oluşumuz,
Sevgili'yi buluşumuzudr. Sevgiden maksat, O'nu, O'ndan geleni bilişimiz,
kadere EYVALLAH deyişimiz. O BİLİR, O GÖRÜR, O SEVER, O SEVİLİR,
O'nda SELAMET, O'ndan VELİLERE keramet. Yoğun çalışma denilen O'dur, O'ndan gelendir.
YM diyelim, yükümüz ile yapıyı kuralım. Yükten maksat, AŞK'ımız. Günde
zorlayan, gelende huzuru bulduran. ALLAH'a ısmarladık. Sıyrılmak birden olsa, yıkım olurdu. Hiçbir kul, hiçbir
kulun inancını değiştiremez. Ne var ki, 'Yerim budur.' diyen, kendini
saklamaz. Sözler ÖZ'ler, cümleye açık oldukta, gerçekçi olur. (Pekiyi, neden ikimize ait gizli bir defter
istediniz?) Günde
sırla denilen senden istenilen, ayni değildir. (Bu dizeler özgün defterde silinmiştir.) (BEYTİ DOST İSA mıdır?) Gelen varlık açık verdi ise, verdiği gibi denilir. Eğer
İSA ise, ya da MUSA ise, neden açık verilmez? Dedik, gizli eller, gizli
diller, vermez bize gizli yollar. Günde sana verişimiz, sana olan sohbetin,
sende kalması. Günü geldiğinde, senin dışa döndüğünde açıklanması.
Seni, biz açıklarız. Ne var ki, sen seni açıklarsan 'Yolsuz.' denir. Senin
dışa dönük vazifeye başladığın günde, adımız anılır, yardımcı
olduğumuz bilinir. Çünkü, elde delil görülür. Yazacağın kitabı,
gerçeği verecek, yeni'de her okuyan çözebilecek. Alışılmış konu,
asla himmet görmez. Yaşamak değil, her okuyan yeni öyküye girecek,
kalıptan sıyrılacak. Güne kadar gelen kalıp kalıp sabun gibi, elden ele
dolaştı. Günde kalıp, gerçeğin dışında kaldı. Günde, kul
'ALLAH'ım.' dediği zaman, aldığı nefeste, içtiği suda, yediği
aşta bulmalı, doyuma öyle girmeli. Geçen, 'ALLAH'ım verdi yedim.'
denilirdi. 'ALLAH'ım ile yedim, ALLAH'ım verdi.' denilen, ayrıda birleşilen,
'Beraber yedim.' denilen, kaynaşmış olan. EYVALLAH diyelim. ALLAH'ım sesimizi her zaman aynı duydu. Ne var ki kulu,
O'nu uzakta bildi. Delilleri devamlı veriyoruz. (Kıyamla ilgili mi?) EYVALLAH. 'O'ndan geldik, O'na döndürüleceğiz.'
denilen, KIR'AN'da da verileni, YUNUS'um verdi. Gönüllere aktarılan, şarkılarda
türkülerde söyletilen, dileyenlere rahmet rahmet yağdırılan budur. Elbet
gerçekleşecek. (Ölümsüzlük mü?) EYVALLAH. Günün yorumunda, dünün sesi oldum, bugün söz ile verdim. Gerçeğin
aynası. Ayna misali olacaksınız. Doğum ile ölüm, ilim ile bilimin
anahtarıdır. (Doğum
ve ölümün sırrını mı çözeceğiz?) EYVALLAH. (Nasıl?) Bekle gör. Her kul, layık olduğunu bulur, dilediği
günü görür. 'Ben kimim?' demek, ayrıya düşürür. Genişlik aynada
görülür, her kul göründüğü gibi bilinir. Ne var ki, çeşit çeşit
libas ile örtülür.

Gölgeleri açalım, yönümüze ulaşalım diye veririz. Her kulunu severiz.
Sahibsiz olan yoktur, ebeveyni olmasa da. Sözümüz özel değil, kainat için
geçerlidir. Funda dağda, fulya bahçede ise de; YARATICI BİR'dir, vericisi
gürdür. Dünya, kainat değildir. Kainatta varolan gerçeği apaçık
görenler vardır. Dünya ilk merhaledir. Yıldızlar dediğin mekana bağladığındır.
YARATAN'ın güzellik felsefesine ermiş kullarında çözüme getirdikleri, 'Lâ
mekan' olanlardır. ('Lâ mekan.' nedir?) Mekansız
demektir. Mekana değil, KIR'AN'a uyalım. (KIR'AN
nedir?) Ayırmadan okursan KUR'AN. KUR'AN'ın hitabı demektir. Korkuyu
silene doğruyu verendir. Sevgiyi bulana, yolunu açandır. KIR'AN tektir. Arabça.
Kainatı gözle, güzeli özle; göreceğin KUR'AN'dır. Okumak dahi yetmez,
yorumda hataya düşmemek gerekir. KIR'AN herkese açıktır. Ne var ki, her
kulun yorumu ayrı ayrı. Yazımız da öyle değil mi? Dış manası açıktır,
iç manası yoruma göredir. Her yazar açık verir, kitabın verdiği, kendini
açtığındır. KUR'AN kainatı verir. Seni sen çözer verirsin, ayrıca çözüme
gerek kalmaz. (Siz de Mesnevi'yi aynı yolla mı
aldınız?) Elbet. HZ. ALİ'den yardım aldım. Ne var ki günümde değil,
göçümde bildim. 'Kendi AŞK'ımı söylüyorum.' dedim, bir de baktım kainata
tercüman olmuşum. Göçenler olur mu hiç, yaratılmışların cümlesi, hava su dahi. Daha
önce dedik; rüyalarda yorum, gönlüne en uygun gelen. Ne var ki, hayra yorum
olsun. Öz manası ancak oluşmada belirir. Demek ki oradasın. Kul ölçüsü ile
öyle, yorumda olduğu gibi. Dünya yükselişi merdiven ile gösterir.
Okulda sınıfları geçersin, işinde terfi edersin. Yorumda da öyle olması
gereklidir. HAK YOLU, bilgi ile değil gönül yapısı iledir. 'ALLAH'ımın SIRLARI'na uzanma.' dedik. Oluşumda yerini, sevgi
ile doldur. Dağdan dağa aşandan kumlu yolu geçenden, böcek çiçek
seçenden yerini sorsan; 'Havadan sudan.' der. Kedinin bünyesinde, gücünden
güven vardır. Geç kaldım demez, kendini darda bulmaz. Değişen nedir?
Bilen bildiğinden buldum, bilmeyen korunduğundan buldum sanır. Netice
birdir. Demette ayrı olmaz, yapraktan hata gelmez. Geyik misali seven, kendini
darda bulmaz. ALLAH'ıma emanet olunuz. 'Hem içmek, hem yıkamak fazla.' demedim ki. Alacağın
havayı, yıkanmış isen hazmedersin. Bedene maledebilmen için her zerrenin hizmeti
gereklidir. Aldığı toz ile bulduğu yağ ile meşgul olan zerreler,
havayı sıyırırlar, kul ile arayı ayırırlar. Gümüşten aldığını
altından bulur musun? Ayağına gümüş terlik giyer misin? Her var
olanın yeri görevi vardır. Hava gerekli ise, hava su gerekli ise, su güneş
gerekli ise; güneşi alacağız. Gereksiz diyemeyiz. Eksik kalınca
demek, yorumu uyutmaktır. Gereğini, sen bilmez misin? Hava su güneş noksanlığı.
Güneşin renklerini soymak, güneşlenmek değildir. Bünyene her
zerresinden maletmek, güneşle kesin alış veriştir. Elbet güneş
her zaman verimini yeniler. Yazda kışta ayrı değildir. Yorumda
kendine göre yol ararsın. Kendin yoruma uysan, sözü tatlıya bağlarsın.
Ruhundaki dumanı attığından, yükünü hafiflettiğindendir. Aslında beni
değil, YÜCE ALLAH'ımı özlersin, benim adımla dile getirirsin. Ben de YÜCE
ALLAH'ımı ŞEMS'te dile getirmiştim de sonra düğümü çözmeye
çalışmıştım. Tembih edici oluşu. Ne var ki, azında. Beyinde
çalışmayan tembel sinirleri. Azını faydalı dedik. Sende esir olma hali
var, esir etme değil. Esir ettiğin gün, faydalı olur. Gün gün dedik.

Ozan söyler, sazın çalar. Kucağını açan cümleye sevgi saçan kulunda,
mutluluğa götüren olayları açık gördüren düzen kurulur. 'Nasıl?' denir.
Her on kulun biri, sevgiden söz ederse doğuş görülür. Kıyam, ulu orta
demiyelim. Çok büyük bir olaydır. Somut örneğini almadan, dile vermiyelim. Yeniye dönüş dedik, günde öyle verdik. Yeni ile kıyam, yorumun değerine
bağlıdır. Olaylarda bilinecek olanı, kehanet misali söylemeye kalkarsak;
soylu ile soysuz yerinden oynar, darda olana taş koyar. Kıyam, olaydır;
yeni, beklenendir. Yapıda değil, sözde özür olur. Yeniye uymuyanda özür
aranırsa; yapıdan değil, sözdendir, görmeyen gözdendir. Hiyle ile, yuyanı
yayan, 'HAY' diye toplar. Karda düz, düzde iz görürsen, ayağındadır. Yaprağın dili dedin, çiçeğin özünü sordun. Değişen ses
düzeninden değil, yaydığı enerji duyguya açılır. Yapraktan sordun ya.
Güneş ile halleşen, toz ile birleşen, hava ile sözleşen; topraktan
aldığını güneşe ileten. Değil, üzerine oturdun, yayılana söz
ettiğin, güneş ile arasındaki düzene baktığın, çimen dedin
serildin. Yayınladıkları enerji. Verimde, küçük-büyük az-çok yoktur. Çimen
denilir geçilir, verdiği hangi terazi ile ölçülür? 'Duymayı denesem, alır
mıyım?' dersin, elbet alamazsın. Görmek te herkese nasip değildir.
Elbet göremez, sen de her zaman göremezsin. Ne var ki bitkide devamlı sevgi
akımı, verici akım vardır. Her olay gereklidir. Devamlı alışa kulun gücü
yetmez, unutulmasın alacağı bitmez. Yük üstüne yük vurulmaz. Her olay
birbiri ile karılmaz. Elbet gereksiz değil. Ne var ki bir bedeni bütün
bilmek için; kemikten ete, kandan deriye, beyinden ciğere blimek gerekir.
Madem ki kainatı bilmemiz gereklidir; yaprağı bitkiyi bilsek, 'Ciğeridir.'
desek, noksan bakmamış oluruz. (TANRI vergisinin özeti nedir?) İnsan. Yoğun çalışma dedik, öylece girdik.
Cumayı bildiğimiz, sevgi ile bağladığımız, Dost-Dost diye
sohbeti kurduğumuz bilinir. Yapıyı kurduk, bahçede gördük; parkı oluşturduk,
orman olacağız. Ormanda konuğumuza görev vereceğiz. Kaptan
Timi'nde görevli. GARİB'in dilinden veririm; vasıta asla olmaz. HAK
ADI'na verilende, vasıtaya gerek yoktur. Köprü açıktır, kanal tektir. Ormanı
oluşturacağız, yemeni giyip dolaşacağız. (Gezilere mi çıkacaksınız?) EYVALLAH. Beni bildin, O'nu buldun. Benden
aldın, O'ndan bildin. GARİB, dilden alacaksın 'SEVGİLİ'yi
buldum.' diyeceksin. Sesinden alırsın, geldikçe bulursun. Gideceğiz geleceğiz.
Konuşmasını alırsın, sonra dinlersin. (Teybe mi alayım istiyorsunuz, konuşmaları?) EYVALLAH. Gerçekte, gidiş-geliş gereklidir.
Yolumuz açılacak. Gidiş geliş genişliyecek. Meraka yer yok. Her
gidilen gelinende, uğrak burasıdır. (İstanbul mu?) EYVALLAH. (Merkez İstanbul mu?) EYVALLAH. Çünkü kaptan burada. (h. bey öyle mi?) EYVALLAH. Gemi limandadır, gönül. (Tebliğin bu satırları özgün defterde
silinmiştir.).çeyrek kaldı seyre daldı, günler doldu, yumuşak gelen oydu. Seyirde
düzene girer, olumluyu olumsuzu hayra yorar. Çift günde değil, tek günde
gidilsin, günün tarifi öyle aransın. Gelişe çeyrek kaldı. iki ay denildi.
Ayran sunalım, sütümüz var diyelim. Açık verdik ya. Ayran sunacağız,
sütümüz var diyeceğiz. Ayran, yazdıklarımızdır. ALLAH'a ısmarladık. 'Git görüş.' dedik. Olumun verdiğini bekle
gör. Meyvenin erdiğini toplarsın. Göreceksin, olayları daha önce verdik.
Miskin denetlenmez, hiç bir olay kenetlenmez. Miskin diye kul değil,
olayın gelişi özetlenmiştir. Olaylar eyletir, düz yolda bekletir.
Dert deme, gam yeme. Uymayı bilelim. Söyledik kayguyu silelim. Daha önce
verdik, tekrar tekrar aynı söze düşersen uykudasın derim. Bekle gör,
olayları elinle dür. Sevgi akımını yüklediğin her eşya, sana hizmet
eder. Geldiğimiz verdiğimiz günden, 'Seviniz ne olursa olsun.' deyişimiz
odur. Sevdiğin her eşya sana hizmet eder. (Yani titreşim yaparak bize faydalı
akım mı iletir, eşyalar?) EYVALLAH. YUVA, günde akım yüklüdür. Nasibini alır.
Ağzından değil, gönlünden yardımcısıyım. (Sabahat Abla'yla konuşarak sizinle irtibat kurulabilir mi?) EYVALLAH. (Nasıl konuşmam gerekli onunla?) Yazıda verdiğimiz gibi. Ne var ki, az
ve öz soru, az ve öz cevab. Sebebini sordun. Sözlü sohbette akım, daha çok
yüklü gelir. Söyliyende az olsa da, alanı yorar, her alanı. ALLAH'a ısmarladık.
Derinin toplantısı, üzerinde durulacak olay değil. Seni özürsüz bulduğu
günü bekler. Daha önce dedik. Özür yapıda değil, olsa da sözdedir, özür
bulanda. Öyle bulduğu için, hatalı kendisidir. Niyaz edesin, hatasını
bilsin. Onun için, seni özürlü bulur.

Yolumuz açılır, dar köprü geçilir. Yanlış denilen yoldan, güzel olan
seçilir. 'Yanıldığım?' dediğin, kayıtta aradığın, sebepsiz değil
elbet. Katı gelen dağınık olandır. 'Sergisini bulacak, yapıda yerini alacak.'
dedik, daha önce verdik. Korkuda aradığını, sevgide bulacaksın. Gidip
gelenden, sevincini bulanı soracaksın. Gaybına dert dediğini, koyun kuzu
misali çözeceksin. 'Nasıl?' denilir. Asıldan uzak değilsin. Koyun anadır,
kuzu yavrusu elbet. Sen kuzu olduğun müddetçe, sakın kurt gelir zararını
verir deme. ALLAH'ım O'na dayanan kulunu koruyucudur. 'Olanlar?' deme. Hoyrat
eller yolarsa, gülün güzelliği bozulmaz. Sevilen kul, sonuna kadar kayguda
kalmaz. Sorunu aldık. EYVALLAH. Can dedik, candan sevdik. Dost ile dostu yerinde gördük.
Çevrede sevgiyi bulan, çehrede dolan; kayguyu silsin. Bölüneni düşünme,
toplayan YARDIMCI'ndır. Sözümüz sepetten değil, sedeften gelir, en doğrusunu
verir. Deneyden geçtiğini unutma. ALLAH'ımın yeniden verdiğini, deneyden
aldığını; vermemize İZİN VERDİ. ALLAH'a ısmarladık. Yenide yer alanın, bahçede gül misali olduğunu
söyledik. Güneşin olduğu, sana sonsuzu verdiği bilinsin.
'Kaygular silinsin.' dedik, daha önce. Her ne kadar hoyrat eller yoldu ise de,
günden sonra değerini, eli ile ellerde bulacak göreceksin. ALLAH'ıma
emanet olunuz. Gelici, geçici.

Yerinde olmazsa, gönlüne dolmazsa; yorumda aranmaz, koğuşta
bulunmaz. Gedikten geçenin, sahifeyi açanın, güzeli kaygu ile seçenin yanındayız.
Derdini sorandan, 'Güzeli seçti.' dedik. Ne var ki kayguyu daha silemedi.
Sevgide doluşur, hal ile oluşur, sevgili ile buluşur. YÜCE ALLAH'ım. ALLAH'ım, yeminden uzak olalım. Derdini görür, yardımcı
olur. Duman yerini örter, yolunu gün gelende açar. Sahibsiz değil. Gerçeği
buldu, ne var ki; kayguya girişi, olayları kaygu ile yoruşu, dumanını
dağıtmaz. Konuşan her kulunda, dilenen yol oluşur; gemiye yer veren,
kaydını denizden oluşturur. Gemiye karada raslamadım. EYVALLAH,
dolaşanı arar. Derdine ulaşan, dolaşan, aradığını bilir.
Nimet dediğin, ekmektir yediğin, defter yazdığın. 'Demirden alsam, sağlam yapıya vursam.' denilir. Her
sofrada dilenen değil nasib olan yenilir. Aldığımız kadar veririz,
sonsuza kadar görürüz. Sonsuzdan maksat; her kulun, görüş-alış-duyuş
frekansıdır. Doyum niyet ile geçerli değildir, uyum ile. Uymayı
deneyen her kulun gün gün görüşü açılır, öylece bilişte değeri
seçilir. Seçilenin yargısı kuldan değildir, kaygusu da kulda kalamaz. Gün
geldikte alınır, arayan tarafından bilinir. Yoğurt yedir. Daha önce verdik. Senin yüzünde, onun
başında. Geçici. Alınan ilaçtandır. Yapıda yerini alır, açılan pencereden görülür. Denenmiş yoldan elenmiş
kum alırsın, yolunu öyle yürürsün. Yavruya derim. Aşacağın köprüde,
yapıya değer verilen görülür. Çapına uyarsan, çevrede aradığını
bulursun. Alacağım denileni bulacaksın, ayranı yoğurttan bileceksin,
yoğurttan sütü bulacaksın. 'Dinmeyen yağmur sel getirir.' denilirse
de; kanal, akanın çoğunu götürür, niyette uyulan bulunur. Sevgi ile ördüğünü
sevgi ile bulacaksın, örneği bildin aslına uyacaksın. Almayı
denediğini, sevgi ile sardığını. OMAR'ın sözünde, KAYGUSUZ ÖZ'ünde, pabucun tozunda;
madde ile mananın özeti vardır. 'Un aldım hamura, yön verdim çamura.' dediğin,
gerçekte aradığındır. Katıksız kalalım, her olayı güzelde bulalım; çevreden
geleni, olduğu gibi, olduğu yerde bilelim. Kolay olanın yeri, zor
olanın yönü vardır. Yer, bekletir, yön her dileyen buldurur. Konuk olana.
'Değersiz.' dediğini silersen, geçerlidir. Daha önce verdik; tane
tane yazıya gir, oya misali işle. Motif motif hepsi bittikte bir bütün
olur. 'Başla' dedik daha önce verdik. Denenen motifleri attın. Birbirine
eklendikte esas maddeye girilirdi. Ara motifler günü geldikte yazılacak, gün
gün malzeme alınacak. Bekle gör. Daha önce verilenleri oku, hepsini aynı
tezgahta doku. Yaprak yerini buldu, gönlü huzur ile doldu, sevgiyi
senden aldı, seninle doğruyu bildi. Değil. Yavrusunu sorana, selamını
getirdik. "Gerçeğin içindeyim. Almayı dilediğim,
olmayı düşlediğim bütün güzellikleri buldum, niyazına ortak
oldum." dedi. " Dayandığı, dayandığımdır. Anıldığım
kadar sevgiliyi bildim, andığım gibi buldum. Duanı aldım, 'ALLAH'ım RAZI
olsun, niyazı kadar niyaz alsın.' dedim. Şüphesiz bilesin, andığın an
yanındayım, kaygusuz kalasın huzurdayım. Gelmeyeni değil, anmayana
güceniriz." dedi, selamını gönderdi. " Şeker alasın, helva
karasın, adıma veresin." 'Yaprak oldu, yerini aldı.' dedik, sözünü
ilettik, niyazına bağladık. Gelmeyi diledi, yerini sözüne bağladı:
"Yaprak yaprak açıldım, GÜL dalında seçildim.
'Arayan, anandandır, duasını gönderendendir.' dedim, babama niyaz ettim. Adımı
bilerek kayduğun, gönül hamurunda ikimizi yoğurduğumu geldikte öğrendim,
'Hatalarımdan sıyrılayım, babama af dileyim.' dedim, affını dünyada iken
çözdüm. Ölçüler, bilinç ile değil. Öğreneceksin, uyacaksın, öyle
duyacaksın diye gelişte öğrendim. Helvayı dağıtasın. Duanı alırım,
sevgini bilirim. 'Aşamadım.?' deme, zamana bağlı kalma. Gerektiği
gün, gerektiği saatte yaparsın. Ben uğramam. Seven, seven, seven.
Arayan bulur, anıldığı yerde olur." dedi, selamladı. Dağın ötesi görünmez, kulun katısı sevilmez. Yemin, değerini hakikatte
verir; yavrun selamını gönülden aktarır. 'Daha önce verdim.' dedi. Görüntü değil,
rüyada oldu. GANİ selam ile geldi. "Bunca yolun yapısı, hep açıktır kapısı.
'Açacağım?' dediğin, baban ile sorduğun gün; geçerli olan,
eksik kalan değildi elbet. Dardan geçtiğin günde, şartların
silindiği görülür. Dardan gelemediğin, sorguyu baban ile
katladığını bilirim. 'Asla.' dedi, selamını gönderdi, 'Görüşte değil,
duyuşta bulduk.' dedi. Dernek misali buluşurlar, her olayda
çatışırlar. Görüşte uyuşsalar, bilişten ayrılırlar." Her geliş buluşmadır, birbiri ile
oluşmadır. Göç geçerli olanı verir, umduğun yerden alınır. Dilenenin
verildiği, her olayda görüldüğü gibidir. Selam olsun, sadece
niyazından eksik etmesin. ALLAH'a ısmarladık diyelim, zamanın sorgusuna üç söz ile
girelim. Kumandanın. Kaptan. Masamızda olan. Dağınık düzenin seyrinde
sorumluluk duyma. Kendi gerçeğin, yapıya aykırı değildir. Çevreden
kayguya düşme, ne denirse densin taşma, aykırı gelene şaşma.
Gerçek, uyduğun gibidir. Adını verdim, elinde kaydını gördüm. MEVLÂNA der
anar, her an BİR'liğe uyar.

Yoldan geleni, bunalanı, soranı gördük. Selam olsun, ADI'nda seyrine
dalsın. Doğudan batıya alacağını, kayıtta aradığını bulacağını
söyledik. Gözünden kaçanın görgü ile açılacağını, yaban ile yozanda gerçeği
bulacağını söyliyelim. Açamadığı yerde koşamayana el versin, el ele yürüsün. 'Kimden?'
dediğin, deneyden geçirdiğin yönde, aradığını göreceksin. Yorumda
aradığını değil, unutulanı sordun. Unutulan nedir? Gerçeği sorduğun
gün, korkuya düşeni unutma. Yoruma verelim. Kapıyı çalmadan giren,
niyetini sormadan yozan. Değil. Ayağını sürüyen, ayağının
hesabını senden soran. 'Nasıl?' dendi. Gerçeği sana sorduğu günü
hatırla. Güzellik odur ki, ne denirse densin, yargı ne olursa olsun; gerçek
açık verilsin. 'Kapını vurmadan giren.' dedik. Yedek diye anılır, ayağında
sürüyen şekil görülür. Ayağın sürüklediği, sakatlıktan değil,
uzaklaşan. Doymuş dediğin, yapraktan neşe bulduğun günde, kendine
dönüşünü hatırla. Asla. Kendinden sorar, yoruma öyle girer. SAHİBİ'ne
dönüşünde, kendinden sorgusu vardır, ne var ki vergisi dardır. Çözeyim dediğin düğümler. Doğudan batıya
vereceğin günde çözeceksin, kendi hesabını kendine ödeyeceksin,
'Şükür ALLAH'ım.' diyeceksin. Dumansız yol ararsan, DOST'unu tanı.
'Gedikte takıldım.' dersen, elinde olanı bilesin. 'DOST'um kim?' dersin.
Aşmayı beraber denediğin, güne kadar beraber geldiğindir.
DOST'un yorumu, DOST'a posttur. Demette aradığını, çok ile azda
gördüğünü, dağınık düzende bulursun. Uyumda ağacına denk geleni,
elde olanı bilesin. Mutluluk beraberliktir. Şikayette sözümüz yok.
'Dosyayı açalım, bir kalem geçelim.' dedin, öylece söze girdin. Mesleğin
özelliği konu uyacak, doğudan batıya getirdiğin, cümle ile
bitirdiğin, adını adıma denk getirecek. Daha önce verdik, şahit
istedin. Satırlarımızda hepsi vardır, okuyunuz. Yapıdan girdik,
SİNAN ile verdik.
Yazımız dedik, daha önce verdik. Geçici olanın yerinden, kaygusu silinsin gönlünden.
Yapıdan aldığın, geçireni yorduğun değildir. Allerji denilir,
alkol ile gelişir. Deriden geçer, idrar ile alır. Allerji alkolden alınır,
idrar ile deriye yayılır. Geçicidir. Onun için dedik, yoğurdu verdik.
Geçici olanın yerini açarsan, verilen ilacın pomadını sürersen, geçici olur.
Aldığımız ilacın. Damlayı aldığının. Dönenden almayı dilersen, geçici
olduğunu görürsün. Doktor. Denildiği gibi. Yoruma gerek yok, aynen
verdik. Alkol ile aldığını. Hormon ilacı allerji yapar. Yapıcı olanın,
açıklığı bellidir. Kayguyu silelim, derinden değil serinden bilelim.
Bütün kaygu düşünendedir. Demediğin sözün, geçerliliği yoktur.
Allerji ilacı alırsan, alkolden uzak kalırsan; kendini bulacak, rüyam geçti
diyeceksin. Dengenin bozukluğu değil; doyumdan uzak
kaldığındandır, uyuma katılmadığındandır, dünya düzeni geçirdiğin
şoktandır. Yoğun çalışma dururken, yoğun çatışmaya girersin. El
eleyiz dedik, her olumsuz düzeni arkaya attık, geleceğini söyledik.
Düzende bulacağın, DOST ile alacağın, yapıda yerini alacağın,
her sözümüzde vardır. Dedik, geçirdiğin şoktandır. Geçeceği söyledik. Geçmiyen değil
idi, ne var ki tedaviye değil, daha gömülmeye çalıştın, öylesine
alıştın, şerden hayır umdun, kendi kendini gömdün. Ne var ki, gönül
yapın mayalı, hayat yolun kayalı oldu, günü geldi kayalı yol düzeldi. El elde,
gönül güzelde olsun, niyazımız dilenen yoldan götürsün. Geçici olana gönül
takma, ilaç deyip şifaya bakma. Dediğimiz gerçektir. Açık olan
yolumuz, beraberdir gönlümüz. ( ) Zamanın azına değer ver, çokta zarar vardır. Bir saat. Zamanın
değeri sizdedir.

Yeryüzü denildikte, çok yere bakıldıkta, her ocak yakıldıkta; şarkı
türkü söylenir, kader öyle bellenir. 'YAR.' deyip ağlamayan, AŞKI
ile gönlünü dağlamayan; ne arar, ne sorar. 'Nerden gelir, nereye gider?' dersen;
her bilen yoldan mıdır, her gören halden midir, arayan beden midir, sürüyü
güden midir? 'Geldik.' diyelim, bildiğimize şükredelim, niyazımızda
O'nu analım. Her anışın, elbet niyazdır. Demden deme geçilir, günler öyle
aşılır, sanma yolsuz koşulur. Her koşan, bilendendir; her aşan,
bulandandır. 'Sarp kayalar aşılmaz.' diyene; 'Kuş olur aşarım,
balık olup denizi geçerim.' diyesin. Çünkü niyet; kayaları aşırır,
deryaları geçirir. MEVLÂNA'yım. Yerim bellidir, sevilen ağaç dallıdır. Duman almıyalım, bilmiyene
geçit vermiyelim. Demirde güç var ise de, ele gelmeden, ateşi bulmadan şeklini
almaz. Zorluyu, 'Yolum.' deme. Genişliğe açıldın. Seyrine düşülen
her olayda, düzenini bulursun, geçmişe gülersin. Dayanmıyan, bilmez.
Çerçeve dar gelir diye atmazsın, geniş gelene bakarsın. Yerimiz öyledir,
günde çerçeve dar gelir. Kemer dar gelse, 'Belim geniş.' demezsin, hatayı kemerde ararsın.
Hata; ne halde, ne kemerdedir, kemeri dar alandadır. Olaylar da öyledir, ne
yarda, ne serde; sadece yanılış, sorudadır; yahut yanılış, görüştedir.
Doğum ile ölümde gerçeği buluruz da, olayları niye tararız, hatalı hatasız
ararız? Görüntüyü almakta, güzel bulmakta; kendimizi eğitelim, dumanı
dağıtalım, katı gelene su katalım. Meyvesinin oluşu, ele gelişidir MESNEVİ.
Ona de ki, -adı, adıma denk gelene- ; dünya günümde tohumu ektim, günde
meyvesini toplarım, her dileyene sunarım. ŞEB-i ARUZ'da, yazısına adımızı
katsın. 'Yediyüz yıl önce ektiğini, bu gün biçen.' desin, günümüzü öyle
versin. Anıldığımız, günde dünyaca sevildiğimiz, açıktır. 'Yazı,
konum değildir.' demesin. Adını vermesi gereksiz. Yazının kimden
geldiği değil, nerden geldiğidir önemli. Bir gün versin, günlük
yazı ile. Yerimizi değil yolumuzu, cümlenin aradığı sevgi hakkındaki
fikirlerimizi. 'Günde, yediyüz yıl sonra; bağdan üzüm toplar, şarap
yapıp, mahzende cümleye yayar.' desin. Yediyüz yıl önce bağ idi
kırdığım, üzümünü sevdiğim, mahzene sırladığım. Günde geldim,
mahzenin kapılarını açdım; demesin 'Nasıl olur, şaştım?' Şassan
şaşmasan sunarız, içer içer AŞKI ile yanarız, kuş misali
daldan dala konarız. Bilen bilmiyen demez her seveni sararız. AŞKI'na
döneriz, AŞKI ile yanarız, yandık, küle benzeriz. Günde varım, veriyor
isem, inkar edeni dahi görüyor isem. Dediğim, yazı ile verilsin. Evet.
'Varlığını bilenlere selamıdır.' desin, gelişimi bildirsin. Adı,
adıma denk gelene. Gerçeğin açıklığı, günü geçse de bilinecek, güzel
ile bölünecek. ALLAH'ıma emanet olunuz. Oku. Okuduktan sonra sohbete girersin. Göynek açar.
Denetlemek için. Evet, kendini. Belli yerden alır dağıtır.
Kesiflenmiş akımı dağıtır. 'Dumanı dağıt.' dedik ya. 'Genişliğe
açıldıkça, çerçeve dar gelir.' deme. Senden gelen, sende düğümlenendir. Şehit
de olsa, şahit de bilse; mecazi manayı alacaksın, yoruma öyle gireceksin. Şehitlikten
maksat; ölmek değil, olumu vermektir, olumda sesini duyurmaktır. Güneyden kuzeye dönüşen her olayda, doğu ve
batının yeri mevcuttur. Yapıda aranılan, isim değil, güçtür. Yerini
bilmeye değil, almaya çalış. Gerçeğin okunduğu, gelen günde
dokunduğu görülecek. Gönülden aldığını, kaleme iletsin. Yerini
almaya, kendini bulmaya, günde çalışsın. Gelen, HAK'tandır. Yerini vermese
de, yoruma günde değil, gelende girersin. ALLAH'ıma emanet olunuz, her
olayda düzene uyanı bulunuz. Sabreder, beklerdim. Bedeni dünyada görürsün, bizleri sadece seversin. Denk
gelen her olay, dengesizliği siler. Korkuyu sil. 'Demirden.' dediğim,
odur. Geçmiş, geleceğe ayna olur; bilmiyen, elbet kendini yıpratır.
Sabır ile bekle, yaprağı atlastan göreceksin. Yaprak nasıl atlas olur?
Güzeli olaylara öyle örteceksin. Dedik ya, yaprağın atlas olduğu
görülecek. 'Yerimi bildireyim.' diyen telsiz, yorumda olan değil.
Gemiden dağılan, haber ile yayıldı, verilen şaka ile karıldı. Ne
kaçan, ne kovalayan var. Yumuşak yol alan her kulu; genişliği diler,
elden ele, dilden dile aktarmaya çalışır. Cümle kulların dileği
barış ve sevgi olduğu için, elbet faydası olur. Hiç olmasa, her
dinleyene ve dinlediğini nakledene düşünme payı verir. Elbet, hiç bir
olay kendiliğinden olmaz. Daha önce verdik; bildiğiniz manada yok.
Kundak der açarsınız, olaylardan neden kaçarsınız? Devrelerin katkısı. Yani senin almadığın, ne var
ki, katılmaya çalışan yayınlardır. Ne var ki, tarafımızdan nisbeten
süzülen yazılar alırsın. Deniyen sizlersiniz, gönderdiğinizi görürsünüz.
Uçan daire denilen, dünyadan gönderilendir. Dünyadan gönderilip yarışa
giren, yarışta kalıp unutulan. Madene güneşin verdiği
ışıktır, kendi ışığı değil. Görmeyi dilediğini
görüyor. Ne var ki, her kanal er-geç HAKK'a götürür. O kadar geniş toprağa ektik ki, ancak yediyüz yılda oluştu. 'Akım almamış bir ruh kalmaz.' dedik, daha önce
verdik. Denenmiş olmaz. Her kul gelir akım alır, öylece kendini bulur.
Günün yorumu, eskinin tohumudur. Eskiyi eker, yeni'yi biçersin. Eskiden maksat,
toprağa atılan tohumdur. Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıkar? Düşününüz.
Cevabını üç gün geçende vereceğim. ALLAH YARATAN'dır, bilinir. Sadece oluştaki
düğüm, tavuk yumurta misalidir. Üç gün düşün, cevabını o gün alırsın.
Yedekten almadığımız, geçitte sarmadığımız; yorumdan gelmez,
sayı ile alınan sayfadan silinmez, kaygu veren her olaya gönül koyulmaz. Şahit görendir, yoruma giren değil. En küçük en büyüğü
beslerse, çeşitte bilinir; en büyük en küçüğü beslerse, yeri denilir. Konuk gelene de ki: 'Çoğu az ile karacağım, olumda denge kuracağım.'
Gayeyi her dileyen, 'Dilediği alandan olayım.' der, genişliğe
öyle girer. Ayağına gelmezse, konuktan soru alma, kaydına nokta koyma. Çarpan çarpılanı bağlar, yedekten bölüm sağlar. Bölünen; eşitte
dağılır, yerini kendine çevirir. Üç noktayı yerden alırsan, erişilmeze
götürür, her bağlantı orada katılır, değer ölçüsü kayıttan
düşürülür, katkıda olmayan taşırılır. Cepte olanla, kepte kalan, kendi değer ölçündür.
Seçim elbet. Sende bende değil, katkıda olan gelir, sevgilide bulur. Suyun
verdiği, seyrine koyulduğu yerdedir. Akışını ölçüye vursan,
rüzgar diye kainata salsan; tufan denirdi, doğuşa öyle girilirdi.
'Nasıl?' denilir. Şelale her an aynı hızla aksa, değerini
yitirirdi, yapısına tufanı getirirdi. Denge düzende kurulur, yerinde yüksekten
akıtılır, yerinde düz ovadan geçirilir. Kainatın yapı özelliğidir. Almayı
her dileyen, 'Şelale misali aksın.' diyen yanılır, beklenen olaylar ile
yolunu bulur. Kement atalım, noktada atomları bulalım. Aradığımız
nedir; zerrenin beslediği mi, her nüvenin birbirini süslediği mi? Bir
zerre, öbür zerrenin şahitidir. Boşluk denilen; aygıt ile
sargılanandır, her açık dolana hazırlanandır. Açıkta, milyar tane bütün. Yapıtta,
nokta denilen zerreler vardır. Sesin doldurduğu boş, dolu denilen taştır.
'Doğadan ayrı.' denirse de, atmosferde düğüm SAMANYOLU'nda çözülür. Keşiften söz edene de ki: Atmosfer içi ve dışı,
demet misali gelir. Atmosfer, eldeki çiçek. Atmosfer dışı, çiçekten
burnuna gelen kokudur. Biri elde, biri gönüldedir. Her ne kadar 'Ay'a yıldıza
gideriz.' denirse de, atmosfer kılıfından asla çıkılmaz. Ayağın her
bastığı yerde oluşum gerçek ise de, buluşum yoktur. Ormanda alışılan, havasında buluşulan, gerçeğin
vergisidir; şaşırtan, birbirine olan bağıdır. Her ağaç yerini
bilir. Dalında eğilen yoktur, toplum gerçeğine uyar. Dikkat
ederseniz, toplu halde ağaç düzgün dallar halinde yükselir. Seyrek olduğu
yerde yana yayılır. Oluşum budur. Toplu halde yükselir, seyrek halde
yayılır, tek tek bölünür ve yozlaşır, toplulukta tozlaşır. Tozlaşma,
yozlaşmaya götürür. Tosun anasını bilir, babasında kalır. Gayretin yerini
bulur, gidişte sorunun çözülür. Somut örnek derlerse, 'Katreyi bardakta saysınlar.' de.
Elbet sayamazlar, çünkü bileni bilgisinde soyamazlar. Gerçeğin eşitlikle
değil, çeşitle güzelliği görülür, sorgumuz günde açılır. (Tavuk mu yumurtadan yumurta mı tavuktan
çıktı?) Tavuk dedik, yumurtayı verdik. Oluşum bedenlidir, buluşum
kökenlidir. Öyle oldukta, oluşum bedenli verildikte; tavuk gelendir,
yumurta yayılandır. Yumurta, tavuktan gelir. Yaratılan tavuktur. Sevgiyi
YARATAN; kuluna verdi ve ondan aldı, yani sevdi sevildi. Anını bilen her kul, gelen ana erişir, öylece ömür
birbirine ekleşir; her ekleşme birbirini tamamlar. Niymet odur ki;
kendini bilesin, kulluğun ile övünesin. Aynayı gördüğün yerde, çevirme. Göreceğin
geleni de gösterir. Çevirirsen, karamsar olursun. Gelişte bulacağın,
beklediğindir. 'Geçti.' denilmesin, yargıya düşülmesin. Daha önce
dedik; denenmiş, denetilmişe örnektir, yapıtın bilene kaynaktır.
Yarıya getirdiğin, yarıda bitirdiğin olmasın. 'Ne demek?' dendi.
Yarıda bırakma, örtüye yer verme. 'Yapıtının, eksik kalan yeri yok.' denirse
de; sayı altı ve sayı üstü bölüme. Dumansız kalsa düzene uyacak, doğruda bulacak.
Geçici olan geçitte dengeyi kuracağın, gelene uyacağın görülür,
yeminden uzak kaldığın övülür. Dengede özellik; beklediğin yerin
beklediğini, manada gerçekleştirdiğini göreceksin. Gemiden gelen
de, tayfadan sorulan da; denizden verir, genişliğe öyle girilir.
Yerini verecek, dengeyi kuracak. Değerini bilirler, sevdiğin kadar
severler. Her gemi denilenden sorma yorma, aynı yoldan girme.
'Yumuşak olasın.' dedik, sözümüzü başında verdik. Geçici olaydan
kayguya düşme, 'Denenir mi?' deyip sayfayı deşme. 'Genişlik
görülür, umduğundan iyisi olur.' dedik. Olumsuzluk, niyetinde değil halindedir, doğuştan değil
oluştandır. Gönlüne uymayanı haline katarsın, her olayda kayguna kaygu katarsın. Somut örnek görülen olaydadır, deme 'Sevimsiz dolaydadır.' 'Katık aldım
yemeye, soframda tuzu katmaya.' de, olumsuzluğa nokta koy. Yersiz değilsin,
yorum sendedir. Kement attığın yerin açılır, düzen öylece kurulur. Kemik yapısında, geçerli olan yok. 'ALLAH'ım.' de, şükret.
Dayandığın seni korur. Emdiğin sütün yapısı, sende açılsın kapısı.
Eylemden vaz geç. Alan bilir. Oğul dedik, her olayda yerini koruduk.
'ALLAH'ım.' de niyaza dur, seni koruyan O'dur. Olmuşu unutalım,
olacağa hayır niyet tutalım. Gayret doğuştan gelir. Gönül yapın yumuşak,
ne var ki 'Olay, birden yerini bulmaz.' dersin. Olaylara girmezsen, kayguya düşmezsin. Yerini bulana içmek yaraşmaz, bilendendir. 'Kuşak
dar gelir, belde yerini bulur.' diyelim, kayguları silelim. Demdeki olay,
hamdaki kulun yapısıdır, geçtiği bilinir.

"Yol bizim, han bizim, dost bizim, AŞK sizin." dedi,
YUNUS'um söze söz kattı. Cümlenize selam olsun. Her gelen alsın, yerini bulsun,
kaydına uysun. 'Yerden aldık, gökten bildik.' diyenle, kainatı bir sır diye
bilenle, kendini HAK'tan görenle. Gedikten geçendeniz, her hali aşandanız,
çağrıya koşandanız. Kaçan yerini bilse, 'Yerim yoldadır.' dese;
kaçmaktan vaz geçerdi, yalandan düz geçerdi, her taşı tez geçerdi. Yerimiz
yolumuz bellidir. Kaçanı kovalamak değil, davet gereklidir. Yerimizden
maksat, dünya hali değil, olduğumuz hale gelmektir, sanılmasın
sözümüz ölmektir. Yoğun halde, çoğun dilde, her yapıda beklenendir. Hoş görenin gerçeğe açtığı kapı, hor
görenden kapanmaz. Öyle oldukta, ayağına gelen, seninle olayım diyene asla
kapı örtülmez. Kumun elendiğine, kulun hallendiğine; gerçeğin
verdiğinde güzelin ördüğünde açık bağ vardır, önünde çıkılacak
dağ vardır. 'YA ALLAH.' diyelim, yola gönül koyalım. Sergi bizi, yargı
sözü bağlamaz. Kul kulu, hali buldukta eğlemez. Vakit geldi
denildikte, gelmeyeni beklemez. 'YA ALLAH.' dedik yola niyet kurduk. 'Yolumuz
zorlu.' demeyelim, güzelliğe nokta koymayalım. ALLAH'ıma emanet olunuz,
sözde yoruma giriniz. Daha önce verdik, 'Ayağımız yola götürür.' dedik. TOKTAY
dizi büktükte, halimize baktıkta; açık yolu verecek, her halde yardımcı olacak.
Yerden verdiği, YÜCE'den aldığı, değerini günde gösterdiği
açık gelecek. AKDEVE yerini çölde bildirecek. ALLAH'ıma emanet olunuz. Yerde
düzde, yerde dizde bileceğiz. Yorumda değil, sözü sözde vereceğiz.

YUVA'mız yolumuz, cümleniz sevgimizdir. Sevgimiz dedik, gönülden gönüle
aktık, yolunuza baktık. Selam sizlere olsun. Yerini bilen, yönünü arayandır.
Selamını getirdik, 'Yeni'ye uydular.' dedik. Geldik verdik, sevdik sevildik
denileni cümlenizde bulduk.
Derdest olalım, demet misali birbirimizi bulalım, kundağı açalım. Elbet
içinden yeni doğan çıkar. Yeni doğanda yeni'ye giriş vardır. Çok
aldık, çok verdik, düren ile süreni gördük. Sergiye koyan ile yorumu açanı
sevdik. Sevgimiz katıksızdır. Sevginize denk gelsin, yağan karda ayak izi
kalsın. Kardaki ayak izi gelene yardımcı olur. Olmasını dilesen,
yağmasında doyum bulsan; yine de kar eridikte, aradığını bulur. Her
suyun başı yeşildir. Yer ile yol seninse de, deniz ile gök
cümlenindir. Oraya sahip olamazsın, ayrı da kalamazsın. Aşamadığın
köprüden kemendi soramazsın. Ayağım götürdü dediğin yoldan, kendin
sorumlu değil misin? Doyumu bulacak, yosundan soracak isen; çözümü bizdedir
elbet. Ne var ki, bilginize günü geldikte verilir. Kainatta bir düğüm daha
öylece çözülür. Geceyi gündüze çeviren, devreyi yoğun çalıştırandır.
Ne demek?' dendi. Gönüldeki gece ile gündüzü verdik. Kainattaki düzen, ne çalışan
ne alışan ile değişmez. Kul diledi diye yeni düzen oluşmaz.
OLUŞTURAN, arayana buldurandır. YARATAN'ın bulmasını dilediğini
bulur. Olumun düzenine uyanlar, 'Ayakta amadeyiz.' diyenler, elbet yerini veren
iledirler. Yağ ile balda, dost ile her halde buluştuk,
sevgi ile oluştuk. ALLAH'ıma emanet olunuz. ALLAH'a ısmarladık. (TOKTAY, HAZRETİ İSA mı?) EYVALLAH. (Resim verilir) Niyette yer alan, HAZRETİ İSA denilen; yolunu aldığınca
yayandır. HAZRETİ İBRAHİM; bildiğince açılandır.
HAZRETİ ALİ; olduğunu bildiğini, yaydığını cümleye
gösterendir. (AKDEVE nedir?) Günü geldikte verilir, yazıda yazan ile görülür.
|