Mevlana 

ocak 
Konudan ayrılmadan,
 yediden yetmişe kayrılmadan; 
YARATAN’ın yazdığı görülür. 
Yorumdan açılan, 
güzelden geçilen her olayda, derdini soranın günü seçilir. 
Almam denilen alınacak, 
bulmaya denediğin yakın güne gelecek.
 Çeşitte güzellik, 
eşitte durgunluk görülür.
 Sabit olan şahit ile bilinir. 
Gerekli yolu bulup yardım dileyen, 
sabit durandır. Yolunu buldu. 
Ne var ki yorumu bekler.  ‘Gününü açalım.’ dedik, 
gelişe nokta koyduk. 
Olacağı göreceği, 
her dileyene vereceği bilinsin. 
Günün yorumu gelene açılır, 
'Gelen kim?’ denilir. 
Ormanda kervana katılacak olan. 
Aranan, vermeyi dilediği, almaktan yoksun kaldığı bilinen. 
Değil, 
suyun yanında yuvası olan, 
m. 
Kumun yerine suyun geleceği bilinsin
elden ele verilsin. Mirası alan. KUR’AN’ın yazısında,
 gelenin sorgusunda olan.
 Askerin adı? 
’Mehmetçik.’ dersiniz
 yorumda yargıya düşersiniz.
 Miyarın uymasa da, 
yapında hoşgörü olduğundan;
 açılacak kapıda umulan görülür, 
olaylar ağ misali örülür, 
selamet öylece bulunur. Daha önce dedik, 
kayguyu beraberce arkaya aldık. 
ALLAH’ıma emanet olasın,
 adın gibi her an
 yanındayım bilesin. Yoldan sorana de ki; 
'Yanan ateş sönerse, 
aradığın dönerse;
 yapıdan değil kapıdandır.’ Ateşe körük tutmayalım, 
oduna odun katmayalım,
 gelene ‘EYVALLAH’ gidene ‘ELHAMDÜLİLLAH’ diyelim.
 Olaylarda kayguya düşersek,
 'SEN’den ALLAH’ım.’ diyelim. 
Daha önce verdik. 
'Yavru düzende yerini bulur.’ dedik. 
Olaylar yüzeydedir,
 gelen ile giden düzeydedir.
 Yorumda geçmiş yazıya dönelim,
 okuyalım görelim.
 Her duman alanın verdiği,
 bacaya gönderdiğidir.
 Geçici olandan 
göçücü olanı sormayalım.
 Yüzeyde olanın açıklığı
 gerçeğe aykırı mıdır? 
Aymayı bilen ile 
soruya verene aykırı gelen,
 gelen günde açılır.
 Daha önce verdiğimiz 
yazısını okuduğumuz,
 günde değişenden değildir. Okundukta bilinir,
 gelen gün öyle beklenir. 
ALLAH’ıma emanet olunuz. 
Bekle gör dedik. 
Zorlanan kapı düzenden değildir. 
Kul güzeli kendi güzel yapar,
 sevgi ile düzen örülür.
 Sana aykırı gelen, düzende en güzeli YAZAN’dandır. Derdi dörde bölme,
 her olaya dert diye bakma.
 Güzellik; VEREN’i bilmede, 
EYVALLAH demededir. Niyazını verdik,
 yorum kendinden olsun. 
'ALLAH’ım.’ desin, 
seyrinde güzeli bulsun.
 ALLAH’a ısmarladık. 
Akımı almadığın gün yazma. Güzel denilen, akıma açılan gündür. 
ALLAH’a ısmarladık. 
Lüks denilene güzel dediğin gibi,
 ALLAH’ım her olayda düzeni buldurur,
 güzel denmeyen çiçeği yoldurur. 
Sen de güzel dediğin gün
 akım aldığını bilirsin.


7
Oyandan, diyenden ALLAH'ım RAZI olsun, sevdiği kadar sevilsin, bildiğince bulsun, bulduğunca görsün, gördüğünce versin. ALLAH'ım cümleden RAZI olsun. Geldiğimiz bildiğimiz kadar değil, uyduğumuz kadardır. Gönül kainata söz atar, göz atar. Ne var ki, aldığınca tutar. Ayağımız yerde, gönlümüz GÜL'de olsun. Al gülün güzeli, sarı gülün gazeli sorulmaz. Görende kalır, gördüğü gibi alır. Sahip olan kimdir? YARATAN, yarattığını GÖZETEN. Gemiyi bilendensen, deryaya uydun derim. MEVLÂNA'yım söz ile, MEVLÂNA'yım ÖZ ile. Geldim buldum, sevdim döndüm, SAHİP OLAN'a uydum. Sorumuz yerden katıldı, sorgumuz gönülden kesildi. Yelden selden gelene, 'Yıkandı toprak.' diyene; 'Güzellik, görende.' derim. Niyaz ettiğin her an, yolunu açtığın andır. Niyaz oldurur, AŞK buldurur. El ele verdikte, gönüller bir oldukta, halkalar seveni sevilenle kavuşturur. 'Sezdiğim.' dediğin her olayda güzellik vardır. Neden? Kulun atmosferinin genişliğinden. Genişledikçe akım çoğalır. Akım çoğaldıkça alış elbet genişler. Genişlik, verişe götürür, kulun sevabını arttırır. Soğukta sıcakta  alacağını güzel gör, soğukta sıcakta verceğini güzel bil. Dayandığına şüphesiz güven. Güven ki, güzellikler sana açılır. Koğuk neye yarar diyene, garibin birine derim. Nerden geldim, nereye giderim diyene değil; buldum, şükür diyene. Açılan kapıdandır, işlenen gönüldendir. Sudan geldik, su olacağız, deryayı bulacağız. Yozanı dedik, yozduranı aradık. Rahmetini alsak, çamurunu görsek, sözü öyle bağlasak. Toprak çamur oldu ise yozandan mı? Rahmet bol oldu ise yozdurandan mıdır? Nâdan olmayalım, gönül kırmayalım. Doyumsuzluk uyumsuzluğa denktir denirse de, doymayı bilmek uymaktan gelir, gönüller cümle ile BİR olur. Selamı sizlere olsun, gönüller GÜL ile dolsun. ALLAH'ıma emanet olunuz. Uyunuz, bulunuz, birlikte görünüz. Birlik, beraberlikten gelir.

9
‘Selam.’ dedik
 yerden göğe, 
güneşten yıldıza 
aya kadar selamladık.
 Doyuranın dağıttığı, 
öğütenin eğittiği olduk.
 Almayan, neden denir?
 Almayan, yönünü bulmayandır. 
Bulur alır. 
Selamet nerdedir? 'Aldım uyacağım, 
uydum bulacağım.’ diyendedir.
 'Aldım mı? Alamadım mı?’ diyenin yönü,
 bulunmaya muhtaçtır. 
Kaynayan suyun soyu bilinmez 
(Kaynak mı denildi?) 
Değil, ocakta kaynayan. Kaynayan su, birçok madenini kaybeder. 
Aslına dönmez, 
çünkü su kendi başına saftır. 
Geldiği geliştiği yerlerde, 
bünyesine çeşitli madenler alır. Aymayı bilenden ol, 
uymaya yönelenden ol.
 MEYDAN, toplandığımız yerdir.
 Kaynak ordadır 
(YUVA mı?) YM.
 Aldığın yüklendiğin, 
mana ile dolduğun görülür. 
Olan, kaynayan su misalidir. Toprakta gördüğün, 
çiçekte sevdiğin, 
böcekte bulduğun;
 aldığın suyun madenleridir. Ata semer vurulur, 
semersiz nasıl ata binilir. 
Kendi huzurunu kendin bul.
 Olana sahip ol.
 ‘Gönül sendedir, AŞK bende.’ dersem,
  ‘Bende yok mu?’ dersin. 
Gönül AŞK’sız olmaz,
 kul gönülsüz kalmaz.
 Ne var ki, kul vardır 
gönlünde olanı bilmez.
 ‘Derdim var mı?’ dersin. 
'Var.’ dersen vardır, 
‘Yok.’ dersen yoktur. ‘Aymayı bilsin.’ dedim, 
kendinde olanı bulsun,
 ‘ALLAH’ım SEN’den.’ desin. 
Yorum, alana göredir.
 ‘Dertten sıyrıldım.’ de, 
göreceksin, almaya değil 
uymaya yöneleceksin. 
Çünkü alış, 
kaynağından devalı gelir. 
Yanılma yok, devalı dedik. 
CAN CANAN’dan geçmez; 
‘CAN’dan sevdim.’ diyen, 
dediği gibi seven ölmez.
 YUNUS'um der ki: 
“Hacca gidenin yolu, 
gönül alanın dölü sevinir.” ‘Nasıl?’ dendi. 
Hac, kulun kendinindir, 
gönül kâinatın.
 Öyle oldukta;
 dölü mü sevindirelim, yolu mu?
 Gücümüz yetti ise 
Haccımız farzdır. Gönlün gücü yoktur.
 Gönül, alabildiğin kadar açılır, 
yüce dağlar aşılır. 
YAR’dan yardım dile ki; SIFATLARI ile sıfatlandırsın, 
farzını şartlandırsın,
 kulunun yükünü
 üzerinden atmaya yardımcı olsun AMİN.
 ALLAH’ıma emanet olunuz. 
ALLAH’ım cümleden RAZI olsun.

10
Niyazın olduğu yerde, umut sözde kalmaz. Cümlenize selam olsun, huzur sizlerde kalsın. Soğuk sıcak bilmezsen, ekşi tatlı yemezsen, güzeli nasıl bilirsin; geçmişi anmazsan, gününü nasıl seversin? Yeniye uyana, cümleyi duyana, vazifesini alana. Sağlık, genişliğe götürür. ALLAH'ıma emanet olasınız. Candan dilenen, CANAN denilen, kainat ile hemhal olunandır. Soğuktan dağınık yön bulmasın, 'Ağrı verir.' demesin. Doğuştan değil, sedeften. Duman alsa, bacayı arasın; demir tutsa, ateşten sakınsın. Ağrıyı, bildiğinden değil aldığından çeker, dağınık gördüğü yerde döker. Ona de ki: 'Ayağını korusun, geçmişin kapağını örtsün, alacağını silsin.' 'Gedikten ötesi selametimizdir.' denilir. Selamet ALLAH'ıma dayandıkta görülür. Yağmuru ekin eken bekler, güneşi toprağı eşen bekler. Yersiz olan; yağmuru beklediği günde görmiyen midir, yoksa YAĞDIRMAYAN mıdır? Elbet, görmiyen. Asmayı budadınız, toprağı elediniz, dönüşü beklediniz. Elbet günü geldikte, asmaya su yürüdükte, verimini göreceksiniz, yaprak ile üzümü ayıracaksınız. Deme, 'Nerde, ne zaman?' Suyun aktığına, kanalın döktüğüne, 'Hayret.?' deyip bakacaksınız. 'Görgü kulu eğitir.' diyene de ki; 'Eğittiğini öğütenden olsun, buğdayını un misali alsın.' Cam ayırır göre göre, duvar ayırır öre öre, kul gününü geçirir yumağını sara sara. 'Düğüm olmasa?' dersin; olanı sabır ile çözersen, düğümsüz örersin. Asıl olanı geçme, konuktan ayrıyı seçme. Aynayı aldı isen, gül de bak, baktığını görürsün. Çevrene baktı isen, sev de bak, sevildiğini görürsün. Sağlık, genişliktedir. Güzellik, görenin, 'ALLAH'ım şükür.' diyenin. 'Dağınık düzen.' dersin, çevreden sorguya düşersin. Düzen ne kuranın, ne yoranındır; sorumsuzluk, ceryanını bulanındır. 'Denetleme görevi kimdedir?' dersen; beklemeden sevenlerde. Sevilmeyi bilen, sevendir. Dağınık düzene elbet ayak uyduramaz. Seven; gönülden alır, gönüle verir. Elden ele, gönülden gönüle yayıldıkta, göreceksin düzenini bulur. 'Aşamadığımız engel, budur.' dersin. Senin aldığın, senden alacağı bekler. Gölgeler, sevgi ile kaybolur; açılan her kapıda, yerinin gerçeği görülür. 'Nasıl?' dendi. Gönülden dilenen, HAK ADI'na istenen her olay açılır. Göreceksin, yoğun sisin kalktığını gözlerinden okuyacaksın. Ona de ki: 'Açıklık, kaybı önler. Bünyemde, kapalı olay yoktur. Ayağına güven, gönlüne uy, HAK ADI'na söz duy.' Çevrende çeşitten öte gördüğün, karışık. 'Çuvallarda, aradığım yok.?' deme, bulacaksın. Gönlünü ferah tut. 'Dere, nehre salar mı?' deme. Akıntı güçlü ise, gelip geçtiği yerden aldığını dahi kenara atabilir. Nehirin, asla geri dönüşü yoktur. 'Name alacak mıyım?' diyene sözüm. Elbet alacaksın. Oymayı yerinde aldın, eymeyi bileceksin; doğuştan uydun, gelişi bileceksin. Bilmekten maksat, uymaya yöneliştir. Çoğu soğuktan, azı sıcaktan kaçınma. Döndüğün yere, alacağın yöre, soğuk sıcaktan güzeldir. Açmayı değil, geçmeyi dene. Güzeli anda gör, yanda gör, yönde gör. 'Dağda şahin uçar mı, bağda bülbül öter mi, suyu martı içer mi?' diyene de ki: 'Her olay, yerinde güzel. Bağa şahin yaraşmaz, dağa bülbül ulaşmaz, denizde hiç biri dolaşmaz, martı onlara karışmaz. Yerli yerini bilir, her kul yerini bulur.' Sabah günün doğuşu, güzel olur alışı. Gelen giden olacak, güğüm su ile dolacak. Bağlı olmıyan, el derdi bilmeyen kuldur. Kulluk; olanı güzel gören, güzel diye ören, 'Severim.' diye sergiye koyandır. Açacağın yaprak, göreceğin çiçek, sana dilediğin meyveyi verecek. 'Aydan güneşe.' dendi, yıldızlara göz atıldı, kainata söz edildi. Görenin gördüğüne, sürenin serdiğine ayağın takıldı mı? Gözünden geçmiyen, gücünü yitirmez. Yanımızda olanın eşine. Çuvalın dolusunu bulacaksın, aradığını göreceksin. MEVLÂNA'yım. YM diyelim, sorana söyliyelim. Geçenin ördüğüdür, ördüğünün düğümüdür, geçicidir. 'Ayağını sıcak tutsun.' dedik, daha önce verdik. Gemiye dönse, deryadan alsa, balıktan bulsa, dikeninden şikayet eder. Şikayeti silsin. Soğuk sıcak, ayağına gedik açar. Olmaya yeni yön bulmadı, 'Doğuştan.' dedik. 'Geçmişi örtsün.' dedik, daha önce verdik. Çölde serab görmesin, göğe çarşaf sermesin, denizi 'Bardak.' deyip dürmesin. Çağlar sular, denize giderse elbet durulur. Gerçek, andadır; güzel, yöndedir; yorum gündedir, ne geçende ne gelende. ALLAH'ıma emanet et. Kaygu gerekmez.

12 şubat
(Amerika'daki bir sevgi ve inanç grubundan alınan mektup üzerine) 
Olmuşu gülmüşü bilenden, güzeli her dalda görenden ALLAH'ım RAZI olsun. 'Özellik.' denildikte; olumu kendine maledene denilir. Genişlikten alınır. Aynen denildiği gibidir. Yorum yok. 'Sohbet' denildikte; özellik değil genişlik sorulur, gelenin cevabına yorulur. ÖZ ile göz alanlara, gönülden dolanlara veririz. Ayırma kayırma değil. Duyanın genişliğe açılışıdır. Genişlik, köprünün geçilişidir. Öyle oldukta, özellik yoktur. Genişliğe açılalım, sohbeti öyle bağlayalım. Gönüllerin bağında, yücelenin dağında gördük göreceğiz, deryaya ağ misali öreceğiz. Ne alırsak vereceğiz, soyunduk giydireceğiz. HAK'tan halka göstereceğiz. Genişlik olumlu, alınan doyumludur. Gerçek burada, gerçek orada, gerçek kurulan köprüde. (7 ocak 1977 tarihli sohbette oyandan bahsedilmişti. Bu oyan mı yoksa o yan mı?) 'Oyandan.' denildikte genişlikten söz edilir. Genişlik, açılan gediği bildirir, duvar öylece açılır. 'Sohbetteki duvar mı?' denildi. Değil. Köprünün elbette iki yanı vardır. Olduğunuz bu yan, sorduğunuz o yan. (Amerika mı?) EYVALLAH. Aramızda o yan bu yan yok. Miyyar yerindedir, güneş serindedir. Gerçek bilindiği anda, kul yumuşak yerini alır, O'nun gösterdiğini bilir. O'nun gösterdiği nedir? OMAR'ın yorumunu aldınız. Sayıdan verilen, gelecekte görülendir. Günedir. Gayeden uzak dağil. Asmaya bakar, üzüme yaprak sorar. 'Şaka mı?' diyeceksiniz. 'Deli mi, Veli mi?' diye güleceksiniz. Günümüz, günün yaprağını açar. AŞK ile geldik, AŞK'ta bulduk. AŞK'ta olanlarla hem hal olduk. Alanı aldığı yerde, aldığı kadar bilin. Gönüller BİR olsun. Varsın her yol vardığı yere götürsün. 'Varılan BİR'dir, vardırılan yoldur, bulduran haldir, götüren seldir.' denirse de; sel de götürür, adım da götürür. Sel yuvarlar, hal toparlar. (Sel, vecd hali mi?) EYVALLAH. 'Ayyaş yol bilmez.' denirse de; o da varır. Ne var ki, iki duvar arasında döne döne ulaşır. Uyan bilen, her gidenle halleşir. Asmayı sordunuz, geleceğin üzerinde durdunuz. 'Bekle gör.' desem? Gönüller GÜL'de, GÜL halde bilinsin. Şarap mahzende kalsın, sırrını orada versin. Deniz dalgada örtsün, sır onunla bir olsun. Niyaz; mahzendeki şarabın, deryadaki dalganın sırrını bize versin. NÂZIM OLAN, hayreti silendir. Hayreti silen, niyazı bilendir. Bilen kim? YÜCE'dir. 'Niyazı bilen.' dedim, 'eden' demedim. Niyazı edenin niyazını bilen elbet YÜCE'dir. O'na mı niyaz edildi, yoksa O'ndan mı? EYVALLAH. (Mahzen beden, şarap ruh mu?) Mahzen sırlayan, şarap zorlayandır. Niyaz, beden ile ruh arasındaki perdeyi açar. Ne var ki, O'na edilen niyaz. O'ndan dilenen O'ndan gelecektir, yazıldı ise. O'ndan gelecek rahmet, eğer dilendi ise. Yorum aynendir. Düğüm çözülür, gerçek ayna misali görülür. 'Selam.' diyelim o yana, güzel gün dileyelim. (YÜCE ALLAH'ımın kulları üzerine niyazı olabilir mi?) Niyaz, OLDURANA'dır. 'OL' diyen oldurur, 'BİL.' diyen buldurur. Yaprağı daldan yolsa da, tekrar yeşerdikte sevdirir. 'Tekrar yeşermek nedir?' dendi. Kulun yeşermesi değil. Ağacın mevsimden mevsime dönüşü. Ağacın kökü değil, dalı yeşerir. Kulun bedeni kaybeder, ruhu buldurur. Bulacak ki olacak. ALLAH'ım cümlenize perdelerini açacak. Şüpheniz olmasın. Niyazınız seyrini bozmasın. ALLAH'ıma emanet olun. Sırlayan beden, zorlayan ruh. (Avukat kim?) Geleni dedik, gelecek demedik. NAZIR OLAN, hazırı bilendir. Gör demesen de görendir, ör demesen de örendir, günahları silendir. Ağacın kökünden alıp doruğuna kadar suyunu arttırandır. Aşacağız denilen gedik aşıldı. Olmaz denilen yol geçildi. Olmazı silelim.

18
Yumuşak yoldan, olumlu halden bildik, cümlenizde uyum gördük. Selam olsun, HAK dilinizde, HAK gönlünüzde doğuştan gelsin. Gönüller aradığını bulur, her kul dilediği yoldan gelir. Elbet her kul 'Gelişi RESULÜ'ne uysun.' der. Dileğimiz hal ile de uysun. Geldik, güldük, 'Ne güzel.' dedik. Gelişimiz YUNUS'um ile. MEVLÂNA'yım. Can ile CANAN bir oldukta, alem BİRLİK hale geldikte; gölgeyi yerden almazsın, niyazdan uzak kalmazsın. Göğün nerde başladığı, nereye vardığı bilginizde midir? Var olan; olduğu yerde, olduğu kadar, verildiği gibi bilir, ötesini düşünmeye çalışır. Gerçek, ne bilmeye çalışandadır, ne görmeye alışanda. Çünkü her gören ölçüsü kadar görür. Daha önce verdik, mahzen kuldur, şarap ruh. Mahzen, dayanan olursa; şarap, yerini bulursa; bekleyiş kazandırır. 'Nasıl?' denildi. Mahzen beden, aldığı rahmet 'Nereden?' diyemez. Aldığı an vazifesi başlar. Eğitilen, eğiten, bekleten sen isen yarattığı. Yolunu verdiren, mahzeni bulduran, rutubette olduran elber sen değilsin. Ne var ki, 'Eğittirenden olayım, ben de yerimi alayım.' diyenin niyazı yerini bulur. Nazım olan, hazma uyandır. Doyum odur ki; mahzene girdikte, sırrını şaraba mal ettikte, her iki halde sırdaş oldukta; doyum sendedir, uyum sendedir. 'Gayret olsun mu, şarabın en güzeli bende kalsın mı?' denirse; sırrını serhoşa verdikte genişlik görülür. Serhoş denildikte ayyaş anlaşılmasın, gönül serhoşu. 'Genişlik nedir?' denildi. Daha önce verdik. Sevgi sâridir. Kuldan kula geçer. Kul, sevdikçe atmosferi genişler. El ele verdikte elbet genişlik görülür. YARATAN; sevgiye kendinden olanı, kendinde dolanı verdiğinde elbet sevgi bizi O'na götürür. Sevgide sadakat, sevgide sır, sevgide sabır vardır. Sevgi kini siler, sevgi haseti böler. Öyle oldukta, sevgi ile doldukta, olumunda genişlik görülmez mi? 'Bilmeyene nasıl verelim, ne ile eğitelim?' dersiniz. Sevginizi verin, sevgi ile eğitin. Dayandığının ALLAH'ım olduğunu bilsin. O'ndan geldiğimizi bildi ise, bizi de sevsin deyiniz. 'Soğuk dondurur, sıcak yandırır.' diyene de ki: 'Donanı eritir.' diyelim. 'Yanımızda olana verilen.' denilir, eli elde bilinir. Olumludur. Yorum olduğu gibi. Gemiyi sordunuz. Doğuşun hikmeti, kulunun nimeti, dünyanın kıymeti; yerini bilenin, 'YA ALLAH.' diyenin sığındığı, suyun olduğu yerde barındığı; ne var ki, her olaydan arındığıdır. Gemiye geldiği, gemide olduğu, görenin 'Benim de yerim mi?' dediği. 'Beden mi?' dendi. Doğuşun getirdiği dersen, gönüllerdir. (Gemi gönül mü?) Gönüller birliği, niyazlar bolluğu. Elbet bulur yolluğu. Hazıra gelen olmaz. Kulda gönül dolmasa, BİR'liği bulmaz. Bulan, yolda kalmaz. 'Yoğun çalışan, azınlığa vermez denen nedir?' denir, sorulur. Yoğun çalışan, paylaşayım diyendir. (Aza değil, çoğa vermek ister tabi.) EYVALLAH. 'Yorum?' denilir. Bizden verileni kulları öğütür. Elde olan, eler beler. 'Hata olursa?' demeyin, öğüttükçe incelir, elendikçe taşı arınır, elde ince kum kalır. Kayguya düşmeyin, olmayanı deşmeyin. 'Verilenin yorumuna varamadık.' derseniz, bekleyin, gelende açılır. ALLAH'ıma emanet olunuz. Gemiye katıldınız, gönülden gülünüz. EYVALLAH diyelim, cümleyi ALLAH'ıma emanet edelim.

24
'Yeniye bakmaya, ateşi yakmaya, yön bulur muyum?' dersen, yolumuz açık derim. Günün geleni çiçeğini toplar, her kulu güzel günü bekler, gölgede güneşe bakar, toprağı kardı ise tohumu ekler. Her ekilene ALLAH'ım yol verir, boy vereni anında görür. 'Suyun akışında, güzellik vardır. Yumuşak olunuz, akan suya uyunuz.' dediğim odur. Duman YM değil, dumana yer yok demek. ALLAH'ım cümleden RAZI olsun. Cemaat bir etti, bir oldu pir etti. Mümin yolunu bilir, 'Nereden yol alsam, nereye varsam?' demez. Miyyar bilenin, niyaz duyanındır. ('Mahzen sırlar, şarap zorlar.' cümlesini, biraz daha açık olarak verir misiniz?) Sırdan maksat bilimdir, şaraptan maksat ilimdir. Bildikçe, sırrını çözersin. Bilim manayı, ilim maddeyi söyler. Dünyayı çözenin, yolunu çizenden olduğunu bilmek, kulluktur. Aydan soran ilme yönelir, kainattan soran bilime. Dönük olandan bilmedik, ayrı gayrı sormadık; bir verdik, bir ördük, cümle önüne serdik. 'Alamadım.' denilen, verilmiyendir; verilmeyen, çözülmeyendir. Olumsuzluk kulun yargısıdır, yumuşak olmayanın kaygusudur. Cümle ile BİR'liğimiz kuruldu, cümle için niyazımız edildi. Dağdan taştan yol bulan, cümle ile niyaza katılanlardan ALLAH'ım RAZI olsun.

1 mart
'YA ALLAH.' dedik, YAR diye yola çıktık. Gönüller kase, aşkımız şarap oldu, cümle ile doldu, cümlede buldu. 'KÂL.' denilende, kuruntu silindi, durak yerini bildi. Niyaz, 'DOST.' diye diye edildi. DOST'a kanat açıldı. El elinde olsun. YÜCE günümü bağladı, 'Kullarına daim etsin.' denildi. AMİN. 'Umduk.' diyenin umduğunu verdik, sahip olanı kutladık. 'Sahip olan kim?' denildi. 'Umduk.' diyendir. Ummak; VAROLAN'ın vereceği, verecek diye beklenendir. Ne var ki, ummak için soyunmak gerektir. Giydiğim vermez. Doğuş; kainatın vurana sesi, bilene süsüdür. Görene yol açılır. Katip kalemi bilir, yazar yürür. Yazdığı onun değil, yazdığınındır. Katip kime yazdı ise, onun niyetini verir. Alan görür. Her kul niyaz eder, 'ALLAH'ım.' der diler. Alan, dileyeni görür. Daire çizersen görürsün, bir uçtan başlarsan aynı çevrede dönersin. Genişleyebildikçe açılır, cümleye yönelirsin. Kesitli çizersen, dönüşler olur, dönüşlerde durulur. Bilmece değil. Denilen ÖZ'ün çözümüdür. 'Niyetin kesitsizse.' niye denilir? 'Nasıl?' dendi. Olumsuzluktan uzak kalmaz, kesitte çare bulmaz, daireye talip olur, doğuş öyle bilinir. Dağınık düzene gönül konmasın. SAHİP OLAN'dan, verdiği gibi göreceği, her olayı hayır yolda öreceği bilinsin. 'Somut yargı.' denildi, niyaza öyle duruldu. Kainatın soracağı, sorumsuzu düreceği biinsin. 'Dizimi yere verdim, niyaza öyle durdum; olana niyaz ettim.' dersin. ALLAH'ım niyazını olumluya bağladı, her kulunu hayır yola eyledi. ALLAH'ıma emanet olunuz. Niyaza vardık, 'ALLAH'ım.' dedik, 'Şahit olduğumuz, SEN'den bildiğimizdir. Yargı dediğimiz, gönülden sildiğimizdir.' Saygı sevenindir. Saygımız bol olsun. AŞK, uyanındır. AŞK'ınız gür olsun, çağlasın dursun. 'AMİN.' diyelim, O'nunla BİR olalım

2
Günün yorumunda, kulunun sorunu vardır. HAK'tan ayrı kalana gelen günü dardır. Oyundan geçildi. Dayanışan yeniye yol alınandır. Yeni, niyaza verilendir. Gücün HAK'ta olduğu bilinsin. 'Güçlüyüm.' diyen kulunun gecesi yakındır görülsün. 'Dayandığım ALLAH'ım.' deyiniz, yerden gökten yardım dileyiniz. Beklenen gün tomurcuktur. 'Soğuk vurur mu?' denilmesin. Meydan yumuşak yolda olanındır. Desteği kulda bilen, yıkık duvara dayanan sarhoşa benzer. Meydan sayıya değil, saygıya yer verenlerindir. 'Saygıya yer veren kim?' denir. Değer yargısı; kulun düzene uymasında, uymayacağı olaydan uzak tutmasına yer verenindir. Kayguya düşülmesin. Olayda yargıya çoğunluk, suyun rengini verir. Azınlıkta kalan çoğunluğa uymaya, ALLAH RIZASI kul yargısı değerinde mecburdur. Müsterih olunuz, gölgeyi siliniz. Meydan sizindir, yol sizin, HAK sizin. Kim alır yobaz sözün, çalsada sazın, gülecek yazın. Niyazımız cümle ile. Ayran durdukça ekşir. Onun için ekşitmeden içmek içirmek gerekir. 'Sevmeyi denemedik, yolunu bilemedik.' diyene de ki: Sevenin ölçüsü, sevilenden gelir. Acıyı seven de olur, ne var ki tatlıyı herkes sever. Yeniye gün açılır, gelen bal misali sevilir. Vakti denildi, aynaya bakanın korktuğu güne kadar. 'Nasıl?' denilir: Aynaya bakan yoluna taş konulandır. Şahin yüce dağlarda yuvasını kurar, niyette bulduğuna yorar. Olumu serttir. Niyetten değil, kayıtta yazıldığı gibi. Cürmüne ortak aramaz, kimsede kendini bulmaz, Cem'den sorumlu olmaz. Öyle oldukta, sorgusu yargısı kendindedir der, kendi kendine sorar. Doyanın lokması büyük, bakanın görgüsü küçüktür. 'Ne demek?' dendi. Doyanın yiyeceği olmaz elbet. Bakan lokmayı küçük görür, umudu büyüktedir. Ozandan sorsanız, 'Dünya?' deseniz, boşluğunu söyler. Dünyanın boşluğu, kulun taşlığını giderir. Öyle oldukta, dünyanın boşluğu değil, hoşluğu diyelim, kendimizi dünyada eğitelim. Hem eğitelim, hem öğütelim, hem öğüttüğümüzü dağıtalım. O zaman benlikten sıyrılırız. Nimet dünyaya geliştir, ziynet dünyayı biliştir, kıymet dünyada oluştur, dünyayı buluştur, dünyada uyuştur, öylece dönüştür. 'Can ile savaştım.' diyenin savaşı nefsinedir. Nay nefes alır, ses verir. Olumu gelişten bilen, bildiğini verendir. Sırtına yük alan, kaldırdığı kadar alır, kaldıramadığı kalır. ALLAH'ım kuluna kaldıramayacağı yükü vermez. Yaprak dalda, çiçek yolda, meyve halde bilinir. Çağlayan suda sadece sese kulak verilir, sesten umut beklenir. Seste değil, olan akıştadır. Yerden aldığın sana, daldan aldığın bana mı kalır? Elbet yerdeki de daldaki de senin. Sadece verdiğim benimdir, benim aldığımdır. 'Aldım veresiye, sevdim ölesiye.' diyene sözüm. ALLAH'ım senden RAZI olsun, 'Kapımız cümleye açık, gelenin yoluna dursun.' denildi. 'Cahilden alamam, alime veremem.' diyene de ki: İlmin kaydı yok, 'Nerden vereyim?' diyesin. Cehlin şartı yok, 'Neyi alayım?' diyesin. Duyan ne kadar cahil olsa, duyarlığını verir, sevgisi gönlünü yönetir, AŞKI cümleyi donatır. (Duymak nedir?) Duyan, bilmeden uyandır; gördüğünü bilmeyen, bildiğini çözmeyendir; AŞKI ile dönen, AŞKI'nda kainatı bulandır. Ne var ki, bulduğunu bilmeden uyandır. 'Her yaprağı açtıkta göreceğimiz hayırdır.' diyelim, gelecek yaprağı düşünmeyelim. (Kehanet üzerine) Gelecek yazılmıştır. Görmeyi dilemeyin. 'Öreceğiz, ördükçe göreceğiz.' deyiniz. Kuşak belde, yumak halde, ördüğün sende. Gelenin oluşu günde çözülmez. Çözülse sevilmez. 'Neden?' dendi. ALLAH'ım kuluna yazdığını gününde bildirir, gününde sevdirir. Doğramayı başlarken bilirsin, bittikte görürsün. Arada olanı, günden güne oyarsın. Kulun ömrü de budur. Ağaçtan kesilir, doğrama misali yontulur, kapıya pencereye oturtulur. Olduğu, yerini bulduğu zaman güzeldir. Kulun doğuşu da öyle değil mi? Doğar, yetişir, itişir, her olaya katışır. Yerini buldukta, gayeyi bildikte; oluşur, bilişir. Miyyar odur, yerini alıştır. Değer ne saray kapısı, ne kulübe kapısı olmaktır. Sadece kapı olmak, olduğu yerde yerini bulmak. Yanan da yerindedir, basılan da, tavana asılan da. Her var olanın yeri vardır, değeri vardır. Her hizmet, en değerlidir, ölçüsü olmaz. Ölçü, kendini bilendedir, VAROLAN'a uyandadır. 'Uyuyan nedir?' dendi. Oymayı bilenin oymadığıdır, VAROLAN'a uymadığıdır. Elbet ÖZ'ü, gönlündeki gözü. 'Misafir yerinde mi?' diyene sözüm. Serinde olsun, duyandan gelsin, ALLAH'ıma emanet olsun.

11
Şahin yüce dağlarda yuvasını kurar, niyette bulduğuna yorar. Olumu serttir. Niyetten değil, kayıtta yazıldığı gibi. Cürmüne ortak aramaz, kimsede kendini bulmaz, Cem'den sorumlu olmaz. Öyle oldukta, sorgusu yargısı kendindedir der, kendi kendine sorar. Doyanın lokması büyük, bakanın görgüsü küçüktür. 'Ne demek?' dendi. Doyanın yiyeceği olmaz elbet. Bakan lokmayı küçük görür, umudu büyüktedir. Ozandan sorsanız, 'Dünya?' deseniz, boşluğunu söyler. Dünyanın boşluğu, kulun taşlığını giderir. Öyle oldukta, dünyanın boşluğu değil, hoşluğu diyelim, kendimizi dünyada eğitelim. Hem eğitelim, hem öğütelim, hem öğüttüğümüzü dağıtalım. O zaman benlikten sıyrılırız. Nimet dünyaya geliştir, ziynet dünyayı biliştir, kıymet dünyada oluştur, dünyayı buluştur, dünyada uyuştur, öylece dönüştür. 'Can ile savaştım.' diyenin savaşı nefsinedir. Nay nefes alır, ses verir. YUNUS'um der ki: "Misafir candan, yolum CANAN'dan olsun. Her duyan gelsin, sesimi alan bilsin. Kayda gerek yok, olana olduğu gibi uysun." Olumu gelişten bilen, bildiğini verendir. Sırtına yük alan, kaldırdığı kadar alır, kaldıramadığı kalır. ALLAH'ım kuluna kaldıramayacağı yükü vermez. Yaprak dalda, çiçek yolda, meyve halde bilinir. Çağlayan suda sadece sese kulak verilir, sesten umut beklenir. Seste değil, olan akıştadır. Yerden aldığın sana, daldan aldığın bana mı kalır? Elbet yerdeki de daldaki de senin. Sadece verdiğim benimdir, benim aldığımdır. 'Aldım veresiye, sevdim ölesiye.' diyene sözüm. ALLAH'ım senden RAZI olsun, 'Kapımız cümleye açık, gelenin yoluna dursun.' denildi. 'Cahilden alamam, alime veremem.' diyene de ki: İlmin kaydı yok, 'Nerden vereyim?' diyesin. Cehlin şartı yok, 'Neyi alayım?' diyesin. Duyan ne kadar cahil olsa, duyarlığını verir, sevgisi gönlünü yönetir, AŞKI cümleyi donatır. (Duymak nedir?) Duyan, bilmeden uyandır; gördüğünü bilmeyen, bildiğini çözmeyendir; AŞKI ile dönen, AŞKI'nda kainatı bulandır. Ne var ki, bulduğunu bilmeden uyandır. 'Her yaprağı açtıkta göreceğimiz hayırdır.' diyelim, gelecek yaprağı düşünmeyelim. (Kehanet üzerine) Gelecek yazılmıştır. Görmeyi dilemeyin. 'Öreceğiz, ördükçe göreceğiz.' deyiniz. Kuşak belde, yumak halde, ördüğün sende. Gelenin oluşu günde çözülmez. Çözülse sevilmez. 'Neden?' dendi. ALLAH'ım kuluna yazdığını gününde bildirir, gününde sevdirir. Doğramayı başlarken bilirsin, bittikte görürsün. Arada olanı, günden güne oyarsın. Kulun ömrü de budur. Ağaçtan kesilir, doğrama misali yontulur, kapıya pencereye oturtulur. Olduğu, yerini bulduğu zaman güzeldir. Kulun doğuşu da öyle değil mi? Doğar, yetişir, itişir, her olaya katışır. Yerini buldukta, gayeyi bildikte; oluşur, bilişir. Miyyar odur, yerini alıştır. Değer ne saray kapısı, ne kulübe kapısı olmaktır. Sadece kapı olmak, olduğu yerde yerini bulmak. Yanan da yerindedir, basılan da, tavana asılan da. Her var olanın yeri vardır, değeri vardır. Her hizmet, en değerlidir, ölçüsü olmaz. Ölçü, kendini bilendedir, VAROLAN'a uyandadır. 'Uyuyan nedir?' dendi. Oymayı bilenin oymadığıdır, VAROLAN'a uymadığıdır. Elbet ÖZ'ü, gönlündeki gözü. 'Misafir yerinde mi?' diyene sözüm. Serinde olsun, duyandan gelsin, ALLAH'ıma emanet olsun.

18 
Yolun açığında, yenin geçiğinde gördük, cümlede bulduk, 'EYVALLAH.' dedik, candan CANAN'a yol açtık. Genişlik görülür, 'Uzak.' denilene örülür. YUNUS adı dile getirilir, MEVLANA dilden söze ulaştırılır. ALLAH'ım cümleden RAZI olsun. Cevheri her kul kendinde bilsin, cümlede bulsun. Razı olan rızasına gelmiş geçmiş gelecek olanı katsın. 'Yâd ettim.' diyen, yâdında ÖZ'e girsin, ÖZ'ünden versin, tadı onda bulsun. Muhtar olan, ihtiyarında kendini ceme katsın. Sorumsuzluk kainatı ne yakar, ne yıkar. Sonsuz, yeniye katılana kadardır. 'Sonsuz.' denilende, kainatın sorunu değil, kulun görgüsünü verir. Kul sonsuzu duyar, ne var ki kendi sonuna uyar. Sanılmasın sıra savar.  Gelecek, vazifesini görecek dönecektir. Her kul kainata bir zerre verecektir. Mayyar müdafadan gelir, KORUYAN'dan alınır. Doğuşu bilenin KORUYAN'a sığınanın YÂR'i demektir. 'Sağım solum.' dedikte, selamını verdikte kimi düşünürsün? (MELEKLER'i mi?) EYVALLAH. 'HAY.' denildikte (ALLAH mı?) EYVALLAH. 'And ettim.' dersen, yemine dönersen. 'Asla.' derim. Yemine ne hacet? ALLAH'ım görücüdür, bilicidir. Niyaz suyun akışına yön vermez, kulun bakışına yön verir, suyunu berrak gösterir, taşını toprağını dile getirir, çöpünü bile sevdirir.
Y.M diyelim, sohbetimize söz edileni verelim. 'MEVLÂNA yola gelmez, sohbete katılmaz.' diyene de ki: ALLAH'ımın dediği olur. Seçilen yerde MEVLÂNA vazife alır. Seçilen, kuldan değil, HAK'tandır. Ona de ki: Yazımızı yazan GARİP'tir deseydik, ne denirdi? Sözümüzün başına 'MEVLANA'yım ben!' dedikte, yazımız inkara gelir mi? Yazan, bilenden değilse, yazdığı neredendir? 'Yazılan, günahı olmayandır.' denilen, her gün günah yüklenilendlr. 'Günah yüklenilen kimdir?' denildi, 'ŞEYTAN' diye anıldı. ALLAH'ım kullarını aydınlatmaya ŞEYTAN'ı değil, seçilen kullarını vazifelendirir. ŞEYTAN'ın vazifesi, kulu aydınlatmak değil, günahlarını paylaşmaktır. Daha önce dedik; niyaz, suyun akışını değiştirmez, kulun görüşünü açar. İşte yazımıza edilen söz budur. Vazifemiz onu da güzel görmek, 'Ördüğümüz, süsüdür.' demek. Asla hata aramayın, 'Yanıldılar.' demeyin. Suyun akışını görmediyse, arayıp bulacak. Dönüp dolanacak, suyumuza katılacak. MEVLÂNA adında gördüğün, sohbetin tadında bulduğundur. Daha önce verdim. Ne cahili kına, ne alimi ünle. Sana her veren, verebilen; sendendir. Sen ki HAK'tansın. Daha önce verdik, sorana söyledik. Sorulan, 'ŞEYTAN'ı gördün mü?' sorusu idi. Dedik ki: 'Görmedim bilmedim, ALLAH'ımla arama sokmadım.' 'ALLAH'ım.' diyene, ALLAH'ım sözcü gönderir. ŞEYTAN, günahını paylaşan tarafından çağrılır. ALLAH'ım cümlenize YARDIMCILAR'ınızı daim göndersin, yumuşak yolu onlarla buldursun. Yanılma yok. 'Bilmeyen nasıl vazife alır?' denilmesin. Vazifeyi VEREN HAK'tır, yanılmayan HAK'tır. Bilmeyen, bilenden olur, doğruyu eğriden bulur, gezer durur. Unutulmasın, HÜSEYİN ona elini verir. ALLAH'ıma emanet olunuz. Yolumuz bilenin, gönlümüz cümlenin. Geldik gördük, hoşnut olduk. Yoldan gelenle hep bir olduk. (Süleyman Hayati Dede) hep bir bulduk, sevdik, sevindik, 'Yuvamız burada.' dedik. 'Orası?' diyene, 'Makamdır.' diyelim. (Konya mı?) EYVALLAH. Orada burada bağlandık, kainatta eğlendik. Eğlenmekten maksat, dolandık, ananlarla bir olduk. Cümlenize selam olsun. sohbetimizden soluk alan, 'Yavrumdan haber.' diyen anaya seslendik. Gönülden müsterih olsun. Samanyolunda karşılaştık bilsin. Doğuşu gibi geldi, geldiği gibi buldu. ALLAH'ıma emanet olsunlar, sabırda selamet bulsunlar.

21
Niyazınız YUNUS'um misali oldu, yeniye yol açıldı. 'YUNUS misali niyaz, nasıl?' denilir. Saz ile söz ile, helva karar yoz ile, sohbet arar ÖZ ile. Sazı sözü yozu ÖZ'e katar, öylece AŞKI'na cümleyi tutar. Ayak ile el ile, gönül yandı kor ile. Yandı sönmeyen, sevdi dönmeyen. Elbet niyazı. Sonsuza açılır, cümle ile geçilir. 'Dolsa sepet, gelse sebep.' denilir; kordan yanan sorulur, kardan donan aranır. Yoğun niymet; ne korun çoğu, ne karın kıtlığıdır. Meyhane bal ile dolsa, kime ne? Kovan şarab olsa, neyine? Bal, kovana; şarab, sevene gereklidir. Donuk su, şekilde ayrı özde birdir. Akan suyun yeri, nidanın eriştiği yerdir. Doğuş yoruma bağlanmaz, yağış dilenen yerde görünmez. Oluşuna bağlıdır. 'Nasıl?'dendi. Kurak dediğin yer, yağmur almayan yerdir. Demek ki, dilenen yerde değil, oluşan yerde akışır. Oluşan yer neresidir? Ağacın bol olduğu, kökünün derine indiği yerdir. Yazımız da öyledir, niyazın yeri budur. 'El ele veriniz, hep BİR olunuz.' denilen odur, doğuş odur. 'Her kim olursa, bizi terkedeni biz de terkederiz.' demeyiniz. Sağ ile solun niyaza girdiği, kainatı sardığı, daha önce verildi, her kuluna sohbet sofrası açıldı. ALLAH'ım kaşık alanı, soframıza geleni bol etsin. 'Veriniz.' dediğimiz, odur. Her kul bir ağaç dikse, her ağaç bir olur, rahmeti arttıkça artar, her ağaç yerde dalda bin canı besler. 'Gerçeği görebilsek, ömrümüzü öyle örebilsek.' denilir. Ömrünü gerçek ile örersin, ne var ki hayal ile dürersin, sevgi ile sararsın. Ördüğün huzur verir, gördüğün hazır gelir, ALLAH'ım her dileyen kuluna verir. Ne var ki, daha önce dediğim gibi; ağaca ağaç ekleyelim, o zaman rahmetini bol bekleyelim. Miyyar; ağacın küçüğü büyüğü değil, olduğu yerde kendini bilen, 'Yaraşayım.' diyendir. Yaraşmaktan maksat; yolun düzünde de olsa, taşın kökünde de bitse; olan olduğu gibi güzel, YAZAN VERDİĞİ gibi güzel denendir. Çınarın yanında çimen de biiter, rahmetinden o da nasiplenir. Ne var ki, cümlenin aldığı nasib ile, çınarın nasibi elbet bir değil. Ne var ki, çimene aldığı nasib yeter, etrafında türlü ot biter. Az alan, çok alan değil, aldığı ile kendini besleyendir önemli olan. Çınar nasibini çimene verir, çimenin aldığı kime ne verir? Nasib vermese de hal verir, hal ile sevdirir. Dumanı dağıt, gemiye dumansız git. Niyazın olumludur.

22
'YA ALLAH.' dedik, ADI ile söze girdik; ÖZ'den bildik, sözden gördük; 'Yolumuz halimiz, cümleye.' dedik. 'Hayırdır.' denilir, EYVALLAH. Gelen DOST, gülen DOST, cümleye serdik post. Her dileyen gelsin nasibini alsın, gelenden verenden ALLAH'ım RAZI olsun, her adımını sevabta bilsin. 'Yoldan gelecek.' dedik, daha önce verdik. 'Düğümler çözülür, günü gelen görülür.' denilen gün geldi. Aynayı gördüm, simayı bildim, 'Ne güzel.' dedim. Ağacın yaprağı döküldü mü, takıldı mı? Yaprağın döküldüğü gün, anıldı. Caiz olan; gününü bilendedir, 'EYVALLAH.' diyendedir. Sahib olan; 'YA ALLAH.' deyip olana uyandadır. Sular akar nereye, göller bakar dereye. Deryaya göz atalım, akan suyu geçelim. 'Yol bizim, yolcu bizim; han bizim, hancı bizim.' dersek; cümleye söz ederiz, söz ile kucaklarız. Aynayı eline verdik, 'Can sende, CANAN sende.' dedik, 'Yolumuzu, hal ile göster.' diye sırtını sıvazladık. Yanımızda olana. (s.h Dede'ye mi?) EYVALLAH. Dört ile beşte kalma. Güç gelmez elbet, altı yedi de öyle başla. Gücün alıcıdır, RAHMET yağıcıdır. Sebep, soyda değil haldedir; sular yolunca akar, sanılmasın seldedir; dilediğin KABE olan beldedir, KABE dilenen gönüldedir. 'Can sende, CANAN sende.' dedik, kahrını anda sildik; eli elde bulduk, 'YA ALLAH.' dedik cümle ile BİR olduk; anıldık, sevildik, 'PİR oldu.' denildik. 'EYVALLAH' diyelim, eli gönüle, gönlümüzü halimize bağlayalım. ER olmayan nasib almaz, yumuşak yolu bulmaz. Sohbetimize gönül verenden vermeyenden, ALLAH'ım RAZI olsun. Ayran yayıkta bilinir, buğday toprağa serilir, PİR olandan yol sorulur, AŞKI ile sarılır, AŞKI ile varılır, çokluk BİR'liğe götürür, BİR'lik HAKK'a yol getirir, yolu bulan götürür.

25
Yeşil renkte olumu gördük, cümleye selamet diledik, 'Sevenden olsun.' dedik. 'Suyun gelişinde, yolunu verişinde alacağım nedir?' diyene, 'Yerini bildiğindir.' derim. ALLAH'ıma emanet olunuz. Ağacın bol yerinde kalınız. Daha önce dedik: El ele veriniz, ağaç misali. Ağacın çokluğu, rahmetin bolluğunu getirir. Yerimiz bilinir gönüllerdedir, yolumuz bilinir sahillerdedir. Sudan geldik, suya döneceğiz. Kar da olsak, buz da olsak eriyeceğiz. Geyik misali, sevgiye örnek olacağız, arı misali bal vereceğiz. Şahitten sormayacağız, 'İspatı?' demeyeceğiz. Görenin bilenin şahitten soracağı yoktur. Verdik vazifeden alanı söyledik. Ne var ki, yazılan ile geleceğin çözümü güne kaldı. Daha önce dedik, dokuzuncuyu verdik. Güleceğiniz değil, seveceğinizdir. Yanılma yok. 'Deli mi? Veli mi?' diyeceksiniz.  Güleceğinizden çok seveceksiniz. Gününüz hayır olsun. Vazifede ayıran kayıran yok. Gelen güne kadar verilecek. (Onbir mi?) EYVALLAH. (Dokuzuncu ş.c mi?) Daha önce verdik, açık söyledik. Geleceği de söyledik, yanılma oradan oldu. (Hem ş.c hem de gelecek mi verildi?) EYVALLAH. O yakadan gelen sözü dedik. Minare ses için, cami cemaat içindir. Dolsun dolasıya. Ne var ki, her gönül olasıya. Dersem TANRI'nın verdiğini bilene, yaratılan yerini sevene: 'Sohbetten sohbete aldığın mıdır?' Yanılma değil. YARATAN yarattığı ile sevilir. YARATAN yarattı diye sevilir, yerini verdi diye değil. Her kulunun yeri vardır. Denmesin, 'Kiminin yeri dardır.' Ne darda kaldım, ne kalırım diye korktum. Yerini darda gören, gönül kapısını kainata açsın. O zaman genişliği görecek. (Dokuzuncu vazifeli asmayı mı budayacak, üzümü mü toplayacak?) Sohbette verdik. Şarabı mahzende sırlayacak, her şişeyi yoklayacak. Sohbetin tekrarına giderseniz, verileni çözersiniz, vazifeyi bölersiniz. Soruldu. Onbirden sonraki vazifeliler. Muayyen gün geldikte, tek tek değil tamamı verilecek. Vazife bölümü tamamlandıkta, her düğüm çözülecek. Genişliği o zaman açık göreceksiniz. Niyazınız bol olsun, gemimiz bütün vazifelileri yerinde bulsun, öylece yürüyüşe hazır olsun. 'ALLAH'ım şükür.' deyiniz, şükrünüzü her an yenileyiniz. YUYAN'dan alanın, çevreye uyanın gemisindesiniz. Ne seyyah, ne kaçak. Doğrudan doğruya, geminin vazifeli erleri. 'Dedemiz sohbetinde bize iltifat eder.' denildi. Asla. Yanılmayınız. Sohbete, ne iltifat için geliriz, ne hoş vakit geçirmeğe. Aştık dağları taşları, geçtik yıkılan duvarları, eledik bütün yolunuzdaki kumları, sizleri bu güne getirdik. Elbet gelen sizlersiniz, ışık bizlerden. Ne var ki, ışığı dileyen de sizlersiniz. Yoğun çalışma bundan sonradır. Güne kadar öğrendiniz, günden sonra öğrendiğinizi vereceksiniz, yoğun çalışmaya gireceksiniz. Yanılma yok. Asla emir değildir. Dünya hali, oldurur kulu. Çocukları düşününüz. Önce okula gider öğrenirler, sonra çalışmaya başlarlar. Önce merhale, sonra mertebe. Çalışmayı bileceğiz, öğrendiğimizi vereceğiz. Verdikçe alacağız, aldıkça olacağız. Orman misali olduk. Rahmeti geldikçe yayılacağız. O zaman, esen yel akan sel, bize zarar değil yarar verecek. Çünkü bizi etrafa daha çok yayacak. Köklü ağacı sel götürmez, güçlü ağacı yel yatırmaz. Sahife sahife bugüne geldik, satır satır okunduk, bez misali dokunduk. Kimi 'Fistan olur.' dedi, kimi paçavra diye savurdu. ALLAH'ım cümlesinden RAZI olsun. Verimin olduğu yer, NURU ile NUR'lanır, her kulu aynı NUR'dan paylaşır. Güne kadar sizlere verdik, günden sonra sizlerle vereceğiz. ALLAH'ıma emanet olunuz, emanetin kıymetini idrakinize alınız. Emanet verilmeden vazife olmaz. Doktor, ancak diplomasını aldığı gün  doktordur, vazifesi o gün başlar. Sizlerin de vazifeniz bugün başlar. Vazife mukaddestir, hafife alınmasın; vazifeyi alan büyüklenmesin. (Hangi vazife?) ALLAH'ıma emanet olunuz. Her katılanın vazifesi vardır biliniz. Verilecek, muayyen gün geldiğinde söylenecek. Evet, yakın.

1 nisan
Daha önce dedik; 'Güneş'ten gelende Ay'dan verilmez, güzel çirkin diye kulu yerilmez, dumanın yerinde baca örtülmez.' Bekleyelim soralım, verileni öylece yoralım. Çizilen; Ay'dan gelir, yaydan yorulur, geleceğe öyle varılır. Ne sedefte, ne sepette, sadece düşüncede. 'Güzel değil mi?' denilir. Güzelin ölçüsü gönlündedir. Gönlünü aç, düşündüğünü geç. AŞK'ın götürür, gönlünü oldurur, sorulanı yordurur. (.) Düşünülendir, ne var ki verilen değil. Sürat yapıya kapı olmaz, yol arabayı sürmez. Araba için, önce at gereklidir. 'Olayım.'diyen, olmayı dileyene; önce bilim, sonra ilim gereklidir. Bilmeden olamazsın, olmadan göremezsin, görmeden veremezsin. Gerçek, yanında olanı bilmendir. 'Bildiğin, bildiğine uyduğun an, doğuşundur.' derim. Çizdiğin, kendi doğacağın anı gösterir.

2
Yeniye yol verdik,
sahilde kumu gördük,
olayları ÖZ’den bildik, ÖZ’den uyduk.
 Güneşe yol soramazsın,
ne var ki
verdiğini asla inkar edemezsin.
Açandan yerini,
geçenden yönünü alırsın.
Alamadığın yerde kalırsın.
‘Gözümden kaçanı,
ÖZ’ümden geçeni kime sorayım?’ dersen,
‘Kendine dön.’ derim.
 Doğuyu batıya bağlayan âlimdir,
batıyı doğuya çağıran ilimdir.
Kainatı birbirine bağlayan olumdur.
Ne batının ilmi,
ne doğunun kavmi;
düzenin seyrini değiştiremez.
‘Olumsuzluk düzende.’ denirse de,
düzenin görüşündedir.

Danışılan gibi olsa,
yumurta tavukta kalırdı,
tavuk kendini bilirdi.
Ne çok yiyen toktur,
ne az yiyen açtır.
 Yeniyi bilenin sorusu olmaz,
dumanın olduğu yerde
kuş  barınmaz. Gönülden almayı dilediğin,
‘Somut örnek.’ dediğin; elindeki defter misali açılır,
her gün sahife-sahife okunur.
‘Camide olalım,
imama uyalım.’ diyene de ki:
‘KUR'AN’a uy.
KUR'AN; RESULÜ’nün ‘Yeniye uy.’ dediğidir.
’Ağaç misali,
dalını-yaprağını- çiçeğini dileyene ver.’ dediğidir.
’Aldığımı bilemedim,
verdiğimi düremedim.’ deme.
Alanın bileceği,
serdiğini düreceği gün elbet gelir. Yoğurt yiyenin aldığı, nefsine saydığıdır.
Yedeğin olmadığı yer kâinattır.
Soğanın acı olduğu söylenirse de,
pişirdik te aşına tadını verir.
Gönül öyledir.
 ‘Kırana yolum açıktır,
her olaya geçittir.’ dersen,
elindeki taşı atmış olursun.


11
Güzel ile dolan dünya, güzelde çirkin görür mü? Gayrette hile bulur mu? Cümlenize selam olsun, gelenler gönülden dolsun. 'Geldik alacağız, aldığımıza uyacağız.' diyenlerle beraberiz. 'Demeyenler?' denmesin. Diyenden demeyenden ALLAH'ım RAZI olsun. Yağış güzel toprağın aldığı kadar, veriş güzel cümlenin dilediği kadar. Gelmeyi dileyen değil, çağrılan gelir. Selamı aldık. 'ALLAH'ım RAZI olsun.' dedik. 'YA ALLAH.' diyenin, seferde olanın yardımındayız. O yandan gelen, geleceği verilen. Ondan onbire açılan gecemizdedir, yardımımız gücümüzdedir. Aldıkları kadar verecekler elbet. EYVALLAH. 'On ile onbir gelir.' dedik, yanımızda olanı verdik. EYVALLAH. Yanımızda olanın, 'Sahibiyim.' diyenin. Denilen, onuncudur. (r.ç mi?) EYVALLAH. Güçlük aşıldı, onbir seçildi. 'Yanımızda olan.' dedik. Yanımızda olanın, gönülden alanın, çizdiği çizgide eğriye yer vermeyenin. Elbet sohbetimize gelenin, el ele verenin eğrisi olmaz. (b.t) Yolumuz cümle ile birdir. 'Gerçek kördür.' diyene de ki. Gerçek, bedenin örtüsü altındadır. Genişlik, seçilenin değil geçilenin yönündedir. ALLAH'ım her kulunun yardımındadır. Dayandığın, gerçeğin ta kendisidir. Deme 'Doğru hangisidir?' Duyanın duyduğu gerçektir, yorduğu hayal. Sevenin sevdiği gerçektir, uyuduğu hayal. Öyle oldukta, gördüğümüz hakikattir. MEVLÂNA, YUNUS anılır, her anılanda gerçeğe dönülür. Kendine dönüşü dahi gerçek bil. Adı ile yazılsa sevabına kazılsa; hayalden uzak kaldıkta, kendini bilecek, 'Yolum açıldı, vazife verildi.' diyecek. Yolumuz bir oldu, yolu veren PİR oldu. Gülen bilen bizdendir, gelen giden düzdendir. 'YA ALLAH.' dedikte, yola adım koydukta el eleyiz. Yeniyi verdik, geleni sardık. Dilediğin selamet, dumanını silmededir. On ile onbir arasında olana dedim. (ü.s) Doğanın geleceği, o yanı sileceği bilinsin. Yorganı bölme. Taşını döktüğün yerde hafiflik sendedir. Koyun kuzuda, ayak düzde huzur bulur. 'Ayağım nerde düz bulur?' dersen, eteğini silktikte, taşını döktükte. 'Aşağı inemem, duvarı dönemem.' dersen, göreceğin kesitte kalır. 'Oluşum, görüşe yer verir mi?.' denir. Dileneni ALLAH'ım şüphesiz verir. Ne var ki, şüphe silinsin, tozu dahi kalmasın. Doyum genişliğe yol açar, uyum yürüyüşe götürür. Söz ile geldik, hal ile verdik, gelenle ipi gerdik. 'Gedik açılacak.' dedik, daha önce açıldığını dahi verdik. 'Bağımsız olalım.' diyene de ki: El ele vermedikçe, sohbeti dürmedikçe, bağımsızlığı bilemezsin, olayları çözemezsin. Doğuş başlayacak. Soyunmaya çalışalım. Soyundukça olaya alışalım. Dağınık düzene, yerden söze düşene; HAK yolunda oldukça, sayıya kalem vurdukça, 'Kaygumuz yok.' diyelim. Canda CANAN olduk, çağrıya uyduk. Selamımızı gönderdik, aldık, EYVALLAH dedik. 'Alacağım.' dediğin, üç öğütte sorduğun sana bağlı kalacak. (Kime?) Yanımda olanın, onuncunun yanında. (ü.s) Yedekten almaz, cahile uymaz. Havale ettiğin, yolda seni bırakmaz. VAROLAN'ın varlığı, O'nu bilenin dirliğidir. Sevgi, cümlenin birliğidir. Bağlı olduğumuz yol, O'nun YOLU'dur. 'ALLAH'ım.' de, O'ndan dile. Verecek, çözecek, düzeni kuracak. 'Düzen bozuk.' denmesin. Olaylar, kulun yönünü buldurur, seven kulu oldurur. Elbet sevmeyen yok. Ne var ki sevmeyi bilmeyen vardır. Bilmeyen kuluna dünya dardır. Suya baktın mı? Ağıza aldın mı? 'Suyun güzeli çirkini.' dersin. Ne var ki, hangisi olsa doyasıya alırsın. Duyduğun susuzluğu, sudan gayrı ile dindirmeye çalışırsın. Sadece suya dön. Doyuracak odur. Yuyanın verdiği. (Yuyan, mürşid midir?) EYVALLLAH. Yuyan, arındırandır, gönlünü barındırandır, aldıkça sevindirendir. 'Alacağım.' de talip ol. EYVALLAH. Olumluyu verdik, onuncu ile sohbete girdik. EYVALLAH. Geleni gideni sel almaz, alanı götüreni yel silmez, deryaya açılanı dalga dağıtmaz. Müsterih olasın, aldığını aldığın anda veresin, durumda yerini bulasın. Ayağın yerde, gönlün canda. Alalım, dileneni verelim. El eleyiz, cümle ile gönülden bağlıyız. Konuk gelen, YUVA'mızda olan, sevgi ile dolan cümlenize selam olsun. Yoldan gelen selam cümlenizi sarsın. Hayır bizimdir, kahrı silelim. Gerçek ÖZ'ümdür, cümlede gözümdür. Yeniyi bildiniz, on ile onbiri kutladınız. EYVALLAH diyelim, çözenden olalım. Hür olan nedir? ÖZ'üm mü, dünyadaki gözüm mü? Hür olan sadece AŞK'ımdır. Sevgi dolasıya, AŞK ölesiye. Soruyu alalım, 'EYVALLAH.' diyelim. (BEYTİ DOST ile birlikte misiniz?) Sorulanı daha önce verdim, 'Yollarımız birdir.' dedim, dostumuzun onuncu olduğunu söyledim. (r.ç: Damadıma ALLAH'ını nasıl buldururum?) Onu da verdik, daha önce söyledik. Yolda taş, bedende baş oldukta. (Bazı sanatçılar solu temsil ediyorlar. Bunlara ALLAH imajını nasıl aşılıyacağız?) Soruyu daha önce verdik, 'Dünya hali.' dedik. (r.ç: Müzikle yayma  ve tanıtma alanında bana yardımcı olmanızı diliyorum.) El eleyiz dedik, soruyu verdik. El alan dil, bölen olmaz. El aldı ise dil verir. (r.ç: Daha geniş yayılabilir miyim?) Kayguyu silelim dedik. Beraber olacağız, beraber vereceğiz. Cümlenin gönlüne sevgi ile dolacağız. 'Şüpheleri silelim.' dedik, daha önce verdik. Dilenen gelecek, dilediğini alacak. 'Destan.' diyen fistan giyen, 'Gerçek.' diyen gerçek arayan gelecek, güç te dense alacak. Yolumuz alacağadır, böleceğe değil. Yolumuz seveceğedir, sileceğe değil. 'İnanmaz.' dediğin, inananın ta kendisidir. İnanmadığı YÜCE değil, kendisidir, kendini çözemediğidir. Elbet çözecek, yolunu çizecek. Dilediğin yönde. Oyun değil yazarız, gönülleri gezeriz. Uysa da uymasa da çözeriz. ALLAH'ıma emanet olunuz. Dilendiği anda geliriz, biliniz. YUVA'mız cümlenindir, sözümüz alanındır, yolumuz bilenindir. 'Bilmese, gelmez mi?' denilir. Çağırdığı anda, elimiz elindedir.

15 
Huzurdan nasip aldık, cümleye verdik. Selam olsun cümleye. Aldığımız gibi verdik, gördüğümüz gibi serdik, dünya gününü sardık, gelenlerle bir olduk. Küçük büyük bir olur, bilen bilmeyenle bulur, sayan saymayanda kalır, sayılar öyle bilinir. 'Bende olan sana gelmez.' deme. Sende olanla bana gelen birdir, her VERDİĞİ gürdür. Sanılan gibi olan, sevilen gibi gelir. Ne var ki, ne sanılan gibi ne bilinen gibi kalır. Her kul olduğu gibi sevilir. 'Sevginin ölçüsü nedir?' diyene de ki: 'Canındır.' 'CANAN'dan aldığım.' dediğin gün, canın cümlenindir. Ölçü budur. Elbet dünya ölçüsü. Korda gördüğün yakmazsa, aleve uzanırsın. Ne var ki, alevden olanı korda bulursun. Giden elbet varacak, bildiği yerde duracak, 'Yolum budur.' diyecek. Gönülden andığı gibi. Söz verdim dile girdim, dilden gönüle vardım, her arayana sordum. Neredesin? Kimde buldun? Kimliği aldığını, dağınık gördüğünü hangi ölçüye vurdun? Dünya salıncak olsa, her gelen kolan vursa, ne oturan yeter der, ne sallayan şükreder. Bulan bulmayana gıpta eder. Neden? Bulduğunu bilmediğinden. Güzel güzeli arar, güzel güzele sorar. Yeniyi bilen, her olayı hayra yorar. Elbet değişen yok. Olanı olduğu gibi alalım, her kulu bildiği yerde bulalım. Bileni bilmeyeni yargılamayalım. 'Suç bilmeyende.' demeyelim. Geç günün gecesini, bil sözün yücesini. Alacak verecek, ham kulu pişirecek. Pişenin vereceği, sofraya koyacağıdır. Az olsun, çok olsun, yeter ki HAK SÖZÜ versin dedikte, yoğun çalışma gereklidir, yazımız süreklidir, göç ile biter. Göçe kadar ocağımız tüter. Ne var ki, sanılmasın sözümüz biter. Günün yorumu niyetten yer alır, yorumda söze gelir. Yemin değil. Öğütenin aldığıdır, eğitenin verdiğidir. Asmayı aldık, bağ diye bildik, üzümü serdik, şarabı sevdik. Olmaz denilen olur, koruk dediğin kendini balda bulur. Dalda olduğu gibi, bağda bulduğu gibi, mahzene girdiği gibi, sırrına erdiği gibi kalmaz. Kalsa cümleye vermez. Elbet, sır olan sırrını ele verir, elden ele dolanır. O zaman sır olan sırdan çıkar, çıktığı yeri yakar. Yakmak, bildiğin gibi değil. Bilmek, olduğun gibi değil. 'Nasıl?' denir. Güne kadar bildiğin, yenide sıyrıldığındır. Yenide sıyrıldığın, bu güne uyduğundur. Tuz aşa katıldıkta tadını verir, doğrudan ağıza alırsan ağızda yandığı görülür. Demek ki her olay piştikte tadını bulur, kucak açan sevgide bulur, gönül açan cümle ile kalb olur. 'Koşayım, varayım, adını sorayım.' dersen; su başına gel derim. Suda aradığını bulursun, aradığın ile bir olursun. Elbet 'Güzel.' dersen, güzel olursun. 'Dönük olanın yeri nedir?' diye sorulur. Dönük olana, sönük derim. Ne demek dendi. Kömür nasıl olur? Oduna nasıl ateş verilir? Dönük kul kömür misalidir. Kıvılcım alıncaya kadar kömür kalır. Kıvılcım aldıkta yanar, kor olur. Alandan olur, niyaza gelir. Soyun değil, suyun yeri vardır, her kul suda birdir. Kar olsa, buz olsa, akanda dursa yine sudur, yol budur. Gördüğün sende, bulduğun bendedir. Her olayı olduğu gibi alalım. 'Yolumuz değil.' demeyelim, kula ölçü vurmayalım. Geleceği sorana sözüm: Git dediğine uydu, gerçeği öyle duydu, şahitten sordu, koğuşa girdi. Elbet gelecek, sorulana uyacak. Gemiye gelenlerle, sözümüz bilenlerle, ÖZ'ümüz alanlarla; hep biriz. 'Yedek var mı?' diyene de ki: Yedek, gedikte aranmaz, gedik aşıldıkta sorulmaz, bal kum ile karılmaz. Selam olsun, cümle bulsun. 

18
Güzellik ile dolan, güzellik ile bulandır. Çiçeğin güzeline, kulunun özeline denmesin. Güzellik her olayda, her dolayda görülsün. Cümlenize selam olsun. Yerde taş kulda baş denildikte; ayağını sakınasın, etrafına bakınasın demektir. Geçitten söz verdik, söylenen güne geldik. Sahilde gemi gördük, 'Dilenen yola.' dedik. Yedeğin varlığı, geçenin darlığıdır. 'Darda kaldım.' diyen ayağa kalksın, kainata göz atsın. Desin ki: 'Darlık bende, açılmayan gönlümde.' Doyumsuzluk varsa, uyumsuzluğa denktir. Çünkü kulda sevgi, kainata ahenktir. Öyle oldukta ne doyumsuzluk, ne uyumsuzluk görülür. Elbet olaylarla kul ömrü örülür örülür. Kayıt olan yerde şahit aranmaz. Ummayı kul bilir, bildiği kendinde kalır. Çünkü umduğu ya olur, ya kalır. Kalan yanılan mıdır? Niyazımız cümle ile, cümle için olmalı. Yediğin her lokmada gönlünü taramalı, yemeyeni aramalı. Lokmanın tatlısı acısı oldukta, kul midesine geldikte, hepsi birdir. Elbet paylaşılan tatlıdır. Soğuk sıcağı aratır, üşüyende kuluna yol açılır. 'Nasıl?' denildi. 'Vergiye daldık, halde kulunu gördük, el ele verdik ısındık.' desen yolun açıktır. Gerçek sizlerle beraberdir; görebilene, var olanı sayabilene. Doğuşta hikmet vardır, oluşta himmet. 'Az.' diyene çok versen, dağılır; 'Çok.' diyene az versen, eğilir. 'Eriyen nedir?' denilir. Kulun kum misali olması gerekir. Taş oldukta, taşı kuma vurursan eritemezsin. Taşı taş ile erittiğinde, kendini kum ettiğinde; 'Ceza.' dediğin sana sefadır. Kucağın dolu ise, gönlünün yolu ise; dumanı dağıt ki, olacağın hali, kuracağın yolu bilesin. Niyazımız çok olanla beraber, az alanla beraber olmak olsun. 'Çok olan nedir, az alan kimdir?' denililr. Çok olan, dağınık düzeni benimseyene dur diyen. Az alan, çok olanın yargısına düşen. Yanılma yok. Düzeyde görülen, yeniye yönelinen budur. Yudum yudum içelim, her içelim diyenle paylaşalım. Daha önce verdik. Kendini bulmak, her hali bilmekle olur. Bilmeden bulamazsın, bulmadan olamazsın, olmadan sevemezsin. Ben sen değil, biz deyiniz, bizde birliği bulunuz. Birlikte selamet vardır. Bir oldukta kainatta keramet vardır. Doğan ölene bakmaz, ölenden gözyaşı akmaz. Suyun aktığı yerde kulun sözü gitmez. 'Eyledik.' diyene de ki: 'Yerim serimde olsa, sesim cümleye gelse, 'Bir olun.' diye bağırırım, her kulunu çağırırım. Ne var ki, bekleyiş günü güne ekleyiştir. Elbet beklenen gün doğacak, her köprü birinden öbürüne bağlanacak. 'Aydın olsun, çabuk gelsin.' denilir. Daha önce verdik. Kainata ağ misali örülür. Dernek değil, örnek gerektir. Soyunmayı elbet sona değil, öne almak gerektir. Vazife verildi ise, gereğe uyulduğu görüldüğündendir. Yanılma asla yok. Cümlenize selam olsun, gönüller AŞK ile dolsun. Zengin fakiri bilsin, fakir haline uysun. 'Neden? Nasıl?' demesin, yelden selden sormasın. Güneş zengini de fakiri de ısıtır. Yeter ki dönmesini bilelim. ALLAH'ıma emanet olunuz, O'nda cümleyi biliniz, cümleyi O'nda görünüz. Güzellik odur. ALLAH'a ısmarladık. (Resim kimin?) YUNUS'um geldi, kendisini verdi. (Bana yazdırılan şarkının bestesi için yardım edilecek mi?) Vermeyi 'yoldan' dedik. El ele olsun, yerinde dolsun. Olduğu gibi gelecek.  Gül bülbül ile bilinir, öyle sevilir. Gül halde, bülbül dildedir, şarkımız el ele yoldadır. 'Oyulandan.' diyene de ki, denilendendir, gönülden verilendendir. Sahip olanın dileği cümle ile oldukta yardım bizdendir. 

25-1
Huzura varıldıkta, 'HAK verdi.' denildikte; olanı olduğu, seveni bildiği gibi görelim. ALLAH'ım kulunu hatalı hatasız sever, olanı olmıyan ile dener. Olmıyan olana hizmette, sanılmasın yalnız olan kıymette. Yuvanın yerine, güzelin serine bak. Yeri yolu güzel, niyetini deme gazel. Sahilde gezer suda yüzer, gün gelir cemde canı sezer. Müsterih olasın, olanı olduğu gibi sevesin. Görgü, sergide yol alır. Sergiyi bilmiyen ne gelir, gelse ne verir? 'Olumlu yol alan, yalnız bildiğini bilen.' dersen yanılırsın. 'HAKK'ı dilesin, yeter ki dilediği yol götürsün.' de, 'Yolum yolun olsun.' deme. Unutma sevendendir, seveni bilendendir. 'Çağrıya uyar mı?' denir. Her kulun ALLAH'ımı bilişi aynı olsa da, görüşü aynı olmayabilir. Ona de ki: 'Yol açılacak; üç öğütte alırsan, kayguyu silersen. Bir, dağıtma. İki, satma. Üç, sesini yükseltme.' YUYAN misali dedik, yoğun çalışan ile verdik. Satıhta okunur, satırdan çıkarılır; bağlı olmasa dahi, güçlüğü kendinden çıkarır. Gününün yargısında olumun kaygusu vardır, dar olan kainat değil varolanın yargısıdır, bilen bilmeyenin sargısıdır. Bilendensin, sargı elinde olsun. Sargı; bilenin, bilmeyene hizmetidir. 'Gücümüz yeter mi?' denilmesin. HAK dilinde, HAK gönlünde oldukça, gücünün yetmediği görülmez; yetmese, vazife diye verilmez. Çağır gelsin, dönüp baksın, dağılanı toplasın. 'EYVALLAH.' diyelim, sözümüzü bağlayalım. Vazife verildikte; kul her günün bitiminde kendi kendini yargılasın, yaptığı ile yapmadığını düşünsün, yediği lokmayı aç ile paylaşsın, paylaşmadığı gün kendini suçlasın. Vazife, yalnız eğitmek öğütmek değil; dağıtmak ta kulluktur, kuluna yolluktur. Daha önce verdik; 'Söze söz katma, dağıtandan olma.' dedik. Dağılan fikir olmasın, düşünülen toplansın, karara bağlansın, şüpheler silinsin. 'Ne olur?' denmesin. Dedik; NUMAN eldedir, NUMAN yoldadır, seven ile haldedir. Daha önce verdik, üç sözümüz var dedik; kayguyu silelim, Güneş'e dönelim, dağılacak bulutları görelim. ALLAH'ıma emanet olunuz. Ay'dan alanın, Güneş'te vereceği; ancak, gündüzün geçeceğidir. Gittiğimden değil, döndüğümdendir, suyun dolduğu yerde olduğumdandır. YUNUS'um ile geldik, gelişte ÖZ'ü bulduk, anında söze girdik, cümlenizi gönülden sardık. Yolumu sorana, yerimi arayana sözüm; yerim gönüllerdedir, arayan hallerdedir, aranan yollardadır. Dünyanın düzeni; dağıtır bozanı, eğitir seveni, öğütür döveni. Kahreden olunmasın, zulmeden yanılmasın. Zulüm; zalimin silahı ise, alimin elnde kitab olur, sevenin kitabında zulüm silinir. Ayağını vuran, tekmeyi savuran, sanılmasın gün bilir. Öğütenin taşına, dağıtanın düşüne söz olmaz; kimsenin ettiği, kimsenin yanına kalmaz. Suyun dolduğu yerde dedik, öyle söze girdik. Su nerde dolar? Çeşmenin akanına, AŞK'ının kökenine bak. Geldiğin gün sayandan olasın, çevreni doğduğun gibi göresin. Gerçeği bildiğin, gerçeğe uyduğun görülür, el ele verilir. 'Uygun mudur?' denilene sözüm, duygundur. Sorulanı sorduk. 'ALLAH'ım RAZI olsun. Dile aldı, gönüllere verdi.' dedi, niyaza girdi. 'Çoğalır mı?' dediğin, sözü ile girdiğin; elbet çoğalacak, ayağına sanılmasın ip gerilecek. ALLAH'ım RAZI olsun, gönülden aldığın gönüllere dolsun. Karşımızda olanın sorgusunda, denilen gibi geldi. Karşımızda olana. Duyandan gelse, uyana verse, söze düğüm atılır. Öten kuşun sesinde, görülen değil, duyulan vardır; sudan gelene, genişlik verene, söz niyaza bağlanır.

25-2
Yüz göz gönülden olsa, her kulu VEREN'i bilse, olanı olduğu yerde görse; aydın denilen günde olunur, huzur öyle bulunur. Cümlenize selam olsun, her alan bilsin, kainata kapısını açsın, yerde toprağı, dalda yaprağı görsün. Benim gibi hür olsun, adı gibi çağırsın, 'AŞK'ım.' diye bağırsın, selameti merhamette bilsin. Hamuru, öyle yoğurulmuştur.
'Çaydan aldım, dize durdum, suyun akışından bildim.' dediğin; günde aldığındır, yerden gökten gördüğündür. Sahipsiz kalan olmaz, söze düşen bilmez. 'Söze düşen nedir?' denildi. Sözün değeri; gönül kırmayandadır, 'Gönül kırmıyan olmaz.' diye yormayandadır. Sözümüz, 'Gideyim.' diyenedir. 'Dolu olanı gördüm, boş olanı derdim.' dediğin, günde uyduğundur. Söz ile veresin, dumanı gönülden silesin, YUNUS'um elde dildedir bilesin. Kundak dumana yol vermez, şüphe asla silmez. Şüpheyi silelim, dumanı öylece dağıtalım. 'Gedik açıldı.' dedik, daha önce verdik. Yoğun çalışanın yargısı, 'HAK.' diyenin sorgusu gönlümüzdedir. Resim sorulur, RABİA HATUN. Güçlük geçilir. Engin denilir, güzele dönülür, yamalar yer bulur, açık yerler kapanır, çirkin denen örtülür. RABİA sultan denilir, yavrunun yardımcısıdır. Yüzde açık görülen, yavruya benzetilendir. Esen yelden, taşan selden kaçmayız; iten ile, dürten ile düşmeyiz; ALLAH'ıma dayandık, korkuyu bilmeyiz. 'EYVALLAH.' diyelim, YUNUS adına gelene, YUNUS misali selam diyelim. 'YUNUS misali selam nedir?' dendi. YUNUS'um dalda gördüğü kuşa, çiçekte gördüğü kelebeğe, arıya 'Selam olsun.' der, elini güğsüne koyar. Yeğdir solan yaprağı bilelim, solan yaprakta dahi HAKK'ın tecellisini görelim, solan yaprağı bile incitmemeye çalışalım. 'Öyle oldukta, birbirimize alışalım.' diyelim, her gelene elimizi verelim, elini vermese de sevelim. sevmese de sevelim, sevmeye mecbur edelim.

28 
Yerimiz yönümüz, HAK diye diye geçer günümüz. Cümlenize selam olsun, güzel günler sizi bulsun. Yeniyi buldu isek, yolumuzu bildi isek; 'Sevmeyi öğrendi.' deriz. 'Suyun aktığı yerde, olumu bulduk.' denildikte, uyuma varmış oluruz. Seyirde gördüğün sayıdan gelmez, gönlüne aldığın sahipsiz kalmaz. Kuyuya ses verdikte, alacağın kendi sesindir. Onun için, sesini kainata ver ki, duyacak senden olsun. 'Kainata ses nasıl verilir?' dendi. Varolan her yaratılanı sevmekle, kainata sesini duyurmuş olursun. Kuşun ötüşüne, suyun akışına, ceylanın bakışına gönül verirsen; kainatın varlığına inanmış, kendini onun ile donanmış görürsün. Günün yerini gelene bağladıkta göreceğin, en güzele uyacağındır. YUVA'ya geldiğin günden verdik. 'Gönül kapın açık.' dedik. Ne var ki, açtığın kapıdan önce kainatı al, olduğu gibi sev, manaya öyle gel. 'Gel.' demekten maksat; 'Olduğun gibi uy.' demektir. Önce madde ile, sonra mana ile hemhal olasın, olduğun ile dolasın, verilene öylece kalem uydurasın. Niyazın bol olsun, günün niyaz ile açılsın. Güç denilen, günde derilendir. Yudum yudum verilir, sanma desti ile dökülür. Desti ile dökülen, dağılandır; yazı ile verilen, yığılandır. Onun için, yudum yudum alalım, aldığımız her yudumu üç günde hazmedelim. Olumda, yudumun değeri büyüktür. Çayda gördüğünü, denizde elbet görmezsin. Dumanı dağıt. 'Gayret gerekmez mi?' dersin. Günün olayında, gayret değil niyet gereklidir. Yedek olmaz, duman veren bulmaz. 'ALLAH'ım.' de, niyet et: 'SEN'in ile doldum, gönlüm ile buldum, SANA sığındım, derdime deva sordum. SEN bilirsin ALLAH'ım.' Soruna cevab bekleme, kucağına gelmez. Olaydan görürsün, 'Şükür ALLAH'ım.' dersin. Suyun aktığı yerden aldın, şüpheyi silesin; ne var ki, kaleme değil mantığa yer veresin. Güçlüğü öyle yeneceksin, olduğun gibi HAKK'a döneceksin, aradaki kapıyı açacaksın. Niyet ile aldınız, niyaz ile geldiniz, 'HAK.' diye buldunuz, 'Hayır.' diye aydınız. ALLAH'ım RAZI olsun. Oya gibi işlenir, kuzu gibi beslenir, kuş misali süslenir, can CANAN öyle anılır. Duman dağıldı, kulu eğildi. ALLAH'ım RAZI olsun, sorulan gelecek bilinsin. ALLAH'ım cümleden RAZI olsun. Olduğun bilinir, güleceğin görülür. Yanımızda olana dedik. Gönlüne asla duman koyma, arandaki kapıyı duman ile örtme. 'Elimde mi?' dersin, unutma gönlündeyim.

30
Yumuşak yol bizimdir, doyumsuzluk sözümdür, dersen 'Olan yazımdır.', huzur senindir. Küçük büyük oluşur, güzel çirkin bilişir, iyi kötü gelişir; denilen halde kul yolunu çizmiş olur. Gezdiğin gördüğün aştığın her kapı, öbür kapıya götürür, kapıdan kapıya selameti buldurur. 'Gerçeği bulacağım, uzun mu?' dersin, olduğun halde güneşi perde arkasından seyredersin. Duyduğuna gördüğüne değil, olduğuna uy. Doyan, daha yer mi? Ocağın başı, elbet karadır taşı, ne var ki pişirir aşı. Öyle oldukta, ocağın başındaki taşın karası, ne kötüdür, ne çirkin. Özellikte güzellik vardır, güzellik görmiyene kainat dardır. Ağacın yücesine, duyanın görgüsüne uydun; 'Sahibsiz kaldım.' dediğin gün, aradığını yanında buldun. Yolunu öyle bilesin, 'Doydum.' dediğin an uyduğunu bildiresin. Uymak, ALLAH'ımın EMİRLERİ'dir. ALLAH'ımın EMİRLERİ'ne uyduğun an, duyduğun sana huzur verir, dumanını dağıtır. Güç olan, zor gelen her olay, çiçek misali açılır. ALLAH'ıma emanet olasın, dilediğin an yanındayım bilesin. Gidenden değiliz, beraberiz. Yazımız yetti, sözümüze bal kattı. Doğuş, aydığın gündür. 'Aymak, nedir?' dersen, kendine döndüğün gündür. Daha önce verdik, kendine dönüş, ÖZ'e giriştir. ÖZ'ün, yeniyi biliş, olana uyuşta, ayna misali verir. Gerçek, bölünen değil bulunandır. Bulunan nedir? ÖZ'e dönüş, AŞK'a düşüştür. Hayal diye ördüğün, YUNUS'un dediği gibi gönülden uyduğundur. Doğuşu bilirsen, oluşa uyarsın. Görmek, bilmek dileğin beni. Düşündüğün gibi verdim. 'Doğacak.' denilen, düzene uyulandır; her olay YAZILAN'dır. Çerçeve, düzene düzen koymaya benzer. Onun için, düzeni olduğu gibi gör, olanı bozmadan al. Gayret denilen gelişir, hayrette oluşur, düğüm atarsan, sanılmasın katılaşır. Dağdan gelen, taşa toprağa alışandır; denizden gelen, su ile oluşandır; toprakta kalan, toz ile çamur ile karışandır. Her olanı, olduğu yerde, olduğu gibi bil. Güçlü olsun, SAHİBİ'ni bilsin. Yeşil oluşturur, mavi buluşturur, turuncu alıştırır, sarı geliştirir, kırmızı karıştırır, mor yarıştırır, beyaz eleştirir; mavi tavanı, yeşil tabanı bildirir.

6 mayıs
Güzel güne gelenler, HAK SIRRI'na erenler, 'Sevdim.' deyip gülenler cümle ile bir olsun, kemâl denilen halde, açık denilen yolda yürüsün. Cümlenize selam olsun. 'Koskoca dünya' denilen, kainatta nokta diye görülen, gelen ile gidenin görüşüdür. 'Nasıl?' denir. Gelen, dünyayı olduğu yerde, olduğu kadar görür. Giden, kainatta yürür yürür. Öyle oldukta, dünyayı nokta diye görür. Noktada gelişen, kainatta oluşandır. Kainatta oluşan, VEREN'in oldurduğunu, cümle ile buldurduğunu bilendir. Kaynak dağın eteğinde, aldığın bal peteğinde güzeldir. Dost her hali ile güzel, her sözüyle özeldir. 'Yolumuz aşamadık, düz yere ulaşamadık.' denilmesin. Yerimiz, yolumuz düzdedir. Ayna elde, göz yüzdedir. Suyun rengi denizdedir. Denizin aldığı göktedir. Cümle birbirine bakar, baktığı yerde akar. Dumansız olalım. Her gelen HAK'tandır bilelim. Yazımıza uyalım. 'Bunaldım.' denilen anda, 'ALLAH'ım.' diyelim, O'ndan dileyelim. 'Yoğun çalışalım.' denildi, çalışmaya öyle girildi. Şikayetçi olmayalım. Niyazımız var olanı görmeye, VAREDEN'i bilmeye olsun 'Var olan nedir?' denildi. Var olan, kainatta yaratılan her zerre. VAREDEN elbet YARATAN. Var olanı görürsek, VAREDEN'i biliriz, doğuşu öyle buluruz. 'Kayayı dağıtayım, kum diye öğüteyim.' diyen, zorlu işe girişendir. 'Yolumuz açılsın, kayalar geçilsin.' denilirse, zorluk ayakta kalır, kolun yerini alır. Elbet. Öylece bırakalım. Yerini ayakta bileni el ile dağıtmayalım. Cümlenize selam olsun. 'Dost elinden, dost dilinden selamet.' denilsin. 'Niyaz.' dedik sözü güne bağladık. Gün, dün bende mi? Yarın sende mi? Durak, miyyarımız değil. Dileyenle oluruz, cümlenizde buluruz.

7 
Cümleniz bir bulduk, sevgi ile olduk. Selam olsun, gelen görsün. 'Alçı nedir?' dendi. Heykel. Gezildi görüldü. Sorum hepinize. Ne alındı? Gelen gelmiş, binayı kumuş, gelen gelmiş binayı yıkmış, yeniden kurmuş. Olanın ölçüsü budur. Yenileme. 'Yenileme iyiye gitmez mi?' denilir. İyi ile kötü nerede aranır? 'Düzende.' denildi. Düzeni, kuran değil uyan bilir. Kuran sadece kendini haklı bulur. Öykü olsa dile gelse, dinle geç derdim. Halbuki verilen sohbettir. Yoğun çalışma dedik, daha önce verdik. Düzden, yozdan bilinir, çiçek sevilmezse yolunur. Sevgini ver, birlik bulunur. Bağdan her geçen üzüm alır mı? Her üzüm alan güzeli bulur mu? Güzeli bulan şarabı bilir mi? Her şarap içen sarhoş olur mu? YUNUS'um sessiz olmaz, söze girmeden durmaz." Üzüm yesin bilsin, şarabı içsin görsün, sarhoş olunca, olsun." dedi yürüdü. Yoğun sözün vergisi, gelenlerin sergisi. HAK SOHBETİ denilir, yumuşak yola girilir. Doyum olmaz elbet, uyum vardır. 'Geldik gördük.' deyiniz, el ele veriniz, bir olunuz, seviniz sevininiz, ALLAH'ıma emanet olunuz. 'Bağlandık.' dediğiniz yerde bizleri anınız. Gelendeniz, verendeniz.

18
Yudum yudum verdiğimiz, her gönüle serdiğimiz, cümle ile bir olduğumuz bilinir. Cümlenize selam olsun, almaya gelen, sormayı bilenden ALLAH'ım RAZI olsun. HAK ile anılır, Adı ile bilinir, dilden dile söylenir, RESULÜ'dür sevilir, kainata varolana Şefaatı görülür. 'Alayım.' dediğin, yumuşak yoldan bildiğindir. Elbet alınır. Umut değil, hakikattır. Gerçek görülecek, derd denilen düğüm olmadan çözülecek. Damla damla verilen, güğüm dolu görülendir. 'Yerden alsam, yoldan sorsam?' deme. Gelecek, elden verecek. Dağınık olanı derlesin. Yeniden aldığını, örmeden sardığını sanırsın. Örerek sardın, her dönüşü bildin, öylece bildiğine uydun. Yanımızda olana. Yerini sorduğun, geleceğe uyduğundur. 'Gelişe uymayı, deneyim mi?' dersin. Yolun açık. Kurduğun düzen, geleceğini sezene verir, düzeni öyle bulur, kar ile buz misali güneşte erir. Değişen yok. Sayıya verdikte, doğruya uydukta, kaygu neden? 'Denenmiş olsun, yanlıştan dönsün.' dersin. Dağınık düzende, gönlünü üzendir. 'Dağınık olan, nedir?' dediğin; sayıyı arttıran, kararı örttürendir. 'Kendimi bulsam, düzene uysam.' dediğinde, 'Yerini bildiğin yetmez mi?' derim. Yanımızda olana. 'Konuktan aldığını konutta ver.' derim. Karşımızda olana söylerim. Sağır dediğinin, seyirden uzak kaldığını sanma. Soğuk denen, sıcağa hazırlayandır. Kuşak bele oturmazsa, değerini yitirir, dar gelirse sağlığını götürür. Yetmiş ise, altmış ekleme, düzeni bozdurur. 'Kahır.' diye düşündüğün, dıumanı yersiz gönlüne aldığındır. Hasta olanın sağlığından dedim, kahrını söyledim. Yanında olana. ALLAH'ım güzel olanı verir. Kayguyu silelim, düzen bozulmaz bilelim. Ceb fistana, yazı destana gereklidir. 'GÜL BABA' denilen, sağından solundan geçirilen, doğudan danışılan, batıya konuşulan; dilediğin yolda gerçekleşir. Gerçekleşmekten maksat, yazıldığı gibi görülür; ne var ki, niyete uyandır. Karşımızda olanın karındaşına sözüm, yumuşak alsın sazın, düzene uyduğu gibi yazın. Saz dilenen, söz dilenen niyet. Çağrı. Ne var ki, kime haykırdığını bilmen gereklidir. Daha önce verdik. Sözümüz edilsin edilmesin, dağılan yaprak bulunsun bulunmasın; kayıtta olanı veririz, 'ALLAH'ım RAZI olsun.' deriz. 'Duyana, dediğini uyana versin.'  diyene de ki: 'VAROLAN'ı bilen her kul alır, yerini öylece bilir.' 'Sağ olana verir.' diyene de ki: 'Sağ olan bildiğini, VAROLAN YAZILAN'ı verir. Çünkü, kainat düzenine uyduğu günden alır.' BEZM'den alanın, dünya gününde verişi, gördüğü uyduğu kadardır. Olduğu kadar veren, kainatı gönlü ile sarandır. Onun için, iyi kötü, güzel çirkin, acı tatlı yoktur. Her varolan, O'ndandır. 'Öyle olanı nasıl bulalım, nerden bilelim?' denir. Bilmeyi denersen, görürsün. Daha önce dedik, 'Güzel çirkin demiyen, iyi kötü görmiyen; olgun kuludur.' Kulunu kuluna katan, kulundan sorgu tutan; olumunu kendinde bulmaz, bulmadığı yerde vermez. Yerini bilen, 'DOST ehli.' diyen, sargıyı her dalda uyan; verenin ta kendisidir. Denizde varolan her balık, elbet yenmez. Yenenden alınız, yiyene veriniz, cümlede HAKK'ın tecellisini görünüz. 'Duvarı örelim, çatıyı örtelim, kapıda duralım, gelene elimizi verelim.' diyene, ALLAH'ım RAZI olsun deriz. Yanımızda olana. Ağacın dalına bak, kucağındaki taşı dök. Doğuştan aldığın, duyuştan bulduğundur. 'Dumanı at.' dedik, daha önce verdik. Dört, dört ile bölünür. Dördü on ile bölmeye çalışırsan, olumsuz yansırsın. 'Kucağındaki taşı dök.' dediğim odur. Yumuşak yol senin, geçeni unut. Korkuyu almayı denediğin an, YARDIMCI'nı çağır. Dayandığın, günden aldığındır. Sorduğun, günden sevdiğindir.

20
Güzelde güzeli ararsan, gazelde rengi görürsün, her olayda denge uyarsın. Cümlenize selam olsun. Gelen bilen, SAHİBİ'ne uyandan ALLAH'ım RAZI olsun. 'Denge nedir?' dersen uyumdur, renge doyumdur. Bilenin bilmeyenin uyduğu, VEREN'in YAZDIĞI'dır. Kalede aradığını denizde görmezsin. Denizde gördüğünü bağda bulmazsın. Olanı olduğu yerde, göreni bulduğu yerde bilirsin. 'Sevdim güzeli, duydum dediğini.' dersen, uyduğuna derim. Kuyuya baktın mı, sesini attın mı, rengini birbirine kattın mı? Soyunduğun gün; doyasıya aldığını göreceksin, arındığını bileceksin, bildiğine uyacaksın. Uyum renk ile başlar, renk ile oluşur, renk ile doluşur, cümle O'nda buluşur. Dayandığın, yumak misali gününe bağlar, düğümünde eyler. O an, duyduğun andır. Danışılan gibi. 'Gerçek aranır.' diyene de ki: Kul gerçekte arınır, kul gerçekte barınır, kul gerçekte sarınır. Alandan danışan, danıştığı yerde bilişir. 'Geldik, gördük, döndük.' diyen; 'Uyduk.' dediği yerde yeşil ile oluşur, 'Bulduk.' dediği yerde kırmızı ile kaynaşır. 'Nasıl?' dendi. Bulanın rengi, kanıdır dengi. Kor olan yanandır, yandıkça yakandır, kül olup dökendir. Maviyi gören, danıştığı yönde buluşandır. 'Buluştuğu nerde? Niye?' denir. Dönüş kapısı, dünya yapısı. Dumana yer veren, bacaya örtü koyandır. Doğuş bilişin başıdır, sevgi kulunun aşıdır, AŞK kainatta yoldaşı. Kucağını açanın, açtığı yerde doğana yol verdiği görülür, 'ALLAH'ım RAZI olsun.' denilir. Görgüyü bilendeniz, kaygıyı silendeniz, dağınık denileni dürendeniz. Selamla geldik, dost eli ile dostu bulduk. El ele verenlere, zahmeti silenlere, 'RAHMETİ bol olsun.' dedik, selam getirdik. Darda olana kainatı göster. Yerini bulsun, olduğu yere noktayı koysun. Dönsün, koyduğu noktada kendini bulsun. O zaman kayguyu silecek, benlikten uzak kalacak. 'Bağda üzüm, dağda gözüm.' diyecek, derya ile hemhal olacak. Olaylar geçicidir. Her görgü aynı yerde olmaz, her gören aynı noktayı bulmaz. Göreni olduğu yerde, olanı bulduğu yerde bilelim. Aynayı yüzüne verelim. Gördüğüne güzel derse, bulduğuna sevinelim. Dilden gönülden sardı, sardığı yerde gördü. Cümlede bildi, gönülden doldu, selamladı yürüdü. Hz.HAMZA.

3 haziran 
'Yorum.' denilir görgüye açılır, açıldıkça perdeden perdeye geçilir. Cümlenize selam olsun. 'DOST.' dedik, dostlukta bulduk. Selamını aldık, selam ile geldik. 'RAHMETİ bol olsun, bolluğu bilen gelsin.' diyene de ki: RAHMETİ her an boldur. Uyan alsın, alan görsün, gördüğü gibi olsun, şahı gönlünde bulsun. Senden aldığını dileyene versin. 'Senden bana, benden ona.' desin. 'Güneş doğuşa, güneş batışa.' denir. Güneş ne doğar ne batar, sadece kul gözünde tüter. Doğan batan güneş değil, uyuştur, uyduğunu görüştür.  Aydan yedek olmaz, güneşe gölge vermez, görmeyene perde germez. 'Nasıl?' denilir. Gören de, görmeyen de yanılmaz. 'Yanılmaz.' denilende sözüm; görüşe uyanın, gördüğü gibi anlatanın izahıdır. Ağacın arkasından güneşi anlatırsan yaprağı eklersin. Bulutun arkasından anlatırsan rahmeti beklersin. Olay budur. Genişlik, yükseldikçe görülür. 'Mertebem nedir?' diyene de ki: Gördüğün sevdiğin kadar bakışın. 'Yol ehli olan gelsin, hal ehli olan kalsın.' diyene de ki: Olmayan, bilmeyen kimden alsın? Bilen de bilmeyen de, olan da olmayan da gelsin. Olan olmayana, bilen bilmeyene versin. Versin ki, kendini yine de eğitsin, kendi ile kendini öğütsün. Ocak başı bulalım, halimize uyalım. Dayadık sırtımızı, 'Şükür ALLAH.' diyelim. Ayak aldı getirdi, saydığını bitirdi. Yerden sağlık sorana niyazını ettirdi. Yeniye uyduğumuz, gönülden duyduğumuz nehir misali gelir. Sanılmasın kesilir. 'Doyandan değiliz, alandanız.' dersiniz, aldıkça duyarsınız. Verenin verdiğini, adını dumansız bilirsiniz. 'Dayandığım kimdir?' dendi. Elbet YÜCE'dir. Dağılan, görgü değil bilgidir. Uyulan, sevgi saygıdır. Yağın oluşturduğu, ocağın buluşturduğu, kulun eleştirdiği sadece bir tencere aş mıdır? Yoksa yapan baş mıdır? Üç elde oluşan, bir sofrada buluşan, katık ile birleşen kulun aşıdır. 'Üç halde oluşan nedir?' dendi. Ocak, ateş, tencere. Ocak yetmez, ateş bitmez, tencere tutmaz ise; aşını alamazsın, doyumu bilemezsin. Uyum odur ki, acı tatlı bir oldukta, bir olup tencereye girdikte sevilenden olur. 'Acı tatlı nedir? dendi. Tencereye giren, yağı tuzu biberi soğanı alırsan, ayrı ayrı bilirsen, tadına varamazsın. Acı soğanı pişirmezsen, tatlı diyemezsin. Kendine yöneliş te odur. Güzel çirkin demeden, öfkesine uymadan, aksi sözü duymadan geçersen; aşın tatlısına katıldın derim. 'Sözü sözüme uymaz, baktığım yeri görmez, güzele uygun demez.' dersen; aşına kattığına, tadına baktığına, dağınık olduğuna misaldir derim. Dağınıktan maksat, verilene uymamaktır, verileni duymamaktır, sevileni bilmemektir. 'Aşım güzel.' diyen, peynir ekmeği aştan saymayana sözümüz. Oluşa dönünüz. Gerçek, olduğu gibi alınandır. Azdan çoktan sorulan değil. 'Az ile çok nedir?' dendi. Az, bilinen; çok, görülendir. Deyimde hata yok. YAHYA der ki: "Az çoğu getirir, çok azı götürür." 'Bilmece oldu, yoruma kaldı.' diyene sözüm. Gerçek, bilmece değil çözmecedir. Nereden  aldığını, nereye döndüğünü bilirsen, az ile çokta bulursun. 'Az, bilinen.' dedik, kulunun bildiği kadarını verdik. Görülen elbet çoktur. Ne var ki, gördüğünün ne kadarını bilirsin? Duyanın yorumu, dayandığı kadardır. Halef selefi bilse, bildiği yerde elini verse, 'EYVALLAH.' deriz. 'Sevmeyi öğretiriz.' diyene. Kulun yargısı, olandan kaygısı kalmasın. Dengeyi bulacak, elekten geçecek, günün yorumu gelene uyacak. 

23
YUVA'mız cümlenize yapı, gönülleriniz HAKK'a kapıdır. Açandan, açılandan ALLAH'ım RAZI olsun. 'YUVA'mız yapı.' dedik, gönüllere vereni söyledik. Kapı yapısız olmaz, oluşturan yolda kalmaz. Cümlenize selam olsun. Selamı'nı getirdik, RESULÜ'nden. 'Dağdan aşarlar, düzde koşarlar, HAK YOLU'na düşerler. ALLAH'ım RAZI olsun.' Dedi. Görgüye verenler, olaya gülenler, doğuşa uyanlar bilmeyenlerdir. ALLAH'ım bildirsin, bileni buldursun, hem de bilene uydursun. Cemde bulan canda duysun, 'CANAN' desin, candan koşsun, ALLAH'ım cümlenizden RAZI olsun. RIZASI sizlerle, HAYRI gözlerle olsun. 'Nedir?' denilir. Gözlerde hayır, güzel görmededir. AMİN. Daire oluşur, kemalde buluşur, gelen gören karışır. Gecemiz mutludur, cümleniz kutludur. Gecenin mutlusu, gelenlerin kutluluğundandır. Gelen ile olanlar buluşur, buluştukta mutluluk oluşur. 'Gelen kim, olan kim?' denilir. Gelen sizler, olan bizler. 'Alıyorum.' denilen her verdiğimiz alınandır. Uyuldukta, kutluluğa adım atıştır. 'Daire oluşur.' dedik, gerçeği verdik. Aydan yıldızdan değil, her rengin oluştuğu, cümlenin buluştuğu, kucak açtığı, kainata nur saçtığı yerden veririz. 'Aydan değil.' dedikte, görülen madde misalidir. Verdiğimiz görülse de, dünya günü varılamayacak yerdedir. Aya varılmıştır, adım atılmıştır. Öyle ise, maddedir, olumum manadır. Güzellik, manaya yapıdır, manadan kapıdır. Yapınızı yapınız, kapınızı açalım. Yapıyı yıllara koyduk, harcını elinize verdik, her hal ile gösterdik. Harcını bulana, yapıyı kurana ne mutlu. MEVLÂNA, YUNUS, HACI BAYRAM, HACI BEKTAŞ dedik, cümlemiz geldik. Kumunu taşını, suyunu harcını kardık, 'Olacak sizindir.' dedik, yıllardır verdik. Kuranın, kurmayanın, kuramayanın yardımcısı olduk. Güzeli verdik, güzel olana uyalım dedik. ALLAH'ım cümlenizden RAZI olsun. Yağdan aldığına, zeytine saydığına YUNUS'u şahit tutma, arana ortak katma. Sen senden, YUNUS tenden sorumludur, ÖZ ile bulumludur. YUVA'mızın sözünde cümlemizin ÖZ'ü kalb olur. YUVA'mız denilen, sohbetin oluştuğu, dostların buluştuğu, çirkin güzel ile karıştığı, elde güzelin oluştuğu mekandır. Çirkin silinir. Çünkü her olay güzele dönüştüğü anda uyandan olunur, bahçede çiçeğin çeşidi görülür. 'Güzellik, renklerdedir.' denirse bölünür. Daire öyle oluşur ki, renk şekil koku buluşur, birbiri ile halleşir, uyum ordadır. Gayb denilen ulaşılamıyan sanılandır. Ulaşılamıyana kapı olur mu? Yapıya yardımcı gelir mi? Sorulan cümlesi burdadır, çünkü hepsi YAR'dadır. Geçitten aşanlardır, HAK diye koşanlardır. Son sözünü aldığın günü düşün. HAK ile bir oldu, son nefesi öyle verdi. Açık söyledi. Doktor olan doktora der, oğula söyler. (Doktor f.b ile rahmetli babası.) 'Okunanın üç yaprağı benimdir, dördüncü, onuncuya kadar ananındır. Onuncudan sonuncuya kadar cümlenin olsun, niyazını öyle paylaşsın.' dedi, niyazını selamı ile verdi. 'Adımı YAR'dan, yolumu serden aldım, cümleye verdim. Oğulu bulduğum gibi gördüm. ALLAH'ım RAZI olsun, anasından bulsun.' dedi, yürüdü. 'Duvak geline, el alsa, teline dolasa; günde söyler, gelende güler. ALLAH'ım güldürsün, cümleye buldursun.' dedi, yanımızda olana, niyaza verene yavrusu sözü ile geldi. 'Durandan almadan, sorana vermeden geçmedim, yazı kışı seçmedim, güzel olandan şaşmadım. Niyaza gelene, niyaza verene ALLAH'ım RAZI olsun.' dedi, yolunu gönlü ile açtı. MEVLÂNA, duyanın görenin kapısına, cümlenin yapısına yardımcı oldu. Olacağı güne günleri kattı. 'Ne demek?' dendi. Güne kadar geldik, gelecek günleri geçenlere katacağız, dilenen günde elinizden tutacağız. Günün geçenine, GARİP'in göçenine kadar sözümüz YUVA'mızda. ALLAH'ım cümlenizden RAZI olsun, dualar gecemizi açsın. Geçenlere tövbe. Gelenin dağınık olmadığı, cümleyi bağladığı bilinsin, bilene uyulsun. 'Dağınık nedir?' dendi. Bildik, bulduk, uyduk denilenin düzenini bulması. Yalnız bilmenin, yalnız bulmanın olumsuza götürdüğü, dağınık denildiği odur. Geçenin tozu gelene serpilmesin, bilinen asla örtülmesin. 'Vardığımız netice?' denildikte, dünyayı olduğu gibi, kainatı bulduğu gibi, manayı bildiği gibi alalım, öylece uyalım.

24
‘Yol.’ diyen
 handa bilen, 
gözde bulan 
olana uyan;
 selam ile geldi, 
selamın aldı. 
ALLAH’ım cümleden RAZI olsun,
 ‘DOST’un YOLU.’ densin.


Niyaza yol alan,
 halini külde bulan, 
rızasına kalem diyen; 
sözü söz ile atmaz, 
DOST’a sırtını dönmez,
 gönülde AŞK’ı sönmez. 
‘Dar sokak.’ diyene de ki; 
‘Sokağın darı,
 olanın varını örtmez.
 YUVA’nın sözü, 
dünya gününde bitmez. ’
Şah ile bilen
 kölede durana, 
yol dar gelir. 
‘Nasıl?’ denilir. 
VAROLAN’a,
 şah da köle de birdir. 
Göz ile görünen, 
söz ile yerinen; 
niyaz ile arınandır, 
olaylarda HAK KATI’nda barınandır, 
‘ALLAH’ım.’ deyip 
O'na sarılandır. 
O'na barınanın, 
O'na sarılanın; 
şahı kölesi olmaz, 
O'nun KATI’nda 
kulu kürke sarınmaz.
 Öyle oldukta; 
her olayda arınalım, 
her dolayda barınalım,
 gönlümüze sevgiden taht kuralım. 
Diyelim ki; 
‘Cümleyi aldım cümleyi buldum,
 çünkü YARATAN’ı bildim.’ Darda olanı gördün mü, 
hastanın saçını ördün mü?
 ‘GÖREN’e havale ettim.’ dendiğinde 
‘Aldım.’ diyebilmen için, 
olaylara önce ÖZ’ün ile dön. 
Daha önce verdik;
 kan yakını, CAN yakını, dost yakını denilir. 
Dost yakınına, 
kan yakınına duyduğunu
 gördüğün an;
 ‘Uydum.’ diyebilirsin.
 ‘ALLAH’ıma havale ettim.’ dediğin, 
her hale uyduğun,
 gönlünü bağladığın; 
cümle ile cümle için
 olduğun gündür, 
dağ ile bağı 
bir gördüğün gündür.
 ‘Nasıl?’ denilir. 
Dağ ile bağ nasıl bağlanır?
 Bağı VEREN’den,
 dağı GÖREN’den saydığın zaman; 
uyumu göreceksin.
 Bağın içinde, 
bağı olduğu kadar görürsün.
 Dağdan bağı
 vardığı kadar görürsün. 
Öyle oldukta, 
uyum; VEREN ile 
GÖREN’de bağlanır, 
gönül AŞK ile dağlanır

. Güzele uyduk,
 güzelde duyduk;
 çirkini nereye koyduk? 
Çirkin nerde,
 çirkin kimde?
 Ne tozda, ne çamurda.
 Çamuru karmazsan, kınayı kırmazsın; 
tozu görmezsen,
 geleni bilmezsin. 
‘YA ALLAH!’ diyelim, 
hakkı HAK’ta bilelim, 
kendimizde olanı bulalım, 
aydın olana uyalım. 
Doğuş, o gündür;
 yeniyi verişimiz, bu gündür. ALLAH’ıma emanet olunuz, 
cümleyi elde biliniz, 
el ele veriniz.


26
Güzellikle yol aldık, özellikle dost bildik. Sözden girdik, sesten verdik. ALLAH'ım RAZI olsun, andığın yolda YARDIMCI'n gelsin. 'Geçitte durma.' dedik, açıktır. Duyana vereceksin. Sayan yerini bilir. 'Yayan gideceğim.' dediğin yolda, elini vereni bilesin, YUNUS diye anasın. Zorlu dersen, AŞKI'na erdiğindendir, gönlüne düştüğündendir. 'Gecede durayım mı?' dersin. Gece, gündüz cümlenindir. Senin olan yok. Şah ile köleye girdik, sözü düze getirdik. Ne şah kölesiz olur, ne köle şahsız bulur. Ne var ki, birbirini bildikte, görüşüm düze gelir. Zenginlik gönüldedir. Sevgini değere bağla, sayara değil. Sayar; ayıran, taneleyen. Seçilen kulu seçenden olmaz, sevgiyi ayrıya koymaz. Daha önce verdik, ayırandan olma dedik. Yuyan nedir? Arıtan, arayana yardımcı olan, taş iken kuma çeviren. Buğdayı un görsen değerini bilirsin. Unutma, un olmak için iki taşın arasında kalır. Verilen uyumludur. Ses ile söz ile yumağın uyuma katıldı, gül misali. Gül halin, yaprak yolun oldu. Gerçeği bilenin sorgusu, dünyada kalmaz kaygusu. Yediye gün aldı, denizde yön sordu. Her güzeli sardı, her olayı kardı. Gelecek konuk olacak, ömre bağlayacak. Sevendensin, seveni bulacaksın, seven ile olacaksın, seven ile dolacaksın. Sevenin ayrısı olmaz. Gideni de seveceksin. Yuvasını yarıda bırakmasın. Yanardağ görse korkmasın. Her çeşmeye uğrasın, 'Alıştığım su.' demesin. YAHYA HAZRETLERİ'ni ansın, yardımına çağırsın. Ağaçtan kesilmez, yaprapı dökülmez, alacağı satılmaz, vereceği atılmaz. Yardımını dilediği, HAMZA DOST diye andığı olsun. Yarıda bırakmasınlar. Bal ile acıyı kararlar. Balı alsınlar, acıyı atsınlar. LOKMAN'a danıştım. Yediğini saymasın, doyduğuna kanmasın, duman alıp vermesin. İyiye döner. İlaç denirse, nane yesin, tazesi olsun. Dayanmaya geçit bulur, yağ misali erir, çaydan şifa arar. Ayılsın, geçtiğine dönsün, saçtığına değil. Verdiğimiz odur. Duyana değil, dağıtana söz bağladı. Duyanı arasın. 'Yazıyı almasın, kendini duymasın.' dedik yardımına gittik, gideceğiz, yolu aşacağız. Duyanı dumana ekler, dumanda göreceğini bekler. Yeniye uyacak, dumanı dağıtacak.

6 temmuz
Niyaz yerden, nasib YÜCE'den. Duyan kuldan, gelen yoldan. (Duyandan maksat nedir?) Alıcı verici. Verenin alıcısı. (Yani medyum mu?) EYVALLAH. Yeniyi vereceğiz, uyana yol alacağız. Gönül kapısı açık olanları, vazifeye katılanları bileceğiz. Daha önce dedik. Kırkbir vazifeliyi bilelim. Ne var ki, 'Vazifeye katılacağım, kaydımı yaptıracağım.' diyene, talib olana vazife bölünecek. Onbir'lerde, Yediler'de vazife bizden verildi. Kırkbirler'de talib olana, vazifeyi gönülden yüklenebilene vereceğiz. Unutulmasın. Vazifenin küçüğü büyüğü değil, yapılışıdır önemli olan. Talib olanın yükü daha ağırdır. Günün YUVA'da açılışı, yeniye yol alışı kutlanır. 'Talib olanın vazifesi nedir?' denilir. Yaprak misali. Kökten yaprağa kadar inkarsız vermiş yaprağın hali. Onbirler'in, Yediler'in vazifesi gövde ve dalda. Kırkbirler'in yaprakta. Yani dışa dönük. Dağıtım. Onun için, seçen olacak, seçilen değil. Yaprak ağacın her halini yansıtır. 'Ağacın kökü nedir, kimdir?' denirse: GARİP. (Toprak neyi ifade ediyor?) Besliyen. Toprak ana, rahmet baba olur, kainatta birbirini bulur. Madde ile mana kulunu oluşturur. (Şu halde, madde ve mana ikisi bir arada kula lazım) EYVALLAH. Ağacımız büyüktür, rahmete her an kucak açar. Her hal, her yol ALLAH'ıma açılan kapıdır. Yaprağı olduğumuz ağaca uyarız. Ne var ki, değişik yaprağı olan ağacı asla inkar edemeyiz. Vardır, mevcuttur. O halde, YÜCE'nin tasarrufundandır. Öyle oldukta, inkar edilemez. Anca, yoz olanı görüldükte, aşıya meyyaldir. Olan olur, olmayandan kul sorumlu değildir. Yapılacak aşıdan. Unutulmasın, tutarsa da tutmazsa da kendi bünyesindendir. Günün yorumunu verdik. Talib olan kuluna üç öğütümüz gelir: Olduğun gibi, bildiğin kadar, gördüğün yerde vazifeni yapabilecek isen talib ol. 

12
‘Güç.’ denilen yenilir, 
‘Olmaz.’ diyen yanılır. 
Her olaya nasıl gönül koyulur? 
Ayrı geleni görme,
 bilmeyene hiç sorma.
 Kumaşı aldığında, rengine baktığında; 
düşündüğün yakışandan mı? 
Alınan sevilendir, sevilen övülendir. 
Öyle oldukta, 
yerden aldıkta; 
YÜCE’den geleni bilesin, 
‘Şükür ALLAH’ım.’ diyesin. 
‘Dayandığım.’ diye düşünesin, gücünü O'ndan alasın. Dayandığım YÜCE’dir,
 güzel olan nicedir.
 ‘Günüm geçti, 
ömrüm geçti.’ dersen, 
yanılmış olursun. 
Gün geceye, gece, güne döner.
 Her olay, gelecek olayı yener. 
Dumanın var ise ‘Sığındım ALLAH’ım.’ de. 
Malik ol ki HALİK’i bilesin. ‘Varolanı bilişe var isem,
 VAREDEN’i bileyim,
 bildiğim anda huzura varayım.’ diyesin.
 ‘Ben yerde miyim, gökte miyim 
bilemedim.’ denilir. 
Kendini boşlukta buldu isen mesnet ara. 
Unutulmasın, kul asla boşlukta değildir. 
YARATAN’ın GÜCÜ her an kulunun sırtındadır. 
O'na dön, kim ne derse desin. 

Dağınık düzen kurulur,
 dağılan elbet bir gün yorulur. 
Yorulduğu anda durulur,
 CAN ile CANAN öylece BİR olur.
 Elden verdiğini dilden bölme, 
gönülden sevdiğini
duman ile örme.


13
Göz göze bakmaz, birbirini görmez. Ne var ki, iki göz birbirinden ayrı görmez. ALLAH'ıma emanet olunuz, yerde vergiye, yönde sorguya niyet kurunuz. Var olan, varlığa yerden gülendir. Yerden maksat, yerini bilene elini verendir, kumun olduğu yerde elini eline bağlayandır. Cumayı bildik, selama geldik, 'Hayır olsun.' dedik. Gecemiz gelişe, cümlemiz gülüşe yönelir. Her 'Alayım.' diyen dolanır. 'Aldığım geçerli mi?' diyenden, 'Verdiğin münasiptir.' diyelim, kaydına nokta koyalım. Şarabı oldurana, mahzeni buldurana, 'ALLAH'ım RAZI olsun.' deyiniz. Denenmiş yol, denenmemişi silmez, duyana duymayan yön vermez. Duranın gidene diyeceği 'Ayağı taşa vurma, ne görsen 'Olay.' diye durma. Yücelen, yerini 'Dost' diye alandır, gönlünde cümleyi bulandır. Sözde arayan, gözde tarayan, ne saraydan ne tahttan gönül almaz. YM. diyelim, kayguyu silelim. 'Ayağım sıcağa gelsin, dumanı öyle silsin.' diyelim. Gemiyi yönetene, gediği yol için açana de ki: 'Donattım gönlümü, dikensiz gül aramadan; dağıttım dumanımı, her olayı taramadan.' Öyle oldukta kaygu yersizdir. Dereye girenin, toprağa ayağı deyenin duyduğu nedir? Denizden geldim döneceğim, AŞK ile donandım yanacağım. Yanmaktan maksat, alevden küle döneceğim.
DOST ile oluşalım, DOST ile buluşalım. Aldığımız YÜCE'den hep beraber paylaşalım. Güzel güzeli bilir, yaprak gazeli olur, ağaç kökünde kalır.
Destan dosta, destan posta denilmez. Destan; çevreye dolaşır, çevre ile halleşir. Duranı durmayanla katışır. Dostun eli olana, dili diye katılalım, dumanı dağıtalım, VEREN'in verdiğine yardımcı olalım. YUVA'mıza gelenlere deriz. 'YUVA'mız' dedik. Demir dövülür, olanda övülür, yeni'ye yol alınır. Dıynat; almaya meyyal demektir. Meyvayı eline aldıkta, kökünü çöpünü attıkta, ele gelen seni sevindirendir. 'Gök ehli.' denilenin yeri elbet kul ölçüsündedir. Göğün sınırı çizilmediği, durak olmadığı yerde mesnet diye dayanır. Gidişe uyduk, 'Yerden yükseldi.' dedik. Yerden yükseliş, astmosferin dışına çıkıştır. 'Yerden geldik, yere döneceğiz.' diyene de ki: 'Niyaz oldurur, olduğumuz gibi buldurur.' 

22 
Hayırdan dem alan,
 güzeli her dem bulan; 
yazıyı bilendendir, olaya uyandandır. 
Cümleye selam olsun,
 yorumda yalın kalsın.
 Zordan yol alan,
 olaydan kaygu duyandır. 
Unutulmasın,
 kaygu yolunu açmaz.
 Geldik bileceğiz, 
YAZAN’a uyacağız. 
Sevdik-sevileceğiz,
 uyduk diye sevineceğiz. ‘Gitsem gelsem.’ denilenin, yerden YAR’dan yargısı olmasın; 
sorgusunda, gelecekte duman aramasın.
 Her kul uyandır. 
Uyduğu yönüdür. Duvara baktığında öteyi görmek dilersen,
 aşman gerekir. 
Dağınık durana. ‘Dağınık nedir?’ dendi.
 Doyumda uyumu bilmeyen,
 denizden karaya dönmeyen. 
Sözün özü;
 'Çevremi kendim bulacağım, 
her yolu döneceğim.’ diyendir. ‘Yeniye uyalım.’ diyende,
 sağdan sola,
 yerden göğe
ne varsa hepsinde ben varım.
 Ben var isem, ben de O’ndanım. Duyanın duyduğu, kökten aldığı değil
 kökün verdiğini gördüğüdür. Kök göze gelmez.
 Ne var ki meyve verdikte, 
ele geldikte söze gelir. Gerçek; yolun tekliğini bilmektir, 
ne yoldan gelirse gelsin,
 TEK YOL’a ulaşmaktır.
 Dağda üzüme söz eden,
 mahzende şarabı arayandır. Şarabı sırladı diye
 mahzen yargılanmaz,
 bağı suladı diye 
bağcı yorumlanmaz.
 Vazife bellidir, olacaktır.
 Gönülden yerine, gözünde oluşandır.
 Nerde olursa olsun, 
nerden gelirse gelsin, sevgide buluşandır. Cepheyi oluşturan,
 sınırda buluşturan nedir? Deyişini birleştiren. Hal ile bal ile verdik. ‘Sabit olanı ahte çevirsem,
 denk geleni sükuta versem 
gerekli midir?’ denir.
 YUNUS misali
 yol ile varan,
 yolda her gördüğüne soran;
 sorduğundan mı buldu, 
uyduğundan mı?
 EYVALLAH. Suyun akışına giden, elbet şaşmaz. 
Çünkü başladığı bittiği yer bellidir. 
Nehir yoluna düşenin 
sorması gereksizdir.
 Çünkü neticeye götürür.
 ‘Çorbaya katalım mı, 
bir tutam tuz atalım mı?’ denilir. EYVALLAH. Cumanın getirdiği
 gelene çevirdiğidir.
 Güzelliğe uyalım.
 Gelişten dönüşe gemiyi görür,
 LOKMAN’ın selamını iletir. EYVALLAH. Gerçeğin aynasıdır
 görülen olay. YAR’dan gelir,
 serden alır,
 cümleye elden verir.
 ALLAH’ım cümleden RAZI olsun.
 Gözün gördüğüne, gönülden katılsın. Korkuyu bağsız topraktan sanma.
 Bağını bulursun,
 seçenden olursun. Görgüyü bildiğin, yıllarca ‘Yolundayım.’ dediğin, 
gönülden aldığın,
 gönülden ilettiğini elbet aldım.
 ALLAH’ım RAZI olsun.
 Her kul aynı yolda buluşsun. 
Yanımızda olana.
 Yılların ötesinde,
 yolların katısında yoğrulduk; 
görgüde eğitildik, 
bilgide öğütüldük.
 Güzel günde buluştuk,
 hep beraber oluştuk.
 ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun.


23
Selam ile geldik,
 cümlede bulduk. 
Sahil yolunda
 gelen gemiyi gördük.
 Yoldan gelene, 
handa durana
 gidenin halini sorduk. 
Yolunu yolcuya bağladı, 
gönlünü cümle ile halledi. 
Gelenin yorumunu,
 gelen güne bıraktı. 
Cümlenize selam olsun, 
selamını gönderen 
sizleri bulsun. Dost ile bağa girdim, 
şarabı destide gördüm. ‘Sarhoşa sorgu mahkuma yargı haddim değildir.’ dedim. 
Doyumsuzluk sohbetimizin olumundadır,
 güzellik yapımındadır. 
Sevenin sevgilisi, 
bilenin şarkısına girer. ‘Sahipsiz kalanım.’ denmesin.
 Sahipsiz kalan olmaz, ‘Kaldım.’ diyen yolu bulmaz.
 Dört yaprak eylenir, 
dört çiçek sevilir. 
Dosta aradığını, 
posta verelim,
 duyana, dağınık düzenden soralım. Usunda yargıya varma, ‘Düşümde yordum.’ deme. 
Gün geçti oyun bitti. 
Gönülden yoruma girdiğin, 
dağınık düzende gördüğün;
 geçen günde ördüğündür. ‘Korunan kul.’ desek,
 cümlenin korunduğu malumdur. Asmadan aldığına uy,
 üzümün verdiğini bil. 
Taş ile gelen,
 kum ile erir. ‘Katılık.’ denilenin 
günde yeri çok.
 Unutulmasın; sert-sert ile kırılır.
 Taşı taşa vurursan dağılır, 
taşı kuma vurursan gömülür.
 Taş misali kıralım,
 kum haline gelelim, ufalalım. Suyun aktığı yerde toprağı çamur bilen,
 yolunu verenden yolunu sorsun.
 ALLAH’ım cümleden RAZI olsun. Yeşilden gelene,
 maviden verene,
 sarıda sorana,
 morda yorana,
 kırmızıyı kazana diyelim; 
turuncuyu sevenden bilelim, beyaza bağlayalım,
 gönülden eğleyelim.
 Toprak eğitir,
 taş öğütür, AŞK söyletir. 
Gönlünü aç.
 Doyanın alacağı,
 doymayana vereceğidir. Verenden olalım, 
benliği ÖZ’den silelim. 
Benden sorulsa, 
senden bilinse
yeri nedir? 
Elbet bilenin söylediği dardır. Bilen neye öğrenir? Bilmediğini. 
Çok bilen, düzeyde kalandır. Yanılmayın ‘Az mı bilelim?’ demeyin.
 Bildiğiniz kadar uyunuz ki,
 ÖZ’den bulasınız. ‘Aldık, bulduk, olduk.’ denildiği yerde, 
nokta koyulmuş olur.
 Aslında kâinatta koyacağın nokta yoktur. 
Olduğu, bildiği, bittiği yerdir nokta. Yaşadığın günün asla noktası olmaz. Çünkü evrende bilinmez, 
bilinmeyen bitmez. (Resim verildi: KAYGUSUZ ABDAL) Dumansız olduğuna,
 amansız bulduğuna
 şahit istemedi.
 Bilenin bildiğine,
 görenin yorduğuna ortak olmadı. ‘Olduğum gibi,
bildiğim kadar.’ dedi, 
sevdi sevildi,
sevdiğine sevindi. “Yerimi sorarlar, 
adımı ararlar,
 gelene yorarlar. 
Ne gelenden, ne durandandır; 
sevabına ortak arayandandır.” ‘Çağrılan gelir mi?’ diye sorulur.
 Olaydan ses verenin, ‘HAY!’ diye yalvaranın;
 elbet geleni olur,
 öylece kayguyu siler. 
Çaydan geçene, ‘Elini-ayağını.’ diyene;
 kolunu verirsin, 
kulluğunu öyle görürsün. Göze gelen sözü açandan olur, 
seyrini gelende bulur.
 Döndüğün çevrede aradığını bulamazsın,
 seni arayanı görürsün, 
sevgide bir olursun. Ona de ki; ‘Doğana doyum, 
bilene uyum gereklidir.’


24
Güneşin doğup battığı söylenir,
 gece-gündüz diye eylenir.
 Gece-gün sizlere,
 cümle aydın bizlere. 
Gönülden hoşnutuz,
 ALLAH’ım hoşnut olsun.
 Her kul birbirinde
 var olanı bilsin.
 Güneşte aldığına, gölgede verdiğini saysın. 
Dargınlık çevreden kalksın,
 gelenlere sözümüz bağlansın. 
Gördüğümüz erlikte,
 sildiğimiz körlükte,
 elbet mucize aranmaz. 
Kulunun yolunu dilediği yönde bağlar.
 Sorguyu aldık,
 katı olanın doğanda çizdiği
 çerçeveyi gördük. Danıştığı yolda, yanımızda kolda.
 EYVALLAH.
 Gayretin var olduğu bilinir,
 ne var ki gene de yazılana uyulur.
 Çiçeğin verdiği bahçeye girdiği güzeldir. ‘Olamaz.’ denilen olur,
 meyve vermeyene aşı vurulur.
 Öyle oldukta dilenen alınır.
 Uyuyana de ki; ‘Ayrana verdiğini, tuzdan sahip olduğunu; 
bal ile akıtasın,
 limon yaprağı karıştırsın.
 Uyuyana, yanına giden yavruyu bilene. ‘Görenden bilenden
 aldığım yeter.’ de, ‘Verilen biter.’ de. Gedikten aşanın, geçtiği yerde aranmaz;
 olacağa uyanın,
 sahifesi sorulmaz.
   ‘Yerinden ayrılmadan,
 yolundan kayrılmadan 
gelen kimdir?’ denilse, ‘Olumsuzluktan çıkan, 
her olaydan yorumu silen.’ derim. Yanımızda olanın.
 Cumanın geldiğini, cümlenin bildiğini silemezsin, bütünlenen ayı üçe bölemezsin. ‘Neden?’ diyene de ki;
 Bölmeye değil vermeye niyet kurdum,
 yarıda kalanı sevmedim,
 alandan ayrı görmedim,
 sayıyı vereni bilmedim. 
Uyumsuzu bulacağım,
 uyana çevireceğim;
 kuru ağacı devireceğim,
 yeni fidanda arayacağım. Çöpten atana, tazeden tutana, 
alnımın terini göstereceğim.
 Çaydan zarar gören, 
derede aramaz.
 Var olan O’ndandır.
 O, var olanda. Varlığı bilendensen, her olaya çizgi çek. Dört dört olsa dersin, altı altı bulursan 
ayrıyı düşünmezsin.
 Çağdan uzak kalırsa, dünden bugüne bakarsan;
 dünya karanlık gelir.
 Aydın olanı seven bilir, 
her bilen öbürüne verir.
 Verenden olalım,
 dağılmadan bulalım.
 Aydın yolun yolcusu,
 yolumuzun hancısı;
 DOST ELİ’nin verdiği, 
kayıp denilenin güne döndüğü bilinsin. ‘Olumumda dünün örtüsü, bu günün görgüsü var.’ diyene sözüm. 
Karşımızda olanın. EYVALLAH. Doyanda açın emeği görülür. ‘Aç nedir?’ denildi. Verilenin, yoğun sohbette alınanın;
 gerçeğe uyan, gönülden duyan sesini veren. ‘Nasıl?’ denilir.
 Ses sese nasıl verilir? 
Kayda aldığın, düzene koyduğun sesindir.
 Vergide bulduğun ses ile 
sesi bağladığındır. Dağa çıkan ses verse, 
karşı dağdan ses alır. EYVALLAH. Sözünü verdiğinin aldığı, sana verdiğidir. Geçerli değil, dumanda selamet yoktur elbet.
 Ne var ki, dumanın gideceği bacayı sen açabilirsin.
 Öylece düşlediğin köprüyü geçebilirsin.
 Akana uyduğun kadar,
 bakana uy.
 Yanımızda olanın sorgusunda
 dönük sayfa görülür.
 Geçenin açılışı.
 EYVALLAH. 
Konuktan beklenen, konutta sevilen olsun. 
Suyundan almadan,
 soyundan bilmeden uydum,
 uyandan haber sordum. ‘Gidenin yargısına baktım,
 kayguyu gönlüme kattım.’ dersin.
 Gidenin katkısı olmadı,
 yerini yuvada bulmadı,
 aynayı eline almadı, ‘EYVALLAH.’ dedim, bilmedi.
 Dediğin elbet öyledir, 
ne var ki YUNUS’um misali, ‘Döne döne olayım,
 seve seve bileyim;
 elma olsa soyayım, yumak diye sarayım.’ denildikte; sayfa yeniye dönecek,
 yenide selamet bulacak.
 Bilgiyi verene uyacaksın.
 Yedeğin oynadığı oyun,
 aslı yitirir. 
Asıl olanı bekleyelim, yedek ile oynamayalım. Dağılanın eğittiğidir.
 Şüpheden uzak kal. ‘Yerim yolumdandır.’ de,
 gerçeğe bulacağa niyaz et,
 dağıtanı düşün.
 Dalından kopsa meyve yere düşer.
 Ağacın değildir artık. 
Var olduğu kadar, eline alanın.
 Gözün bakışına yer verme, 
ayrıdan söze girme. 
Düşünde gördüğüne,
 usunda yorduğuna sevin. 
EYVALLAH. 
Uyuyanın yerine gayrıyı koyma.
 Hastaya kötüyü yorma. 
Karşımızda olana EYVALLAH. Daha önce verdik,
 ses ile aldığını, ses ile örtme.
 Durana verelim düşünde aldığını değil,
 karşımızda olana. Hayrette seyre düşen, gayreti ömrüne mal edendir.
 Yaprak yaprak vereceğiz,
 döküleni dereceğiz,
 yorumuna gireceğiz. Kaçana düşman olan, 
kaydını sönük görendir. 
Uymayı bilmeyen ağmayı kendine vazife edinendir. 
Kaçana düşme,
 dediğini deşme.
 Ne derse desin,
 çevreyi silsin. 
Bağladığı başıdır,
 süslediği düşüdür.
 Karşımızda olana. ‘Kaşık alsak aşa katsak,
 biz de nasibimiz alsak.’
 denilende selamet vardır.
 Elbet aydın günü bileceksin. Resim alsan silinir, 
isim versen söylenir.
 Diyeceğin beklenir.
 Uyumda dendiği gibi bulacaksın,
 öylece sevende kalacaksın.
 ALLAH’ıma emanet olunuz.
 ALLAH’a ısmarladık.
 Aynaya döneceksin, 
kainatı göreceksin. 
Yeter ki bilene uy, doğudan batıya gönlünce duy. Genişlikte ayak bulamayan, 
darlıktan zorluğu bilendir. ALLAH’a ısmarladık. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH Gelenden selam aldık,
 şahitten olayı sorduk. 
Ona de ki; 
Geç olanı, güç olandan ayırdık.  Yorumda hata yok. 
Yoldan sorulan, uzaktan alınandır.
 Durak geçende, uyumsuzluğun verdiğidir. ‘Silemezsin denilen.’ odur.
Ne var ki uyumsuzluk 
uyuma götürür. 
Nehirde olan çöpü kıyıya attırır. Görgüyü gözden bilelim, 
sevgi ile BİRLİĞİ bulalım. 
Doğruyu alandan, sana elini açandan öğrenirsin. ‘Elini açan kim?’ denir. Nasibi sana bağlı olan, ‘ALLAH’ım RAZI olsun.’ diyen, 
lokmasını eline verdiğin, 
yuvasında aşını kattıkların. 
Serçeye lokma versen, sevabına serçeyi ortak alırsın. 
Öyle oldukta, sevabını nasıl küçük görürsün?
 Olaylarda saygı sevgi olmalı.
 Sayıda değil, sevgide bulmalı. 
Altı altı misali alacaksın.
 Yanında olana,
 değişen yoldan verene,
 sözden sese girene diyelim.
 EYVALLAH.
 Sarı ile siyahta ayrı görme, güzelden güzeli ayırma. ‘Sözden aldığım gibi,
sesten bulacak mıyım?’ deme. Oldun buldun, 
ne var ki gayrıyı silme. 
Olgun meyve olacak, 
YAR ELİ’ni bulacak,
 şafak vakti duracak,
 soylu geldi soylu kalacak. Somut örnek dediğin, 
gerçeği gördüğünü bilene de ki; ‘Kuyuya bakmadım,
 vereceği ummadım.’ 
Ok misali varacak, 
hedefini bulacak. 
Müsterih olasın, 
imzaya uyasın. 
Sohbetimiz oldu, yanımızda olana verildi. 
EYVALLAH.
 Döneni aradığın, 
dayandığına uyduğun bilinir. 
Selvi misali yüksekten aldığın görülür. 
Ay gibi parlak, 
güneş gibi aydın olduğunu
 bilen bilir,
 seven görür. 
ALLAH’ım RAZI olsun. 
Sevende buldursun. Dönüşü güne bakar. 
Farkını sorma. ‘Fener yetmeyendir, gün bitmeyendir.’ deme. 
Güne dönecek, 
karanlık aydınlanacak, ‘Şark ve garp.’ diyene,
 güneyde buluşmak yaraşacak.
 Öylece görülecek. ALLAH’ıma emanet olunuz.
 Çağıranda özellik, 
özellikte güzellik vardır. 
Ayrana el ver desem, 
sütü bilirsin, 
sütte bulursun. Gerçek, bildiğin gibidir. Olumunda oyuna yer yok. Sevgiyi bildikçe, sevdikçe sevildikçe. 
EYVALLAH.
 Olumsuzluk ömrüne duvar çekmez.
 Kazıya dönülür, yönsüz günden sorulur.
 Dünyanın aşılmadığı, sorgusunu bilinmediği 
olayda; dolanın saygısı, 
olanın sevgisi övülür. Aşanın ulaştığı, 
gecenin kalıştığı yönden.




25
Yolumuz açık gönlümüz açık. Geldik gördük, EYVALLAH dedik. Selam olsun, gönül dolsun. Çiçeğin kurusunda, güzelin yoruşunda ölçü nedir? Görene bilene yerini alana, her gelen güzel verir. Olumsuzluk niyettedir, düzende değil. Yoğurt ekşidi ise, özde değil sözde arayın, gününü sayın. Dağda yüceyi, günden sonra geceyi görürsün, düzendendir. Gecenin oluşunda, yıldızların süsü vardır, rüzgarın sesi vardır. Gönülden aldığına denizden katma, dağa çıkıp taş diye atma, sende sana kalsın, her gelen versin. Vediğince bilirsin, dur diyende kalırsın. Yaprak dalda, gül halde güzeldir. Gülü bülbüle söyletir, dinleyeni ağlatır, ağlayana özletir. ‘HAK’ diyeni bekletir. Yumağın sargısına, eğildim yargısına, her kulun sorgusuna. Gönlümce sevgi, öylece düzen gördüm. Uçan kuşun kanadı, kul bezini yamadı. Çömlek aldı eline, kuşak sardı beline. Ördü düzene uydu, düzende güzel gördü. Olsun yazılsın, cümleye yayılsın diye düzen kurduk. Verilenin gayesi, alanın dünyasıdır. Uyandan uymayandan deriz. Dünyanın düzeni uymayana yozan der. Verişimiz, uymayanı da YAZAN’dan bilesin. ‘Dünyanın derdi, cümleyi sardı’ dersiniz. Gelenin verdiğinden mana sorarsınız. Dünyanın derdi, oldurur merdi’ demeye, kulunu eğitmeye geliriz. Eğitimde ÖĞRETEN vardır. Yardımcı olanlar, yerini bilmeli, eğitime uymalı, uyan uymayan çağırılmalı. Öyle kul vardır, görür bilmez, yatar uymaz. Vazife aldıkta; arayana sunacaksın, aramayanı davet edeceksin. Gelen gelir, gelmese de gün gelir uyar. Şah ile gelse, sevgide olanı görse; ne eğilir, ne eğdirir. Seven seveni bulur, elbet cümle BİR olur. ‘Ben! Ben!’ demiyorsam, O’nu bildiğimdendir. ‘Neden?’ denilenin sorgusu kendi kenidisine yargısındandır. Değer ölçüsü, bilginin tartışması ile olmaz. Ayağın götürmediği elin bitirmediği, aklın eğitiyorsa, gönlün dağıtıyorsa, ‘Tembelim’ deme.  Sevgiyi her an aldığın gibi kalsan, dağılırsın. Sevgi yüklü gelir. Güzellik odur ki, aldığını sindiresin, her zerrende bulabilesin. Bugün beni, yarın onu. Yeni’yi öyle verdik, cümleyi bağladık. ŞEMS Güneş’tendir, ne derse desin O’ndandır.

27
Küçük büyük almadık, kötü çirkin görmedik, boş sözleri yormadık, değişmeyeni görmedik. ‘Sonsuzdan bekleneni, sonumuzdan dileneni alacağız’ diyene dedik. Soyluya yedeğin olmadığını, soysuza, kaderin sormadığını söyledik. Soylu nedir, soysuz nedir? Soylu, geldiğini bilen, olana uyandır. Soysuz, uymayandır, olanı vermeyendir. ‘Niyaz ile olmayana’ denmesin. Olaydan doyumu bilmeyen, kaydına düşmez. Doyum, uyum, alım, kalım; olduğu yerde gelişen. Demette çiçeği ayıramazsın, rengi gibi kokusunu denersin. Sevdiğini sevdiğine kınarsın, çamaşırı kirli diye yıkarsın. Demek ki, düzeni kurmak, düzende kendini bulmak gereklidir. Düzeni kuramayan, yapıda dağılır, her olaya eğilir. Ateşin rengi yediye kadar artar. Siyahken kızarır, yani kömürden küle kadar gelir, öyle oldukta siyahtan beyaza dönüşür. (?) Kömür idin ateş aldın, yolunu gönlünde buldun. Yanmadan olmaz, küle dönmez. Kırmızıya dönüşürsün, turuncudasın. Turuncuda, ölümün doğuşu vardır. Siyah olan kömür, siyahlığından sıyrılır, kömür ölür, ateş kalır. Kömür bedenin olumu. Ölümü değil. RUH’un geçitleridir. Mavide sonsuzluk vardır, yeşilde susuzluk. Mavi iki alemi bağlar (Yer ve gök dendi) EYVALLAH. Göç, yerini bulana gelir, deneyde olan renkleri oluşturur, bedende geliştirici. (Her insan deneyde midir?) dendi. Elbet. Ne var ki, uyabilene ne mutlu. Uyan yerini bulur, uymayan bulacağı yerde kalır. ‘Göç nedir:’ dendi. Onsekizbin Alem’e denir. Kainatı oluşturan, her halde kulları buluşturan. Oluşumda alemin merdiveni verilmez. Çünkü, an vardır ki, yapılan çok büyük bir sevabı kat kat götürür. Sevaplar dünyada yapılır, ne var ki dilediği yerde verceğini alır, gelir elden ele dolanır. RUH’ta idrak vardır, sonsuza kadar yerini arar. Arayışta, inanışa yer verilir. ‘Hem idrak hem inanış nasıl?’ denilir. RUH ‘Yapıcı olayım’ dediğinde, inancını dünyaya vermesini gerektirir. ALLAH’ımın izni ile vazifesini alır. ‘Kötü RUHLAR’ geldi denilen yanlıştır. RUH’un kötülüğünden değil, alınım değişikliğindendir. Wat derecesi yüksek gelirse dağıtır, düşük gelirse eğletir. Olumsuz söz alır, çünkü çeşitli sesler gelir. Nasıl ki dalga uzunluğunda, uzun dalga belli istasyona bağlıdır. Kısa dalga çeşitli yayınları alır, bazen birbirine karışır. ‘Net almak neye bağlıdır?’ denildi. Genişliğe. Genişlik denen odur. Donuk olmadan, duru sudan olanı görmeden, akan su misali olacaksın. Akan su, vericidir, değirmeni döndürücü. Tarlayı sular, gideni götürür. ‘Olduğum gibi kalayım, kaldığım gibi olayım’ dersen, kısa dalgada yayına girersin, kendini değil derdini ararsın. Aşmayı diliyorsan, akar su misali verici görücü uyucu ol, uymayı bil. Doyana ekmek değil su gereklidir. Bulana dağ değil yol gereklidir. ALLAH’ıma emanet olasınız. Verdiğimizi oku, kendi aldığını değil. Okuduğun gibi ol çünkü sana verildiği an, senin uyduğun andır. Her an, o anı yazar. (...) Daha önce verdik, yazıyı bırak dedik. Dalga uyuşmazlığı. Yazıya uyduğun an değil umduğun an girersin, onun için verileni kendin ile bölersin. (Yazıyı alan hanım için.) ‘Yazayım, olayım’ deme. ‘Okuyayım, alayım’ de.

28
Yerimiz YUVA'mız, yönümüz günümüz. Selam ile geldik, sahifeye nokta koyduk. Yorumda güçlüğe düşen, kayguyu kaygu ile deşen, meyhanede sarhoşa soran. Yeniden çıkmadık, eğriyi vermedik. 'Almazsam?' denilir, olacaktan sorulur. Daha önce verdik, LOKMAN'a danıştık, yerliyi yerine bağladık, kaydını yaptıranı söyledik. Yaprak olur dökülmedik, yerin bulur sakınmadık. Duman gider, yorum biter. 'Yanılmayan sarılmayan, günde geçenden arınmayan.' dersiniz, yemine gerek yok, verildiği gibi. Yorumda yeniyi alalım. Yoğun çalışanın, güne alışanın yorumudur. Satıhta, geçici. Geminin dolusu, yerdeki halısı, ne kadar cümlenin ise; kulunun varlığı da, kainatın malıdır.

31 
YÜCE'nin YOLU'na, söz verildi kuluna. Kucak dolusu sevgi ile geldik, 'SEVGİLİ'den.' dedik, sözümüz verdik. Selam olsun. Dayandığımız ağaç denilir, gelenden hal sorulur. Günümüz halimizin kaydına yazılır. Dağdaki taştan, yastıktaki baştan alacağımız küçük değil büyüktür. 'Nasıl olsa? Nerden bilse?' denilir. HAK SÖZÜ'nü verdikte, kul dilini çözdükte olanı alır, geleni bilir. 'Oyayı elde, boyayı gözde alsam, sevgiyi cümlede görsem, gelişten yakınmazdım.' diyene de ki: Ne yakın, ne bakın. Olanın düzenine, güzelin yazanına uydukta yazan, 'Düzende yerini alandır.' derdi. Gecemizin, hayırda olanlara yazıldığı söylenir. ALLAH'ım cümle kullarında olanı görür. Eydiğin başında, gördüğün düşünde, vurduğun taşında düzeni görürsen, 'YA ALLAH.' dedikte yürürsen, kaygu senden uzak kalır. Hayırda olduğumuz, gerçekte bulduğumuzdur. 'Göreceğim mi yüceltir, yüceldiğim mi gördürür?' denilir. Kul gördükçe, gördüğüne uydukça yücelir. Açan gülün güzelliği tomurcuktan bilinmez mi? Yücelen kulun yolu, yolcu hancı misali olur. Gelene verir, gideni görür. Yakın olduğum, duyanda bulduğum yolunu yola bağlar. Kalemden verir, dilden söyler, uyumundan bulur. 'Sorumluluğu?' denir. Sorunu kaideye bağlanır. YUNUS'um yolunuza, gelişen halinize, oluşan yerinize sözü ile gelir, ÖZ'ü ile verir. Terde emeğin yolu vardır, serde olayın düzü vardır. Olayın düzü, kulunun sözüdür. Kazıya verilen, karara varılanda sadece yazıya uyan görülür. Karar ALLAH'ımındır. Örende emek, verende ekmek olur. Duyanın sözüne duymayan gelir. Akan suya bakalım, ne verdi ise çekelim. Zordan kolayı bilelim, delide VELİ'yi görelim. Deliden maksat, yıkan değil, eken bükendir. Boş tarlayı süsleyen dikendir. Toprağı eleseler, yaprağı besleseler, meyvayı toplasalar, gine de diyecek sözü olur, kul baltayı bulur. Kuşağın eskisine, uşağın baskısına söz verilmez. Neden? Aslına değil, kendine malettiğinden. "YUNUS'um yolum götürür, gittiğim gibi getirir, her güzelden tattırır, zengine mülkünü sattırır, bülbüle gülü sevdirir, AŞK ile gönülü doldurur." 'Ayağım götürsün, bilene uydursun.' diyene de ki: ALLAH diye yola çıkan, ALLAH diye yola bakan elbet aradığını bulur, bağlı olduğu düzende kalır. Soyluya söz verirsen geçeni okur; soysuza söz verirsen, rızkını dokur. Koşuya giden ata yük vurursan sırtından atar. 'Azık sende sana kadar, iman bende bana kadar.' diyene de ki: Herkesin nasibi kadar. Arayanda kainata kadar. Doyanda midesi kadar. Cenk ile alınan doyumda olmaz, doyana ye denilmez. 'Duydum güdeceğim, davarda dağınık olanı toplayacağım.' diyene sözüm: Duy, düşün. Giden ile bir olursan, düzende olumu bulursun. Defterin yazısında gücünün gerçeği vardır. Var isen. Olanın düzeninde gerçeği dedim, gerçeği denedim. Sözüne yer yok. Sadece gerçeği bildim, bildiğim gibi uydum dendikte, günün olumunda defterin duyandan sözünü alır, olumunda gerçeği verir. Denilen odur. Günün yergısını gecede bul, yılın yargısını bu gecede gör. Ördük, günümüz gördük denilende, eylemden kendimiz pay aldık demektir. Ağacın gölgesine, her kulun belgesine ALLAH'ım sevap yazsın, sevabı gönlüne katsın. Eş ile kardeşte, dost ile arkadaşta, komşu ile yurttaşta, yurttaş ile katılışa uyanda, dostluğu gönülden duyanda, dininde imanında YAR ADI ile geldi. 'ALLAH'ımın kulu idi.' diyesin, sevesin, sevesin. YARATAN SEVER, seveni ÖVER. 'Sevdim.' diyene, seven gönderir, seveni sevene buldurur. Dost düşman demeyelim, düşman deyip kapıya koymayalım.Yapıda yeri vardır. Ne var ki bildiği dardır diyelim. ALLAH'ım genişletir, bilmeyene bildirir, bir nefese yettirir, bir nefesle bitirir. 

ağustos 
Yorumda hata yok. Yoldan sorulan, duraktan alınandır. Durak; geçende, uyumsuzluğun verdiğidir. 'Silemezsin.' denilen odur. Ne var ki, uyumsuzluk uyuma götürür, nehirde olan çöpü kuyuya attırır. Görgüyü gözden bilelim, sevgi ile BİR'liği bulalım. Doğruyu; alandan, sana elini açandan öğrenirsin. 'Elini açan kim?' denir. Nasibi sana bağlı olan, 'ALLAH'ım RAZI olsun.' diyen, lokmasını eline verdiğin, yuvasında aşını kattıkların. Serçeye lokma versen, sevabına serçeyi ortak alırsın; öyle oldukta, sevabını nasıl küçük görürsün? Olaylarda saygı sevgi olmalı, sayıda değil sevgide bulmalı. Altı atlı misali alacaksın. Yanında olana, değişen yoldan verene, sözden sese girene diyelim. Sarı ile siyahta ayrı görme, güzelden güzeli ayırma. 'Sözden aldığım gibi, sesten bulacak mıyım?' deme. Oldun buldun, ne var ki gayrıyı silme. Olgun meyve olacak, YAR elini bulacak, şafak vakti duracak, soylu geldi soylu kalacak. 'Somut örnek?' dediğin. Gerçeği gördüğünü bilene de ki; 'Kuyuya bakmadım, vereceği ummadım.' Ok misali varacak, hedefini bulacak. Müsterih olasın, imzaya uyasın. Sohbetimiz oldu, yanımızda olana verildi. Döneni aradığın, dayandığına uyduğun bilinir, selvi misali yüksekten aldığın görülür. Ay gibi parlak, Güneş gibi aydın olduğunu bilen bilir, seven görür. ALLAH'ım RAZI olsun, sevende buldursun. Dönüşü, güne bakar. Farkını sorma. 'Fener yetmiyendir, gün bitmiyendir.' deme. Güne dönecek, karanlık aydınlanacak; şark ile garp diyene, güneyde buluşmak yaraşacak, öylece görülecek. Çağıranda özellik, özellikte güzellik vardır. 'Ayrana el ver.' desem, sütü bilirsin, sütte bulursun. Gerçek, bildiğin gibidir. Olumunda, oyuna yer yok. Sevgiyi bildikçe, sevdikçe sevildikçe; olumsuzluk, ömrüne duvar çekmez. Kazıya dönülür, yönsüz günden sorulur. Dünyanın aşılmadığı, sorgusun bilinmediği olayda; dolanın saygısı, olanın sevgisi övülür. Aşanın ulaştığı, geçenin kalıştığı yönden.

1
Yeminli olmıyalım, kayguya vermeyelim. Halimiz ile bildik, yolumuz ile verdik, 'Dayandığımız ALLAH'ım.' dedik; keseyi dikene, kumunu dökene, dumanı dağıtana selam getirdik. Yanındaki. 'Güneşe baka baka' dediği; RESULÜ'nün yanında, YAZAN'ın EMRİ'nde demektir. 'Sözü verilmez mi?' denir. 'Yakınında mı?' diye sorulur. Gelebileceği, verebileceği yerdedir. GÜL'den alanın, Güneş'ten bulanın yanındayız. Öğrencidir. Kadrede bildi, kaderde uydu, selameti HAK'tan diledi. ALLAH'ıma emanet olunuz, bulan ile bulanı arayınız. 'Nasıl?' derseniz; niyaz ile.

17
'Yemeniyi giyeceğiz, çağırana gideceğiz." dedik, daha önce verdik, söz ile ÖZ'e sunduk. Cümlenize selam olsun, yumuşak yolda her kul birbirini bulsun. Can ile CANAN ayrıda değil, cümle kulun varlığı gayrıda değil. YUVA'mızın yetmediği sanılmasın. Dost dostu sağda arar solda arar. YUVA'mızın özelliği, veriştedir güzelliği. Gönül gezer, yol uzar. Olmuşu YUVA'da verdik. 'Yoldan geleceğiz, yola gideceğiz.' dedik. Minare müezzin ister. Gönüller aradıkça yolumuz açıktır. Gerçeği arayana vereceğiz, nerde olsa gideceğiz. Yoruma verilmeden açık söyledim. Yaprak yaprak açılacak, her köprüden geçilecek. Bahçe zümrüye oldu, park olacak cümlesine açık gelecek. Park ormana dönüşecek. 'Bahçeye sahip oldum.' diyen, parka da ormana da sahip çıksın ki, kendi eyleminde genişlesin. 'Ayrı yok.' dedik, daha önce verdik. Sorulanı diyelim. Yudum yudum içtiğini, genişlikten kaçtığını söyleyene de ki: Kayguya yer yok. Ne var ki, hekimi değiştirsin, yemekten sakınmasın, yoruldum diye bakınmasın. 'Dinlenmesi gerekli.' denilende, güneşten yardım istesin. 'Olmazsa.' denmesin, kayguya yer verilmesin. Niyazımız cümledir. Danıştığı yerden soluk alamadı, huzuru bulamadı. Doğuştan değil, oluştan. Yeniye yer bulur, geçeni unutur. ALLAH'ıma emanet olsun, derman diledi bulsun. 'Ağacın yaprağıyım, bahçenin toprağıyım.' diyene yumuşak yolundan alırsın, gerçeği öyle bulursun. MEYDAN sana açıldıkta, dar köprüden geçildikte; ayna misali göreceksin. 'Kime?' dendi. Yanımızda olanın karındaşı. 

19
Geçenden yer, gelenden yol sorulur, helva şeker ile karılır. Cümlenize selam olsun, tadında selamet bulsun. Ocaktan beklediğin, kucağa eklediğindir. Demir ateşte erir, kul şekilde bulur. Yanan ocakta kaynayan aşta, katılılışa uyan görülür. 'Nasıl?' denilir. Kaynayan aşın tadını veren, katkısında olan, acı tatlı tuzlu; birlikte bir olur. Ancak kaynadıkta, yenecek hale geldikte tadını verir. 'Anda değişen yok.' denilir. Bekle gör. Gezenden yol sorarsan, düzünden verir. Yozandan hal sorarsan, taşlı yolda yürütür. Çetin ceviz denilir, kayguya kaygu eklenir. Unutulmasın, ne kadar çetin olursa olsun; taş ile kırıldıkta ele gelen özüdür. Serti sert ile kırarsın, elde olanı bilirsin. Nadan olan, seyirde taşı başa alandır. Dost dediğin, dost bildiğin, gerçeği ÖZ'ünden sakladığın görülür. Aynaya baktığın gibi görürsün. Gülenden ol ki, güleni göresin, ÖZ'ünü öyle bulasın. Kul önce kendini bilmeli ki, yanılana yol açabilsin. Ona de ki: 'Yumuşak elde, yumuşak dilde, dost olamadın; gerçeği Dünya töresinde bilemedin.' Dünya, dertliyi dertsizi eğitir, bileni bilmeyeni öğütür. Bilenden ALLAH'ım RAZI olsun, bilmeyene aratsın buldursun. Derdini donatıp yerinden atana, söz ile gönlüne zehir katana. Güneşin verdiğine, çamurun ördüğüne perde kapatanın; güneşten sözü olmaz. Kayguya yer yok. Aşın pişer, sabırda selamet görülür. 'Yakın mı?' denilir. 'Aşım pişsin, sofraya gelsin.' diyeceğin gün yakındır. Katılanın değeri büyüktür. 'Aşın tuzu misali oldu, niyazım ne olsun?' dersin: YUNUS'um yerden bilir, selden arar yoldan sorar. 'Sorguda yanık kokusu var.' der. 'Yaprak daldan kopmaz, çiçek elden çıkamaz. Dal, yaprak ile bezenir, çiçek ile süslenir.' dedik. Niyazını sorarsın. Gölün suyunda, gelişen genişlikte, halleşen görülür. Ne var ki, denizde kendini temizleme olayı mevcuttur. Temizlemeden maksat, yenileme. 'Aşım pişmeden, dağınık düzeni deşmeden, uyanamam.' deme. Ne denirse densin, söylenilene uyulsun. 'Ayağımı götüren, elimden alsın.' dersin, yerinden ayrılana sitem edersin. Destek bildiğin nicedir, güveneceğin YÜCE'dir. Gerçeğin aynası düzendir. Düzeni kuran YAZAN'dır. YAZAN bozmaz, kulun gücü bozmaya yetmez. Kayguya yer yok. Gayretin yeri değil. Yorumda ayrı yok. Sebep sorulsa, geçitte yorulsa, değişen sadece düşüncedir. Düşene el veren, 'Destek olayım.'diyendir. Unutulmasın, el veren de düşebilir. Dumanını veren, ocağı bacasız kuran. Güneşe baktıkta, 'ALLAH'ım.' dedikte, niyazını verelim. 'YASİN okudum olacağı bekledim.' dersin. YASİN'de niyazın büyüğü vardır. Denizden göğe kadar. Kırkbir YASİN oku, ALLAH RIZASI için, cumadan cumaya. 'Yeniyi alayım, niyazımı bileyim.' dersin. Dumanını dağıtmana SALAVAT gereklidir. 'Dört yönümü göreyim, dört günümü dereyim.' dersin. Niyazına ekle, geçen günü bekle. Gönülden uyan, sebepsiz kalan gün. 'Günün sebepsiz olduğu  görülür mü?' denir. Kuluna sebep kapıları kapandıkta elbet görülür. ALLAH'ıma emanet olunuz. Niyetin güzelliği, sebep kapılarını açar. Kul öylece güzelden güzele geçer. Niyet kötü oldukta ALLAH'ım güzeli örtmez, sadece niyetini kötüye alanı sebepsiz bırakır. Daha önce verdik, adını bildirdik. Aşın tuzudur, günün tezidir. Gerçeği veren, bilmiyene gösterendir. Hayırdan uzak kalma, kendinde kötü görme. 'YAZAN'a uydum, güzeli göreyim dedim.' diyesin, niyazına ekleyesin. ALLAH'ıma emanet olasın. ALLAH'a ısmarladık. Yavruyu verdik, YUNUS'um ile gördük. 'Gördüğümü.' dediğin de odur. Yazdan kışa bakınır, odun ile yakınır, bol su der yıkanır. LALELİ. Yaprak yaprak açılır, gölgesine geçilir, HACI BAYRAM denilir. Gününde gelen bakar, tozdan yerini atar. Geçicidir. Yardımında olanın, HAMZA DOST diye anıldığı bilinir. Gedikte müymin bilinir, yapıda görgü aranır. Günde sözü çok gelir. Geçicidir.

20
Yemeniyi giydik, 
YAR yoluna durduk, 
her kulu ile seyrana daldık, 
güzelden bulduk, 
YUVAMIZ’dan selam aldık. 
‘Dost ile dost kalalım, 
her derde deva olalım.’ dersek, devayı ALLAH’ımdan dileyelim. 
Öten kuşun sesinde, 
yer bilenin ÖZ’ünde; yolunu bilen vardır, sevgi ile ören vardır. 
Oyuk ağacın gövdesine geldikte, 
kuşa yuva olur, 
yaprağında kendini bulur. 
Herkesin yeri bilinsin, 
her olayın yönü bulunsun. 
Açıklık eğitici olur. Eğitici yönden alırsan, eğitir. 
Tenkitte kalırsan, dağıtır. 
Dayanan olmasa,  destek gerekmez. 
Görgüyü yorumda yapanın sorunu geçicidir, 
yeni sorunlara meyyaldir. Görgü bilimde olmalı ki, 
eğitici olsun. ‘Acaba?’ denilende, 
şüphe vardır. 
Şüphede yol dardır. Acabayı silmeden, 
nokta koyamazsın, dumandan çıkamazsın. 
Doyuma aldığını, uyumdan çözemezsin. YUYAN yaydığı gibi, 
uyan gördüğü gibi, 
HAKK’ın YAZDIĞI gibi.

21-!
Yerden yoldan, dileyen her kuldan gözümüze gelenler, ÖZ'ümüzden olanlara selam olsun. Geldiğimiz yol götürür, dileneni buldurur; 'Gerçek nedir?' denilende, kapıları açtırır. 'Görgüye uymayan, yapıda yerini almayan?' derseniz, yanılmış olursunuz. Yapıda çeşitten özellik alınır, bütünde olumu görülür. Sebepsiz geliş olmaz, değirmende buğday bütün kalmaz. 'Eğittim öğüteyim, topladım dağıtayım.' dediğin günde yerini almış olursun, 'Gerekeni gerektiği günde bildim, verilene gönülden uydum.' dersin. Gönülden uyduğun görülür. (Kime söylüyorsunuz?) Gemiden geçen, yolunu seçene; duyandan aldığını, söyleyene veren. Aldığı gibi güçlü, sevdiği gibi. Kayhan denilir, yapıdan aldığı görülür. (Toplantıda bulunan canlardan birinin ismi.) 'Dürdüğüm verir mi, sardığım çürür mü?' deme. Daldan aldığın, kökten bulduğundur. Gerçeğe uymayı denedin, dönme. Almaya yönelse bile, olamaz, gücü yetmez. Doğuştan aldığın gibi uydun. 'Çevreyi seveyim.' dediğin, yörede kalmasın. Çaydan aldığını kuyu vermez, deryada bulduğunu çay göstermez. Gördüğün gibi bilmeyi dilediğin açıktır, yoğun çalışmayı denediğin uyumludur. Kayguyu sildiğin gün, günden güne açılacak, geçen olaylar bakır sahana altın kapak misali örtülecek. Çağdaş olayda görüntüyü alan, gedikten kalan vardır. Yardımcı olmaya çalış. 'Bilmekten uzak kalırsam?' deme, yalnız değilsin. (Kime söylüyorsunuz?) Değirmene un veren, ununu gelene dağıtan, Güneş'e 'Doyumsuzluk verir.' diye bakan. İBNİ SİNA. Görüşte ayrılık yok. Rüyada hastaneye götüren o idi. Yediden yetmişe uyduğun, sevenden aldığın; çevrende açılır, el ele geçilir. Yardımında olanın, her an gelebileceğini unutma. Sadece çağır anında gelir. İnandığın kadar güzeli bulursun, niyazın kadar şüpheyi silersin. Selamın ona olsun, olduğu gibi kalsın. (Resim verildi: İBNİ SİNA) Resimden aldığın, SİNA'dan bildiğin, genişliğe açılır, eli elindedir bilinir. Eşinden aldığın, düşünden verdiğin gerçektir. Eşinin sözünde, yolunun düzü vardır. Eşinden aldığımız, 'YARDIMCI'm nerde, kimdir?' dediğini bilenlerdeniz. Adına sevindim, sırtına destek oldum. Dünyayı bilenin, SAHİBİ'ne uyanın, nerden olursa olsun, kimden gelirse gelsin, yardımcısıyız. 'Sırtımda elini duydum.' dediğin günü hatırla. EYVALLAH, bendim. Geçici değil, ömürce yardımındayız. 'Dört yaprak alayım, dörtte biri bulayım.' dersin. Dörtte dört senindir. Açık aldığın örtü tutmaz, güzeli gördüğüne çirkin katmaz. Göz dilde, güzel halde bilinir, dünyanın verdiğinde sayıda kalınır. Ölçüyü geçme. 'Yemeniyi giysem, yola çıksam.' dediğin, gelen güne gerçekleşir. Denizden gelecek, balıktan bilecek, saygıda kalacak. (Kime söylüyorsunuz?) Yolumuzda olandan sorana, doğudan batıya gelip gidene, her olayda düğüm görene. Gözden aldığın şeker misali erir, eridikte dahi gine tadını verir. 'Çağınız yerini almadım, gündeki düzene uymadım.' dersin, duvarın ötesinde bilmeyeni ararsın. 'Yerim olduğu gibi güzel.' de. Olanı olduğu gibi sev. Gözünden kaçana, 'Hataya düşerim.' deme. Bilenin hatası geçicidir. ALLAH'ıma emanet olasın. Çamaşır yıkayana sabun, bezini dokuyana iplik gereklidir, 'ALLAH'ım.' diyene, kulu gereklidir. Göğün yerden aldığı, yerde kulun gördüğü doğuştandır. AŞK'a düşenden, AŞK'ı ile yakandan sorumuz. 'Nerden geldin, nerde buldun, nerde oldun?'Gelişten biliş DOST ERİ'nde olur. DOST ERİ; dağıtmıyan, gününü yaban ile eritmiyendir, gözünü AŞK'tan başkaya açmayan. Kuluna köle olmadın, kölede değer bulmadın, YUNUS'um ile oluştun, MEVLANA ile buluştun, HACI BAYRAM'a danıştın, EYYÜB'üme konuştun, gölgeyi bilmeden aştın, aşan ile ulaştın. ALLAH'ıma emanet olasın. Sözüm senin. Katta gidenin, hatta sorulanı olmaz, geçenin derdi gönülde kalmaz. Uyum doyumdur, deme 'AŞK'ım huyumdur.' Daldan dala dolanan, günden güne eğlenen dosta 'DOST' dersen, katıyı ağıza almış olursun. AŞK'ını YUNUS misali dolaştır. Dağda, ağaçta, toprakta, çiçekte sevgi vardır, onlarla halleş. Hal ile vereni beklediğin güne kadar. Vergimiz, çevrede. Görenin, aynası vardır. Doğuşun ötesinde, gerçeğin katısında, kul kendini bulur; ceviz kırıldıkta, özü ele gelir. Geyik misali olacaksın, sevgiyi verenden alacaksın. 'Umduğum mudur?' dersen, EYVALLAH. Doğudan batıya gelene. Cayandan olma, dönse bile. Yağına su kattı ise sıçrayandan olur, yağı kızdığı zaman suyu bittikte durulur. 'Gözünü açmadı, dünyayı seçmedi.' deme. Gerçeği, suyu bittikte bulacak. Ayna elinde olsun, gördüğün sana gülsün; seyrine gelmiyen, düzene uymayan, senden uzak kalsın. ALLAH'a ısmarladık. Dağdaki kuşun verdiğini denizden beklersin, yayıkta olan ayranı suya eklersin, gözünden uzak olanı gönülden atarsın, dalda ele gelene bakarsın. Değerler, kendi ağırlıkları ile sınanır; varolan, uyduğu ile denenir. Yargın kendin ile olsun, gideni bırak ALLAH'ım yargılasın. Koyun kuzu ile, kulu yazı ile uyar, seven sevdiğini duyar. Dilediğin oluşur, yerini alan buluşur. 'Dört yaprak.' dedik, daha önce verdik. Aştığın köprüde, 'Douyumu almadım.' dediğin, güne bağlandığındır. Dilediğin olacak, derd değil. Sayıdan sorarsan güne bağlarsın, günde olanı gelen ile çözersin. Adını gelecekte verir, aramızda soru anında olur. Şahit gerekmez. Doğuşun, genişliğe yol aldığı isim. ALLAH'ım bilir, İZİN verdiği günde verilir. Asla. Her gelen O'ndandır, değeri sevgi ile beslenir.

21-2
Yerden gökten alınır, 
her olayda görülür. 
Düzenin yozanına güzelin varlığını versem,  ‘Benden.’ der. 
Doğuştan alığımıza uyalım, 
uyduğumuz yönde yürüyelim. 
Yedekten almadan, 
özette kalmadan;
 olanı olduğu gibi, 
dumanı verdiği yönde bilelim. Yedek; kendine ait olmayan fikir. 
Sevgi içinde olan, 
kendini silendir. ‘Öbür alemde ses ile mi konuşulur?’ diye sorulur. 
Ses kul içindir, düşünce akımdır. 
Akıldan dilediğin, 
düzenin tozuna, 
güzelin azına değinse cevabı gelmez. 
Şöyle; 
Düzende yerini bilmeyen, 
varlığına uymayanın sorusu
 kayguya yol açar. 
Çünkü alacağı cevap, 
en güzeli en doğrusu olduğu halde, 
yorumu onu kayguya götürür. 
Geçerli değil. 
Çünkü değeri senin için
çok yüksek olduğu halde, 
’Yarım düzende söz etti, 
sözde duvara yattı.' derler. 
Diyenin diyeceği değil,  düzenin sana vereceğine gönül koy.  ‘Düzen bana ne verir?’ deme.  Düzen seni sana buldurur. 
Düzen denildikte;
 memleket konumu ile nizamı değil, 
HAKK’ın tecellisidir. 
’Yaprak oldum dökülmeyen, 
düzen buldum eğilmeyen. 
Sadece ALLAH’ıma yöneldim, 
düzene O’nun HÜKMÜ’nde diz büktüm.’ diyesin. 
Ne derlerse desinler, 
düzende kendilerini bulsunlar. 
Çiçeği saksıda görürsen 
bahçeni seversin, 
vazoya koyarsın 
yuvanı süslersin. 
Ne var ki, vazoya konan geçicidir, 
bahçeye ekilen devamlı vericidir. 
Asma ekilir, verimi beklenir. 
Unutulmasın,  önce koruk denilir. 
Koruk olmasında hata asmada mı, toprakta mı, 
korukta mı? Düzendedir, düzeni yapandadır. 
Öyle ise, hata değil nimettir. ‘Üzümü sergiye koyduk.’ denildikte, 
pazardan aranır. 
Destiye girdikte, 
sarhoştan sorulur. Nerden aranırsa aransın, 
kimden sorulursa sorulsun;
 yerini bulur, 
elden ele gelir. 
Gerçeği aradım, ayrıntıyı taradım. 
Yöresini töresini, bildiğim bilmediğim her yerde gezdim. 
Her sorusu olandan aradığını sordum. Öyle derine daldım, 
öyle yükseklere çıktım, 
ancak girdapta gerçeği çözdüm. Sevenin sevgisi dolduğu yere kadardır. Dolduğu gün doyduğu gündür. 
Ondan öteyi arar, 
başka bir sevgili değil, 
YÜCE’nin SEVGİSİ. 
Ömrün vergisi; kulun yargısına yer verir, 
zamanına değil. Her kulun ömrünce defteri olur, 
sanılmasın elinde kalır. 
Son yaprağa geldikte, 
son satırı okudukta ‘EYVALLAH. ’ der göçer. 
Afaktan değil, 
şafaktan yol sorarsan;
 verdiğimiz açılır. 
Her kulun yaşantısında, 
dönüşe meyyal günü vardır. 
Dönüşte gönlü dardır. Yerini buldukta 
kayguyu sildikte; 
öyküsünü bulur, kendine güler. 
Bir sorudan bin soru alırsan, 
saygınlığını kaybedersin. Sorular ayrıntıya düşürmesin. 
Olduğu gibi, 
bulduğun kadar veririz. Sadece manada derinliğe ineriz. 
Manada arayıp
 maddeyi didiklersen bocalarsın. Seferden yol soran, 
seherde sel görendir. 
Soruları açtıkça kapanırsan, 
sorun genişledikçe 
kendin daralırsın. Yersiz korku, yersiz olayı karartır. 
Ağaya sorarsan, kölenin gücü zayıftır. Aslında kurulan düzen bozuktur. 
Köleye gücünde iş verirsen yakınmaz. Ağa bilenden ise,  vereceğini sakınmaz. 
Düzenin seyrini bilmeyen; 
çatıya çıksa merdiveni aramaz, 
zeminde kalsa kapıyı sormaz. O’ndan geldik, 
O’na döneceğiz. 
Kendimizi,  şüpheleri sildiğimiz gün bulacağız. 
Kulun kaderinde aç kalmak var ise, 
dağlar taşlar ona verse, 
deniz nehir ona gelse, 
gene aç kalır. 
Aç ile tokun yeri, seçtiğinden değil
 geçtiğinden olur, 
yazıda yerini bulur. 
Devrilen ağaç dünyanın sonu olmaz, 
yeni ağaç dikilir. ‘Devrildi. ’ dediğin ağaç dahi sana verir. 
Odun olur ısıtır. 
Otağda oturan sultan, nasıl ki kendi yöresini güzel görür, 
bendegâna töresini bildirir. 
Gönlünü bağladığı çevrede
enflasyon olduğu anda, 
çevresine cenkçi geldiğini söyler. Ahengi gördüğü anda 
sarayına çekilir. Araya sultan ile bendegân misali
 mesafe koymalı. Enflasyon dostlukta da olur, madde ile de gelir.

21-3
Olmayan gelmez, 
bilmeyen bulmaz.
 Selam olsun,
 cümle bulsun.

 Sorusuz oldukta,
 sahifeye hata bulmayalım.
 Yargıya olaylar yönünde düşmeyelim.
 Yıldızdan aldığını verene uyar, 
şimşek misali havada duyar. 
Bol rahmet getirir,
 bulur buldurur.
 Kayguya yer yok. Unutulmasın, şimşek
 bulutların çarpışmasıdır.
 Bulutların çarpışması da, bol rahmet getirir.
 Dediğin olaylar odur. OMAR. Koyun postu yere gelse,
 kul üstünde dize gelse;
 koyuna değil, 
postuna değer verdiğidir. ‘Yıldızdan veren.’ dedik,
 yıldız gecededir. Elbet gecenin gündüzü vardır.
 Gündüzde güneşe baktıkta, gece yıldıza güler. 
Kainat düzde olana değil,
 ÖZ’de gelene verir.
 Gözünden sorduğun, 
gönlünde gördüğün paylaşılmaz, senindir.
 ‘Yumuşak olsam 
yolumu bilsem. ’ dersin. 
Uyduğun görülür, 
sevgin her dost ile örülür. ‘Vazife alayım mı?’ denilende; 
yapıya taş eklersen, görevinden hoşnut olurdun. 
Öyle oldukta, ‘Talibim. ’ dersin, kurulan binada 
taşını eklersin. Gittiği yerde, döndüğünü bekler. 
Doğuşunu değerlendirse, 
gününü geçitte bulurdu. Koyun postu, 
cümle dostu bağlar. 
YUNUS’um gittiği gibi 
dolandığı yönde. 
Çünkü aldığı kanda, 
sevgi mevcuttur. Akmayan nehir olmaz. 
Aşmaya çalışır, 
demir tavındadır. 
Geçitten aşacak. 
Niyazın onunla olsun, 
OMAR’ın adaletinde kendini bulsun. ‘Yeter. ’ demeyecek, 
çünkü aldığı maziyi ağır bulmayacak. Yardımcısıdır OMAR. 
Kaşık elde, sofra düzde, 
çorba sizde. ‘Sofraya davet edelim, çorbaya kaşık atalım. ’ dedikte, yerimiz bellidir. 
Sözümüz verildi. Olduğun gibi, 
bildiğin kadar. 
Talip oldu isen; 
güneşten aldığın kadar, 
sevgide bulduğun kadar, 
halde uyduğun kadar güzelsin. Çevreye dönelim, 
verelim verelim. 
Aramana gerek yok, 
verene talip çok. 
Dediğin günden bugüne getirdik, 
sofrayı gördük, 
çorbayı koyduk. 
Sen kapını aç, 
ALLAH’ımın emanetinde olandan
 kayguya düşme. Yeşil renkten alacak, 
güzeli öyle bulacak. 
EYVALLAH. 
Verilenden almadın mı? 
Daha önce verdik, ‘Yolu yolundur.’ dedik. EYVALLAH. Göçün getirdiği, 
sevenin götürdüğüdür. 
Seni sınadı, 
gönlünü denedi. Köprüyü geçene, 
güzeli seçene; 
yeşil renkte yön verdi. 
Sahipsiz olan yok. 
HAK İZNİ’nde kaygu yargıya gelmez. 
Sözümüz niceyedir, gönlümüz cümleyedir. 
Renklerde bütünü bulalım, 
tadında acıyı tatlıyı bir bulalım. 
Şekilde kalmayalım. 
Yemeyi bilene ‘Ye.’ demek ne kadar yersizse, 
sevmeyi bilene ‘Öv.’ demek o kadar yersizdir.  Sorunun cevabında
 alacağın cevap, 
açığı örtmez, 
kul dünyaya beden ile tekrar tekrar gelmez. 
Alemlerde gezinir, 
kendini orda tamamlar. 
Ne var ki, başka ölçüde
ve başka şekilde. 
Bedenden arınmış. 
EYVALLAH. 
Ne var ki, gene de
olduğu yerde 
olduğu gibi. Bilemeyeceğimiz şekilde. 
Daha önce dedim, 
vereceğimiz cevap gene de açığı örtmez. 
Çünkü örtmeye kul idraki yetmez. 
Yetmeyene koşmak, her olayda şaşmayı getirir. Gününüzü biliniz, 
bu günde ne olmak gerekiyor
onu yaşayınız. ‘Olmuyor. ’ dediğin olacak. 
Görgüyü açan, 
yazıya uyulandır. 
Mana gönülden alınır, 
dilden halden verilir. ‘YM.’ diyelim, 
olacağa uyalım. 
Sebep elbet madde değildir. 
EYVALLAH. 
Yaptığına eklenecek yok. 
Yaptıklarına bekleyeceğin var. 
Yeminden uzak kaldıkça, beklenen gün çok yakın. 
Yemin, DUYAN’ın duymayana gördüğü sitemdir. 
EYVALLAH. 
Dostun postunda, 
destek yuvanda. 
Konuk gelir sanma. 
Her an ordadır. 
Açıktır kapısı, 
geçittir yapısı. 
Gerçekte bildiğini, gönlünden verendir. 
Kumun incesinde oldun. 


28-!
Gazel ile verilen
 kulağa hoş gelendir. 
Saz ile alandan, 
söz ile verenden geleni, gökten vereni bilenden, 
ALLAH’ım RAZI olsun. 
Konuk gelenin sorgusu, 
yargısında silinsin. 
EYVALLAH. ‘Çaydan geçeyim.’ diyen, 
ayağını taşa bassın; 
‘Atar mı?’ denmesin, 
düşünden sayılmasın. 
EYVALLAH. 'Yarım kalırsa.’ deme, 
sayıda şüpheye düşme. YUNUS’un alışında, 
sohbete gelişinde; 
aldığını veren vardır, sevdiğini soran vardır. 
Konuk yargısını bilir. 
Aldığını-verdiğini dağılandan bilesin. 
EYVALLAH. 
Denk gelen,  gidişte görülür. 
DOST’un alacağı,  dost ile vereceğidir. 
Denk geleni alalım, 
SAHİB’ini bilelim. Dağlar taşlar söylese, 
güzel günde eğlese
 sevinirdik. 
Kayıtta olmayalım, olayda kalmayalım. Ağlasa derman dilese, 
diyeceğin nedir?
 Elbet oluşur, 
yarım kalan gelişir. 
Ona de ki; ‘Olumsuzluk vardan yoku bilmekte.’ 'Yedek.’ denilen, 
aradığında şüpheye düşen olmazsa, düzen gelmez. 
Düzen olmazsa, kulu gülmez. ‘Sevdik.’ diyelim, 
cümle ile sevdiğimizi paylaşalım. Kelebek verenden alır, 
arı sevene verir, 
karınca yuvasını doldurur. 
Aşından verdiği, 
alacağını kattığın; 
geçerli denileni vermez. 
Koyun kuzu ile, 
kulu yazı ile yolunu bulur. ‘Gelecek.’ diye beklediğin, 
ipliği dokuduğundur. 
Ters gelse de almayasın, ‘Yazık oldu.’ demeyesin. 
Çünkü terse gelen, 
yönünü çevirir. 
Düzenini beklenene getirir. 
ALİ’nin 'DOST.’ dediğin, 
postta bildiğin, 
sevgi ile eğildiğin; 
dayandığın desteğindir. 
DOST ile oluşalım, 
sevgi ile buluşalım. 
Katılışta yaprak misali 
sevgi görülür, ağaç örülür.  Sorguya doğuştan verilen alınır. 
Kan ile CAN ile
ten ile bağlı olan verilir. 
Bekledik verdi. ‘Saygıda verdi, 
sahilde durdu, 
yargısız girdi.’ denilir. 
Selamda,  sevgi görülür. 
Gidenden sorulanı, 
gelenden alırsın. Soydan gelenin
 oyundan verdiğine göz atma.

28-2
Gölgeden güneşi bulduk, 
olumlu hale geldik. 
Geldik cümleyi gördük, ‘Selam olsun.’ dedik.
 Soydan gelene değil, 
huydan gelene verelim. 
Verdiğimiz her yaprakta
 seveni görelim. 
Kendir uyuyana gereklidir. 
EYVALLAH. 
Uyutur zevk ile, 
söyletir AŞK ile. 
Ne var ki, ne sözümüz, 
ne AŞK’ımız 
kendir içinden değil.
 Yolu bilenden 
hayrı görenden, ALLAH’ım RAZI olsun. 
Sayfayı açmayana,
 sayhadan geçmeyene
 AŞK sözü zayıf gelir. 
Sayha; bağıran isyan edendir. 
İsyan aratır, 
isyan öğretir, 
öğreteni buldurur. 
Su başında olana, 
destiyi doldurana ‘Susuz muşun?’ denilmez. 
Suyu bol görmedikçe kanılmaz. 
Güzellik odur ki, içelim kanalım, taşıyalım sunalım. 
Aydın gönülde karanlık aramayalım, dağınık düzene gönül koymayalım. Dağılmadan düzelmez, eğilmeden azalmaz. ‘Azalan nedir?’ derseniz; 
eğilenin eğildiği yöndeki birikinti. 
Nefret, kin, hırs. 
Olay olacak,
 kul eğilecek ki
 birikimi azalacak. Karıncada emek,
 koruyucuda nimet vardır. ‘Koruyan nedir?’ dendi. Koruyucu; kulun yendiği nefsidir. 
Kimi kime yendiği sorulur. Mantık ile nefis savaşırsa, 
kendi kendini buluş olur. 
Savaşı mantık kazandık ta, 
nefise eğilmek düşer. Dağılanı almadık, sevgiden uzak kalmadık. 
Konuyu aldığımız her olayda, 
çözümü kulun mantığında vermeyi; 
ne var ki açık olmadan,
 sahifeyi örtmeden mecaz manası ile verdik. 
Açık söylenilen, 
fal misali gelir. 
Kulun kendini araması gücünü kaybeder. 
Asıl olan, olayı öğrenmek değil
 kendini bulmaktır. Kendini bulmak, dağılanı toplamakla değil, 
yorumlara girmekle olur. Kul her yönden arayarak bulur. 
Asla olmayanı vermeyiz. 
Algımız olduğu gibidir.

 Meyveyi yiyen, 
tadından bilir; görmese de
 çiçeği, koklayan kokusundan bilir. 
Kulun yargısı da, kendini çözmeye gereklidir. ‘Dayandığım olmasa,
 günüm huzur vermese;
 yaşantım yetmez.’ denir. Yeter artar. 
Gelen geçtikte ‘Yetti mi?’ denildikte gülersin. 
Ne var ki gene de, gelecek yaprağı merak edersin.
 Koşudan gelen ata su verilmez, 
pişen aşa su katılmaz. Neden? Birini sağlığına, 
öbürünün tadına gerek vardır. 
Öyle ise, olayda düzeni bulalım, 
her hal ile oyumuzu düzene uyduralım. Aydan gelen ile, gölden bulan nedir?
 Gördüğü yerde ise derde deva, 
gördüğü YÜCE’de ise gönlüne sefa.
 Bağda üzüm, DOST’ta gözüm, 
sevene sözüm.
 ÖZ ile geldik, 
cümleye verdik.
 Selamlar iletildi, 
katılandan getirildi. 
Dost’un DOST’a vereceği gönlüdür, Dost’un DOST’tan alacağı elidir. ‘EYVALLAH.’ diyelim, 
sohbetle ayna misali kendimizi görelim. ‘Ayağın götürmedi, 
diledim getirmedi.’ desen, gelenden aldığına uy.
 Gadrine düşmezsen, 
hayırdan şaşmazsan; bulduğunun zevkinde, 
meyvesi tatsız gelir dedi.

29
Yeniye yol alan, 
yolu halinde bilen,
 görgüyü gönlünde açan. Dayandığın YÜCE’de, 
beklediğin gecede 
gördüğün, gönlünden aldığındır.
 Geldik verdik, ‘Yolun.’ dedik. 
Sepetten aldığını düşün,
 alıp attığın olumun da
var olmasını istediğin idi. ‘Nedir?’ denilir
 emanetten sorulur. 
Alacağın emanette 
göreceğin değer vardır. ‘Atayım.’ dediğin, 
bağlılıkta aşırı gördüğün olaydır.
 Demde kalan sohbet, tende silinir; 
cemde bulduğun düzen,
 CAN’da yazılır. 
Sahifede açılan yaprak görülür. 
Dördü bir arada. 
Elbet dördün ortası vardır.
 Görgüde değer nedir?
 AŞK.
 Aynı AŞK’a ulaşan,
 aynı AŞK’ta buluşan, 
dağıtan-eğiten-öğüten.
 Değirmen geleni bekler, 
eğiten getirir, 
değirmen öğütür, 
dağıtan alır götürür.
 Akım alışın, akımımıza denktir. 
Adın gibi gönlün de güzeldir. 
Adını veren bilendendir, 
olandan değil. Her dileyenden vergini esirgeme. 
Güçlüğü yendiğin günü düşün. Kayıptan demirde çözüm aradın, 
bükülmeyen, el vermeyene çalıştın. Gerçeğin dışında gibi geldi, 
sel gibi aldı, 
yel gibi döndürdü. Aşılmadık dağ olmaz,
 geçilmedik yol kalmaz;
 dilendikte, ‘ALLAH’ım YARDIMCISIN!’ denildikte. Geçenin öyküsü, 
gelene örnektir. 
Aldığın HAKK’ından kaynaktır. Dört ile bir oldun,
 dörtte bir oldun,
 katıldığından değil, 
ÖZ’ünden buldun.
 Vergine ortak ararlar,
 verginde sevgi bulurlar. 
Rüyanı bilesin, aynen alasın. 
Vereceğim her yolda,
 beraber olacağım. Yolumuza gelişin yöntemi sevgidir. 
Dostlukta üç öğüdüm olacak. 
Duyguna esir olma, 
duygunda geçici bulma,
 duygu hem eğitir hem yanıltır.
 Açlık duyduğun her mevzuda,
 önce ‘Oruçtayım.’ de
 atılım yapma.
 Gerçek olay, 
ayrılmayan özelliğindir. ‘Neden ayrılmayan?’ dendi,
 yolumuzdan. 
Açık ol. 
Zaman zaman geleceğiz, açık vereceğiz. 
Kapı aralanmadı kaldırıldı. 
Açılan kapı müşterektir. Beraberlik verildi, 
el ele dürüldü. 
Konuda gerçek olmayan asla yoktur. 
Ne eylemeye, ne bellemeye geliriz.
 Şefkatte ALLAH’ımın SESİ vardır, 
sevgide SÜSÜ vardır. 
Doyasıya alınız, 
doyasıya veriniz. ‘Sildim.’ diyene, aynayı gösteriniz. 
Davada hükmü,
 her ne kadar hakim verse de,
 delilden ayrılmaz. 
Yanlışta değil, 
hakim hükmü verir. 
Ne var ki, delil olmasa
 dava ortada kalır. 
Her kul yazılan yoldan geçer. 
Çevreye uymayan, gerçekte aykırı gelen, 
dağıtıp toplar.


30-2
Gayretten alınsa,
 hayrette verilir, 
havale edildikte silinir. 
Suyun aktığı yerde, 
sanılmasın sevgi bölünür.
 Geçici olan, sahifeyi yırtandır, yırtmaya çalışandır. 
Doğuştan aldığında, 
sayıda kalmadı. Dayandığı yeri bilene uymadı. 
Uyum sayıyı kapatır. 
Açtığı geçtiği sahifeleri bilemeden geçen.
 Bilip de geçen, yargısını görgüsünü eğitir. ‘Her yaşanan günde
 kul kendini yargılamalı’ dedik, 
daha önce verdik. ‘Günü geçti, 
geleni atlarız.’ diyen, 
sayıda kalmayandır. Koyunu saymadan
 dama koymazsın,
 sürü olmadıkça davar demezsin. Teklerin birliği bütüne götürür.
 Her sürüde ayrıya düşen olsa da,
 çobanın görevi 
ayrılanı getirmektir,
 davarı tamamlamaktır. Davarını gütmeyen çoban, 
çoban olamaz,
 vazifede kalamaz. Konumuz odur. 
Sürüye katılmayan, uzağa gidemez çevrede kendini veremez.
 Çiğ ette söz, 
ele alanındır; 
pişmişte, yiyenindir. 
YAZAN ne yozanı, ne bileni ayırır. 
Katılan dostun yastığı geniş olsun, 
dört yaprakta herkes yerini bulsun. 
Ayarını verecek,
 düzeni kuracak.
 Çünkü değirmene değirmenci gerekli.

 (Resim: HAZRETI ALİ, SOMUNCU)
 SOMUNCU ele gelse, 
görgüde dile gelse; 
elbet aldığını verir, 
sözü HAZRETİ ALİ’de kalır. 
Güzeli verendir,
 vereni sevendir.
 Görende yardımcın olacak.
 Aramaya gerek yok. Yerinizi bulacak, 
değirmene oturacaksınız. 
HAZRETİ ALİ, ayakta durur;
 SOMUNCU, kucakta dürür. 
Gönülden alışın değeri; 
arı-duru oluştadır, 
olduğu gibi kalıştadır. 
Daha önce verdik,
 geldiğimiz gibi kalalım, gördüğümüz ile bulalım.
 Katılık, bulmayı geciktirir 
olmayı değil. RUH, olmaya değil, bulmaya gelir. 
Neyi bulmaya?
 Aslını.
 ‘Niye üç selam?’ diye soruldu.
 SÜNNET-İ ŞERİFİ’ne uydu. Soyundan gelenin, 
gizlide kalanın vergisi, günde açılır. 
Huyundan gelenin yargısı, geçende örülür. 
Gönül hayır ile örüldüğü yönde, ölçüsünü alır.
 Ağda balığa tuzak olma durumu varsa da, 
yosun balığı saklar. Ağ, düzenin uyumunda yerini alır, 
gerekenin gelişini sağlar. ‘Olmasa?’ denir. 
Olduran, gerekli olduğunu sanır. ‘Olduran kim?’ denildi.
 Ağı atan, ‘Balığı alayım, madde ile bir olayım’ diyen.
 Çözümü verildikte özü bulursunuz,
 vazifeyi öylece anlarsınız. ‘Yosun balığı korur.’ dedik. 
Unutulmasın; fikirlerdeki düzen,
 manevi yardımdır elbet. 
Akıl mantık kuldadır, 
değdiğin senden,
 sevdiğin cümledendir. ‘Daha önce gördüm,
 seni tanıdım.’ denilen, RUH birliğidir. RUHLAR’ın gelişme ölçüsüne göre dolaşımı olur. 
Senden değil öğütenden verdim.
 (c mi?) 
EYVALLAH. 
Yeniye uyduğumuz, gönülden duyduğumuz,
 bilgi ile oluşturduğumuz bilinir.
 Geleceğin değil,
 olacağın yorumu verilir. 
Gerçek; 
tekrar gelişinden biliş değil. RUH’unda olan paklığın bilindiği, 
dolaşıma yer verildiği bilinsin. Bilgisi görgüsü yalnız orada değil.
 Ne var ki, 
onun rüya idi. Gittiğini bildi,
 bildiğini çözdü. 
Öğütücü RUH, yapısı ile gezer,
 geçtiği yeri bilmeden geçer,
 bedeni ile gittiğinde seçer. EYVALLAH. 
Yalnız daha önce verdik,
 RUH bedenden ayrılmaz, düşünce ile gider. ‘Öyle oldukta gördüğünü nasıl alır?’ denildi. Burada alıcı, 
orada verici olana bağlanır. 
RUH yansıtıcı, televizyon gibi.
 Ne var ki, kulun alıcı-verici özelliği olmalı. EYVALLAH.
 Bir de gidebilen gider,
 gidemeyene verir. 
Gören tanıdığını sanır, 
olay budur.
 Gerçeği bölmeyelim, katılana yorumdan uzak kalmayalım. Yorumun gereği, uyumluluğu gerektirir.




2 eylül 
'Genişliğe açılacak, her gönülden geçilecek.' dedik, daha önce verdik. Cümlenize selam olsun, alandan, gelenden, götürenden ALLAH'ım RAZI olsun. Kör kuyuya ip atma, korkuya gönül katma, doğruyu bilenden eğriyi asla bekleme. Demet misali gelir, elde güzeli verir. Bağımız var vermeye, koruk döndü ermeye. Erdin, üzüm oldun mu? Dost halini gördün mü? Gördüğümüz dostumuz, yorduğumuz doğuşa uysa, yolunu verse, gidenin yerini verir mi? EYVALLAH. Konuk gelenin, gelişte bilenin suyundan aldık, dileyene sunduk. Denk gelse, ahengi görse; sevgide oluşur, YAR diye buluşurdu. Demirde bükülen, bükülende dökülen vardır. Bilmeyi dileyenin bilmediği kârdır. Zayıf gelene yediğini sorarsın, yediğinden zayıflığa yorarsın. Aslında ne yenilen, ne sevilen zayıflatır. Manadan verdik elbet. Mordan rengi alanın sudan geçtiği, sayıdan açtığı sorulur. Mor, olumun doruğunu verir. Sohbetimize gelen, dost ile postu bilene, dilden dile çevirene dedik. (j.g. mi?) EYVALLAH. ALLAH'ım RAZI olsun, sevgide bulduğunu AŞKI ile oluştursun. 'Can.' dedi CANAN'ı buldu. Ne AŞK'ı esir aldı, ne AŞK'a esir oldu. Olduğu gibi, bildiği kadar olumuna yetti. MEVLÂNA'yım söz ile, MEVLÂNA'yım ÖZ ile. Geçit vermeyen dağda eğilene bakalım, dost elimiz uzatalım. Bellediğin desteyi, derlediğin besteyi; duyanına veresin, eşin misali düresin dedi, güzeli güzele verdi. Kor olayım yanacak, düz bulayım konacak. EYVALLAH. Sayı sende olmasın, yeni eskide kalmasın. Sevgi bağımsız olsun, dağıldığı kadar yayılsın. El ele verdik, derdest olanı gördük. 'Soluk alsam, sayfayı çevirsem, okuduğum yazıda huzura ersem.' dersin. Aldığın nefesi huzur bilesin. Dilden dile verene dedik. EYVALLAH. Duyanın yanındayım, yazanın yönünde. El ile yazdın, soyundan ÖZ'üne döndün, soylu ile bir oldun, halini dilnden verdin. Sahifeler sayılır, dozunu alanın yozanı sildiği görülür. Dilden dile dönüşte, gönülden gönüle kanışta; verişimiz olgunluğa götürür. 'EYVALLAH.' diyelim, güzelin yazısına suyumuzdan katalım. 'Yanlış var mı?' denilir. Katılan suyumuz ağırlığını giderir. Sev sevdiğince, gör övdüğünce. Sözümüz ile açasın. Sevenler, seveni arar, sevmeyende nedeni sorar. Nedeni bilinmeyen olayda yorum geçerli değildir. Hakim, delil olmayan davanın kararını ehline havale eder. Ehlinde yetki yok ise, sükut eder. Olayda delil vardır, yazımız her kula kârdır. Alacağımız, vereceğimiz sadece sevgimizdir. Ne var ki, ödemeli değil. Sendeki benim için sende, bendeki senin için bende. Öyle oldukta, sendeki bendeki kainata doldukta; seyrinde düzen kurulur, yolda kurulan yuvada adımız gönülce anılır. 'Selam.' diyelim selamlıyalım. 'Dört yaprak.'  diyelim analım. Şahit olmadan, kayıt bulmadan uyanlara, dost elimiz verelim. 'Kuyuya inelim mi, kovayı alalım mı?' diyene sözüm. Kuyudan geç, akan suyu seç. Geçitten aşanları, düz yolu geçenleri ormana ilet. Rahmeti bol getirir, kurur dalı götürür, yaprağı toprağı yıkanır. Sorulanın sözünü verdik, 'Dilden dile döndür.' dedik. Ne var ki, suyumuzdan katılsın, bal misali yumuşasın. Doktorun suyuna, katıksız huyuna, limandaki koyuna gelecek gemi misali. Rengini dengine uyduracak, satıhta olan tayfaya, derine inen kaptana verecek. Unutulmasın, geminin görevlisi olan herkes alacak, yolcu geçitte kalacak. 'Nasıl?' dendi. Alan alır, almayan kalır. Gelici geçici. Gerekli olan, geminin mürettebatının alabilmesi. Geçenin aldığı götürebildiği kadardır. ALLAH'ım RAZI olsun, payında sevgin ile oluşsun. Kemikte olanın ilikten beklenmiyeceği bilinir. İliğin gönül ile eklenmeyeceği bilinir. Ne var ki, hepsi ayrı ayrı bir bütün olur. Yıldızın yıldıza baktığı görülmez. Ne var ki, gökte birbirinden ayrı kalamaz. ALLAH'ıma emanet olunuz, sohbette aldığınızı ömrünüzde bulunuz.

3
Güzel günün oluşu, seven kulun gelişi, yorumda HAKK'ı arayışı; sevilenden gelir. Gerçeğin aynası, kulun gönlüdür. 'Yol aradık gitmeye, sürü bulduk gütmeye.' diyenin, yolunda gerçek arama! Görgü yargıyı siler, sevgi çirkin denileni böler. Açılan çiçekte, görülen böcekte, güzeli aratır. Umduğun yönde aradığını bulacaksın. Köksüz ağaca sırtını dayama, akmayan sudan içeyim deme! Köksüz ağaç geçici, akmayan su derman vermez. 'Nasıl?..' denilir. Yerini bilen, kök ile bulandır; 'Deryaya gideyim.' diyen, akan suya katılandır. Geçici değil elbet, niyazın buldurucudur. Ayna misali açalım, dar geçiti aşalım. Gizli olana el verme! ALLAH'ım açık olanı sever, sevdiği kulunda açık geleni över. Demir kapı aralansa, kul merakını gerçekte giderse, göreceği; demir kapı arkası değil, açık olan, cümleyi ele alan kapıdır. Dünyayı bilen yapıda, manaya açılan kapı vardır. EYVALLAH. Aynen dedik. Açık olan ile hemhal ol! Örtülü olan, düzene ters gelen, kulun gayesinden uzak kalır. Olduğun gibi, bildiğin kadar, kendini uyumlu gör. Seherde sefere çıkan, ufkunda güneşe bakan, geliş gidişte yön arar. Aradığın yolundur, açtığın gönlün. Açıklık aynen kalsın, şüphe gönülden silinsin. Şüphe samana benzer, ne örter, ne dürter, ne de rahmet verir. Eteğimizde olan taşı silkelim, öylece hafifleyip kalalım. 'Taş, nedir?' denildi. Bildiğin yoramadığın, aldığın karamadığın, sevdiğin veremediğin. Seveni sevene katalım, sayıda tek olanı çıkaralım. Güzellik, eşitte değil çeşittedir. Olduğu gibi bildiği yerde sevelim. Yerini verdik, daha önce söyledik. Akacak su yol verir, gülecek kul hal alır. Doyumsuzluk, uyumsuzluğu siler. 'Gönlünün kapısı açık.' dedik. Deneyden uzak kal! DOST diye andığını, sofrada eline kaşık verdiğini dedim. Yanımızda olanın, sohbette yerini alanın. Güçlük, yerini bileni sarmaz; güzel diye her görülen, sayfada örtülmez. ALLAH'ım RAZI olsun. Aldığın yönde, bildiğin sözde, karamsarlığa düştüğün an, kesin yaprağı çevir. Genişlik alıştan gelse, uyuma yol açmak gerekir. Ocak acıkana aş için, kucak uyuyana baş içindir. Gördüğün düşte, yaydığın taşta, dağılandan toplanan görülür. Yaprak dökülmez gün gelmedikte, ocak yakılmaz aş hazır olmadıkça. Öyle ise, olduğumuz yerde güzeli bilelim. 'Güzel, her oluşta sevgiye yol açar.' diyelim. Cenk savaşa niyettir, ya kazanılır, ya kaybedilir. ALLAH'ımın YOLU'nda, cenk değil ahenk gereklidir. Gönlüne aldığın, ahenktir. Düzen görülür, ALLAH'ım RAZI olsun denilir. Elini her dileyene uzatasın, 'ALLAH'ımın EMRİ öyle.' diyesin. Şüpheyi sil. Şüphesiz attığın adım taşa götürmez, günde yerini taşlı yol açmaz. 'Kum ile hemhal olurum, öylece kendimi bulurum.' diyesin. OMAR'ın yolundan aldığın gibi kalasın, adalette doğandan şaşmayasın, ettiği yemini bozana 'Yeter.' demeyesin. Şaştığı düzene uyacak, taş ile buluşup kırılacak. Olduğun gibi, olduğun yerde güzelsin. Kaçan kovalanır duran oyalanır. Ne kaçandan, ne durandan olalım, sadece yürümeyi bilelim. 'Yardımıma geleni bileyim?' dersen; 'OMAR' dedik daha önce verdik. Hal ile dediğin, BEYT'ine bağlandığındır. BEYT; RESULÜ'nden gelen, ALİ ile dağılan, dört yön diye bilinenin düğümüdür. RESULÜ yolumuzun Güneşi'dir; BEYT'i, AŞK'ımızın ateşidir; SAHABELER'i, yolumuzun ışığıdır. Aynı yolun yolcusu, yolda bekler hancısı. Hancı alır götürür, ateşine yandırır. Orduya yer soran, ona da çadır kurandır. Yerin varlığı mevcuttur, gönül dar olmadıkça. 'Açamadığım yönüm?' deme, açtığın kadar güzelsin. Daha önce verdik; olduğun gibi, bildiğin kadar güzelsin. Çirkini aramadan, olayı taramadan bulursun. Olduğun gibi kalasın. Ne derlerse desinler, kayda nokta koysunlar. Sen, seni bilen ilesin. Daha önce verdik; 'Verilenin, yöne götüreni muteberdir.' dedik. 'Sayamadım.' dediği, yaprak ile çiçeği derdiği bilinir. Çiçeği bahçede sevelim, koparıp vazoya koymıyalım. Güzelliği geçici olur; bahçede olan, her görene kendini sevdirir.

5
Hizmet yumuşak gelse, giden duranı görse verimsiz kalır. Çevredeki yemini bilsin. Gidiş gidişte. Doğuşa uysun, soğuk gelene gerçeği desin. Ne deniz kurur, ne gök erir. 'Aman.' diyenle yudum yudum içmeden, HAK YOLU'nu seçmeden; denileni bilemezsin, garkolsan da duyamazsın. Gidenin gittiğinde özenin yargısı var. Usunda her gün olayın sorgusu var. Sorgusunu silemezsin, yargısından sökemezsin. Olanı olduğu gibi, soranı bulduğu yerde bırakasın. (ü'ye) 

8-1 
Yerimiz gönüllerde, sevmeyi bilenlerde, yerini yoluna uyduranlarda. Selam olsun, yolunu bulanın aldığı, verdiğine uysun. Yapıda kapı gereklidir. Kuğu gölü süsler, göl kuğuyu besler. Ne var ki, deryaya dönük olalım, akan suya katılalım. Olaylar güzel gelse de, kuğu misali gölü süslese de; varışa gönül koyalım, günü bilelim, ne var ki gidişe hazır olalım. Gidişten maksat; doğduk öleceğiz, oluşta aradığımız menzile varacağız. Varışım O'na olsun, oluşta varlığıma aradığımı bulsun. Önce, gelişte gayeyi bilelim; daha sonra düşünelim ki, 'Nasıl? Neyle? Nerde bulalım? Neyi bulalım?' Elbet HAKK'ı. Önce oluşa uyalım, nasıl yarattı ise öyle kalalım; esen yelden toz almayalım, akan selden çöpe el uzatmayalım. 'YAR.' diyelim, gönlümüzü O'nun ile dolduralım, O'ndan geleni sevelim. O, O'nun ile olanlarladır; O, O'nun ile dolanlarladır; O, O'nun yarattığını sevenlerledir. O'nun ile dolusun. Ne var ki, O'nun yarattığı ile beraber oldukta; niyazın yerini bulur, gönlünde kainat seyrinde kalır, cem CEMAL ile olur, CEMAL'de kul kendini bulur. Sarfına yön verdiğin nazarında, yozlaşan niyeti silesin. Güzellik, uyanındır. Güzel, severse güzeldir; güzel, uyarsa güzeldir. Güzelliğin vergisinde, ALLAH'ımın sevgisi vardır. Güzel isen, sevgilisisin; sevgilisi isen, sevmeyi bilmelisin. Kader KADİR'de sorulur, kadrine nema yorulur. Yeniyi, YUYAN'dan alacaksın. Yeniyi GANİ verecek, kuyudan yolunu çevirecek. Seveni sevmen, sevgilinin sevdiğini ayrıntıdan çıkarman. Gönül yolunda doğuştan uyuş bilinir, ne var ki günde kuğu misali kendi yönünde dönülür. Kayguya yer yok, 'Yeniyi GANİ verecek' dedik. ALLAH'ıma emanet olunuz, GANİ'den selamını alınız. Danışılan günde, aranılan yönde kendini bulasın, muradın her demde bilesin, koyun kuzu misali YUVA'da yerini bulasın. Koyun kuzu nedir? Ana ile yavrusu. Yol ile yola bağlanır, koyun ile kuzu sevenlerce söylenir. Kuyuda, yol veren değil su veren vardır. Kemikten değil deriden gelir, genişlikte yerini bulur. EYVALLAH. Meyve yeme. 'Niymet nerde başlar nerde biter?' dersen; sevilende başlar, silinende biter. Gerçeğin aynası, gönlümdür. Açamadığın gün göremezsin, bilmediğin yolu gidemezsin. 

8-2
YAR diye geldik, kul diye sevdik, cümleyi sardık. Kainatın verdiğinde, kulunun gördüğünde, sevginin ördüğünde; CEM'deki özellik görülür. Dağılanın eğildiği, olumunda övüldüğü görülür. 'Selam olsun.' dedik, kainatta kuşun kurdun, dalın yaprağın, çiçeğin böceğin yaratıldığı, kulunda görülenin cümle ile bağlandığı bilinir. ALLAH'ım RAZI olsun. Günümüz, hayır geceye bağlansın. Hayır gecede her kulu eğilsin. Sahip olanın, YARATAN'ı bilenin; gelişinde özellik, bilişinde güzellik vardır. Kalede duran ere beklediğini sorsan, 'Vatanım.' der. Vatan erin durduğu yer midir? Elbet değil. Niyette olandır. Birbirine bağlı olan her er vatanı bağlar, geçici olanı değil. Saman su yüzüne, zaman kul yönüne gereklidir. Kucak açan, sevgi saçan, güzellikte aradığını bulur. Genişliğe yer veren, darlığı siler, gecemiz kulun ömrüne güler. 'Keyyam.' denildikte, aynadan soruldukta; açılan defter bilinir. Yerini soran, 'Hayırda mıyım?' diyen, çok bulan, azı silendir. 'Az.' diyen, çoktan arayandır. Ne silelim, ne soralım, olduğumuz gibi olduğumuz yerde kalalım. Ne dünyayı tarayalım, ne yorumu arayalım. Yorumdan maksat; veriş nedir, görüş nerde, biliş nereye kadar? Seyyar satan sergiyi arayanı katandır. Kumun yığıldığı yerde açtığın havuz çabuk dağılır. Kulun emeğinde, yolun düzeyinde aranan bulunur. Çevreyi dolayalım, SEVGİLİ'yi arayalım; yerde yaprak, dağda toprak görürsek, 'Yersiz.' demeyelim. Kar yağsa tepelere, gül olsa bahçelere, 'Vazoya alalım.' denmesin, ömrü kısaya alınmasın. Çiçeğin yeri bahçedir. Yerini bilenin dağda bağda aradığı, var olan kadardır. Ötesi senden gelmez, sorgusu bana düşmez. Olanı olduğu gibi, seveni bildiği yerde bırakalım. Kitabı sorana daha önce verdik. Suyumuzdan katılsın, koyu gelen açılsın. Balın ağdalısı güzel gelse de, boğazı yakar. Suyumuzdan katılsın, ağıza hoş geldiği gibi akıtılsın. Dört ile dörtte kalınmasın. Dördü bölsün, sahifeyi arttırsın. EYVALLAH. EYVALLAH. Güzele başladı, gazelde bitirdi. Ne var ki balını ağdalı koydu. Suyumuzdan katılsın, yeni'ye uysun. Yenilenen yerini bulur, her dileyen alır. Daha önce dedik; sözümüz asla zümreye değildir, cümleye olmalıdır. Yuyana yorum versen, yapısına kapı açar, kapıdan her dileyen geçer. Kapısı açık olmayan yapı, gelenin gönlünde kaygu yaratır. ALLAH'ıma emanet olunuz. Sorgusuna düşülen, şifasına yol aranan kulunun yumuşak yolda bulacağı bilinsin. Oyalanması gereken yer, kainatın süsü olmalı. 'Nasıl?' denilir. Değil. Kemikte olan, deriden gerilen yerde eziklik görülür. Güneşten uzak kalsın, başını güneşe tutmasın. Geçicidir. Döğüşün verdiğini, gelişin gerektiğini anlatınız. Yerimiz alınmadık, gönlümüz bilinmedik değildi. Denizden gelenin, denize döneceği bilinir, kayın ağacında dağınık düzen görülür. Ezik olan yere kepek lapası yapınız. Uykuya vardıkta, başının ardına koyunuz. Bilmesi gerekmese de olur. Yastık gibi yapınız. ALLAH'ım dilediğini vericidir, seveni bilicidir.

9
Günlerin yöresinde, yolların töresinde; aradığımız cümle ile taradığımızdır. Selam ile geldik, sahifeyi cümleye açtık. Gayede uyum, görüşte doyum ile gerçekleşir. Kulun kula vereceği sözüdür. Ne var ki, sözü ile vereceği ÖZ'üdür. Elden eli alalım, gönüllerden gönüle aktaralım. 'Şerbet verdim içmedi, yolda güzeli seçmedi, dar boğazı geçmedi.' denilirse; 'Dost eli gelmedi, dost elini bulmadı.' derim. 'Kadir bilenden, kadir uyandan, yolum nedir?' diye sorandan ALLAH'ım RAZI olsun. Olmuşu seversin, hamda översin, demirde tavını ararsın, her olayın olmuşuna gönül koyarsın. Bağda üzümü seversin. Koruk sevilmeyenden ise, üzümü beklersin. Öyle ise, koruktan şikayet niye? Koruk oldu erecek, üzüm verdi serecek, şarap oldu sunacak, seven sevdiğini alacak. 'Ham olan sevilir mi?' denilmesin. Koruk ta oluma kapıdır, bilinsin. MEVLÂNA'yım. Deniz sizin, söz bizim, yerden göğe HAK sizin. Gelişte aldığınız, dönüşte getireceğinizdir. Yorumda vereceğiz, söz ile gireceğiz. 'Somut örnek.' denilse, kayıp elde bilinse; aranan bulunurdu, şüpheler silinirdi. 'Almayı bilmeyene, yerini bulmayana vereceğin nedir?' denilir. Almayı bilmeyen değil, bilemeyen vardır, her darlık kula kardır. Çünkü, bilemediğini bulur, bulduğu ile olur. Güzellik, bileni bilmeyeni sevmekte, her olayı uyumlu görebilmekte. Yerden gökten bilene, 'Yazdın ALLAH'ım.' diyene; elden dilden verilir, izin geldikte görülür. PİR SULTAN ABDAL'ın dediği, HAZRETİ MERYEM'in bildiği, SENT MİŞEL'in gördüğü; ne yolsuzluk, ne kayıtsızlıktır. Kayıtsızlık, bilenin bilmeyene verdiği ise, bilmeyenin çözdüğü olsun. Her yoldan gelen bir arayışta olduğuna inansın. Bağlayan gönülde, BİRLİK vardır. ALLAH'ıma emanet olunuz. MERYEM'in verdiği, yeni'ye uyduğu görülür. Şahitsiz aldığı, yerini verdiği cümlenin bildiğidir. Demir tavında olur dedik. Eriyen demire şekil verecek, ÖZ'ünü dürecek olandır. 

12 
Yedeğin olmadığı, aslından dönmediği bilinir, yazılan öylece çözülür. 'Gerçeği çözelim, yerini bulalım.' denildikte; yeniden yol almamış, düzene el koymamış oluruz. Genişlikten alınan, darlıktan silinendir; kayguya düşülen, geçen günde bölünendir. Bölüneni bağlıyalım, gönlümüzü eğliyelim; aymayı bilelim, güzel görelim. Yeşil yaprak, mor çiçek, çiçekte dolaşır böcek. Sevdiğimiz, seveceğimiz cümleye dolsun, geleceğe kucak açsın. Doyum uyumda bağlanır, kul güzeli gördükte eylenir. Görgüyü açalım, her günde ayrı hayır sezelim, aldığımızı bildiğim ile sürelim. Konuk gelse, yolu bulsa, yerini gelene bağlasa; dimağ açık verecek, gerçek öyle çözülecek. Gürleyen suyun gelişinde, cümle kulun buluşunda; elbet kollar açılır, her dilenen yoldan geçilir. Nehir aktığı yerlerde kollarını yayar; her koldan alan, kaynağına uyar. Yazımız, bir elden verilir. 'Yazanlar, nerden alır?' denilir. Denize yol veren, kaynağını nehre bağlayan. Daha önce verdik, 'Tek elden.' dedik. Göller, kuyular da verir, susuyana hizmet eder; ne var ki, deryaya götürmez. 'Yanlış mı?' denilirse, akımına göredir. Kucağın alacağı, sevene vereceği vardır. Gayretin ötesi, hayrettir. 'Aymayı bil.' dedik daha önce verdik.

18 
Yerden gelmeyen, rahmet bilmeyendir. Bulutta rahmet ara, dumanı dağıt. Günde görülen buluttur, duman değil. Kayguyu silelim. Aymayı bilelim. Seyyar satıcı yerinde kalmaz, asla belli yeri olmaz. Dönük olan, dolan ile birleşmez. Köklü ağaç dayananı yere düşürmez. Meyhane olsa YUVA'mız, içmeye gelen kulunuz, elbet dilediğini alır. Aldığı mey ile sarhoşluğu bilir. Konuk giden, konuk gelir. Seyyar olduğu yerden mekanını bulur. Kuyuya ses verenden alacağını aldı. Yönünü yarından bekler. Yumuşak yolunu bulacak, seyrinde yolundan sıyrılacak. Kitabımız denilir, (ü.u'nun kitabı.) satır satır söylenir. 'Üç ahdım var dünyada: Gördüğümü demeye, topladığımı işlemeye, ağ misali hayır diye örmeye.' desin. Günü geldi, yazasın. Güzel gün gölgesini bilir, rahmette bereket görülür. Yumak yarıda kalmaz, vazife alan yönünü çevirmez. Sevgimiz sevgililere olsun. (g.a'ya) Yemeye yemeye yeni'ye geçemezsin. 'Yediğimi severim, ALLAH'ımın nimetini överim.' diyesin. Meraka yer yok. Koğuşta olanın derdi sestendir, yağışta olanın çamurdan. Ne var ki, ne sessiz kalınır, toprağın vergisi ne çamursuz bilinir. Almayı dilediğin her var olanı ALLAH'ımdan iste. (ç'a) Kulunun rızkı kesilmez. Müsait günde değil. Kesilenden olmaz, gayrıya söz düşmez.

20
Nimet yolda, yumuşak halde gelişir, yaprak çiçek ile söyleşir, dolu olan boş ile dertleşir. Kucak dolusu sevgi ile geldik, kuyuya ses vermedik. Huzur ile bulalım. YUYAN olanın, rüyada gelenin yorumu; yardıma gelişinedir. Daha önce dedik, olumsuzluğa gönül koymayalım. Yardıma gelenin, çağrıldığı yerde anda olduğu bilinsin. MEYDAN yolu bulanındır, yol bilene soranındır, kemik yapısı bedenin çatısıdır. Bedenin yapısında eylem gelişir, mantık ile akıl yorumda doğruya çalışır. Öğüt verene. 'YUYAN'ım.' diyemezsen, 'Uyanım.' diyesin, ALLAH'ıma emanet olasın, nimeti yolda bilesin. Yeniye hal ile girelim, güzeli öyle görelim. YUYAN. Diledin, 'Görsem.' dedin. Asyalı. (Rüyamda gördüğüm zat, Çinliye benziyordu?) Ürkmeye, korkmaya gerek yok. Yardıma geldi, kendini sana gösterdi. ALLAH'a ısmarladık. Baban; YUYAN'ın yapısına girer, YUYAN'ın kapısında durur, kucak açan ile bir olur, olduğu gibi gelir, verdiğinde sevgisi görülür.

21
Gözden sözden veren özden alandır, her olayı güzel görendir. (Gözden sözden veren kimdir?) Hal ile uyan, uyandan alan. Sorumsuzluk, bilimsizlikten gelir. Koruyana yer vermeyen, koruyana göz atmayandır. Olumsuzluk denildikte, kayda nokta konulmaz. Sovan ile bal nasıl yenilmez ise, soyan ile sayan elbet bir tutulmaz. Ne var ki, soyanı Allah’ıma havale edelim, sayandan uyumlu hali alalım, suyun aktığı yerde gelenlere selam diyelim. Örs ile vurursan, hırs ile dürersen; geçici övüntüye kayıt alırsın. “Yoğurt yesem sözüm desem, her güzele nokta koysam” dedi, YUNUS um söze geldi: Bostan toprağa gömülür, gömüldüğü yerde büyür. Olumu toprak ile güneştir. Demiri ele alsak, şekilde halini bilsek, uyumu ateştir. Kimi güneşte, kimi ateşte oluşur, konuk sevgide buluşur. Genişlik sevgi ile başlar, aşk ateşler. Oluş, küle dönüştür. Cepheye gidene sorarsan, ‘Vatanı kurtarmaya’ der, kendinde kurtarıcı vasfını bulur. Elbet yanılma yok, ne var ki kainatta nokta çok. Duyan bilenden sayılır, bilen görene el verir, gül ile bülbül misali. Duyan manaya gönül verendir. Bilen mananın şekline girendir. Gören çeşitte eşit arayandır. ALLAH’ım düzeni çeşitte verir, kul düzeni eşitte görür. Güzel olan, çeşittedir. ‘Eşitte olan hatalı mı?’ derseniz, kul yönünden elbet değil. Yapıyı eşit bölseniz, her katını aynı görseniz, elbet sevimsiz bulursunuz. Olumsuzluk, düzeni değil yozanı alkışlamadadır. Kayıtta yumuşak seçim olmalı, yerini bilene yorumu vermeli. Kahir (pek üstün, ezici) yorumda, duyana yer verelim. Keyyam, kusurun örtüldüğü, yasanın aşıldığı durumdur. Körük ile gidene, duvarı siper edene diyeceğim şudur. Dayandığın YÜCE olsun, söndüreceğin ateş. Yangın yayılır, körükleyeni de sinesine alır. Derdest olalım, elele verelim, siperde olmak gerekirse, ALLAH’ıma sığınalım. Saygın, soyun temelidir, yargı hükmün eseridir. Kerevet derdest ederse, şilte sırta değerse, seyrinde düzen bulunur. ‘Yorum?’ denilir, vergimiz yargılanır, sohbet gönülden dilenir. EYVALLAH diyelim, sohbete girelim: MEVLANA’yım! Gelişimiz görüşümüz, elbet yenide değil. Anıldığımız anda, sevildiğimiz her yanda. Yuvanız yoruma yol alır, her güzel gönülde özelliği bulur. Gönül kapısı uymayanda, el elde olmaz, gönül dilden vermez. ALLAH’ım razı olsun, sevende dilenen tecelli etsin. Kucak açılıanda, seyir güzeldir. Güzel görmediğin bil ki gazeldir. ‘Her olan güzeldir’ dersin, güzeli öyle çözersin. ‘Yazıyı alayım, güzel günü bileyim’ dediğinde, uyum görülür, sepet atılır, sedef seçilir. Yoldan halin sorana, çoklukta zorluğu bulana de ki: Değişene göz atalım, döğüşene değil; sevende bulalım, sürende değil. Katık ile savaşan sertlikte yumuşar. Cebr’etmeyen, zümrede bulduğunu, sabretmede kaybetmesin. ‘Nasıl?’ denidi, sözcüsü yorumu verdi. Hayır denileni bilsin, önce uyuma girsin. (Kim?) Uzak yolda olan, aynaya bakan, aynayı kendine değil başkasına tutan. Yapısı genişliğe uyar, ne var ki hep aynanın arka yüzüne bakar. (Nasihat kimin için?) Adanın büyüğünde olanı. (e mi?) EYVALLAH. Yorumda hataya düşmesin. Yumağın bittiği yerde doğuş vardır. Doğuşu bulana dünya dardır. Koğuşta ses olsa, kendi sesi kaybolur. Doğuştan ses alsa, gönlüne kalbolur. Yapıya yapıcı olsun, taşa toprağa bakıcı değil. Yapıya yapıcı olan, taşın toprağın yerini bilir, öylece güzelliğini görür. Dünya devri alem dünyasıdır, her an yenilenir. Eski olan yoktur, sadece varolan mevcuttur. Doğuş denilen, uykudan uyanıştır. (Canlar: HAKK’ı bulmamız için yol diledik, rica ettik.) Mesnevi’de sözüm oldu, günü geldi üzüm oldu, yaşananda gözüm oldu, gördüğünde üzüm erdi. O günde şişelere kondu, bugün şişeler size sunulur. Her gönülde alacak kase vardır. Kimi dardır, kimi boldur. Denir ki ‘Bendeki nice haldir?’ ‘Bendeki nice hal?’ diyene sözüm. Hala dolmadın, öyle ise kasen boldur. Olmasa gelmez, gemez de vermez, her bedene sürmez, her kulunu sarmaz. ‘Neden?’ denilir. Gelen, her bedeni sarmayı diler, amma her beden sarılmayı dilemez. Öyle oldukta, vazifeli geldikte; sadece sarılmayı dileyene verebiliriz. Kayguları silelim, eleleyiz bilelim. Ayrımız gayrımız yoktur, selam dilendikte çoktur, çünkü gönülleriniz her PİR’e açıktır, her yolda geçiktir. (PİR şeyh mi? Kullara mertebe yolu açar mı?) Asla! Her kul kendi kapısını kendi açar, her kapıdan kendi geçer. Daha önce verdik. Oluş, ne sözde sazda, ille de ÖZ’de. HAKK’ın rızasıdır. Sözün kısası RESULÜ’nün halidir, alacağın VELİ’dir. Olacağın ÖZ ile bulacağın haz ile. Sevgide ölçü alma, şekile talib olma. Şekil bağlar, yolun eyler, gördüğün dağlar. Sevdiğin dalgalar seni aşka götürür. Bin pulunu sattırır, bir puluna yettirir, BİR’liği Erlik’te gösterir. Bin pulunu sattırır demekten maksat; pulunu esir al, puluna esir olma. Yağma, Erlik’te bırakmaz. Yağmadan maksat dağıtan değil öğütendir, öğüteni eğitendir. Öğütenden maksat, küçüğü büyüğe katandır. ‘Nasıl?’ denilir. Değirmene gelen buğdayı elbet tane ile öğütemezsin, ne var ki çuvalı da tanelere katamazsın. Buğdayı taş ile öğütürsün, su ile eğitirsin, fırında pişirirsin. O halden geçildi, sergiye konuldu, yenilene sunuldu. ALLAH’ım razı olsun. (‘Gönül genişliği?’ sorusuna.) Genişleyen, kaselerdendir. Elbet alışa uydukça, verişi bildikçe genişlemeyen kase yoktur. Dileğine uyanı, yolunda olanı, ‘Nasip kul’ denileni unutma. Niyazına verdiğine, şahidi olduğuma, gerçeği daha önce verdiğime yazılıdır. Yargıda olana de ki: ‘Uydum, duydum, niyazıma geleni bildim, şükür dedim.’ Yorumda hata olmadı, sebep kuşlardan sorulmadı, yazılandan öteye varılmadı. Olacağa uyacağız, HAK ADI’na verileni bileceğiz, elbet geleceği vereceğiz.

23
'Göz ile almayı, ÖZ ile bilmeyi denedik, olayda duyanı sınadık.' diyene de ki: ÖZ'de olanın gözden verdiği bilinir. Cümle sevgi ile selamlanır. Gelmeyi deneyene, yumuşak yolu vardır, bilindiği gibi sevene dünya dardır. 'Kanat diledim uçayım, yaprak oldum göçeyim, gazel oldum düşeyim.' dersem, elbet olumu yazarım. Kucak dolusu sevgi ile gelenin gönlünde olanı verdik. Daha önce resim ile sevgisini yaydık. PİR SULTAN ABDAL'ın, MERYEM'in, SENT MİŞEL'in resmi gelene çizildi, üç kanalın suyu açıldı. Kuracağız dedik, duracağız demedik. Yazacağız dedik, kalacağız demedik. Yazımız açılacak, bütün verilecek. Ne var ki, kesin karar almayacak. Görgüde hataya düşmeyelim. Düzeni verdik, 'YÖNETEN.' dedik, yapıya talip olanları sorduk. (Kırkbirler mi? EYVALLAH. EYVALLAH. PİR SULTAN ABDAL yardımındadır. 'Soylu.' dedik, daha önce verdik. Geyik misali yol alır, sanılmasın boynu bükük kalır. Sattığın meyva alanındır, verdiğin bilgi bulanındır. Ne var ki, sendeki senin, aldığı onundur. Bilgi satılmaz, devredilir, yayılır. Dileğimiz odur ki, yayıla yayıla dönsün, başladığı nokta ile bitiş, kainatı sarsın. Bitişten maksat; olumunu tamamlayan toplumda sevgi yerleşsin. 'Nasıl?' denilir. Seven yayarsa, sevilen yayılır. Sevenin yaydığı sevgisidir. Dört kişi, dört kişide kalmaz. ŞEMS misali olalım, buğday misali dolalım. EYVALLAH. Şah ile oluşunu, dost ile buluşunu oyunda noktalar, yayılanı geçitte aşar. Doğuşu bilelim, gerçeği görelim. Ömürde açılan pencere her kula nasiptir. Ne var ki, YAZI'ya uyalım, bildiğimiz gibi olalım. 'Bildiğimiz yok.' denilmesin. Yıllardır verilenden alanlar, aldığına uyanlar yorumdan uzak kalmasın. Açılan sohbetimizde olumun erdiği görülür. Görüldüğü günde vazife verilir. Daha önce verdik, 'Yoğun çalışma.' dedik. Asla durandan olunamaz, beklenilen gün inkar edilemez. Her vazife alan aldığını, övünsün diye değil, dövünsün diye aldı. Dövünmekten maksat, koşunsun, dilenen yere taşınsın, çağrıldığı yerde bulunsun. 'Vazife.' denildikte, burdan oraya veririz. Ordan oraya nasıl veremezsiniz? Verilecek, derilecek, yoğun çalışmaya girilecek. Unutulmasın, bekleyen çoktur. Her dileyene denilmesin 'Elde yoktur.' Olmayan toplansın. Aynayı ele verdik.Yazdık yazdık, sohbet sofrasını açtık. 'Daha genişleyecek mi?' denilir. 'Cümleye.' dedik, zümreyi vazifeli saydık. Doğan doluya, duyan beriye gelsin. Her kulu sevgi ile her yaratılanı sarsın. Söz söze katılmaktan uzak kalsın. Seyrine katıldığın her olayda güzellik belleğin olsun. ÖZ'üne kaydet demektir. Küçük, doğana diyelim fakir olana değil. Büyük, alim olana diyelim zengine değil. Cümle  sevgiliye selam olsun, sevgide her kul kendini bulsun.

24 
'Her yerde, her anda beraberiz.' dedik, daha önce verdik. Geldiğimiz gördüğümüz, selam ile durduğumuz, Doğu ile Batı'yı bağlayanda çözüleni verdik. Doğu'dan el alan, Batı'da düze gelen, YEDİ'den yolu soran; adı ile geldi, samyelinde durdu. CAN BAPTİSTE. Yaprağı açarsan, dalından seçersen; olduğu gibi çözersin, altı kapıda altı geçit aşarsın, öylece aranan dehlize geçersin. Dörtte durulur, beşte gerilir, altıda girilir, yedincide açıktır. Sözün altısı değil, ÖZ'ün altısıdır. Konuk gelene de ki: 'Çerçeve açılacak, Güneş'ten geldiği gibi verilecek.' Gölge açmaz derdliye verdiği gün, sabah seherde bulduğu gün. Gine gelecek, dilediği açık seçik verilecek. Damlaya damla ekledi, akan suyu bekledi. Elbet nasibini alacak, aradı bulacak; SEVGİLİ'den diledi, gönlüne AŞK'ını doladı, gelişte verdiği gibi, görüşte bulacak. Gelişimiz, elbet yalnız değil. Her anılan, sevgi ile aranılan, beraber olur. ALLAH'ıma emanet olunuz, YUNUS'umun sözünde niyaza durunuz. Gül ile bülbülü AŞK'a örnek alsan, yağmur ile toprağı nasıl izah edersin? AŞK; bulut gibi gelir, yıldırım gibi çarpar, yağmur gibi akar, RAHMET olur toprağı yaprağı yıkar. ALLAH'ıma emanet olunuz, YUNUS misali AŞK'a düşünüz. 

26 
Yapıya usta, kuluna dostta değer ararsın, her olayı gönlünce kurarsın, dileğince yorarsın. Gerçek, olanı olduğu gibi. Anını yaşa, anda olandan ötesini bekle. Dert, dört yanı sarmaz; kul yolunda oldukta, olaylara dert diye bakmaz. Huysuzun verdiği, huzuru yerdiğidir. Kardığın helvada şekerin tadı vardır, kurduğun yuvada huzurun adı vardır. Yemeniyi giyenin, yolda üzüm yiyenin, 'Kadere razıyım.' diyenin; HAK YOLU'na uyduğu, yerini günden aldığı bilinir. Kulunun oluşu, seveni bilişindendir. Seyrini dilediğin, 'Yeni, nedir?' dediğin; güne dönüşü, aydın oluşu verir. Uyumsuz olan her halini sildikte, her olaya güzel diye baktıkta; yeniye kapı açıldığını göreceksin. Manevi ferahlık, maddi aydınlığı getirir. Manen olgun kulunun; maddede bulacağı, huzur ile dolacağı açıktır.  Uzun günün deyimi, dilden gelir yorumu. Gönlü açık olanın, uyumu kolaydır. Sadece, 'Her an YARDIMCI'm yanımda.' desin, onu ansın. Bilinen yardıma söz edilmez, bilinmeyende görülmez. Daha önce verdik; 'Olumsuza gönül koyma.' dedik. ALLAH'ıma emanet olasın. Yolunda; üç duy, dört düşün, bir söyle. Az söyleyen, öz söyler; öz söyleyen gönüle hitab eder. Çok söz yanıltır, çok düşünce -(bir can ekler 'Yüceltir.')-, çünkü doğruyu buldurur. EYVALLAH. Çok söz ile değil, öz söz ile kendini bildirebilirsin. Merdiven çıkmaya, YÜCE'ye bakmaya destek dileyendensin. Eldeyiz, gönüldeyiz. Dilden alalım, olaylara olumlu gözle bakalım; yermiyelim olumsuz görmiyelim; sevgimiz bol, dil ile bölmeyelim; yeminden uzak kalalım. Yol bizim, hal bizim; dil de bizden olsun, güzellik öyle bağlansın. 

29
Niyazın olduğu, düzeni bulduğu yerde, kul huzura girer. Kuşakta düğüm olursa, belde düzen görülür. 'Yerde yaprak, kaderde toprak.' denilmesin, koşuya giden atın adımı sayılmasın. 'Komşuda olan, eşikte beliren?' dersen, mesafe koymuş olursun. Komşu ile aranda, ne eşik olsun, ne söz geçsin, havası tatlı essin. 'Yeniye yol aldık, eskiyi halde gördük, güzeli sevgi ile derdik.' diyelim, olaya 'Geçici.' diye kayıt koyalım. Satıhta olan; silahla değil, ferahla geçer. Alacağın akımda, bileceğin dökümde; 'Vazifem.' diyesin, aldığın talib olduğun vazifeyi sergiye koyasın. Yaprak yaprağa bakar, kulu güle su döker. Her gelene sorarsa; yorucu değil görücü olur, görgü ile gününü doldurur. Keyfinde yer bulan, yolunu handa bitirendir. Ne var ki, yolumuz handa bitenden değil. Han geçenedir. 'Doyum gerekli.' dersen. 'Uyum gereklidir.' derim. Kuğu misali gelen, yerini süsleyendir; yerini süsleyen, gününü besleyendir. Gayemiz; gönülden dolmak, halde olmaktır. 'Yedekte bulayım, sedefte alayım.' dersin; ne yedeğe gerek var, ne sedefte hedef. Kuştan yol sorsan, 'Uçana.' der. Tavşana yol sorsan, 'Kaçana.' der. Balıktan yol sorsan, 'Dalana.' der. Her sorulan varlık, kendi yolunu söyler. 'Ezilenden oldum, yumağımı yedek sardım.' denilmesin. Yumağın yedeği olmaz, ölüm anıldığı gün gelmez, doğum sayılan gün gelişmez. Her olay yazıldığı gibi gelir, kulu 'Dert.' diye diye kendini dertli görür. MEVLÂNA'yım dedim, söz ile verdim. Yumuşak düzende, uyandan olasın. YUYAN'ı değerde bilesin, seferde değil. Değer, ÖZ'dedir sözde değil, sefer yoldadır gözde değil. 'Yeniye uyacağım, kayguyu sileceğim.' diyesin, sorguya nokta koyasın. Ne düğümdür, ne doyum, sadece uyumdur. 

30  
Gönüller hoşnut. YUVA'da olduk, her gelende YÜCE'ye sevgi gördük. 'Selam olsun, cümlede kendini bulsun.' diye niyaza durduk. Yüzümüz HAK ile, gönlümüz HAK için. Cümlede doğuştan anılır, doyuşa verilir; her hal ile sohbet dilenir. ALLAH'ım RAZI olsun. Yerimiz bilene, gönlümüz sorana açıktır. Dilediğinizce veririz, her olayda güzeli görürüz. Yumuşak yol alana, kaydı günde bulana; sevgimiz açık desek, dünya halidir. Gün doğuşuna gözümüz açtık, gün batışına yumduk, ömrü öyle ördük. Uzun kısa alınır, ömüre gün sayılır. Gün doğuşu ile batışı arasında kaldık, eğildik düzene uyduk. Sarıldık, 'Bezenen.' dedik. Çiçeklerde rengi, suda ahengi gördük. Here olaya denge kuranı öylece bildik. YUNUS'um söze geldi: "Geldin aldın bildin, bildiğine uydun, uyduğun ile oldun." dedi, ömrün özetini verdi. Günümüz yarını söyletmez, yarın bugünü aratmaz, seven seveni taratmaz. Neden? İncinene yol açmaz. Yol bizim, han bizim. Gelen-giden, soran-arayan bizim. Sorarsam, 'Biz kimin?' Biz bize, cümlemiz YÜCE'ye doğru. Arayan eğriyi sormaz, acı ile tatlıyı karmaz. Bal yenir, yendiği gibi sevilir. Biber sadece aşa katılır. YM. diyelim, yolumuzu sohbete bağlayalım. Görüşü değerini buldu ise, diyeceği güzeldir. Desteği bildi ise, uyacağı özeldir. Dumanı dağıttı ise, sayfayı örttü ise, olanı olduğu gibi gördü ise; MERKEZ'im misali bulur, her olayda yerin çemberini alır. Gerçek, çokluğun birliğinde; gerçek, alınanın gürlüğündedir. MEVLÂNA'yım. MERKEZİM'in sohbetinde yenilenen düzeni saydık. Her olayı açan ile seçene sunduk. 'Akım dediğine ne isim verdik?' denilirse; susuz bırakmayan, havasız olmamayı, yeniye yeniyi katmayı bilen güç diyelim. Bilen güçten maksat; YÜCE ALLAH'ımın EMRİ'nde olan, kainatın düzenine baraj kuran, dönen ile söneni anında birbirine bağlayan güç. Elbet HAKK'ın tecellisi. İşte o güç her doğanı bir gün evvel doğandan bilgin kılan güçtür. Bilginden maksat elbet alim değildir. Bir bilene, iki bileni üstün sayar. Ne var ki, her seveni bilenden üstün kılar. 'Kucağım açılsa, sevgim saçılsa.' denilir. Konuk gelen her kulunda aynı sevgi görülür. Aradığım yapıya, açtığım kapıya her kulu sahiptir. Sevgiden söz edilir, doğuşta saz çalınır. Doğuşa değil, oluşa sevinelim. 'Akımını bol aldık, bolluğu öyle bildik.' diyelim. Akım, sevgi yüklüdür, bilgi yüklüdür. Ne var ki, her kulun kendi şeklidir. Kulun niyetinde şekil alır. Her var olanda tecellisi görülür. Uymayı deneyelim dediğimiz odur. Sevgi buldurur, uyanı oldurur. Unutulmasın, geriye dönüş değil, her anı yaşayış vardır. Her an, kuluna bildi ise kardır. Yüz ile verilen, akım ile sezilen odur. Rüyayı güne bağlayan, olayda kulu eyliyen düzen; akımın tesiri içindedir. 'Gece ile gündüzde nasıl tecelli eder?' denildi. Değişen sadece kulun düzenidir. 'Niyazın gecede sevabı çoktur.' denilen, katıksız alınan akımdır. 'Katıksız nasıl?' denildi. Yumuşak kulunun düzenine uymayan, hali halini bulmayan; yalnızlıkta uyar, uyduğu anda duyar. Duymaktan maksat, güzellik gönlüne dolar. Yapıya girdik, sofrayı kurduk, cümle ile BİR olduk. Yaprak misali ağacı süsleyenleri sevdik, kökünü besleyene 'ALLAH'ım RAZI olsun.' dedik. ALLAH'ım RAZI olsun. Cümleniz andınız, doğuştan sordunuz, dünya haline halimi bağladınız. Hoşnutuz, hoşnut olunuz, sevgi ile el ele veriniz. YUVA'mıza gelen her dostu katıksız seviniz. Seven sevilenden olur. Ne derse desin, nasıl uyarsa olumuna bulsun, kaydını sevgi defterine yazsın. Şahit bizden sorulmaz, kayıt asla kim olursa olsun silinmez. Aydan olsa bile, yıldızdan sorsa bile. Elbet sorduğu yine de YÜCE'dir. Biliniz ki, sorduğu an gecesdir. Çünkü ay da, yıldız de gecededir. Ne var ki, gün de gece de yazıdadır. Gün sevenin, gece örtenin değildir.

1 ekim
Bildiğimiz, sevdiğimiz, güzel diye gördüğümüz; yeminden uzak kalandır, her olayı ALLAH’ımdan bilendir. Kucak açtık dileyene, tatlı sözü söyleyene. YUVA’nın düzenine giren, yolu HAKK’a diyen; elbet derdini siler, olayı gönlünce böler. Tarif ile değil, görgü ile sabittir. Dayanılan desteğin, aranılandan olduğu bilinsin. Dumanın olduğu yerde zaman bilinmez. Dağıtalım dumanımızı. Yaralı kuş yerde gezer denirse de, yolunu bağladığı yerde gezer. Kayguya düşülen olayda, seferden uzak kalınır. Kapıda beklenilen, yapıya eklenendir. Dar olanı genişleten çevreye, yoğun çalışma gereklidir. Ne var ki, duyana değil, uyana el verilir. Taze meyve dalında yenir. Meyvenin kurusunda geleceğe beklenir. Olayda geleceğin düzeni görülür. Kayıtta olmayan yazıya gelmez, gerçek görülmeden kul gülmez. Çevreyi dolayalım, güzeli bekleyelim. Güzelden maksat; geçenin verildiği değil, gelenin dürüldüğüdür. Olmuyor denileni, durandan saymayın. Daha önce verdik. Her gelen, el verdiğine söylerse de; sözümüz, el alanın sahip olanındır. Dayanmayı dilediği yönde, yolunu bilene sorsun. ‘Bilen kim?’ denilirse, gönlünde HAKK'ı bulsun. Katık olsun, seveni bilsin, çatıyı örtene niyaza dursun. Elbet çatıyı örten YÜCE'dir. Ne var ki, kulunu vasıta kılar. Daha önce verdik, ‘Akım, kulunda şekil alır.’ dedik. Elektrik, dilenen yerde kullanılır. Ütü ile, radyo ile, süpürge ile, çamaşır ile. Her bilinen yerde, bilindiği gibi. Kulun aldığı akım da öyledir. Netice şekil alır. Ne var ki, yerini olduğu yerde bulur. Yapıda değil hata düşendedir. Hak ile HAKK'ı bulalım, darda olsak da O'ndan bilelim. Güzellik uyumdadır. Kayguya yer yok. Düzen kurulur, kul yorulur. Şikayetçi olmayalım,
‘Sarhoş.’ deyip, bilmeyeni kırmayalım. SAHABE’den gelen, EYÜB diye anılandır. Sorulan kayba değil kazanca dönelim. Geçeni örtelim, dağıtanın demeyin ‘Dürtelim.’ Kayıt sizde olsa, sebepsiz değildir. YAZAN BİLİR, güzel olanı verir. Dumanı dağıtalım, soranı eğitelim. Yorumda hataya düşmeyelim. Kapanan kapı gümüş ise, ALLAH’ım altın olanı açar. Onu bilen kulu öyle geçer. Sanılmasın vakit gelmeden kulu göçer. Ham meyve olacak, olanını yiyecek, ‘Güzel budur.’ diyecek. Güzelin tarifi olmaz, ‘HAK’tan.’ diyen çirkin görmez. Yaprak düşse söze girmez. ALLAH’ıma emanet olunuz. Görgüyü bilgi ile süsleyin, bilgiyi sevgi ile besleyin. Dağdan dağa ses veren, dönüşü alandır. Duyandan alandır. Söz ile gelir giderim, ÖZ ile her an beraberiz. Diktiğin ağaçta ‘Köke ineyim mi?’ deme, dalları eğilir. Ne var ki, gövdesinden gelecek, yapraklara verecek, gücüdür. Ağacın gövdesinde birleşen böcekler, sanılmasın ağacı kurutur. Sadece kabuğunu öğütür. Geçici olanın sözü, gelecek yaza kalır. Gelecek yazda, yeni yapraklar bezenir. Ne var ki, günde gövdenin kireçlenmesi gerekir, böcek gelmesin diye. ‘Kayguyu silelim.’ dedik. Ağacın gövdesinde değil, kabuğundadır oluşan. İlacını verende, kireç ile uzaklaştıranı göreceksin. Ne var ki, uyum gereklidir. ‘Dumanını dağıt.’ dedik. El ele, el dile, dil tatlı söze gereklidir. Bal yiyelim, bal diyelim, ‘YA ALLAH.’ deyip, kuvvet alalım.

2-1
Güneş misali veririz, olaylarda HAK olanı görürüz, ermeyi dileyene 'ER'likte kalsın.' deriz. ER'lik BİR'liğe, BİR'lik dirliğe götürür; ER'likten oluşur, sevgide buluşur; 'Ereyim.' diyen, düzende karışır. Selam olsun, gelende halini bulsun. Kayıtta yer alan, satıhtan kendini ayırandır, elbet güzelliklerle sevgide garkolandır. Satıhta olanın sözü, günde toz misali uçuşur; bilgi ile sevgi karıldıkta, olduğu yeri doldurur. Gerçek odur ki: 'Yerim budur.' denilsin, her yeri olana 'Sevgili'den.' diye önem verilsin. Yaprak yaprak açtığın, geçitte seçtiğin, özellikle kaydına düştüğün olayda; elde olan bilinir. Gelişinde bulduğun, MERKEZ'imden aldığın, daha önce verildi, şaka ile değil Öz ile bağlandı. Geçirdiğin düzenin, aşmayı bildiğin özenin, elbet dağınık değil. Geçerli olan, günde seyrini bulacak olandır. Olduğun gibi, bildiğin kadar ver; ne var ki, yumuşak olmayana, düzende kalmayana dahi ver. Deneyecek kınayacak, en sonunda derde deva diyecek, sevginde kurtarıcıyı bulacak. Değer ölçüsü ne olursa olsun, her alan verdiğin ile karılsın. Bilginden ver, sevginden ver. Genişlikte ölçü, aldığın alan kadardır. Böldüğün çevrede, çapını bulamazsın. Niyet odur ki; genişlik, dilediğince olsun. Sende olan budur. 'Dört dört ile çarpılsın, değeri dileyenle paylaşılsın.' dediğin odur. ALLAH'ım RAZI olsun. 'Dört dört ile çarpılan, nedir?' dendi. Aldığın, bildiğin, olduğun, sevdiğin; olumun özetidir. Paylaşmayı dilediğin, elbet HAKK'ın RIZASI'dır. Kayguya düşme, ne derlerse desinler. Unutma, verdiğin, alacaklarının üstündedir. Dağınık düzene girenin kaygusu yersizdir, çünkü olay şartsızdır. Şartları sildin, süresiz bildin, kaydını uygun gördün, seymen misali yemeniyi giydin. Derd ile derdi bölenin alacağı, sevabtır. 'Ne demek?' dendi. Dertliye deva, derdindir. Duyanın yargısı, bilenin saygısı olacaktır. Oluşum odur. Gelişim seyrine konuk değil, vazifeli denenden, İBNİ SİNA ile gelenden ALLAH'ım RAZI olsun. 

2-2 
Meyden aldığın ney ile silinir, yaprak misali sevilir. Beste ile söylesin, desteyi yolda görsün, huzuru gönülde duysun. Ona de ki: Derdi bölünür, şikayeti silinir, kuyu yeniye yol alsın diye yanaşır. Yenilik yoldadır. Oyunu verdiği adada, Güneş'i bildiği sahadan geçecek, güç denilene dayanacak, katıyı alana kötüyü silene gönülden niyaz edecek. KADİR olan, kahrı siler. Sözünüz ÖZ'ümüzde, ÖZ'ümüz gözünüzde olsun.

4 
Güneşten almayı dilersen, gölgeden kaçayım dersen; uyumda olmaya, gönülden dolmaya çalış, her hale uymaya alış. Sarı ile moru uyumsuz deme, güzel ile çirkini doyumsuz bulma, kar ile korda ayrıya düşme. Sebepleri kement diye kimsenin beline atma. KEREM ALLAH’ımdan. YARATAN’ın GÜCÜ. Cürüm senden. Sebepleri gönlünce yorarsın, cürme düşersin. Dünyaya gelişin değeri; olayları tartışmak değil, olaylardan özele bakmak, ÖZ benliğini bulmak. Kul dilediği olayda, kendine güzellik arar. Dilediği olayda, ‘Acı.’ der tarar. ‘Acı çektiğim.’ dediğin olaya, gelecek günde güleceğini bilirsen, kendini yargılarsın. Her kul geçen günü över, olduğu günde dizini döver. Demek ki olayın acılığı değil, kulunun acilliğidir. Kul olaylara dilediği yönden değil her yönden bakarsa; o zaman düzlüğü bulur. YARATAN’ın kullarında, yaratılış özelliği vardır. Sabırda, özelliğin güzelliği vardır. Sabırdan maksat; olaylara kuldan diye değil ALLAH’ımdan diye bakasın, çemberde dairenin noktasını bulasın. Ezilenin döküleni olur. Ezilenden değilsin. Doğuşa değil görüşe yer verirsin. Unutma, doğuşta asla hata olmaz. Ama görüşte hatalar olabilir. ALLAH’ımın düzeninde olayları doğuşa-ölüşe göre çözemezsin. Doğuşu-ölüşü ALLAH’ımdan bilenin olaylara kuldan gözü ile bakması görgü hatasıdır. Ne var ki olayları insanlar oldurduğuna göre, hatalı insan değil midir? Elbet insandır. Ne var ki insanın yaptığını gören, gönlünü okuyan da ALLAH’ımdır. Düzene oy verelim, güzeli öyle görelim; tarihten değil, doğadan ibret alalım. Yaratılışın hikmetlerinden. Demirden levha, YUVA’dan sayfa açılır, MERYEM sohbetlere gelir. Daha yüce kullarında dilediniz. Ne var ki kapıları açan sizin gönüllerinizdir. ‘GARİB’in göçüne kadar geleceğiz, beraberce vereceğiz.’ dedik. Doğuşu veren ile, duyuşa götürene yol açtık, birbirine bağladık. Yeni olaylara düzen verecek olan, sevgi akımıdır. Kullar arasında dinler-ırklar, ancak sevgi bağı ile birbirine katılır. Yenide yerin var, görevin var. ‘EYVALLAH.’ diyelim, sözü bağlayalım.

6
 Yemeyi bilen, doyuma uyandır; sevmeyi bilen, vermeye amade olandır. 'EYVALLAH.' diyelim, amade olduğumuzu bilelim.
Sebepler yerden değil YÜCE'dendir, uyduğumuz gecedendir. Gündüzü bilen geceyi böler. Olmazsa düzen olur mu yozan? 'Yanlış.' denilmesin. Düzende yozan bilinir, uymayanda bilen aranır. 'Vereceğiz.' denilen odur. Hata düzende değil, yozandadır. Düzeni değiştirmek kulun gücünde olamaz elbet. Amma, yozanı gören bilenden ise durmaz elbet. Dosdoğru verdik. Bilenden olanları gönülden uyanları, 'Vazifen.' dedik, YÜCE'nin EMRİ'nde vazifeye çağırdık. Yönetimde olanlar, denetimde olanlarla yağış misali toprağı ellesinler, yağıştan önce olduğu gibi bellesinler, ekime hazır tutsunlar. (Yağıştan murad nedir?) Yağış denilen; güne kadar, günden sonra verilen, verilecek olanlardır. Daha önce verdik, 'Toprağı doysun, verici hale gelsin.' dedik. Toprağımız hazırdır, şüphesiz olalım. Şüphe verişi engeller. Doyuma giren toprak; kar ile de örtülse, buz ile de kaplansa, asla verişten kalmaz, bilakis güçlenir. Güzel yollar aldık, güzel günler bildik. Olmayı denedik, uyumda karar kıldık. Kundak idik açıldık, köprü olduk geçildik, 'Veren.' dedik seçildik. ALLAH'ım gücünüze güç katsın, her bünyeden şüpheleri atsın. Yolumuz beraberdir el ele, YEDİLER ile yol yola, yaprak ile dal misali hal hale. Var olanı vereceğiz, 'Yok.' diyeni seveceğiz. Yok diyen arayandır, karışık saç misali zoru tarayandır. Sabır bizde olacak, yok diyen zorlayacak. Şartsız çıkalım yola, beklemeden girelim kola. Dar olanı görelim, zor olanı dürelim. Arayanda SEVGİLİ'yi bulalım. Düzende bulduğum, özen ile verdiğimdir. Özen ile verdiğim, cümleye serdiğimdir. Sadece dünya günümde AŞK'ımın kökünü bulamadım, kimden geldiğini bilemedim. ŞEMS'i gördüm, ondan sandım. Çiçek ile böcekten bildim. Kuyu ile havuzu gördüm, 'Yolum oradan mı?' dedim. Dolana dolana deryayı buldum. Deryayı buldukta, katreyi dahi sarmaktan uzak kalmadım. Yeni'den aldığımı, günümüze verdiğimi OMAR'dan bildim. Öylece onun AŞK'ı ile AŞK'ımda eşitlik buldum. Delice yazdım, delice söyledim, doluca sevdiğimi gönlümce dedim. 'Mesnevi.' denilir. Sanılmasın her ağızdan dökülen yazılıdır. Ayık olduğum, kalem tuttuğum günün notlarıdır. 'Not alan?' denildi, ZERKUB'un yazdıkları soruldu. Ne yazan ne çözen yetmedi, nefes kesilene dek sözüm bitmedi. Nefes kesildi, yıllar geçildi, hala söze söz, AŞK'a AŞK katıldı. 'AŞK'a AŞK nasıl katılır?' denilir. AŞK'larınız AŞK'ıma katılandan değil mi? ALLAH'ım cümlenizden RAZI olsun. 'Yazılan her satırda ALLAH'ımın ADI anılsın.' dediğimiz odur. Not alan, 'ALLAH'ım.' diyenin yazısında sevgiye çağrı vardır. EYVALLAH. Daha önce dedik; sözümüzden katılsın, bal şerbeti sunulsun. Bal misali yazılıdır. Değerinde, Ümmeti'ne sesleniş vardır. ALLAH'ım cümleden RAZI olsun. Sözümüzden katıldıkta, satırlara atıldıkta, bal şerbeti denilir, her bünyeye sunulur. ALLAH'ım RAZI olsun. Suyun aktığı yerde kendini bilen bulsun. ALLAH'a ısmarladık diyelim, son sözü YUNUS'uma verelim: ... ALLAH'ıma emanet olunuz. Selam RESULÜ'ndendir biliniz. Yeni'den verdik, yeni'den alanları selamladık. 'ALLAH'ım güçlerine güç kat.' diye niyaza durduk.

8
Güzel gün dedik, geleni verdik, yumuşak yolda olanı sevdik. Güğüm dolu olacak, nasib günden gelecek; niyaz ile oluşan, gönülden doluşanın yeri, YARDIMCI'sı ile oluşacak. Selamını aldık, sohbetimizde verdik, selamladık. Yaprak düzenine uyar, seven YARDIMCI'sını duyar, eline gönlüne koyar. Hummalı olduğun günde, kayıtsız kaldığın düzeni derleyesin, yazına yaprak açasın, kitabında yeniye yer veresin. Aşın pişer, işin coşar. Yazını ihmal etme. Not aldığın, düzene koyduğun, kitap diye başladığın. Yemeniyi giydik, yola koyulduk, öylece düzeni bulduk. Yeminden uzak kalalım, çayda geleni, gölde yüzeni yermiyelim; ne var ki, deryadan başka yer almayalım. Seyrini bilenin yargısı, 'ALLAH'ım.' diyenin kaygusu olmaz. Çeşitte güzeli bulalım, eşitte sevgili aramayalım. 'Olmuyor.?' denilenin yerini olumlu alır, olumsuz düzenin dışında kalır. Uymakta güzellik, bilmekte özellik vardır. Şekilde sevmesekte, ÖZ'ünü arayalım, yozunu tarayalım. ALLAH'ıma emanet olasın, gölgeyi silesin, gönlündeki NUR'dan ışık alasın. OĞUL'dan gelen dileğin vericisiyiz, olumlu kulunun görücüsüyüz. Sarhoş deme. 'Yapıda yerimi bulmadım, dolu gönlüme seyir almadım.' der, meyden sebep sorar. Yönü tarafımızdan gösterilir, el ele verilir. Adını sarhoştan verdi, ehli olduğu işinde yerini buldu. Güzellik odur ki; duyandan olsun, elini vereni bilsin. El eleyiz, gönül birliğinde. Yolumuz açıktır, gelen geçen ile seven sayan ile. Daha önce verdik; 'Sevmekten uzak kalma, uyumsuz dediğin hiç bir olaya dalma.' Her andığın an yanındayız. Vereceğiz dedik. Resmimizi diledi, yolumuzdan yardım istedi, 'İşimde olsun, resmimin yerini açsın.' dedi. Yaprak açtık, HAMZA'nın yardımını söyledik, danıştık. Yudum yudum verdim. Dört kapı açılsa, karşında olana yürürsün. Düzen daima ileri olanadır, geri durana değil. Danıştığı yerde bulacak. Sudan aldığı giibi diledi, -Yaprağı duyana-, olmadık şüpheden, sevilmedik düzenden sıkıldı. Denilen isim ile , açılan kapıdan girişe önem versin. YARDIMCI'n HAMZA olacak, daha önce adını verdi. Kulun yolu şüpheleri sile sile açılır, şüpheler doğruya katıksız götürür; şüpheci kul en doğruyu bulur, saplantıdan kurtulur. Almaya devam edeceksin. Katıksız kaldığın, şüpheleri sildiğin gün; elinden  dilinden alınan yok. Kayguyu silesin.

11 
Yeniye uyacağın verildi, yerini alacağın, yenide kendini bulacağın söylenildi. Kırkbir'ler, hazır olan düzene. Sen hazır olan düzende, yani günde hazır olan düzende yerini alacaksın. Günde kuruldu, gelen günde EYVALLAH. Kul yerini alması için, önce yetiştirilir. Sana bildirilişi; bilenin uymaya daha çok meyyal olduğundandır, hatalarını görebilecek ortama girdiğindendir. Oluşumunu; önce evdeki düzende, sonra mahalledeki düzende, daha sonra semtteki düzende gerçekleştirmen lazım ki, zümreden cümleye çıkabilesin. Önce görgü, sonra bilgi, sonra vergi. Önce sevmen gereklidir, ne olursa olsun. Kusur bulmadan, hatalı görmeden düzene uyarsan, sevgin çoğalır. Haklı ile haksıza karşısın. Ne var ki, kırıcı tenkide vermeden. Mağmum; kapalı, içine dönük demektir. Elbet, gerçek her gün geçerlidir. Daha önce dedik; 'Önce kendi çevrende.' Ne var ki, doğrunun söylenişinde büyük-küçük kayrımı yoktur, sadece  kırıcı olmamak gerekir. Ayağına bakıp tozunu söylersen, kırıcı olur. Her olayda, kırıcı olmamak gereklidir. 'Ağaç yaş iken eğilir.' sözü ordan gelir. Dalları kırıldıkta, sadece gövde kaldıkta, kendini bulur. Yoğurt beyaz, ne var ki süt olamaz, ama süttendir. Sevilen de öyledir, yapıdandır ama yapı değildir; sorun da öyle, süttendir ama süt değildir. 

15
‘Yolumuz.’ dedik, 
sevene geldik,
 cümleyi selamladık.
 YUYAN olduğumuz, yapıyı bildiğimiz, yolunuza durduğumuz bilinir. 
Gayret hayret ile silinir. 
Dert aranmasın,
 yumuşak yolda olanın
 sevgisi bölünmesin. ‘Sahip olduğum, seferde bulduğum genişliği siler.’ diyen yanılır. 
LOKMAN’ın sözüne duran,
 gayrette bedeni yoran; 
sanılmasın seferi bildiğince görür.
 Sebep sepetten gelmez,
 çirkin güzeli silmez. 
Yorum düzedir.
 Olay yorumun sayısına değil, 
sevgisine bağlanır. 
Doyuş yorumda değil uyuştadır. 
Almayı dileyen,
 yerini değiştireni silmesin. 
Konuk gelenin konuk kalmayacağı bilinsin. ‘Gezdim gördüm, güzeli çirkin ile ördüm.’ diyen, 
sevgide ayrıya düşmesin. Çok ile azı sorma,
 ekşi ile tatlıyı karma. 
Salatada ekşi, 
baklavada tatlı güzeldir.
 İkisi beraber yenmez. 
Yense de güzel gelmez. ‘Ayyaş.’ diyen, HACI BEKTAŞ’tan yol soran;
 yolunu yokuşa sarandır. 
HACI BEKTAŞ;
 ayyaşa değil 
sarhoşa yol verir. Sarhoştan maksat;
 AŞK ile oluşan,
 meşk ile söyleşen,
 hal ile eyleşendir.
 AŞK’ta oluş,
 oluşta buluş,
 buluşta gerçek vardır. 
Gitmek-gelmek,
 denizde kumu saymaya benzer. 
Denizden kumu alsak,
 sayıyı dile versek, söyleyişe sofra kursak;
 doyuma vermez. Hal ile gelen, yapıya denk saymayı deneyendir. 
Demir tavında, güzel 
halinde uyar. 
Eriyenin şekli mayide, 
karılanın hali eldedir. 
Her olay dildedir. 
Olduğu gibi bilinir, 
gün geldikte çözülür. 
Su ile oluşan, yolunu suda bulan, 
dar yolu genişleten. Yapısı küçük, doldurduğu yer büyük olan. ‘Samur.’ denilir, yapısı anlatılır. 
Yalnız kürklü değil; oluşturduğu olayda yolunu açar,
 aşılmayan yoldan geçer. 
Geçitte yapıya eşik, 
düzde gelene beşik olur.
 Denenmiş olan değil, söylenmiş olan vardır. 
Sorular yapının kapısını açanadır, 
gerçekten kaçana değil.
 HAZRETİ ADEM için soruldu, yasak elmayı niye yedi?
 İnsanlar çamurdan mı yaratıldı? ALLAH’ım dilemese, kul yiyemezdi, 
elma-buğday diyemezdi. “OL.” DEDİ OLDURDU,
 kainata “KUL.” dedi,
 sevgi ile oluşturdu.
 Kainat akım ile doludur, 
akımdan nasip alan kuludur. 
Akım ile her olay gerçekleşir. 
Akımdan az veya çok 
nasip alan vardır. 
PEYGAMBERLER katıksız akım yüklüdürler. 
Az akım alanlara yardımcı olurlar. 
Daha önce dedik, ‘Sevgi bulaşıcıdır. 
Akımın azaldığı, sevgisizlikten belli olur.
 PEYGAMBERLER akım yüklü gelirler,
 yayarlar. 
Elbet yeni gelen;
 bir evvelkinden daha geniş oluşturan,
 çevrede daha çok buluşturan fikir getirir. 
Mükemmel oluş, yaşantıya değil 
sevgide birliğe bağlıdır. 
Aldığını bilen, ‘ALLAH’ım?’ diyen her kulu, mümindir. Daha önce dedik,
 alemlerin oluştuğu,
 sevenlerin buluştuğu düzendir. 
Yorumda ayrıya düşersek
 çözüm getirmez.
 Bizler ancak trafo olabiliriz, 
O’na bağlı kalabiliriz. 
YÜCE ALLAH’ım, yapıya kumunu vereni, 
karanı, 
duvarı öreni bilir. 
Sevgi ile oluşanı görür. Sevgisi belirlidir, 
ne var ki 
akımı yüksek olan görür.
 Olaylar mevsimler gibidir, gelişir oluşur bölüşür. ‘Ölüm.’ denildikte, bedenden sıyrılır. 
Güzellik, yaratılıştadır. 
ÖZ’e indikte göze görülür. 
Sadece sevgi, akımı arttırır. 
Seviniz, ne olursa olsun, 
nasıl gelirse gelsin. ‘Sorgusuz kalınsın.’ dediğimiz, hep odur. Duyanın gördüğü rüya ile, 
uyuyanın gördüğü rüya bir değildir. 
Akım ile yüklendikçe, 
rüya da verici olur. 
Açılan, genişliğe
 varılan, sevgiye örnektir. 
Yerinde zamanında oluşumu gösterir.
 Ayağım yerde, gözüm suda oluştu. 
Sevgim yeşil taş misali
 kumda buluştu.
 Olayın değişeni değil,
 gelişenidir gerçek. 
Yazılan, olduğu günde gelir. 
Ne geç kalır, ne erken varır. ‘Düğüm.’ denir, 
düz iplik sorulur. Ocağı yaktığımız, kapıdan baktığımız bilinir. 
Ne var ki, araya ayna konulur.
 Sertlikte düzen bulunmaz,
 sahifeyi baştan almadan
 sona gelinmez.
 Arifi gelenden sor,
 güzeli bilenden sor, aynada görenden sor.
 Şarkı kulağa hoş gelir, 
ne var ki yazıda düzeni bulur. 
Düşünce birliği, 
sevgi gürlüğü,
 yardım etme sevinci; genişlikte yerini bulur. 
Dünya uğraşı kulu oldurur, 
yapıda kendini buldurur. ‘Bu dünya.’ dediğin, 
bastığın toprak ise, 
sorarım düşen yaprak nerdedir?

16-1
'Yediğim giydiğim burda, sevdiğim saydığım nerde?' dersen; güçlüğü yendiğin yerde. 'Dur.' diyene sormazsan, YÜCE'ye gönülden varmazsan; bildiğin vermez, gördüğün sermez, mantık hiçbirinin yorumuna uymaz. Onun için yediğin giydiğini yapıya, sevdiğine saydığına; yapraktan aldığın misali düşün. YM. Doğuştan yoluna duranı sorar, her olayı dağınık yorar. Olumda sadelik arayalım, öylece mantık ile çözüme varalım. Seyrinde yorum, rüzgara katılmış yaprak misali döner durur. Yaprağı dalda gör, kulunu halde bil; o zaman dağınık düşünce yerini bulur. Her olaya çözüm görülür. Olayları sondan başa değil, baştan sona götür. Çünkü, başı bildiğindir, sonu yorduğun. Olayın yorduğun gibi çözüleceğini nasıl bilirsin? Onun için dedim, olaya ters yönden girme. Söz ters gelse bile, gelecek gün beklenir. Ne diyenin sözü ile, ne bekliyenden, olay bilindiği gibi gelmez. Gedik açıldığı gün, taş yolda kalmaz. Meydan sorulur, görüşte açıklık aranır. Doyanın aradığı hemdengidir, sevenin sorduğu ahengidir. YM. Cennet denen yerdedir, Cehennem dayanılandadır, dayanabildiğin kadar Cehennemdir. Elbet ondan ötesi cennet. Ayak götürür, el eli tutturur. AŞK bülbülü öttürür, meşk sohbeti açtırır. Sohbet, Cehennemin bittiği yerdedir. Gölgede bekleyen, yolunu uzatır. Güneşte yürüyen, yoluna tez varır. Madde ile mana. 'Dolu dizgin gideyim, yolum nedir bileyim.' denilende, sabırdan yer alınmadığı görülür. Aslında kulun dilese dilemese, yazıya uyacağı, olanı olduğu gibi alacağı bilinir; ne var ki, dilden şikayet dökülür. 'Şikayette yarar mı zarar mı vardır?' derseniz, yararı da zararı da kulunadır. Olacağı olduğu gibi bilen, hem kendine hem de etrafına huzur verir. 'Mendili aldım, yaprağı sildim.' dersin; yaprağı sen silemezsin. Yeni'ye yol açtık, her yoldan yoruma geçtik. ALLAH'ım hayır olmayanı vermez. Kul, yazılmayanı dermez. 'Aradığım gelse idi, kaderimde olsa idi.' deme. Çünkü kulun yazısı değişmez. Değişenin elinde olacağını düşündü isen, hangi gün yolunu kendin çizdin? Her olayda plan kurdun, neticede aksini gördün; olanda kendi planını mı buldun? Cenk, kazanan için zaferdir. Her cenge giren kazanmak için girer, olmadık olay düzeni bozar. Demek plan kulun gücünde değil. Olaylar yazılıdır, kaderde kazılıdır. Ne durdurabilirsin, ne değiştirebilirsin. En güzeli, 'ALLAH'ım SANA havale ettim.' dediğinde görülür. Hummalı oluştan, olayı dağınık görüşten; hatalısın dedik, daha önce verdik. Yeniye yerden, eskiye serden kapı açılır. (Kapı çalınır, f.u girer. Üç kişi olarak tebliğ alınmasına devam edilir.) Cümlenize selam olsun. 'Koyun kuzu sürüde, çoban gider geride, yolum kaldı yarıda.' dersiniz, gerçeği pencereden ararsınız. Kapı açıktır; gönül aldığı kadar, niyaz edildiği kadar. 'Çok olsun, az silinsin.' demeyin. Aza da şükür. Çoğa niyaza durun. Huzur ile BİR'liği bulun. Yaprak yaprağa benzemez, çiçek aynı kokuyu vermez, ULULAR her yuvaya postu sermez. 'Katıldık sohbete' diyenlerde, her hal ile sabır görülmez. Planı olduğu gibi alalım; sevgimizi, bilene bilmeyene verelim. 'Bildiğim.' denilmesin. Elbet bilinendir; ne var ki yazımız cümleye okunandır. ULULAR vericidir, ALLAH'ım vazifeli kılar. Sabırda olmayan, ULU'ya gelmez; sabırsız olsa ULU denilmez. Sabırsızlık kuldadır. Sitem dersen, denenmiş yola yön çevirirsen, aldığında sitem ararsın. Postumuz oluşur, yorumda gelişir. Sorguya yol açan, yoğun çalışmaya giriş halidir. Soğuk sıcak demeden, yolu çamur görmeden açacağın yolda, tutacağın elde genişlik, elbet akımın artmasına yol açar. Niyaz ile gerçeğe uyacaksın. YM. Şahit sorma, vurgun arama. Vurgun; dar alan, ne var ki kendinden kaçandır. Dorukta olan yaprak, güneşe bakandır, yeşilden en güzeli alandır. Gölün verdiğine değil, nehirin akıttığına uyalım. Duran ile varan. Bağda üzüm denilir, unutulmasın, koruğu da yenilir.  Beklenen yerindedir, deme 'Gün serindedir.' Soframız kuruldu, aç olanlar gelsin, mana sofrasından nasibi alsın. 'Elmayı dörde böldük, dördün ikisini aldık.' dersiniz. Deneyen, geyik misali bulur, yönü dönse de çevreden alır. Kayguya yer yok. Demediğin sözde, almadığın gözde uyumsuz bırakma. Yol açan yardımcı olandır, bilsen bilmesen akımda uyulandır. 'Katre katre aldığım, yetti güzel dediğim.' deme, güzeli yorumda bırakma; aklına, geçeni takma. Senden aldım, sana derim. Eğitenden olanın, öğüttüğü, buğday olsun; asla yolunda taş görmesin. Gerçek koruk misali önce ekşi gelse de, olumunda tad alır, kulu sevgide bulur. 'Can, CANAN için.' dersin, canı canda seversin. Sevilen, halde olsa güzeldir; halden uzak kalan, çirkinden sayılmaz; tatlı aşa acı biber katılmaz. Sevgin ouşur, oluştukta buluşur. Açıkta olan, kuyuda kalana benzer. 'Arkamda kalan.' de. Yorumsuz kalma, sorusuz kalmayı dene. Sende olan, sende kalır, handa yolcu olur. Aynayı eline aldın mı, yumuşak yolu buldun mu; 'Seven.' deme, 'Seveyim.' de. Katıksız seçen, aşından geçendir. Süt dilersin, yoğurdu 'Katıklı.' dersin. Günün olayını verdim. Yoğurt süttendir amma süt değildir. Değişen, katışandandır. Düşünülen, YM. 'Süt verdim süt alayım.' dersin, yoğurdun gereğini  unutursun. 'Haberini alayım, seyrime güzelini kurayım.' dersin. Haberini aldın, görmeyi dilersin. Kayıtta yazılan görülür. Her olayda, YUNUS misali yorum açılır. Sütün yoğurt olması gerekli ise, yoğurt olacaktır; yerinde, şifa da verecektir; sana günde çektiğin kaygu kalacaktır. 

16-2
Gizli yol halden vermez, güzel söz yerden silmez, yedek denilen sahifeye nakledilenden olmaz. Çiçek açtığı yerde güzel, döküldüğü yerde gazeldir. Şahit olanın yargısı, sebep olanın kaygusunu siler. Demirde düzen elden gelir, kumun verdiğini ayak siler. ‘Dört yönde yerim, her kula gönlüm var.’ dersen, düşünde gerçeği bulursun. Düşünden maksat; usunda oluşturduğun, sayesinde buluşturduğundur. Çevrende olanın, düzende yerini verdiği bilinsin. Hal ile aldığını, dilin tekrarlasın. Unutulmasın, gönülde şahit YÜCE’dir. Sedef düzende gazele uyar, ağacı ehli oyar, oyduğuna sedef kama koyar. Usunda demir misali aldığı, tavını bizden sorduğu bilinir. ‘Ocağımı bileyim, yerimi yönüme çevireyim, yuvamda düzenin gerçeğini bulayım.’ dediğine, gönülden katılırız. Suyun akışına yardımcı gelenin, gününde yolunu veren, sevginde varlığını gösteren, anıldığı günlerde yardımına gelen EYÜP SULTAN. Var olan yerini verir. ‘Yok olan?’ dersen; var olan yok olmaz, yok ise bilinmez. Gerçeği dilin ile, gönlün ile aç, sevdiğin yönde yapını seç. ALLAH’ıma emanet olunuz, gönülden açılan sorguda cevabı verildi, EYÜP SULTAN gayretinde görüldü. 

17-1 
Göz ile görmeyen, gönülden almayan, güzeli sevmiyen yolumuzda değildir. Sohbetimizde olan, olayları güzelde gören, gerçeğe açılan kapıdadır. Yol elbet HAK YOLU'dur, kul HAKK'ın kuludur. Yeni'ye yol açtığımız, düzene çiçek sunduğumuzdur; ayağından başına, gözünden kaşına her kuluna verir; seven ile sevileni, yeren ile övüneni ayırır. Konuk değiliz, YUVA'dayız; denilmesin yerde değil havadayız. Kucak açan her kuldayız. Gerçek, bilinenin yorumudur; bilinmeyen sorun olmaz. Kayıtta olan yerini çevirmez. Dert dert ile bölünmez. Sevgi verelim, sevgi alalım; derdi HAK ile halleşelim. Her kulun kendine dert dediğine. Görüntü dert olsa da, uyuma kapı açar. Koğuş çokluğa denir. Birlik var ise, huzur ordadır. Daha önce dedik: 'Huzur ne alınır ne satılır, gönülden edinilir.' Var olana sevinirsin, yok olana yerinirsen, düzenden şikayetçi olursun. Var olan nedir? 'Neden?' denmedi, yok olan soruldu. Var olan bilinendir, yok olan beklenendir de ondan sordun. Daha önce verdik, 'Var olan yok olmaz, yok olan bilinmez, sadece fikirde şekillenir.' Sözümüz cümleyedir. Şekilden yorum, kulunun özelliğidir. 'Ay.' diyene yıldızı gösterenden olma; güneşe bakana yorumu çölde verme. Güzellik odur ki, yorumda çiçek açılsın, deme yapraklar dökülsün. Geçici olana gönül koymayalım. Gönülden aldık, gönülden verdik. Alan bilir. 'Kuşun kanadında yavru gezinirse, düşer.' demiyelim, yedek düzende kendimizi görmiyelim, almaya vermeye aracı koymayalım, sergide hata bulmayalım. Günün geçici olduğu bilinir, senin yolun da görülür. YM. 'Demir asa, demir çarık.' diyene de ki: 'Kum düzde, YUVA gözde, söz bizde.' Koyun ile kuzuda, güzel gelen yazıda YUNUS misali olalım; 'Kemik itte, yol atta.' diyelim. 'Yoğun çalışalım.' dedik. YUVA'da görevli olduğumuz. Gayret hoş, ne var ki denir 'Boş.' Boşa gün doğmaz. Vazife alan gecikmez. Her vazife alan yönelmeli, gelenin adını almalı. Vazife alanları, duada olanları. (Neden her soruya yanıt vermiyorsunuz da 'Bekle gör.' diyorsunuz?) ALLAH'ım İZİN vermez. Gönül diler ki, denilmesin; denilen anında yapılsın. Söz ile denilen, yosun misali sakin, samur misali yoğun çalışan olsun. Önce sohbetler tekrar tekrar okunsun, her kul kendine değil, etrafına bakınsın. Kendini gördüğü, çevrede nokta misalidir, her kulun dert, masalıdır. Masalı geçelim, olanı olduğu yerde bulalım, muhabbet ile saralım, yorumda yerini bilelim. Can diye saralım, 'CANAN?' diye soralım; kuyuda gördü isek, el verelim. Yoğun çalışma böylece başlasın. ALLAH'ıma emanet olunuz, görevde yerinizi doldurunuz. Yorumda aldığı, daha önce verildiği gibi. Çok önce verildi. Rüya değil vazife. Güne hazırlandı. Değirmende, buğdayı getiren, unu götüren. Yeniye uyalım; 'Buğday nedir, nerde olur?' diyelim; 'Unu aldık, nereye veririz?' diye düşünelim. Vergimiz sadece bir yurt, bir ocak, bir bucak değil, cümleye kucaktır. Değirmen, cümleye çalışır, her dileyen alışır. Sohbetin değirmenidir. Buğday gelmedikçe, değirmen çalışmaz; değirmen çalışmazsa, un alınmaz. Buğday sohbetlerimiz olsun. 'Katı gelen yumuşak karılsın desek, ne buğday katıdır, ne un sathi. Gerçeği alalım, gerçeğin aynasını dileyen kuluna tutalım. Kulunu buğday desek, un misali öğütsek, gerçeğin görgüsüne uymaz, buğdayda yolun sormaz. YUVA'nın gelişini, YUVA'nın verişini koyun misali saysak, koyunun kürkünü soysak; bildiğinin etidir, verdiğimin otudur. Her alan vereni bilir, değirmene buğday misali sevgisini getirir. Genişlik verenden, el ele olandan ALLAH'ım RAZI olsun. Düzeni kurmadınız ki. Düzen oluşturun, gelenden buluşturun. 'Hatalı mıyız?' demeyin. Dedik ya, 'Buğday olmadan değirmen olmaz.' Topluluk kurulur, sohbetler karılır. Sohbetin olduğu yer YUVA'dır. 'Genişlikte yorum geçerli midir?' denirse, yapıya uygun gelen kapıda durulur. Aynayı aldı isek sohbeti açalım. YUVA'nın yerini aramızda seçelim. Geçici olmaz; düzene uymalı, gideni geleni duymalı, kapı her dileyene açılmalı, şikayetten uzak kalmalı, 'Açayım.' diyen, yapıya uymalı. Her vazifeli toplanır, seçim öyle derlenir. Günde YUVA, olduğumuz yerdir. Yapıya kapı gerek. Her kula açık olsun, desti dileyen YUVA'ya gelsin, elini uzatsın suyunu alsın. Esen yelden soralım, güzel günden bilelim, her olaya 'Güzel.' diyelim; ne var ki, gönülde olandan yoruma dumana vermeden söz dileyelim. Seçim, vazifeliler arasında olsun, her vazifeli karara katılsın. Sevenden olalım. Sevdik sevilelim, olduk bilinelim, sohbetle bulunalım. 

17-2
Kuyu sesi ile, huzur varlığı ile bilinir. Birinde ses, birinde öz var, bilmiyen bilenden dar. Cephe ayırana denir. Almayı dileyende, saymaya yön verilmez, anda görülen gelene bölünmez, kucak açan her kulda hasret görülmez. Kayıt yazıyı silmez. Kediye çirkin diyen, bülbülden sesi almaz. Şeker yiyene acı sorulmaz. Defter doldurmak için yazı verilmez. 'Aldık alacağımızı, olduk bileceğimizi.' denilmez. Döne döne okuyalım, okuduğumuzu dokuyalım. Sözüm cümleyedir. Niyaz yek başına, sohbet çok yaşına olur. 'Ne demek?' dendi. Her yaşta her başta sohbete katılabilir, katre katre alan bile nasib sofrasına oturabilir, güzel çirkin katılabilir. Gölün suyunda, kulun huyunda durgunluk varsa; değişime muhtaçtır. Aldığın değerli taşta, önce maddeyi düşünürsün; eğer gücün yeterli ise yenisine dönersin. Değerli taş denilen, her kulun imkanına mihenk olandır. Geçerli olan, söz ile ÖZ'ün birliği. Ne yangın götürür selden söndürür, ne fırtına yıktırır açıkta bıraktırır. YÜCE'nin GÜCÜ'nde sığınak bulalım, 'SEVGİLİ.' diyelim, yarattı diye kulluğu ile övünelim, hatalıyız diye gereksiz dövünelim, sadece AFFI'na sığınalım. O'na sığındığın anda tövbeye girersin, AŞK helvasını öylece kararsın. Ayağın yerden kesildiği, elin HAKK'a açıldığı, avucundan halka döküldüğü bilindiği anda; pervane misali dönersin, AŞK ODU'na yanarsın. (Yani HAK'tan alıp halka vereceğiz öyle mi?) EYVALLAH. Verdiğimiz nedir? HAK'tan alıp size döktüğümüz değil mi? 'Yel aldı getirmedi, söz verdi bitirmedi.' denirse; gül olsam dile gelsem, dikeni ile ele versem; güzeli değişmezdim, dikeni koparmazdım. Söz oluşta, yol biliştedir. Yerden yol, GÜL'den hal bilinir, sohbetimiz öylece bağlanır.

17-3
Yeşilden renk alan, sahile götürendir, sevgide buldurandır. Her derdin açtığı, mutluluk kapısıdır. Kulu ne derse desin, huzur veren yapısıdır. Almayı bilenin sedefi bulanın değeri her an bilinir, geçici olan silinir. HAK YOLU’nda gerçek, korkusuz açılır. Korkuyu sildikte her eşikten geçilir. Gaddar olsa olmasa, yüzüne söz etmez, sözünde geçeni tekrar önüne atmaz, ‘Oldu-olmadı.’ diye fikir satmaz, gerçek olanı asla inkar etmez. Suyun akışı, sohbetin gelişimine göredir. Daha önce verdik, YUYAN yayına girer. Ne var ki, seçilmiş kullarını vasıta kılar. ‘Dosyayı bırakalım mı?’ dendi. Bırakmazsan okuyabilir mi? Gazetede yazacak, kitap ta olacak. Altı yıl önce verdik, sohbetlerin alış-verişi geçici olur. Açık yayına girdikte, alış-veriş gereklidir. Çünkü olayımız, zümreye değil cümleye açıktır. Cümleye açık olduğunda, cepten cebe aktarılmaz; sergide bulunur, satın alınır. Cümleye açılan olayda, GARİB’in yolu genişler. Öyle oldukta, senden ondan ötekinden beklemeye gerek kalmamalı. Madde haline gelen, madde ile karşılanır. Sözde ÖZ’e dönülür, her hal ile bilinir. Sırlara inmeyelim, ‘YAR.’ diye dönmeyelim. ‘Aldığım gür olsun.’ dersin. Verdiğimiz akıma ölçü koymazsak saparsın. Bilincin ötesi kapalıdır. Ağır-ağır geçit verilir. Bizler bilinç ötesindeyiz. Satırlarda sır vardır, her gönülde YAR vardır. Çözüm size kalsın, damla-damla hazma verilsin. Olaylar özde güzeldir, sözde değil. ‘Bugün böyle olacak, yarın böyle gelecek.’ diyemeyiz. ALLAH’ım sırları yokladığında, sohbette yazıyı çevirir. Açık olanı örter, tekrar sorulanda görgüden siler. Olayların özünü veririz, kuluna sadece o yönde yardımcı oluruz. Eğer gün-gün verilir, her olay açık denilirse; ‘Falcı.’ diye anılırız.  ALLAH’ım ‘ÖZ’de güzelliği arayın.’ diye verir. Sigara ÖZ’den almaz, sadece beden iledir hesabı. Alkol ÖZ’ün ile bağlantını keser. Alkol gerçekten kaçmak, yolun kolayını seçmektir. Aslında gönül isyan eder. ‘Gerçeğin aynasını aldık, yüz yüze kaldık.’ der. Alkol akımı bedene yayar. Aslında akım, gönül ile irtibattadır. Kablosuz elektrik misali, dokunursan çarpar. Gençlik gerçeği ondan örter, akım ile aldığını bilemediğinden. Ancak ölçüde aldığı, nefesinde çerçeveye koyduğu zaman gerçek değerini bulur. 

18
Güzel gördük, güzel bildik, güzel seçtik. Her olayda güzele uyduk,
cümlenize selam olsun.
Gayrette hata olmaz, kul sevmeden dolmaz, seven kul solmaz. ‘Somut örnek’ dersiniz, ‘MEVLANA YUNUS’ dersiniz, her an teru taze anarsınız. Andık geldik, sevdik bildik, denilene ‘EYVALLAH.’ deriz, gönülleri kucaklarız. ‘HAY.’ dedik diri kaldık, ‘Huy.’ diyene ‘Sorumsuzluk.’ dedik. YARATAN güzelde güzeli verir. Kul gönlünde olumsuz kalır, eğer ‘Çirkin.’ der ise; yaprağı oluşturan, sevenleri buluşturan, ne ben ne sen sadece SEVEN. Sevdik seveceğiz, her hal ile öveceğiz, yoğun çalışmaya gireceğiz. El ele güzelden güzele. Geyik alsam sevgi dolsam, sayfa-sayfa yazı versem, her gönülde söze girsem; ne gün yeter, ne söz biter. Yapı ustayı, kapı aşığı bildirir. Aşık olmayana, kapıyı nasıl açtırır.” dedi, VELED’im selamladı. ‘ALLAH’ım.’ dedik, cümleniz için RIZASI’nı diledik. ALLAH’ım RAZI olsun, seven seveni bulsun. Kahrında sefa vardır, sefanın kapısı demeyin dardır. Gelen geçen sevgiliye EYVALLAH. Kalem yazıya, çapa kazıya gereklidir. Gül ile bülbüle sabahı sorsana anlatsın, eğer anlarsan. Bülbül dile gelsin söylesin, eğer dinlersen. Yolumuz açıktır gönül eylersen, ‘Zorluk.’ demeyip yolları boylarsan. Gönül eylemekten maksat, hoşnut etmektir, hoşnutlukta safa görmektir, ‘Kör.’ demeden elini vermektir, ‘Sağır.’ demeden sohbete girmektir. Ne dilden dersen de, sözünü alır. Almayan yaprağı, yolda dökülür. ‘Koruk oldu mu?’ diyene sözüm; üzüm erdi, şarap destiye girdi, mahzende yerini aldı, sırlandı. Sırrında, gelenin ÖZ’ü vardır, AŞK’ında YÜCE’nin SÖZÜ vardır. Söz söze geldikte, seven kulu erdikte; gören gözün perdesi, diyen dilin şarkısı söylenir. Aymayı bildi isek, aynayı ele aldığımızdandır, şarabı sevene sunduğumuzdandır. Şark ile garpta gerçeğin çiçeği açar. Her kulu aynayı el ele aldıkta, SEVGİLİ’ye koşar. Sevenden olduk ELHAMDÜLİLLAH, YAR ile YAR’i bulduk ELHAMDÜLİLLAH. ‘Kal.’ dilinde, HAK yönünde, BİRLİK’i bulduk ELHAMDÜLİLLAH. Senden benden geçtik, doğruyu gönülden seçtik ELHAMDÜLİLLAH. ‘Ayranı senden içelim.’ dersiniz, RABB’imin sunduğundan dilersiniz. Aldık-verdik ELHAMDÜLİLLAH. ‘Haram.’ denmeden, yarım görmeden, dağınık olana gönül koymadan seyrine daldık ELHAMDÜLİLLAH. Güzellik görmesen, muhteşem görmesen; dünyayı sevmezdin, ‘Hayat bu.’ demezdin. Dünyanın düzeni, bezdirir yozanı, sevdirir gezeni, bildirir YAZAN’ı. Çarpan suyun sesi olur, duran suyun süsü olur, çamurlu suyun yası olur. Vergide yargı olmaz, yaratılanda sorgu kalmaz. Eğer düzende uyum görülürse, kainatta doyum bulursa; geliş-gidiş tasa çekiş niye? Aş pişmeden yenmez, ağza tadı gelmez. ‘Kuzu.’ dersin seversin, pişmeden nasıl yersin? Balığa da öyle bakarsın. Düzen kurulduğu gibi gider, çoban sadece kuzu güder. Yorumun yapısında, olumun gelişmesi mevcuttur. Odunun yanması gerekli, kömür olmak için; kıvılcım alması gerekli, köz olmak için. Desenini sevdiğin fistanı, severde giyersin. ‘Beğenmedim.’ dediğine göz atmaz, el sürmezsin. Sen beğenmedi isen güzel değil mi? Güzel diye dokunmuştur, o ise kader diye yazılmıştır. Okuyana zor gelir. EYVALLAH. Demir tavlanır, demirciye değil, seyredene zor gelir. Kaleye yol bulan, çevreye güzel diye bakandır. Mor rengi vermiştik, ‘AŞK’ın doruğu.’ demiştik. Çok uzakta varılamayacak gibi görünen dağlar, mor renge bürünür. Adım-adım gidildikte, varılamayacak yer yoktur. Koşayım dersen tıkanır varamazsın, niyet kurdu isen duramazsın, çamur yere kilim seremezsin. ‘Yeşil çimen olsun, gönlüm ferah bulsun.’ dersin. Öylece adım-adım ulaşırsın. Ne var ki önce renkleri bilmek, renkten renge girmek gereklidir. Turuncudan ötesi kırmızı, kırmızıdan ötesi mordur. Yalnız hataya düşmeyelim, hiçbir renk öbüründen değersiz değildir. Ulaşılmayacak gibi görünen dağ, sadece uzaklığı temsil eder. Yeşil renk her yaratılana kucak açar. Zengin-fakir demeden, çirkin-güzel ayırmadan. Yeşil kucaklayan, mor özletendir, özlediğini gözetendir. Kölede saygı, şahta sevgi bilinir. Ne köle şahsız köledir, ne şah kölesiz şahtır. Yerleri değere değil öğeye bilelim. Fertler, cemiyeti bir eden. Fertler olmasa, cemiyet olmaz, bireyler yerini bulmaz. Öğede bağımsızlık, bireyde sorumsuzluk, fertte bilinçsizlik vardır. Her ne kadar tekliği bildiriyor ise de, TEKLİK’te aranılan bağımsızlık değildir. El ele vermeyi mademki niyette kuruyoruz, öyleyse vakfına talip olalım. Vazifenin vakfını kurmak, vazifelileri toplamak. Günde niyet ile kurulur, ‘ALLAH’ımın GÜCÜ’nde.’ denilir. Vazifede değer; günün yorumunu sıfıra getirmek, güzele katıksız bakmayı dileyene göstermek. Korkulduğu kadar zorlu değildir. Çünkü cümle kulu yapısı özelliği huzura taliptir. Böyle bir vakıf muvacehesinde çağrılmaya gerek kalmaz. Talip olan gelecek, vakıfta yerini almak huzuru bulmak için, bulduğu huzuru yaymak için. Sadece alıcı olmak ALLAH'ıma güç gelir. Güçten maksat zorluk değil. Hep alanı sevmez. Alan vermeli, aldığı tasarrufunda kalmalı. Daha önce verdik, bilen-bilmeyen ayırmayın. Bilmeyen dahi bilene verir. En gücü, bilmediğini öğretir. Vazife sorunludur. Aldığını vermezsen yüklü kalırsın, yolda yavaş yürürsün. Çünkü aldığın emanettir. ‘Talip olmadım, neden yük alayım?’ derseniz, seçilen kul bizden değil YÜCE’dendir. 

21
Yorumunu varlığında, kulunun darlığından gelenin sevgisi vardır. Geçenin sorgusu olmasın, gelen güne atılan adımda, yapıya kapı bilinsin. Demirde değerini bulan, gelen güne altın misali hazırlanandır. Yapıya kapısız girilir mi? Oluşumun örülür, ancak gönül kapını açarsan içine girilir. Üzümden maksat nedir? Oluşum, hiç bir zaman bitmez. Yapı, başlanandır. Kulübe de yapıdır. Muhteşem yapının, yapılışı da uzundur. Yapı biter, tezyinatı başlar. EYVALLAH, yapınız. Sevabı büyük olur. Daha önce dedik, kendimize maletmeyelim. 'Herkese verelim mi?' dersin. Olayları, sergi haline getirecek odur. (GARİB) Kendinden senden gelen değil, YÜCE'den gelen. Faydalanacak olana, yayın yolu ile aktarır. GARİB nerde ise, merkez orasıdır. Bu gizli değil açıktır. 'GARİB nerde ise.' dedik, yer söylemedik. Denilmesi gerektiğinde, deriz. Gönlüne kaygu koyma, her olayda hayır vardır. Güzellikler, yaprak yaprak açılacak. Sevgimizde, katkıya yer vermiyelim. Katkıda pazarlık vardır, alış veriş vardır. Katkısız sevelim. Geçiçicidir. YM. diyelim, gözümüzü bağlayalım. MERYEM'in yeni'de yeri vardır, elden ele daima verir, denizde, karada, havada, hep seninledir. YAHYA PEYGAMBER. Maddi manevi büyük değerlerden nasibini alacağını gösterir. 

2 kasım 
Yeminden uzak kalalım, güzel hale niyaz ile gelelim. YUNUS'um: " Söz yolu buldurur, yol güzele götürür." der. Yumuşak yolun yapıya vereceği; kapıyı açacağıdır, kulunun YUNUS misali geçeceğidir. Satır satır okuduk, ilmek-ilmek dokuduk; ne bilmekten yoksun kaldık, ne dokunanda hata aradık. 

10-1 
Gerçeğin aynasını verdik, sevgi ile bakanı gördük. 'Selam olsun.' Kucağın aldığı kadar, gönlün dolduğu kadar; kulu yerini alır, değereni öylece bulur. ALLAH'ım RAZI olsun, seven seveni bulsun. Her hizmet O'nadır, himmet sanadır. Himmet, yumuşak kuluna ALLAH'ımın armağanı. Olumun içindesin, sevenin düşündesin. 'Himmet.' deyip gelen, sana elini veren, rüyanda yolunu açan. MERYEM'i gördüğün, el ele olduğundur. Göz göze bakmasa da, gönül gönülü yakar, her gittiği yere AŞK'ın tohumunu eker. Ayna, elinde artık. Düzen kurulur, aynada istenilen görülür. 'Her istediğim mi?' dersin. Öyle oldukta, elbet aynada dlilediğini görürsün. Unutma; ayna, elinde tuttuğun değil, gönlünde tuttuğundur. Rüyan ile gerçekleşir. Sadece, yorumda çelişkiye düşersin. Hiçbir rüyayı ters yönden almayasın, dilediğin en güzel yönde yorasın. 
Renklerde şüpheye düşersen, düşün ki her renk mukaddestir. Her rengi MELEKLER temsil eder. Gayretin yersiz değil. Gemiye gideceğiz, kaptanı bulacağız. Daha önce verdik: 'Gelecek olan, kapı kapı dolaşandır, çerçeve diye savaşandır.' Dağınık olan, toplanmaya çaılışır. YM. Dost deyip gideceğiz. Daha önce verdik, bildireceğiz. (   ) Biz biliriz. Kuyuya ses verir, sesi gelene iletir. Ayağımız deryada, kulağımız cümlede. Duyan gören, dileyene veren, SEVGİLİ YÜCE'de. Daha önce dedik: 'Gideceğiz, tez geleceğiz.' Geldik gördük, selama selam kattık. ALLAH'a ısmarladık. Güneşin battığı değil, verdiği yerdeyiz. 'Gemiye gideceğiz.' dedik. Kıyam; değişen değil, gelişene denilir. Gelişen için, dağılmak gerekir. Eski binanın yerine yenisini kurmak için; eskiyi dağıtırsın, yeni binayı inşa edersin; kıyam odur. Eskiden sıyrılıp, yeniye yer ayırmak, yeniyi hazırlamak. 'Kendini yenile.' demektir. Özellik, gönül yapındadır. ALLAH'ımın seçilmiş kullarındansın elbet. Beklemek değil; geçirdiğin safhalar oluşmak idi. Zaman, sizleredir. İç dünyanı verdik. Gördüğünü bu gün çözemezsin, gelen günde ayrı ayrı çözersin. Unutma Güneş'e baktığın, dünya gözü ile gördüğün değildir, açılan gönül gözü ile görürsün. Çünkü dünya gözü ile Güneş'e bakılamaz. Gönül gözü Güneş'e bakanın yeri, bizlerin yanıdır. 'Aşamadım.' dediğini, düşünde gördüğünü düşün. Yerini alanın, kendini bilenin sorgusunda gerçek; doğan güneşe benzer. (ŞEMS'in size ne faydası oldu?) Ben ŞEMS'te ALLAH'ımı değil, kendimi buldum; kendimden ALLAH'ıma döndüm. Sen kendini, 'Dayandım, seyrinde güzeli gördüm.' dediğin gün buldun. EYVALLAH. Daha önce dedik. 'Düşünde verilir, güzel öyle örülür.' Dünyanın gündeki oluşumu, kuluna gününe göre buldurur. MEVLÂNA misali ŞEMS'i arayım dersen; sahrada kalmış bülbüle benzersin.
(Neden MEVLÂNA MERYEM de başkası değil?) Gaye birliğinden. MEVLÂNA MERYEM gaye birliği ile bağlıdır. Sevgi ile oluşan, SEVGİLİ'de buluşan demektir. SEVGİLİ'de buluşan kimdir? Kim olursa olsun, yeter ki kulluğunu bilsin. Kulluğunu bilmek; O'ndan geleni ne olursa olsun, kim olursa olsun, ister versin ister vermesin; kulu diye sevmek, yaratılanı övmek. YUNUS'um da verir. El ele verdik; MEVLÂNA, YUNUS, MERYEM. YUVA'da sohbete öylece gireceğimizi söyledik. (Neden bu kadar özel ilgi gösteriyorsunuz bana? Benim bir şeyden haberim bile yok.) 'Gayeler aynı.' dedik ya. Günü gelende kendin çözeceksin. Ne var ki, dedik daha önce: 'Yazıları okuyalım.' yeni verdiklerimizi de. İlacın yeri, dünyadır hali. (Sümer'ler niçin verildi?) Günü gelende çözülecek. Geçmiş geleceğin aynasıdır da ondan. Genişlikte son merhaleyi buldular; ne var ki orda kaldılar. (Sümerler mi buldu?) EYVALLAH. Gök ilmi onlarda başladı, güne kadar öylece geldi. Denizdeki yosunun, gece ile gündüze verdiklerini inceleseler, kainatta bir düğüm daha çözülürdü. Sır, sormakla değil beklemekle açılır. 'Bekle gör.' dedik ya. Geçen gelenin aynasıdır, asla geri dönüş yoktur. Su, dünyanın her yerinde vardır. Yeraltı kanalına aktığı yer, kurağa kalır. Söylenilen, şehrin güneydoğusunda; gölü gün gün azalıp çoğalan yöresinde. Yosunların bağladığı yerde elbet. Arayan bulur, bekleyen görür. Aymayı bilen. (c.ç mi?) Değil. 'Bekleyen görür.' dedik, sohbeti günde bağladık, 'Sen söyle.' dedik. Seven AŞK tohumunu serper de gezer. Sevenin arkasında rahmet bol olur. Sanılmasın, atılan tohumlar yabana gider. Bünyenden attığını yeniden almazsın, eğer aynı besinle beslenmezsen. 'Alkol.' dedin ya. Benimsemediğin müddetçe, o senden değildir. (Sigara için mi?) 'EYVALLAH.' diyelim; ne var ki yavaş yavaş yerimizi alalım. Az ye, az uyu; doyumla uyum yeterli olsun. Ne aza, ne çoğa yer vermeyelim. ('Zayıflamak şart.' demiştiniz. Nasıl zayıflayayım?) Maydonoz ye. Bol ye. Yediğinde görürsün, yağ misali erirsin. Salata gibi yemeğinle. Sözü güzele bırakalım, uykuda olanı bekliyelim.  

10-2
'Selam olsun, güzel gelsin.' dedik, söz ile verdik. Almayı dileyen, çözmeye yer veren her kulu ile beraberiz. 'Derdin devası?' denir. Elma ile bal karılır, macun diye her gün yenir. Elmanın suyunu, balın özü ile karalım. Arı sütü.'Dost.' dedik selamladık, gelenin elini sevene bağladık. 'Sağ ile solda ayrılık var.' dediğin, bedende kusur diye gördüğün. Dosdoğru göreceksin, bal ile elma suyunda şifa bulacaksın. Ayrıca, alınan ilaçları kesinlikle bırakacaksın, bol tatlı yoğurt yiyeceksin. Yoğurdun ekşimemişi. Kumdan geçtim, taştan seçtim, yeniye adım attım. Yoğun kayguya düştüğün günü unutma. Değil. Umutsuzluk çektiğin gün, her şeyden umudunu kestiğin gün. Ona DAVUT PEYGAMBER geldi, elini verdi. Demir kapıda durduğu, kapıya tekme vurduğu gün. Gedik açılır, düşündüğü seçilir. Geriye dönüş gerekli değildir. Umutsuzluğu doğaldır. Ne var ki geçici. DAVUT PEYGAMBERİN sözünde, seyre daldı ÖZ'ünde. Güneşten ışık alsın, yüzüne beyaz havlu örtsün, bir saat güneşte dursun. Ezildi denilen damar açılır. Geçicidir. 'Güneşin olmadığında?.' dersin. Güneşi beklesin. Yapıda yerin vardır, sohbette sözün olacak. Her dilenende, MEVLÂNA yardıma gelecek. 'Gerçeği bilsem üzülmem.' dersin. Gerçek doğuştan gelenden, kapıda ayağını vurandan açıldı. Doğan güneşe yönünü çevir. Özür değil, geçici kusurdur. Kusurdan maksat, damarın batık kalması. Açan damar. Kemikten. Genizden geçen. Dedik, doğuştan. Ne var ki 'Kapıda kaldığı.' dedik. Elma suyu ile balın özü geçirir. Şüpheyi silelim, MEVLÂNA el verdi diyelim. MEVLÂNA'yım. Döndüğü günden, umduğu güne kadar yanındayım. Umutsuzluğu silsin. Alacağı görevde kendini bulsun. Sağ ile solda kayguya düştüğü, gerçek değildir, sadece aldığı ilaçlardandır. Doğumun getirdiği, anası ile bitirdiğidir. 'Ne demek?' dendi: Aynı geçici kaygu, anasında da mevcut. Doğuştan dediğimiz odur. 'Hiç bir şeyim yok mu?' dersin. Dedik damarda eziklik var, geçicidir. Geçici dedik. Kaygu kendinde. Doğuştan. 'Kendini bil, ödevini al.' dedik. Elbet görgüde bulacaksın, huzura ereceksin. Ne var ki yuvasında 'Hasta.' sözü edilmesin, sıcak soğuk denilmesin, kuru sebze yenilmesin. Gelen günde vereceğiz, ödevini söyleyeceğiz. 'Şükür ALLAH'ım.' desin, dilediği an yardımına çağırsın. El ele veririz, şüpheyi sileriz. Verdik, demir kapıda dedik. Yardımcı olacağız, unuttuğunu bulduracağız. Düşünceleri tek tek açılacak. İlaçları onun için kessin dedik. Uyuyacak. 'Yoğurt bal yesin.' dedik. Beklediğin gelecek. Dumanını dağıt. Düşündüğün an yanındayız. 

11-1 
Lüzum eden halde, güzel olan her ahvalde; seçilmiş kulunun emeği görülür, ALLAH'ımdan vazife verilir. 'Dost' denilenin postta olduğu bilinir, her sevilen postun çevresine yayılır. Postumuz serilmiştir, sevenler seçilmiştir. 'Dost..' diyenle halleşelim, dilenen yerde buluşalım. Postumuzu YUVA'da bilelim. Unutulmasın gelişimiz gidişimiz YUVA'da bağlanır, dilenen yerde toplanılır. YUVA'nın seçilmiş olması, postumuzun serilmiş olması; gelen giden cümle ile sevilenlere de açılır. YUVA'nın sohbete açık olduğu, yani çekim merkezi. Çeşmeyi bildiğin, 'Akıt ALLAH'ım.' dediğin, YUVA'mıza adım attığın günü unutma. Gerçeği görenin, dil ile değil hal ile uyanın; çekime her en hazır olduğu bilinsin. Her olayda düğümün içine girdin, düğümde HAKK'ın RIZASI'nı gördün. Geçmişten değil, olmuşu sordun. Hizmete AŞK ile talip oldun. AŞK, çekicidir. YÜCE ALLAH'ım, her dilediği an SIFATLARI ile kullarına KENDİNİ gösterir. 'CELAL sıfatı, CEMAL sıfatı'. Nefret asla yoktur. Deniz, yüksek dalgalarla kendini temizler. CELAL sıfatı; fırtına, sel, zelzele, yanardağ. Aslında kulunu eğitir. Yavrunun hatasını yadırgarsan, cezalandırırsın. Nefretinden değil, kendini bulması için. Asi kulunun asalete dönmesi, kendi nefsini yenmesi ile gerçekleşir. Çirkin dediğini nerden alırsın? Güzel gördüğün ile. Her olay, zıddı ile bilinir; aslında kuluna lütfudur. Olaylar, sebepler ile çizilmiştir.  Eceli gelmiyen ölmez. Sebepler de sadece ALLAH'ımın TASARRUFU'ndadır, O'nun SIRRI'dır. Denk gelen dengini bulandır. Elbet güzelliğin yapıcısıdır; 'Çirkin.'diyen kuldur. SIFATLARI O'nu bildirir. Sel olmasa, toprak yenilenmez; fırtına gelmese yaprak nakledilmez. Ağacın çiçeği tohumu yayılır. Sanıyor musun ki zelzele olmasa gelişen madenlerin yapı özelliği kalırdı? Yapının özelliği kapıyı bulmadadır; ne var ki her kapıyı zorlamada değil. Genişliğe açılan kapıda aynayı tutacaksın, her geçene sunacaksın. (İstemem bana lazım değil.) Neden lazım değil dersin? Sözümüzün başında dedik, 'Lüzumu olmasa verilmez.' Ayaktan başa alacağın her olayda, bulacağın güzellikte gerçeği görecek, görmeyene yardımcı olacaksın. Ne var ki, her kulun yapısına göre vazife verlilir. Kimi çevreye verir. Özellik, genişliktedir. Denizden seçilen maden suda rengini vermese de, niymet denildiği yerde açandan olur. MEVLÂNA, olanı verir. Ne var ki sabır, yapının anahtarıdır. (Sorularıma bekle gör derseniz nasıl öğrenebilirim?) Öğrenmek güzeldir, ne var ki sırları zorlamadan. Çünkü verilmeyen, daha açılması gerekmeyendir. Arama, eğitim yönünden olsun. Çünkü denize inemezsin, onda dağı deviremezsin. Ne var ki, gelen günde deniz kendini açar, dağdan yol geçer. Önce gerçeği bulacağız, sonra manaya döneceğiz. Minare ne kadar yüksek olursa, ses o kadar dağılır. Minaremiz günde örülür. 'Dağıtandansın.' dedik ya. Değişen her olayda, gelişen düzeni görelim, sevgide her yaratılanı karalım. Kemikte yedek yoksa da, derinin kendi kendini ördüğünü bilelim. 'Ne demek?' dendi. Değişen olayların düzenini verdik. 'Sevgisizlik yayıldı.' denilende, gerçekte örülenden olduğunu söyledik. 'Yoğun çalışma.' dedik. Sorumsuz olan her kul, uyumsuzdur. Sorumluluk uyuma götürür. Uyum, her kötü denileni yatırır. Örtülen olayda çevreyi ele alırsak, dumanı dağılanda, unutulandan olur. Her kulun değişen düzene isyanı olur. İsyan yanıltsa da, gün gelir doğruyu buldurur. Yorumun özünü açarlar, sohbette sözümüz seçerler. Yumuşak olumun yaydığı sevgidir. Zaman kulunun ölçüsüdür. Geçici olanın, geçitte yerini verdiği bilinir. Yeninden uzamaz, yazıdan ayrı kalamaz. Olumsuzluk, yerini oluma bıraktığında. Zaman ölçüsü sizde dedik. (Neden herşey geç kalıyor?) 'Oluşan neden geç oluşur?' dediğinde, sabır kulun mihengidir; olan ahengidir. Niyazını aldık, nimetten sorduğunu verdik. Yazıya göz attık, 'EYVALLAH.' dedik. Ne var ki, 'Her olay, sabır ile karılır.' dedik. ALLAH'ıma emanet olunuz. ALLAH'ım cümlenizden RAZI olsun. Daha önce dedik: 'Olaylar, beklendikçe görülür; güzel, açıldıkta sevilir.' Bekle gör. Sevilenin yapısıdır, sevenin kapısıdır. 

11-2
'Kayıtta olmasa bilinmez, dilenmeyen görülmez, sevilmeyen sarılmaz, yumuşak olmayana sorulmaz. Duyan duymayan uymaz. Doyuma giren, gerçekten kaçmaz. Kemikte kalan ilikte aranmaz.' demiştik. Kemik, seçilen; ilik, açılandır. Denenmiş olan nedir? İnsan yapısı. Kemik durmasa, beden duramaz; ilik olmasa hayat bulamaz. Her olay birbirine bağlıdır. Önce yapıda bilgiyi bulalım, iskeleti kuralım, sıvaya öyle geçelim. Yapında sabırsızlık örneği mevcuttur. Binanın temelinden, çatısını düşündün. 'Duvar örülür.' dedik, sıvasına daldın. Oluşum, adım adım gelişir. Yapında elbet sabırsızlık hatadan değil. Ne var ki, 'Eğitildim, öğütüldüm, un misali hamura hazırlandım.' de. 'Olayları olduğu gibi, yapıma uyduğu gibi.' de. Günün olayı, yorumdan değil, gelen günün ışığıdır. 'HAK YOLU'nun AŞIĞI'dır.' denilir. 'Yoruma değil, uyuma yer ver.' dedik. Yoruma değil, uyuma yer ver. Akım yüklüdür günde. YUVA'da GARİP'in oluşu, senin doluşun. 'Güzellik kendini gösterir, 'YUVA'mız.' denilen yeri sevdirir.' dedik. (Ben bu işin altından tek başıma kalkamam. Birileriyle verdiğiniz sırları paylaşmam gerek. Susmayı beceremem.) Gördüğünü yoruma verme. Yoruma düşmemek elindedir. Yapıya kapı açacak isen, yorumsuzluğa gireceksin. Hayır olanı, olduğu yerde unutacaksın. 'Her yönü ile unuttum.' denilmesin. Yorumda kaldığın müddetçe, hep rüyada gibi kalırsın. Yoruma girmediğinde, sende kalacak. (l.'e gördüğümü anlatsam?) Güler geçer. Yerini bulduğu zaman, şimdi değil. Yapıda değiişik plan var. Onun yapısı ile senin yapın, aynı plana tabi değil. O kendi kalesinin kumandanı; sen kendi kalenin dağıtıcısı. Her kulun yaratılış planı vardır. Beden yapısı ile demeyiz. (RUH yapısıyla mı?) EYVALLAH. (O da böyle mi?) Değil. Onun yapısında öğütülmüş buğday özelliği vardır. Elenmese de; yerini almaya değil, dünyayı değerinde bulmaya çalşır. Dünyanın değerini bilmek, yerinde olmak değil midir? Olanı olduğu gibi bilir. Her olayda HAKK'ı görür. Sevdiği kadar sevilir. Ne eğriyi, ne çamuru yerer. Olanı olduğu gibi alman gereklidir. Yapıyı değiştiremezsin, yorumda hataya düşersin. Yapıyı verdik. Kapıyı açanın yargısına, bu günden düşülmesin. Kediye balık versen yer. Amma, balık ne kadar büyük olursa olsun, kediyi yemez. Her yaratılanın bir yapısı vardır, onun dışına çıkılamaz. Yavrum dediğin bağrına bastığın. 'Koyun ile kuzu.' dedik. Başka deneyin var mı? Evlat, her anaya deneydir.

12-1
Yedekten sorulur, okunan gönlünce yorulur. Soyluya sorulan, yerini bilene götürülür. Soysuza sorulan, dileğine getirilir. Her olay kulun niyetine yatırılır. Aslında soylu soysuz, kulun değerlendirdiğidir. Seyrine daldığın, güzel gördüğün her olayda, soyluluğunu belgelersin. Güneşte renkleri ararsın. Renkler güneşte değil, güneşin akıcı gücü ile yansıtır. 'Güneşin verdiğinde somut örnek vardır.' dememiz, yerini bilen ile bir olmamızdır. 'Nasıl?' denilir. Güneş alıcı verici yansıtıcıdır. Değer ölçüsünü sorarsan, o da kainat ile beslenir. Güneş elbet çok güçlü bir enerji istasyonudur. Ne var ki, sadece alıcı değil vericidir de ve yansıtıcıdır. Kainattan ne verirsen alır. Yayılan sevgi, aynı zamanda nefret, dağıttığı aldığıdır. Her dağılanı neşreder. Onun için deriz, el ele veriniz, sevgi ile dolunuz. Yayınladığınız sevgi toplaşır, gine sizlere dönüşür. 'Sizlerle yaşıyoruz.' demekten maksat; Anılıyoruz. Yaratılan her varlık, aynı zamanda birbiri ile de yaşar. 'Sizler olmasanız' derken, yaratılmamış olmanız gereklidir. Yaratılmış, yaratılmış ile yaşar, HAK ADI'na koşar. Gerçeği yeni'de bilen her kulu, 'Giden gelen' demez, 'Yaratılan.' der. (Giden gelenden kasıt, ölen doğan mı?) EYVALLAH. Olumsuzluk denilen, YÜCE ALLAH'ımın YAZISI'dır. 'Oluşan oluşmayan.' dediğini, kayguya düştüğünü, semerde atın yeri görülür. Ne var ki sadece kulu kaldırır. Semeri ata mal ederiz, ne var ki kendimiz kullanırız. Nesil de öyledir. Denenmiş olandan kayguya düşeriz, ne var ki değerini uzaktan görürüz. (Düşünceleri kesemiyorum) 'Olmuyor.' dediğin, tepsiye aldığın baklava; sevene güzeldir. Değerini bildiğin, kendinde aradığın düzende, sahifeler konuşur. Kalemini konuşturduğun gün, sorulardan uzak kalırsın. Çünkü, sorulan her sorunun cevabı bin soruyu getirir; öyle oldukta bildiğini götürür. Olumlu her olayda, sorgunun önemi varsa da; sorgu içinde sorgu aramak, çölde kumları saymaya benzer. Neden niçin, aldığın cevapta her hali ile mevcuttur. Yetersiz bulduğun cevabı tekrar tekrar okursan, çözümde selameti bulursun. (Ben şüpheciyim. Her şeye hemen inanamıyorum. Mantığımla sizi kabul etmek zor. Bana kırılıyor musunuz?) 'Gerekli olan, soru değil mi?' dersin. Çünkü, 'Şüpheci insan, en doğruyu bulur.' demiştim. Soruda şüphe değil, sırlara yüklenme görülür. Gönlünde, güneşin, suyun, kainatın sırlarını çözme temayülü vardır. Ne var ki, kulun yaratılışı sırları çözmeye dardır. Denemeye gayret. (Her sırrın çözümü nerede vardır?) Kainatın tüm sırrı KUR'AN'da yazılıdır. Ne var ki her kulun yorumu ayrıdır. YÜCE ALLAH'ım dilese idi, esasını buldurur, kuluna çözdürürdü. ALLAH'ım her kulunun (Bir can ekler: 'Zannıncayım.' der.) (not: Tebliğin bu kısmı, özgün defterden çıkartılmıştır.) (Sırlar hep gizli mi kalacak?) Elbet anlaşılacak. Madem ki varız, VAROLANI göreceğiz. Olmuşa denk olalım, sevgimizi yayalım; güzeli çirkine katalım. 'Güzel çirkin var mı?' denilir. Elbet yoktur; ne var ki kul şekilde özellik arar, gönlüne uymayanı tarar. Çirkinde güzel ararsan, çirkini silersin. O, hele, güzel gördüğün her olayı, güzele yorduğun günü bulsan; 'Sultan' diye anılırsın. (Sultan'dan kasıt nedir?) 'RABİA SULTAN' dersin, neden öyle anarsın? Dünya kulunun manevi yorumudur. 'Çocuklar gibi olabilsek, el ele verip sevinçle dönebilsek.' dediğin günleri düşün. Aradığın, katıksız safiyet yerine özlemedir. 'Olamaz.' denilende, yorum yanlıştır. 'Olamaz.' değil, 'Olmaz.'; düzenin yer vermez. Yaprak misali daha önce verdik: 'Dışa dönük vergiye gireceksin, her bina kuranın duvarına yardımcı olacaksın.' İstersen olur. 'Olamaz.' demedim.
(Rüyadaki erkek çocuk nedir?) Gördüğün, aldığın vazifendir. Doğuşunu gösterdi. Aslında kendi doğuşunu gösterdi. Aslında kendi doğuşundur. Yeniye yöneliş. Erkek dağıtandır, kız olaydı yol eğiten olurdu. Aldığın vazife eline gördüğün rüya ile verildi. Her kulun gönül yapısı, gerçeği buldurur, kulu öyle yetiştirilir. Rüyayı bilmek senin için gerekli olmayabilir. Çünkü nasıl olsa gelecek günde göreceksin. (Kime gereklidir rüya?) Tarikat ehline. Kendin için görürsün. Sen rüya görmesen de biz seni biliriz. 'Dünya kulu, rüya ile ölçüsünü verir.' denilirse de; tarikat ehline öyle bir Şeyh gereklidir ki, dosdoğru yorum yapabilsin. Sen tarikat ehli değilsin ki. 'Tarikata intisab ettim.' diyen, yolun yöntemini gösterir. ALLAH'tan dilemen yazılı ise, doğurman gereklidir; kulun isteği ile değil, ALLAH'ımın YAZISI ile olur. ALLAH'ıma emanet olunuz. Buluştukta yaş ile başı görünüz. Dedik ya; buluştukta görülür. Ararsan bulursun; öyle ise sorgu niye? (Bu dünyada mı bulacağız?) Elbet. Madem burda, elbet; orda, dilediğin kadar. Nasibi olsa kullanır. Hiçbir olayda zorlama yoktur. Kayalar yıkana yıkana, mayalar yoğrula yoğrula güzelliğini bulur. Yoğrulmaktan maksat, elbet hamur misali kul yoğrulmaz. Kulun yoğrulması; yürüyüşü, eğilip kalkışıdır. Her halde gerilim oluşur. Bol güneş, bol hava, dileneni buldurur. Yorumda hataya düşmeyelim. Güneşin verdiği akım hava ile karışıktır. (İnsan nasıl genç kalabilir?) Bol güneş ve hava, dileneni gerçekleştirir. Yerden suyu, gökten güneşi bil, hava ile kar. Gönlünde her yaratılan var ise, yüz yaşında da genç güzel kalırsın.

12-2
Güzellik sevmededir, özellik övmededir, her olayı YARATAN'dan diye görmededir. Olmasını istediğimiz, vazife diye gereğini verdiğimiz, gerçektir. Öyle ise 'EYVALLAH.' diyelim, her hal ile uyalım, 'Uyduk şükür.' diyelim. Sonsuzu düşünmez, geçmişi anmazsak, yorum yersiz olur. Duyulan her güzellikte, yapının özelliği vardır. 'Güzellik görülür duyulmaz.' derseniz, gönlünü açan duyar. Uyumsuz tefekkür elbet olmaz. YARATAN düşüncededir. Tefekkür, düşünceyi oldurur, düşündüğünü buldurur. Bulduğun, hem gönlünü hem bedenini dinlendirir. Oyunda olduğu gibi, çocukların el ele verdiği olur. HAY, DİRİ'den gelir. OLAN'ın OLDURAN'ın verdiğidir, elbet DİRİ'dir. Dirilik, duruluktur. Sözümüz ÖZ'ümüzdür, yolumuz HAKK'ımızdır. Dosdoğru bilelim, sohbette sözümüzü alalım. 'Dosdoğru denilen nedir?' dendi. Her yuvanın bacası vardır. Baca, dumanı atmaya gereklidir. Daha önce soruldu, Şeytan ile dostluk yoruldu. Sizden değil. Bacan olmasa dumanını atamazsın, Şeytan olmasa günahını satamazsın. Öyle ise Şeytan'a dahi lanet demiyelim, her yaratılanı yerinde bilelim. Dost ile post ile geldik, 'ALLAH'ımın her yarattığı güzeldir.' dedik. Her yaratılan vazifeli, her vazifeli mukaddestir. Öyle oldukta, korku değil elbet sevgi gereklidir. AZRAİL korkusu, ALLAH'ımın korkusudur. O'na varamamanın korkusu. KUR'AN'ın güne kadar gelen yanlış yorumundan. Korkuyu sildiğin için. Unutulmasın, her görülen mavi yeşil veya diğer renklerin, gelen MELEKLER'den değil, EVLİYALAR de renk renk yıldızlar halinde görülebilir. Yorum renklerle olmaz, her an ayrı rengi almaz. Gün gelir yeşile, gün gelir kırmızıya dönüşür. MELEKLER'in verdiği, ALLAH'ımın vazifelendirdiği gibi. 'Ana renk demiyelim, kainatta rengin yorumuna düşmeyelim.' dedik, daha önce verdik. Gerçek, her kulun ÖZ'ündedir, ne var ki dünya, gözündedir. Gözden çıkalım, ÖZ'e dönelim, öylece çözelim. 'Gözden nasıl çıkalım?' derseniz; bedeni sıyırdıkta, son nefesini verdikte. Nefes maddedir. Dert dört olmasın, renkler kulunu yormasın. Sadece, 'Güzel.' diyelim, GÜZELLİĞİ'ni övelim. Koyunda post, kulda dost gereklidir. Ne kadar dostun var ise o kadar renk ile bezenmiş olursun. Sayanın sayısında, sevenin saygısında güzelin övgüsü vardır. Demirde düzen ararsan, tavına düşersin, tavında düzeni buldurursun. Dizde bağ olursa, yolu uzar; gözde bağ olursa, yönünü çevirir. 'ALLAH'ım olumunuza bağ vermesin.' diyelim, öylece niyaza duralım. ALLAH'ıma emanet olunuz. Yapıya yedek kum gereklidir, alınırsa faydalıdır. Dinlendirici. Yumuşak olmayı deneyenin yumağına, yedek kum gereklidir. Eylemde sözü edilen, şifalı denilen ilacın gerekliliğini verdik. Değil. Bedenin alacağı, bedende bulacağıdır. Kemikten verdik, ilikten söz ettik. Senin niyetin değil. Rüyalar şekiller ile tefsir edilir, ayrı özelliği yoktur. Nasıl ki yeşil gören, 'Muradımdır.' der. Görülen her rüyada elbet özellik olmayabilir. Yorumu onun için en güzeli olsun. Öylece gönlünü eğitsin. Rüyadan iyi yorum başlar; hayatta görülen her olay, öylece güzele gider. Boşalmadan dolamazsın, dolmadan varamazsın. Sözümüz daha önce verildi. Niyazınız, O'na varmak olsun. Yolunuz O'na götürsün. 'Amin.' diyelim, cümle için niyaz edelim. Cümlede kendimizi, kendimizde cümleyi görelim. Yaprağı dökülen ağaca, 'Kuru dal.' dersek, yapraklandığında meyvesini yerken utanırız. Demeyelim 'Kuru dalın atarız.' 'Güzel çirkin demiyelim.' dediğimiz odur. 

13-1
Binanın temelinde, her kulunun emelinde, günden güne dönüş vardır. Yapıda düzen, temelde başlar. Yenide yerini alan her kul, yorumu kendinde arar. 'Her bilene sorayım, kendime yardımcı olayım.' dersen, bilenin bildiğinde, kendine dönük gayesi vardır. Olumunda, temeli destekli bilesin, duvarını öylece öresin. Sorumsuzluk derde deva değildir. 'Yudum yudum alsam, her damlada mutluluğu bulsam.' denilir. Elbet mutluluk kulun elindedir. 'Dördün yarısı bende, yarısı her dileyende olsun.' dersen, benliğe düşersin. Dördü dörde bölelim, dileyenle paylaşalım demekte mutluluğu ara ki, gelecek günde mutluluk seni bulsun. Damlayan her terde, emeğin yeri var ise de, nasibin yazıldığı kadardır. Yağın yeri aşta, kulun sözü baştadır. Kaybolanı aramak, yerini sormak elbet verilen düzene aykırıdır. Sebepler yazıldığı gibi. Duyanın aldığı, seyrine daldığıdır. Kediyi tırnağı korur. Tavuğun sesi elbet düzende yerini bulur. 'Gerçeğe döneyim.' diyen, seçimi kendinde değil, ALLAH'ımda görür. Senden gelen, sadece niyettir. 'Destiyi doldurayım, ağırlığınca kaldırayım.' dersen, gücünce derim. Yolun açılsa, düzen seçilse, gayene düğüm atılsa; gayeden uzak mı kalırsın? Günde gayem dediğin düzende, gelen güne çizgi bulamazsın. Aynada kendini görsen, gördüğünü çözemezsin. Geyik misali olalım, düzende kendimizi bulalım. 'Yerimiz nedir? Ne olacaktır.' dersek; değer ölçüde, sayfaları okumadan geçmeye benzer. Elbet olduğu yerde, olduğu anda, YUNUS'um yoğurt yemez; yiyenden nedeni sormaz. Dünya düzeninde, kainat gezeninde; cümlesi sende, eğer sevdi isen. ALLAH'ıma emanet olunuz, denenen yolda selameti bulunuz. Asla, kayıp denenden sorguya düşmeyiniz.  

13-2
Yerden dedik, gökten verdik; sebil denilse de cümleye sunulur, 'YÂR.' diyen her kulu görülür. Komşunun hakkı, komşuda kalır, sevenin yolu sevene bağlanır. 'Her kul gönlünce eğlenir.' denirse de, her kul nasibince yer bulur. Satıhta kalanın yolu geçici, yapıda olanın yeri durandan kalır. Elbet yapıda olan, yapıya emek verendir. 'Değişen nedir?' denilir. Yer, gök, hava, her varolan aynidir. Değişen görüştür. Görüşten maksat, kainatı gün gün çözüştür. Daha önce verdik, doğan bebek geçen günde daha bilinçsiz, günde daha bilinçli diye. Söyledik. Güneş verir, verdiğini alır; deneyler öyle gerçekleşir. Her konuda Ay'a gitmeye çalışan, yol için savaşan alimler; Güneşten aldıklarını verdiler. ALLAH'ım kainatı kuluna adım adım açar. Ne önce ne sonra. Her nesil bir perde öteye geçer. Perde; 'Bilim.' denilen, yoğun çalışma ile buldum sanılan, gerçeğin ta kendisidir. Doyuşun olumu nedir? Mide ile alınan. Doyduğun, yediğinin bittiğidir. Boşalan işe yaramayandır. Kainatta yiyecek o kadar çeşit vardır ki, doymaya kıyamazsın. Kemikten iliği verdik, iskelette bul dedik. Elbet mecaz. Maddeyi ALLAH'ım gerçekleştirir, manayı bul araştır. İskelette  değer ölçüsünü verir, ayakta olanı gösterir. Eğer iskelet olmasa, üzeri et dolmasa, üzerini deri kaplamasa; şekilde sevgisizlik görülür. Sevgi ile kaplamak. ÖZ ile verdik, özlemeyi gönlüne kattık. Elbet bekleyeceksin, beklediğini karşılıyacaksın. Daha önce dedik, odunu yakarlar kömür haline gelsin diye örterler. Güne kadar, örtülü için. Ocaktan çıktın, mangala girdin, alev halindesin; turuncudasın dedik ya. Alevin bittiği günde; kendi ateşine yanmak için etrafını göremezsin, kimseyi ısıtamazsın. Günde bizden istediğin, 'Yelpaze olun, rüzgar verin. Çabuk yanayım, kor olayım.' Gemiden söz aldım, anda yazıya verdim. ALLAH'ıma emanet olunuz. Giden yok. 

14
Ayağında meydan tozu, gönlünde RESULÜ'nün hazzı. " YA ALLAH." dedi, EBUBEKİR resmini verdi: (Resim verildi: HAZRETİ EBUBEKİR) Gelen akımın suyundan yükümüz verdik, seyrinde güzeli gördük. EBUBEKİR ÖZ'ünde, dünya silindi gözünde, RESULÜ sevgisinde " Su başına gidelim, resmimizi verelim." dedi, selamını iletti. Saygılı oluşumuz, Sevgili'yi buluşumuzudr. Sevgiden maksat, O'nu, O'ndan geleni bilişimiz, kadere EYVALLAH deyişimiz. O BİLİR, O GÖRÜR, O SEVER, O SEVİLİR, O'nda SELAMET, O'ndan VELİLERE keramet. Yoğun çalışma denilen O'dur, O'ndan gelendir. YM diyelim, yükümüz ile yapıyı kuralım. Yükten maksat, AŞK'ımız. Günde zorlayan, gelende huzuru bulduran. ALLAH'a ısmarladık. Sıyrılmak birden olsa, yıkım olurdu. Hiçbir kul, hiçbir kulun inancını değiştiremez. Ne var ki, 'Yerim budur.' diyen, kendini saklamaz. Sözler ÖZ'ler, cümleye açık oldukta, gerçekçi olur. (Pekiyi, neden ikimize ait gizli bir defter istediniz?) Günde sırla denilen senden istenilen, ayni değildir. (Bu dizeler özgün defterde silinmiştir.) (BEYTİ DOST İSA mıdır?) Gelen varlık açık verdi ise, verdiği gibi denilir. Eğer İSA ise, ya da MUSA ise, neden açık verilmez? Dedik, gizli eller, gizli diller, vermez bize gizli yollar. Günde sana verişimiz, sana olan sohbetin, sende kalması. Günü geldiğinde, senin dışa döndüğünde açıklanması. Seni, biz açıklarız. Ne var ki, sen seni açıklarsan 'Yolsuz.' denir. Senin dışa dönük vazifeye başladığın günde, adımız anılır, yardımcı olduğumuz bilinir. Çünkü, elde delil görülür. Yazacağın kitabı, gerçeği verecek, yeni'de her okuyan çözebilecek. Alışılmış konu, asla himmet görmez. Yaşamak değil, her okuyan yeni öyküye girecek, kalıptan sıyrılacak. Güne kadar gelen kalıp kalıp sabun gibi, elden ele dolaştı. Günde kalıp, gerçeğin dışında kaldı. Günde, kul 'ALLAH'ım.' dediği zaman, aldığı nefeste, içtiği suda, yediği aşta bulmalı, doyuma öyle girmeli. Geçen, 'ALLAH'ım verdi yedim.' denilirdi. 'ALLAH'ım ile yedim, ALLAH'ım verdi.' denilen, ayrıda birleşilen, 'Beraber yedim.' denilen, kaynaşmış olan. EYVALLAH diyelim. ALLAH'ım sesimizi her zaman aynı duydu. Ne var ki kulu, O'nu uzakta bildi. Delilleri devamlı veriyoruz. (Kıyamla ilgili mi?) EYVALLAH. 'O'ndan geldik, O'na döndürüleceğiz.' denilen, KIR'AN'da da verileni, YUNUS'um verdi. Gönüllere aktarılan, şarkılarda türkülerde söyletilen, dileyenlere rahmet rahmet yağdırılan budur. Elbet gerçekleşecek. (Ölümsüzlük mü?) EYVALLAH. Günün yorumunda, dünün sesi oldum, bugün söz ile verdim. Gerçeğin aynası. Ayna misali olacaksınız. Doğum ile ölüm, ilim ile bilimin anahtarıdır. (Doğum ve ölümün sırrını mı çözeceğiz?) EYVALLAH. (Nasıl?) Bekle gör. Her kul, layık olduğunu bulur, dilediği günü görür. 'Ben kimim?' demek, ayrıya düşürür. Genişlik aynada görülür, her kul göründüğü gibi bilinir. Ne var ki, çeşit çeşit libas ile örtülür. 

15
Gölgeleri açalım, yönümüze ulaşalım diye veririz. Her kulunu severiz. Sahibsiz olan yoktur, ebeveyni olmasa da. Sözümüz özel değil, kainat için geçerlidir. Funda dağda, fulya bahçede ise de; YARATICI BİR'dir, vericisi gürdür. Dünya, kainat değildir. Kainatta varolan gerçeği apaçık görenler vardır. Dünya ilk merhaledir. Yıldızlar dediğin mekana bağladığındır. YARATAN'ın güzellik felsefesine ermiş kullarında çözüme getirdikleri, 'Lâ mekan' olanlardır. ('Lâ mekan.' nedir?) Mekansız demektir. Mekana değil, KIR'AN'a uyalım. (KIR'AN nedir?) Ayırmadan okursan KUR'AN. KUR'AN'ın hitabı demektir. Korkuyu silene doğruyu verendir. Sevgiyi bulana, yolunu açandır. KIR'AN tektir. Arabça. Kainatı gözle, güzeli özle; göreceğin KUR'AN'dır. Okumak dahi yetmez, yorumda hataya düşmemek gerekir. KIR'AN herkese açıktır. Ne var ki, her kulun yorumu ayrı ayrı. Yazımız da öyle değil mi? Dış manası açıktır, iç manası yoruma göredir. Her yazar açık verir, kitabın verdiği, kendini açtığındır. KUR'AN kainatı verir. Seni sen çözer verirsin, ayrıca çözüme gerek kalmaz. (Siz de Mesnevi'yi aynı yolla mı aldınız?) Elbet. HZ. ALİ'den yardım aldım. Ne var ki günümde değil, göçümde bildim. 'Kendi AŞK'ımı söylüyorum.' dedim, bir de baktım kainata tercüman olmuşum. Göçenler olur mu hiç, yaratılmışların cümlesi, hava su dahi. Daha önce dedik; rüyalarda yorum, gönlüne en uygun gelen. Ne var ki, hayra yorum olsun. Öz manası ancak oluşmada belirir. Demek ki oradasın. Kul ölçüsü ile öyle, yorumda olduğu gibi. Dünya yükselişi merdiven ile gösterir. Okulda sınıfları geçersin, işinde terfi edersin. Yorumda da öyle olması gereklidir. HAK YOLU, bilgi ile değil gönül yapısı iledir. 'ALLAH'ımın SIRLARI'na uzanma.' dedik.  Oluşumda yerini, sevgi ile doldur. Dağdan dağa aşandan kumlu yolu geçenden, böcek çiçek seçenden yerini sorsan; 'Havadan sudan.'  der. Kedinin bünyesinde, gücünden güven vardır. Geç kaldım demez, kendini darda bulmaz. Değişen nedir? Bilen bildiğinden buldum, bilmeyen korunduğundan buldum sanır. Netice birdir. Demette ayrı olmaz, yapraktan hata gelmez. Geyik misali seven, kendini darda bulmaz. ALLAH'ıma emanet olunuz. 'Hem içmek, hem yıkamak fazla.' demedim ki. Alacağın havayı, yıkanmış isen hazmedersin. Bedene maledebilmen için her zerrenin hizmeti gereklidir. Aldığı toz ile bulduğu yağ ile meşgul olan zerreler, havayı sıyırırlar, kul ile arayı ayırırlar. Gümüşten aldığını altından bulur musun? Ayağına gümüş terlik giyer misin? Her var olanın yeri görevi vardır. Hava gerekli ise, hava su gerekli ise, su güneş gerekli ise; güneşi alacağız. Gereksiz diyemeyiz. Eksik kalınca demek, yorumu uyutmaktır. Gereğini, sen bilmez misin? Hava su güneş noksanlığı. Güneşin renklerini soymak, güneşlenmek değildir. Bünyene her zerresinden maletmek, güneşle kesin alış veriştir. Elbet güneş her zaman verimini yeniler. Yazda kışta ayrı değildir. Yorumda kendine göre yol ararsın. Kendin yoruma uysan, sözü tatlıya bağlarsın. Ruhundaki dumanı attığından, yükünü hafiflettiğindendir. Aslında beni değil, YÜCE ALLAH'ımı özlersin, benim adımla dile getirirsin. Ben de YÜCE ALLAH'ımı ŞEMS'te dile getirmiştim de sonra düğümü çözmeye çalışmıştım. Tembih edici oluşu. Ne var ki, azında. Beyinde çalışmayan tembel sinirleri. Azını faydalı dedik. Sende esir olma hali var, esir etme değil. Esir ettiğin gün, faydalı olur. Gün gün dedik. 

16
Ozan söyler, sazın çalar. Kucağını açan cümleye sevgi saçan kulunda, mutluluğa götüren olayları açık gördüren düzen kurulur. 'Nasıl?' denir. Her on kulun biri, sevgiden söz ederse doğuş görülür. Kıyam, ulu orta demiyelim. Çok büyük bir olaydır. Somut örneğini almadan, dile vermiyelim. Yeniye dönüş dedik, günde öyle verdik. Yeni ile kıyam, yorumun değerine bağlıdır. Olaylarda bilinecek olanı, kehanet misali söylemeye kalkarsak; soylu ile soysuz yerinden oynar, darda olana taş koyar. Kıyam, olaydır; yeni, beklenendir. Yapıda değil, sözde özür olur. Yeniye uymuyanda özür aranırsa; yapıdan değil, sözdendir, görmeyen gözdendir. Hiyle ile, yuyanı yayan, 'HAY' diye toplar. Karda düz, düzde iz görürsen, ayağındadır. Yaprağın dili dedin, çiçeğin özünü sordun. Değişen ses düzeninden değil, yaydığı enerji duyguya açılır. Yapraktan sordun ya. Güneş ile halleşen, toz ile birleşen, hava ile sözleşen; topraktan aldığını güneşe ileten. Değil, üzerine oturdun, yayılana söz ettiğin, güneş ile arasındaki düzene baktığın, çimen dedin serildin. Yayınladıkları enerji. Verimde, küçük-büyük az-çok yoktur. Çimen denilir geçilir, verdiği hangi terazi ile ölçülür? 'Duymayı denesem, alır mıyım?' dersin,  elbet alamazsın. Görmek te herkese nasip değildir. Elbet göremez, sen de her zaman göremezsin. Ne var ki bitkide devamlı sevgi akımı, verici akım vardır. Her olay gereklidir. Devamlı alışa kulun gücü yetmez, unutulmasın alacağı bitmez. Yük üstüne yük vurulmaz. Her olay birbiri ile karılmaz. Elbet gereksiz değil. Ne var ki bir bedeni bütün bilmek için; kemikten ete, kandan deriye, beyinden ciğere blimek gerekir. Madem ki kainatı bilmemiz gereklidir; yaprağı bitkiyi bilsek, 'Ciğeridir.' desek, noksan bakmamış oluruz. (TANRI vergisinin özeti nedir?) İnsan. Yoğun çalışma dedik, öylece girdik. Cumayı bildiğimiz, sevgi ile bağladığımız, Dost-Dost diye sohbeti kurduğumuz bilinir. Yapıyı kurduk, bahçede gördük; parkı oluşturduk, orman olacağız. Ormanda konuğumuza görev vereceğiz. Kaptan Timi'nde görevli. GARİB'in dilinden veririm; vasıta asla olmaz. HAK ADI'na verilende, vasıtaya gerek yoktur. Köprü açıktır, kanal tektir. Ormanı oluşturacağız, yemeni giyip dolaşacağız. (Gezilere mi çıkacaksınız?) EYVALLAH. Beni bildin, O'nu buldun. Benden aldın, O'ndan bildin. GARİB, dilden alacaksın 'SEVGİLİ'yi buldum.' diyeceksin. Sesinden alırsın, geldikçe bulursun. Gideceğiz geleceğiz. Konuşmasını alırsın, sonra dinlersin. (Teybe mi alayım istiyorsunuz, konuşmaları?) EYVALLAH. Gerçekte, gidiş-geliş gereklidir. Yolumuz açılacak. Gidiş geliş genişliyecek. Meraka yer yok. Her gidilen gelinende, uğrak burasıdır. (İstanbul mu?) EYVALLAH. (Merkez İstanbul mu?) EYVALLAH. Çünkü kaptan burada. (h. bey öyle mi?) EYVALLAH. Gemi limandadır, gönül. (Tebliğin bu satırları özgün defterde silinmiştir.).çeyrek kaldı seyre daldı, günler doldu, yumuşak gelen oydu. Seyirde düzene girer, olumluyu olumsuzu hayra yorar. Çift günde değil, tek günde gidilsin, günün tarifi öyle aransın. Gelişe çeyrek kaldı. iki ay denildi. Ayran sunalım, sütümüz var diyelim. Açık verdik ya. Ayran sunacağız, sütümüz var diyeceğiz. Ayran, yazdıklarımızdır. ALLAH'a ısmarladık. 'Git görüş.' dedik. Olumun verdiğini bekle gör. Meyvenin erdiğini toplarsın. Göreceksin, olayları daha önce verdik. Miskin denetlenmez, hiç bir olay kenetlenmez. Miskin diye kul değil, olayın gelişi özetlenmiştir. Olaylar eyletir, düz yolda bekletir. Dert deme, gam yeme. Uymayı bilelim. Söyledik kayguyu silelim. Daha önce verdik, tekrar tekrar aynı söze düşersen uykudasın derim. Bekle gör, olayları elinle dür. Sevgi akımını yüklediğin her eşya, sana hizmet eder. Geldiğimiz verdiğimiz günden, 'Seviniz ne olursa olsun.' deyişimiz odur. Sevdiğin her eşya sana hizmet eder. (Yani titreşim yaparak bize faydalı akım mı iletir, eşyalar?) EYVALLAH. YUVA, günde akım yüklüdür. Nasibini alır. Ağzından değil, gönlünden yardımcısıyım. (Sabahat Abla'yla konuşarak sizinle irtibat kurulabilir mi?) EYVALLAH. (Nasıl konuşmam gerekli onunla?) Yazıda verdiğimiz gibi. Ne var ki, az ve öz soru, az ve öz cevab. Sebebini sordun. Sözlü sohbette akım, daha çok yüklü gelir. Söyliyende az olsa da, alanı yorar, her alanı. ALLAH'a ısmarladık.
Derinin toplantısı, üzerinde durulacak olay değil. Seni özürsüz bulduğu günü bekler. Daha önce dedik. Özür yapıda değil, olsa da sözdedir, özür bulanda. Öyle bulduğu için, hatalı kendisidir. Niyaz edesin, hatasını bilsin. Onun için, seni özürlü bulur. 

17
Yolumuz açılır, dar köprü geçilir. Yanlış denilen yoldan, güzel olan seçilir. 'Yanıldığım?' dediğin, kayıtta aradığın, sebepsiz değil elbet. Katı gelen dağınık olandır. 'Sergisini bulacak, yapıda yerini alacak.' dedik, daha önce verdik. Korkuda aradığını, sevgide bulacaksın. Gidip gelenden, sevincini bulanı soracaksın. Gaybına dert dediğini, koyun kuzu misali çözeceksin. 'Nasıl?' denilir. Asıldan uzak değilsin. Koyun anadır, kuzu yavrusu elbet. Sen kuzu olduğun müddetçe, sakın kurt gelir zararını verir deme. ALLAH'ım O'na dayanan kulunu koruyucudur. 'Olanlar?' deme. Hoyrat eller yolarsa, gülün güzelliği bozulmaz. Sevilen kul, sonuna kadar kayguda kalmaz. Sorunu aldık. EYVALLAH. Can dedik, candan sevdik. Dost ile dostu yerinde gördük. Çevrede sevgiyi bulan, çehrede dolan; kayguyu silsin. Bölüneni düşünme, toplayan YARDIMCI'ndır. Sözümüz sepetten değil, sedeften gelir, en doğrusunu verir. Deneyden geçtiğini unutma. ALLAH'ımın yeniden verdiğini, deneyden aldığını; vermemize İZİN VERDİ. ALLAH'a ısmarladık. Yenide yer alanın, bahçede gül misali olduğunu söyledik. Güneşin olduğu, sana sonsuzu verdiği bilinsin. 'Kaygular silinsin.' dedik, daha önce. Her ne kadar hoyrat eller yoldu ise de, günden sonra değerini, eli ile ellerde bulacak göreceksin. ALLAH'ıma emanet olunuz. Gelici, geçici. 

21-1
Yerinde olmazsa, gönlüne dolmazsa; yorumda aranmaz, koğuşta bulunmaz. Gedikten geçenin, sahifeyi açanın, güzeli kaygu ile seçenin yanındayız. Derdini sorandan, 'Güzeli seçti.' dedik. Ne var ki kayguyu daha silemedi. Sevgide doluşur, hal ile oluşur, sevgili ile buluşur. YÜCE ALLAH'ım. ALLAH'ım, yeminden uzak olalım. Derdini görür, yardımcı olur. Duman yerini örter, yolunu gün gelende açar. Sahibsiz değil. Gerçeği buldu, ne var ki; kayguya girişi, olayları kaygu ile yoruşu, dumanını dağıtmaz. Konuşan her kulunda, dilenen yol oluşur; gemiye yer veren, kaydını denizden oluşturur. Gemiye karada raslamadım. EYVALLAH, dolaşanı arar. Derdine ulaşan, dolaşan, aradığını bilir. Nimet dediğin, ekmektir yediğin, defter yazdığın. 'Demirden alsam, sağlam yapıya vursam.' denilir. Her sofrada dilenen değil nasib olan yenilir. Aldığımız kadar veririz, sonsuza kadar görürüz. Sonsuzdan maksat; her kulun, görüş-alış-duyuş frekansıdır. Doyum niyet ile geçerli değildir, uyum ile. Uymayı deneyen her kulun gün gün görüşü açılır, öylece bilişte değeri seçilir. Seçilenin yargısı kuldan değildir, kaygusu da kulda kalamaz. Gün geldikte alınır, arayan tarafından bilinir. Yoğurt yedir. Daha önce verdik. Senin yüzünde, onun başında. Geçici. Alınan ilaçtandır. Yapıda yerini alır, açılan pencereden görülür. Denenmiş yoldan elenmiş kum alırsın, yolunu öyle yürürsün. Yavruya derim. Aşacağın köprüde, yapıya değer verilen görülür. Çapına uyarsan, çevrede aradığını bulursun. Alacağım denileni bulacaksın, ayranı yoğurttan bileceksin, yoğurttan sütü bulacaksın.  'Dinmeyen yağmur sel getirir.' denilirse de; kanal, akanın çoğunu götürür, niyette uyulan bulunur. Sevgi ile ördüğünü sevgi ile bulacaksın, örneği bildin aslına uyacaksın. Almayı denediğini, sevgi ile sardığını. OMAR'ın sözünde, KAYGUSUZ ÖZ'ünde, pabucun tozunda; madde ile mananın özeti vardır. 'Un aldım hamura, yön verdim çamura.' dediğin, gerçekte aradığındır. Katıksız kalalım, her olayı güzelde bulalım; çevreden geleni, olduğu gibi, olduğu yerde bilelim. Kolay olanın yeri, zor olanın yönü vardır. Yer, bekletir, yön her dileyen buldurur. Konuk olana. 'Değersiz.' dediğini silersen, geçerlidir. Daha önce verdik; tane tane yazıya gir, oya misali işle. Motif motif hepsi bittikte bir bütün olur. 'Başla' dedik daha önce verdik. Denenen motifleri attın. Birbirine eklendikte esas maddeye girilirdi. Ara motifler günü geldikte yazılacak, gün gün malzeme alınacak. Bekle gör. Daha önce verilenleri oku, hepsini  aynı tezgahta doku. Yaprak yerini buldu, gönlü huzur ile doldu, sevgiyi senden aldı, seninle doğruyu bildi. Değil. Yavrusunu sorana, selamını getirdik. "Gerçeğin içindeyim. Almayı dilediğim, olmayı düşlediğim bütün güzellikleri buldum, niyazına ortak oldum." dedi. " Dayandığı, dayandığımdır. Anıldığım kadar sevgiliyi bildim, andığım gibi buldum. Duanı aldım, 'ALLAH'ım RAZI olsun, niyazı kadar niyaz alsın.' dedim. Şüphesiz bilesin, andığın an yanındayım, kaygusuz kalasın huzurdayım. Gelmeyeni değil, anmayana güceniriz." dedi, selamını gönderdi. " Şeker alasın, helva karasın, adıma veresin." 'Yaprak oldu, yerini aldı.' dedik, sözünü ilettik, niyazına bağladık. Gelmeyi diledi, yerini sözüne bağladı:
"Yaprak yaprak açıldım, GÜL dalında seçildim. 'Arayan, anandandır, duasını gönderendendir.' dedim, babama niyaz ettim. Adımı bilerek kayduğun, gönül hamurunda ikimizi yoğurduğumu geldikte öğrendim, 'Hatalarımdan sıyrılayım, babama af dileyim.' dedim, affını dünyada iken çözdüm. Ölçüler, bilinç ile değil. Öğreneceksin, uyacaksın, öyle duyacaksın diye gelişte öğrendim. Helvayı dağıtasın. Duanı alırım, sevgini bilirim. 'Aşamadım.?' deme, zamana bağlı kalma. Gerektiği gün, gerektiği saatte yaparsın. Ben uğramam. Seven, seven, seven. Arayan bulur, anıldığı yerde olur." dedi, selamladı. Dağın ötesi görünmez, kulun katısı sevilmez. Yemin, değerini hakikatte verir; yavrun selamını gönülden aktarır. 'Daha önce verdim.' dedi. Görüntü değil, rüyada oldu. GANİ selam ile geldi. "Bunca yolun yapısı, hep açıktır kapısı. 'Açacağım?' dediğin, baban ile sorduğun gün; geçerli olan, eksik kalan değildi elbet. Dardan geçtiğin günde, şartların silindiği görülür. Dardan gelemediğin, sorguyu baban ile katladığını bilirim. 'Asla.' dedi, selamını gönderdi, 'Görüşte değil, duyuşta bulduk.' dedi. Dernek misali buluşurlar, her olayda çatışırlar. Görüşte uyuşsalar, bilişten ayrılırlar." Her geliş buluşmadır, birbiri ile oluşmadır. Göç geçerli olanı verir, umduğun yerden alınır. Dilenenin verildiği, her olayda görüldüğü gibidir. Selam olsun, sadece niyazından eksik etmesin. ALLAH'a ısmarladık diyelim, zamanın sorgusuna üç söz ile girelim. Kumandanın. Kaptan. Masamızda olan. Dağınık düzenin seyrinde sorumluluk duyma. Kendi gerçeğin, yapıya aykırı değildir. Çevreden kayguya düşme, ne denirse densin taşma, aykırı gelene şaşma. Gerçek, uyduğun gibidir. Adını verdim, elinde kaydını gördüm. MEVLÂNA der anar, her an BİR'liğe uyar. 

21-2
Yoldan geleni, bunalanı, soranı gördük. Selam olsun, ADI'nda seyrine dalsın. Doğudan batıya alacağını, kayıtta aradığını bulacağını söyledik. Gözünden kaçanın görgü ile açılacağını, yaban ile yozanda gerçeği bulacağını söyliyelim. Açamadığı yerde koşamayana el versin, el ele yürüsün. 'Kimden?' dediğin, deneyden geçirdiğin yönde, aradığını göreceksin. Yorumda aradığını değil, unutulanı sordun. Unutulan nedir? Gerçeği sorduğun gün, korkuya düşeni unutma. Yoruma verelim. Kapıyı çalmadan giren, niyetini sormadan yozan. Değil. Ayağını sürüyen, ayağının hesabını senden soran. 'Nasıl?' dendi. Gerçeği sana sorduğu günü hatırla. Güzellik odur ki, ne denirse densin, yargı ne olursa olsun; gerçek açık verilsin. 'Kapını vurmadan giren.' dedik. Yedek diye anılır, ayağında sürüyen şekil görülür. Ayağın sürüklediği, sakatlıktan değil, uzaklaşan. Doymuş dediğin, yapraktan neşe bulduğun günde, kendine dönüşünü hatırla. Asla. Kendinden sorar, yoruma öyle girer. SAHİBİ'ne dönüşünde, kendinden sorgusu vardır, ne var ki vergisi dardır. Çözeyim dediğin düğümler. Doğudan batıya vereceğin günde çözeceksin, kendi hesabını kendine ödeyeceksin, 'Şükür ALLAH'ım.' diyeceksin. Dumansız yol ararsan, DOST'unu tanı. 'Gedikte takıldım.' dersen, elinde olanı bilesin. 'DOST'um kim?' dersin. Aşmayı beraber denediğin, güne kadar beraber geldiğindir. DOST'un yorumu, DOST'a posttur. Demette aradığını, çok ile azda gördüğünü, dağınık düzende bulursun. Uyumda ağacına denk geleni, elde olanı bilesin. Mutluluk beraberliktir. Şikayette sözümüz yok. 'Dosyayı açalım, bir kalem geçelim.' dedin, öylece söze girdin. Mesleğin özelliği konu uyacak, doğudan batıya getirdiğin, cümle ile bitirdiğin, adını adıma denk getirecek. Daha önce verdik, şahit istedin. Satırlarımızda hepsi vardır, okuyunuz. Yapıdan girdik, SİNAN ile verdik.

aralık  
Yazımız dedik, daha önce verdik. Geçici olanın yerinden, kaygusu silinsin gönlünden. Yapıdan aldığın, geçireni yorduğun değildir. Allerji denilir, alkol ile gelişir. Deriden geçer, idrar ile alır. Allerji alkolden alınır, idrar ile deriye yayılır. Geçicidir. Onun için dedik, yoğurdu verdik. Geçici olanın yerini açarsan, verilen ilacın pomadını sürersen, geçici olur. Aldığımız ilacın. Damlayı aldığının. Dönenden almayı dilersen, geçici olduğunu görürsün. Doktor. Denildiği gibi. Yoruma gerek yok, aynen verdik. Alkol ile aldığını. Hormon ilacı allerji yapar. Yapıcı olanın, açıklığı bellidir. Kayguyu silelim, derinden değil serinden bilelim. Bütün kaygu düşünendedir. Demediğin sözün, geçerliliği yoktur. Allerji ilacı alırsan, alkolden uzak kalırsan; kendini bulacak, rüyam geçti diyeceksin. Dengenin bozukluğu değil; doyumdan uzak kaldığındandır, uyuma katılmadığındandır, dünya düzeni geçirdiğin şoktandır. Yoğun çalışma dururken, yoğun çatışmaya girersin. El eleyiz dedik, her olumsuz düzeni arkaya attık, geleceğini söyledik. Düzende bulacağın, DOST ile alacağın, yapıda yerini alacağın, her sözümüzde vardır. Dedik, geçirdiğin şoktandır. Geçeceği söyledik. Geçmiyen değil idi, ne var ki tedaviye değil, daha gömülmeye çalıştın, öylesine alıştın, şerden hayır umdun, kendi kendini gömdün. Ne var ki, gönül yapın mayalı, hayat yolun kayalı oldu, günü geldi kayalı yol düzeldi. El elde, gönül güzelde olsun, niyazımız dilenen yoldan götürsün. Geçici olana gönül takma, ilaç deyip şifaya bakma. Dediğimiz gerçektir. Açık olan yolumuz, beraberdir gönlümüz.  (   ) Zamanın azına değer ver, çokta zarar vardır. Bir saat. Zamanın değeri sizdedir. 

6 aralık
Yeryüzü denildikte, çok yere bakıldıkta, her ocak yakıldıkta; şarkı türkü söylenir, kader öyle bellenir. 'YAR.' deyip ağlamayan, AŞKI ile gönlünü dağlamayan; ne arar, ne sorar. 'Nerden gelir, nereye gider?' dersen; her bilen yoldan mıdır, her gören halden midir, arayan beden midir, sürüyü güden midir? 'Geldik.' diyelim, bildiğimize şükredelim, niyazımızda O'nu analım. Her anışın, elbet niyazdır. Demden deme geçilir, günler öyle aşılır, sanma yolsuz koşulur. Her koşan, bilendendir; her aşan, bulandandır. 'Sarp kayalar aşılmaz.' diyene; 'Kuş olur aşarım, balık olup denizi geçerim.' diyesin. Çünkü niyet; kayaları aşırır, deryaları geçirir. MEVLÂNA'yım. Yerim bellidir, sevilen ağaç dallıdır. Duman almıyalım, bilmiyene geçit vermiyelim. Demirde güç var ise de, ele gelmeden, ateşi bulmadan şeklini almaz. Zorluyu, 'Yolum.' deme. Genişliğe açıldın. Seyrine düşülen her olayda, düzenini bulursun, geçmişe gülersin. Dayanmıyan, bilmez. Çerçeve dar gelir diye atmazsın, geniş gelene bakarsın. Yerimiz öyledir, günde çerçeve dar gelir. Kemer dar gelse, 'Belim geniş.' demezsin, hatayı kemerde ararsın. Hata; ne halde, ne kemerdedir, kemeri dar alandadır. Olaylar da öyledir, ne yarda, ne serde; sadece yanılış, sorudadır; yahut yanılış, görüştedir. Doğum ile ölümde gerçeği buluruz da, olayları niye tararız, hatalı hatasız ararız? Görüntüyü almakta, güzel bulmakta; kendimizi eğitelim, dumanı dağıtalım, katı gelene su katalım. Meyvesinin oluşu, ele gelişidir MESNEVİ. Ona de ki, -adı, adıma denk gelene- ; dünya günümde tohumu ektim, günde meyvesini toplarım, her dileyene sunarım. ŞEB-i ARUZ'da, yazısına adımızı katsın. 'Yediyüz yıl önce ektiğini, bu gün biçen.' desin, günümüzü öyle versin. Anıldığımız, günde dünyaca sevildiğimiz, açıktır. 'Yazı, konum değildir.' demesin. Adını vermesi gereksiz. Yazının kimden geldiği değil, nerden geldiğidir önemli. Bir gün versin, günlük yazı ile. Yerimizi değil yolumuzu, cümlenin aradığı sevgi hakkındaki fikirlerimizi. 'Günde, yediyüz yıl sonra; bağdan üzüm toplar, şarap yapıp, mahzende cümleye yayar.' desin. Yediyüz yıl önce bağ idi kırdığım, üzümünü sevdiğim, mahzene sırladığım. Günde geldim, mahzenin kapılarını açdım; demesin 'Nasıl olur, şaştım?' Şassan şaşmasan sunarız, içer içer AŞKI ile yanarız, kuş misali daldan dala konarız. Bilen bilmiyen demez her seveni sararız. AŞKI'na döneriz, AŞKI ile yanarız, yandık, küle benzeriz. Günde varım, veriyor isem, inkar edeni dahi görüyor isem. Dediğim, yazı ile verilsin. Evet. 'Varlığını bilenlere selamıdır.' desin, gelişimi bildirsin. Adı, adıma denk gelene. Gerçeğin açıklığı, günü geçse de bilinecek, güzel ile bölünecek. ALLAH'ıma emanet olunuz. Oku. Okuduktan sonra sohbete girersin. Göynek açar. Denetlemek için. Evet, kendini. Belli yerden alır dağıtır. Kesiflenmiş akımı dağıtır. 'Dumanı dağıt.' dedik ya. 'Genişliğe açıldıkça, çerçeve dar gelir.' deme. Senden gelen, sende düğümlenendir. Şehit de olsa, şahit de bilse; mecazi manayı alacaksın, yoruma öyle gireceksin. Şehitlikten maksat; ölmek değil, olumu vermektir, olumda sesini duyurmaktır. Güneyden kuzeye dönüşen her olayda, doğu ve batının yeri mevcuttur. Yapıda aranılan, isim değil, güçtür. Yerini bilmeye değil, almaya çalış. Gerçeğin okunduğu, gelen günde dokunduğu görülecek. Gönülden aldığını, kaleme iletsin. Yerini almaya, kendini bulmaya, günde çalışsın. Gelen, HAK'tandır. Yerini vermese de, yoruma günde değil, gelende girersin. ALLAH'ıma emanet olunuz, her olayda düzene uyanı bulunuz. Sabreder, beklerdim. Bedeni dünyada görürsün, bizleri sadece seversin. Denk gelen her olay, dengesizliği siler. Korkuyu sil. 'Demirden.' dediğim, odur. Geçmiş, geleceğe ayna olur; bilmiyen, elbet kendini yıpratır. Sabır ile bekle, yaprağı atlastan göreceksin. Yaprak nasıl atlas olur? Güzeli olaylara öyle örteceksin. Dedik ya, yaprağın atlas olduğu görülecek. 'Yerimi bildireyim.' diyen telsiz, yorumda olan değil. Gemiden dağılan, haber ile yayıldı, verilen şaka ile karıldı. Ne kaçan, ne kovalayan var. Yumuşak yol alan her kulu; genişliği diler, elden ele, dilden dile aktarmaya çalışır. Cümle kulların dileği barış ve sevgi olduğu için, elbet faydası olur. Hiç olmasa, her dinleyene ve dinlediğini nakledene düşünme payı verir. Elbet, hiç bir olay kendiliğinden olmaz. Daha önce verdik; bildiğiniz manada yok. Kundak der açarsınız, olaylardan neden kaçarsınız? Devrelerin katkısı. Yani senin almadığın, ne var ki, katılmaya çalışan yayınlardır. Ne var ki, tarafımızdan nisbeten süzülen yazılar alırsın. Deniyen sizlersiniz, gönderdiğinizi görürsünüz. Uçan daire denilen, dünyadan gönderilendir. Dünyadan gönderilip yarışa giren, yarışta kalıp unutulan. Madene güneşin verdiği ışıktır, kendi ışığı değil. Görmeyi dilediğini görüyor. Ne var ki, her kanal er-geç HAKK'a götürür. O kadar geniş toprağa ektik ki, ancak yediyüz yılda oluştu. 'Akım almamış bir ruh kalmaz.' dedik, daha önce verdik. Denenmiş olmaz. Her kul gelir akım alır, öylece kendini bulur. Günün yorumu, eskinin tohumudur. Eskiyi eker, yeni'yi biçersin. Eskiden maksat, toprağa atılan tohumdur. Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıkar? Düşününüz. Cevabını üç gün geçende vereceğim. ALLAH YARATAN'dır, bilinir. Sadece oluştaki düğüm, tavuk yumurta misalidir. Üç gün düşün, cevabını o gün alırsın.

8 
Yedekten almadığımız, geçitte sarmadığımız; yorumdan gelmez, sayı ile alınan sayfadan silinmez, kaygu veren her olaya gönül koyulmaz. Şahit görendir, yoruma giren değil. En küçük en büyüğü beslerse, çeşitte bilinir; en büyük en küçüğü beslerse, yeri denilir. Konuk gelene de ki: 'Çoğu az ile karacağım, olumda denge kuracağım.' Gayeyi her dileyen, 'Dilediği alandan olayım.' der, genişliğe öyle girer. Ayağına gelmezse, konuktan soru alma, kaydına nokta koyma. Çarpan çarpılanı bağlar, yedekten bölüm sağlar. Bölünen; eşitte dağılır, yerini kendine çevirir. Üç noktayı yerden alırsan, erişilmeze götürür, her bağlantı orada katılır, değer ölçüsü kayıttan düşürülür, katkıda olmayan taşırılır. Cepte olanla, kepte kalan, kendi değer ölçündür. Seçim elbet. Sende bende değil, katkıda olan gelir, sevgilide bulur. Suyun verdiği, seyrine koyulduğu yerdedir. Akışını ölçüye vursan, rüzgar diye kainata salsan; tufan denirdi, doğuşa öyle girilirdi. 'Nasıl?' denilir. Şelale her an aynı hızla aksa, değerini yitirirdi, yapısına tufanı getirirdi. Denge düzende kurulur, yerinde yüksekten akıtılır, yerinde düz ovadan geçirilir. Kainatın yapı özelliğidir. Almayı her dileyen, 'Şelale misali aksın.' diyen yanılır, beklenen olaylar ile yolunu bulur. Kement atalım, noktada atomları bulalım. Aradığımız nedir; zerrenin beslediği mi, her nüvenin birbirini süslediği mi? Bir zerre, öbür zerrenin şahitidir. Boşluk denilen; aygıt ile sargılanandır, her açık dolana hazırlanandır. Açıkta, milyar tane bütün. Yapıtta, nokta denilen zerreler vardır. Sesin doldurduğu boş, dolu denilen taştır. 'Doğadan ayrı.' denirse de, atmosferde düğüm SAMANYOLU'nda çözülür. Keşiften söz edene de ki: Atmosfer içi ve dışı, demet misali gelir. Atmosfer, eldeki çiçek. Atmosfer dışı, çiçekten burnuna gelen kokudur. Biri elde, biri gönüldedir. Her ne kadar 'Ay'a yıldıza gideriz.' denirse de, atmosfer kılıfından asla çıkılmaz. Ayağın her bastığı yerde oluşum gerçek ise de, buluşum yoktur. Ormanda alışılan, havasında buluşulan, gerçeğin vergisidir; şaşırtan, birbirine olan bağıdır. Her ağaç yerini bilir. Dalında eğilen yoktur, toplum gerçeğine uyar. Dikkat ederseniz, toplu halde ağaç düzgün dallar halinde yükselir. Seyrek olduğu yerde yana yayılır. Oluşum budur. Toplu halde yükselir, seyrek halde yayılır, tek tek bölünür ve yozlaşır, toplulukta tozlaşır. Tozlaşma, yozlaşmaya götürür. Tosun anasını bilir, babasında kalır. Gayretin yerini bulur, gidişte sorunun çözülür. Somut örnek derlerse, 'Katreyi bardakta saysınlar.' de. Elbet sayamazlar, çünkü bileni bilgisinde soyamazlar. Gerçeğin eşitlikle değil, çeşitle güzelliği görülür, sorgumuz günde açılır. (Tavuk mu yumurtadan yumurta mı tavuktan çıktı?) Tavuk dedik, yumurtayı verdik. Oluşum bedenlidir, buluşum kökenlidir. Öyle oldukta, oluşum bedenli verildikte; tavuk gelendir, yumurta yayılandır. Yumurta, tavuktan gelir. Yaratılan tavuktur. Sevgiyi YARATAN; kuluna verdi ve ondan aldı, yani sevdi sevildi. Anını bilen her kul, gelen ana erişir, öylece ömür birbirine ekleşir; her ekleşme birbirini tamamlar. Niymet odur ki; kendini bilesin, kulluğun ile övünesin. Aynayı gördüğün yerde, çevirme. Göreceğin geleni de gösterir. Çevirirsen, karamsar olursun. Gelişte bulacağın, beklediğindir. 'Geçti.' denilmesin, yargıya düşülmesin. Daha önce dedik; denenmiş, denetilmişe örnektir, yapıtın bilene kaynaktır. Yarıya getirdiğin, yarıda bitirdiğin olmasın. 'Ne demek?' dendi. Yarıda bırakma, örtüye yer verme. 'Yapıtının, eksik kalan yeri yok.' denirse de; sayı altı ve sayı üstü bölüme. Dumansız kalsa düzene uyacak, doğruda bulacak. Geçici olan geçitte dengeyi kuracağın, gelene uyacağın görülür, yeminden uzak kaldığın övülür. Dengede özellik; beklediğin yerin beklediğini, manada gerçekleştirdiğini göreceksin. Gemiden gelen de, tayfadan sorulan da; denizden verir, genişliğe öyle girilir. Yerini verecek, dengeyi kuracak. Değerini bilirler, sevdiğin kadar severler. Her gemi denilenden sorma yorma, aynı yoldan girme.

9-1 
'Yumuşak olasın.' dedik, sözümüzü başında verdik. Geçici olaydan kayguya düşme, 'Denenir mi?' deyip sayfayı deşme. 'Genişlik görülür, umduğundan iyisi olur.' dedik. Olumsuzluk, niyetinde değil halindedir, doğuştan değil oluştandır. Gönlüne uymayanı haline katarsın, her olayda kayguna kaygu katarsın. Somut örnek görülen olaydadır, deme 'Sevimsiz dolaydadır.' 'Katık aldım yemeye, soframda tuzu katmaya.' de, olumsuzluğa nokta koy. Yersiz değilsin, yorum sendedir. Kement attığın yerin açılır, düzen öylece kurulur. Kemik yapısında, geçerli olan yok. 'ALLAH'ım.' de, şükret. Dayandığın seni korur. Emdiğin sütün yapısı, sende açılsın kapısı. Eylemden vaz geç. Alan bilir. Oğul dedik, her olayda yerini koruduk. 'ALLAH'ım.' de niyaza dur, seni koruyan O'dur. Olmuşu unutalım, olacağa hayır niyet tutalım. Gayret doğuştan gelir. Gönül yapın yumuşak, ne var ki 'Olay, birden yerini bulmaz.' dersin. Olaylara girmezsen, kayguya düşmezsin. Yerini bulana içmek yaraşmaz, bilendendir. 'Kuşak dar gelir, belde yerini bulur.' diyelim, kayguları silelim. Demdeki olay, hamdaki kulun yapısıdır, geçtiği bilinir. 

9-2
"Yol bizim, han bizim, dost bizim, AŞK sizin." dedi, YUNUS'um söze söz kattı. Cümlenize selam olsun. Her gelen alsın, yerini bulsun, kaydına uysun. 'Yerden aldık, gökten bildik.' diyenle, kainatı bir sır diye bilenle, kendini HAK'tan görenle. Gedikten geçendeniz, her hali aşandanız, çağrıya koşandanız. Kaçan yerini bilse, 'Yerim yoldadır.' dese; kaçmaktan vaz geçerdi, yalandan düz geçerdi, her taşı tez geçerdi. Yerimiz yolumuz bellidir. Kaçanı kovalamak değil, davet gereklidir. Yerimizden maksat, dünya hali değil, olduğumuz hale gelmektir, sanılmasın sözümüz ölmektir. Yoğun halde, çoğun dilde, her yapıda beklenendir. Hoş görenin gerçeğe açtığı kapı, hor görenden kapanmaz. Öyle oldukta, ayağına gelen, seninle olayım diyene asla kapı örtülmez. Kumun elendiğine, kulun hallendiğine; gerçeğin verdiğinde güzelin ördüğünde açık bağ vardır, önünde çıkılacak dağ vardır. 'YA ALLAH.' diyelim, yola gönül koyalım. Sergi bizi, yargı sözü bağlamaz. Kul kulu, hali buldukta eğlemez. Vakit geldi denildikte, gelmeyeni beklemez. 'YA ALLAH.' dedik yola niyet kurduk. 'Yolumuz zorlu.' demeyelim, güzelliğe nokta koymayalım. ALLAH'ıma emanet olunuz, sözde yoruma giriniz. Daha önce verdik, 'Ayağımız yola götürür.' dedik. TOKTAY dizi büktükte, halimize baktıkta; açık yolu verecek, her halde yardımcı olacak. Yerden verdiği, YÜCE'den aldığı, değerini günde gösterdiği açık gelecek. AKDEVE yerini çölde bildirecek. ALLAH'ıma emanet olunuz. Yerde düzde, yerde dizde bileceğiz. Yorumda değil, sözü sözde vereceğiz.

23
YUVA'mız yolumuz, cümleniz sevgimizdir. Sevgimiz dedik, gönülden gönüle aktık, yolunuza baktık. Selam sizlere olsun. Yerini bilen, yönünü arayandır. Selamını getirdik, 'Yeni'ye uydular.' dedik. Geldik verdik, sevdik sevildik denileni cümlenizde bulduk. Derdest olalım, demet misali birbirimizi bulalım, kundağı açalım. Elbet içinden yeni doğan çıkar. Yeni doğanda yeni'ye giriş vardır. Çok aldık, çok verdik, düren ile süreni gördük. Sergiye koyan ile yorumu açanı sevdik. Sevgimiz katıksızdır. Sevginize denk gelsin, yağan karda ayak izi kalsın. Kardaki ayak izi gelene yardımcı olur. Olmasını dilesen, yağmasında doyum bulsan; yine de kar eridikte, aradığını bulur. Her suyun başı yeşildir. Yer ile yol seninse de, deniz ile gök cümlenindir. Oraya sahip olamazsın, ayrı da kalamazsın. Aşamadığın köprüden kemendi soramazsın. Ayağım götürdü dediğin yoldan, kendin sorumlu değil misin? Doyumu bulacak, yosundan soracak isen; çözümü bizdedir elbet. Ne var ki, bilginize günü geldikte verilir. Kainatta bir düğüm daha öylece çözülür. Geceyi gündüze çeviren, devreyi yoğun çalıştırandır. Ne demek?' dendi. Gönüldeki gece ile gündüzü verdik. Kainattaki düzen, ne çalışan ne alışan ile değişmez. Kul diledi diye yeni düzen oluşmaz. OLUŞTURAN, arayana buldurandır. YARATAN'ın bulmasını dilediğini bulur. Olumun düzenine uyanlar, 'Ayakta amadeyiz.' diyenler, elbet yerini veren iledirler. Yağ ile balda, dost ile her halde buluştuk, sevgi ile oluştuk. ALLAH'ıma emanet olunuz. ALLAH'a ısmarladık. (TOKTAY, HAZRETİ İSA mı?) EYVALLAH. (Resim verilir) Niyette yer alan, HAZRETİ İSA denilen; yolunu aldığınca yayandır. HAZRETİ İBRAHİM; bildiğince açılandır. HAZRETİ ALİ; olduğunu bildiğini, yaydığını cümleye gösterendir. (AKDEVE nedir?) Günü geldikte verilir, yazıda yazan ile görülür.