
Kuyuya ses vermeden geldik, güzele cümlemiz bir olduk güldük, her sohbette
HAK ADI’na kaldık. Selam olsun, kumda yürüyen kulları her satırda DOST ADI’nı
okusun. Haz ile vardığımız her konut, yazılanın gerçeğini verdiğine
kulunu şahit tuttu ve öylece bilgisine kattı. Doğru eğri KİTAB’ın
sözü olmaz, hiçbir KİTAB eğriyi vermez. Yaprağını okuduysan,
kulluğunu dokuduysan; bilgin ile varlığını BİR’lemiş
olursun, öylece gönlünde RABB’imi bulursun. YEMEN’den gelen her sözde RABBÜLALEMİN HİTABI vardır. Gömülü olan ile değil, gönülde gerçeği hakikat kılana güleriz.
Sevgili, sevenlerindir; RAB, bilenlerindir. DOST’luk; zaman ile başlar, zamansızlığa koşar gider. Sevgi; bir kum ile başlar, düzende ne var ise alır gider. Hem toprak,
hem taşlar sevgiye doyamazlar, güzeli olduğu gibi görür, boyamazlar;
ağaç var ise, kütüğü ağaç diye duvara dayamazlar. Yer var ise,
gökyüzü de vardır. Saygı var ise, sevgi de katkısız vardır. Sanmayın sevmek
zordur, hele bir sevin, görün ömrünüze kardır.

Deryaya yelken açtık, uçan kuşlarda geçeni gördük, cümlenize
sevgimizi sunduk. Selam olsun, DOST bağına HAK SÖZÜ’nü getirsin. Doğruya gün demişlerse, dünyayı dalgalarla anlattıklarındandır;
gönülden almayı denemişlerse, dağlarla söyleştiklerindendir. YEMEN’den aldık geldik, dost bağını sorduk bulduk, el aleme DOST’u
dedik, eldeki alemin sırrına güldük. Açtığın avucunda RABB’imin ADI
yazılıdır. O’na O’nu şahit tutarsan, elinde niyazına katarsan, BİR’liğine
katılırsın; on parmağın onunu da açtığında, on birinci sen olursun,
gönlün ile son bulursun. Dumanını üfle de gel. Saraylardan gelmedik, sıra-sıra dağlardan yolu
sormadık, ‘YA ALLAH.’ dedik suyuna adım attık. Gittiğine götürecek,
kayguları bitirecek, şifası su ile bilinecek.

Kendi kendimize gerçeğin aynasını tuttuk, RABB’imin EMRİ ile
KEVSER ŞARABI’nı tattık, gönülden gönüle sular gibi aktık. Cümlenize selam
olsun. YUNUS ile sözü alan, YUNUS ile geleni bilsin, her günün yorumunu öylece
alsın. Yoğun gelmese aldığın bilgi, çoğun bilmese gerçekte görgü;
ne ilim, ne bilim, geldiği yeri bulamazdı, RABB’imin EMRİ’ne
uyamazdı. O DEDİ, BİZ söyledik; O VERDİ, BİZ peyledik; her
anımızda gerçek ile oluştuk, sevgi dolu gönüllerle buluştuk. MERKEZ’im ile gelen, sevgisi ile bulana, derdine derman dileyip,
varlığını sorana selam olsun.
(Hidrojen atomundaki ‘Manyetik güç’ ile
edep ve muhabbet arasında kurmaya çalıştığımız ilişki yerinde
midir? Bu gücün oluşmasında, DÖRT MELEĞİN görevi var mıdır?)
Sevgi, yoğunlaştığı
yerde, gerçeğin nefesini alır. Her nefeste, aradığın çekirdek mevcuttur.
Cami olmasa; topluluk, yerinin varlığını çizemez, DOST olanı deryasında
çözemez. Çünkü, sevgi yerli yerinde belirlenmez ise; meczup adını alır, kul
kendinden ötede kalır. Elbet, edep nizam muhabbet üç ayak üstüne basar;
dördüncü ayakta, yaprak-yaprak son sahifeyi seçer. (Kıyamet
midir acaba?) Gönüller bağı evini bulduysa, damla-damla KEVSER ŞARABI’nı
aldıysa; uzayan güne değil, aradığı yöne ulaşır. ‘Aradığım kimdedir?’ dersen; çevreden geleni görürsün, YAHYA der
yoluna yürürsün. Her salkıma talib olduk, bir taneye selam verdik, ‘Gelsin, alsın, bilsin.’
diye cümleye tane-tane sunduk.

Kumdan yola çıkacağız, dağların yücesinden bakacağız, her
dileyene dilediği kadar suyunu dökeceğiz. Cümlenize selam olsun.
Aydın gelen yolum ile kendini bulanlara, dilenen her kapıda selam verilsin. El ile verdiğin, selden geleni gördüğün, kayıtsız şartsız
ördüğün; BÜTÜN’ün bağladığıdır, gönlünde olanın senden
beklediğidir. ‘Bir mendilim var ise, somunuma yeterlidir.’ diyenin, suyunu alması için
destiye ihtiyacı vardır. Destin elinde, DOST’un dilinde, postun halinde. YAR
yoluna girdiysen, her GÜL’üne güldüysen; ‘Gel güzel gel.’ dediğimiz, var
ettiğini bildiğimiz, asla gölgede değildir. (‘Sürüyü gütmek.’ bu mu oluyor?) Güden de, giden de, uymayı deneyen de; O’ndan bildiği ile arar ve
gerçek ile cümleyi sarar. Bağlı olan at, bakmazsan bağını çözmeye
çalışır, çözdüğü anda asiliğe alışır. Sevgi bağı,
bildiğine bilmediğine atılan kementtir. Varlığına gerçeğin
özünü aradığına niyetini açtığın an, seni alır götürür; sema odur.
Her talib, bilsin ki olacaktır galib. Bağladığımız düğümü çözdük el ele, beklediğimiz güğümü
dizdik gönülden gönüle. Seherde sorduk, seferde bulduk, gönülden gönüle
muhabbet ile dolduk, seyre GÜZEL’i öylece geldik; her satırda BİR’den
geleni okuduk, halimiz ile dokuduk, gün geldi bülbül olduk şakıdık. Her
dalda güller naz ile açıldılar, haz ile geçildiler, sevenden sevilenden
tane-tane seçildiler. DOST ADI’na gel güzel, DOST ADI’na sev güzel, DOST ADI’na dol güzel, bil
ki olursun güzelden güzel. (Sözlü Tebliğ:) Dört kapı; DÖRT KİTAB’ın BİR’lediği, DÖRT MELEĞİN kolladığı, DÖRT HALİFE’nin gürlediği
makamdır.
Gülleri gördük güzel, dallarda saydık, güzelin tarifine cümlemiz uyduk.
Selam olsun, suyun aktığı yerde Sevgili’ye gönüller gelsin. Sevmeyi
bilmek, sevgide BÜTÜN’e gelmek, kainatta BÜTÜN ile olmak; dileğimizdir,
dileğiniz olsun, her yüzde Sevgili cümleye gülsün. (Ayşegül’ün ULU’su mu acaba?) EYVALLAH. Güneş
her isimde dostluğunu bulur, gölgede bilgisi ile kalır.
Korkuyu sildiğimiz, kayguyu böldüğümüz günden, Sevgiliye dolduğumuz
güne geldik. Dayanmayı bildiğimiz, HAK YOLU’nu bulduğumuz her
anımızda RAB ADI’nı andığımız bilinir, dağlardan taşlardan
RAHMET beklenir. (GARİB bir gece rüyasında; ‘GÖRMEDİNİZ
Mİ, HER ŞEYE YUNUS ADINI VERDİM?’ diye bir HİTAB duyar. Bu
KELAM’ın ne manaya geldiği sorulur.) YUNUS’un adı; semaya her satırda yazılandır, kim olursa olsun gönüllere
kazılandır. Yerde gökte ne varsa onun adını söyler, dumanlar onun adı ile
dağılır. Çünkü o RABB’ini hiçbir ölçüye sığdırmadan gönlünde taşıdı
ve cümleye dağıttı-dağıttı, her aklı sevgisi ile eğitti. Muradınız; bir bardak su, bir öğün aş, bir eğilmiş baş,
kapanmayan gönül kapısı. Sanmayın taştan topraktan dünya yapısı.
Dağlardan selam aldık ovalara ilettik, deryadan selam aldık göklere
ulaştırdık. ALLAH’ıma emanet olunuz, ‘Kapanacak kapı.’ diye asla kaygu
etmeyiniz. HAK KAPISI kapanmaz.
KEVSER ŞARABI’nı içtik, gönülden gönüle niyaz ile geçtik. Söz bizden,
göz sizden, naz Sevgilimiz’den. ‘Gurup-gurup gelirler, adımıza verirler.’ denilir. EYVALLAH. Gönüller
O’nun ile dolu ise, O mekanı makam edinirler. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun,
gönülleriniz Onların makamı diye anılsın.

Kumdan yürüdük geldik, kulları ile güldük; seferde güzeli gördük, seherde
aydınlığa erdik. Cümlenize selam olsun, DOST KAPISI daim açık kalsın. (Varlığını sürdürmekten murat nedir?) Doğudan batıya bilgini, görgünü, sevgini iletirsin. Varlığını
bilmezsen, günü güne görmezsen; varlığını sürdüğüne gönlün şahit
olur, aklın çevrede kalır. Ne Güneş aldığı EMRİN dışında
kalır, ne dünya insan ile ömür bulur, O ne yazdı ise HÜKMÜ O’nun ile yürür. SAHİB
olan, O’dur. Dostluk kim ile kurarsan kur, bil ki DOST sadece O’dur. Benden
sakladığını O’ndan saklayamazsın, doymayı bilmezsen gönlünü paklayamazsın.
Yamayı her kapıdan dilersen; çeşit-çeşit giyinir, aynaya
baktığında kendin kendine güler, öylece soyunursun. Doymayı bilmeyen,
yoğurdu süt olduğu halde görmeyendir. (ÖZ’ü tanımamak mı?) Çevreyi değil kendini ara, değişen her konuyu bilgin ile
tara. Sorma; ‘Nerden gelecek, kim ile kime gülecek?’ Sabah, güneşin doğuşundan
bilinir; öğle, güneşin ortaya gelişinde görülür; bin bir halde,
günden güne yorumlanır. ALLAH’ıma emanet olunuz, aynı sofrada dilenen aşı
yiyiniz, doymayı HAK DİLİ’nden biliniz.
Kumdan geldik adım-adım, yolun gidişinde ADI’nı andım. Cümlenize
selam olsun, hatırda olan gönüllerde kalsın. ‘DOST’ dedik geldik söze, ‘Dur.’ diyen olmadı, YARATAN’ı bilmeyen
kalmadı. Sevginiz; gerçeğin getirdiğidir, düzende olumsuzu bitirdiğidir. Al fistan sevenedir, yeşil fistan gülene, mavi fistan bilene, sarı
fistan yoldan yola gelene. Ne dilersen giyersin, adına gerçeği koyarsın,
doğruyu bildiğin halde ararsın.

Hazır bulduk sofrayı, güzel dedik sahrayı. Kum olsa da getirir, gönülde
kayguyu bitirir, daldığımız deryadan dilenen yola götürür; gelsem yolun
açığına DOST KAPISI görülür, YUNUS ile aramızda sevgi bağı örülür. Gelen güne kadar her biriniz, BİNBİR TEVHİT okuyup öyle
geliniz.
Meyhaneyi bildi isek, DOST YOLU’nu gördü isek; dağlara selam veririz,
cümlenizi HAK YOLU’nda diye severiz. Eğerlenmiş at oldu, yaprak yaprak kat oldu, dost-düşman
sözünü sildi, her yaratılanı sevgili bildi, seher sefer birbirini bağladı,
muhabbet ile sevgide bilenleri ağladı. Elden ele olacağız, kement atılan olayda her an yanında kalacağız.
İnandığın gerçekten ayrı kalma. Alayım dediğin her işte;
atını ağaca bağlasın, çayıra salmasın. Yemeniyi giyeceğiz,
yol başına geleceğiz, duman vereni sileceğiz. ‘BİNBİR TEVHİT’ oku üç ay. Her gün bir tesbih ‘TEVHİT’,
bir tesbih ‘ALLAH’, bir tesbih ‘TÖVBE’, ALLAH’ımdan DOST KAPISI dile.

Kapıları açık gördük gönüller gibi, doğruya bildiğimiz yoldan
geldik. Selam olsun, kendimiz gibi aradığımız cümleye gelsin. YUNUS ile söyleşerek DOST KAPISI’nda buluştuk, ‘Gayret.’ dedik
günün yorumuna çalıştık. Güneş’e baktık, delice dedik zeytini yaktık, her fidanın suyunu
döktük, SEN’den aldığımızı ben ile söktük. Gördük ki; benden beni sökmek
için, SEN’i bilmek gerekli. Aldığımızı bildiğimiz kadar, vermeyi de
bilmek gerekli. Şükür RABB’im bildiğimize, SEN’i bilip benliğimizi
sildiğimize, aldığımız ile günümüze geldiğimize.
Hazır olduk her konuya, cümleniz ile geldik haneye. Selam olsun. Kumdan
aldığımız yolu, dört yönde her arayan bulsun. Meydan O’nu bilenlerin mekanıdır. Kim ‘RABB’im.’ derse, bildiği her
güzeli birbirine paylarsa; MEYDAN’a gelenlerin, el ele olanların, gönülleri
makamıdır. Aydın olalım, NUR’lu kalalım, aldığımız ışığı cümlede
görelim, geldiğimiz halde dönmeye çalışalım, her birimiz öbürüne emek
vermeğe alışalım. Güzel, öyledir. Yazmayı ele aldık, yozmayı gönüllerden sildik; yolumuzda toz kalmasın
diye, her daim su verdik; adım-adım gelenden, HAK YOLU’nu bilenden hoşnut
olduk; sebep, gönlünde bildik. Üç günde, üç öğünde, üç yoksul doyurunuz. (Cümlemiz
mi?) EYVALLAH. ‘Bulamam.’ dersen; üç öğünlük akçe ver, üç doyumluk.
‘Sebep nedir?’ denilir; görgüde, bilgide, sevgide, önce paylaşma vardır.
‘Akçem az.’ dersen; ekmek zeytin de yeter. Kamer yönünü öylece sana çevirir, karanlığını
aydınlatır. Sevgide aradığımızı Sevgili’de bulduk, menekşeyi tevazuu ile
örnek aldık, açılan kapıda HAK ADI’na kaldık. Resim; bilen içindir, kaygusunu silen içindir. Yerden göğe alıştık, sevenlerle çalıştık bilenlerle bölüştük.
ALLAH’ım; bilenlerden, alanlardan, cümlenizden RAZI olsun. ALLAH’a emanet
olunuz.

Kayguyu sildik geldik, kuşlar gibi döndük durduk, sevgi ile cümleyi
sardık. Selam olsun, denizler yolumuzu bilsin. Gerçekte gölge olmaz, bilen ile şüphe kalmaz, DOST ADI’na duman
gelmez. Sahip olalım, sahip çıkalım, çağrıya yer vereni sevgisinden
bilelim. Demde sohbete geldik, deryada derinden derine daldık, her gelen ile
güzelliği gördük, kaldık. (Aklı kül etmekten, murat nedir?) Attığın her adım bilsen bilmesen, ‘RABB’im.’ dediysen amacına
götürür. ‘SAHİB’im benim, ben SAHİB’imin.’ denirse de, komşuya
verilen selama benzer. Sahip olmak, kendinden her zerreye hükmetmektir. Hüküm
sahibi, sadece RABB’imdir. Aklının küllü; ‘Var ettiğini, varlığını sevgin ile
yarattığını biliyorum. Biliyorum ki her zerremin hükmü SEN’dedir, her anım
güzelden güzeledir.’ dediğindir. Çok verse az verse, DOST KAPISI’nda cümlemizi görse, her birimize
ayrı-ayrı sorsa, diyeceğiniz şudur; ‘RABB’im SEN’i aradık, verdiğini
bildiğimizden; KAPI’na geldik, HÜKMÜNE güvendiğimizden.’ Yapraklar sayılıdır, bilgimiz asla tükenmez; kaynağımız güçlüdür, şüphe
yok ki tıkanmaz. Görgüde, yargıda, sergide el ele olduk, yerden göğe hoşnut
kaldık. Saraylar yeterli değil, aldığımız bilgiye yollar biterli değil.
Gideceğiz, aldığımız emaneti cümleye vereceğiz; her birimiz
gayrette hükmünü bildik, ‘EMİR SEN’den.’ deyip te DOST’luğu kuracağız.
Ne dünden, ne de günden, yarına gölge kalmasın, kimse kimseden hata görmesin. Köşeyi, yapının temeline sorsan; ‘Yükü bende.’ der, merdiven kendinde
sanır. Çatıya bakarsan, en sonunda konur. Hiç birinin emeği inkar
edilemez, ‘Birbirinden daha önemli.’ denilemez. (YUVA’mızla
ilgili mi?) EYVALLAH. Yedi kapıya sorduk, yedi bedende gördük, yedi kuşağı sardık,
EMİR’den gelene ‘EYVALLAH.’ dedik. Ayna olsam yüzüne, NUR’dan baksam gözüne, DOST’luk desem sözüne; selam
alır verirler, her gönülden aldığını sevgi ile örerler.

Açtığımız
her konuda; bağlı olanı çözeriz, kararsız kalanı çizeriz, gerçekte öylece
yüzeriz. Kayıtlı
olanı okuduk, ipliği tezgahta dokuduk, ayakta olan her ağacın dalında
şakıdık. Çevrenin özenine, yaprakta yazanına, ‘SEN’den dedik eğildik;
‘Nerden gelir?’ demeden, nerde kalır bilmeden, DOST KAPISI’nda durduk selam
verdik, ‘Geldik.’ dedik.
KAYGUSUZ;
bağlı atı çözecek, gittiği yolu çizecek, -(Çizmek;
belirlemek anlamına mı?) EYVALLAH.-, kavak dalından kesip GÜL ağacına destek dikecek, YAR ADI’na yerdeki dikenleri
sökecek, değişen her konuya ‘Kaygusuz olunuz.’ diye selamını
getirecek.

Kamer
yerini alır, güzel günde yolunu verir, DOST KAPISI’nda her kulu Sevgili ile
olur. Cümlenize selam olsun, gerçeği bilen gölgeyi silsin. ‘Doğruya yön versem, gölgesiz gün görsem.’ diyene,
demde yerini dünden sorana… Doğmayı bildiysek gülmeye çalışalım, eski
ile yeniyi bir görmeye alışalım. Varlığına
misal verene, oluşan her konuyu masal görene de ki; ‘Dağlar taşlar
dilsiz mi? Gelen kuşlar, yolsuz mu? Yerini bilse bilmese, yaratılan halsiz
mi?’ Denk gelen her olayı gerçeğe bağlayalım, açan güller elde olsun,
güzel günü bekleyelim. Kement
attığımız her olay; bize bizi yaklaştırır, görgümüzü
netleştirir, meyhaneye girdiysek aklımızı paklaştırır. Yeşil
yaprak dalda güzel, üzüm verse halde güzel, yağan yağmur gölde güzel;
yerden gökten aldı isek, varolanı sevdi isek, diyeceğiz ki ‘Olay da
güzel.’ Mesnevi’ye
gönül veren; açsın gönlüne baksın, oradaki çerağı yaksın. YUNUS ile
gördüğü, HACI BAYRAM ile ördüğü, HACI BEKTAŞ ile dürdüğü
her konuda; ‘RABB’im.’ desin, cümle için niyaza dursun. Düzen senden değil,
sen düzenden hoşnut ol, olduğun halde güzeli bul. Gerçeğin verdiğini
DOST’un ile bulursun, öylece dumansız kalırsın. ER olana,
gür gelene, serdiğimiz örtüye gülene; yolumuz, yönümüz açıktır. Dayanmayı
bilelim, el alalım, elde eli bulalım, ‘Gel.’ diyene selam verelim. Gül
dalında güzeli görürüz, dileneni elden uzak tutarız. Dikeni var diye, gül asla
çirkin değildir. Zaman, mekanı bağlar; bağlanan her olaya,
cümleniz güler. Cevizden yiyeceği almak dilersen kabını kırarsın, dostluğunu
öylece kurarsın. Konu da öyledir. ‘Yumuşak olayım, duvardan aldığım
ile kalayım.’ dersen, ceviz elindedir. Demde, dumana yer verilmesin. Biliniz,
kabuk kırılmadan ceviz yenilemez.
Müymin
olan her kulu, doğruda bilecektir yolu, verdiği gibi RESULÜ’ne hali.
Yaprak-yaprak oluşacak, bir ağaca doluşacak, çiçek açıp
gelişecek, güzelden güzele öylece erişecek. Cümlenize selam olsun,
YUNUS’um sözü muhabbet ile alsın: ... Düzenini,
bilgisinde BİR’lemiş; kimi suda, kimi alevde gürlemiş; her bir yarattığını
‘BULSUN.’ diye zorlamış. Bildiğin, gönüldedir; bulduğun,
aklında; gördüğün fikrinde; sevdiğin, zikrinde. ‘Önce zikir, sonra
fikir.’ derlerse, de ki; ‘Önce zikir, körlükten; sonra zikir, BİR’liktendir.’ (Efendim, hakikatten şeraite dönüş
müdür?)
Hakikat,
meyhaneye girmez. Meyhaneye akıl ile girersin, fikir ile çıkarsın. Fikir;
mantıktır. Uyumsuzluğu elersen; hakikat, dumanını silmiş olur, doğduğun
hale gönlün gelmiş olur. Ne ezen,
ne ezilen YAZAN’ın gerçeğine döner; MEYDAN’da her biri, yerini halinden
alır. ‘Atı aldım
eğersiz, altın heybe güzeldir, gümüş olsa değersiz.’ diyene de
ki; ‘RABB’im ne verdi ise yerindedir, kulu bu gerçeği bilmek zorundadır.’ Sevgi,
kulluğu bildiren; DOST, HAK yoluna götürendir. Bilse bilmese, RABB’im
kulunun yanındadır; her yarattığının canındadır; ‘Derman.’ dediği an,
tenindedir. O’nu bilen kulu, ÖZ’den sözden ayırmaz. ‘Bilmeyen kulu?’
demeyin, ham meyveyi yemeyin. Bilen de, bilmeyen de; RABB’imin gözündedir,
yazında kışındadır. Her kulu
O’nu bilecektir, O’na yönelecek, O’nun ile zikrini tamamlayacaktır. Sana bana
sormaz RABB’im, seni beni silmez RABB’im. Daim olan, daim kalan, her
yarattığına KENDİ’nden veren RABB’im; beklediği sendendir,
beklediği bendendir, sevgisine eklediği cümledendir. ‘Kural bilmeyene, dünya dar gelir.’ derlerse, de ki; ‘Kural RABB’imden
geldi ise, kainat açıktır; kuldan geldi ise, sadece günlük geçittir.’
Almadığımız konu, MEYDAN’ın hükmüne uymayandır.

Görmediğim gün olmaz, bahçemizde açan GÜL solmaz, kim DOST ararsa
asla yolda kalmaz.
Kendi kendimize DOST oluverdik, HAK bahçesinde sevgisini buluverdik,
gönlümüzde aldığımız ile kalıverdik. Gelen gidene, gölgesiz günde Güneş’i
bilene selam olsun, aldığı her sözden ADI’nı bulsun. Yağ, bir okka zeytinden… Her öğün dize sürülsün, bittiğinde
alçı sarılsın. Seferden gelen güzel, seherde bulan güzel. Elden ele, dilden
dile, GÜL’den aldığımız hale şükür diyelim, kulluk tahtında bahtımıza
sevinelim, şekerden uzak kalalım.
(HAZRETİ MERYEM’in evine yapılan toplu
ziyarette alınmıştır.)
Dağlar taşlar selam verdi, yollar gelenleri gördü; DOST
KAPISI’ında, bilenler gönüllerde ağları ördü. At üstünde selam verdi, selamına cümle alem durdu, adı ile DOST’luğu
sardı, BİR’den aldığına bin bir sözden name yazdı, ‘Selam.’ dedi de
sofranızda durdu. Koyun kuzu, meradadır; DOST bilmeyen, karadadır; ‘Geldim, aldım.’
diyenlere, selam kelam kuradadır; yediğimiz her lokma, YAZAN’ın İZNİ’ndedir.
Düzenden bildi isek, kaydına geldi isek; ‘ALLAH. ALLAH.’ diyelim, hoşnut
olanlar ile hoşnutluğa gelelim. Günün aktığı yerde, gece
gönüllerle aydınlanır; ocağın yandığı yerde, baca kurumlanır. Her anımda, her yanımda, cümle ile DOST yönünde, hem canımda, hem kanımda,
daldık RABB’im her konumda. Saymayı denedi isek, sayanı sınadıysak; adım adıma
uymaz, yolda buz olsa ehil olan kaymaz. Sürmeden el eline, sormadan GÜL diline; ‘Erdim, piştim.’ diyemezsin,
HAK lokması yiyemezsin. YAHYA (PEYGAMBER) söze
geldi de, elde somun buldu da, kandile yağı koydu da; ‘Nerden?
Kimden?’ demedi, TOKTAY’a halden sormadı. Dağdan taştan aşırdı,
akan suyu taşırdı, bakan gören şaşırdı. ‘Düzlük, RABB’imin
EMRİ.’ dediler, cümlesi selam verdiler. Selam ile kalınız, MERYEM ile gülünüz; EMRİ İLÂHİ’dendir,
DOST’luk adına DOST’luk kurunuz. Selam sizlere olsun, selam cümlenizi sarsın,
alan aldığı ile kalsın.

Kuyuya ses vermeden, uçan kuşa söz demeden, aldık geldik derinceden.
Gönülden DOST KAPISI’na daldık, doğruyu gerçekten bildik, elde olan eğriyi
saldık; akıldan üstünlük, gönülden BÜTÜN’lük, mantık ile tamamladık; demde
oluşan, DOST KAPISI’nda buluşan, YUNUS ile söyleşen SARI ANA’yı
selamladık. Ekşi elma yiyesin, elmayı bal ile karasın, kıbleye karşı
durasın, ‘Şifa SEN’den RABB’im.’ diyesin. Üç öğünde birer elma, bir
kaşık bal. Yavruya. Komşuya yol sorsan, gittiği yolu tarif eder; DOST’una yol
sorsan, güttüğünü tarif eder; gönlüne yol sorsan, ‘RABB’im.’ der yazılana
güler. Yaprak-yaprak topladık, bir kaba katladık, DOST KAPISI’na gelişini
kutladık. Ayaktan geçene, sevgisini seçene her birimiz yardımcıyız.
Ağacından aldığın budağın gelen güne hazırlanır, gerçekte adın
yazılıdır. MERYEM elinden komaz, SARI ANA emeğini esirgemez. Eşikten
adım attık, gönülden aldığımız ile genişliğe yol tuttuk.
Adım-adım dersiniz, tatlı aşı yersiniz, NUR’u ile dolarsınız, deryalara
dalarsınız. Gün güzel, gerçek güzel; dağlar, taşlar, ovalar DOST
ADI’na türkü söyler. Yoğun gelse DOST sözü, gülsün her hal ile kulun yüzü. Değirmen
asla boşa dönmez, aldığı suyu geriye salmaz. Her olay, destek olur
sevene. Doyduğu her konuda doğruya getirir, kayguyu bitirir

Hazır olduk devrana, güzel söyledik seyrana. Kulluk SEN’den yazıldı,
yolluk bilgimiz ile çözüldü, DOST’luk sevgimiz ile kuruldu. ‘Gel.’ denilen her
ana, ‘Gör.’ denilen her yana selam verdik, RABB’im ADI’na cümlemiz güldük.
Kuşaktan-kuşağa sözümüz geçer, her kuşakta bilen
ÖZ’ünden açar, gönülden aldıkça bilgisi taşar; DOST KAPISI’na, DOST eli,
DOST’una açar. ‘Gel.’ dediysek yoluna, güldük cümle kuluna, dedik ‘Uysun
haline.’ Yerden göğe selam verdik, gelen-giden ile muradımıza erdik. Gerdiğimiz her ipte bir oyun geçer, çizdiğimiz çizgide
satırların gerçeği açar. Dört duvar örülürken, damını örtmeden, ‘Bitirdim.’
diyemezsin; tabanına destek koymazsan, ‘Oturdu.’ diyemezsin. Elden-ele, dilden-dile, DOST ile hale gelelim, selamımızı yolda olana
iletelim
Kavak ağacı yolumuzu gözler, selvi ağacı sevgimizi özler, çınar
ağacı halimizi söyler. Cümlenize selam olsun, her ağaç gölgesine
geleni kucaklasın. Eline aldı isen tepsiyi dileyene sunacaksın, aldığın her damlaya
kanacaksın. Darlık asla bilenin mesnedi olamaz, bilmeyen dilediğini
bulamaz.

Kuşak ile bekledik, bağlı söze ekledik; gelen güne, dünden
kalanı sakladık. Cümlenize selam olsun, her gününüzde geçenden niyaz kalsın. Eşit olmaz çeşittir, yolu silmez taşıttır, her düzende
olaylar birbirine karşıttır. Güneşe delil sorarsan, der ki: ‘Verdiğim,
sönmeyen ışıktır.’

(KUR’AN’ı KERİM’de belirtilen ‘LEKAD=Andolsun’
KELAMI’nın anlamı nedir? 1 mayıs 1986 tarihli tebliğde belirtilen
“Hücredeki kurşun” hakkında daha açıklayıcı bilgi lütfedilir mi?)
Köşeye yoldan gidilir, kuldan sorduğun günde sürü güdülür, sert
gelen kayadan uzak durulur, ceylan ile geyikte sevginin düzeni bilinir. YAR’dan
aldığımız gibi, gönülde bulduğumuz kadar eylemde oluruz,
yerden gökten gelen RAHMET’te hizmetimiz ile anılırız. Her adım, O’na götürür. Her ayette sözün birini bitirir, öbür ayette aynı
sözü DOST hali ile yeniden getirir. Ne son sözüdür, ne derman vermeyen sözüdür.
Her harf BİR’liğine katılır, her cümle kulu için temeline atılır. Bağımsızlık; aslını bilmezsen, şeytanındır. KENDİ’ne, andı
ile bağlamaz elbet. Mesafe ölçüsünü bildirir, kulunun bilgisinden şüpheyi
kaldırır. Kapanmış kapı, RABB’imin ADI’nı alamaz; niyazını bilen, kayıtsız
kalamaz. Ona de ki; ‘Bağlamayı bilmediğin sözü defterine alma, görmediğin
güzeli ‘Tarif edeyim.’ deme. Yalan andını bozar, her kulunun sevgisinde gerçek
olanı çizer.’ (Kapanmış kapı; gönül müdür?)
Niyazını yapraktan okuyan.
Kor olsa cümle alem, gine de yazar kalem. Yazan-gezen BİRDEN’dir, her
güzellik YAR’dandır. Geldik-bulduk DOST elini, serdik-sardık DOST halini,
gönülden-gönüle aktardık DOST YOLU’nu. Düğümü çözeceğiz, el-ele gezeceğiz, kalem olsun elimizde,
bildiğimizi yazacağız. Davar olmaz bilenler, değer vermez
gülenler. Dünü-günü yaşadık, her anımızı nefes ile okşadık, hayır
olan ile dolaştık; cümlemiz dedik, cümlemiz için hayır diledik.
Karar veren hükümdedir, derman veren yakındadır, dost ararsan kapındadır.
Gülmeyi huy edinelim, yakamıza en güzel GÜL’ü takalım; değirmene getirdiğimiz
buğday ise, taş almasın diye sakınalım. Yoğurt yersem yeterlidir, attığım adım tutarlıdır, güzel dersem
bilgimden kotarlıdır.

Kuşak sardığımız bel, güzel gördüğümüz hal, gönlümüzü hoş
eder; DOST, dost elini tutar. Cümlenize selam olsun, hatır-gönül DOST KAPISI’nı
bilsin. Doğruyu bildik geldik, seyrine daldık güldük. Gel nazlı, her günün
DOST ile niyazlı. Sevenden kaygu olmasın, güneşten uzak kalmasın, her
öğünde üç yaprak dut kaynatıp su diye içsin. Yavrusuna. Yaprak gelişene
eklenir, ipek böceği misali ÖZ’ü ile saklanır. Üç öğün bir bardak su. Huydan-huyu alırsan, kuyudan suyu bulursan, yükün ağır gelecek;
mesafeyi almayı dileyen, emeğine gülecek. Altı at, altı yükü kaldırır; bir ağaç, her birine buldurur. Tane bağlayalım,
hane-hane bekleyelim, günü geldi saklayalım, yönü geldi paklayalım. Birbiri üstüne yığılan ödevde, noksan çok olur; tane-tane uygularsan,
verimi güldürür. Yoğun gelen her bilgi, alana yüktür. Yediğin aşı,
senden önce miden tayin eder; midene uymazsan, dostluğunuza gölge düşer.
Eğitmene… Her olayı ‘Sevindim.’ diyecek katlayacaksın, aldığın
bilgiyi birbirine ekleyeceksin, olumlu olanı şüphesiz bekleyeceksin.
Kaygusuz olalım, yeşil renkte güzeli bulalım.

Hazır olan her kulu, gidecek elbet yolu. Gönüller yunduğu gün, AŞKI
ile yandığı gün, seni-beni sildiği gün: kendini GÜLİZAR’da
görecek, ‘Nerden buldum?’ diyecek. Ona sözümüz; sana, senden yakın olanı
bildiğimdendir. HAK yolcusu yolundadır, gerçek bilim kulundadır. YAZDIĞI her satırı
okursun, ‘Bilmem.?’ dediğin her konuyu yaşadıkça dokursun. KAYGUSUZ elden-dilden gerçeği buldu, “Gönülden.” dedi selamladı. Her yaratılmışın ismini andığın, cismine gönül verdiğin,
elbet zikirdir. Suyun gelişi, kaynaktan verişi, RABB’imin
HÜKMÜ’ndendir. ‘Başı nerde, sonu nereye?’ der misin? Gördüğünde akan
suyu akar-durur, toprağa bereketini getirir, deryada hizmetini bitirir.
Nerde buluştu isek, bizim için kaynağın başı odur. Seyre geldik sahrayı, kurduk RABB’im sofrayı. Beni-seni sildikte,
sohbetine ADI’n ile girdikte; güzelden-güzele erdik bu günde, saydığımız
günleri serdik bu günde. Her anımız ADI’n ile geçerlidir, BİNBİR TEVHİT
her gününde tutarlıdır. (KADİR gecesine kadar
her gün karşılama mı?) EYVALLAH.

(YÜCE ALEM’in bildirdiği Kadir gecesi
ile Diyanet İşleri Başkanlığının ilan ettiği Kadir
gecesi aynı geceye denk gelmiştir.)
HAK SOFRASI bizimdir, ömrümüzde SÖZÜN’dür; geldik-bulduk güzeli, dedik
‘RABB’im YAZIN’dır.’ Selam olsun cümleye. Dağlar eğildi durdu, dostlar sofraya geldi, her gönülde BİRLİK’i
kurdu. Duyan-gelene, uyan-bilene selam olsun, yaratılan her zerre birbirinde
uyumu görsün. Gelenden-gidenden sorduk, yıldızlardan bir demet sunduk, yedi rengi
birbirine bağladık, değişmeyen gerçeğin güzelliğine ağladık.
Gözün yaşı sel olsa, aldığın nefes yel olsa, uçan kuşlar semaya
gelse, BİRLİĞİ’nin gürlüğündendir. Miracın oldurduğu, gerçeği buldurduğu, dünya gününde
ayrı-ayrı olan zerreler, SAMANYOLU’na gelenlerde birbiri ile bütünler.
‘Doğduğumuz hale geldik, dolduğumuz günü bildik, gerçek
güne öyle döndük.’ deyiniz, her günün seherinde bağlanan zerrelerde
zikrini dinleyiniz. Aldığım hizmet ile cümlenizi saracağım, bekleyen her
yaratılmışa soracağım; “Adı’m ile geldin mi, duyduğun güne
güldün mü?” dedi, RESULÜ cümlenizin varlığına Şefaatçi olduğunu
bildirdi, AKDEVE’ye ak yükü sardırdı. Yollar yolculara açıktır, kollar her birinize geçittir. BİNBİR
ADI’nı biliniz, ahdinizi gönlünüzde bulunuz; saymayı, sevmeyi, övmeyi hal
edininiz; saymayı bilmeyen ile, sevmeyi bilmeyenden uzak kalınız. RABB’im,
bilmeyene bildirmeye muktedirdir. Kul, sadece kulluğunu bilmeli, boyunda
zincir var ise niyaza durmalı. RABB’im, çözmeye muktedirdir. Ne dilerseniz,
sadece O’ndan dileyiniz. MEYDAN YEMEN’de kuruldu, günün gerçeği orada yoruldu, cümle alem
muhabbet ile sarıldı. Muhabbetine katılalım, aldığım her nefes ile
büyük-küçük demeden DOST sofrasına katılalım. Geldiğim güzel SEN’sin, bildiğim
güzel SEN’de; uymayı denediysem, doyduğum güzel SANA RABB’im. Her niyaz,
bu gece geçerlidir. ‘Satır-satır olsa da, her harfine bin bir MELEK gelse de,
sevabına ortak olsalar.’ denilir, ayrısız-gayrısız kaynaşılır. Selam sana, selam bana, selam cümle CAN’dan-CAN’a; hem o yana, hem bu
yana, hem ezele, hem ebede. Gönüllerle kaldık, anda KABE’de döne-döne vardık, döne-döne gördük, her
birine sorduk; ‘Bizde mi, sizde mi?’ Denildi ki; ‘Yaratılmış denizde, hem
o halde, hem bu halde, aradığımız gönül kulda.’
MEYDAN güzeli bilir, gelen-giden ile yorumunu verir, her kulu gerçeğin
düzenini görür. Kement atmadığın atı, kendine maledemezsin; yerini bilmediğin
konutu, mal edinemezsin; sevmediğin konuyu, hal edinemezsin; geldiğin
yoldan, sevdiğin kuldan ‘Darlığı sileyim.’ desen, yol edinemezsin.
Her yolun yolcusu, ayrı-ayrıdır. Yoldan gelene. EYVALLAH. Çevreye çevirdiğin
oyada, çiçeğine işlediğin boyada; emeğini ayırmadın,
ondan-bundan deyip kayırmadın, seyre gelen ayrıda da olsa darlığı dert
edinmedin. Uyumdan-doyumdan DOST KAPISI açılır, YUNUS ile el-ele geçilir. Demde yerinde kalan, gelende köprüye varan; dertlerini silecek,
saygısından bulacak. Dört ile dörtte aldığını bilesin, bildiğin hal
ile gerçeğe gülesin. Yerden-göğe selamette her kulu, yaprak-yaprak okunacak her günü
Kuşlar yolları bilir, kullar yönünü bulur; dağlardan yol
sorarsan, doğduğun güne getirir. Komşuya selam versek, aldığı
her nefesi DOST ADI'na dinlesek; döne-döne alırdık, kuyudan geleni kuyuya
verirdik. Kim olursa-olsun, nerden gelirse-gelsin, yeter ki ÖZ'ünde olana yönelsin. Boşluk, hayal ile hakikatin kapısıdır. Kapıya gelen; öğüt ile
aldığını bilsin, hakikat kapısını çalsın. Hiç bir şüphesi olmasın ki,
o kapı RABB'imin EMRİ ile açılacaktır, bilse-bilmese geçilecektir.
‘Duymadım.’ diyen, EMİR geldiğinde duyacak; ‘Görmedim.’ diyen,
görecektir. Kaygu boşluğunu muhabbet ile dolduralım, aradaki mesafeyi
kaldıralım; senden-benden değil, bizden diyelim; DOST sofrasında, HAK
AŞI yiyelim.

Kuşlardan yolu sorduk, gelen yolcuyu sardık, dünde-günde sırdık,
demde her niyaz ile BİRLİK olduk. ’Er olsa, gür gelse, zorluğu günde yense.’ denilir. RABB' ine
dayandığın her anın, zoru yendiğindir. Hasır serelim yere, yaprak verelim ele. ‘YAR' dan geldik.’ diyelim, doğruyu
bildiğimize sevinelim. Müymin; yolun bekçisi değil, hakçısıdır. ‘Ben
bilirim.’ diyenler, bekçiliğe taliptirler. ‘Miyyarını ben bilemem,
gelmeyeni zorlayamam." diyelim, her öğünde yerden-göğe şükredelim. (Resim verildi: TİMURLENK) Kumdan aşıp ta gelen, sahrada cümleye gülen, mevsimden-mevsime her
yüze gülen Moğol Hükümdarı. (TİMURLENK mi?)
EYVALLAH. Destanı yazıldığı, güzelden-güzele geçildiği
bilinir, DOST hanesinde sevgi ile anılır. Aşık; yolu sormadan bulur, sofraya geldikte kaşığını alır,
akan suya gönülden katılır, elbet her niyazında elinden tutulur. ‘YA ALLAH.’
diyelim, her öğün üç zeytin yiyelim. HAK ADI dilde oldukça, HAK sevgisi gönülde kaldıkça; ne yelden, ne selden
kaygunuz kalmaz, akan suya çer-çöp dolmaz. Dağlar taşlar bilendendir,
açan çiçeğin solmaz.
HAK ADI'na uyduk geldik, HAK KELÂM'ı duyduk geldik; duman diyen kullarını,
‘Geçer’ dedik, sildik geldik. Niyaz ettik seninle, ‘Yerde yaprak, yazıda gerçek var.’ dedik, ele
aldığımız cevizi taş ile kırdık. Gelen özüdür katkıya girmez,
"Neden, nerden?’ diye sormaz, dün ile günü ayırmaz. Seyredelim devranı. Neyden gelen ses ile, HAY ADI’nı dinledik; seven gönül
yöneliktir, DOST'u DOST ile ünledik. Geçmişe kapak örtelim, geri gelmez
bilelim; duymaktan öte bildik, güzel hali bulalım. Huzur hane olsun yuvanız, güneş misali kalsın havanız, ‘Denizden,
kumdan gelen sesleri dileyen alsın.’ diye niyazımız. ALLAH'ıma emanet olunuz, yoldan gelene yol GÜL'ünü sorunuz. Kement atan,
yolu bilir; gelmeyi dileyen, dilediğini bulur; her sofrada aşını yer,
aldığını gönlüne koyar.
Kuşlardan yolu aldık, gelen güne geceden güldük, açılan sofraya
cümlemiz geldik. Cümlenize selam olsun. Nefes alıp verdiğimiz, ‘HOCA'm.’ deyip gördüğümüz, ‘YESEVİ’
diye andığımız. Miyyarına şahittir, mesafeye yer verir, dar olanın
yanında kalır. ‘Boyuma huyuma değmezse nasib, alacağım-vereceğim
SEN'dendir hesap RABB'im.’ diyelim, her zerremiz ile GÜZEL'i gönlümüzde
bulalım. Sağır olan, kör olana acır; tok olan, aç olandan kaçar; ayakta
duramayan, toprağı suçlar. Gel de geç, senden olmayanı senin gibi seç. De
ki; ‘Ayni toprakta yeşerdik, ayni su ile yaşardık, ayni Güneş'te
kendimizi pişirdik; neden, nasıl yolları aşırdık?’ Akkoyun karakoyun
aynı sürünün malıdır, iyi-kötü bilenle-bilmeyenin halidir. Bilen ile olalım,
bilmeyeni-bilenlere katalım; gömlek giydi isek, evde olanı giyemeyene satalım.
Miras, soyludan aldığın olsun. Her verdiğinin karşılığı,
muhakkak vardır. ‘Gömlek satılır mı?’ denilmesin. Verdiğin gömleğe
niyaz aldı isen, fiyatı odur. ‘Adım atayım mı?’ denilir. Atmadığın adıma, binbir niyaz edilir.
Kamer yerini aldı, günde gelen sözünü bildi; gerçek olana gülen, seyrine
daldı. DOST'u DOST ile ararız, SÜMBÜL SİNAN'a MERKEZİ'imi sorarız, ayrı
sofrayı kurar, ayrı niyaza dalarız, seherde gelen sesi DOST nefesine yorarız. Koyun-kuzu YEMEN'dedir, başları hep çimendedir; aydın gelse yoluna,
diyecek ki ‘Giden dumandadır.’ YEMEN, her varolanın varmayı dilediği
makamdır. ALLAH'ıma emanet olunuz, MERYEM ile gelen selamı sofranızda bulunuz.
HAK AŞK'ına geldiğimiz, GÜL dalından bildiğimiz, ney ile
nefesi bulduğumuz; yerden-göğe yakışandır. Çiçekleri gezmelisin, ballarını süzmelisin; nefes alıp-verdikçe,
gerçeği sezmelisin. Niyazımız; BİR ile BİR'lenmek, cümle için
gürlenmektir; nimetine sevinmek, hikmetlerine erişmek. DOST KAPISI'nı
çalalım, deryadan balığı alalım, DURGUT ile seyrana gelelim, dört kapının
dördüne de soralım. Gel göresin, sev bulasın, YUNUS misali dolasın. ALLAH'ıma emanet olunuz,
her adımda sadece niyaza durunuz; hayır ile her sözünüzü açınız, şer
olandan aman olsun kaçınız. Uymayı bilmek, "YA ALLAH." demek, VARLIĞI'nda
kayguyu silmek.
Kervan açık gelene, ‘Devran kimde?’ diyene, suya yaprağı koyanda.
Selâm olsun, her rüya hakikat olsun. YEMEN'den gelen söze cümlemiz katıldık, akan suya geldikte, gönül
saflarına adım-adım atıldık; seni-beni sildikte, BİRLİK’inden gürlüğünden,
sevgimizin varlığından cümlemize niyazımızı sunduk. Eyersiz ata oturamam, bu gün gördüğümü yarına tutturamam, aldı isem
gümüşü altın diye sattıramam, yediğim her lokmayı sevgi ile överim,
yanlış adım attıramam. Gönül senle dostluğa girdik, senin ile en
güzeli gördük, her anımızda RABB'imizi sardık, yaratılmış cümle ile
DOST'luğu kurduk. Dileyelim dağılmasın, AŞK'ından başkasına
eğilmesin. Geldik söze, bin-bir öğüt ile geldik size. Demde-hemde günün gecesi anılır,
dilenen DOST sofrasında dileyene çağrı yapılır. İndiği basamaklardan
adım-adım geri dönsün; ne sıcaktan-ne soğuktan şikayetçi olmasın,
eline aldığı dalı asla kırmasın, ‘Dağılanı toplayım.’ derse, kendinde
olanı görsün; DOST sözü bilenedir, hataya eğilmesin; ÖZ'ünü atıp, sözünü
satmasın; aldığına, acı biber katmasın; elden-eli çekip te, kalın ipi
tutmasın. Ağır gelir, sorgusu yarıda kalır. Ne dünü-ne günü,
dağılandan olmasın; yaprağı bildi ise, kaderine ağlamasın.
Gölgesiz güne adım atarız, her konuda kulunun elini tutarız. Satırlarda
verdiğimiz, bayramdan-bayrama sevinç duyduğumuz bilinir. Üç renk, bilgiye güç verir; yeşil, mor, sarı. Maviyi, bulunduğun odada daim tut; gözlerini dinlendirir. Seyreden her göz,
mavi iledinlenir. Koyuya değil, hep açığa önem veririz.
EYVALLAH. Gözün dinlendiği yerde, gönül beslenir. Kalbur aldım un eleyim, kuşak aldım bel sarayım, konu aldım
cümlenize sorayım: ‘Daldan, baldan, halden; GÜL'den güzeli
var mıdır,
AŞK'ına düştük RABB'im; gönüllere kor mudur,
SEN'i aradık-bulduk;
gelip gitmek zor mudur?’ Yerden-göğe ses verelim,
güzeli sizler ile bulalım, her birimiz-öbüründen hoşnut olalım,
olduğumuz halde kalalım, YOL'dan-GÜL'den sevgimizi sunalım.
Koşmayı dilediysen yoldan taşı alırsın; taşmayı dilediysen,
deryada derini bulursun; her gününde sevgin ile aldığın, güzel diye
kaldığın her olayda serine danışırsın. Ağrı-sızı geçendir, ‘Nerden aldım?’ denilmesin; yapraktan gelen en
güzelidir, ayrı yönden bilinmesin. Dolana-dolana geliriz, dayana-dayana buluruz, uyanı-seveni biliriz,
sevgiden-sevgiye öylece varırız. Dün verdiğini gün siler, yarından kaygu
almayalım, asla umutsuz kalmayalım.

Konuya girdiğimiz gün, DOST KAPISI'nı açtık; gelen-geçen her kuluna
gemiyi sağlık verdik. Gel sözüne, gel ÖZ'üne, gel GÜL'ün DOST yüzüne.
Kapı kulu
olmayalım, onda-bunda bilmeyelim. Gerçek bizim ÖZ'ümüzde, hakikat sözümüzde, bilinç gönlümüzde. Yaprak-yaprak açılsın,
taşsız yoldan öyle geçilsin. Ne dağlar yolunuzu keser, ne ovalar
‘Gelmedin.?’ diye küser. Her yolcunun yolu, kendine uyandır. Kimi dağcı
olur, kimi de bağcı. Kimi deryada bulur, kimi de havada. Her birinin
alıştığı, her birinin buluştuğu TEK KAPI vardır, RABB'imin
KAPISI. Orda asla ayrı yoktur, sadece kul vardır. Ayrıya düşmeyelim,
‘Kim? Neden? Nerde?’ deyip deşmeyelim. Ne YAZDI'ysa, okunandır,
yaşadığın dokunandır. ALLAH'ıma emanet olunuz, geliş-gidişe inancınızı bağlayınız, umutsuz kalmayınız. Umutsuzluk, inkardandır. O'nun KAPISI
her kuluna açıktır. Kimi er gelir, kimi geç kalır, her var edilen
er-geç O'nu bulur. Varlığınız BİRLİĞİ’ndendir,
sevginiz gürlüğünden olsun; her kapı açıldıkta, yüzünüze gülsün. O; zenginden güler,
fakirden güler, hastadan güler, ustadan güler. O'nun güldüğünü
bilelim, ‘O'ndan.’ diye her adımda güzele gelelim. (Resim verildi: HAZRETİ İSA ile
SULTAN VELED) Yumuşak yol alanın, ‘TOKTAY’ diye bilenin, DOST KAPISI'nı açanın vardığı yerde; MEVLÂNA VELED'i durdu, VELED
ile konuştu, aynı yolu danıştı. Denildi ki: " Nerden, kimden
gelirse-gelsin, yeter ki RABB'imi bilsin. " Bilen O'ndan, seven
O'ndan, gülen O'ndan. O'nu bilen; RESULLER'i bilendir, MUHAMMED'e gülendir.
Gökkuşağı renklerindir, yerden alır, sudan verir; meyveyi ağaçta gören, kökünden gerçeği bulur. Ne dün ayrıda
kaldık, ne günde DOST'luğu sildik; ‘Destan yazalım, fistan
dikelim.’ diyenlerle YUNUS'u buluşturduk, dünü-günü konuşturduk. Seyreden
her zerreye sorsan, ‘Nereye?’ ; diyecek ki, ‘ÇAĞIRAN'a.’ Doğruyu
bildiğim an, demde düşümdeki zan. YEMEN'den çağrılıdır. Kement
atmadan gideceğin, ASLI'na an be an varacağın yerdir. Kayalar dahi
durur, ağaçlar daldan-dala verir, kayıtta olana her bir varlık katılır. İşte
senin KİTAB'ın, O'ndaki KİTAB'ın senin olan parçasıdır. KİTAB
BİR'dir, BİR'lenmeyi bekler. HİTAB
BİR'dir, gürlenmeyi bekler. Kaybı olan; kendinde arasın, koyduğu kayıtta
kendini bulsun. Benden-ben
sorumluyum, sana lokma versem de, başına taş ile
vursam da. ‘Neden
gelip verirsin, kimde neyi görürsün?’ denilir. Gelip
vermem HAK EMRİ'dir, gönüller GÜLİZAR'ın
GÜL'leridir, DOST bağının bülbülleridir. Biz nağmeye katılırız, sevinç
ile MEYDAN'a atılırız, ‘Gel DOST.’ deyip çağırırız. Gelmeyi dileyen,
‘GELSİN.’ diye çağrılandır. Arayana verdin RABB'im, aramayanı gördün RABB’im. Seni-senden ayırmayan,
beni-bende kayırmayan YÜCE RABB’im. Açtığın bağlar bizedir, açan
güller gözedir, her bir nağme sözedir; güzelden-güzeli verirsin de,
aldığın bir gülen yüzedir. Demde yüzen
balıklar suyun rengini bilmez, derinden gelse bile ‘Nerdeyim?’ diye sormaz; denizden, havadan, nerden alırsan-al, kimse bu yolda kalmaz. Bir ince
ipi aldım, ağaç dallarına sardım; ‘Yormadan büyüsünler, yerden aldıklarını yerde olana versinler.’ dedim de, ipin
gün gelip kopacağını düşünmedim. İp, benim yapım; ağaç,
RABB'imin. Yumuşak olsam dalına gelsem, ‘Benim de emeğim var.’ desem;
öğünmem mi olurdu? YÜCE RABB'im KENDİ yaratır, kuluna övünme payı
verir. YÜCE'nin var ettiği DOST'luğu kuralım, dayanmayı bilen ellere DOST
selamı verelim. ALLAH'ıma emanet
olunuz, her bir isimden HAK KELÂMI'nı alınız. YUNUS, MEVLÂNA, BAYRAM, VEYSEL, sadece dünya ismidir. (Bir CAN ekler: ‘Hepsi bir BÜTÜN, fark
yok.’) EYVALLAH. DOST'luk; bilgide, görgüde, yargıda, sorgudadır. Gönülden-gönüle DOST'luk; yargıyı, sorguyu siler. Ruhaniyette ne yargı vardır, ne sorgu; muhabbet, muhabbet, daimi muhabbet vardır ve
daimi kalacaktır, kul muhabbeti ile her kapıya varacaktır.
|