Mevlana 

ocak
… yoldan açılanı, boy-boy genişletir. Koşuya yol soran. Adım-adım giderken koşuya vereceksin, koştukça büyüyeni göreceksin. DOST, her an yanındadır. Yaprak-yaprak oluşur, RABB’im açtığı gün nasibini, kulu koşa-koşa çalışır. Nasib dedik, mekanda doğruya eğileni gördük. Nafakası bol gelsin, niyazına her gün yüz defa ‘FATİHA’ okunsun. Yedi gün yedi ‘SALAVAT’, yedi ‘TEVHİT’. Yedinci gün, üç ekmeği üç fakire ver. ‘Sebepler TANRISI, nasibim SEN’indir, SEN’in verdiğindir.’ de, her gün yüz ‘BESMELE’ oku. 

3
Hazır olduk meydana geldik, gönüllerde en güzeli bulduk. Cümlenize selam olsun, ay doğdu ise yıldızlar söyleşsin, kainat paylaşsın. VAROLAN ile VAREDEN BİR’liğine çağırdı ise, GÜZEL’e yönelelim, mutluluğu her bir zerremizde arayalım. Çünkü, sevgi de, bilgi de, her kulunun yaratılmışlığında mevcuttur. ‘Ocağımızda kömür var mı, yok mu?’ demeyin. Her gönül yanmamış kömür ile bezenmiştir, bir kıvılcım yeterlidir. Geldiğimiz günden, o kıvılcımı vermeye çalışırız. Mevcut olan AŞK’ı, SEN’den sana üfleyen O’dur, mevcut eden de O…

4
Her günün güzeline ayak uydurduk, buz olsa eldeki sepeti kaydırdık. Güneş geldi yüzümüze, selam verdi cümlenize. Geldiğimiz gördüğümüz, her düğümü çözdüğümüz, gönüllerde olan sevgiyi serdiğimiz, günün konusudur. (Bize ilk selamı gönderen RESULÜ mü EFENDİM?) Kayıtlarda öyledir. (‘Dağlardan YÜCE’ye dönünüz.’ ne demektir?) Yönünüz dağlardan geçebilir, zorluktan asla kaçmayınız. Zora gidiniz. Göreceksiniz, zor gördünüz amma kolay yürüdünüz.

9
 Söyleştik her günde güzelden güzeli, bekleştik her yönde ezelden ebedi. Selam olsun gölgeyi silenlere, selam olsun ALLAH’ımdan geleni bilenlere, selam olsun HAK LOKMASI yiyenlere, MEYDAN’da cümle ile paylaşmayı dileyenlere. Bir sözü bağlamadan, öbür sözü alamazsın; DOST YAPISI demeden, kapısından giremezsin. Yaprağın sözünü alalım, ‘Nedir?’ diyelim, YEMEN’den soralım: Dağlardan taşlardan umut sormadık, gönüllerden başka kapı görmedik; SEVGİLİ’den aldık, SEVGİLİ’den bildik, O’ndan başka DOST bulmadık; ‘Sonsuza selam versek, SEN’siz kalmayız.’ dedik; soyluyu, gönülden uyanda bulduk, gayreti cümle ile bekledik; ağaç denildik, yaprak ile bezendik, çiçeklerimizi sevenlere sunduk, dileyene dilediği kadar. Her emek sahibini besler, gölde balık var ise varlığını süsler. Yol, RAB yoludur; kul, HAK kuludur; BİLGE, kulluğunu bilen. ‘RABB’im.’ diyelim, kulluğun mutluluğuna selam verelim. Dayandığımız güvendiğimiz, RESULÜ ile NUR’landığımız bilginin temelini her gün doldurduk, dileyene bildirdik. Kulluk bilincinin temeline her Dost bir kürek attıysa, küreğin ucundan bir nebze tuttuysa, gönlünden gelen güzele selam versin. Bir bir yazalım, bin bir gezelim, aydın gelen her güne adınızı karalım; yaprakta hata aramayalım, YEMEN’den gelen suyun akışını bildirelim. (‘Gönüller Birliği’ adı ile basılacak olan kitabın önsözünü YÜCE ALEM aşağıdaki şekilde yazdırmıştır.) Kaynaktan çeşme olduk akar dururuz, gönülden gönüle selam veririz. Bin bir söz bir öğünde, güzel yüzü her aynada gösteririz. ‘Gelsin. Bilsin. Alsın.’ dedik, varlığında umutsuzluğu sildik. ‘Alsam bir çiçek, sofranı süsleyecek.’ dedik, her dileyene soframızı açtık. ‘Gel Dost gel.’ dedik, ‘Bil DOST’u bil.’ dedik, ‘Gül DOST’a gül.’ dedik. Gönüller BİR’liğine talib olalım, seni beni silelim, BİR’likte kalalım. Selam HAK KELAMI’dır, selamete erelim. YARATAN gözetir, kahrımızı silelim. Bir lokmaya sahip isek, ‘Şükür ALLAH.’ diyelim. Seni beni YARATAN’a, cümlemizi GÖZETEN’e, nazımıza naz katana, gönlümüzü açalım. RESULÜ’nün üç öğüdünden ömrümüzün her anını nasiplendirelim: 1)   Ne verdi ise, ‘EYVALLAH.’ deyiniz. 2)   Ne sordu ise, tövbenizi bildiriniz. 3)   Nerde gördü ise, şükrediniz-şükrediniz. VEREN ALLAH, SORAN ALLAH, GÖREN ALLAH, SEVEN ALLAH, SEVDİREN ALLAH; DOSTLARI’na, dostlarıma selam ALLAH; DOST’tan DOSTLARI’na selam. ALLAH’ıma emanet olunuz. ALLAH’ıma emanetin yeri, gönlün selametidir. (Kitabın adı ‘Gönüller BİR’liği’ mi?) EYVALLAH. (Önsöz, nereden başlıyor?) ‘YEMEN’den gelen…’ dedik. 

10
 
Geldiğimiz her güne, verdiğimiz bir yöne selam olsun; derman dileyen her kulu, ALLAH’ına yönelsin. Beklemeyen dağı, bulur mu balı? Dünyada kulun hali, dumansız vermez, seyirde olsa görmez.

12
 MEYDAN açık gelene, gönül açık sevene, yollar açık bilene. Selam olsun, her kulu renklerden gelen sesi alsın. Dayanmayı bildiğimiz, savunmayı sildiğimiz, öğünmekten kaldığımız, dost halimizden görülür; sevgimiz her gün, açık-açık örülür; aldığımız her konu, gerçeğin ipine dizilir. Gelmeyi dileyenler, yerimin varlığını özleyenler, Güneş’ten alan yıldızlara benzerler. 

17
 
Huzur diledi isek günden, kayguyu silelim gelenden. Suyun aktığı yerdeyiz, güzelin bildiği gerçekte… Cümlenize selam olsun, YUNUS ile söze gelen her BİLGE yolun gidişine katılsın, her alan dilenen kervana katılsın. Desin ki; ‘Benden senden okunacak, bilgin ile dokunacak gündeyim, dumanı sildim aydındayım.’ (Nefesle gazel, sözünün açılışı mı?) EYVALLAH. Ben, ‘Gölden aldığım balığı deryaya salayım.’ desem, olmaz, yerini bulmaz. YUNUS’un yolunu sorsam, gazelden bilmez. Eğlendiğiniz her konu, beklediğiniz yöne götürür. Eğlenmekten maksat, oyun değildir. YUNUS’tan gelen sözde, ‘Nerden nereye alalım, nerde kimi bulalım?’ demeden, uyuş vardır. Öksürmeyi dilemeyene; karanfili kaynat iç. (Kuru karanfil) (Öksürüğü için mi?) EYVALLAH. Mayamız dilenen haldendir, gönlümüz gerçeğe açık GÜL’dendir. Seyre daldık, bilmeyi diledik; dilediğimiz gerçeği seyre daldık, güzel çirkin her şeyi… Cümlenize selam gelsin, YEMEN’den gelen selam gönüllerden geleni alsın. 

18
(‘Suret tasvir eden, ona RUH verinceye kadar CENABI HAK azap eder.’ HADİSİ ŞERİFİ’nin açıklanması talep edilir.)
 
 
YUNUS ile söyleşiriz, sözleri hep paylaşırız. Cümlenize selam olsun, kayıtta olan her satır gönüllere huzur versin. (EFENDİM, gemiye girildi mi?) Dileyen her kuluna açık olan gemi, niyaz ile niyetin birliğidir; sevginin bağladığı, gölgelerin silindiği makamdır. Kendinden kendine sor; ‘Niyaz ettim, sözümü tuttum mu? Niyet ettim, ahdimi yerine getirdim mi? Sevmeyi denedim, her varolanı sevdim mi?’ Öyle ise, gemideyim. ‘MEVLAM sen’den SANA sığındık, SEN ile cümleyi BİR’ledik, cümlemiz BİR’lik olduk, AŞK’ın ile gürledik. Sar bizi NUR’un ile. VARLIĞIN sevgimize ses oldu, VARLIĞIN görgümüze süs oldu. Gördük, sevdik, sevgimize cümleyi kattık. Ayırma YA RAB. Olmaya niyet kurduk, kurduğun düzenden asla şikayetçi olmadık. El eleyiz gönül birliğinde, el eleyiz günün zorluğunda, el eleyiz karında yarında.’ 

22
 
Ermeyen gül kokmaz, bilmeyen köküne su dökmez. Sevgimiz, sonsuza bedel; yerimiz, aydın güne model. Selam olsun cümlenize, selam gelsin cümlenizden. Olaydan gelen ile söyleştik, yerden gökten gelen RAHMET’i biliştik; konak dedik, konut adını söyledik; ‘Olmuyor?’ denilen her olayın, kayıtta olduğunu, gelen günde yerini bulduğunu söyledik. Bülbül yuvaya konsa, gülün AŞK’ına yansa, olumsuzu gönül silse; güllerin en güzel rengini görürdün, elden ele nasip verirdin. Yaprağı bol ise ağacın, gölgesi geniş olur, her arayan bulur, çağlayan dost sesi verir, deryaya akan her damlayı gönderir. Çevrende var ise kuşların her çeşidi, dersin ‘Güzel değil olayların eşiti…’ Gel güzelin çevresine, gül sevenin çehresine. Dağlardan gelen yelde, ırmaklardan gelen selde, sevenlerin selamı vardır; komşuya yer veren, konakta yerini alandır. Konak; yerden göğe hoşnutluk kazanmış kulunun makamıdır. Demde mekana gelende, makama talip olunuz. Sahibi olduğumuz her yaprak, bize güzelin yazısını verir. Gölgelerin silindiği günde KIRK BİR SALAVAT okunsun suya, iş yerinde çevreye serpilsin, GANİ’nin adına üç lokma üç köşeye saklansın. OLUHA’nın (OLUHA BACI) niyazını getirdik, okunan günde iş yerinde olduğunu bildirdik.

24
 
‘Kuşlar gibi uçabilsem, dar köprüden geçebilsem, her var edileni seçebilsem.’ demeden güzeli bulduk, yolun düzenine gönülden uyduk. Cümlenize selam olsun, her satıra seven katılsın. Suyumuz dilendiği kadar akar-akar, dost gönlünü AŞK’ı ile yakar-yakar. ‘Sözüm ÖZ’üm BİR’den BİR’e, güzelde gözüm binbir EMRE…’ dedim de, cümle ile sohbeti öyle kurdum, postumuzu öyle serdim; doyuşu dileyen her kulu ile, günden güne sohbete açtım. 

26
Gölgeleri silmeden, güzelleri bilmeden; aldığını bilemezsin, sevdiğini övemezsin. Cümlenize selam olsun, seferden sehere niyaza gelsin. Yerden göğe söyleşiriz, gönüldekini paylaşırız; sevgimizde cümle alem, DOST KAPISI’nda bekleşiriz.

30
 
Minder aldım sert gelmez, kapıya gelene söz etmez; cümle alem alırsa, yol bilmeyen sır tutmaz. Hazır olduk düzene, gönül verdik yazana; dört duvar açıldı da, su doldurduk kazana,. Gelen ERLER dileyecek, bilen kullar eleyecek. Hasır koydum toprağa, sevgimi yaydım yaprağa. Okuyalım hep beraber, dostluk kuralım, çatlak denilen destiyi kıralım. Yenisini RABB’im verir, dileyen kullarını görür. Bildiğim, gerçeğin öğütüdür; doyduğum, sonsuza dek bilgimin boyutudur. Büyük yol dedilerse, bilgi HAK’tan gelendir; sevgi ile bulduysa, gönülden bilinendir. Gönül sözünü bağlamaz, gönül asla siste kalmaz; yumuşak oldu isen, BİLGE’ye tozu katmaz. Beklediğin yorumda yerden göğe sevgi vardır, adını sordu isen. Bildiği yerde, duyduğu karda, yerden göğe niyazda. TELLİ BABA denir anılır, duyandan duyana dost olduğunu bildirir.

31
 Kuşlar gibi geldim yola, ‘HAK’tan.’ dedim girdim kola; sudan aldım, GÜL’den bildim, konuya selam ile girdim. El eleyiz dünden güne, el eleyiz yoldan hale. Her öğünde söyleşiriz, niyazları paylaşırız. Dört yiğit yola çıksa, aşları eğer çoksa, uzun-uzun yürürler, gerçeği durdukları yerde bulurlar; her biri kendi görüşünü savunur. Dört yön var ise kulda, anlattığı tek yolda… Sevgiyi tarif etsen, her kişi kendindi arif sayar. (‘Dört yön’, bilen ARİF’tir?) EYVALLAH. YUNUS, dördü bir etti. MEVLANA, bilgisine dördü de kattı. PİR SULTAN ABDAL, bildi de sırtındaki yükü attı, KAYGUSUZ, bulduğu yerde mülkünü sattı.

1 şubat
(İki yıldan beri geçmiş yıllara nazaran YUVA’ca uygulanan yeni bir çalışma tarzımız var. Bu çalışma tarzı üzerine YÜCE MERTEBE’lerin nasıl değerlendirdikleri hususunda bize bilgi istirham ediyoruz.)
 MEYDAN’da toplandığımız, sevgi ile katlandığımız her an, her gün; HAKK’ın RAHMET’ine nail oluruz, dost KAPISI’nda kendimizi buluruz, senden benden aldığımız ile her zerrede gerçek yapıyı bina ederiz. Cümlenize selam olsun, her kulu tövbede şifa bulsun. Aldık verdik sevgimizi, geldik gördük cümlenizi. Dağlar taşlar söyleşti, selamları bekleşti. Gelenden güdenden, ALLAH’ım RAZI olsun.

7
 Güzelliği yerden semaya gördüm; sevgimi, seven her kulu ile ördüm; bilgimi soranlar ile sardım. Cümlenize selam olsun, güneşten gelen her renkte dost geleni arasın. Dost eliniz, dost diliniz cümlede olsun, cümleniz ALLAH’ımın emanetinde kalsın. 

14
 
Sevgide yolumuzu bulduk, görgüde kaygumuzu dildik, yargıdan uzak kaldık. Cümlenize selam olsun; her ağacın çiçeğinde, gelen giden, güzelliğini bulsun. Bağlarda olacağız, sularda bulacağız, HAK SOFRASI’na cümlemiz geleceğiz. Cümlenize selam olsun.

15
 
Hayra dönük sözümüz, GÜL’den aldık izimiz, DOST ile kurduk soframız. Cümlenize selam olsun, sebeplerin getirdiği her birimizi bulsun. Kaptanı sorduk, kimdir? Denildi ki; ‘Yol veren, MEYDAN’a çağıran, ‘Nefsini sil.’ diye bağıran, MEVLANA.’ MEVLANA çağırır, HAK ADI’na görür gözetir, ne var ki asla yönetmez. Çünkü, kul kendi kendini yönetmekle mükelleftir. (Uyarmaz da mı?) RESULÜ’nün her sözünü iletmesi, KUR’AN’dan her anında söz etmesi yetmez mi; akıttığı bunca suda, dilenen ot bitmez mi? ALLAH’ım, açık gönülde BİR’liği buldursun,  her daim RESULÜ’nün izinde yürütsün, kendinden geleni kendine döndürsün. Binbir soru düğümlendi, bilgimde düğünüm kutlandı. Düğün, bana gerçeğin aynasıdır. Seyre geldiğim halde, cümleyi bulduğum yolda, dileyen her kulu kolda… Cümlenize selam olsun. 

28
 Miyar diye aldığımız, gönülden bildiğimizdir; yolun gidişine uyduğumuz, DOST ADI’na gelişimizdir. Cümlenize selam olsun; her kararda, kul RABB’inden geleni bilsin. Ay’dan yıldızdan sorduk, ‘Sevgide bütünlük mü gerçeği aydınlatır?’ ‘Elbet.’ dediler, bir Güneş’ten birbirinin aldıklarını söylediler. Her biri, bin bire iletir. (Birbirinin katı mıdır?) EYVALLAH.

1 mart
 
Geldiğimiz yollarda, girdiğimiz kollarda, gönüle iz kaldı; bilene söz, bulana göz verdi, RABB’im cümlede SÖZÜ’nü buldu. Cümlenize selam olsun; yerden göğe her seste, kul kendine gelene selam versin. Ak at, DOST’luğa; ak taş, sahiplenmeye meseldir. (Sahiplenmekten murat ne acaba?) Aymayı bilmeyene ayna göstermek, ağacı bilmeyene meyvesini yedirmek, meyvesi yok ise dalını bildirmek, halini buldurmak. Güneşin doğduğu an, kulun dileğine eşitlik getirir. Savrulan ekinden bilinen bereket, güneşin verdiği renklere göredir.

8
 
Her günümüz güzelden aldı, gönlümüz güzel ile kaldı, bilgimize gerçeğin ışığı doldu. Cümlenize selam olsun, deryanın rengi bulutsuz gelsin. ‘Nasıl olur?’ denilir: Bulut var ise gökte, deryanın renginde maviyi bulamazsın, güzelliğini övemezsin.

11
 Karardan dönemeyiz, ne gelse kınamayız. Selam olsun cümlenize, güneş doğsun kaydınıza. Seyran, o seyrandır ki; ne durur, ne vurur, her göreni alır, seherden sehere selamı iletir.

12
 Kumdan aldık izimizi, kulak verdik sözümüzü, DOST postuna dayadık dizimizi. Yerden göğe niyaz ettik, her niyaza RESULÜ’nün adını kattık. Yapraklar sözlüğüne yazıldı, görgüne HAK niyazı serildi; eline, olumsuzluğu silecek izin verildi.

14
 
Gelmeyi dileyenler, bilgiyi eleyenler, düğün dernek sorsalar, güzel güne yorsalar, ne elek kalırdı, ne yerden söz gelirdi. Cümlenize selam olsun, doğruyu eğriyi kulun mantığı bulsun. Saymayı denediğimiz her emeğin getirdiği örnek vardır. Bilmediğin, senin için SIR ise de; bilindiği gün, açılandır. Öyle ise, günü gelmemiş konu; bilen için SIR değildir, bilmeyen için örtüdedir. Dağlara taşlara sorsan, gördüğüne yorarsın, bildiğin kadar kavrarsın. RABB’im KUR’AN’ı “OKUYUN. ÖĞRENİN. ÖĞRETİN.” diye verdi, kainatı kulunun önüne serdi. Öğren. Öğret. Uyan. Uy. Hizmet; kulun, kulluğunun bir bölümüdür. Onu da yapmaktan kaçınırsa kulu, nerde bulacak yolu?

15
  Geçtik taşlı yolları, seçtik güzel kulları. Seçenden, seçilenden, SEÇTİREN’i görürüz; aldık dostun elini, HAK yolunda yürürüz. Cümlenize selam olsun, suyun gelişinden kul kendini bilsin. Seyrek gelse kelama, sözü verir selama. Ay battı, Güneş doğdu, seherde olana sözünü verdi. ABDÜLKADİR ÖZ’ünden, seyre geldi gözünden, nasırı sildi dizinden. Kumda ayak izi görürsen, deme ‘Nerdendir?’ Kulda HAK SÖZÜ bulursan, deme ‘Kimdendir?’ Her iz, her söz RABB’imdendir; KUR’AN ile beraberse. Ayvayı erdiren, narın tanelerini bulduran, kulunu KUR’AN ile olduran; elbet RABB’imdir. Sözü söze kattıysa, yolda gidene taşı attıysa; bilgisini paylaşmam, görgüsünde olanı bekleşmem. Ne dediği, ne gördüğü, ÖZ’üne sözüne uymayandan, uyanı bekleyelim. Bilenden alacağımızı, gönlümüz ile bulacağımızı, gerçeğin aynasına er geç bakacağımızı bilmenin umudunu taşıyalım.

21
 Hayra dönüktür sözümüz, kainatta BİRLİK’tedir gözümüz, dumansız kaldı dünümüz günümüz. Cümlenize selam olsun, suyun gelişine her kulu katılsın. KAYGUSUZ sözden aldı, ÖZ’den geleni verdi, sorguda kalana selamı iletti. (… hanımın ULU’su mu?) EYVALLAH.
 

28-1
 
Dağlar taşlar söyleşti, yaratılmış her zerre bekleşti; gönüllerde oluşan, kainatta buluşan güzellikler, DOST ADI’nda buluştu. Cümlenize selam olsun; BİRLİK’e güzellik adına RESULÜ katılsın, günde gecede adı anılsın. 

29
(Bu gün Amerika’da yeni ve kesin bir kanser ilacı bulununcaya kadar dondurulmuş bedenler var. Bu dondurulmuş bedenlerin RUH durumu hakkında bizi aydınlatır mısınız?  
“ Yağan yağmur RAHMET’tir toprağa. Ya RAHMET’i bilemezsek, sel geldi ise dönemezsek, marifet ehlinden soramazsak? sadece O’na yöneliriz, RAHMET’i de O’ndan diler, selameti de O’ndan dileriz. ‘Marifet ehlinden sorulan, nedir?’ denilir. Her gölgede sebep arar, kendimize yöneleceğimiz RABB’im ile alışacağımız yerde, aşacak açacak birini ararız; her öğütten, sadece aldığımız gün sevinç duyar, yeni heves ile yarına geçeriz. DOST güzel, her kulu ile. DOST güzel, açtığı yolu ile. DOST güzel, sevgisinin sonsuzluğu ile. Doğruyu SEN’den aldığımız gibi bildik ALLAH’ım. Sevgiyi, ÖZ’ümüzden bulduk ALLAH’ım. Dar gelen güne, SEN’in AFFIN’a sığınıp güldük ALLAH’ım. Sonsuz kavramını, yarattığın güzelden bulduk ALLAH’ım. Öyle güzel ki, AŞKIN ile dolduk ALLAH’ım. Doğmayan her nefese, Dost nefesi verdik ALLAH’ım. İZNİ’ne sığındık, kulca sorduk ALLAH’ım. Sorgumuzda, asla yargıyı düşünmedik. SEN’i bilmek, ‘ÖĞREN.’ DEDİĞİN İLMİ’ni  bulmak için her yöne döne-döne geldik ALLAH’ım.” BEHLÜL ile MERKEZ’imden yaprak-yaprak aldığımız , kimi Güneşten kimi buluttan geldiğini bildiğimiz her sözde, RABB’imin İZNİ olduğundan asla şüphe etmeyiniz. Her satır, noktası ile birbirini tamamlar; İZNİ gelen her konuyu, İZNİ olan açıklar. DOST ADI’na niyaz ettik, TEVHİT ile başladık, RESULÜ’nün adında gönlümüzü açtık. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun, sevgimizde gerçek bütünlensin. 

4 nisan
 
Gayret ile başladık, güzel günde, dilenen yönde, DOST ile kumda BİR’likte olduk, BİR’liği bulduk. Cümlenize selam olsun; her niyette kul, dilenen gerçeğe adımını atsın. ‘YA ALLAH.’ diyelim, yapraktan dal ile ağacın bütününü görelim. MEVLANA’yım, soylu bilen.  MEVLANA’yım, huyu ile veren. MEVLANA’yım, noktadan zerreleri bütünleyen. MEVLANA’yım, sevgi ile başlayıp AŞK’ı ile bağlayan. MEVLANA’yım, yerden göğe cümle diye ağlayan.

11
  Haz ile aldık sözü, ‘HAK YOLU’nda.’ dedik sizi, kimsede ayrı görmedik ÖZ’ü. Gönüllerden gelen güzel, gördüğümüz konu da özel. Cümlenize selam olsun; doğruyu, her kulu kendi varlığında bilsin. Her öğütten BİRLİK'e geçeceğiz, DOST KAPISI’nda ADI ile göçeceğiz.

12
 Damla-damla gelen suda, güzel dedik VEREN HÜDA. DOST ADI’na dumanı sildik, cümlenize selam dedik. Gönülden gönüle aktardığımız her konu satırlarda okunsun, tezgahlarda dokunsun. Cümle kulu, şüphelerden sakınsın. Verdiğimiz arı sudur, her dileyen yıkansın. ‘Selam.’ diyelim size, dosdoğru gelelim ÖZ’e; BİNBİR KELAM ile DOST’luğu kurduk, cümlenin adına gelelim söze. 

18
‘Buğday ektim.’ diyenlerle gönül bahçesine geldik, gönüllerde açacak çiçekleri gördük; cümlenize selam verdik; doymayı bilenlerle, benliği silenlerle sohbeti kurduk; ceviz ile fındığı aldık, taş üstünde kırdık, ‘Ne güzel.’ dedik; sertliği gittiğinde, DOST halini cevize benzettik. Desteğini, kendinden kendine bulmuş. Kumda olsa kırılmazdı, DOST elinde savrulmazdı. YEMEN’den selam ile geldik, HAMZA DOST’u gelende bulduk. ‘Dağlara, ovalara, deryalara selam olsun; her nefese, RABB’im selamet versin.’ diyelim, kainatın her zerresi için niyazda olalım. Dağlara verdiğim selamda, sesimin aksini bulurum; sulara verdiğim selamda, açık gelen simamı görürüm; ovalara verdiğim selamda, birbirine eklenen emeğimin vergisini alırım. ‘ALLAH. ALLAH.’ dedim de, SEN’i seyre daldım da, gölgemde bir an kaldım da; gerçeğe yöneldim. 

19
 
Gezdim gördüm şu alemi, ele verdim şüphesiz kalemi; darlıktan geçilsin, güzel yol seçilsin diye. Cümlenize selam olsun, kırılan her aynanın yerine yenisi gelsin. (Sevgiye örtüyü biz mi koyuyoruz, yoksa koyduruluyor mu?) Sevgiye vade koyarsan, sevgiye şartlı girersen, örtüye yer hazırlamış olursun. ‘YA ALLAH.’ dedik, selameti cümleniz için diledik.

23-1
  Huydan soydan aldık, yolun tozuna güldük, sevenler ile BİRLİK’i kurduk. Cümlenize selam olsun, sergide hizmetiniz kalsın. Saymayı her öğünde denedik, sürü ile yeşil alanda gezindik, her birinin selamına niyaz ettik, sözümüzü kattık. Seherde gelen, YUNUS ile veren; gölgesiz günleri sayar, aldığı her kelimeyi HAK niyazına sayar. Sevginiz dostluğa eşittir, yerden göğe her olay çeşit çeşittir. Eskiye değil yeniye selam veresin, duvarda değirmene giden kapıyı göresin. Suyun akışına uyan, hizmetini HAK EMRİ ile duyan. Suyun vergisi, kulu şaşırtmaz; ne kadar akarsa aksın, kendinden taşırtmaz. Gölgesiz günün seherindeyiz. Yumuşak günden geldiniz, gönülden güne uydunuz, ALLAH’ıma emanet olunuz.

23-2
 
Güneş ile Ay’dan sorduk, cümlesini gönül ile sardık, her olayı hayıra yorduk. Selam olsun. Su gibi akan, ağaçlı yoldan semaya bakan, günün yorumunu ocakta yakan her kuluna selam olsun. Altın anahtarı aldığın günde, Güneş’in doğduğunu göreceksin, gönlün ile kainatı saracaksın ve yanında olana soracaksın; ‘Rüyada mıyım?’ Yeminden bilmediğin günün, umut ile dolduğun güne eşit gelecek, bildiğin her satırda suyun akışı görülecek.

25-1
 
Hazır olan sofraya geldik, HAK ADI’na pişen aşı yedik, cümlenize selam dedik, güzelden güzeli gönüllerde bulduk. Yoldan geldik, YUNUS ile olanı verdik. Dayandık BİR’liğine, dağlar yolumu açtı; zor günü saydık, bulutlar tez geçti; YEMEN’den niyaz aldık, NİYAZİ selam ile geldi: ... Bin öğütte yol alsam, binbir öğütte benliğimi bulsam, KAYGUSUZ ile sohbete dalsam; güzelden güzele selam veririm, yamaçlarda yetişen ağaçları bulurum. 

25-2
KEVSER ŞARABI olsun, kulu halinde bulsun, sevgi ile dolsun, RABB’imden geleni bilsin. Selam ile geldik söze, DOST KAPISI açtık size. Doğduğum günden bildim, yolumuza talib oldum. “ ‘MEYDAN kurulsun, nefis kırılsın.’ dediler, YEMEN’den gelen her söze saygı duydular. ” dedik te, DOST SOFRASI’na öyle oturduk, her dileyene dilediği aşı pişirdik; çevreye, gönlümüzden muhabbet dağıttık. Cümleye. Meyhaneyi arayan, her sorduğundan nasibi kadar alır, kapıya geldiği anda kendinde olanı bulur. MEVLANA. Meyhane dedik gönlüne geldik, KEVSER ŞARABI’nı yuvana sunduk. MEYDAN açıktır kayguyu silelim, atılan her adıma geleni sevelim. Dost olduysak; dilimizden, RESULÜ’ne benzer halimizden… Araba yol alacak, tekerleği dönecek, yerden göğe her elini tutan bilecek. Kim olursa olsun, selamsız kalmasın. ALLAH’ıma emanet olunuz, umduğunuz güzeli HAK SÖZÜ’nde bulunuz; sevabına niyet kurduk, günahları siliniz. ‘Günahı silmek kulun elinde mi?’ denilir. HAKK’a yöneldi isen, tövbeni bildi isen, günahını kendin silmiş olursun. RAHİM ve RAHMAN olan ALLAH’ım, O’nun ile olanın, O’nu her an ananın, gönül ile, dil ile, elindeki GÜL ile günahını siler, sevabı ile günahını örter. ‘DOST oldum, DOST bildim.’ diyen her kuluna. 

2 mayıs
 
Her yolun açıldığı, kum yolundan geçildiği, VAREDEN’e yol sorulduğu bilinir. Selam olsun, her nefeste, kul dilediği günü bulsun. Konuyu YUNUS’tan danıştık, MERKEZ’im ile buluştuk, LOKMAN ile halleştik: “ Üç kalem, bir kitaba yeterlidir; alan, bilgisi kadar tutarlıdır.” dediler, yumuşak yolun umutlu kuluna, gerçeğin müjdesini verdiler. Selam olsun, MERKEZ’imden DOST ADI’na gelen alsın. Yerden göğe açtık elimiz, yapraklar gibi; cümlesine açtık gönlümüz, topraklar gibi. Konuk olan her kulunun kanısını aldık, yorumda kendinden kendine döneceğini söyledik, YEMEN’den gelen selamı günde ilettik. Ay ışığının bellendiği gün, yaprakların tellendiği gündür; köküne zorluk vermez, alandan yerini sormaz. Niyazımız niyetine uyandır. Soymayı dilediğin, soğanı ile beklediğin; çevreye dağılmadan toplanır, değirmende un misali katlanır. Yemeniyi giydiğimiz, ‘Yol bizimdir.’ dediğimiz seferden, dilediğimizi aldığımız bilinsin, her yaprak dört eşitte toplansın. Akan suya sözü verdik, bilenden niyazı aldık, çevreye göz attık… Düzenine uyacak, birinci kapı açıldı, ikinci kapı DOST ADI’na açılacak; üçüncü dördüncü kapıdan, şüphesiz hatasız geçilecek; işte o geçişte, dilenen fistan biçilecek. Aylak olanın, seferde nasibi kalmaz; RABB’im, ADI’nı bilmeyene, İZİN vermez; konuk gelen her kuluna, dumanına sokmaz; dağlar yol verdiği gün, gerçeğin görüldüğü gündür, kaygunuz kalmaz. El aldık, el verdik, dilden aldık, gönülden verdik, yağan yağmura sorduk; ‘İZNİ ile mi geldin, damlalarını verdin?’ ‘ALLAH. EYVALLAH.’ dedi, ALLAH’ımın İZNİ olmadan kuşun uçmadığını söyledi. Biliriz doğruyu, sileriz eğriyi; selam ile geldik, bekleriz sofrayı. Bağda üzüm yeterlidir, kulda çözüm tutarladır. DOST YAPISI, DOST KAPISI açılacak, kement atılan olayda dilenen tutulacak

7
Yollarımız bir oldu, dillerimiz gür oldu, hallerimiz RESULÜ’nden soruldu. Cümlenize selam olsun, kumda ayak izi kalsın. YUNUS ile söyleştik, her dost geldi bekleştik, sevgimiz ile toplaştık. Cümlenize selam olsun, gelen, geldiği günden gerçeğe uysun.

9
  Hasır serdik kumuna, kulu dertten kurtula; el ele, dil GÜL’e, niyaz ettik olan hale. Cümlenize selam olsun, ‘Sebep TANRI’dan.’ densin. Demde duvar örülür, şifa duvarın ardında görülür. Altı bardak su alsın, bir kamışa koysun. Kuma ayak koysun, bol kekik içsin. Zeytin yaprağını kaynatsın, sabah akşam içsin bir bardak

10
  Kendimden gelen her sesi, kainatta gördüğüm her süsü, ‘RABB’imden aldığımız.’ dedim; aldığımız her güzeli, dileyene sundum. Cümlenize selam olsun. Doğduğum güne baktım, perdeyi yerine çaktım, MERYEM’in eline suyunu döktüm, huyu ile gelene baktım. MERYEM sözü diledi, sevgi ile gelen her konuyu bekledi, olumsuz geleni eledi. Ona de ki; ‘Elim boş döndü.’ demesin, alacağı selama sevinsin. Doğuya selam verecek, gönlündeki güzeli orada görecek. 

14
 
Yerden göğe huzur ile geliriz, her bileni hazır deriz görürüz, HAK’tan gelir selam veririz. DOST ADI’na selam olsun, YUNUS ile sohbetimiz dile gelsin.

15 mayıs
Kuşlardan söz getirdik, kayguyu dünden bitirdik, doğruyu aldık gerçeğe götürdük. Cümlenize selam olsun, kuyudan gelen sese kulağınız kapalı kalsın.


ALLAH’ıma emanet olunuz, değişen her huyda DOST ADI’nı anınız. Gün gelir uyuma dönüşür, ‘Geçti.’ denen her olay DOST ADI’na gelişir. ‘Dün nerden geldi, bugün nerde buldu, yarın nerde kalacak?’ denilirse; olayı paketlemiş olursunuz, dar havuzda kalırsınız. RABB’imin çizgisi, her kulu için güzeldir. Kayguyu silelim, dünle bugünü bölelim, huzurda öylece kalalım.


17
‘Kuşlara özendim mi, dalgalarla bezendim mi, çiçeklerden aldığıma, ağaçlarda bulduğuma, DOST ADI ile gözlendim mi?’ dedim de kendime sordum. Cümlenize selam olsun, bende olana, cümlede kalana ALLAH’ım RAHMET’ini versin.

23
Nerde pazar kurulur, nerde kulu yorulur? ‘Dost olalım.’ derlerse, Dost selamı gelir. ‘HAY’ dedik geldik, saya-saya bildik, cümlenizi selamladık.  Bir elimde somun, bir elimde zeytin, her sofrayı gezeceğim; RAHMET gelsin diye, cümleniz için niyaz edeceğim.

30
Gönül aldım doluya, yolun verdim ULU'ya. Gerçeğe kapı açdım, güzel günden yorum seçdim. Cümlenize selam olsun, komşudan komşuya sular taşınsın.

1 haziran 



Kuşlar gibi yol alır, gönüllerden yol buluruz. Cümlenize selam olsun, soyunduğunuz gerçekte YARDIMCI’nız sizi bulsun. ‘EYVALLAH.’ diyelim, Seymen’den yerden göğe niyaz alalım. Tezgahında her gün, üç yüz otuz üç ‘YA REZZAK’. Al elma yiyesin, yeşilden giyesin, olumsuza asla akıl takmayasın. 

6
Hazır olduysak güne, selam veririz GÜL’e, dostluğumuzu gönülden açarız. RESULÜ. Cümlenize selam olsun, her satırdan güzeli bilen alsın. YEMEN’den geldik yolumuz düzdür, selamet diledik, almayı dilediğimiz tezdir; gelmeyi dileyen her kuluna sorduk, dedi ki ‘Sırtıma giydiğim, bezdir.’ Bir tutam tuz, bir katım şeker, bir tadım bal, bir yudum su, soframıza gelmeli; her arayan, gönlündeki cevheri bulmalı. 

12
  KEVSER ŞARABI’nı içtik, ‘DOST.’ dedik en güzelini seçtik; görgüde sevgide, dar geleni sildik. Selam olsun, aldığımız selamlara cümlesi ADI’nı versin. (KEVSER ŞARABI’ndan murat nedir?) KEVSER; boyundaki damardan doğruya getiren, AŞK’ına düşenin sözünü bitiren, gönlündeki dumanı silip AŞK’ına düşüren. (Daha açık veremez misiniz?) Bir damlası, bir hamleye bedeldir. Bağdan toplamazsın, dilden katlamazsın; gönülden aldığın ile, kainata saldığına ilhamdır. Maddeyi sildiğin güne, manaya güldüğün güne; KEVSER, duyanın olur, var olmanın bilincine uyanın olur. (Kalpteki kara nokta çıkıyor ortaya?) EYVALLAH. Meyvenin çekirdeği. Göz-göz oldu varlığımız, kalmadı gönülde zorluğumuz. Niyaz ile girdik söze, ‘DOST. DOST.’ dedik sevgimizi verdik size. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun. ALLAH’ıma emanet olunuz. (KUR’AN’da, ‘Onlar orada ebediyen kalacaklar.’ deniyor. Açıklar mısınız?) O GÜN’ü; bilen ile bilmeyenin bekleştiği, idraklerin aklaştığı yöndür, zandır. (‘Öyle zannediliyor amma, aslı budur.’ mu demek isteniyor?) EYVALLAH. Zamanı sildiğin anda, ebediyet zanda kalır. 

13
Duyduk güzel her sözü, güzele açılır gözü. Değirmene su gelse, dönen dolabı sorsa; buğdayını öğütene, yerinden geleni eğitene selam verirdi. Cümlenize selam olsun, yeni doğacak ayda, bulutsuz semaya baksın.  VEYSEL adı bilinsin, YUVA’da anılsın.  

2 ağustos
Kuşlara selam verdik, yapraklara hep sorduk, adımızı bilenlere, yolumuzu görenlere selam ilettik; ‘Cümle, BİRLİK’e gelsin.’ dedik, direttik. Soframız, sohbetimiz, örtü alamaz; HAK ADI’nı bilmeyenler, sözde kalamaz. dost adımız, DOST ADI’nı bilendir, her dostuna güzel diye gülendir, her satırda RESULÜ’ne uyandır. Dağlardan gelen de BİR, ovada bulan da BİR, derdine gülen de BİR, dermanı soran da BİR. ‘ALLAH. ALLAH.’ diyelim, ayrı geleni silelim. (Not: YÜCE ALEM, her tebliğde deftere muhtelif yatay çizgiler çizdirmektedir. Bunun ne olabileceği konusundaki sorudan sonra alınan bilgi.) Yazımızda her satırın, her harfin, her çizginin, eşitlikte düzeni, çeşitlikte YAZAN’ı vardır. Karşılıklı fikir tartışması var ise, çok çizgi oluşur; kişilerin fikir tartışması, ERENLER’in değil. MEYDAN’da toplandık, BİR olup katlandık, bayram geldi kutlandık. -Bayramı cümle ile kutlarız, DOST ADI’nı cümle ile bekleriz. YUVA’mız, cümlenin YUVA’sıdır.- Yargıyı silelim, sevgimiz ile bulalım, olduğumuz halde kalalım. Topluluk adabı, gerçek bilimin vazgeçilmez edebidir. (YÜCE ALEM) 

29 ağustos
  Mümin gönüller açık gerçeğin aynasında, duvar olmuş kapıyı bulmuş hasretin yapısında. Cümlenize selam olsun; kalem yazsın, dil okusun; güllerin verdiğini, niyaz dokusun. YAHYA’nın çaldı sazı, MERKEZ’im yola koştu, LALELİ hale şaştı, özümüz sözümüz TELLİ ile birleşti YUŞA’ya ulaştı; her biri eline meşale aldı, sizler ile dolaştı; HAMZA DOST’un gücüne, FATİH’in tacına, sevenin haccına durduran geldi. MEYDAN’da toplandık, HAY diye katlandık, yolumuzda öyle kutlandık. Yalnız olmadınız, yuvaya kadar alayla geldik. Niyazın olduğu her yer; kapıların açıldığı, eşiklerin geçildiği yerdir, umutların beslendiği, niyetlerin süslendiği yerdir. Umutlar da HAKK’a, niyetler de HAKK’a.

31
  Mümin gönüller açık gerçeğin aynasında, duvar olmuş kapıyı bulmuş hasretin yapısında. Cümlenize selam olsun; kalem yazsın, dil okusun; güllerin verdiğini, niyaz dokusun. YAHYA’nın çaldı sazı, MERKEZ’im yola koştu, LALELİ hale şaştı, özümüz sözümüz TELLİ ile birleşti YUŞA’ya ulaştı; her biri eline meşale aldı, sizler ile dolaştı; HAMZA DOST’un gücüne, FATİH’in tacına, sevenin haccına durduran geldi. MEVLÂNA’yım. MEYDAN’da toplandık, HAY diye katlandık, yolumuzda öyle kutlandık. Yalnız olmadınız, yuvaya kadar alayla geldik. Niyazın olduğu her yer; kapıların açıldığı, eşiklerin geçildiği yerdir, umutların beslendiği, niyetlerin süslendiği yerdir. Umutlar da HAKK’a, niyetler de HAKK’a.

6
 
Kuyuya söz etmeden, taş yastıkta yatmadan, doğru söze eğriyi katmadan geldik, gönülden gönüle gerçeği verdik. Cümlenize selam olsun, kaydı olan selameti bulsun. Sevgimiz dolaylıdır, övgümüz alaylıdır, - (Alaydan murad, tabur mu?) EYVALLAH.- HAK ADI’na çıktık yola işimiz kolaylıdır. Semerden yük sorulmaz, temelden halk edilen ‘Çürük.’  diye yerilmez. Her adıma ADI gerek, her sorunda andı gerek. (Her olaya EYVALLAH demek mi?) EYVALLAH, tevekkül. Çeyrek para aldıysan, çeyreğini öde; alamam diye düşlersen, dilediğine ada. ‘Duvarı öreyim.’ diyen, örmelidir; ‘Davarı güdeyim.’ diyen, gütmelidir; ‘Doğruya gideyim.’ diyen, gitmelidir, ‘Öyle mi? Böyle mi?’ demeden şüpheyi atmalıdır. Adanan, ödenir. Niyaz adadıysan, öde.

12
Kuşlar ile bir olduk, gönüllere hep dolduk, selam ile geldik, sohbette olanları gördük. MERKEZ’ime selam verdik, YAHYA ile SÜMBÜL’üme haber saldık; dedi ki, ‘HOCA’mız ile geleceğiz, hep bir olup güleceğiz.’ (NASRETTİN HOCA mı?) EYVALLAH. MERYEM yoldan ulaşır, SARI ANA, KAYGUSUZ ile gelmeye çalışır; her gelen, cümlenize sevgisini bölüşür. Çevre-çevre oluştuk, cümlemiz BİR buluştuk; yumaktan yumağa bilgi ekledik, ‘Kimden söz gelir?’ deyip bekledik. Karınca, örümceğe sordu; ‘Ördüğünle övünürsün, soğukta ne örtünürsün?’ Örümcek, karıncaya sordu; ‘Alınırsın taşınırsın, koca yazda koşunursun; karakışta ne ile ısınırsın?’ Demde güzelin tarifi; kandil ile değil, akım ile verilir. Kandil ile tarif, o kadar olur.

16
Kuşak sıkı bağlandı, güzel hal ile eğlendi. Duman gönülden atılsın, her dileyen gönülden katılsın. 

19
Konuk gelen her kula gönülden söyleyelim, doğruda olan her halini peyleyelim. ZATI ile, gerçeğin SIFATLARI’nda gördüğümüz erdiğimiz, her dileyene verdiğimiz, bir zerreden binbir zerreye böldüğümüz bilgiyi; alanlara, bilenlere, sevenlere selam olsun, kumda attığı her adımın sesini duysun. Güller açıldı günde, gönüller BİR yolunda; HAK ile HAKK’ı bulduk, RESULÜ’nün kolunda. Bensiz sensiz olalım, BİR’de gerçeği bulalım; uğradı isek su başına, ‘Güzel.’ deyip kalalım. RABB’im, RAHMET’in SEN’in; RABB’im, imanım benim. RABB’im, senden benden geçmeden, ruhum bedenimden göçmeden; benliğimi sileyim, SEN olanı bileyim. Her sözde, her gözde, RABB’im kaydını verir. 

20-1
 
Her günümüz güzelden güzele götürür, güzel olmayan bilgiyi bitirir. Cümlenize selam olsun, onurlu her kulu gönlünde olana selam versin. Desin ki; ‘SEN varsın bende, ben beni sildim SEN’de. Var olduğuma yerden göğe mutluyum, kulluğuma umutluyum.’ ER olduk yoluna, suların akışını gördük; hizmet verdik kuluna, gönülleri yakışını gördük; yıllar yılı, bilgiye bilgi katışını gördük; cümlemiz el ele olduk, ‘Selam.’ dedik, YUVAMIZ’ı bildik. Cümlemiz ‘Selam.’ diyelim, hizmet veren her kulunu cümlemiz selamlayalım. (Akan suyun manası nedir?) Akan suyun varlığı; bilinendir, yıllar yılı alınandır, tıkanmayan, tükenmeyen, esirgenmeyen… Değirmen suya bakar, suyu kesilmeden akar; her eken, ektiğini biçer, gine gelir çuvalını değirmene taşır. Gümüş bakır bizedir, ekim dikim güzedir, niyazımız kozadır. Her alana selam olsun, güzel günde gerçeği bulsun. (‘Bakır’ ile ‘Gümüş’, madde alemi mi EFENDİM?) 

26
 
Kumdan geldik, güzelden güzeli bulduk, sevgiye dolduk. Cümlenize selam olsun, DÖRT KAPI’dan DÖRT HALİFE ses versin. EBUBEKİR’den aldık suyun varışını. OMAR’dan aldık, dostluğun barışını. OSMAN ile bulduk, özlenen yere varışını. ALİ’den; yol verenin, yolcuyu yolda görenin, güzeli HAK ADI’na yoruşunu. ‘ALLAH’ım.’ dedik, ‘Her KAPI’da duralım, RESULÜ’nün verdiğini tane-tane alalım.’ Ayrıya asla basmadılar, duman geldiyse kula susmadılar, dilenen MEYDAN’a geldiler, nehir olup aktılar taşmadılar, gönülden gönüle özgürlüğü sundular, asi geleni deşmediler. BEHLÜL ile söyleşmek, seherde kuşlar ile uçuşmaya denktir. Az yer, çok yediğini sanır; her kulunu, HAK ile tanır; gönlünde ne tanık vardır ne de sanık, onun için cümlenin gönlü konut… Selamladı yürüdü, sevgi ile her nefeste dostluğunu korudu.  Azdan çoktan lokma yedik, ne verdiyse şükründen uzak kalmadık. 

3 ekim
 
Her öğüne aldığımız, bir öğünde bulduğumuz, günden güne DOST KAPISI’na geldiğimiz bilinir. Cümlenize selam olsun, huyumuz ile suyumuz ile aldığımız, dengini bulsun. Güzelin verdiğini açık olan gönül alır, gayret ile kul kendini yolda bulur. Gür akan nehirler gibi, GÜL kokan seherler gibi akalım, günden güne daha yükseklere çıkalım, dönelim gelenlere bakalım. Gönlümüz hoşnut olmaz mı, bir elden öbür ele BİR’liği kurulmaz mı? 

4
MEYDAN her kulunu çağırır, dileyen gelir. Cümlenize selam olsun, her adımda DOST ADI anılsın. (‘DOST’tan murad; RABB’imiz mi, PEYGAMBER’imiz mi?) ‘ADI’M İLE YAZDIM ADI’NI.’ dediğinde ayıramazsın; kimden gelirse gelsin, selamını asla çeviremezsin. ALLAH’ım, cümlenizden RAZI olsun. Kendinden kendine bak, dost ile çubuğunu yak. Toprak; sana verilen bilgidir. (Madde bilgisi mi, mana bilgisi mi?) Manayı bildirir, madde ile buldurur. Yeşil renge yaprak dedik, sevgiyi pembeden mora getirdik. GÜLİZAR’da dünya sözünü bitirdik; ‘Gelen, gelsin.’ dedik, cümlenizi çağırdık, her gelenin eline baktık… Kiminde mendil, kiminde kandil, kiminde zembil, kiminde çiçek… ‘Ne güzel.’ dedik, ‘Her biri yapısına uygun, aldığı ile…’ Varalım dost BAĞI’na üzümler ermiş, sevgi dolu her kulu kapıdan girmiş. ‘Geldik. Geldik.’ diyelim, sevinçlerine katılalım; düzenli toprağa kilim serip oturalım ve çok sözü TEK SÖZ ile bitirelim. (Dil birliği mi EFENDİM?) TEKBİR.

10
(Devamlı abdestli olmanın faziletleri nelerdir? YÜCE MAKAM’dan saygıyla diliyoruz.) Kendinizden aldığınız; sonsuza dek sevdiğinizdir, dünyanın bilincinde dostluğu kurduğunuzdur. Cümlenize selam olsun, her nefiste güneşten gelen renkler buluşsun. Öyle buluşsun ki, gölgelerden uzak kalsın, dikeni varsa sıyırsın. ‘Ağacı dikeyim.’ diyen; dikeceği fidanı bilmeli; bilene sormalı. Alalım sözümüzü, HAMZA dost ile yönümüzü. Bildik, bilene uyduk, SEN’in ile SEN’i duyduk; demde MEYDAN’a cümlemiz geldik. Selam cümlesinden, selam cümlesine. 

17
Her günümüz yoğun güne ayarlıdır, alan kulları HAK ADI’na ayarlıdır. Cümlenize selam olsun. Sevgi ile dolan, gölgesini silen, kendini en güzelde gören; dostluğun çemberini tamamlayandır. Gölgesizliği dileyenden, umutsuzluğu silelim. Ben sorsam ‘Ayık mısın?’ de ki ‘Çemberi buldum da, gönlümde olana isim veremedim; gerçeğe uyandım da, rüyamı bilemedim.’ Doğruya selam verelim, önce kendimizde olanı saralım. 

24
(İLAHİ ALEM’in bildirdiği MİRAÇ ve KADİR günleri ile Diyanet İşleri’nin bildirdiği günler arasında farklılık var. O günlerde de gerçek Kandil gibi kutlamakta bir farklılık var mı? YÜCE ALEM ne der?) 
Kuşlar ile sözleştik, güzel güne gelelim diye bekleştik. Cümlenize selam olsun, doyduğumuz her konuyu ALLAH’ım uyduğumuza çevirsin. Her dilenen günde güzelin adını anacaklar, dumandan almayı huy edinseler de selameti güzelde bulacaklar. Selam olsun, sergiye gelen her kulu dilediğini bulun. Olmadan yersem salkımı, ‘Koruk.’ derim; bilmeden dersem halkını, ‘Garip.’ derim. Ermeyi dürmeyi bilmeliyim, her verdiğini sevmeliyim.  

25
Kuşak belde güzeldir, kulu halde güzeldir, gel dediyse yoluma dünya dilde güzeldir. Cümlenize selam olsun. (HAK BAĞI’nı, Dost Bağını bulmanın, çam ile ilgisi var mı?) Çam, ağacın güzelidir; hal ile verir, nefesime nefesini katar, benden güzel olmayanı atar. Dost Bağı, kendini bilenlerin mekanıdır. (Yani, ‘Kendini bilen, RABB’ini bilir.’ Hadisi mi?) Dost Bağı; kendini bilen, RABB’ini bulanların makamıdır. 

26
Kestik erik dalını, toprağa koyduk fidan olsun diye. YUNUS ile söze geldik, geldiğimiz her mekanda sözü bildik, ÖZ’ü bulduk. YUNUS ile her kapı dileyene açılır, duyan ile yerde olan seçilir; belden alma kemeri, denenmiş güzel verir; taya vurma semeri, dayandığına zor gelir. (‘Makamı Mahmut’ nedir?) Her varolan makamın olayı vardır, her makamın değişik dolayı vardır. Makamlar, belli sınırlardadır. Makamı Mahmut; sınırı olmayan, O’ndan başka bilmeyen, dayanan her kuluna RAHMETİ’ni ileten, her makama O makamdan ulaşan, O’nun ile dolaşan… ADI ile bilirsin, her makamda O’ndan bulursun, ama O’na ancak RESULÜ ile bakabilirsin, O’ndan ancak RESULÜ’nün eşiğinden, AŞK’ının beşiğinden, gönlünde olanı dökebilirsin. Her makamda o vardır, o’nun Nuraniyeti elbet. EYYÜB’üm; RESULÜ’nün hoşnutluğunu, sonsuz sevgisini kendine yer etmiş, emrini ER’lik ile yerine getirmiş, her makama onun rızasını alarak yükselmiş. (RESULÜ’nün rızası mı?) EYVALLAH. RESULÜ’nün rızası olmadığı halde, kul makam geçemez. KEVSER duasını oku, ‘YA ALLAH.’ de DOST halini doku. (Kime hitap ediyorsunuz?) Örülmüş görülmüş, LOĞUSA BACI’mız ile gönülden sarılmış. Dünde ‘Ana’m.’ dediği, günde elinde bulduğu, her öksüze ana olduğu bilinen HAZRETİ HATİCE; EYYÜB’ün yardımda olduğunu söyledi. (EYYÜB SULTAN mı?) EYVALLAH. (AKDEVE, KUR’AN’ı sembolize ediyor?) Cami olan CEBRAİL, devrini bulan, mor renge ahenk veren, yeşil ile dünyaya dolan… (Mor renk hakikat mı?) O; çamdan nefes alır, çamdan nefes verir durur, AKDEVE olur yoldan yola ulaştırır, BURAK olur halden hale dolaştırır… Değişmeyen varlık darlığa yönelir, duyana duymayana selam verir. Geyik, soğukta kendinde olana uyar; sıcakta vereni duyar. Can, düşman değildir kula; pişmanlığa düşürmezse, aldığı bir nefesi DOST adına taşırmazsa. CEBRAİL, İBRAHİM’e isim verdi, yol verdi; İSMAİL’e baktı da, koç olup bıçak altına girdi. Her ayağı bağlayan, bir düzeni bekleyen; dönsün baksın geçmişe, ‘Ne getirmişim geleceğe?’ Dağdan su indirdi isem; emeğime yazılandır, güzelden güzele sunulandır. RABB’imin bana sunduğu İLAHİ BİLGİ; yerden dizimi alamaz, dilden sözünü silemez. RABB’im için yapılan her niyaz, her emek, hoşnutluğuna delildir. Kulundan HOŞNUT olmasa, sana ne niyaz ettirir, ne emek verdirir; çünkü, RABB’imin değil, hepsine senin ihtiyarın vardır; yapabildi isen, HOŞNUTLUĞU’na delildir; ‘Az. Çok.’ deme, niyetin RABB’imin malumudur. ALLAH’ım RAZI olsun, soframıza gelen kulu sevgiyi kainatta bulsun; sevsin sevilsin, her karanlık kapının arkasında RABB’imin yaktığı ateşi bilsin. O ateş öyle bir NUR ki; dağlar erirler, nehirler dururlar, bağlı düğümler çözülür. 

31
Seyre daldık güzeli, gölgesiz kaldık, DOST ADI’nı gönülde bildik. Cümlenize selam olsun, aradığım sofranıza gelsin. (6 Eylül 1985 tarihli tebliğde verilen; “Dört kapının BİR’lediği, dört Kadı’nın zorladığı, dört nehrin gürlediği dumansız günün eşiğindeyiz, hayra gelen olayın beşiğindeyiz, elden ele bağlanan düzenin kuşağındayız.” paragrafın açıklaması mıdır?) EYVALLAH. Dört hal: 1) O’ndan geldiğini bilmek.  2) O’nun ile olmak.  3) O’nun ile dolmak. 4) O’na gideceğini bilmek.     

5
Yüzdük deryada, yol aradık; gönülden bildik, toprağı taradık; cümlenize selam dedik, gölgeyi sildik; gözden sözden, güzeli bulduk ÖZ’den. Esen yel bizim ile, akan sel sözün ile, gerçekte gözün ile doğruyu alacaksın; doğru olan bilgide SIRRI’na ereceksin, gölgesiz yol arayana sevginizi sunacaksın. EYVALLAH diyelim selamet dileyelim.

7
Kuşak aldık elinize, güzel dedik dilinize; her zerreye selam verdik, dostluk kurduk cümlenize. Altın yüzük elde olsun, baldan gelen dilde kalsın, aydın güne her kulu talib olsun. Desin ki; ‘Benden sana dost sözü, sohbet ile güler yüzü.’ Ayağında yemeni, başlığında harmani, YUNUS’um ile geldi, dört duvara isim verdi, HAZRETİ OMAR doğuştan aldığı ile gün doğusunda bulduğuna ALİ’yi şahit dedi, HAZRETİ ALİ, OMAR ile söze geldi. Doğruyu eğriyi bilen RABB’imdir, sağlığı huzuru veren RABB’imdir; O’nun ile olursak, bize gülen RABB’imdir.

14-1
Kaydımızı alanlar, yolumuzu bulanlar, her an hazır olanlar; cümlenize selam olsun, görgüde her rengin güzelliği kalsın. Yumuşak YUNUS’um; girdiğin her yol açılır, tuttuğun her el ile dilenen kapıdan geçilir, kayalar mani değildir aşılır; dereler sanılmasın yolu böler, diz boyu olsa da dilenene ulaşılır. 

14-2
Kendimiz ile savaştık öylece bendimizi aştık, DOST KAPISI’nda buluştuk, ‘Güzel olalım, güzeli alalım.’ diye çalıştık. Selam olsun, her nefes kendi gerçeğini bulsun. YUNUS sözü aldıysa, gelene gidene güldüyse, açılan fistanı yamadıysa; kul hoşnut, YUNUS hoşnut, RABB’i hoşnut olur, günün gerçeğinde katkısız kendini bulur. Komşu yerden göğe demlendirir, aile nemlendirir, DOST dinlendirir, dert dillendirir. Savaştan dem vurma, bilmeyeni kötüye yorma, her gördüğünü gerçek diye sarma, kement attı isen olaya ‘Sıyrılayım.’ deme. Sorana. İnsan olmanın mutluluğunu, insanlık görevinin kutluluğunu, sahibi olduğumuz dünyanın sahillerini, gönüllerde Güneş’in sıcaklığını bulsunlar; suların berraklığını görsünler, kuşların sesini duysunlar, çiçeklerin rengine doysunlar; güzeli öyle tarif et ki, sevgi ile dolsunlar. ALLAH’ıma emanet olasınız, gönüldeki güzele noksansız katılasınız. Her günün yasası; bilmesin kulu gönül tasası. Binbir KEVSER okursan; gününde gecende huzuru bulursun, bir bardak suda kainatı görürsün. 

15
Hayal ile hakikat birbirini bağlarsa, niyazdan beklenen gönüllerde eklerse, doğruya gelen DOST olana gülerse; bülbül ile GÜL’ün söyleşisi duyulur, gönülden gelene şüphesiz uyulur. Cümlenize selam olsun, mayasını alan beklemeyi bilsin. Mağaraya her girişte RESULÜ ile söyleşen, doğruyu bilgisine yerleştiren, RABB’im değil mi? Dünden bugüne, günden yarına söyleten, O değil mi? O’nun DİLİ, O’nun ELİ, O’ndan dilenen hali, RESULÜ’nde değil mi? Öyle ise, bedenli halde gören de RESULÜ’dür. Beden, elbet RESULÜ’nün bedeni. Damda sürü bekleşir, gönülden soru denkleşir, dayanmayı bildi isek her günümüz yerden göğe aklaşır.

21
Kuşlar ile gezeceğim, her olayı çözeceğim, güzel dersem çizeceğim, doğruyu eğriden çekeceğim, dileyene dilediğince su dökeceğim. Cümlenize selam olsun, Ay’dan yıldızlardan dostluğa selam gelsin.  ALLAH’ıma emanet olunuz, YUNUS ile LALELİ’ye sorunuz; ‘Ayni bağa girdiler mi, ayni yolu sordular mı, ayni suya geldiler mi?’ Diyeceğim ki; ‘Hiç ayrı kaldılar mı?’ (7 Kasım 1985 tarihli tebliğde YESEVİ HAZRETLERİ’nin, ‘Her biri yüz elli yaşında.’ sözünün açıklaması mı?) EYVALLAH.

28
Güzel geldi ER sözü, gönülde buldu her sözü; doğduğu güne uyandı, YARATAN’a dayandı, her adımda kumda olduğuna inandı. Cümlenize selam olsun, ağacın her dalı elimize gelsin; suyun yüzünde yüzümüzün izi kalsın, taş toprak atmayalım. Ah deriz, vah deriz; gün gelir baklava börek yeriz, gün gelir suya lokmayı batırırız; ne dengeyi bozarız, ne ahenge uyarız, aldığımız ile benliğimizi soyarız; gün gelir ‘Bağlı olanı çözelim.’ deriz, kayguya öylece düşeriz. Ne hekim, ne de hakim bildiğini çizerler, ne de RABB’imin yazdığını çözerler; ne YAZDI ise, o çizgiden giderler. Onun için, ne öyle, ne de böyle kayguya düşmeyelim, kapı-kapı gezip te bilgimizden şaşmayalım. Dayanmaya niyet kurdu isek, umutsuzluk sözümüz olmasın, damarda akan kandan kimsenin sorgusu kalmasın. Kaydını her sorana okumak söz mü olur, ‘Doydum ALLAH.’ diyene kapanan göz mü olur? Göğün her bir noktası bilenlere açıktır, danışılan her konu bilmeyene geçittir. VARETTİĞİN bizleriz RABB’im, VARLIĞIN’da gözleriz; diledik geldik size, ne VERDİ’ysen sözleriz. Söz olduk satırlarda, göz olduk hatırlarda. Dileyen dilediğince aldı, dostluğu kainat ile kurdu. Güldük geldik, sevdik bulduk, sevenlerle olduk, bir kab misali dolduk. Her biriniz bir damla, her birinizde bir hamle. Geldik büyük haz ile, dolduk kaba naz ile. Birbirimize el olduk, birbirimize gönülden dolduk, ‘RABB’im.’ dedik zehri sildik. 

30
‘Dağlar gider.’ dediler, yollar biter sandılar; ne gidip ne döndüler, dostluğa öyle güvendiler. Cümlenize selam olsun, sayfaya her imza atan kendinden geleni söylesin. Durağa geldi isem, yolumun gidişi çoktur. Yaprağı gördü isem çiçeğini bekleyeceğim, dalından limonu alıp ayağa süreceğim. Kabuğunu rendeleyip suyuna karıştır, beze bulaştır sar. Konuyu kesinleştirmeyiniz. Değirmene götüreceğin buğdayı kaynat, ılık su ile banyo yap. ‘Bayram gelmiş.’ diyeceksin, aşını sevinç ile yiyeceksin. KEVSER’i okuduk, kendimizde olan güzeli kainattaki ile dokuduk; ipek misali ördük, gölgesiz günü gördük. ‘MEVLANA ile söyleşsem.’ dediğinde, derman dilediğin her günde, bil ki; ALLAH’ım, yanında yardımındadır. Er geç yaprakları oluşacak, dayandığın desteğin gönlün ile buluşacak. Gönülden aldığın seste, kulağın görevi yoktur; çevre-çevre dolansa da, BİR’liği pektir.
 

5 aralık
Hazır olduk niyazda, yolu bildik biz yazda. Yapraklarla doluştuk, soranlarla buluştuk; ‘Seven bilir.’ deseler, güzelliğe gülüştük. 

6-1
KEVSER ŞARABI’nı içtik, yerden göğe AŞK’ı seçtik. Gönül doldu, gerçek miyarımız oldu. Doğduk, bu güne geldik, dilenen gerçeği sizlere verdik. Ne sular duysun diye, olanı olduğu gibi, gerçeği bildiği yerde her GÖREVLİ verdi. HACI BEKTAŞ yol üstünde, BALIM SULTAN tay üstünde; gelen gideni izlerler, DOST diye güleni gözlerler. Sayfayı açtık, olduğumuz günü okuduk, ‘Tayı oğula verelim.’ dedik. ‘Gereklidir, yol haline uyar.’ denildi, sevgi ile yuvanın havası dumandan silindi. Meyveyi dalından aldın, sevgiyi halinden buldun. Gölgesiz olduğunu bilirsen; kayguya düşmezsin, olaya şaşmazsın. 

6-2
Her öğün andığımız, her düğümde bulduğumuz, güllerden GÜZEL’e geldiğimiz bilinir, DOST KAPISI’na O’nun bilgisi ile gelinir. Cümlenize selam olsun; keyfî olmayan her sefer, değerini gönüllerde bulsun. ‘Keyfî sefer, nedir?’ denilir. ‘YA ALLAH.’ dedik, RABB’imin EMRİ’ne uyduk, kaydını aldık; kimin ile vereceğimizi, kimin ile cümleyi göreceğimizi kayıt halinde aldık; ‘DOST KAPISI, DOST hanesi, DOST yuvası.’ dedik, her dileyene sunduk. Keyfî olan sefer, talib olanındır. 
AŞK adını anıp ta, AŞK odu’nu diyenlere; sözü, ÖZ’e aktarınız. AŞK; dilde değil gönüldedir, ne elde ne beldedir. Dost hali denildi ise, DOST YOLU’na girildiyse; kırmadan kırılmadan, güzel olan eşya ile yorulmadan, yağın balın sahibine verilir, kul hakkına kul rızası ile girilir. Sahibi olmadığımız eşyanın, SAHİBİ’ne teslimi gereklidir. ‘Dağlar benimdir.’ dersem; çiçeğini yolmak için değil, koklamak içindir. 

12
Kendi kendimize sorsak, sevgiyi gönlümüzde yorsak; DOST ADI’nı bellerdik, kömürü ocakta küllerdik. Cümlenize selam olsun, YUNUS ile söyleşenden, her güzeli paylaşandan ALLAH’ım RAZI olsun, bindiği at aradığı gerçeğe götürsün. Nağmeler geldi ise kulağa; biliniz ki kendi sesinizdir, gönüllerinizden yakışan süsünüzdür, buharlaşan sevginizdir, buluşan muhabbetimizdir. Gel güzel gel bu güne, gel güzel gel bu yöne, hepimiz doluştuk bilinen hana. DOST’una çağrı yaptık, dağlarda yolları teptik. Gel nerden gelirsen, gel nerde bulursan, gel kim ile olursan, gel sevgini nereye getirirsen. ‘Yeter.’ demedik bir gün, ‘Biter.’ demedik o yön. Hep el ele oluştuk, her öğünde buluştuk, SEVGİLİ ile söyleştik. Yanardağa ocak dedik, ovalara kucak dedik; ağaçlara selam verdik, bilgimizin her satırını fısıldadık. Yapraklarla BİR’lendi, bilmeyenle zorlandı, kökünden aldığı güç yükseldikçe dayandı. MERYEM ile söyleşmeyi, dumansız günde paylaşmayı bilenlerden ALLAH’ım RAZI olsun. Aş ile baş ile elindeki taş ile gelen gelir, seven bulur, değirmene rahmetince yol verir. 

19
Kuşlardan sesi aldık, çiçeklerden süsü bildik, her güzelde RABB’im dedik selam ile geldik, gönüllerde huzur gördük. AŞK ile meşk ile cümlemiz geldik söze, DOST bağına girdik de oturduk düze. Elden ele ün verdik, dilden dile gün sorduk, YESEVİ ile helvayı kardık. Her dost bir kelam ile, her dost binbir selam ile sözünü açtı, dostluğun gerçeğini her kulu seçti. Ölçüsü birde olan, dünya; yargısı zorda olan, künye. Senden benden sormazlar bilesin, ‘Benim sevgim ile yuğmazlar.’ diyesin. Her güzel, kendi güzelini verir; her öğüt, alan kulunda kendini gösterir. Komşuya sorduğun, senin hizmetindendir; komşudan aldığın, RABB’imin HİMMETİ’ndendir. 

20
Hazır bulduk sofrayı, ‘DOST KAPISI açık.’ dedik çağırdık cümleyi. Selam olsun, YUVA’mız her DOST diyene gülsün. (Algı vergiyi kan mı sağlıyor bize?) Komşunun komşuya ilettiği sözüdür; aşığın aşığa dinlettiği, sazıdır; muhabbet, cümle alemin hazzıdır. Kan; bilgini, sevgini besler. dost evini diri tutar. EYVALLAH. (‘DOST evi, kalptir.’ sözünün EYVALLAH’ı değil mi?) Kendini bildi isen, yoğun halde uydu isen, gir DOST bağına seni bekler; bağlı olanı, sevgi dolanı, RABB’im örtüsü altında saklar. Damarda akan ile saydığım, YEMEN’den cümle için aldığım selamın sizlerle yaşadığı gerçektir. 

21
Keremi bol RABB’im; güzelden aldığını güzele verir, gönüllerde olanı şüphesiz görür. Cümlenize selam olsun, kayguyu silenlerden ALLAH’ım RAZI gelsin. Yolumuz AŞK yoludur, HAK dilidir. Gönüllerden aldığımız, gerçek günde bulacağımızdır. ALLAH’ıma emanet olunuz. 

26
Koşuya hazır olduk, hizmetine hep durduk, güzellerden sorduk; ‘Doğduğuna mı, uyduğuna mı gülersin? Doğruya, nerde nokta koyarsın?’ ‘ADI ile ÖZ’ümü, AŞK’ı ile sözümü bilirim; yapraklarla söyleşir, topraklarla paylaşırım.’ Cümlenize selam olsun. (ESMAİ-HÜSANA, ÖZ’ümüzü bildirmeye mi yarıyor?) EYVALLAH. Bir kömür tanesine, bin gönül hanesine, yarattıklarının cümlesine selam olsun. Bir kömür tanesi, bin gönül hanesine kıvılcım verir; görgüde ak ile kara, sevgiyi oluşturur. 

28
Koyduğu her kuralda kulunun gönlündedir; dumanı sildi isek, dostluğun yönündedir; güzeli bildi isek, hayır olan günündedir. Gelmeyi diledik mi, dönmeye söz vermedik mi, dünyada haz almadık mı, gerçekten koz bulmadık mı? ‘At üstünde duramam, yürü diye vuramam.’ denilen günde, değişen söyleşiye uyduğunu biliriz. Güneşten alınmayan hiçbir renk, gölgede silinmez. Sevgisinin yerini sadece kendi bildiyse, yaraya merhem aradığındandır. Gam etmediği her gününde, niyazına cümlemiz katıldık. Yaprak yerini vermez, gayret EMRİ’ni silmez, üç öğünde aldığını bir ömürde bölmez. YAZAN’ın yazdığı kadar, her kulunun uyduğu kadar; ne eldedir, ne dilde. Sevdiği kadar sevildi, bildiği halde övüldü, ALLAH’ım dilenen sahifeye getirdi. Güneş’ten aldığı renk hala üzerindedir, YEMEN’den gelen selamın bilincindedir. Son sözün – uymak- olduğuna doğduğu günkü gibi inandı, inandığı halde kaldı, korkuyu o anda sildi. ‘YA ALLAH.’ diyelim, gelenin sevgisini olduğu gibi görelim. ALLAH’ıma emanet olunuz. ‘YA ALLAH.’ dedik, cümlenize olduğu yerin güzelliğini bulmanızı diledik. Dayanmayı bilirseniz, gönlünüzde olanı görürsünüz. Kavgayı bitirmeyi dilediği günden, kendinde olana uydu. Kavgadan maksat; nefsi ile savaşı… ‘Oğuldan dileğim, diktiğim gülü soldurmasın. Kızımdan dilediğim; gününden güzeli kaldırmasın. Eşimden dileğim; konuk olmadığını bilsin, bağlandığı ağaçtan düğümü çözsün. Huzur ile geldim, huzurdayım.’ dedi, selamını iletti.