
… yoldan
açılanı, boy-boy genişletir. Koşuya yol soran. Adım-adım giderken
koşuya vereceksin, koştukça büyüyeni göreceksin. DOST, her an
yanındadır. Yaprak-yaprak oluşur, RABB’im açtığı gün nasibini, kulu
koşa-koşa çalışır. Nasib dedik,
mekanda doğruya eğileni gördük. Nafakası bol gelsin, niyazına her gün
yüz defa ‘FATİHA’ okunsun. Yedi gün yedi ‘SALAVAT’, yedi ‘TEVHİT’.
Yedinci gün, üç ekmeği üç fakire ver. ‘Sebepler TANRISI, nasibim
SEN’indir, SEN’in verdiğindir.’ de, her gün yüz ‘BESMELE’ oku.
Hazır olduk
meydana geldik, gönüllerde en güzeli bulduk. Cümlenize selam olsun, ay
doğdu ise yıldızlar söyleşsin, kainat paylaşsın. VAROLAN
ile VAREDEN BİR’liğine çağırdı ise, GÜZEL’e yönelelim,
mutluluğu her bir zerremizde arayalım. Çünkü, sevgi de, bilgi de, her
kulunun yaratılmışlığında mevcuttur. ‘Ocağımızda kömür var mı,
yok mu?’ demeyin. Her gönül yanmamış kömür ile bezenmiştir, bir
kıvılcım yeterlidir. Geldiğimiz günden, o kıvılcımı vermeye
çalışırız. Mevcut olan AŞK’ı, SEN’den sana üfleyen O’dur, mevcut eden
de O…

Her günün
güzeline ayak uydurduk, buz olsa eldeki sepeti kaydırdık. Güneş geldi yüzümüze,
selam verdi cümlenize. Geldiğimiz gördüğümüz, her düğümü
çözdüğümüz, gönüllerde olan sevgiyi serdiğimiz, günün konusudur. (Bize ilk selamı gönderen RESULÜ mü EFENDİM?)
Kayıtlarda öyledir. (‘Dağlardan YÜCE’ye dönünüz.’ ne demektir?) Yönünüz
dağlardan geçebilir, zorluktan asla kaçmayınız. Zora gidiniz.
Göreceksiniz, zor gördünüz amma kolay yürüdünüz.

Söyleştik
her günde güzelden güzeli, bekleştik her yönde ezelden ebedi. Selam olsun
gölgeyi silenlere, selam olsun ALLAH’ımdan geleni bilenlere, selam olsun HAK
LOKMASI yiyenlere, MEYDAN’da cümle ile paylaşmayı dileyenlere. Bir sözü
bağlamadan, öbür sözü alamazsın; DOST YAPISI demeden, kapısından
giremezsin. Yaprağın sözünü alalım, ‘Nedir?’ diyelim, YEMEN’den soralım: Dağlardan
taşlardan umut sormadık, gönüllerden başka kapı görmedik;
SEVGİLİ’den aldık, SEVGİLİ’den bildik, O’ndan başka
DOST bulmadık; ‘Sonsuza selam versek, SEN’siz kalmayız.’ dedik; soyluyu,
gönülden uyanda bulduk, gayreti cümle ile bekledik; ağaç denildik, yaprak
ile bezendik, çiçeklerimizi sevenlere sunduk, dileyene dilediği kadar. Her emek
sahibini besler, gölde balık var ise varlığını süsler. Yol, RAB yoludur;
kul, HAK kuludur; BİLGE, kulluğunu bilen. ‘RABB’im.’ diyelim,
kulluğun mutluluğuna selam verelim. Dayandığımız
güvendiğimiz, RESULÜ ile NUR’landığımız bilginin temelini her gün
doldurduk, dileyene bildirdik. Kulluk bilincinin temeline her Dost bir kürek
attıysa, küreğin ucundan bir nebze tuttuysa, gönlünden gelen güzele selam
versin. Bir bir
yazalım, bin bir gezelim, aydın gelen her güne adınızı karalım; yaprakta hata
aramayalım, YEMEN’den gelen suyun akışını bildirelim. (‘Gönüller Birliği’ adı ile basılacak olan kitabın
önsözünü YÜCE ALEM aşağıdaki şekilde yazdırmıştır.) Kaynaktan
çeşme olduk akar dururuz, gönülden gönüle selam veririz. Bin bir söz bir
öğünde, güzel yüzü her aynada gösteririz. ‘Gelsin. Bilsin. Alsın.’ dedik,
varlığında umutsuzluğu sildik. ‘Alsam bir çiçek, sofranı süsleyecek.’
dedik, her dileyene soframızı açtık. ‘Gel Dost gel.’ dedik, ‘Bil DOST’u bil.’
dedik, ‘Gül DOST’a gül.’ dedik. Gönüller BİR’liğine talib olalım,
seni beni silelim, BİR’likte kalalım. Selam HAK KELAMI’dır, selamete
erelim. YARATAN gözetir, kahrımızı silelim. Bir lokmaya sahip isek, ‘Şükür
ALLAH.’ diyelim. Seni beni YARATAN’a, cümlemizi GÖZETEN’e, nazımıza naz katana,
gönlümüzü açalım. RESULÜ’nün
üç öğüdünden ömrümüzün her anını nasiplendirelim: 1)
Ne verdi ise, ‘EYVALLAH.’ deyiniz. 2)
Ne sordu ise, tövbenizi bildiriniz. 3)
Nerde gördü ise,
şükrediniz-şükrediniz. VEREN
ALLAH, SORAN ALLAH, GÖREN ALLAH, SEVEN ALLAH, SEVDİREN ALLAH; DOSTLARI’na,
dostlarıma selam ALLAH; DOST’tan DOSTLARI’na selam. ALLAH’ıma
emanet olunuz. ALLAH’ıma emanetin yeri, gönlün selametidir. (Kitabın adı ‘Gönüller BİR’liği’ mi?)
EYVALLAH. (Önsöz, nereden
başlıyor?) ‘YEMEN’den gelen…’ dedik.
Geldiğimiz
her güne, verdiğimiz bir yöne selam olsun; derman dileyen her kulu,
ALLAH’ına yönelsin. Beklemeyen
dağı, bulur mu balı? Dünyada kulun hali, dumansız vermez, seyirde olsa
görmez.

MEYDAN açık
gelene, gönül açık sevene, yollar açık bilene. Selam olsun, her kulu renklerden
gelen sesi alsın. Dayanmayı
bildiğimiz, savunmayı sildiğimiz, öğünmekten kaldığımız,
dost halimizden görülür; sevgimiz her gün, açık-açık örülür; aldığımız her
konu, gerçeğin ipine dizilir. Gelmeyi
dileyenler, yerimin varlığını özleyenler, Güneş’ten alan yıldızlara
benzerler.
Huzur diledi
isek günden, kayguyu silelim gelenden. Suyun aktığı yerdeyiz, güzelin
bildiği gerçekte… Cümlenize selam olsun, YUNUS ile söze gelen her
BİLGE yolun gidişine katılsın, her alan dilenen kervana katılsın.
Desin ki; ‘Benden senden okunacak, bilgin ile dokunacak gündeyim, dumanı sildim
aydındayım.’ (Nefesle gazel, sözünün açılışı mı?)
EYVALLAH. Ben, ‘Gölden aldığım balığı deryaya salayım.’ desem, olmaz,
yerini bulmaz. YUNUS’un yolunu sorsam, gazelden bilmez. Eğlendiğiniz
her konu, beklediğiniz yöne götürür. Eğlenmekten maksat, oyun
değildir. YUNUS’tan gelen sözde, ‘Nerden nereye alalım, nerde kimi
bulalım?’ demeden, uyuş vardır. Öksürmeyi
dilemeyene; karanfili kaynat iç. (Kuru karanfil) (Öksürüğü için mi?) EYVALLAH. Mayamız
dilenen haldendir, gönlümüz gerçeğe açık GÜL’dendir. Seyre daldık, bilmeyi
diledik; dilediğimiz gerçeği seyre daldık, güzel çirkin her
şeyi… Cümlenize selam gelsin, YEMEN’den gelen selam gönüllerden geleni
alsın.
(‘Suret tasvir eden, ona RUH verinceye kadar
CENABI HAK azap eder.’ HADİSİ ŞERİFİ’nin açıklanması
talep edilir.)
YUNUS ile
söyleşiriz, sözleri hep paylaşırız. Cümlenize selam olsun, kayıtta
olan her satır gönüllere huzur versin. (EFENDİM, gemiye girildi mi?) Dileyen
her kuluna açık olan gemi, niyaz ile niyetin birliğidir; sevginin
bağladığı, gölgelerin silindiği makamdır. Kendinden kendine sor;
‘Niyaz ettim, sözümü tuttum mu? Niyet ettim, ahdimi yerine getirdim mi? Sevmeyi
denedim, her varolanı sevdim mi?’ Öyle ise, gemideyim. ‘MEVLAM
sen’den SANA sığındık, SEN ile cümleyi BİR’ledik, cümlemiz
BİR’lik olduk, AŞK’ın ile gürledik. Sar bizi NUR’un ile.
VARLIĞIN sevgimize ses oldu, VARLIĞIN görgümüze süs oldu. Gördük,
sevdik, sevgimize cümleyi kattık. Ayırma YA RAB. Olmaya niyet kurduk,
kurduğun düzenden asla şikayetçi olmadık. El eleyiz gönül
birliğinde, el eleyiz günün zorluğunda, el eleyiz karında yarında.’
Ermeyen gül kokmaz,
bilmeyen köküne su dökmez. Sevgimiz, sonsuza bedel; yerimiz, aydın güne model.
Selam olsun cümlenize, selam gelsin cümlenizden. Olaydan gelen
ile söyleştik, yerden gökten gelen RAHMET’i biliştik; konak dedik,
konut adını söyledik; ‘Olmuyor?’ denilen her olayın, kayıtta olduğunu,
gelen günde yerini bulduğunu söyledik. Bülbül yuvaya
konsa, gülün AŞK’ına yansa, olumsuzu gönül silse; güllerin en güzel
rengini görürdün, elden ele nasip verirdin. Yaprağı
bol ise ağacın, gölgesi geniş olur, her arayan bulur, çağlayan
dost sesi verir, deryaya akan her damlayı gönderir. Çevrende var
ise kuşların her çeşidi, dersin ‘Güzel değil olayların
eşiti…’ Gel güzelin çevresine, gül sevenin çehresine. Dağlardan gelen
yelde, ırmaklardan gelen selde, sevenlerin selamı vardır; komşuya yer
veren, konakta yerini alandır. Konak; yerden göğe hoşnutluk
kazanmış kulunun makamıdır. Demde mekana gelende, makama talip olunuz. Sahibi
olduğumuz her yaprak, bize güzelin yazısını verir. Gölgelerin
silindiği günde KIRK BİR SALAVAT okunsun suya, iş yerinde
çevreye serpilsin, GANİ’nin adına üç lokma üç köşeye saklansın. OLUHA’nın
(OLUHA BACI) niyazını getirdik, okunan günde iş yerinde olduğunu
bildirdik.
‘Kuşlar
gibi uçabilsem, dar köprüden geçebilsem, her var edileni seçebilsem.’ demeden
güzeli bulduk, yolun düzenine gönülden uyduk. Cümlenize selam olsun, her satıra
seven katılsın. Suyumuz
dilendiği kadar akar-akar, dost gönlünü AŞK’ı ile yakar-yakar. ‘Sözüm ÖZ’üm
BİR’den BİR’e, güzelde gözüm binbir EMRE…’ dedim de, cümle ile
sohbeti öyle kurdum, postumuzu öyle serdim; doyuşu dileyen her kulu ile,
günden güne sohbete açtım.
Gölgeleri
silmeden, güzelleri bilmeden; aldığını bilemezsin, sevdiğini
övemezsin. Cümlenize selam olsun, seferden sehere niyaza gelsin. Yerden
göğe söyleşiriz, gönüldekini paylaşırız; sevgimizde cümle alem,
DOST KAPISI’nda bekleşiriz.
Minder aldım
sert gelmez, kapıya gelene söz etmez; cümle alem alırsa, yol bilmeyen sır
tutmaz. Hazır olduk düzene, gönül verdik yazana; dört duvar açıldı da, su
doldurduk kazana,. Gelen ERLER dileyecek, bilen kullar eleyecek. Hasır koydum
toprağa, sevgimi yaydım yaprağa. Okuyalım hep beraber, dostluk
kuralım, çatlak denilen destiyi kıralım. Yenisini RABB’im verir, dileyen
kullarını görür. Bildiğim, gerçeğin öğütüdür; doyduğum,
sonsuza dek bilgimin boyutudur. Büyük yol
dedilerse, bilgi HAK’tan gelendir; sevgi ile bulduysa, gönülden bilinendir.
Gönül sözünü bağlamaz, gönül asla siste kalmaz; yumuşak oldu isen,
BİLGE’ye tozu katmaz. Beklediğin yorumda yerden göğe sevgi
vardır, adını sordu isen. Bildiği yerde, duyduğu karda, yerden
göğe niyazda. TELLİ BABA denir anılır, duyandan duyana dost
olduğunu bildirir.

Kuşlar
gibi geldim yola, ‘HAK’tan.’ dedim girdim kola; sudan aldım, GÜL’den bildim,
konuya selam ile girdim. El eleyiz dünden güne, el eleyiz yoldan hale. Her
öğünde söyleşiriz, niyazları paylaşırız. Dört
yiğit yola çıksa, aşları eğer çoksa, uzun-uzun yürürler,
gerçeği durdukları yerde bulurlar; her biri kendi görüşünü savunur.
Dört yön var ise kulda, anlattığı tek yolda… Sevgiyi tarif etsen, her
kişi kendindi arif sayar. (‘Dört yön’, bilen ARİF’tir?) EYVALLAH.
YUNUS, dördü bir etti. MEVLANA, bilgisine dördü de kattı. PİR SULTAN
ABDAL, bildi de sırtındaki yükü attı, KAYGUSUZ, bulduğu yerde mülkünü
sattı.

(İki yıldan beri geçmiş yıllara nazaran
YUVA’ca uygulanan yeni bir çalışma tarzımız var. Bu çalışma tarzı
üzerine YÜCE MERTEBE’lerin nasıl değerlendirdikleri hususunda bize bilgi
istirham ediyoruz.)
MEYDAN’da
toplandığımız, sevgi ile katlandığımız her an, her gün; HAKK’ın
RAHMET’ine nail oluruz, dost KAPISI’nda kendimizi buluruz, senden benden
aldığımız ile her zerrede gerçek yapıyı bina ederiz. Cümlenize selam
olsun, her kulu tövbede şifa bulsun. Aldık verdik
sevgimizi, geldik gördük cümlenizi. Dağlar taşlar söyleşti,
selamları bekleşti. Gelenden güdenden, ALLAH’ım RAZI olsun.

Güzelliği
yerden semaya gördüm; sevgimi, seven her kulu ile ördüm; bilgimi soranlar ile
sardım. Cümlenize selam olsun, güneşten gelen her renkte dost geleni
arasın. Dost eliniz,
dost diliniz cümlede olsun, cümleniz ALLAH’ımın emanetinde kalsın.
Sevgide
yolumuzu bulduk, görgüde kaygumuzu dildik, yargıdan uzak kaldık. Cümlenize
selam olsun; her ağacın çiçeğinde, gelen giden, güzelliğini
bulsun. Bağlarda
olacağız, sularda bulacağız, HAK SOFRASI’na cümlemiz geleceğiz.
Cümlenize selam olsun.
Hayra dönük
sözümüz, GÜL’den aldık izimiz, DOST ile kurduk soframız. Cümlenize selam olsun,
sebeplerin getirdiği her birimizi bulsun. Kaptanı
sorduk, kimdir? Denildi ki; ‘Yol veren, MEYDAN’a çağıran, ‘Nefsini sil.’
diye bağıran, MEVLANA.’ MEVLANA çağırır, HAK ADI’na görür gözetir, ne
var ki asla yönetmez. Çünkü, kul kendi kendini yönetmekle mükelleftir. (Uyarmaz
da mı?) RESULÜ’nün her sözünü iletmesi, KUR’AN’dan her anında söz etmesi yetmez
mi; akıttığı bunca suda, dilenen ot bitmez mi? ALLAH’ım, açık gönülde BİR’liği
buldursun, her daim RESULÜ’nün
izinde yürütsün, kendinden geleni kendine döndürsün. Binbir soru
düğümlendi, bilgimde düğünüm kutlandı. Düğün, bana gerçeğin
aynasıdır. Seyre geldiğim halde, cümleyi bulduğum yolda, dileyen her
kulu kolda… Cümlenize selam olsun.

Miyar diye
aldığımız, gönülden bildiğimizdir; yolun gidişine
uyduğumuz, DOST ADI’na gelişimizdir. Cümlenize selam olsun; her
kararda, kul RABB’inden geleni bilsin. Ay’dan
yıldızdan sorduk, ‘Sevgide bütünlük mü gerçeği aydınlatır?’ ‘Elbet.’
dediler, bir Güneş’ten birbirinin aldıklarını söylediler. Her biri, bin
bire iletir. (Birbirinin katı mıdır?) EYVALLAH.
Geldiğimiz
yollarda, girdiğimiz kollarda, gönüle iz kaldı; bilene söz, bulana göz
verdi, RABB’im cümlede SÖZÜ’nü buldu. Cümlenize selam olsun; yerden göğe
her seste, kul kendine gelene selam versin. Ak at,
DOST’luğa; ak taş, sahiplenmeye meseldir. (Sahiplenmekten murat ne
acaba?) Aymayı bilmeyene ayna göstermek, ağacı bilmeyene meyvesini
yedirmek, meyvesi yok ise dalını bildirmek, halini buldurmak. Güneşin
doğduğu an, kulun dileğine eşitlik getirir. Savrulan
ekinden bilinen bereket, güneşin verdiği renklere göredir.
Her günümüz
güzelden aldı, gönlümüz güzel ile kaldı, bilgimize gerçeğin
ışığı doldu. Cümlenize selam olsun, deryanın rengi bulutsuz gelsin.
‘Nasıl olur?’ denilir: Bulut var ise gökte, deryanın renginde maviyi
bulamazsın, güzelliğini övemezsin.

Karardan
dönemeyiz, ne gelse kınamayız. Selam olsun cümlenize, güneş doğsun
kaydınıza. Seyran, o
seyrandır ki; ne durur, ne vurur, her göreni alır, seherden sehere selamı
iletir.

Kumdan aldık
izimizi, kulak verdik sözümüzü, DOST postuna dayadık dizimizi. Yerden göğe
niyaz ettik, her niyaza RESULÜ’nün adını kattık. Yapraklar
sözlüğüne yazıldı, görgüne HAK niyazı serildi; eline, olumsuzluğu
silecek izin verildi.
Gelmeyi
dileyenler, bilgiyi eleyenler, düğün dernek sorsalar, güzel güne yorsalar,
ne elek kalırdı, ne yerden söz gelirdi. Cümlenize selam olsun, doğruyu
eğriyi kulun mantığı bulsun. Saymayı
denediğimiz her emeğin getirdiği örnek vardır. Bilmediğin,
senin için SIR ise de; bilindiği gün, açılandır. Öyle ise, günü
gelmemiş konu; bilen için SIR değildir, bilmeyen için örtüdedir.
Dağlara taşlara sorsan, gördüğüne yorarsın, bildiğin kadar
kavrarsın. RABB’im KUR’AN’ı
“OKUYUN. ÖĞRENİN. ÖĞRETİN.” diye verdi, kainatı kulunun
önüne serdi. Öğren. Öğret. Uyan. Uy. Hizmet; kulun, kulluğunun
bir bölümüdür. Onu da yapmaktan kaçınırsa kulu, nerde bulacak yolu?

Geçtik
taşlı yolları, seçtik güzel kulları. Seçenden, seçilenden, SEÇTİREN’i
görürüz; aldık dostun elini, HAK yolunda yürürüz. Cümlenize selam olsun, suyun
gelişinden kul kendini bilsin. Seyrek gelse
kelama, sözü verir selama. Ay battı, Güneş doğdu, seherde olana
sözünü verdi. ABDÜLKADİR ÖZ’ünden, seyre geldi gözünden, nasırı sildi
dizinden. Kumda ayak
izi görürsen, deme ‘Nerdendir?’ Kulda HAK SÖZÜ bulursan, deme ‘Kimdendir?’ Her
iz, her söz RABB’imdendir; KUR’AN ile beraberse. Ayvayı erdiren, narın
tanelerini bulduran, kulunu KUR’AN ile olduran; elbet RABB’imdir. Sözü söze
kattıysa, yolda gidene taşı attıysa; bilgisini paylaşmam, görgüsünde
olanı bekleşmem. Ne dediği, ne gördüğü, ÖZ’üne sözüne
uymayandan, uyanı bekleyelim. Bilenden alacağımızı, gönlümüz ile
bulacağımızı, gerçeğin aynasına er geç bakacağımızı bilmenin
umudunu taşıyalım.

Hayra
dönüktür sözümüz, kainatta BİRLİK’tedir gözümüz, dumansız kaldı
dünümüz günümüz. Cümlenize selam olsun, suyun gelişine her kulu katılsın. KAYGUSUZ
sözden aldı, ÖZ’den geleni verdi, sorguda kalana selamı iletti. (… hanımın
ULU’su mu?) EYVALLAH.
Dağlar
taşlar söyleşti, yaratılmış her zerre bekleşti; gönüllerde
oluşan, kainatta buluşan güzellikler, DOST ADI’nda buluştu.
Cümlenize selam olsun; BİRLİK’e güzellik adına RESULÜ katılsın, günde
gecede adı anılsın.
(Bu gün Amerika’da yeni ve kesin bir kanser ilacı
bulununcaya kadar dondurulmuş bedenler var. Bu dondurulmuş bedenlerin
RUH durumu hakkında bizi aydınlatır mısınız?
“ Yağan
yağmur RAHMET’tir toprağa. Ya RAHMET’i bilemezsek, sel geldi ise
dönemezsek, marifet ehlinden soramazsak? sadece O’na yöneliriz, RAHMET’i de
O’ndan diler, selameti de O’ndan dileriz. ‘Marifet ehlinden sorulan, nedir?’
denilir. Her gölgede sebep arar, kendimize yöneleceğimiz RABB’im ile
alışacağımız yerde, aşacak açacak birini ararız; her
öğütten, sadece aldığımız gün sevinç duyar, yeni heves ile yarına
geçeriz. DOST
güzel, her kulu ile. DOST güzel, açtığı yolu ile. DOST güzel, sevgisinin sonsuzluğu
ile. Doğruyu
SEN’den aldığımız gibi bildik ALLAH’ım. Sevgiyi, ÖZ’ümüzden bulduk
ALLAH’ım. Dar gelen güne, SEN’in AFFIN’a sığınıp güldük ALLAH’ım. Sonsuz
kavramını, yarattığın güzelden bulduk ALLAH’ım. Öyle güzel ki, AŞKIN
ile dolduk ALLAH’ım. Doğmayan her nefese, Dost nefesi verdik ALLAH’ım.
İZNİ’ne sığındık, kulca sorduk ALLAH’ım. Sorgumuzda, asla
yargıyı düşünmedik. SEN’i bilmek, ‘ÖĞREN.’ DEDİĞİN
İLMİ’ni bulmak için her
yöne döne-döne geldik ALLAH’ım.” BEHLÜL ile
MERKEZ’imden yaprak-yaprak aldığımız , kimi Güneşten kimi buluttan
geldiğini bildiğimiz her sözde, RABB’imin İZNİ
olduğundan asla şüphe etmeyiniz. Her satır, noktası ile birbirini
tamamlar; İZNİ gelen her konuyu, İZNİ olan açıklar. DOST ADI’na
niyaz ettik, TEVHİT ile başladık, RESULÜ’nün adında gönlümüzü açtık.
ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun, sevgimizde gerçek bütünlensin.
Gayret ile
başladık, güzel günde, dilenen yönde, DOST ile kumda BİR’likte olduk,
BİR’liği bulduk. Cümlenize selam olsun; her niyette kul, dilenen
gerçeğe adımını atsın. ‘YA ALLAH.’
diyelim, yapraktan dal ile ağacın bütününü görelim. MEVLANA’yım,
soylu bilen. MEVLANA’yım, huyu ile
veren. MEVLANA’yım, noktadan zerreleri bütünleyen. MEVLANA’yım, sevgi ile
başlayıp AŞK’ı ile bağlayan. MEVLANA’yım, yerden göğe cümle
diye ağlayan.

Haz ile
aldık sözü, ‘HAK YOLU’nda.’ dedik sizi, kimsede ayrı görmedik ÖZ’ü. Gönüllerden
gelen güzel, gördüğümüz konu da özel. Cümlenize selam olsun; doğruyu,
her kulu kendi varlığında bilsin. Her
öğütten BİRLİK'e geçeceğiz, DOST KAPISI’nda ADI ile
göçeceğiz.

Damla-damla
gelen suda, güzel dedik VEREN HÜDA. DOST ADI’na dumanı sildik, cümlenize selam
dedik. Gönülden
gönüle aktardığımız her konu satırlarda okunsun, tezgahlarda dokunsun.
Cümle kulu, şüphelerden sakınsın. Verdiğimiz arı sudur, her dileyen
yıkansın. ‘Selam.’
diyelim size, dosdoğru gelelim ÖZ’e; BİNBİR KELAM ile
DOST’luğu kurduk, cümlenin adına gelelim söze.

‘Buğday
ektim.’ diyenlerle gönül bahçesine geldik, gönüllerde açacak çiçekleri gördük;
cümlenize selam verdik; doymayı bilenlerle, benliği silenlerle sohbeti
kurduk; ceviz ile fındığı aldık, taş üstünde kırdık, ‘Ne güzel.’
dedik; sertliği gittiğinde, DOST halini cevize benzettik.
Desteğini, kendinden kendine bulmuş. Kumda olsa kırılmazdı, DOST elinde
savrulmazdı. YEMEN’den
selam ile geldik, HAMZA DOST’u gelende bulduk. ‘Dağlara, ovalara, deryalara selam olsun; her nefese, RABB’im selamet
versin.’ diyelim, kainatın her zerresi için niyazda olalım. Dağlara
verdiğim selamda, sesimin aksini bulurum; sulara verdiğim selamda,
açık gelen simamı görürüm; ovalara verdiğim selamda, birbirine eklenen
emeğimin vergisini alırım. ‘ALLAH.
ALLAH.’ dedim de, SEN’i seyre daldım da, gölgemde bir an kaldım da;
gerçeğe yöneldim.
Gezdim
gördüm şu alemi, ele verdim şüphesiz kalemi; darlıktan geçilsin,
güzel yol seçilsin diye. Cümlenize selam olsun, kırılan her aynanın yerine
yenisi gelsin. (Sevgiye örtüyü biz mi koyuyoruz,
yoksa koyduruluyor mu?) Sevgiye vade koyarsan, sevgiye şartlı
girersen, örtüye yer hazırlamış olursun. ‘YA ALLAH.’
dedik, selameti cümleniz için diledik.

Huydan
soydan aldık, yolun tozuna güldük, sevenler ile BİRLİK’i kurduk.
Cümlenize selam olsun, sergide hizmetiniz kalsın. Saymayı her
öğünde denedik, sürü ile yeşil alanda gezindik, her birinin selamına
niyaz ettik, sözümüzü kattık. Seherde gelen, YUNUS ile veren; gölgesiz günleri
sayar, aldığı her kelimeyi HAK niyazına sayar. Sevginiz dostluğa
eşittir, yerden göğe her olay çeşit çeşittir. Eskiye
değil yeniye selam veresin, duvarda değirmene giden kapıyı göresin.
Suyun akışına uyan, hizmetini HAK EMRİ ile duyan. Suyun vergisi, kulu
şaşırtmaz; ne kadar akarsa aksın, kendinden taşırtmaz. Gölgesiz
günün seherindeyiz. Yumuşak
günden geldiniz, gönülden güne uydunuz, ALLAH’ıma emanet olunuz.
Güneş
ile Ay’dan sorduk, cümlesini gönül ile sardık, her olayı hayıra yorduk. Selam
olsun. Su gibi akan, ağaçlı yoldan semaya bakan, günün yorumunu ocakta
yakan her kuluna selam olsun. Altın anahtarı aldığın günde, Güneş’in doğduğunu
göreceksin, gönlün ile kainatı saracaksın ve yanında olana soracaksın; ‘Rüyada
mıyım?’ Yeminden bilmediğin günün, umut ile dolduğun güne eşit
gelecek, bildiğin her satırda suyun akışı görülecek.
Hazır olan
sofraya geldik, HAK ADI’na pişen aşı yedik, cümlenize selam dedik,
güzelden güzeli gönüllerde bulduk. Yoldan geldik, YUNUS ile olanı verdik. Dayandık BİR’liğine,
dağlar yolumu açtı; zor günü saydık, bulutlar tez geçti; YEMEN’den niyaz
aldık, NİYAZİ selam ile geldi: ... Bin
öğütte yol alsam, binbir öğütte benliğimi bulsam, KAYGUSUZ ile
sohbete dalsam; güzelden güzele selam veririm, yamaçlarda yetişen
ağaçları bulurum.

KEVSER
ŞARABI olsun, kulu halinde bulsun, sevgi ile dolsun, RABB’imden geleni
bilsin. Selam ile geldik söze, DOST KAPISI açtık size. Doğduğum günden bildim, yolumuza talib oldum. “ ‘MEYDAN kurulsun,
nefis kırılsın.’ dediler, YEMEN’den gelen her söze saygı duydular. ” dedik te,
DOST SOFRASI’na öyle oturduk, her dileyene dilediği aşı
pişirdik; çevreye, gönlümüzden muhabbet dağıttık. Cümleye. Meyhaneyi arayan, her sorduğundan nasibi kadar alır, kapıya geldiği
anda kendinde olanı bulur. MEVLANA.
Meyhane dedik gönlüne geldik, KEVSER ŞARABI’nı yuvana sunduk. MEYDAN
açıktır kayguyu silelim, atılan her adıma geleni sevelim. Dost
olduysak; dilimizden, RESULÜ’ne benzer halimizden… Araba yol alacak,
tekerleği dönecek, yerden göğe her elini tutan bilecek. Kim olursa
olsun, selamsız kalmasın. ALLAH’ıma
emanet olunuz, umduğunuz güzeli HAK SÖZÜ’nde bulunuz; sevabına niyet kurduk,
günahları siliniz. ‘Günahı silmek kulun elinde mi?’ denilir. HAKK’a yöneldi
isen, tövbeni bildi isen, günahını kendin silmiş olursun. RAHİM ve
RAHMAN olan ALLAH’ım, O’nun ile olanın, O’nu her an ananın, gönül ile, dil ile,
elindeki GÜL ile günahını siler, sevabı ile günahını örter. ‘DOST oldum, DOST
bildim.’ diyen her kuluna.
Her yolun
açıldığı, kum yolundan geçildiği, VAREDEN’e yol sorulduğu
bilinir. Selam olsun, her nefeste, kul dilediği günü bulsun. Konuyu YUNUS’tan danıştık, MERKEZ’im ile buluştuk, LOKMAN ile
halleştik: “ Üç kalem, bir kitaba yeterlidir; alan, bilgisi kadar
tutarlıdır.” dediler, yumuşak yolun umutlu kuluna, gerçeğin müjdesini
verdiler. Selam olsun, MERKEZ’imden DOST ADI’na gelen alsın. Yerden göğe
açtık elimiz, yapraklar gibi; cümlesine açtık gönlümüz, topraklar gibi. Konuk
olan her kulunun kanısını aldık, yorumda kendinden kendine döneceğini
söyledik, YEMEN’den gelen selamı günde ilettik. Ay
ışığının bellendiği gün, yaprakların tellendiği gündür;
köküne zorluk vermez, alandan yerini sormaz. Niyazımız niyetine uyandır.
Soymayı dilediğin, soğanı ile beklediğin; çevreye
dağılmadan toplanır, değirmende un misali katlanır. Yemeniyi
giydiğimiz, ‘Yol bizimdir.’ dediğimiz seferden, dilediğimizi
aldığımız bilinsin, her yaprak dört eşitte toplansın. Akan suya
sözü verdik, bilenden niyazı aldık, çevreye göz attık… Düzenine uyacak, birinci
kapı açıldı, ikinci kapı DOST ADI’na açılacak; üçüncü dördüncü kapıdan,
şüphesiz hatasız geçilecek; işte o geçişte, dilenen fistan
biçilecek. Aylak olanın, seferde nasibi kalmaz; RABB’im, ADI’nı bilmeyene,
İZİN vermez; konuk gelen her kuluna, dumanına sokmaz; dağlar yol
verdiği gün, gerçeğin görüldüğü gündür, kaygunuz kalmaz. El
aldık, el verdik, dilden aldık, gönülden verdik, yağan yağmura
sorduk; ‘İZNİ ile mi geldin, damlalarını verdin?’ ‘ALLAH. EYVALLAH.’
dedi, ALLAH’ımın İZNİ olmadan kuşun uçmadığını söyledi.
Biliriz doğruyu, sileriz eğriyi; selam ile geldik, bekleriz sofrayı.
Bağda üzüm yeterlidir, kulda çözüm tutarladır. DOST YAPISI, DOST KAPISI
açılacak, kement atılan olayda dilenen tutulacak

Yollarımız
bir oldu, dillerimiz gür oldu, hallerimiz RESULÜ’nden soruldu. Cümlenize selam
olsun, kumda ayak izi kalsın. YUNUS ile söyleştik, her dost geldi bekleştik, sevgimiz ile
toplaştık. Cümlenize selam olsun, gelen, geldiği günden gerçeğe
uysun.

Hasır serdik
kumuna, kulu dertten kurtula; el ele, dil GÜL’e, niyaz ettik olan hale.
Cümlenize selam olsun, ‘Sebep TANRI’dan.’ densin. Demde duvar örülür, şifa duvarın ardında görülür. Altı bardak su alsın,
bir kamışa koysun. Kuma
ayak koysun, bol kekik içsin. Zeytin yaprağını kaynatsın, sabah akşam
içsin bir bardak

Kendimden
gelen her sesi, kainatta gördüğüm her süsü, ‘RABB’imden aldığımız.’
dedim; aldığımız her güzeli, dileyene sundum. Cümlenize selam olsun. Doğduğum güne baktım, perdeyi yerine çaktım, MERYEM’in eline suyunu
döktüm, huyu ile gelene baktım. MERYEM sözü diledi, sevgi ile gelen her konuyu
bekledi, olumsuz geleni eledi. Ona de ki;
‘Elim boş döndü.’ demesin, alacağı selama sevinsin. Doğuya selam
verecek, gönlündeki güzeli orada görecek.
Yerden
göğe huzur ile geliriz, her bileni hazır deriz görürüz, HAK’tan gelir
selam veririz. DOST ADI’na selam olsun, YUNUS ile sohbetimiz dile gelsin.

Kuşlardan söz getirdik, kayguyu dünden
bitirdik, doğruyu aldık gerçeğe götürdük. Cümlenize selam olsun,
kuyudan gelen sese kulağınız kapalı kalsın.
ALLAH’ıma emanet olunuz,
değişen her huyda DOST ADI’nı anınız. Gün gelir uyuma dönüşür,
‘Geçti.’ denen her olay DOST ADI’na gelişir. ‘Dün nerden geldi, bugün
nerde buldu, yarın nerde kalacak?’ denilirse; olayı paketlemiş olursunuz,
dar havuzda kalırsınız. RABB’imin çizgisi, her kulu için güzeldir. Kayguyu
silelim, dünle bugünü bölelim, huzurda öylece kalalım.
‘Kuşlara özendim mi, dalgalarla bezendim mi, çiçeklerden aldığıma,
ağaçlarda bulduğuma, DOST ADI ile gözlendim mi?’ dedim de kendime
sordum. Cümlenize selam olsun, bende olana, cümlede kalana ALLAH’ım RAHMET’ini
versin.

Nerde
pazar kurulur, nerde kulu yorulur? ‘Dost olalım.’ derlerse, Dost selamı gelir.
‘HAY’ dedik geldik, saya-saya bildik, cümlenizi selamladık. Bir
elimde somun, bir elimde zeytin, her sofrayı gezeceğim; RAHMET gelsin
diye, cümleniz için niyaz edeceğim.

Gönül aldım doluya, yolun verdim ULU'ya. Gerçeğe
kapı açdım, güzel günden yorum seçdim. Cümlenize selam olsun, komşudan
komşuya sular taşınsın.
Kuşlar gibi yol alır,
gönüllerden yol buluruz. Cümlenize selam olsun, soyunduğunuz gerçekte
YARDIMCI’nız sizi bulsun. ‘EYVALLAH.’ diyelim, Seymen’den
yerden göğe niyaz alalım. Tezgahında her gün, üç yüz otuz üç ‘YA
REZZAK’. Al elma yiyesin, yeşilden
giyesin, olumsuza asla akıl takmayasın.
Hazır olduysak güne, selam veririz GÜL’e, dostluğumuzu gönülden açarız.
RESULÜ. Cümlenize selam olsun, her satırdan güzeli bilen alsın. YEMEN’den geldik yolumuz düzdür, selamet diledik, almayı dilediğimiz
tezdir; gelmeyi dileyen her kuluna sorduk, dedi ki ‘Sırtıma giydiğim,
bezdir.’ Bir tutam
tuz, bir katım şeker, bir tadım bal, bir yudum su, soframıza gelmeli; her
arayan, gönlündeki cevheri bulmalı.

KEVSER ŞARABI’nı içtik, ‘DOST.’ dedik en güzelini seçtik; görgüde sevgide,
dar geleni sildik. Selam olsun, aldığımız selamlara cümlesi ADI’nı versin. (KEVSER ŞARABI’ndan murat nedir?)
KEVSER; boyundaki damardan doğruya getiren, AŞK’ına
düşenin sözünü bitiren, gönlündeki dumanı silip AŞK’ına düşüren.
(Daha açık veremez misiniz?)
Bir damlası, bir hamleye bedeldir. Bağdan toplamazsın, dilden katlamazsın;
gönülden aldığın ile, kainata saldığına ilhamdır. Maddeyi
sildiğin güne, manaya güldüğün güne; KEVSER, duyanın olur, var olmanın
bilincine uyanın olur. (Kalpteki kara nokta çıkıyor
ortaya?) EYVALLAH. Meyvenin çekirdeği. Göz-göz oldu
varlığımız, kalmadı gönülde zorluğumuz. Niyaz ile girdik söze, ‘DOST.
DOST.’ dedik sevgimizi verdik size. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun. ALLAH’ıma
emanet olunuz. (KUR’AN’da, ‘Onlar orada ebediyen
kalacaklar.’ deniyor. Açıklar mısınız?) O GÜN’ü; bilen ile bilmeyenin
bekleştiği, idraklerin aklaştığı yöndür, zandır. (‘Öyle zannediliyor amma, aslı
budur.’ mu demek isteniyor?) EYVALLAH. Zamanı sildiğin anda,
ebediyet zanda kalır.
Duyduk güzel her sözü, güzele açılır gözü. Değirmene su gelse, dönen
dolabı sorsa; buğdayını öğütene, yerinden geleni eğitene selam
verirdi. Cümlenize selam olsun, yeni doğacak ayda, bulutsuz semaya baksın. VEYSEL adı bilinsin, YUVA’da anılsın.

Kuşlara selam verdik, yapraklara hep sorduk, adımızı bilenlere, yolumuzu
görenlere selam ilettik; ‘Cümle, BİRLİK’e gelsin.’ dedik, direttik. Soframız, sohbetimiz, örtü alamaz; HAK ADI’nı bilmeyenler, sözde kalamaz. dost
adımız, DOST ADI’nı bilendir, her dostuna güzel diye gülendir, her satırda
RESULÜ’ne uyandır. Dağlardan gelen de BİR, ovada bulan da BİR, derdine gülen de
BİR, dermanı soran da BİR. ‘ALLAH. ALLAH.’ diyelim, ayrı geleni
silelim. (Not: YÜCE ALEM, her
tebliğde deftere muhtelif yatay çizgiler çizdirmektedir. Bunun ne
olabileceği konusundaki sorudan sonra alınan bilgi.) Yazımızda her
satırın, her harfin, her çizginin, eşitlikte düzeni, çeşitlikte
YAZAN’ı vardır. Karşılıklı fikir tartışması var ise, çok çizgi
oluşur; kişilerin fikir tartışması, ERENLER’in değil. MEYDAN’da toplandık, BİR olup katlandık, bayram geldi kutlandık. -Bayramı cümle ile kutlarız, DOST ADI’nı cümle ile bekleriz. YUVA’mız, cümlenin
YUVA’sıdır.- Yargıyı silelim, sevgimiz ile bulalım, olduğumuz halde kalalım. Topluluk
adabı, gerçek bilimin vazgeçilmez edebidir. (YÜCE ALEM)

Mümin gönüller açık gerçeğin aynasında, duvar olmuş kapıyı
bulmuş hasretin yapısında. Cümlenize selam olsun; kalem yazsın, dil
okusun; güllerin verdiğini, niyaz dokusun. YAHYA’nın çaldı sazı, MERKEZ’im yola koştu, LALELİ hale
şaştı, özümüz sözümüz TELLİ ile birleşti YUŞA’ya
ulaştı; her biri eline meşale aldı, sizler ile dolaştı; HAMZA
DOST’un gücüne, FATİH’in tacına, sevenin haccına durduran geldi. MEYDAN’da
toplandık, HAY diye katlandık, yolumuzda öyle kutlandık. Yalnız olmadınız,
yuvaya kadar alayla geldik. Niyazın olduğu her yer; kapıların
açıldığı, eşiklerin geçildiği yerdir, umutların beslendiği,
niyetlerin süslendiği yerdir. Umutlar da HAKK’a, niyetler de HAKK’a.
Mümin gönüller açık gerçeğin aynasında, duvar
olmuş kapıyı bulmuş hasretin yapısında. Cümlenize selam olsun; kalem
yazsın, dil okusun; güllerin verdiğini, niyaz dokusun. YAHYA’nın çaldı sazı, MERKEZ’im yola koştu,
LALELİ hale şaştı, özümüz sözümüz TELLİ ile birleşti
YUŞA’ya ulaştı; her biri eline meşale aldı, sizler ile
dolaştı; HAMZA DOST’un gücüne, FATİH’in tacına, sevenin haccına
durduran geldi. MEVLÂNA’yım. MEYDAN’da toplandık, HAY diye katlandık, yolumuzda öyle
kutlandık. Yalnız olmadınız, yuvaya kadar alayla geldik. Niyazın olduğu
her yer; kapıların açıldığı, eşiklerin geçildiği yerdir,
umutların beslendiği, niyetlerin süslendiği yerdir. Umutlar da
HAKK’a, niyetler de HAKK’a.
Kuyuya söz etmeden, taş yastıkta yatmadan, doğru söze eğriyi
katmadan geldik, gönülden gönüle gerçeği verdik. Cümlenize selam olsun,
kaydı olan selameti bulsun. Sevgimiz
dolaylıdır, övgümüz alaylıdır, - (Alaydan murad, tabur mu?) EYVALLAH.-
HAK ADI’na çıktık yola işimiz kolaylıdır. Semerden yük sorulmaz, temelden
halk edilen ‘Çürük.’ diye yerilmez.
Her adıma ADI gerek, her sorunda andı gerek. (Her olaya EYVALLAH demek mi?) EYVALLAH, tevekkül. Çeyrek para aldıysan, çeyreğini
öde; alamam diye düşlersen, dilediğine ada. ‘Duvarı öreyim.’ diyen,
örmelidir; ‘Davarı güdeyim.’ diyen, gütmelidir; ‘Doğruya gideyim.’ diyen,
gitmelidir, ‘Öyle mi? Böyle mi?’ demeden şüpheyi atmalıdır. Adanan, ödenir.
Niyaz adadıysan, öde.

Kuşlar ile bir olduk, gönüllere hep dolduk, selam ile geldik, sohbette
olanları gördük. MERKEZ’ime selam verdik, YAHYA ile SÜMBÜL’üme
haber saldık; dedi ki, ‘HOCA’mız ile geleceğiz, hep bir olup
güleceğiz.’ (NASRETTİN HOCA
mı?) EYVALLAH. MERYEM yoldan ulaşır, SARI ANA, KAYGUSUZ ile gelmeye çalışır; her
gelen, cümlenize sevgisini bölüşür. Çevre-çevre oluştuk, cümlemiz BİR
buluştuk; yumaktan yumağa bilgi ekledik, ‘Kimden söz gelir?’ deyip
bekledik. Karınca,
örümceğe sordu; ‘Ördüğünle övünürsün, soğukta ne örtünürsün?’
Örümcek, karıncaya sordu; ‘Alınırsın taşınırsın, koca yazda
koşunursun; karakışta ne ile ısınırsın?’ Demde güzelin tarifi; kandil ile değil, akım ile verilir. Kandil ile
tarif, o kadar olur.
Kuşak sıkı bağlandı, güzel hal ile eğlendi. Duman gönülden
atılsın, her dileyen gönülden katılsın.
Konuk gelen her kula gönülden söyleyelim, doğruda olan her halini
peyleyelim. ZATI ile, gerçeğin SIFATLARI’nda gördüğümüz
erdiğimiz, her dileyene verdiğimiz, bir zerreden binbir zerreye
böldüğümüz bilgiyi; alanlara, bilenlere, sevenlere selam olsun, kumda
attığı her adımın sesini duysun. Güller
açıldı günde, gönüller BİR yolunda; HAK ile HAKK’ı bulduk, RESULÜ’nün
kolunda. Bensiz sensiz olalım, BİR’de gerçeği bulalım; uğradı
isek su başına, ‘Güzel.’ deyip kalalım. RABB’im, RAHMET’in SEN’in;
RABB’im, imanım benim. RABB’im, senden benden geçmeden, ruhum bedenimden
göçmeden; benliğimi sileyim, SEN olanı bileyim. Her sözde,
her gözde, RABB’im kaydını verir.
Her
günümüz güzelden güzele götürür, güzel olmayan bilgiyi bitirir. Cümlenize selam
olsun, onurlu her kulu gönlünde olana selam versin. Desin ki; ‘SEN varsın
bende, ben beni sildim SEN’de. Var olduğuma yerden göğe mutluyum,
kulluğuma umutluyum.’ ER
olduk yoluna, suların akışını gördük; hizmet verdik kuluna, gönülleri
yakışını gördük; yıllar yılı, bilgiye bilgi katışını gördük; cümlemiz
el ele olduk, ‘Selam.’ dedik, YUVAMIZ’ı bildik. Cümlemiz ‘Selam.’ diyelim,
hizmet veren her kulunu cümlemiz selamlayalım. (Akan suyun manası
nedir?) Akan
suyun varlığı; bilinendir, yıllar yılı alınandır, tıkanmayan, tükenmeyen,
esirgenmeyen… Değirmen suya bakar, suyu kesilmeden akar; her eken,
ektiğini biçer, gine gelir çuvalını değirmene taşır. Gümüş
bakır bizedir, ekim dikim güzedir, niyazımız kozadır. Her alana selam olsun,
güzel günde gerçeği bulsun. (‘Bakır’ ile ‘Gümüş’, madde alemi mi EFENDİM?)
Kumdan geldik, güzelden güzeli bulduk, sevgiye dolduk. Cümlenize selam olsun,
DÖRT KAPI’dan DÖRT HALİFE ses versin. EBUBEKİR’den aldık suyun varışını. OMAR’dan aldık, dostluğun barışını. OSMAN
ile bulduk, özlenen yere varışını. ALİ’den; yol verenin, yolcuyu yolda görenin, güzeli HAK ADI’na
yoruşunu. ‘ALLAH’ım.’ dedik, ‘Her KAPI’da duralım, RESULÜ’nün verdiğini tane-tane
alalım.’ Ayrıya asla basmadılar, duman geldiyse kula susmadılar, dilenen MEYDAN’a
geldiler, nehir olup aktılar taşmadılar, gönülden gönüle özgürlüğü
sundular, asi geleni deşmediler. BEHLÜL ile söyleşmek, seherde kuşlar ile uçuşmaya denktir. Az
yer, çok yediğini sanır; her kulunu, HAK ile tanır; gönlünde ne tanık
vardır ne de sanık, onun için cümlenin gönlü konut… Selamladı yürüdü, sevgi ile
her nefeste dostluğunu korudu. Azdan çoktan
lokma yedik, ne verdiyse şükründen uzak kalmadık.
Her
öğüne aldığımız, bir öğünde bulduğumuz, günden güne DOST
KAPISI’na geldiğimiz bilinir. Cümlenize selam olsun, huyumuz ile suyumuz
ile aldığımız, dengini bulsun. Güzelin verdiğini açık olan gönül alır, gayret ile kul kendini yolda
bulur. Gür akan nehirler gibi, GÜL kokan seherler gibi akalım, günden güne daha
yükseklere çıkalım, dönelim gelenlere bakalım. Gönlümüz hoşnut olmaz mı,
bir elden öbür ele BİR’liği kurulmaz mı?

MEYDAN her kulunu çağırır, dileyen gelir. Cümlenize selam olsun, her
adımda DOST ADI anılsın. (‘DOST’tan
murad; RABB’imiz mi, PEYGAMBER’imiz mi?) ‘ADI’M
İLE YAZDIM ADI’NI.’ dediğinde ayıramazsın; kimden gelirse gelsin,
selamını asla çeviremezsin. ALLAH’ım, cümlenizden RAZI olsun. Kendinden kendine bak, dost ile çubuğunu
yak. Toprak; sana verilen bilgidir. (Madde bilgisi mi, mana bilgisi mi?) Manayı bildirir,
madde ile buldurur. Yeşil renge yaprak dedik, sevgiyi pembeden mora getirdik.
GÜLİZAR’da dünya sözünü bitirdik; ‘Gelen, gelsin.’ dedik, cümlenizi
çağırdık, her gelenin eline baktık… Kiminde mendil, kiminde kandil,
kiminde zembil, kiminde çiçek… ‘Ne güzel.’ dedik, ‘Her biri yapısına uygun,
aldığı ile…’ Varalım dost BAĞI’na üzümler ermiş, sevgi dolu her
kulu kapıdan girmiş. ‘Geldik. Geldik.’ diyelim, sevinçlerine katılalım;
düzenli toprağa kilim serip oturalım ve çok sözü TEK SÖZ ile bitirelim. (Dil birliği mi EFENDİM?) TEKBİR.

(Devamlı abdestli
olmanın faziletleri nelerdir? YÜCE MAKAM’dan saygıyla diliyoruz.) Kendinizden aldığınız; sonsuza dek sevdiğinizdir, dünyanın bilincinde
dostluğu kurduğunuzdur. Cümlenize selam olsun, her nefiste güneşten
gelen renkler buluşsun. Öyle buluşsun ki, gölgelerden uzak kalsın,
dikeni varsa sıyırsın. ‘Ağacı dikeyim.’ diyen; dikeceği fidanı bilmeli; bilene sormalı. Alalım sözümüzü, HAMZA dost ile yönümüzü. Bildik, bilene uyduk, SEN’in ile
SEN’i duyduk; demde MEYDAN’a cümlemiz geldik. Selam cümlesinden, selam
cümlesine.
Her
günümüz yoğun güne ayarlıdır, alan kulları HAK ADI’na ayarlıdır. Cümlenize
selam olsun. Sevgi ile dolan, gölgesini silen, kendini en güzelde gören; dostluğun
çemberini tamamlayandır. Gölgesizliği dileyenden, umutsuzluğu silelim. Ben sorsam ‘Ayık
mısın?’ de ki ‘Çemberi buldum da, gönlümde olana isim veremedim; gerçeğe
uyandım da, rüyamı bilemedim.’ Doğruya selam verelim, önce kendimizde
olanı saralım.
(İLAHİ
ALEM’in bildirdiği MİRAÇ ve KADİR günleri ile Diyanet
İşleri’nin bildirdiği günler arasında farklılık var. O günlerde
de gerçek Kandil gibi kutlamakta bir farklılık var mı? YÜCE ALEM ne der?) Kuşlar ile sözleştik, güzel güne gelelim
diye bekleştik. Cümlenize selam olsun,
doyduğumuz her konuyu ALLAH’ım uyduğumuza çevirsin. Her dilenen günde güzelin adını anacaklar,
dumandan almayı huy edinseler de selameti güzelde bulacaklar. Selam olsun,
sergiye gelen her kulu dilediğini bulun. Olmadan yersem salkımı, ‘Koruk.’ derim; bilmeden
dersem halkını, ‘Garip.’ derim. Ermeyi
dürmeyi bilmeliyim, her verdiğini sevmeliyim.
Kuşak belde güzeldir, kulu halde güzeldir, gel dediyse yoluma dünya dilde
güzeldir. Cümlenize selam olsun. (HAK BAĞI’nı,
Dost Bağını bulmanın, çam ile ilgisi var mı?) Çam,
ağacın güzelidir; hal ile verir, nefesime nefesini katar, benden güzel
olmayanı atar. Dost Bağı, kendini bilenlerin mekanıdır. (Yani, ‘Kendini bilen, RABB’ini
bilir.’ Hadisi mi?) Dost Bağı; kendini bilen, RABB’ini bulanların
makamıdır.
Kestik erik dalını, toprağa koyduk fidan olsun diye. YUNUS ile söze
geldik, geldiğimiz her mekanda sözü bildik, ÖZ’ü bulduk. YUNUS ile her
kapı dileyene açılır, duyan ile yerde olan seçilir; belden alma kemeri,
denenmiş güzel verir; taya vurma semeri, dayandığına zor gelir. (‘Makamı Mahmut’
nedir?) Her
varolan makamın olayı vardır, her makamın değişik dolayı vardır.
Makamlar, belli sınırlardadır. Makamı Mahmut; sınırı olmayan, O’ndan başka
bilmeyen, dayanan her kuluna RAHMETİ’ni ileten, her makama O makamdan
ulaşan, O’nun ile dolaşan… ADI ile bilirsin, her makamda O’ndan
bulursun, ama O’na ancak RESULÜ ile bakabilirsin, O’ndan ancak RESULÜ’nün
eşiğinden, AŞK’ının beşiğinden, gönlünde olanı
dökebilirsin. Her makamda o vardır, o’nun Nuraniyeti elbet. EYYÜB’üm;
RESULÜ’nün hoşnutluğunu, sonsuz sevgisini kendine yer etmiş,
emrini ER’lik ile yerine getirmiş, her makama onun rızasını alarak
yükselmiş. (RESULÜ’nün
rızası mı?) EYVALLAH. RESULÜ’nün rızası olmadığı halde, kul makam
geçemez. KEVSER duasını oku, ‘YA ALLAH.’ de DOST halini doku. (Kime hitap ediyorsunuz?)
Örülmüş görülmüş, LOĞUSA BACI’mız ile gönülden sarılmış.
Dünde ‘Ana’m.’ dediği, günde elinde bulduğu, her öksüze ana
olduğu bilinen HAZRETİ HATİCE; EYYÜB’ün yardımda olduğunu
söyledi. (EYYÜB SULTAN mı?) EYVALLAH. (AKDEVE, KUR’AN’ı
sembolize ediyor?) Cami
olan CEBRAİL, devrini bulan, mor renge ahenk veren, yeşil ile dünyaya
dolan… (Mor renk hakikat
mı?) O; çamdan nefes alır, çamdan
nefes verir durur, AKDEVE olur yoldan yola ulaştırır, BURAK olur halden
hale dolaştırır… Değişmeyen varlık darlığa yönelir, duyana
duymayana selam verir. Geyik, soğukta kendinde olana uyar; sıcakta vereni
duyar. Can, düşman değildir kula; pişmanlığa
düşürmezse, aldığı bir nefesi DOST adına taşırmazsa.
CEBRAİL, İBRAHİM’e isim verdi, yol verdi; İSMAİL’e
baktı da, koç olup bıçak altına girdi. Her
ayağı bağlayan, bir düzeni bekleyen; dönsün baksın geçmişe, ‘Ne
getirmişim geleceğe?’ Dağdan su indirdi isem; emeğime
yazılandır, güzelden güzele sunulandır. RABB’imin bana sunduğu
İLAHİ BİLGİ; yerden dizimi alamaz, dilden sözünü silemez.
RABB’im için yapılan her niyaz, her emek, hoşnutluğuna delildir.
Kulundan HOŞNUT olmasa, sana ne niyaz ettirir, ne emek verdirir; çünkü,
RABB’imin değil, hepsine senin ihtiyarın vardır; yapabildi isen,
HOŞNUTLUĞU’na delildir; ‘Az. Çok.’ deme, niyetin RABB’imin malumudur. ALLAH’ım
RAZI olsun, soframıza gelen kulu sevgiyi kainatta bulsun; sevsin sevilsin, her
karanlık kapının arkasında RABB’imin yaktığı ateşi bilsin. O
ateş öyle bir NUR ki; dağlar erirler, nehirler dururlar, bağlı
düğümler çözülür.
Seyre daldık güzeli, gölgesiz kaldık, DOST ADI’nı gönülde bildik. Cümlenize
selam olsun, aradığım sofranıza gelsin. (6 Eylül 1985 tarihli tebliğde verilen;
“Dört kapının BİR’lediği, dört Kadı’nın zorladığı, dört nehrin
gürlediği dumansız günün eşiğindeyiz, hayra gelen olayın
beşiğindeyiz, elden ele bağlanan düzenin kuşağındayız.”
paragrafın açıklaması mıdır?) EYVALLAH. Dört hal: 1) O’ndan geldiğini bilmek.
2) O’nun ile olmak. 3) O’nun ile dolmak. 4) O’na gideceğini bilmek.

Yüzdük deryada, yol aradık; gönülden bildik, toprağı
taradık; cümlenize selam dedik, gölgeyi sildik; gözden sözden, güzeli bulduk
ÖZ’den. Esen yel bizim ile, akan sel sözün ile, gerçekte gözün
ile doğruyu alacaksın; doğru olan bilgide SIRRI’na ereceksin,
gölgesiz yol arayana sevginizi sunacaksın. EYVALLAH diyelim selamet dileyelim.

Kuşak aldık elinize, güzel dedik dilinize; her
zerreye selam verdik, dostluk kurduk cümlenize. Altın yüzük elde olsun, baldan
gelen dilde kalsın, aydın güne her kulu talib olsun. Desin ki; ‘Benden sana
dost sözü, sohbet ile güler yüzü.’ Ayağında yemeni, başlığında harmani,
YUNUS’um ile geldi, dört duvara isim verdi, HAZRETİ OMAR
doğuştan aldığı ile gün doğusunda bulduğuna
ALİ’yi şahit dedi, HAZRETİ ALİ, OMAR ile söze geldi. Doğruyu eğriyi bilen RABB’imdir,
sağlığı huzuru veren RABB’imdir; O’nun ile olursak, bize gülen
RABB’imdir.
Kaydımızı alanlar, yolumuzu bulanlar, her an hazır
olanlar; cümlenize selam olsun, görgüde her rengin güzelliği kalsın. Yumuşak YUNUS’um; girdiğin her yol açılır,
tuttuğun her el ile dilenen kapıdan geçilir, kayalar mani değildir
aşılır; dereler sanılmasın yolu böler, diz boyu olsa da dilenene
ulaşılır.
Kendimiz ile savaştık öylece bendimizi aştık,
DOST KAPISI’nda buluştuk, ‘Güzel olalım, güzeli alalım.’ diye
çalıştık. Selam olsun, her nefes kendi gerçeğini bulsun. YUNUS sözü aldıysa, gelene gidene güldüyse, açılan
fistanı yamadıysa; kul hoşnut, YUNUS hoşnut, RABB’i hoşnut olur,
günün gerçeğinde katkısız kendini bulur. Komşu yerden göğe
demlendirir, aile nemlendirir, DOST dinlendirir, dert dillendirir. Savaştan dem vurma, bilmeyeni kötüye yorma, her
gördüğünü gerçek diye sarma, kement attı isen olaya ‘Sıyrılayım.’ deme.
Sorana. İnsan olmanın mutluluğunu, insanlık görevinin
kutluluğunu, sahibi olduğumuz dünyanın sahillerini, gönüllerde
Güneş’in sıcaklığını bulsunlar; suların berraklığını görsünler,
kuşların sesini duysunlar, çiçeklerin rengine doysunlar; güzeli öyle tarif
et ki, sevgi ile dolsunlar. ALLAH’ıma emanet olasınız, gönüldeki güzele noksansız
katılasınız. Her günün yasası; bilmesin kulu gönül tasası. Binbir
KEVSER okursan; gününde gecende huzuru bulursun, bir bardak suda kainatı görürsün.
Hayal ile hakikat birbirini bağlarsa, niyazdan
beklenen gönüllerde eklerse, doğruya gelen DOST olana gülerse; bülbül ile
GÜL’ün söyleşisi duyulur, gönülden gelene şüphesiz uyulur. Cümlenize
selam olsun, mayasını alan beklemeyi bilsin. Mağaraya her girişte RESULÜ ile söyleşen,
doğruyu bilgisine yerleştiren, RABB’im değil mi? Dünden bugüne,
günden yarına söyleten, O değil mi? O’nun DİLİ, O’nun ELİ,
O’ndan dilenen hali, RESULÜ’nde değil mi? Öyle ise, bedenli halde gören de
RESULÜ’dür. Beden, elbet RESULÜ’nün bedeni. Damda sürü bekleşir, gönülden soru denkleşir,
dayanmayı bildi isek her günümüz yerden göğe aklaşır.
Kuşlar ile gezeceğim, her olayı
çözeceğim, güzel dersem çizeceğim, doğruyu eğriden
çekeceğim, dileyene dilediğince su dökeceğim. Cümlenize selam
olsun, Ay’dan yıldızlardan dostluğa selam gelsin. ALLAH’ıma emanet olunuz, YUNUS ile LALELİ’ye
sorunuz; ‘Ayni bağa girdiler mi, ayni yolu sordular mı, ayni suya geldiler
mi?’ Diyeceğim ki; ‘Hiç ayrı kaldılar mı?’ (7 Kasım 1985 tarihli tebliğde YESEVİ
HAZRETLERİ’nin, ‘Her biri yüz elli yaşında.’ sözünün açıklaması mı?)
EYVALLAH.
Güzel geldi ER sözü, gönülde buldu her sözü;
doğduğu güne uyandı, YARATAN’a dayandı, her adımda kumda
olduğuna inandı. Cümlenize selam olsun, ağacın her dalı elimize
gelsin; suyun yüzünde yüzümüzün izi kalsın, taş toprak atmayalım. Ah deriz, vah deriz; gün gelir baklava börek yeriz, gün
gelir suya lokmayı batırırız; ne dengeyi bozarız, ne ahenge uyarız,
aldığımız ile benliğimizi soyarız; gün gelir ‘Bağlı olanı
çözelim.’ deriz, kayguya öylece düşeriz. Ne hekim, ne de hakim
bildiğini çizerler, ne de RABB’imin yazdığını çözerler; ne YAZDI ise,
o çizgiden giderler. Onun için, ne öyle, ne de böyle kayguya düşmeyelim,
kapı-kapı gezip te bilgimizden şaşmayalım. Dayanmaya niyet kurdu
isek, umutsuzluk sözümüz olmasın, damarda akan kandan kimsenin sorgusu
kalmasın. Kaydını her sorana okumak söz mü olur, ‘Doydum ALLAH.’
diyene kapanan göz mü olur? Göğün her bir noktası bilenlere açıktır,
danışılan her konu bilmeyene geçittir. VARETTİĞİN bizleriz RABB’im,
VARLIĞIN’da gözleriz; diledik geldik size, ne VERDİ’ysen sözleriz.
Söz olduk satırlarda, göz olduk hatırlarda. Dileyen dilediğince aldı,
dostluğu kainat ile kurdu. Güldük geldik, sevdik bulduk, sevenlerle olduk,
bir kab misali dolduk. Her biriniz bir damla, her birinizde bir hamle. Geldik
büyük haz ile, dolduk kaba naz ile. Birbirimize el olduk, birbirimize gönülden
dolduk, ‘RABB’im.’ dedik zehri sildik.

‘Dağlar gider.’ dediler, yollar biter sandılar; ne
gidip ne döndüler, dostluğa öyle güvendiler. Cümlenize selam olsun,
sayfaya her imza atan kendinden geleni söylesin. Durağa geldi isem, yolumun gidişi çoktur.
Yaprağı gördü isem çiçeğini bekleyeceğim, dalından limonu alıp
ayağa süreceğim. Kabuğunu rendeleyip suyuna karıştır, beze
bulaştır sar. Konuyu kesinleştirmeyiniz. Değirmene
götüreceğin buğdayı kaynat, ılık su ile banyo yap. ‘Bayram
gelmiş.’ diyeceksin, aşını sevinç ile yiyeceksin. KEVSER’i okuduk, kendimizde olan güzeli kainattaki ile
dokuduk; ipek misali ördük, gölgesiz günü gördük. ‘MEVLANA ile söyleşsem.’ dediğinde, derman
dilediğin her günde, bil ki; ALLAH’ım, yanında yardımındadır. Er geç
yaprakları oluşacak, dayandığın desteğin gönlün ile
buluşacak. Gönülden aldığın seste, kulağın görevi yoktur;
çevre-çevre dolansa da, BİR’liği pektir.

Hazır olduk niyazda, yolu bildik biz yazda. Yapraklarla
doluştuk, soranlarla buluştuk; ‘Seven bilir.’ deseler, güzelliğe
gülüştük.
KEVSER ŞARABI’nı içtik,
yerden göğe AŞK’ı seçtik. Gönül doldu, gerçek miyarımız oldu.
Doğduk, bu güne geldik, dilenen gerçeği sizlere verdik. Ne sular
duysun diye, olanı olduğu gibi, gerçeği bildiği yerde her
GÖREVLİ verdi. HACI BEKTAŞ yol
üstünde, BALIM SULTAN tay üstünde; gelen gideni izlerler, DOST diye güleni
gözlerler. Sayfayı açtık, olduğumuz günü okuduk, ‘Tayı oğula
verelim.’ dedik. ‘Gereklidir, yol haline uyar.’ denildi, sevgi ile yuvanın
havası dumandan silindi. Meyveyi dalından aldın, sevgiyi halinden
buldun. Gölgesiz olduğunu bilirsen; kayguya düşmezsin, olaya
şaşmazsın.
Her öğün andığımız,
her düğümde bulduğumuz, güllerden GÜZEL’e geldiğimiz bilinir,
DOST KAPISI’na O’nun bilgisi ile gelinir. Cümlenize selam olsun; keyfî olmayan
her sefer, değerini gönüllerde bulsun. ‘Keyfî sefer, nedir?’
denilir. ‘YA ALLAH.’ dedik, RABB’imin EMRİ’ne uyduk, kaydını aldık; kimin
ile vereceğimizi, kimin ile cümleyi göreceğimizi kayıt halinde aldık;
‘DOST KAPISI, DOST hanesi, DOST yuvası.’ dedik, her dileyene sunduk. Keyfî olan
sefer, talib olanındır.
AŞK adını anıp ta, AŞK odu’nu diyenlere; sözü,
ÖZ’e aktarınız. AŞK; dilde değil gönüldedir, ne elde ne beldedir. Dost
hali denildi ise, DOST YOLU’na girildiyse; kırmadan kırılmadan, güzel olan
eşya ile yorulmadan, yağın balın sahibine verilir, kul hakkına kul
rızası ile girilir. Sahibi olmadığımız eşyanın, SAHİBİ’ne
teslimi gereklidir. ‘Dağlar benimdir.’ dersem; çiçeğini yolmak için
değil, koklamak içindir.
Kendi kendimize sorsak, sevgiyi gönlümüzde yorsak; DOST
ADI’nı bellerdik, kömürü ocakta küllerdik. Cümlenize selam olsun, YUNUS ile
söyleşenden, her güzeli paylaşandan ALLAH’ım RAZI olsun, bindiği
at aradığı gerçeğe götürsün. Nağmeler geldi ise kulağa; biliniz ki kendi
sesinizdir, gönüllerinizden yakışan süsünüzdür, buharlaşan
sevginizdir, buluşan muhabbetimizdir. Gel güzel gel bu güne, gel güzel gel
bu yöne, hepimiz doluştuk bilinen hana. DOST’una çağrı yaptık,
dağlarda yolları teptik. Gel nerden gelirsen, gel nerde bulursan, gel kim
ile olursan, gel sevgini nereye getirirsen. ‘Yeter.’ demedik bir gün, ‘Biter.’
demedik o yön. Hep el ele oluştuk, her öğünde buluştuk,
SEVGİLİ ile söyleştik. Yanardağa ocak dedik, ovalara kucak
dedik; ağaçlara selam verdik, bilgimizin her satırını fısıldadık.
Yapraklarla BİR’lendi, bilmeyenle zorlandı, kökünden aldığı güç
yükseldikçe dayandı. MERYEM ile söyleşmeyi, dumansız günde paylaşmayı bilenlerden
ALLAH’ım RAZI olsun. Aş ile baş ile elindeki
taş ile gelen gelir, seven bulur, değirmene rahmetince yol verir.
Kuşlardan sesi aldık,
çiçeklerden süsü bildik, her güzelde RABB’im dedik selam ile geldik, gönüllerde huzur gördük. AŞK ile meşk ile cümlemiz geldik
söze, DOST bağına girdik de oturduk düze. Elden ele ün verdik, dilden dile
gün sorduk, YESEVİ ile helvayı kardık. Her dost bir kelam ile, her dost
binbir selam ile sözünü açtı, dostluğun gerçeğini her kulu seçti. Ölçüsü birde olan, dünya; yargısı zorda
olan, künye. Senden benden sormazlar bilesin, ‘Benim sevgim ile yuğmazlar.’
diyesin. Her güzel, kendi güzelini verir; her öğüt, alan kulunda kendini
gösterir. Komşuya sorduğun, senin hizmetindendir; komşudan
aldığın, RABB’imin HİMMETİ’ndendir.
Hazır bulduk sofrayı, ‘DOST KAPISI açık.’ dedik
çağırdık cümleyi. Selam olsun, YUVA’mız her DOST diyene gülsün. (Algı vergiyi kan mı sağlıyor bize?) Komşunun komşuya ilettiği sözüdür;
aşığın aşığa dinlettiği, sazıdır; muhabbet, cümle
alemin hazzıdır. Kan; bilgini, sevgini besler. dost evini diri tutar. EYVALLAH.
(‘DOST evi, kalptir.’
sözünün EYVALLAH’ı değil mi?) Kendini bildi isen, yoğun halde
uydu isen, gir DOST bağına seni bekler; bağlı olanı, sevgi dolanı,
RABB’im örtüsü altında saklar. Damarda akan ile saydığım, YEMEN’den cümle
için aldığım selamın sizlerle yaşadığı gerçektir.
Keremi bol RABB’im; güzelden aldığını güzele verir,
gönüllerde olanı şüphesiz görür. Cümlenize selam olsun, kayguyu
silenlerden ALLAH’ım RAZI gelsin. Yolumuz AŞK yoludur, HAK dilidir. Gönüllerden
aldığımız, gerçek günde bulacağımızdır. ALLAH’ıma emanet olunuz.

Koşuya hazır olduk,
hizmetine hep durduk, güzellerden sorduk; ‘Doğduğuna mı,
uyduğuna mı gülersin? Doğruya, nerde nokta koyarsın?’ ‘ADI ile
ÖZ’ümü, AŞK’ı ile sözümü bilirim; yapraklarla söyleşir, topraklarla
paylaşırım.’ Cümlenize selam olsun. (ESMAİ-HÜSANA, ÖZ’ümüzü bildirmeye mi yarıyor?) EYVALLAH. Bir kömür tanesine, bin gönül hanesine, yarattıklarının
cümlesine selam olsun. Bir kömür tanesi, bin gönül hanesine kıvılcım verir;
görgüde ak ile kara, sevgiyi oluşturur.
Koyduğu her kuralda
kulunun gönlündedir; dumanı sildi isek, dostluğun yönündedir; güzeli bildi
isek, hayır olan günündedir. Gelmeyi diledik mi, dönmeye
söz vermedik mi, dünyada haz almadık mı, gerçekten koz bulmadık mı? ‘At üstünde
duramam, yürü diye vuramam.’ denilen günde, değişen söyleşiye
uyduğunu biliriz. Güneşten alınmayan hiçbir renk, gölgede silinmez.
Sevgisinin yerini sadece kendi bildiyse, yaraya merhem aradığındandır. Gam
etmediği her gününde, niyazına cümlemiz katıldık. Yaprak yerini vermez,
gayret EMRİ’ni silmez, üç öğünde aldığını bir ömürde bölmez.
YAZAN’ın yazdığı kadar, her kulunun uyduğu kadar; ne eldedir, ne
dilde. Sevdiği
kadar sevildi, bildiği halde övüldü, ALLAH’ım dilenen sahifeye getirdi.
Güneş’ten aldığı renk hala üzerindedir, YEMEN’den gelen selamın
bilincindedir. Son sözün – uymak- olduğuna doğduğu günkü
gibi inandı, inandığı halde kaldı, korkuyu o anda sildi. ‘YA ALLAH.’
diyelim, gelenin sevgisini olduğu gibi görelim. ALLAH’ıma emanet olunuz. ‘YA ALLAH.’ dedik, cümlenize olduğu
yerin güzelliğini bulmanızı diledik. Dayanmayı bilirseniz, gönlünüzde
olanı görürsünüz. Kavgayı bitirmeyi dilediği günden, kendinde olana uydu.
Kavgadan maksat; nefsi ile savaşı… ‘Oğuldan dileğim,
diktiğim gülü soldurmasın. Kızımdan dilediğim; gününden güzeli
kaldırmasın. Eşimden dileğim; konuk olmadığını bilsin,
bağlandığı ağaçtan düğümü çözsün. Huzur ile geldim,
huzurdayım.’ dedi, selamını iletti.
|