Mevlana 

2 ocak
Yollar açılır bize, yolumuz taşsızdır size. Cümlenize selam olsun. Dumansız ocak yanmaz, alevsiz kömür olmaz. Her halde bilinendir, közünde bulunandır. (Efendim, soydan veren kimdir?) Alan bilir. Gamdan uzak kalınız, doğruya gönülden geliniz. Alacağa uyacaksınız, mutlu sonu göreceksiniz.

10
 
‘Yeniye yol versek, doğruya gönül koysak.’ diyenlerle sohbete girdik, sofrayı kurduk, cümlenizi selamladık. Almayı dilediğin yerden söze girme, tuş(z?)u aşa bol düzme, duvarı örene taşı kaldırma. Ören örsün, gören kırsın, bilen çamuru karsın. Elin temiz kalacak, gönlün HAK’ta olacak. ‘Elbet, gülen günüm gelecek.’ diyesin, gönülden kara bulutu atasın. Akbulut RAHMET’tir, gününe zahmettir; gelende bildirir, olanda güldürür. Ot O’nun, toprak O’nun, cümle kulları O’nun; elinde kalan senin, sadece verdiği emanetinindir. Dağlar aşınır durur, kumlar taşınır durur; denizi gah sakin olur, gah göklere dek kudurur. Demeyelim ‘Nedendir?’ YÜCE’nin dileğinden, olanın hayrından. Kulu kuldan ayırmaz, kulu kula kayırmaz. Sen bilirsen, O’ndandır; sen görürsen candandır. Ağlamayı değil, özlemeyi düşün. Eyer ata dar gelse sırtından atıverir. Tayını ne atar ne dürter. Doğuştan dediğin, acı tatlı yediğin; günden günü eğitir, seven kulu öğütür. Sanma yerden silendir, sanma kaderi bölendir. Kulu kendi kaderinde olanı görür. Ördüğü örgüde düğümleri açandan düz geleni seçenden olsun. Dar gelen düzene, bol gelen YAZAN’a sahib edilir. Duman gönülden atılmadıkça, aydın olan görülmez, kilimi kaldırmadıkça halı serilmez. DOST ADI’na söze geldik, ‘Yardım.’ diyene eğildik. Kalay gerek kazana, kolay gerek yozana, gönül gerek YAZAN’a. Aydın olsun gözünüz, sahib çıksın ÖZ’ünüz. Altın gümüş eldedir, beklenilen yoldadır. Yaprak yaprak okunacak, kader elde dokunacak. ‘Sahib olayım.’ dersen, ALLAH’ım yolunda sorulacak. SAHİBİ O’dur her yaratılanın. YARATIR, GÖZETİR. ‘Sebep?’ denilir. ‘Kumu alayım, yolunda olayım.’ diyene. YEMEN’den sözü aldım, denildi ki: Güç gelmesin olaylar, seven günde onaylar. Gelene açılacak, aydın gün seçilecek, dağılan toplanacak, eksilene eklenecek. Kement attığın olayda, yattığın karanlığı düşün. Geçene altın kapak örtelim, gelene gönül kapılarımızı açalım. Olan; geçenin örtüsüdür, kulunun tartısıdır. Gelen giden eğilsin, gülen seven katılsın; RABİA’nın selamı olsun, cümle hayırda kalsın. Sende onda görülen, sevgi ile örülen; düze getirir sizi. Almayı dilediğin oluma düzendir. Gönülden de ki, ‘Kaderi YAZAN’dır.’ Niyazınız O’na olsun, O’ndan geldik, bizi görsün. O’nun ile olduğumuz, O’nun ile bulduğumuz yerden güleceğiz. ‘Şükür ALLAH’ım.’ diyeceğiz. ALLAH’ıma emanet olunuz, TABDUĞ’un sevgisinde kendinizi bulunuz. Düzde sözümüz olur, yazda gönlümüz kalır; yazı ile gelişen, sözü ile oluşur. Arı dilde, arı gönülde, RABB’im her kulda BİR’liğe götürür. Akbulut, oluşana; RAHMET’i buluşana ahenktir. 

16-1
 
Yumuşak yol açılır, yoldan dileyenle geçilir. Selam ile geldik, selamette olanlara ‘ALLAH’ım sizlerle.’ dedik. Bugün, yarın, öbür gün. Gelişe uyanlara, oluşu bilenlere, ‘Hayırdır.’ diyenlere ‘EYVALLAH.’ dedik. Cümlenize selam olsun. Dumana yer verilmesin. Her ağaç kökünden alır, çekirdeğinden bilir. Aşıda meziyet değil marifet vardır. Ne var ki kök, aldığını verir; dal, gördüğü gibi kalır. ÖZ’ünde değil, gizinde vardır değişen, sözünde vardır oluşan, meyvesinde vardır buluşan. Ayna bizedir, aydın gözedir, cümleye sözedir. Gemiye yol verdik, ‘EYVALLAH’ cümlenize dedik, güzel günü müjdeledik.

27-1
Soru 1: ‘Ruhun maddesi değil malzemesi vardır.’demiştiniz. ‘Malzemesi’ nedir? Ruh; ışık ve ses gibi, akıl gibi bir enerji bütünü mü?
Soru 2: ALLAH insana kendi hayal ettiği en güzel gerçeği layık gördüğü halde, insan neden kötü olaylar içinde bocalar?
Soru 3: Öte alemde yaşayan insanlar (kullar), bedensiz sayılıyorlar. Oysa, ‘Ben’ denilen gerçekte görüntü şarttır. Beden, anti bir gölge içinde olduğu için mi biz onları bedensiz sanıyoruz? Yoksa, görüntü veren bir ayrı dengeleri mi var? Yani ‘Ruh’, yine ayrı bir gezegende, yok gibi mi yaşıyor? Anlatırken onların çok ayrı bir fiziği olduğunu söylemiştiniz. Nasıl bir beden içindesiniz?
  Yuvaya gelenlerin, soframızda bulanların, ‘Şükür ALLAH’ım.’ diyenlerin cümlesine selam olsun. Günde yollar açıktır, gelende güzele uyunuz. Beden bıraktıkta, alemden aleme yürüdükte oluşan beden, elbette kafesli değildir. ‘Maddesi?’ denilir, olayın gelişmesi sorulur. Yerden gökten aldığımız, ‘Selam.’ diye durduğumuz her olayın, düzende yeri vardır. Oluşan, madde ile değil, enerji ile gelişir, renkler oyunu verir. ‘Her yer bir midir?’’ denildi. Elbet değil. ALLAH’ım, renksiz olana düşürmesin. Gelişimiz verişimiz hep ondandır. Altın gümüş yerdedir, gönüller hep sizdedir. Gösteren değil, olduğu yerde görülen vardır. Dünya gözü öbür alemi göremez. (Frekans değişik olduğu için mi göremez?) Dünyadaki enerji kesimi buraya uymaz. Anında keser. Bazan ‘Gördüm.’ diye söz eden, kendi dünyasına göz eden, anda renk dışında olmayan. ‘Gerçek mi rüya mı?’ diye şüpheye düşenin akımına denk geldiği andır. (O zaman, rüyada onların oradaki halini görmemiz mümkün değil.) Buharlaşan bilgiler, rengini verir gökkuşağı misali. ‘YUNUS’um su verecek, her dileyen görecek.’ diyene de ki: ‘YUNUS’u görmek değil, YUNUS’ta görmek güzeldir.’ Dilenenden olmaz, sadece ALLAH’ım dilediği anda, dilediği kuluna verir. “Derdi benden almazsın, safayı bana sormazsın. Güzeli bilirsen, olayı derde yormazsın. ‘Gel.’ diyelim güzele, ‘Gül.’ diyelim gazele. Döktük yere toprağı, diktik yola yaprağı. Senin benim oluşur, her olay birbirinde buluşur. Eksik gelmez, fazla vermez. Demde yolu bilenler, ‘Derde düştüm.’ diye anmaz. Kaldım duvar dibinde, buldum ağaç kökünde. Kuş geldi, kuzu geçti; her kulu bir güzeli seçti. ‘Güzeldir, hepsi güzel.’ dedim. Dediler: ‘Ya gazal?’ O da güzel.” YUNUS adını verdi, dalda üzümü gördü, yere kilimi serdi; olaylara hep güldü. Gülelim olacağa, uyalım bulacağa. ‘Suyu döktük’ demeden, geldik bu günkü hale. ‘Aldık bildik, ne kadar olduk?’ diyelim. ‘Yukarda, en yukarda, SAMANYOLU’nda olalım’ dersek; olduğumuzu bildiğimizi, nerde dolduğumuzu, nerede bulduğumuzu bilelim. Vardığımız yerde, renklerin en güzeli ile olalım. ALLAH’ıma emanet olunuz. (Dünyaya gelirken, yazılı olan kaderimizdeki olayları; dualarımızla önceye veya sonraya aktarmak bizim elimizde mi?) YUNUS’um yazdı çizdi, dünyada iken çözdü. Yolunu uzatırsın veya anda bulursun. Uzatmak veya anda bulmak sendendir. ‘Renksiz alem nedir?’ dendi: Dünyayı kendi gözüne kendi sözüne uydurayım diyenin, göçünde vardığı ilk merhale. Dilenen varlığını, ne verdiğini, ne çizdiğini, ne de çözdüğünü. ‘Ben görürüm kaderimi bildiğimi uydururum.’ diyenlerin gittiği ilk merhale, renksiz alemdir. (Renksiz merhaleyi anlatır mısınız? Nasıl bir yer?)  Dünyadaki renkleri ile güzeldir. Atmosferin dışındaki renklere, elbet kul gözü ile bakmaya imkan yoktur. (Yani, bizim gözümüzle?) EYVALLAH. Her merhalede, renkler daha berraklaşır. SAMANYOLU en güzeldir. ALLAH’ım cümlenizi orada buluştursun. (Bu renksiz düzene kimler gider?) ALLAH’ıma emanet olunuz. ALLAH’a ısmarladık. (Bizde size ‘Bedensiz varlık’ denmesi tuhaf oluyor. Oraya geçtiğimizde, her kul, bilgisi çapındaki çerçevesinde bir beden mi oluyor?) Güzelliği verdik. Tarife sığmaz elbet sizin dilinizde. Her meyve bizden size, eylemi sizden bize. Gelenin yerinde, bilenin yolunda olmak güzel. Yapıyı kurmak güzel. Ne var ki, malzemeleriniz ayrı. Almayı dilediğin, her var edilene sahip olabileceğin yerdeyiz. (O zaman onlar düşündüklerini anda karşılarında buluyorlar) EYVALLAH. ‘Anıldığımız an yanınızdayız’ deriz ya. Düşünce dahi ulaşımı sağlar. Unutulmasın; bizler YEMEN’den gelen, YEMEN’den verenleriz. (‘Hutbe’ ile ‘YEMEN’ aynı mı?) Değil. Topluluğu yöneten tek kapı, YEMEN.

27-2
 
Gökte yıldız Güneş Ay, cümle aldı kainattan pay. Selam olsun, gelen yumuşak desin. YUNUS sofrayı kurdu, TABDUK helvayı kardı, YUVA’daki DOST’luk sofrasını. Gördük ‘ALLAH.’ diyeni, gördük helva yiyeni, dostluk helvasını tüküreni. Aradık mı adını, sorduk mu gönlünü, dedik mi yolunu? (   ) Dostluk helvası tükürene. Komşu olsam, kapına gelsem, ‘Su ver’ desem, ‘Olmaz.’ mı dersin? Fakir olsam kapına gelsem, ‘Aş ver’ desem vermez misin? Kapıdan çıktıkta, verdiğini tüküreydim, suyunu dökeydim, ‘Gelme.’ mi derdin, yolunu mu çevirirdin? Dostluk DOST’tan alınır, suyun aktığı yerde kulun çokluğu görülür, sofra kurulur, tokluğa götürülür. Alana almıyana, bilene bilmiyene EYVALLAH. Ne var ki, tükürene, ALAH’ım izin vermez; sahibini bilen at sahibini tekmelemez. Akmayan çeşmeye kul olmayız, dolmayan destiyi ele almayız; gönlünü ele aldık, dünden güne getirdik, hatada bırakmayız. Sormayı denediğin açıktır. ‘Daha önce dediğin.’ dersin, yorumuna dilediğini eklersin. Dağda çiçek oluşsa, böcek ona doluşsa; arı balını alamaz, her çiçekte bulamaz. Almayı dilediğin, vermekten kaçındığın görülür. Almadan veremezsin, vermeden bulamazsın. Her perde gözde açar, gönülden geçer. ‘Her gönülden geçen, olumlu mudur?’ dersin. Elbet değil akıldan süzülmedikçe. Önce akıldan süzmeyi öğretiriz. Gönül; akılla RUH’un kapısıdır. Yorumda hataya düşme. Günü beklemek, dilediğin olayın kapısı değildir. Senin için yazılana her gün uyacaksın, ‘Kuluyum, beni görür.’ diyeceksin, pişmiş aş, olmuş meyve yiyeceksin, aklınla oldurduğunu diyeceksin. Kiracı her zaman çıkacağı günü bekler. (   ) Elbet çıkacak. Konuk gelen her kulda, gönülden uyan kalır. Kement sende, salıver gitsin. ‘Koşuya gideyim.’ demez, ‘Koşudan alayım.’ der, ikide bir döner. Sağlığın düzendedir.(   ) ‘Hataya izin vermeyiz.’ dedik ya. Geçici olanı örttük, yeni yorganı diktik, yoluna su döktük, ‘Çamur gitsin’ dedik. Düz yola eğilirsin, her sorduğun için ‘İşim düşüm?’ dersin. Düşünü silersen, işin olur. Düşlediğini silersen, işinden alırsın. (   ) Senin düşündüğün. ‘Düşünü sil.’ dedik. ‘Daha önce verdin.’ dediğinde, yorumunu kendin yaptın. (   ) Değil. Önce doğruyu aldın, sonra sildin, dilediğine yordun. Düşünü silersen, işin olur. Gayretle hayretle yöneldiğin zaman, selamlaşırsın. (   ) Hayır. Sabah akşam beklersin, uykuda unutursun. ‘Düşündüğünü sil at.’ dedik. Saymayı denediğin, kuruş kuruş verdiğin, sendendir. Biriktirdiğin; ne dün, ne gün, ne de yarına yön verir. ‘ALLAH’ımın yazdığına uyarım, O’ndan geleni duyarım’ de. ‘Gözümü sende bıraktım’ diyene de ki: ‘DOST’un sofrası yerde, hani tüküren nerde?’ Gözünü HAKK’a çevir, geldiğin yerden devir. Olmadım olamam, ALLAH’ımın YAZDIĞI’na karşı duramam. ALLAH’ıma emanet olunuz, şüpheyi siliniz. Her sorulanı verdik, çünkü gönlünü gördük. (   ) ‘Hayır.’ dedim. ‘Olmadım.?’ deme. ‘Olamaz.’ denilen, bulunana eklenmez.

29
YUNUS ile geldik söze, selam olsun dedik size. Değmeyen dal eğilmez, solmayan gül dökülmez. Kuyu su verdi dersek, kuyuda su eksilmez. Yamaç dağa götürür, dağdan selam getirir. Daldan dala giden kuşa  soğuk oldu dedik kışa. ‘Yedik aşı, sorduk yaşı’ demeden, al götür başı. “DOST KAPISI’na vardık, ‘Kundak açıldı mı?’ dedik. ‘ALLAH’ımın İZNİ  gereklidir!’ denildi.” dedi, YUNUS’um yürüdü. Kement atana değil, EMİR verilenedir. Az ile çok katılmaz, nasip olmadan niyet satılmaz. Bildiğin, bilmediğin ile atılmaz. Görev ise, HAK’tan gelir, niyet ise kul alır. Yolun, gidene ayak uydurduğudur. Alınana değil verilene niyaz edelim. ‘Alırım’ dersen kendinde kalır. Dağılan ALLAH’ımdan verilendir. (Petrol mü?) Değil. Aldığı, dilediğidir. Dağılanın, ALLAH’ımın EMRİ’nde olduğu, cümle kuluna yayıldığı gibidir. Kucak açılan her yolda, görev verilen kulları vardır. Görev alan, hizmette olan kullarındansınız. Görev sadece yazı ile verilmez. Kundak dediğimiz, kolunu ayağını bağladığımız değildir. Ayağın götürdüğü yere gidiyor ise, yolunu kapayan yok. Elin hizmetini görüyor ise, ‘Olmaz’ diye tutan yok. Demek ki kundaklı değilsin. Kundağını açtık dediğimiz, hizmete olanı gördüğümüzdür. Görev verildi mi denilir. Görev sadece yazı değildir dedik, YUVA’da her kuluna görev verdik. Sorulan, duvara taşındı, yerine ulaştırıldı. (Petrol mevzuunu kim bildirdi, y mi?) Değil. ‘Ayağımız götürür’ diyene de ki: ‘Konuk olduk yapıya, ayak verdik kapıya, aldık kelam, verdik selam.’ Ulaşayım gideyim, karda koyun güdeyim, aldım, bildim, satayım dedim, olayı yerinde kotardım. BİZ yerine verdik. (Demek ki petrol mevzuu ele alındı?) EYVALLAH. Sizden alan götürdü. (Bizim ilk yazılı olarak gönderdiğimiz mi ele alındı?) EYVALLAH. Gölden balık almayalım, kumda taşı bulmayalım. Dağılan toplanır, eski yeni bir olur. Askıya alınmaz, kararda bölünmez, verilen asla silinmez. ‘Yolumuz’ dedik, cümlenizi yolumuzda saydık. Verilene talip olalım, ‘Verilmezse?’ demiyelim. Yoğun araştırma içinde olanın, araması iznini kullananın, yardımındayız. (Öte Alem’den yardım ediliyor?) EYVALLAH. Çölde kum eksilmez, izin verilen dökülmez, vakti geçse denilmez, ALLAH’ım izin verdiği anda, kimse mani olamaz. Düğüm çözelim diye yazı dilenmez. Her görev yazı ile verilmez. Çölde görev verildi, ayağa taş gelmesin. Yaprak olduk, ağaçta dolduk, birbirimizi öyle bulduk. Aynı ağaç olmalıyız, vazifeden kalmayız. Her dilek imtihan kapıları açar, kulu kapıdan kapıya geçer. Dileyen niyaz etsin, yeni yoldan başlasın. ‘Dayanmaya’ dedik, YÜCE AĞAÇ’a sırtımızı verdik, her yaprağı saydık. Görevli kulları, ağacın yaprağı değil birer dalı oldu, ne var ki hepsi aynı kökten aldı. Yetiştirici elbet. Evet sen de görevdesin, hem de köküne en yakın dalda. Gönlünüze yol veren, her günü dünden aydın gösteren elbet VEREN’in YOLU’dur.

30
(Tebliğ alınmazdan önce t.ç 23 Ocak 1981 tarihli sözlü tebliği okur: ‘Bir çiçek bin çiçeğin tozudur. Bin çiçek bir çiçeğin yozudur.) 
Soru: Bir sohbetinizde, insan aklının çok küçük bir bölümünün (1/8) sahibine hizmet ettiğini söylemiştiniz. Akıl hep bu 1/8 oranında mı çalışacak? Uzak bir gelecekte ‘İlahi Murad’ insan aklının büyük bölümünü kullanma yeteneğini verirse; bu taktirde kul bazı ‘İlahi gerçekler’i  kavrar duruma gelecek midir? Bu gün sır olanlar, kulun şuur ve idrak aydınlığına girecek midir?) YUNUS’um ile geldik, ‘Selam’’ cümleye dedik. Gölgeyi sildik, Güneş’e döndük, ‘Şükür ALLAH’ım.’ dedik. Alalım verelim, verdiğimizi bilelim. Umduğumuza değil, alacağımıza talip olalım. Silinen, örtüyü gerektirir, bölünen bağlanır; hayır yolda eğlenir. Uygun gelen, yazılı olandır. Aynaya yer veren, kendinde güzeli görendir. Kendinizdeki güzel HAKK’ın NURU’dur. Cümlenize selam olsun.

8 şubat
(Kanserli bir hastanın şifası için alındı) 
 
Her adım bilinendir, olaylar gördürendir, ekilecek toprağı kuluna sürdürendir. Selam olsun, konuk gelen alsın. Doğuşun yolunu açan, gölgeyi dünden silendir. Kapılar açılacak, kayguya düşenden geçilecek, dalmadığı uykudan uyanacak. ‘Sonuç nedir?’ diyene: Her kulun, geldiği gibi gideceği açıktır. Ne var ki, gemiye adım atsın, kumda kendini seçsin. ‘Deniz ne güzel.’ diyecek, şifasını aldığı gün gülecek. Komşu almaz sesini, kaygu vermez nefesini. Üç gün dönecek, dördüncü gün yanacak, şifasını öyle bulacak. Duman almadan bekleyelim, olacaktan yerini saklayalım. Derdini silecek, kayguyu bölecek. ‘Dayanamazsa?’ denilmesin, dayandığı kadar şifasını alacak. 

13  
(Soru 1: Bir kaç can özel bir muhasebe konusu için çözüm rica ederler.
Soru 2: MERYEM ANA’nın mezarını araştırmak üzere girişimde bulunanlara yardımcı olabilir miyiz?
Soru 3: Yeşil renge alerjisi olan bir can özellikle yeşil rengin yoğun olduğu yerlerde bayılmaktadır. Bununla ilgili şifa rica ediyoruz.
Soru 4: İnsanlardaki 6. hissin açıklamasını yapar mısınız?)

  Gölgeler silindikçe, olaylar bölündükçe, yudum yudum alındıkça; gelen alan mutlu kalır, dilenen güzellikler gözlerde açılır. Cümlenize selam olsun, her kayıt gününde okunsun. ‘Ağacın yeşiline döndüm, dökülene yandım’ dersem, beni benden ayırırım. Ne yaprağı ne dalı çokluğu silmez. Ağacın dalı yaprağı varken tekliği bilmez. Gine de, ‘Köküm, gövdem, dalım, yaprağım.’ diye kendinden bölmez. Darda olana el verelim, sırda olana kulak verelim. Serden geleni hepimiz bulalım. Yaprağı bilsin, yeşile dönsün. Ak ile hemhal olsun. Nane kaynatılıp içirilsin, köprüden öyle geçirilsin. Kuru yaprak yeridir, dağın süsü karıdır. DOST elini alalım, DOST’u YUVA’mızda bulalım, olduğu gibi kalalım. Senden benden sorguya düşmiyelim. Verilen her görevde, manevi hazzı alalım. Kalem tutsa elimiz, ağaç bulsa belimiz, derde deva mı oluruz? YÜCE’nin EMRİ’ndedir. Dediği günde, yazdığı yönde, verdiği kulda olur. Kulun kendi kendini bildiği yerde, aldığı kadar kalır. Dağılan, yolda değil, eldedir; dayanan kulu ile beraber, Gül’dedir. Kulu kendini bilirse, haldedir. Hal dilde değil, gönüldedir. Sen yazdığını silersin, -kulsun- hataya düşersin. ALLAH’ım asla yazdığını silmez. Çünkü hataya düşmez. Silinen hatadandır. ‘Değişti kaderim.’ diyene de ki: YAZILAN’ı okudun mu, ömrünü yeniden dokudun mu? Koruk yerini bilene verir, üzüm tadını sevene bildirir, şarap kendini arayana buldurur. Gel bulalım, gel alalım, gel cümleyle el ele olalım. ‘Yandım ALLAH.’ diyelim, yangını göz yaşı ile söndürelim. Aydın güne açılır, bilen ile geçilir. YUNUS’um yeniden söze talip olur: ... (Giyinmekten murat, hal edinmek mi?) EYVALLAH. Aldığını bilmezsen bildiğini giymezsen, yüzün karaya gelir. Aynaya dönük ol ki, giydiğini bilesin, ne giyersen göresin. 

27 
Kumda ayak izi gördük. Olaylara yer vereni, her bilmiyenin önüne serdik. ‘Alandan, ALLAH’ım RAZI olsun.’ dedik, selam ile geldik. Olumsuzluk sende değil, senden alamıyacağını isteyendedir. Konuya geçmişte girdik, alacağın dersi o günden söyledik. Taht dileyene değil, baht dileyene güldük. Gölgeden sıyrıldığın gün, Güneş’ten aldığını bildin, o günden olan günü sildin. Sende olanı, YÜCE’den aldığını bilseydi, olayları öylece bölseydi, dönen çarka kapılmazdı. Dönmeyenden değil. Gemiye attığın adım, seni DOST’suz bırakmaz, dostu çok olanın gönlü daralmaz. ‘Olmuyor’ dediği her günde olanları çözecek, geçmişe özlem açacak. DOST; elinde olana bakan değil, gönlünde çerağ yakandır. ‘Açık kapı bulursa, taşları temizlerse.’ dersin, ‘Gücü yeter mi?’ diye sormazsın. Her olay birlikte çözüm bulur. Çevreye gönül veren, gününü aydın görendir; kendinde gücü bulan HAK’tan geleni silendir. Dağıtacağız. Gelenin, kumda izini silmeye çalışanın, kapıya uşak olanın, ‘Yoğurt aldım yiyeceğim, oğula ben vereceğim.’ diyenin. Hafif(e?) almayı, günde madde ile dolmayı, yerden gökten, üstün alan, kendini gölgede üstün gören. Dilediği güne değil, dilemediği yöne götüren. Yardımcısı değil, ÖZ’den uzak kalışıdır. ‘Dağıtacağız.’ dedik. Eğilecek, dumanını kendi yönüne savuracak. Örtüyü açtığında, ÖZ’ünü seçtiğinde, göreceğin, dilediğin yolda olduğundur. ‘DOST’ dedik, sevgimizin hududunu çizmedik, asla hatalı geleni çözmedik. Gökten gelen yıldızda, ÖZ’üne gelen vardı. Gülen kuluna dedik: ÖZ’üne yaldız çekme; atmadığın adıma, gündüze geceye söz atma. Hatalı, VEREN değil, verileni almayandır. Her yoldan her kula söz verilir, düz olan her kuluna dilenen şarkı söyletilir. ‘Bilmem. Almam.’ diyene, yoldan uzak kalana, elbet aratılır. Günü geldikte ‘ALLAH.’ dedikte. ‘ALLAH’ım.’ de, O’na havale et. Dağdan düze inecek. Niyazımız, gören göze dönüşsün. Bakar; ne var ki, baktığını görmez; duyar, dilediğinden başkasını almaz. ALLAH’ıma niyaza duralım. Aramayı dilesin. Asmaya su yürüse, suyu kendi görürse; asma misali olur, kütük iken yaprak verir. Yumuşak yol dile, elini göğsüne bağla. Niyaz, altın yol aracıdır, ALTI PİR vericidir, HAK cümlesini görücüdür. Çevre düzene girer oyun yerinde kalır, elbet kulu kendini bulur. Nasibi YAZAN görür, her kuluna bir vesile kapısı verir. Kendini buldukta ‘ALLAH’ım.’ dedikte; silinecek denilenden olur. Yani, nasibin kapı değiştirmesi. ‘Gedik açılsın.’ dediğin, geçerli değildir. Dönene de ki: ‘Gölgeyi silmedikçe, kendini bulmadıkça, yumuşak olmayana söz edemezsin, araya ulak koyamazsın.' Konuk gelse söz eder, DOST olmadan göz atar; sıraya gelen ayağından tutar. Dağılacak, eğilecek, komşu bile gelemiyecek. Ocağında. (Kimden bahsediyorsunuz?) Yuvanda değil. Duvar buldu örecek, sergi buldu serecek, elbet gönlüne göre verecek. Kayguyu silelim. Her var olan, geceye gündüze, göz kırpar. Gecede günden ışık alırsa, karanlıktan korkmaz. Aydın olan, kendi gönlündür. (Benim çevremden birine mi söylüyorsunuz?) Değil. Gamdan uzak kal, gönlüne yumuşak ol; düzenini bağla, elbet düğüm at. Gözünü açtığın, güzeli seçtiğin gün, huzur seninle olur. Her sayfada okunan düğüm yerinde olur; ne var ki, öfke ile gölgede kalır elbet. Yumuşak ol, düzenini öyle kur, göreceksin dönüş o anda. Söz sende kalacak bağladığın düğüm sözü sana verecek. Ne var ki, yumuşak olasın. Dilden dile, yoldan Gül’e dilediğin, geçmiş günde elediğin. ‘Katkıda olayım seninle güleyim’ diyene de ki: ‘Günde güneşi gördüm, yıldızdan çelenk ördüm; seninle gölgede kaldım, yumuşak olamaya yön buldum, olduğum gibi kaldım. Sen senden dönemedin, sen beni göremedin.’ ‘Yumuşak yolu buldum’ diyene deriz. Bağlara, sen ben değil ALLAH’ım yön verir. Her kulu, kendini bir yönde hatalı bulursa, elbet her şey daha kolay olur. ‘Gümüş aldım tepsiyi, düzde buldum tepkiyi, ben vereceğim katkıyı.’ dersen, gidişe değil kalışa kararlı olursun. (Yani, ‘İzmirde kal’ diyorsunuz öyle mi?) Evet. Gölgeyi aşacağın, DOST bahçesinde dolaşacağın günün sabahındasın. Atlayan bahçe duvarını bilir. Kaygusu duvardan atlayıncaya kadardır. Bahçeye indiğinde bahçenin malı olur. Duvardasın, atlamaya cesaretin yok. Dedik ya, kayguyu silersen. Komşu komşuyu sadece kapı açıldıkta görür. Unutma, kaybolacak, senin elinde değildir. Eline alsan bile gider. Gömdüğün her arzunda, özlem şarkısı söylersin. Günde, tek tek onları söylersin. Yumuşak olduğun günde yeni fidanlar dikeceksin, eski kütükleri sökeceksin. Kumda izin vardır, asla silinmez. ‘Şarkıyı beraber söyliyelim.’ dediğinde, aynı şarkıya uymaz; çünkü senin dediğin şarkıyı bilmez. Boynuna davul alamazsın, söylediğin şarkıyı onda bulamazsın. Herkes kendi şarkısını söyler. DOST ile hemhal oldukça, DOST’u kendi gönlünde buldukça; duymaya değil, uymaya dönüşecek. ALLAH’ıma emanet olunuz. (Susmaya öyle alıştım ki, konuşmak beni artık yoruyor. Uzakları seviyorum, bu hava beni boğuyor. Ne yapabilirim?) Sönmeyen alevde, ALLAH’ımın NURU vardır; koşuya çıkan atta, sanma yuları dardır. Geçici olanın yerini, kemik örtmez. ‘Yerini açalım.’ diyene de ki: ‘Geçici olan, kapalı kalandır.’ ‘ Çürür.’ diyene de ki: ‘Doğuma yer veren, suyunu selden alandır’ (Doğacak olanın yeri neresi?) Bebek yatağı. (Yani ‘Yeni’nin rahmi evren mi?) Evet. Aynayı almadan, kendini göremezsin, gönlünü açmadan gülemezsin. Günde, kumaş ile bağla. (Yani öğretilenleri birleştireyim öyle mi?) Evet. (Çok üzülüyorum. Neden gerçeği görmüyorlar? Ne yapmam gerek?) Kumaş, dağıtır. Almadığın sözden, kendini sorumlu tutma. Yaprağı kökünden sorumlu tutar mısın? Güneşten almadı diye suçu yaprağa yöneltir misin? Su(ç?); ne yaprakta, ne Güneş’te, sadece yöndedir. Kapalı kapı kalmaz, kulu kendinde olana gülmez. Açık verdik, sözü derdik, tatlı helvayı kardık. Gün gün oluşacak, yanlış doğru ile buluşacak. Açığında, içinde değil. Yumuşak olsun yerini bulsun, oturduğu yerde kalsın, gelişmesi dursun. ‘Konuk geliver, söz ver.’ deyiver. Ona de ki ‘Dağılana eğilmem, dost diyene gülmem, eli elden ayırmam.’ Soruyu bana değil doğrudan uzak kalana sor: O’ndan geleni bilmiyen kör. ALLAH’ım cümlenize; DOST elinde, DOST dilinde yolunu buldursun, kaydını ‘Onların’ dilinde bildirsin. (Daha mı açık konuşayım?) Hayır. Günün açtığında, gölge silinir, gelen bilinir, her sayfada yazılan okunur. Günde yazılanı okuduk. Duyduğuna duymadığını ekle, ‘Gün hayırdır.’ de bekle. Geçici kayguya düştüğünden, her olayı deştiğinden. (Çatıyı örtecek kişi hala görünürde yok. Bunalıyorum.) Sayfalar, açıldıkta okunur; her adımda olaylar dokunur. Açıktır gelecek, gün yapısını gölgeden silecek: Konuşana söz verir söyliyene saz. Konuk gelen, O’ndandır, bekle gör. (‘Konuk’, ‘Yeni’yle mi ilgili?) Günün konusu o değil mi? (Düşündüğüm kişi mi?) Değil. Günün konusu o değil, bekle gör, senin andığın, andan saydığın: Daha önce dediğimizi söylersin. Kendine dönmeden yolunu bulamaz, kaygusunu silmeden beni göremez. ALLAH’ım her dileyene değil, dilediğine verir.
 
(Resim verilir: Hz. EBUBEKİR.)  Ağızdan döktüğü, elinden diktiği, her kula baktığı bilinir. Sunduğu her sözde, HAK KELAMI okunur, ‘RESULÜ’ne en yakındır.’ denilir: EBUBEKİR sayfaya resmini verir. Sana senden sorduk, senin ile dilenen her yola girdik; günün yorumunu geceden verdik. Günü geldikte, sayfayı açtıkta okunur, hal ile dokunur.

22 
 
Az vermeyen çok görmeyen, DOST KAPISI’ndan hiç ayrılmayan kullarına selam olsun. Gördük kumda izini, sorduk ‘Nedir?’ sözünü. Dedi: ‘Yazılandandır, bilen ile çözülendendir.’ ‘Az yedim az giydim, çok gördüm ÖZ bildim’ diyene de ki: ‘Söz aldım geleceğim, sen gibi bileceğim, suyun aktığı yönde cümleyi göreceğim.’ Konuk gelen sesine, asma veren süsüne söz alır. Bilen ile değil, bilmiyen ile haşrolur. ‘Neden?’ denildi: Bilene iz gerek, bilmeyene söz gerek. Boynuna aldı isen, dostuna sordu isen; sözünü vereceksin toprağını süreceksin, rahmeti alasıya ekini göresiye kadar. ‘Ben bildim yeterlidir, bilen için tutarlıdır’ dersen, bekle ki toprağına rahmet gelsin, bekle ki HAK verdiği ile yüzüne gülsün. ‘Aldım almadım.’ demeden elim, her an bilen bilmiyen dost ile olacaktır, o zaman RAHMET cümleye gelecektir. ‘O gün geldi.’ dediğimiz, ‘Cümle ile paylaşın.’ diye verdiğimiz, sizlerde kalamaz. Kalırsa RAHMETİ’ni bulamaz. Ekilmeyen tohum, çürüyecektir. Bilenden olunuz. GÜL’ün Vergisi size, gönül vergisi söze, ALLAH VERGİSİ düze. Düzde el ele olduk, düzde ÖZÜ’nü bulduk. ‘Verdik’ dedik, RAHMETİ’ni bekledik. Gelen giden aldı mı, ALLAH’ımın RIZASI cümlenizi buldu mu? Söz ile değil ÖZ ile verelim. (ÖZ ile vermek nasıl olur dedeciğim?) Hal ile gösterelim. ÖZ’den sevdi isek, her halini hoş görelim. Daha önce verdik, çam dalı misali ile gösterdik. Ne var ki, sen onda, o öbüründe hatayı aradı. ‘Ben benzeyim çam dalına, yanımda olanı incitmeyim.’ diyen olmadı. Söz ile verilen, ÖZ’de kalmadı. Kapı açık her gelene, gönül açık her gülene, sözüm açık her sevene. Verilen görev asla geri alınmaz, yanılmayın. Kendinize kendinizi açmayı öğretin. Öğreten öğrenci olur, -kendini bildikte- bilmeyene yardımcı gelir. Söz ile saz ile verdik, acı ile tatlıyı kardık. Her ‘Bilirim.’ diyene sorduk: ‘Kendini mi yoksa kendine mi?’ Kendini bilmek, ÖZ’ünü açmaktır. Kendine geleni bilmek, her kulu ile azı çoğu paylaşmaktır. O zaman kayıtta olanı, yaprak yaprak okursun, kendi yazmanı elin ile dokursun. ÖZ’den ÖZ’e söz gerekmez. GÜL’ün ile haşroldukta, selamını her aldıkta; gözden sildiğini ÖZ’den bulursun, DOST KAPIS’nda şikayetsiz kalırsın. Gölgeyi seçenden olmayalım. Güneş’in verdiğinden asla kalmayalım. Sevgide, ÖZ’ün beslediği vardır, sevgide sözün süslediği vardır, sevgide kendini bulduran, sevgide kendine döndüren vardır. Sözü zayıf gelir, ‘Sevemem.’ dersen, ÖZ’ünde var olanı düşün. Düşün ki, seni yaratan onu da yarattı. Ne olursa olsun, dünyada kendine yer etti. Seni, beni, onu yaratan, gözeten BİR’dir. BİR’liğe uyalım, BİR’dir diye her yarattığını sevelim. DOST KAPISI büyür büyür, DOST yapısı ürür ürür. Üreyenden. (Ürür’ün anlamını veriyor) EYVALLAH. Üreyen, büyüyendir. Yapıcı çok ise, bina geniş olur. ALLAH’ıma emanet olunuz. (Tebliğlerin alınmasındaki bu duraklama, vazifemizi yapmadığımızdan mı, yoksa bize ceza olarak mı verildi? Z.i’nin ULU’su kimdir, dedeciğim? ‘Kapımız açık’ dediniz, bu ne demek?) Kapımız yerinde açıktır. Gölgeye söz almayalım. Demde oluşan halden, sorguya düşmiyelim. Her asma üzüm verir, üzümü kulu görür. YUNUS ile toplarsın, MEVLANA ile katlarsın. Sözünü aldığın gün, üzümü toplarsın. YUNUS elden tuttu mu, koyun kuzu güttü mü, alan gülen sevinir, ‘YARDIMICI’m geldi’ denir. (YUNUS EMRE mi?) EYVALLAH.

19
 
Aydın günde gözü açan, yolunu ormandan seçendir. Yerimiz dar değil, gönlümüz kor oldu. Her yerde kulları DOST’u gördü. Ay doğarsa, suda aksi görülür. Sanılır ki güzelliği sudadır. Güzellik, ay ile suyun birliğindedir. Gümüş renge bürünse, güzel yerde olursa, yer ile birliğe girer. Altın gümüş topraktadır, hava ile su yaprakta. (Yaprak ne manada dedeciğim burada? ÖZ’ümüz mü?) Gözden aldığımız, ÖZ’de bulduğumuz. Kumda gerçek var mıdır? Kul ne kadar bilirse, gerçeği o ölçüde görür. Bilmeye özeniriz, uymaya düşünürüz. Gönül derse ‘Uyalım.’ akıl derse ‘Duyalım’ ikisini bir kazana koyalım. Meyveler olasıya kadar, kuşlar gelesiye kadar suyun kundağını açacağız. ‘Kundak nedir?’ denildi, daha önce soruldu. Hep kundak verilir sözünü açalım: Darlığı bilenden, genişliği görsün diye; yozluğa dönenden kaydına uysun diye kundak açılır, gelişmesi beklenir. ‘Ay doğdu, gece geldi’ diyene de ki: Gecenin hayrını bilenden olalım, gecede MELEKLER’den NURU’nu alalım. ‘Güneş doğdu, gölge silindi’ diyene de ki: ‘Gecenin doğuşu, kulun geceden oluşuna denktir.’ (Dedeciğim, biraz daha açık yazar mısınız bu fikri?) Gecede kendini bulan kul, gönlünde Güneş’i görür. Elbet vergisi cümleye yayılır. Bülbüller ötüşürken, çiçekler bitişirken, kulu itişir olmaz. Elbet düzende o görüşle güzel kalmaz. (Görevliler, talip olanlar mı olacak?) Altı görevli dedik, daha sonra açacağız. ÖZ’ü sözü DOST’a bağlayan, kapısında olanla gülen ağlayan. Diğer görevlilerden ayrı. Gemiye kumu getirmeden sözünü eden, sözünde bir kalan. Toplu gelenlerle birliği kurandan olsun. YUVA’mızın topluluğu. (YUVA’mızın özü ile gelenler arasında irtibat kuracak.) EYVALLAH. Bağlantıyı katkısız kılan. Altı kulu, altısı da katıksız el ele veren (Dedeciğim, şimdi mi ilerde mi görev alınacak? Diğer yuvalarla irtibat kuracaklar mı?) Asla aralarına çamur karıştırmayan. Topluluğun koruyucularına yardımcı. Manevi koruyucularına yardımcı. Unutulmasın, altı kulunun her biri ile ve her birinin diğer kullar ile arasında ne yol ne hal açıklığı olmamalı. ‘Babam.’ denildiği gibi, baba evlat arasında olduğu gibi. ‘Olmazsa?’ diyen talip olmasın, vebali çok büyüktür. Ne söz edilebilir ne söz ettirilebilir. DOST KAPISI’nda, DOST yapısında söz ettik. Suyumuz her dileyene dilediği kadar dağıttık. ALİ’den sözü bağladık: ... Açtığın toprakta seni besleyen vardır, diktiğin çiçekte kainatı süsleyen vardır. ALLAH’ıma emanet olunuz. Vazife aşkında yemine durunuz.

20
  Kuşak aldık, DOST bildik, cümlenize selam dedik. Asmaya ip bağladım, yaprağına el verdim. Kaynat kaynat, suyunu iç. Yumuşak yapıya gelir, teninde yumuşatır. ‘Şerbet versem.’ diyene de ki; ‘Gönlümde VAREDEN’in SEVGİSİ yüklü. O’ndan gelen gerçeği, bana verendir.’ ‘Saydım saydım bitmedi, gönül aldı yetmedi, bilen bilmeyene satmadı, ‘Yol vereyim.’ dedim, gelip elimi tutmadı’ dediler de, senden sana gidiğini sordular. De ki: ‘Yargı sargı, ALLAH’ımdandır.’ Sana. Kayguyu sildiğim günden yolumda toz kalmadı, suyumda buz kalmadı. Ne derlerse desinler, huyumda YUNUS’un güzelliğini görsünler. Sebep denilen olayın seyrine gelen her yolcu, durduğu yeri han bilir, hancı ile aldığını yolunda bulur. ALLAH’ım RAZI olsun. Soyluya tarif ettiğin yolda soysuzu görürsen, sen selam ver; alırsa alır, almazsa dağılır. Bağladığın düğümü çözenden olsa, gönlüne sevgi dolsa; ‘ALLAH’ım.’ diyecek, meyveyi ermiş yiyecek. Ne ağacı bilir, ne kökünü bulur. Kaygu da neyin? DOST KAPISI’na niyaz dileyin. YA RABB’i, sevginin ekildiği yerde, harmanın döküldüğü günde. ‘Hancı yolcu bilmeyene, yol göster.’ diyene. Bilse bilmese, önce kendi çevresinde dönecek, sonra kendinden kendine yanacak, eşini güzelde görecek, dilese dilemese seyrin dışında kalacak. Kapısız yapıya talip oldu, gölgeyi dilemeden aldı. Hayrına niyazda olalım, her sofrada içtiği suya yedi AYET-EL KÜRSİ okuyalım. DOST YAPISI DOST KAPISI’nı açar, dileyen eşikten geçer. Dilenen, dağılmadan toplanacak; sevginde gelişen, adı ile anılacak. ‘Yaprak suyu iç.’ dedik, eylemde düzeni verir. Yosun varsa basma, dal eğilse kesme, gerçek gelmeyene susma, ne var ki akan su misali taşma, yerden göğe oluşacak düzene şaşma, yolunda gözün olsun taş gelse de düşme.

7 mayıs
(19 Nisan 1981 tarihli tebliğde YÜCE ALEM, altı görevli dilemişti. Görevin başına a.ç can atanmıştı. Regaip Kandili tebliği alınmazdan önce, geri kalan beş görevli de, talip olarak adlarını yazdırdılar)
‘Güzel.’ dedik her hale, ‘Güzel.’ dedik her kula, beraber geldik dilenen yola. Cümlenize selam olsun. Kalemde dilenen kalsın. ER olduk yola durduk, yolda dileyeni gördük her elden her dilden, tek gönüle döndük. Kuma gelen, dağ yolunu aşandır, her hali ile dilenmiyen ile savaşandır. ‘Dilenmiyen nedir?’ diyene de ki: ALLAH’ımın EMİRLERİ’ne uymayan. ‘Ağacın dalındayım’ diyen, göreve talip olandır. Söz uzamaz, ayna kuma gerekmez. Aşınan, yoldan yola taşınandır. Dost adı ile geldik, HAMZA’nın selamını getirdik: “Asla sözden dönülmesin. Konuk gelenden, yersiz olan sorulmasın” dedi, soruya yer verdi. ‘Kuracağız.’ denilene kapı açılır, DOST ADI’na geçilir. Doğduk bileceğiz, bildiğimiz gibi olacağız; sözü ALİ’ye vereceğiz. Olmayı her dileyen gülmeyi bilmeli, gülen ile beraber olmalı. Ağlayana mendil değil, elini uzatmalı ki; kendinde olanı nakletsin, DOST halini akletsin. Beni bana bulduran, senden O’nu sorduran, elbet görenedir” dedi, meydan sofrasına YEMEN’den selam getirdi. (YEMEN, ‘Refik-i ala’ mı efendim?) Selam YEMEN’den cümleye. ‘Ata binsem yola dönsem’ diyenin aradığı at mıdır? Yoğun çalışalım, verilen göreve alışalım. Katacağımız, her gelenin elini tutacağımızdır. Olumsuzluk asla yok, sadece doyumsuzluk vardır. Her verilen görevli, vazifeye uymaya alışmada el ele verilirse, çalışmada gölgeler silinir. Gölge, sizdedir bizde değil. ‘Dört ER’ den birini gecede vereceğiz. Gerçeği olduğu gibi gören, elinde KABE’yi nakış misali ören (a.z.l) Soralım; gayreti kimden aldı, nerden gördü, nasıl ördü? Selam olsun, olduğu gibi kalsın. Dost halini bilir, sevgisinden bulur. ‘Dört ER’den biri olur. Cümlenize selam olsun. Gelende, ikinci ER’in adı verilsin. Tozdan arınan, arınmış gelen, gözden, gözden bilinenlerdir. Arınmış gelen, saman yığınında uzanan. Adı ile geldi, TOKTAY denildi. MERYEM, gönlünde yanan ile görüldü. Arınan sözde verilendir, TABDUK denilendir. ALLAH’ıma emanet olunuz.

13
Konuya el verdik, yerinde olsun, göreve gelenler hayır görsünler diye niyaza durduk, ALLAH ADI’na söze girdik. Kucak açalım, doğruya eğriye ‘Nasip.’ diyelim. Elbet eğriden ALLAH’ım vermez, kulun şikayeti yerinde kalmaz. ALLAH’ım yardımcınız olsun, konuk gelende niyet bilinsin, sayıya değil sahiye yani hakikate uydunuz. Görevliler. (Konuk geleni bildirmediniz?) ü (ü.m) Her var olan O’ndandır; dağdaki çalı bile, güldeki diken bile. Ona de ki: ALLAH’ım O’nun ADI’na niyet kuranı mükafatlandırır. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun, görevinizde muin kılsın. (Ne demek dedeciğim?) Ehil. ALLAH’a ısmarladık. Lailahe illallah Muhammedür Resulullah. (Bir canın ruhsal şifası için sorulur) Kevser suresi okunsun.

14
 
‘DOST KAPISI’ dedik, YUVA’yı cümleye açtık. Yapıya her kulunu görevli seçtik. Dört’lere iki daha verdik. (Sayıları 6 ya mı çıktı?) Hayır. Birini daha önce verdik, ikisini bu gün vereceğiz. ER adını alanlar, seferde seherde görgüyü bilenler. DÖRT KİTAP’ın ÖZ’ünü, RESULÜ’nün sözünü gönlüne katıksız alan; aynayı kendi gibi ‘Cümleye tutayım ‘ diyen t. (t.ö) Olumunu doyumunu katıksız doğada gören, doğduğu günü şükürle anan. (s ağabey mi?) EYVALLAH. (s.b)

15
YUNUS’um söz ile geldi, sözün kısası dedi. Olumunu biliniz, ‘Sudan aldı, uyumuna girdi’ deriz. ALLAH’ım RAZI olsun, kaydında güzele uysun. Soğuk suyu yanağında gezdir. (Buz mu?) Evet. Küçük büyük demeden, ‘Doğru HAK’tandır.’ deyin, ALLAH’ıma havale edin. Hoşnut olmak için değil, şikayete düşmek için yön arayana; ne desen uymaz, güzeli asla duymaz. Güneş varken kapısını örtene de elbet ALLAH’ım yardımcı olur, kapısını kapayanın çatısını açar. Denilene ‘EYVALLAH.’ deyiniz, yorum  HAK’tandır. MEVLANA’yım. YUNUS’um ile geldik, ‘Ne güzel niyaz’ dedik, her dileyene sunduk. Ayağa düşmeden, olaya şaşmadan bunalım geçecek. Günde üzüntü veren. YUNUS’umu YUVA’ya bağlayana gölgeler olsa bile, ‘Yamaya gerek yok.’ dense bile; ALLAH’ım EMRİ’dir, YUVA’ya cümlemiz gelir, görevimizi ALLAH’ımın EMRİ’nce getiririz. Bol gelen darlık vermez, ‘HAK.’ diyen hata bulmaz. Cümleye. DOST KAPISI dedik, YUVA’yı cümleye açtık, yapıya her kulunu görevli seçtik. Daha önce verdik, olacak. Hiç bir olay yazıldığı günden ne önde ne sonda olmaz. AYET-EL KÜRSİ. Her gün, en az onbir. MEVLANA her gün yanında. Oluşanı gelişeni, hanım hanıma söyleşen kullarına selam olsun, olduğu gibi cümleye selam versin. 

22
(Bir cesedin toprağa verilmesi veya yakımasından hangisi ilahi murada uygundur ve niçin? ‘HAY’ ESMA’sının zerreleri diri tuttuğunu söylemiştiniz. Sözlü bir sohbetinizde konu edilen bu zerreler, bedene mi yoksa RUH’a mı aittir?)
Kat kat yol aldık, her kulunda çeşitli hal gördük. ‘ALLAH’ım en güzeline uydur.’ dedik. ‘BENİMLE olan BENİMLE bulur’ denildi. Buluşta eşit değil çeşit vardır. Cümlenize selam olsun. Her yol, BİR’den BİR’edir. ‘Nasıl?’ demeden geldik. ‘Nerden?’ demeden bulduk. ‘Kimden?’ demeden gördük. Kimi kim ile sevdik? Olduğu yerde kalmaz. Her zerrede O’nun verdiği vardır. Her zerre O’nun ADI’na YAR’dır. Ne katı ele gelir, ne satır yerde kalır. Bilen bilmeyenle kendini bulur. Tende oluşan, kanda doluşan, canda buluşan, göçte; yerden, gökten, sudan, havadan değil, RUH’undan yer bulur. Cesed, nerde olursa kalır. Dünya, deneyene güzeldir, eleyene değil. Soyunduk ER’liğe, sevindik gürlüğe. Suyun aktığı, kulun ‘Yolum.’ diye baktığı gönüllerde yaktığıdır. Alacağın var ise, yolun çağırır; gönlün dar ise, bahane ayırır. Kumun yerde olduğu, kulun gönül ile bulduğu bilinir. Zerreler madde ile verilir, mana ile beslenir. Gönlünü öyle aç ki, madde olan her zerren mana akımında erisin. ALLAH’ım, her halde akım alamayan kullarını korusun. Güzel her hali ile, güzel tatlı dil ile, güzel bildiği ile. Bilenin bilmeyenin, görenin görmeyenin YARATAN’ı BİR’dir, BİR’liği buldurur. Senin ile, dilerse buldurur. 

26
(‘İlim ve bilim, doğumla ölümün anahtarıdır’ demiştiniz. Bizim imkanlarımızla bu kilidi açmak olanaksız olduğuna göre, öte alemin bize yardım etmesi gerekli bence. Sizin üstlendiğiniz görev, ALLAH’ımın İZNİ’ni gerektirecek kadar önemli olduğuna göre, bu düğümü çözmek- sanıyorum ki- sizinle mümkün. İnsanlık hayrına vereceklerinizi, hayli uzun süredir düşündüm. Almaya hazır olmadığımız için, ‘Yeni’ dediklerinizi vermeyi ertelediğinize inanıyorum. Lütfen bize öğretmek istediğiniz bu bilgileri; anlama, idrak ve önemini kazanmak için, ne yapmamız gerekli söyler misiniz?)
 Kumda YUNUS misali yürürsen, havada zerreleri görürsen; düğüm sana açılır, dar geçitten geçilir. Yol sizin, yolcu bizim. (Hepimizin müşterek bir gaye içinde olduğumuzu mu söylüyorsunuz?) EYVALLAH. (Müşterek gaye nedir?) Doyumu bilmek, kendinde olanı bulmak, hakikat düğümünü çözmek. Kendini bilmeden hakikatı bulamazsın, zerreleri bölemezsin. Önce sizlere verdik, alan alır kendini bulur. Önce, uyum sağlanır, katıyı yumuşatırsın. Buzu güneşe tutarsan erir. Güneş, sevginin örneğidir, yaklaştıkça eritir. (Güneşe nasıl erilir? Düşünerek mi?) EYVALLAH. Düşünce, sevginin anahtarıdır. Düşünmeden ilmine eremezsin, bilenden olamazsın. Bildiğin zaman, sevgisiz kalamazsın. Daha önce verdik: Aça toka el verebiliyorsan, iyiye kötüye gülebiliyorsan, yağmura çamura, yıkana yı(a?)kana ‘HAK’tan.’ diyebiliyorsan, anahtar elindedir, kainat gönlündedir. Görevini bilsen, kendini çözersin. (Görevim nedir?) Doğana güç vermek. Yeniye. Doğanın ebesi. (‘Yeni’ vermek için görev aldığımız bilgiler mi?) Elbet. Kuşak geçerlidir. Ne var ki, yeterli değil. (Kuşak deyimi ile neyi kastediyorsunuz?) Yeniyi. Sağlıklı  tutmak için bele sarılan kemer. ‘Yüze tamamlayacağız’ dedik, daha önce verdik. Ekibin yeniye açılan kapıda görevi sayıya değil, sevgiye yönelmesini sağlamak. Çözümü olacak, sevgi santralı kurulacak. (Bu santral neyi sağlayacak?) Dünyaya sevgi üreten santral. Ak ile kara silinecek. Yağmur ile çamur sevilecek. Her lokma, sevene sevmiyene bölünecek. Dalga var ise denizde, sakin kalması beklenecek; gine de yola devam edilecek. Veriyoruz. Nefis senden korktuğu günde, anahtar elindedir. Sen nefsinden korkarsan, eğitene gelirsin. Yani, yardımcı çağır. Unutma, nefsini nasıl yendiğini, kendinde olana nasıl yenildiğini, kendini bulduğun günden nasıl sevildiğini, ve ne olursa olsun sevdiğini. Elbet görevin ağırdır. Unutma geçirdiğin en ağır imtihanları. O gün, bu günü  getirdi. (İmtihana ne gerek var?) Dünyada da öyle değil mi? Okulu bitirmeye imtihan, işe girmeye imtihan. Elbet, makam almaya da imtihan gereklidir. Görev alan her kulu bilsin ki, HAK kendisine makam vermiştir. Her kulunun görevli olduğunu söyledik. Ayrıca görev verilenler, makamı açıklananlardır. Yol Münasip diyelim, YUVA’mıza yerden göğe niyaz edelim. Görevlilere ALLAH’ım yardımcı olsun, YUNUS misali verdiğimiz her kulunda, YUNUS’tan örnek gördüğümüzdür.  ALLAH’ıma emanet olunuz. (‘Yeni’ ne zaman verlilecek?) Yirmiyedi tamamlandığı zaman. Gelişe verilişe, gene program dahilinde sunulacak. Gerçek açık açık okunacak, her arayanla dokunacak. ALLAH’ım cümlenizin yardımcısı olsun. Sohbetleri açık açık okursanız, satırlar arasındaki sırları çözersiniz. Verdiğimiz yazılar, bilinenin ötesindedir. EYVALLAH.

30
Küçük büyük güzele yolunu diler, kendinde olana kapıyı açar. Cümlenize selam olsun. ‘Kandil’ dedik buluştuk, her gelene alıştık, YUVA’mıza niyaz ile doluştuk. YAR ADI’na gelenler, gönülden katılanlardan ALLAH’ım RAZI olsun. Dağılan değil, eğilen vardır. Eğilenden maksat; her zerreyi bilenin, ‘SEN’den ALLAH’ım.’ diyenin secdeye varışıdır. Her güne söz aldık, ‘Her kandilde YUVA’mız açık.’ dedik. Söz bizden gelir, dilenen halde değil. HAK’tan nasip verilir. Can ile bir olduysan, CANAN’da kendini bulduysan; ne söz eder, ne kayıttan hata ararsın. DOST KAPISI’na durduk, DOST ADI’na kapıyı vurduk. ‘EYVALLAH.’ dedilerse, selam ile girdik. Dayandığımız O’dur. Gerçeğin yapısında cümleyi bekledik. Dedik ki, ‘Bilenden, gelenden ALLAH’ım RAZI olsun. Cümlenin kandili yağ ile yansın, asla tükenmesin. Katıksız verdiğimize yorumsuz uyulsun.’ Çoğu azı bilmezsen, kışı yazı sormazsan, kardan nasip almazsan; kordan güzeli bulmazsın, sen de sözde kalmazsın. Söz ile ÖZ ile BİR olalım, BİR’de kendimizi bulalım. Bu güne geldik, niyazdan dönmiyelim. Sayfayı çevirelim, yolda sakın kalmayalım. ALLAH’ıma emanet olunuz. (e’nin ricasına cevap verecek misiniz?) Olumunu bilir. Niyaza devam etsin, cevabını alır, düşüne dönüşür. 

haziran
 
Yolun geldiği yerde, suyun aktığı yönde; her olay bilinir, sözden değil ÖZ’den verilir. Günün geldiğine bakılır, öylece dilenen ateş yakılır. ‘Yolun geldiği.’ dedik. Söz verilir, konu açığa gösterilir. ‘Aldım verdim.’ diyemezsin, sen sözüne dönemezsin. Söz, YAZAN’dadır sende değil. Olaylar yazıldığı gibi görülür, kimi fistan düğümlü örülür. Yaprağa yol verdik, ‘Kayguyu silse.’ dedik. Yolun geliştiği, kulun oluştuğu yerde verilen çözülür. Gölgeyi silmeden bilemezsin. Ayran verdim yolcuya ‘Halin?’ dedim kolcuya, sordum ‘Nerden?’ hancıya. Dedi: ‘Somutta YAR vardır, ateş yandı kor vardır, ‘Sebep?’ dese kar vardır.’ Dört yaprak bir olursa, bir kökte buluşursa, düzenden yerini bulur, YAZAN ile beraber olur. Dört gün doldu mu, dama vurdu mu RAHMET? DOST kapını çaldığı günden. Gerçeği verenin sözünde olumsuzluk ararsan, olumu yerden mi gökten mi alırsın? DOST kapını çaldığı günden.  

5
 
Koşuya giden bilir, yoldan vereni görür, gelene gidene ‘Selam.’ derse, yolu kolay bitirir. Cümlenize selam olsun, görgüde her kulu birbirini selamlasın. Gelenin sözü birdir, BİR’den verdiğidir. ‘Bundan ötesi?’ diyene de ki: YUNUS’un yolu aldığı yerde kendi vardı, bulduğu yerde kendinde olan kaldı. Her satır ÖZ’den gelir, her kulu kendinde olan kadar verir. Aymayı bilenden, güzele gölgeden bakmadan bulduğu, her yerde olana HAK ADI’na dediği bilinir. Suyun her damlası, yazda kışta yerini olduğu gibi görür, gösterir. Topraktan alırsan ‘Rahmettir.’ dersin, çamura bakarsan zahmete söz edersin. Suyun hatası değil elbet. Süzülür durur, deryada yerini alır. Kulu da öyledir. ‘BİR’de kalalım, BİR’liği bulalım.’ dersek O’nun nasibine inanalım. Doğuşun vergisi, kulun kendinedir, kendinden değil. Kulunun yargısı O’ndandır senden değil. ‘Az yesem çok desem, bildiğim SEN’dendir.’ dedik, VEREN’in sergisinde cümlenin sevgisini gördük. SEVGİSİ’ne kainat kendini buldu. SEVGİS’ne kainat YARATAN’a döndü. Sonsuz denilen yerden söze girdik; sınırlı olan yerde, sonsuza varmanın öğüdünü verdik. ‘Alan alır.’ denildi, -bilen ile bilmeyene- sevginizi birleştirin, kardeşliği kökleştirin diye söze girildi. Kardeş sevgisine eş olsun, cümlenize sevgi dolsun. ‘Sevgiyi nerde bulalım, kimde görelim?’ diyene de ki: Kendinde ara. Yol, yolcuya açıktır. ‘Senden benden.’ diyene, O’nun ADI’na gerçeği sor ki, geçeni silmeyi bilsin, O’ndan geleni ne denirse densin övsün. Kement attık sözüne, ‘Uymaz.’ dedik yazına. Yerden gökten verdiysek, HAK ADI’na dediysek, katkı bizden olamaz, her yerde söz kalamaz. Boya verdiği gibi, suya erdiği kadar.  

9-1
Akşam sabah saymadan, gününe nokta koymadan; ‘Aldım, verdim’ diyeceksin, dumanı gönlünden sileceksin, katık diye patatesi bol yiyeceksin. (Haşlanmış patates mi?) Nasıl yersen. ACIYAN ALLAH’ım sevgisini cümle kullarına verir, her sayfa günü geldiğinde okunur. DOST ile hemhal olan, yolunda kendini bulan; gidişe gelişe ‘Ahenginde.’ der, güzelliğe söz eder, açılan her kapıya el eder, selam eder. Olumsuzluk yok.

9-2
YUNUS’um gönlünden cümleye yol açtık, kulunun her halini sevabına günahına bakmadan seçdik. Selam olsun, kumdan dileyen yol alsın. Doyuma geçmeden yazamazsın. Kapalı kapıda, karanlık yapı vardır. Açalım, geçelim. Günü geldikte her olay yerini bulur, konuk gelenden güzeli görür. Çevresini yapraktan çok alanda, yerden gökten kement atanda, katılmaz. Alacak verecek, her sahifede hakikati çözecek. 

10
 
Yerden gökten verilir, kuyuya söz edilir. (.) Sınırlı yorum. ‘MEYDAN açıktır’ dedik, yazılı olanı verdik. Daha önce dedik; ‘Yazılı olan günü kul seçmez, açık olan yoldan seven kaçmaz.’ Hayır olana gönül verdik, yazılı olanı söyledik. ER’lik olana adım atmak, kendinde olanı tutmaktır. Yakındır, kement yerden de gelir. MEVLANA’nın YUNUS’un okuduğu, ayrı değil. Ayrı ağaca baksan, yoldan geleni beklesen, kumda oluşanı bilmezsin. O GÜN; kuma adım atan, kendinde olanı tutandır. MEVLANA’yım. Yumuşak gönülde yumuşak hal görülür, dilenen güne kement atılır. Oyun değil düzendir, güzel olan yazılandır; er olsa, geç gelse, günü geldiğinde unutulandır. Silinen geçendir, silinmeye kırılandır. Miyyarın HAK’tandır. Dumanı silelim, DOST deyip gülelim, gerçeği bilelim, olana uyalım. Kuyu bize vermez, deryadan alan kuyuya gülmez, gülse de kendinden başka ses almaz. Ayran iç her yemekte, naneye devam et. Elinde olan titremeye. Ummak gerçeğe götürür. Gölgeyi sildiğini, Güneş’e yönelttiğini unutma. 

17
Cümlenize selam olsun. Her yol dilenen yerde buluştursun. Ayaktayız ayakta olunuz, gönüldeyiz gönüllerde bulunuz, güzelliğe öylece kavuşunuz. Geldik selama durduk, hep olan gelen adına konuştuk, günün yorumunda selamete kavuştuk. Aydın günün yazısı, güzel yolun gezisi dilenen halde olur. Selamda YUNUS selameti bulur: ... ‘Taş toprak yükten midir?’ denildi: Taş toprak yükten değil, HAK’tandır. Ne var ki, HAKK’a götürmeye değil. Saydık gelen geçeni, sorduk yolu seçeni. ‘Aynaya mı, aynadan mı?’ dediler, niyette gelişeni değil, değişeni sordular. Aynaya, niyet eden bakar. Aynadan alan, kendinde olanı seçer. ‘ALİ’nin sözü.’ denilir, HAK ADI’nda ÖZ’ünden verilen görülür. Ben, benden bilmeden senden bulamam; ben, bende olanı görmeden sana veremem. Yerden gökten RAHMET gelir, RAHMETİ cümlenizi bulur. Gecede kaygular silinsin, ‘Her kulu kendinde olanı bilir’ denilsin. Gördük ki, bilenin bilmiyenden ayrısı yok. (‘Kendinde olan’dan murat ne acaba?) Kandinde olan, HAK NURU’dur. Hiç bir kulunun, ne az ne çok ayrısı yoktur, bilenle bilmiyen vardır. Daha önce dediğimiz odur. Bilenle bilmiyen ayrıda değil diye. Ayrıya düşseydi, KENDİ’nden olmazdı, ‘VAREDEN.’ denmezdi. Bilirsen kulusun, bilmezsen hatalısın. Kendini bilmeye bulmaya mecbursun. O’ndan geldin, O’na döneceksin. Öyle ise, sende olanı bileceksin. Bilmezsen, O’na ne yüzle döneceksin? (Koşullarını kim hazırlayacak bunun?) ‘Şükür ALLAH’ım.’ diyelim, kendimizi bildiğimize dua edelim, bilmiyene yardımcı olalım. ‘Nasıl olalım?’ denildi: Sizlere gelen yardımcıları unutmayın. (Şeytan ile ULU’yu nasıl ayıracağız?) Gönlüne sadece ALLAH’ımı aldı isen, kainatı koydu isen, Şeytan’a yer kalmaz. ÖZ ÖZ’de saklanmaz. Beden var oldukça, yerden gökten her geleni aldıkça oyma misali gelişir; bilen bilmiyen ile buluşur. Oyayı bilen işler, sofrayı seven düşler. Ayağa gelse de taşlar, bildik bileceğiz, ‘ALLAH’ımdan.’ diyeceğiz; taşı tekme ile değil, elimiz ile kenara koyacağız. Tekme ile vurursak, kendi canımız yanar. Selamına erdik, ‘Şükür ALLAH’ım.’ diyelim. Az yiyelim, az uyuyalım, her yönde her günde O’nun ile baş başa kalalım. ‘TEK’liğe mi?’ dendi: Çok ile TEK’lik, en güzeldir ayrı kalmadıkça. Benden sana, senden ona halkayı kurdun mu; olanlar YÜCE’den size akar, sizden YÜCE’ye bakar. Cümlenize selam olsun . ‘Kader’ denilen her satırda yazılan; sizlerde tecelli ettiği gibi, cümlede de kalsın. ‘Ne demek?’ dendi: Kaderde yazılı olan, sizlere selam ile gelen, her kuluna nasip midir? Yanılma olmasın, ‘Selam, yalnız bize mi?’ denilmesin. Selam sizler ile kainata, her zerreye. Ne var ki, bilen bilmiyenden şanslıdır. Bilenin şansını arttıran, aramasıdır, aradığını bilmesidir, bildiğini bulmasıdır. Mutluluk sizlerle kalsın. Soframız her gece zengin olsun. ‘Kapılar açıldı.’ müjdesine kimsenin şüphesi kalmasın. O’ndan gelmiyen verilmez, bağladığımız her yuva aslımızdan silinmez.  (‘Bağladığım her yuva aslımızdan silinmez’ ne demek Dede'ciğim?) Asıl olan HAK’tır, HAK’tan gelendir; YUVA’mıza her gelen, bunu bilendir.
RESULÜ’ndan selam getiren ALİ ile FATMA SULTAN. “ HAK ADI’na adın verdik, her zerreye selam verdik” dediler, gecede cümlenize resimlerini hediye ettiler. 

19
(28 Ekim 1972 tarhli tebliğde 111 rakamı veriliyor. Bunun 26 Mayıs 1981 deki 101 lerle ilgisi var mı? Berat Kandili tebliğinde canlara namaz önerilmekte, YUVA’mızın merkez olacağı bildirilmektedir. Yorumumuz doğru mudur?) Kucak dolusu selam ile geldik, cümlenize güldük, ‘GÜL’ü ile BİR olsunlar.’ dedik. Niyazımız, kainatta cümleyi bulur; her gelen, kendi dilediği gibi alır. Namaz, müslüman kullarına RESULÜ ile verilir. Gerektiği değil, şartıdır. Gerçeğin açıklığı, düzenden bilinir, VEREN’den sorulur. Bildiğiniz, ‘gölgeden çıkayım’ diyene, gerçeği vermektir. ‘Gerekeni ben bilirim’ diyen, VEREN ile kendi irtibatını kesendir, ÖZ’ünü silip bedenine küsendir. Bilgimize bilgi eklemek, HAK’tan geleni beklemektir. Kumun vergisi denildi, daha önce verildi. ‘111’ de, MANA ALEMİ’nin düzeni vardır. YUVA’daki düzende, verilen ve alınan isimler vardır; ‘Görevli’ denilir. Az aşın sözü olur, sert taşın izi kalır. Gelenin dostluğunda, cümlenin gönlü kalır. (Gelen kimdir?) ‘Aşamam’ dediği dağdan, koşa koşa gelen, kendini HAK SOFRASI’nda bulan, güzele ömür boyu doyan AKŞEMSETTİN. Kapıları açana, nefis yapısından kaçana selam olsun. Kuma adım attı kendine dönsün. Andığımız, sevdiğimiz, adı ile umduğumuz RESULÜ’ne gönülden yönelttiğimiz niyazlarımızdan elbet Şefaati’ni bulacağız. Akan sular götürür, nefsi bedende bitirir, şüpheleri kaldırır. Çünkü HAK ile BİR olduğuna inandırır. İnananlar O’nundur, O’nadır. İnandı isen, O’ndandır. Soğuk sıcak verecek, güzel çirkin görecek, tatlı acı yiyecek, ‘Hepsi güzel’ diyecek; o zaman kulluğunu bilecek. ‘Umut nedir?’ denildi. Verdiğini değil, vereceğini beklemek, vermezse kaderine küsmek. Verceği değil verdiğidir güzel olan. Kaderinde vereceği yoktur, sadece verdiği vardır. DOST KAPISI’na duran bilir, DOST yapısına gelen görür. Uyum, güzelliğin aynasıdır.Yoğun çalışalım dedik, sayfayı öyle açtık. Yoğun çalışmada defter açmak değil, zerrelerde O’nun verdiğini dosdoğru görmek, görmezse göstermek. Önce her kulunun birbiri ile uyum sağlaması, ne denirse densin, kim ne yerse yesin, ‘Sadece HAKK’ın verdiği vardır’ desin. Hata ararsan hataya düşersin, sende senden gidene şaşarsın. Bilenin bilmeyenden üstünlüğü, yerine nokta koymasıdır. Noktayı silersen, bilmeyenin haline düşersin. Kement atan her yolcu, duracak hanı arar, hancıdan günü sorar. Hancı yolcudan alır, yolcu kendinden bilir. Ne yolcu ne hancı, sayfadaki sırları bilemezler, okunan satırlarda noktayı koyamazlar. Bilirsem bana değil sanadır, bilirsen sende değil bendedir. Öncü olayım dersen yanılırsın, bir kenara konulursun. Kainatta her zerre birbirinin hizmetinde. Öyle ise, ne öncü ne şah olamaz, ALLAH’ımdan başka kimse veremez. Şeytan’ı aklından silmeyen, kendinde olanı bulamaz. O’ndan geldik, O’ndan bulduk, O’ndan başka güçte sorgumuz olamaz. Çünkü YARATAN O’dur, ne varsa O’nundur. O’nun olan, O’ndan gelene söz edemez. Sözü var ise, kendine desin, kendinde olanı bulsun, ‘Şükür ALLAH’ım’ desin, secdeye başını koysun. ‘SEYYİT ÖMER kim?’ denildi. RESULÜ’nün üçüncü kuşak torunu. Kendine değil, YUVA’ya geldi, YUVA’da cümle ile GARİP’i selamladı. El elde, söz dilde olacak, günden sonra söz ile verecek. Her sözde SEYYİT ÖMER gelecek, sırtında nefesini verecek, öyle güzellik kainatta kalacak. ‘Gördüm’ derse gördüğündendir, şüphesi asla olmayacak. ALLAH’ıma emanet olunuz. SEYYİT ÖMER ile ALİ, söz ile diğer görevlilerin adını gün gün verecek (Sözlü mü verecek?) EYVALLAH. Konuk gelenin selamını aldık. (YUVA’ya ilk kez katılan konuk için) Açılacak yerden nane toplarken, çözülecek kendinde olanı katlarken. 

20
(Felçli bir çocuğu şifası için alındı) 
 
Kuyuya eğilmeden yürüyecek, kendine geleni yerinde bilecek. Cümlenize selam olsun, DOST KAPISI açık kalsın. Katı yerde yatırın. Yerden göğe niyaz eden ile elini tutanı bildiğin günden, ‘Şifasına el atayım’ dediğin güne kadar geldik. ‘Dayandığı kadar verilsin’ dedik. Soyunduğu yerde SAHİBİ’ni bulacak, ‘ALLAH’ım SEN’den.’ diyecek. Konuk gelenin YUNUS’a diyeceği nedir? (Konuk gelenden kim kastediliyor?) Yavrunun babası. Altı gömlek sayarsan, altı mendil koyarsan, yerden geleni sileceksin. Yoğurt bal yedirin, kemeri belden çıkarın, koyun postuna oturtun. Yün olsun, bedendeki devreyi kolay sağlasın. ALLAH’ıma emanet olunuz. ‘DOST elinden ‘ dedik ya. Kendine değil, kendinde olana bak. Kendinde olanı bilenin Güneş’i gönlündedir. ‘Yakmaz.’ dediğin, bedene bakmaz. Çünkü beden öyle imtihanlardan geçti ki; gönlünde güneş açtı, kainatta her zerreyi gördü, en güzeli seçti. ALLAH’ım senden RAZI olsun alacağın görevde yerini bildirsin. Seherde yer gören, seferde tur alır, KABE’de gönlü kalır. Alan bilen sendedir, zengin fakir kapında. ALLAH’ım RAZI olsun, verdiğine bin katsın.

2 temmuz
Konuk denilenden güzeli bulduk, ‘O GÜN’e geldik. Selam olsun, her bilen bilmiyenle bulsun. ‘Konu güne açıktır.’ diyelim, sözü tatlıya bağlıyalım. Selam ile geldik, selamda duralım, hayıra öylece yönelelim. ALLAH’ıma emanet olunuz. Gidenle geleni ALLAH’a havale ediniz. 

8-2  
  
Küçük büyük eldedir, cümle alem GÜL’dedir, her dileyen haldedir. Cümlenize selam olsun, gölgeyi silen kendini bulsun. DOST KAPISI’na durduk, DOST’a güzeli sorduk. ‘Güzel haldedir, yoldadır, eldedir’ dediler, kaydına çiçek ördüler. Günün yorumu kuldur, düzeni dileyen kuldur. ‘Denize ayak atmaz, dilenen eli tutmaz’ diyene de ki: ‘Yolum benim adımdır, gidişe uyacağım, yolun götürdüğü yerde bulacağım’ Söz, dilde bellenir gönülde ballanırsa; gidene gelene sohbetin özü verilmiş olur, dağılan değil, ÖZ’de toplanan görülür. Uyum yerinde ise, doyum da gereklidir. Doyum olmayan yerde, uyumun etkisi yoktur. Uyum aş ise, doyum sudur. Sofraya su alamadan oturamazsın. MEVLANA’yım. Gemiye cümlesi sevgisini getirsinler. Dayanan, güvenen senden benden değil, HAK’tan bekliyendir. ALLAH’ıma emanet olunuz. Onlara (Hıristiyanlara) üç sözümüzü naklediniz: Kim olursa olsun, nerden gelirse gelsin, sadece verdiği ile sevinsinler. Muayyen günde cümle için niyaz etsinler. Sayılı günleri gönül ER’leri ile geçsinler. ‘Gönlü ER’leri’ kimdir, kimlerdir? Niyazını kendine değil cümleye iletendir; cümle için yerini DOST KAPISI’nda bekletendir. Oluşu yeterli demeden sevsinler, sevgide hayır bulsunlar. Noksan olan, cümleye iletilen sevgidir. Sevgiye söz yeterli gelmez, sevmiyene DOST asla gülmez. ALLAH’ıma emanet olunuz. Kement attığın, gönül kattığın, çevreyi saran ile YUNUS’a baktığındır. 

13
 
Komşu komşuya gülsün, küslük bir yana kalsın. Kim olursa olsun, el ele versin; benden sana, senden ona akım geçsin. Cümlenize selam olsun. Kalk gidelim yazıya, dedim ‘Durduk kazıya…’ Dağda günei gördüm, güneşte karar verdim. Yazıya güleceğim, kazıya döneceğim, bulduğumu cümleye vereceğim. ‘Kazı nedir?’ denildi: Yazı (İSA’nın yazısı mı?) kaderimdir, kazı döne döne aradığım, durduğum yerde kazıda gördüğümdür. ‘Ne gördün?’ dediler: Yazımı. Gelsem gitsembulamam, ben halimi soramam. Kazacağım ki döneyim, ÖZ’ümde olanı göreyim. Güldüğün her olay sadece sanadır. ‘Konuk oldunuz’ dedik, cümleyi öylece selamladık. Konuk olmak, kendini bilmektir. ‘Ben konukum.’ diyen her an hazır olandır. Ayaktayız hakikatçehresinde. Ayaktayız RESULÜ’nün çevresinde. Ayaktayız, kainatın her zerredsinde. Ayakta olunuz. ‘Az yiyiniz, az uyuyunuz.’ dedik, (Yemekten maksat maddi aş mı?) EYVALLAH. (Fazla yemek akımı mı kesiyor?) ‘Az pişirin’ demedik. Pişirdiğinizi paylaşın, kulları ile eyleşin. Az uyuyunuz, tecellileri görünüz. ‘Perdeler açık’ dedik. Verilenleri okuyunuz. ‘Yaz.’ dedik, GARİP’e verdik. Okuyunuz.’ dedik, cümlenize söyledik. Okuyan, Yazan ile oluşur, YAZDIRAN ile buluşur. Gerçek kapısı bizdedir, size açtık. Biz ÖZ ille geçtik, söz ile sizleri seçtik. ‘Neden?’ denildi: Elbet talip olan seçilir. RESULÜ her hale talip oldu, galip geldi. Yüz yılın özündeyiz, özündesiniz. Ne mutlu bilenden, alandansınız. (Bilenden almak mı, bilenden olmak mı?) Bilenden almak, RESULÜ’ne uyanı bulmaktır. Her gün onu okuyalım, haline talip olalım. ‘Nerde?’ diyene (Bir can KUR’AN’da diye ekler) EYVALLAH. (KUR’AN’da denildi) Evet. ‘Güç gelir’ denmesin. Güce güç katılır. (Ben yalnız Türkçe KUR’AN okuyorum’ diye bir can ekler) Elbet okunur. (Anladığımız lisandan okuyorum) EYVALLAH. Giydiğimi bağlasam, ‘Düğüm HAK’tandır.’ desem, gülerler; yediğimi döksem, ‘HAK’tandır.’ desem, ağlarlar. Bendeki düğüm sadece banadır, sofradaki cümleye. ALLAH'ıma emanet olunuz. (Düğümden murat ne dedeciğim?) ‘Doymadım…’ dersin, yediğine eklersin, şikayete düşersin. Senin hatandır. Acıyan ALLAH’ımın gördüğünü bildiğini, her kulunda var olanı var ettiğine inanırsan; kasıttan uzak kalırsın, aslını öylece bulursun. ‘DÖN.’ dediğine ‘DUR.’ dediği an, kainatta her zerre selama geldi. ‘Benim de zerrem mi?’ diyene sözüm: Sen de kainatta değil misin? (‘Sır denen kainatta değil, sendedir’ demişlerdi) EYVALLAH. ALLAH’ıma emanet olunuz. (Bir can gördüğü rüyanın yorumunu ve gökyüzünde gözlediği birbirine yakın parlak üç yıldızın anlamını sorar) MERYEM, SARI ANA, MEVLANA. Kapıya yer aç, YUVA’ya DOST seç. Soframıza niyaza duralım, yediğimiz her lokmaya HAK ADI’nı katalım. (Rüyamda gördüğüm iki erkekten biri siz miydiniz?) EYVALLAH.

28
 
Koyun kuzu yerdedir, kulu, yolu YAR’dadır. Kimine ODU’n verir, kimine ADI’n söyletir. Gönüller yıkandı anda, cümlemiz gördük O’nda. Geldik gelenler ile, gördük sevenler ile; dedik ‘Arayanı bulanlar ile’. Haşr olalım, kayıtta kainatı bulalım. Yapımız ÖZ’dür bizim, kapımız hazdır bizim, sözümüz kozdur bizim. ‘Gel.’ dedik dünden güne, ‘Bul.’ dedik yönden cana. Kumda ayak izi var, sevenlerin dizi var; her satırda HAKK’ın RAHMET sözü var. MEVLANA’yım ÖZ’ünde, BİR’Liği buldum sözünde, değişmeyen yazımda. ‘Gel.’ diyene uyarsan, HAK SÖZÜ’nü duyarsan; bilesin ki yerdesin, duyasın ki YAR’dasın. ‘Koyun kuzu yerdedir.’ dedik, sözümüze öyle girdik. Bilmeden uyan. ‘Kapı açıldı.’ dedik. Her günde O’nu gördük, yönünü aldık, ‘Şükür ALLAH’ım.’ dedik. ALLAH’ıma emanet olunuz. (Dün gece rüyamda gördüğüm üç kişiden erkek olanı dedemiz miydi?) Gerçek güzeldir. Görülen görüldüğü yerdedir. 

6 eylül
 
'Konuk geldik diyelim, tatlı aşı yiyelim. Sohbet HAK'tan, niyet kuldan, giden yoldan. 'ALLAH'ım şükür.' dedik, hal ile olduk, hal diyenle bulduk, AŞKI ile dolduk. Sefer YUVA'ya açık, seher cümleye. 'Kuyuya indim' diyen, konuya nokta koyandır. Aynayı aldığımız, her sorana verdiğimiz açıktır. Kement atılan her olay, vergiye geçmez; kul verilenden dilediğini seçmez; alaya dahil olan, gün yetmedi diye kaçmaz. Almayı bilen her kulu, görevini nerde olursa olsun sürdürür. Elindeki malzeme, gönlünden gelendir. Yuvanın düzeninde miyyar ararsan, kendinde olanı 'Düzende buldum' deme, YAZAN'dan bil. Bellediğin O değil, O'ndan gelendir. O senin ile senden değil, sen O'nun ile O'ndansın. 'Gel.' diyene uyarsam, gönlümde olanı duyarım; 'OL!' diyene uyarsam, YAZAN'dan bilirim. 'OL!' diyen elbet RABB'imdir. YAZAN da. Ağacı dikersin, köküne su dökersin; meyvesi senindir, çekirdeği cümlenin. Meyveyi her kulu sular; ne var ki, meyvesini sahibi toplar. Soyunduk güzele ağaç misali. 'Ne demek?' dendi: Her ağaç, günü geldikte yaprağını döker, kendini yeniye hazırlar. Elbet değişen yapraktır. (Yapraklarla söylemeniz aynı mı?) Değil. Sorduğun, gölgesini yıkayandır; dediğimiz kendisini yenileyen. Her konu ile yeniye daha yaklaşırsın. 'Almayı diledik, her vereni aradık.' diyenin defteri çok olur. konunun çokluğu değil, kanının tekliğidir önemli olan. Kan değil, kani olmak. Döktüğümüz olmaz. Azla bizden değil. VEREN'den hata gelmez. Devreden her konu, ayrı voltajdadır. (Konu'dan maksat nedir?) Yorumu soranın kumu aldık diyenin konusudur. (Seher vaktinde kalkmak, 'kırk gün' için midir yoksa, bundan sonraki günler de dahil midir?) Ömrünüzün sonuna kadar, kumun her tanesi kadar. Sevabı olan günlerdesiniz, elbet günahı da büyük. DOST KAPISI her dileyene açıktır. Dile, gönlünü aç. Silinen sendendir, bilinen HAK'tan. Yerden göğe bildiğimiz, her satırını izin ile verdiğimiz açıktır. (Silinende mi?) Görmedim diyene de ki: 'Göreceksin, silinen ile ereceksin.' Her kulu layıktır açtığı ile. 'Günahım?' dediğin, kayguya düştüğün her olay silinir. EYVALLAH. Kendini kendine sor, kendinde kendini yor. De ki: 'Her konu O'ndan, O'dur bana tek YAR.' Senden benden aldığın, kendinde bulduğundur. Kendinde bulamazsan, kapı kapı ararsın, her yola durana sorarsın. Aç ile tok beraber oturursa, konu ayrı olur. iki tok sudan, iki aç aştan söz eder. Onun için her konuya yer verdiğimizde, alabilen ile beraber oluruz. 'Alamayan?' dersiniz: Alamayan, almak için gelmiyendir. Konumuz asla değişmez, denilmesin 'Gelişmez.' Olay konuda değil, konuktadır. Onun için her sohbette 'YUVAMIZ' deriz. Konuk olmadığımızı açıklarız. (Her gelen YUVA'nın  sahibi mi olur?) EYVALLAH. HAK ile BİR'liğe yol alalım, cümlemiz seni beni bilelim; dört duvar her konuyu örter, YUVAMIZ'da bunu bileiim, her düğümü öylece çözelim. ('Dört kapı' nedir?) Her yapıya dört kapı gereklidir. EYVALLAH. Aldığımız verdiğimiz, bildiğimiz uyduğumuz açık kalmalı, her dileyen düşünceye dalmadan girmeli. Gizli olan her olayda tereddüt vardır. Kumun yolu açık kalsın, Mehmet kulu yardımınızda olsun. (n.ö'nün rüyasına mı?) EYVALLAH. MEVLÂNA'yım. Yerden göğe veririm, her zerreyi severim. 'Gördü görmedi.' demem, pişmeden aşı yemem. Kaşık elde olalım, YUVA'mızı öylece bulalım. Her halde olanı sevelim, 'Duvar açıldı.' diyelim. ALLAH'ıma emanet olunuz. (Açılan duvardan murat nedir?) Açılan duvar meydanı verir; meydanda her dileyen olur, gelse gelmese bilir. ALLAH'ıma emanet olunuz. (Her kapıdan verilenle son kapıdan verilen aynı mı olur?) Daha önce verdik: Gönülden aldığın gibi, yorumda olduğun gibi kal. 

7
 
Yaprak çiçek el ele, HAK ADI'nı verdik dile, cümleniz ile gönül gönüle. Sohbete geliriz, selam sizlere deriz. Oymayı ele verdik, 'Sevgide oluş.' dedik. Sabah akşam niyaza dur. Yedi salavat sabah, yedi salavat akşam oku. Kendini bulman için. Kayık indi denize, gidelim denildi gemimize. Almayı dilediğin her konuda noksansız aradığını yeterli olmasa da, 'Şükür ALLAH'ım.' diyesin, sözde gözde BİR'den ayrı kalmayasın. Yerde yaprak görürsen ağacını düşün, dilediğin gibi olur her işin. 'ÖZ'ün, sözün, gözün BİR olsun.' dedik ya. İzde değil, gözdedir olum. 'MEYDAN açılmadı diyene de ki: 'MEYDAN her kuluna açıktır, YOLU'na gelirsen.' Kumun tanesi kadar sevabına niyet kuralım, dilenen hale varalım, diyelim ki; 'Senin ile benim ile nasib verdi ADI ile.' Gerçeği gördüğümüz, dört yılı ördüğümüz bilinir. Her satıra ADI'nı yazdık, kuma adım attık, gönüle niyazını kattık. Hayır diyelim, hayıra karşı duralım, geldiğimiz yerden suyumuzu getirelim. MUHAMMET Adı'na, yerden göğü varetti. Yerden göğe hoşnut olduk, adına köprü kurduk, umduğu denizde dilediği balığı seçdik. Aynaya baktığı yerde, elbet ÖZ'üdür. Bilmeden değil, bilenden olduğu görülür. Selam dedik, selama durduk, her sayıda dilenen açığı gördük. ALLAH'ım RAZI olsun. Dağda üzüm oluşursa değerini kuşlar bilir; bağda üzüm oluşursa, kullar bilir. Neden? Kul, emeğini kattığından. 

18
 Gönül her yerde birdir, gönül her kulda gürdür. Açana 'Kaç.' demezler, geçene 'Git.' demezler, bilenler ham meyveyi yemezler. Cümlenize selam olsun. Görgüde her kulu birbirini sevsin. Desin ki: 'Yolum halim bir olmasa da kör değildir, bilmiyen hor değildir.' 'ALLAH'ımdan dilerim, yardımcı gelsin, kendini bulsun.' deyiniz, sadece niyaz ile yardımcı olunuz. 'Kapın cümleye açık.' diyenin yoluna, cümlemiz geliriz. Koyda gemi barınsa, niyet ettiğin yerinse; geleceğin aynasıdır, bileceğin oymasıdır. 'Her gün, her gece.' diyenin saydığına değil, serdiğine bakınız. Açılan her kapının bir yüzü aya, bir yüzü Güneş'e bakar. Yerini yoldan soranın kapısı, hep Güneş'ten alır. El elde, HAK dilde, kul yolda oldukça kaygu elbet silinir. 'Gel' dedik cümlenize, gedik açtık gelmenize. 'Kapı sende.' diyene: ... Her kulun gönlündedir. Kapılar açık geldi, ALİ cümleniz selamladı: Seher vakti anılır, günler dörde bölünür; ancak, belli vakitte beklenir. Söz birdir, BİR'den gelir. HAK BİR'dir, BİR'den verir. Ne siler ne böler, ne de kulunu kulundan ayırır. Kulu O'ndan dönerse, kulu kendine yanarsa, kavuşma günü gecikir. ('Kendine yanmak' nedir dedeciğim?) 'Dağlar kadar derdim var bilen yok.' derse, kendinden gayride selamet beklerse; kendi kendine yanmış olur, derdince derde düşmüş olur. Olumsuzluk, dilenenin olmadığı değil, YAZILAN'ın dilenmediğidir. (Ama bahsettiğiniz o ilk tebliğde böyle bir koşul yoktu dedeciğim?) Altın gümüş silinir biirsen, soylu soysuz bölünür ararsan. HAK'tan gelen, mana madde, soylu soysuz ayrılmaz. Asla gölgeden vermedik, kuyu başında durmadık, gölgemizi suda yıkamadık. Seyrine daldığın her olay sana senden geleni verir. 'Nedir?' dendi: Sen ben O'ndan geldik, O'ndan bileceğiz; güzelliği sevdik, hoş gelmiyeni sileceğiz. Diyeceğiz ki: 'Hoş gelmediyse kendimi bilemediğimden, güzeli bulamadığımdan, HAK ile her an olamadığımdan. O'nun ile olsam, sevgisi ile dolsam, hoş gelmeyen olmaz, kulu hata bulmaz.' Ben bende olanı sende ararsam, en büyük hataya düşerim. Çünkü ALLAH'ım yarattığı hiç bir kulunu eşit değil, çeşit yarattı. Eşitlik ararsam, şirke düşerim de şaşarım. (Sizin tutumunuza aykırı değil mi?) Eşitlik sadece sevgide olmalı, saygıda olmalı. Küçüğü büyüğü sayarsam, seversem, kulluğumu yapmış olurum. MEVLANA'yım, niyazım MERYEM ile beraberdir; MEVLANA'yım, niyazım her biriniz ile beraberdir; yolum, cümleniz ile beraberdir; de ki, eşit miyiz? Maddede hayır, manada evet. Benim dilediğim mana eşitliğidir, madde çeşitini geçiniz. (Tecelli mana değil midir?) Niyaz, mananın kapısıdır; niyaz, kulunun yapısıdır. KUR'AN ile geldik, KUR'AN ile göçtük, her damlanın ÖZ'ünü seçtik. 'Nasıl?' diyene de ki: Her damla bir candır, ÖZ'ü ise CANAN'dır. Devrini tamamlayan, gönlünü tanımlayan gerçeği açık bulur, gerçekte her damla olur. Kendine kendin döneceksin, kendini kendinde bulacaksın, yerden göğe olacaksın. 'Ne demek?' dendi: 'Kainatı gönlüne al.' denilir. Sözümüz odur. Kalemiz buradadır, kalemimiz eldedir, gönlümüz GÜL'dedir, her birimiz haldedir.

25
 
Yolumuz güzeldir. Geldik verelim, her dileyen kulu ile en güzeli bilelim. Cümlenize selam olsun, her gün gelişen, gölden deryaya akışan halimize sevinelim. Göğün gidişine değil, verişine bakalım. Her yıldızdan kainatın aldığını bilelim. DOST KAPISI'nda isen, DOST ol. Yapısında isen post kal. 'Gölgeye çekileyim.' diyen, dumana gönül çevirendir. Gelenin haline, bilenin yoluna, olanın sözüne gönül katanlar; kendi bildiğini bilen ile paylaşanlardır. Düzen olduğu gibi güzeldir. Sevindik olana, soyunduk dolana, sildik sebebi, dedik 'VEREN'in dileği kopmak değil.' Düğüm atalım, eskiye yeniyi katalım, her eli tutalım. 'Bırakan?' denilir: Sayfaya nokta koyan, kendinde uyanı arayandır. DOST uyuma gelir uyana değil. 'Ne demek?' dendi: 'Yolumuz uymaz.' dersen, yanılırsın. Çünkü yol senin değil YÜCE'nin yoludur. Sen uyacaksın, uyduracak değil. Sen seveceksin, sevdirecek değil. Sadece bildiğini paylaşacaksın. 'DOST yapısındayız.' dedik, DOST KAPISI'nda göreve uyalım. 'Onbirler ile ayrıca toplanalım.' deyiniz, ayrı güne veriniz. 'Yediler ile toplanalım.' deyiniz, ayrı güne veriniz. (Bu hafta içinde mi?) EYVALLAH. Sohbetimiz olacak, görevde her kulu kesin yerini alacak. 'Kulluk zor gelir.' diyen görevden affını ister. Asla. Kulluk ne sana ne bana, sadece ALLAH'ıma. Altılar, kırkbirler toplansınlar. (Kendi aralarında mı, yoksa YUVA'da mı?) Sohbet verilecek. YUVA'da. Yanılma yok; Onbirler, tamamı toplanamaz denmesin, olan katılır. Çağın gelişimi, olayların bölüşümü; sözden değil, mevsim misali gelişende, yaz da kış da vardır. Onbirler ile yapılan sohbette diğer görevliler verilecek. 'Söz.' dedik, açtık; dileyen kulunu seçtik. Dedik ki: 'Gel, yine gel, yine gel.' Zorda değil soruda hiç değil. Sevgi ile bilelim, SEVGİSİ ile olalım. Birbirimizi hatasız aramayalım. Olduğumuz gibi bulalım.

27
 
Koşu ile gelmeden, kaydı bilip silmeden, her görüleni bilmeden, düzene uyamazsın. Cümlenize selam olsun, kapı size açık kalsın. Kapı YUVA'dır. Her an, her gün, her yıl sizinle kalacağız. Söz açıktır. 'Geldim.' diyecek, sormaya gerek kalmadan sohbeti bulacaksınız. Elbet gerekli gördüğünüz halde. Yerden göğü oluşturan, cümlemizi buluşturan ALLAH'ıma şükürler olsun. Sorulacak soru, satıra gelsin (YUVA canlarına görevlerimizi siz mi açıklayacaksınız, biz mi?) Cuma sohbetinde açılacak, her kulu görevliyi bilecek. (Her kulu bilecekten kasıt nedir?) Açık. Kainat kuluna hizmette. Elbet her zerre dahi bilecek. ALLAH'ım YARDIMCI'nız olsun. (t.ö: 'Zaten şu anda tüm zerreler biliyor. Bu bilgiyi, halin ile vereceksin') (Yıllar öncesinden MERYEM ANA'nın mezarı ve Türkiye'de çıkarılacak petrolün haberlerini YÜCE ALEM bize YUVA kanalı ile bildirmişti. Bu gün bu tarihte, henüz bir sonuca ulaşılmadı. YUVA canlarından bazıları özellikle bu iki konuda bizi sonuca götürecek bilgilerin neden hala verilmediğini, daha sonra bizlere ihsan edilecek bu güzelliklerin haberlerini neden çok önceden verdiklerini, YÜCE ALEM'in bu tutumunu merak etmektedirler. Bu konuda bizleri aydınlatır mısınız?) Yardımcı gelen verir, her yolda kulu görür. Verdiğimiz gerçektir. Notlar açıktır. Mezar da belirli, petrol de. Ne var ki, günü gelmeyen asla çözülmez. Petrolün çıktığı halde, bilen bilmiyen tapınan olur, gerçekten uzak kalır. Veren gittiği halde bulunan olur, verilen notta kalır. Elbet kapalı geldi. Petrol bu gün açılsa, dilendiğinden öteye verir. Ne var ki; açık kanıt istiyenler, tapıcı olur, bilmediği onu boğar. ALLAH'ım her kuluna kendini bildirmekten aciz değildir.Manayı dileyen açık görür, maddeyi gerçek ile çözer. İspata asla yönelmeyin. (Bir tebliğde mealen 'ALLAH'ı ispata kalkmak yobazlıktır.' demiştiniz) EYVALLAH. Manayı dilesin, maddede gerçeği görsün. (Düşündüğüm kişi mi?) EYVALLAH. Her halde ispat istiyen her kul için. ALLAH'ıma emanet olunuz. Ona de ki: 'Biz, O'na yöneldik, açık alırız. Yönelmeden, bulamazsın.' Miyyar sende bende değil. Bilmese de bilecek, günü geldiğinde yönelecek. 

28-1
Yazdan kıştan sıyrıldık, her konuda ayrıldık. z ile ü'ye 'Sazcı olursun.' dedik. İki a. alacak, iki b. gelecek, y'den üçü gülecek, o, j, m. yolu açıp katılacak. h. h'ye seslenecek, f. ile eşi silkinecek. s. sazdan, f. hazdan dönecek. k. ile s'ye, canım le CANAN'a a. da katılacak. a'ya söyleyin gelsin. Altısı gelecekte alsın. 

28-2  
 
Selam olsun sizlere, hayır versin sözlere. Almayı dilediğiniz kadar verdik. Dağıtan ile beraber olduk. Konu sadece alıp verme değil elbet. Verecek olan kullarına düzeni kurmadır göreviniz. Konu sadece günün konusu değildir. Geleceğin temeline hizmette ALLAH'ım cümlenizin yardımcısı olsun. Gölgeyi aşabildik şaşmadan, dağları geçebildik düşmeden, AŞK'ına dönüştük taşmadan. 'Şükür.' diyelim, az yiyelim, çok verelim; dünü günü artık geçelim. Açıklık dönemine giren kainatta, görevimizin ağırlığına, O'nun AŞK'ı ile katlanalım. Bilelim ki, az ile çok bulacağız, SAMANYOLU'nda buluşacağız. Hizmet O'nadır himmet O'ndan, hikmet bizlere hayrette kalmazsak. 'Hakikat çemberine girdik.' diyelim; YUNUS'un dediği, RESULÜ'nün sunduğu meyveyi yiyelim. Diyelim ki: 'Çok gelmişiz arkaya bakmadan, çok vermişiz sayıya düşmeden. Bile bile bilmediğimize yanmışız, sunulan şerbete canlar ile kanmışız.' Kara karga öterse, keyfine gelmez; yoldan diken batarsa, canına almaz tende kalır. Alacağın yeri vereceğin sözü kitaptan okursan, inandırıcı olmaz. RESULÜ'nden aldığın gibi ver... Aynı yerde, dilenen günde, açılacak sohbette; her görevliden yaptığı yapacağı, yeniye adım götüreceği alacağız, beraber el ele olacağız. Güne kadar aktık, günden sonra sizler ile akıtacağız. Dedik ya, her çekirdek ağaca dönüşür, bir çekirdekten orman oluşur. Konu küçük değildir, uyumayalım... Konuk gelene selam olsun. (Neyzen a. mı yoksa n.ü mü?) Değil, gelecek. ALLAH'ıma emanet olunuz. Her soruya açık kalacağız, biliniz. Görevli olan, görev verilen her kulu, aynı sorumluluk içindedir. Bin kulun sevabına da günahına da ortak olabilirsiniz. Onun için dedik: 'Ayaktayız, ayakta olunuz.' 

29-1
 
YUNUS'um ile geldik, konuda DOST'luk sofrası kurduk; ü'yü Yonca'da görevli, burada 'ebe' dedik. İrtibata hizmet edecek. NURU'na yer veren, üç y. ile oluşan. Evet. Aşık ile maşuk. Değil. EYVALLAH, y. ş. ı. Niyaza yer veren, yolun gidişini bilen. EYVALLAH. ü. ile irtibat devamlı olacak. EYVALLAH. Dağıtım görevinde olanlar, muayyen gün geldiğinde, aldıkları görevin değerini görecekler. Nakil. EYVALLAH. Ayni (veya ayrı) göreve. Niyazın oluşuna, kaderin buluşuna hizmettedir. Gül adın ile doğdun, o'ndan hal edin. Sevgini, her halde olan ile paylaş. Açılacak kapıda geçilecek yapıda kendini kendine dönmüş bulacaksın, HAKK'ın RIZASI ile dolacaksın. ALLAH'ıma yönelen her kulu, o kapıdan geçer. Niyetin, yerini buldurur. Hakikatı açtınız. Evet. BEKTAŞ ile tanıştığın, MEVLANA ile buluştuğun. Aldın verdin söz ile, göz ile gördün. Almayı dilediğin, nasibim dediğin. Sıcak tatlı, beraber atlı, gayretli. Bir arada. 

29-2  
Yolun açığındayız. Kulluk dileriz, olumsuz her halimizi eleriz, 'ALLAH'ım.' der bekleriz. Sende senden gelişen; bende O'nun ile doluşan; cümlede sevgi diye birleşen halde olalım. 'Gel.' diyene uymazsam, 'Gör.' diyeni duymazsam; benden dağılmaz, bilmiyenden eğilmez. Olmaya bilmek, bilmeye sevmek gereklidir. ALLAH'ım RAZI olsun. Her görevli, yaptığı her görevin büyüklüğü kadar sevap alsın. Görevin elbet büyüğü küçüğü olmaz. Ne var ki, 'ALLAH'ımdan.' diye kayguya düşmeden çalışırsa, gayreti ALLAH'ım verir. ALLAH'ıma emanet olunuz.

29-4  
 
'Kapı kulu' olmadan, bilgi ile dolmadan, güzeli haline veremezsin. 'Kapı kulu' HAK KAPISI'na hizmettir, nasibimiz RAHMET'tir, gönlüne alamazsan bilesin ki zahmettir. (Dedeciğim; 'Düzenlemek' YUVA'da mı yoksa dışarıda mı olacak?) YUVA'da başlar. Genişleyecek, düzen temelden belirlenir ise, kopmadan yürür. ALLAH'ım YARDIMCI'nız olsun, kapıya gelenler anahtarı bulsun. Elbet elimizdedir. Gönüller kaygusuz kalsın. Tatlı aşa katılalım, biz hizmete atılalım. Geldiğiniz yerden verdiğimiz bilinir. (Köşe'den muradı daha açık verir misiniz dedeciğim?) Her eşyanın bir yeri vardır, her kulun bir bilgisi vardır. Bilgisine yapısına göre hizmeti gereklidir. 

1 ekim
 
Küçük büyük her kulu, biecektir dilenen yolu. Geldik sizleri gördük, dilediğiniz kadar verdik. Cümlenize selam olsun. Dilediniz aldınız, elbet sizde kalmayacak. Gözde dengini bulan, yaprakta ahengini gösterecektir. 'Evimiz.' dediğimiz, dünyayı 'Konut.' diye bildirdiğimiz yerdesiniz. Kaşığı ele alalım, kaşığı olmayana verelim. Hizmetimizin himmeti, gönüllerinizde olur ziyneti. " ALİ'nin sözüne, 'Çatıya kadar donatınız.' dediğine gönül koyana sözüm var." dedi, bizim ile iletti: " Donatmaktan maksat, ne eşya ne aş ne taş. Sadece yol için arkadaş. Arkadaş olmak için; sevgi bilgi görgü. Mana binası mana ile donatılır." Birbirine benzemeyen kulları, 'Sedece O vardır, O'nun ADI anılır.' diye TEK'te buluşur. Demek ki kulunun huyu O'ndandır AŞKI'na düşerse. O'na O'nun ile olduk mu, huyuna değil suyuna geliriz, aynı suda yıkanır, aynı çatıda barınırız. ALLAH'ıma emanet olunuz. Programı yapıp yönetime getiriniz. ALLAH'a ısmarladık. ALLAH'ım YARDIMCI'nız olsun. (Dedeciğim; program nasıl yapılacak, programa neler koymamız gerekli?) Daha önce verdik: Önce aranızda 'Seni beni.' silerek, 'O'dan O'na.' diyerek başlayınız. Yuvanızda (evinizde) asla uyumsuzluk olmasın. Eş eşine desin ki: 'Soyunduk HAK RAHMETİ'ne, giyindik görevin zahmetine.' ALLAH'ımın EMRİ'dir: Kadın sesini, erkek nefesini eşinin hizmetinden ayıramaz. 'Ses nedir, nefes nedir?' denildi: Sesini yüksekten alan kadın, yuvanın temelini sarsandır. (Bağırıp çağıran kapris yapan, hezeyanda olan kadın kastediliyor.) EYVALLAH. Nefesini sayıda tutan erkek, yuvanın bakımından uzak durandır. Yuvaya kadın sesi ile güzellik verir. Karga ile bülbül misali. Nefesini işinde kullanan erkek, kendini yuvasında huzurda bulur. Önce yuvada, sonra komşuda, mahallede, çevrede. Almayı dilediniz, verdik; 'Gayret sizlerde.' dedik. ALLAH'ıma emanet olunuz. 

9  
Bağda üzüm gördün mü, kuruduysa serdin mi, her kulunu sardın mı; 'ALLAH'ım.' diyeceksin, kendini bulacaksın. Selam olsun, seven görsün. Bülbülü öter dedim, gülünü açar sevdim. Aldım verdim, niyaza durana yol verdim. Umutsuz olana: 'Gönülden arındığın, olumsuz sarındığın yargısını sil.' dedim. Gelen BİR'dedir, gönlü gözdedir; yerini aldı HAK ADI'na sözdedir. Yazdan kıştan yakınmadan, olaylardan sakınmadan dünya gününü yaşadı, YEMEN'den aldığı gibi kaldı. Görgüyü değil, sergiyi denedi. 'Ahmet Mehmet değil de 'Oğul' deyiniz; beni benden gönlün ile alınız. Gayeye değil, gemiye hizmette olduğunu biliniz. 'Dileği var mı?' dediler, dileksizlik yerimdir.' Alemden yerini aldın, kendinden kendini buldun. Hizmeti RESULÜ'nden aldın. Olmuş olandan, geçmiş kalana söz edilmesin, hatalı diye kuluna yargıya düşülmesin. 'Olduğu gibi bildin, gerçeği ölmeden gördün. Öleceğini biliyor idi. Duasını önce kendisi, sonra benim için yapsın. DOST KAPISI'nda yer alsın. Desin ki: 'Dünya bağladığı kadar çözer de.' Demde yerini bilsin, kendini kendinden arasın. Ben olduğum gibi kaldım, dünyayı konut diye gördüm. Anan da öyle görsün, geleceği güne kendini hazırlasın. 'Her çocukta oğuldan zerre var.' desin, onları sevsin. Sevmese de sevindirsin. 'Oğul, çocukları çok sevendendi; babasını gördü geçti. Selamın alsınlar, 'Her anıldıkları an yanlarındayım, bilsinler.' dedi. Günün güzelliği, sevenler ile güneşlenir. Her kulun yargısı kendi kapısında kalsın, aldığını bildiğini birbirine eklesin. Desin ki: 'Ben O'ndan, ben benden, ben cümle ile ayrıya düşemem; düştüğüm an, yolumu seçemem. DOST KAPISI bana açıktır eğer geçersem.' Daha önce dedik: 'YUNUS ile yerden gökten alışır, verdiği her sözü paylaşır; gerçeği çözemez, onun için kaçışır.' Açık kalsın, 'Selam.' desin, her kuluna DOST hali ile dursun. Seven ile sevinsin, suyu kaynağından taşısın. 'Yoruldum.' diye şikayette olmasın. Sevab diye yapılan her hale, şikayetsiz katlanalım, yorumsuz kalalım. Gözlem güzeldir özleyene, düzen güzeldir gizliyene. 'Gelsin'' dedik çağırdık. a. (a.t) Yapıyı dünden kurduk, gerektiği yerde taşı kırdık. Görevini alacaksın, çatıya bayrak olacaksın. Senin ile görülecek, sevince düşenler senden bilecek. Güzelliğin sevincin bayram sembolü olacaksın. Kederden, kaygudan uzak kalacaksın. Bil ki: sancağı olmayan birliğin adı da olmaz, andı da; rengi de kalmaz, sesi de. Görevinin özelliği, kendinde olan, kendinden gayrıya duyulan saygındandır. ALLAH'ım RAZI olsun. Görevinin verdiği, kendinden kendine döndüğündür. Sayan, sayılandandır. Olduğun gibi yerini bilesin, kumda yerini alasın. ALLAH'ıma emanet olunuz. YAHYA. HAZRETİ YAHYA. Ellerini açsın, yüzünü HAKK'a çevirsin. Desin ki: 'SEN'den SANA gelene selam olsun, SEN'den bana kalana kulluk gelsin. ALLAH'ım, bende olanı bana bıraksın.' Şükretsin. 

16
(28 Eylül 1981 tarihli tebliğde geçen 'Almayı denediğiniz günden, değerlendirmeye geçiniz.' cümlesi ile, 'Güne kadar gelişeni gözden geçiriniz, gerekli olan nedir düşününüz.' cümlesinin biraz daha açıklanmasını lütfeder misiniz?) Meydana gelenlere selam olsun, konuyu bilenlere selam iletilsin. Kuşun kanadı ile vardığı, çiçeğin tozu ile gördüğü her yapıdan, kendine yön arasın. Gözüm sevende değil serendedir, sereni bilendedir, bildiğine uyandadır. 'Bildiğimiz nedir? derseniz, YARATAN'ın yarattığı gibi kabul edendir. Kartalı dağın zirvesinde, geyiği ormanın sergisinde görüyor isen, gördüğün gibi seviyor isen, 'ALLAH'ım senden RAZI olsun.' derim. Kaygu; bilmiyenin duyduğu korkudur. YUNUS'um der ki: " ALLAH'ım gerekmese idi, 'Kaygu denen duyguyu vermezdi." 'EYVALLAH.' dedim. Ne var ki, umutsuzluk derecesindeki kaygu, kulunun kendinden kendini silmesidir, olumsuzluğu bedene maletmesidir. Aldım cümleniz ile niyaza durdum. Vereceğin O'ndan ise, göreceğin O'ndandır. Kement her kulunun yapısına gelir. Kul bilirse sıyrılır. Almayı dilediğin gerçek elbet açılacak. Kendini, kendinden geleni düşün. Oyun gerçeği siler. Meyve vergiyi elde bildirir. Üç sözümüz yolunu bilene geçerlidir: 1) 'Ata bindim inemem.' demeyin. 2) 'Yolu geçtim, sorana gösteremem.' deyip kaçmayın. 3) DOST KAPISI değiştirdi iseniz, 'Gölgede kaldılar.' diye söz etmeyin. Her oyun, oyuncu bekler. DOST KAPISI dileyene değil, dilenene açıktır. Onun için, asla söz almaz. Çünkü hataya değil sevaba açıktır. Giydiğim fistan benim, dediğin destan senindir. Sen seni bilirsin, sen beni sadece görürsün. Gördüğün, 'Güzel çirkin.' diye ayrıya düşmedi ise; 'Seni beni sildik, sende bende O'nu bulduk.' derim, niyazımı cümleniz ile beraber ederim. ALLAH'ıma emanet olunuz. Her görev alan, diğer görevli ile yerini görsün; desin ki: 'Zincir olalım, halkada yerimizi bilelim. Kapak tencereye uygun geldi ise, kaynayan su taşmaz; aldığı görevde yerini bilen kul, şaşmaz. Zincirin her bir halkası, bütünü tamamlar. Senin benim yerim ayrı değildir. ALLAH'ıma emanet olunuz, sohbet sofraları kurunuz. ALLAH'a ısmarladık. (Geçen gün gökyüzünde bulutların şekillendirdiği büyük kuş neyi anlatıyordu?) 'Aşamam.' denilen yolu, 'Ulaşamam.' denilen mesafeyi gösterir. Aldığı gibi, verdiği kadar. 'Her bulut rahmet getirmez.' denirse de, meydan her kulunun zahmetini görür, her kulu RAHMETİ'ni bulur. ALLAH'ıma emanet olunuz. (f'nin sorusuna da cevap var mı?) EYVALLAH.

19-1
Niyaz ile geldik, gönüllerde açan gülleri gördük, SAHİBİ'ne şükrettik. Ne sözün gelişidir, ne 'Uysun.' denişidir. Uyulana verdik, 'ALLAH'ım RAZI olsun.' dedik. Sende şekil, bende renk, bizde ahenk vardır. (Sözlü tebliğin açıklaması.) EYVALLAH.. Sen ben olmazsa, biz yoktur. Sözün verildiği günde, her peygamber kendine değil, kendinde olanı anlatır. Ahlak; yolun yönün tek götürücüsüdür. Geldik verdik, seni beni sildik, bizde en güzeli bulduk. Neden sen, neden ben? Seni bilmezsem, beni anlatamam; sensiz bensiz, bizi bulamam. Olay budur. 'Gel.' dediğimiz her kul, gelişi sözden aldı. 'Sev.' dediğimiz her kul, sevgiyi gözden sandı. 'Bul.' dediğimiz her kul elinde dilinde olanla kaldı. 'Görevli.' dediğimiz kulları; her zerreyi belledi, benliğini külledi. Sorana selamını yolladı. ALLAH'ım RAZI olsun. Her kulu, görevinin HAK tarafından verildiğini bilsin. EMRİ'ne uyarız. O'ndan geldik, O'ndan geleni söyleriz. 'Neden seçilmiş?' denir: Daha önce dedik, 'Maddeyi dilediğine, manayı dileyene verir.' Elbet manayı dilemek, uymak ile olur. 'Hatalarımıza rağmen mi?' denildi: Ummak, hatalardan uzak kalmayı getirir, kulu dilediği yola götürür. Olay budur. 'Talip olan da aynı mıdır?' denildi: Elbet taleb ettiren YÜCE'dir. ALLAH'ıma emanet olunuz. Gelen kelimeleri bir araya getiriniz. Dört kelime bir sırdır.

23-1
(Yakında dünyada büyük olaylar meydana gelecektir. Acaba YÜCE ALEM kötü günlerin ve Altın Çağ'ın geleceği için mi bizleri görevlendirdi?)
  YUVA'mız cümlenizin, yolumuz her dileyenin. Selam olsun, aldığınız almayı dilediğinize uysun. Konuk gelen kuluna yolumuzu dün açtık, yerimizi sormadan seçtik. Komşu komşuyu arar, bilen kendinden sorar. Olumunu bilenler, yerden ekin biçenler desinler, 'Güleceğiz, DOST ile beraber olacağız.' Kendini değil, kendinden geleni bilesin, kendinden gideni silesin. ALLAH'ım 'O'na.' diyen kulunu, 'O'ndan.' diyen kulu kadar sever. ALLAH'ım yarattığını, KENDİNDEN KENDİNE sever. Kendinde kalırsan, çiçeğin solar. Kaygu etme. Yeni baharda yeni çiçekler açar.  

28
Ney ile geldik söze, olumdan verdik size, hal ile birlik kurduk, DOST ile ipi gerdik, 'Gel.' dedik, GÜL'den verdik, her renkte güzeli sevdik. Selam olsun sizlere. Dayandık ağacın gövdesine, baktık kulun perdesine. 'Açalım.' dedik, çiçeği tamamladık. Birinize renkten, birinize kokudan, birinize yapraktan, birinize topraktan görüntü açtık. (İsim olarak belirtecek misiniz?) Toprağa açtığın pencereyi unutma. ('Pencere'den murat nedir?) YUNUS misali karıncayı yuvasında görsen halini seversin. Soruyu verenden aldık, 'İnsan.' diyenden kayguyu gördük. Kul isem, kulu isem, kulluğa dolu isem kaygu niye? İnsan isem yaratılmış, insan isem ne olsam gözetilmiş. Öyle ise kaygu niye? Ne olur isem olayım, O'nun kulu olduğumu bileyim, kayguyu silmeme yeterlidir. (İzin yok mu daha fazla açmaya?) ALLAH'ım kulunu, KENDİ'ni bilecek halde yaratır. Bilmemek asla yoktur. (Bildikten sonra mı kul olunuyor?) Ne var ki; kimi kendine dönmez, kimi bildiğini bilmez, kimi kaygudan görmez. O'nu bileceğiz ne olursak olalım, O'nu bulacağız nerden bulursak bulalım, kayguyu sileceğiz nerde kalırsak kalalım. Hiç bir varlık kendinde kalmaz. ('Kendinde kalmaz' ne demek?) O'ndan geldik ('O'na döneceğiz' denir) EYVALLAH. O gün sizedir bu gün sizde. ('Yarın hepimizde.' denir) EYVALLAH. Dünya geçici istasyon. Dönüşü olmayan, devirden asla silinmeyen. Yanılma yok. Her zerre geldiği yerden bir daha geçmez. Dünya kulun süzgecidir. Gönülden silinmezsen, her var olan seni anar. Uzun ömür odur. MEVLANA yüzyıllarca yaşamış, elbet gönüllerde. Sesin ahengi bilindiği kadar değildir. Evet; ses, müzik ile ahengi bulur, ayağın yeterliği bittikte şifa verir. 'Ne demek?' dendi: Hastalıklarda, beklenen ahenk kuruldukta, şifa vericidir. Ne var ki, kulun  bulması elbet zordur.  'Verirseniz yolunu şaşırana yardımcı olursunuz.' denilir. Almayı dileyen arar. Hiç bir olay durduğu yerde gerçekleşmez. Nasıl nini bebeğe uyku veriyor ise, birbirine denk gelen melodiler şifa vericidir. (Ritim mi oluyor?) EYVALLAH. (Ritim araştırılacak.) Evet. Her hastalığın ('frekansını bulup, bu frekansa eşdeğer ses frekansı ile iyileştirme' deniyor.) EYVALLAH. 'DOST' dedik dostluğa meydan açtık. Dört ER'den temelde hizmet bekledik. ALLAH'ım RAZI olsun. Koyun kuzu meleşir, kayguda olanlar şifa bekleşir. Meydan açıldı, her dileyen gelsin; kulu insanlık görevini kendinde bilsin. Ben bildi isem, banadır; seni uyardı isem, bizedir; el ele gelirsek düzedir. Soğukta sıcakta alışalım, bilen bilmiyen ile çalışalım. ('Akım alımına yardımcı olacaklarla çalışalım.' 't. ile çalışalım.' şeklinde yorumlar yapılır) EYVALLAH. Her kulu kendini bulduğu an 'Altın Çağı'na girmiştir, kendini kendinde silmiştir, o zaman bahara ermiştir, kırılan dalı solan çiçeği dünde kalmıştır. 'Ağacın her bahar açışı bir devir değil midir?' denildi: Değildir. Kulunun dünyadaki halidir. (Üzüntü, sevinç, tasa keder halleri.) EYVALLAH.. 'Güzel.' dediğinde gerçeği bulmuş, dün geçeni silmiş olursun. Ayna her kulun elindedir, bakarsan görürsün. MEVLANA'yım aşık, MEVLANA'yım maşuk. Benden bana oluşur, kainat bende buluşur. Evin yolu düzedir, kulun gönlü sözedir, kainattaki güzellik gözedir. Kendine yol arayan, kanadı kırılmış kuş misalidir. O'ndan isem mutluyum, O'nunla isem kutluyum. OSMAN'ın sözü dünyada çaldı sazı. Her dem dane ile tutarlıdır. Dane, zerrelerin her biri. Kalkan elde kılıç belde oldukça, sana denmez, senden dönmez; giden  silmez, bilen asla kalmaz. Her an kalkan eldedir. Çünkü dünya sözdedir. Dört ER'de kalmaz, bilen bilmiyenden sormaz. Bilen, elbet YÜCE'dir. ('Dört ER'de kalmaz.' ne demek?) Dört ER düzene el koysa da, düzende selameti bilse de; yazılan görülür, yazılan ile duvarlar örülür. (Sohbetler midir 'Yazılan'?) HAKK'ın YAZISI. Yol YUNUS'a götürür, kul gönülde bitirir. AŞK ile başlar, AŞK ile doğar. Aşık ölmez, aşık dönmez, çünkü asla sönmez. ALLAH'ıma emanet olunuz. (Başımızın ağrısı, aldığımız akımdan mı oluşuyor?) Evet. (Her zaman akım alırken başımız mı ağrıyacak?) Sohbete otururken 'Salavat' getiriniz, gönülden gönüle bitiriniz.  

30-1
 
Kapı kapı dolaştık, dilenen yolları aştık, cümleniz ile kucaklaştık. Selam olsun sizlere, sizle olan bizlere. 'Alamam.' diyene de ki: 'VEREN'den söz, BİLEN'den ÖZ gelir, alsan almasan VERİR.' 'Dağılan.' diyene de ki: 'Eğilen HAK'tandır, eğitilen HAKK'a, cümleniz olunuz halka. Halk ile BİR'liğe yol açılır, HALiK öyle seçilir.' Göz gediğe getirir, ÖZ eşikten aşırır, AŞK kulunun gönlünü taşırır. Selam ile gelene selamımız olsun, kapılar cümlenize açılsın. Soğuk sıcak oluşur, kulu BİR'de buluşur, her sayfada alışır, her satırda çalışır. Gel olalım, sev bulalım, cümle ile kalalım. 'Resim.' denir HAMZA'dan (Hz. HAMZA) istenir. 'Vermeyi.' dedik, HAMZA'ya danıştık: " Güne geliriz, dileneni veririz." dedi, selamını iletti. 'Soğuk sıcak nerden gelir, ne verir?' denildi: Soğuk yanana, sıcak donana, ayna sorana. Yapıyı duvarsız öremezsin, bina bitmeden temelin verdiğini göremezsin. Temele harcı bol koyalım, binanın yükünü taşısın. ('Harç' ne oluyor burada?) Her kulunun binada görevi vardır. Yol dileyen görevini bilir, yük vermek değil yükünü paylaşır. Bina ne senin ne benim cümlenindir, kainatta yeri vardır. Zerreler kimden kime sorulur, her soru bilinmiyen halde yorulur. YUVA'da verilen her sohbet, VEREN'in GÜCÜ'ndendir, soluk alan verenden değil. (TANRI'nın GÜCÜ'nden.) EYVALLAH. Geçici gelen yorumlar çeşitte seçilir, ne var ki eşit olmayan konularla bölünür. ALLAH'ıma emanet olunuz. Güzel olan her halde kendinizi bulunuz. 

6
 
Gönüller açtı bu gün, çiçeği seçti bu gün. Gölgeyi sildi geldi, kendini kendinde buldu; ak saçta ömrü gördü, ak sakalda teri sildi. YUNUS ile beraber oldu, " TABDUK." dedi söze geldi: . Kovuk; dağda ararsan yapıyı tararsın kendini yorarsın. Açılan her söz yorumda yerini alır, sohbetimiz düzeninde kalır. Can ile CANAN'da BİR'lik sohbetle oluşur. Her kulu gönülden sohbette buluşur; yorum dileyenlerle dilendiğinde olur. Gerçek yönde gerçek gündeyiz. Düzeni AMİR'den aldık, sohbeti öylece kurduk. 'Kapıya kilit vurayım.' denmesin, pişmeden aş yenmesin. Kilit de halit de bizdedir. (Halit nedir?) Gözden sözden verdik, bin defa yerden göğe dedik: 'Binbir.' diyen, halitte sözü silendir; gerçeğin elde oluşudur, YUVA'da her dileyenin buluşudur. Kapılarda değil, tek kapıdayız. Yapılardan değil, tek yapıdan alırız veririz; el ele oluruz, şartı değil yerinde geleni buluruz. ALLAH'ımdan gelen her söz ÖZ'dedir; aslını silemezsin, sildiğin gün kendini bulamazsın, 'OL.' dediği yerde duramazsın. Onun için verdiğimiz her sözde satır satır dokuyan oluruz, 'Olunuz.' diye sizlere veririz. 'Kement atalım, alalım gelelim.' denilende, gayreti, yerini arayana verelim. Az buğday bol su, şekeri aşı karıştıralım, her kulunu vergiye alıştıralım. Birlikte kazanı kaynatalım, yeteri kadar dileyene dağıtalım. Alalım verelim, sergimizi görelim. Gelelim gülelim, cümlede oluşan hali görelim, kayguya düşenlere 'Selam.' diyelim. 'ALİ'den sözü aldık, söz ile dayak yedik.' denilir. Yol, kulunun halini gösterir. Her adımınızdan sorumlusunuz, çünkü bilendensiniz. Kayguyu siliniz. 'Dayak.' deseniz bile, sevince düşünüz. (Dört ER'e mi?) Cümleye. Dayak, 'destek' manasınadır, 'dövme' değil. Bana verdi, söze geldi: " Kaygularını silsinler, hal ile bulsunlar." diye selamladı. 

13
 
YUNUS ile geldik, söz ile güne durduk. Her olayı dileyene verdik. YUNUS'um aldı geldi, sözünü dürdü serdi. En güzeli, sizlerle buldu. Aynaya yer vereni selamladı. " Sözünü açıktan veresin, seveni kaygusuz göresin, alandan sorguyu silesin." dedi yürüdü. Alacağım vereceğim, her güzelde O'nun diye seveceğim. Almazsam veremem, vermezsem bulamam. 'Bunalım.' diyene de ki: 'DOST KAPISI'nda seni beni silersin, dünyadan ne anarsın? İçmezsen AŞK ŞARABI, yerini ne sorarsın?' Yerde O, gökte O, senden sana O. Dönmediğin kapı senindir, ummadığın yapı sendedir, ayağım götürmezse bilinmiyen yöndedir. Gölgeyi açamazsın dalları kırmazsan. Öyle ise gaye ağacın gölgesinden kaçmak değil oturmaktır. Gölgeyi 'Karanlık.' dersek kayguyu bildirir, ağaç gölgesi, tefekkürü. 'Geldim aldım, gönlümde muhasebeye daldım.' diyene sözüm: YAHYA elden tuttuysa, gönlüne AŞK kattıysa, açılan kapı sendedir. ('YAHYA EFENDİ' mi?) EYVALLAH. Ağacı dilenen yere dikersen, sana hizmettedir. Güzel, ölçüsünü sevenden alır. Yıldız yıldız oluşan, SAMANYOLU'na çalışan, günden güne alışan her kulu gönüldedir, sevenler gönüllerde. Alalım olalım, verelim bulalım. 

17
 
Buyruk ALLAH'ımdandır, yorumu kuldan, dilersen alırsın yoldan. 'Doldu desti, aldığı yerden buldu.' desem, doğruya geleni gördü. DOST KAPISI çalındı ise, alınana güvenelim, yazılana uyalım. Yolunu açanı düşün? Yapıya geçenden yargıya varma. Denileni aldın mı, verilene uydun mu, 'Güzel ne güzelmiş.' diyeceksin, olmayacağı sileceksin, kundak elinde olsa kendini bulacaksın. Sayfayı çevirelim, kuyuya sesleneni 'Ayrıda.' diyelim. 'Er geldi geç kaldı.' demeden, YUVA'mızda verileni derliyelim. Alacak verecek, düzden geleni silecek. Asla kendinden geçme, kendinden olmayanı seçme. Gelin gayreti gelenden alsın, kendini kendine bıraksın. Açık kapı YUVA'dadır, açık oyun havadadır, en güzeli sofradadır, yolun gerçeği sayfadadır. Açık versen denilir, yorumdan kaçınılır. Her olay düzendendir, çiçekten çiçeğe gezendendir. GÜL'ümüze dönelim, AŞKI ile yanalım. Anadan babadan, candan CANAN'dan geçersen, dönersin, yönden günden sönersin. Güçlük bilmemektedir, güçlük bilmediğini istemektedir. 'Dört kapı açık.' deriz, her an bunu söyleriz. Kapılar hiç bir zaman kapanmaz. Ne var ki, yazılmayan yönde dilenen kapıdan geçilmez. Verilen yazılandır yorum değil, görülen kazılandır yarın öbür gün değil. Olay gündendir. ALLAH'ıma niyaza duralım, elden ele verelim, 'DOST olduk, dostluğu bildik, dostlukta en güzeli bulalım.' diyelim sevgiliye. Kendimizden olanı söyleyelim. Ne senden ne benden alınmaz, DOST KAPISI hiç bir kuluna kapanmaz. Geçerli olan, dilenen ile değil yazılan ile kayguyu silmek. 'Dert.' denilen her olay, saadet kapısını açar. Dileyen kuş uçar, dileyen daldan dala geçer, dileyen nasibini deryadan seçer. ALLAH'ıma emanet olunuz. Kayguyu şüphesiz siliniz. ALLAH'a ısmarladık. 'Yoğun çalışalım.' dedik, ALİ'den verdik. Her halka birbirini bulsun, kendini tamamlasın

20-1
(17 Kasım 1981 tarihli tebliğde "'Er geldi, geç kaldı.' demeden YUVA'mızda verileni derliyelim" denmektedir. Bu cümleden tebliğleri Kitap halinde derlemeye başlamalıyız yorumunu çıkarmaktayız. Yorumumuz doğru mudur? YÜCE ALEM'in lütfunu rica ediyoruz. 26 Mayıs 1981 ve 16 Kasım 1981 tarihli tebliğlerin biraz daha açıklanması dileği YÜCE ALEM'e iletilir)
 Küçük büyük her kulu, bilecek elbet yolu. Verdik geldik sizlere,  dedik 'Uyun verilen hallere.' 'Alacağım vereceğim yok.' diyemezsin, tek başına aşını yiyemezsin. 'Elden alacağım, ele vereceğim O'ndandır.' diyeceksin, öylece aşını paylaşacaksın. Yol hali kulunun ölçüsüdür. 'Dünyada  olamayan ahirete kalır.' diyene de ki: 'Oluşa, oluştuğun gün çalışacaksın, çalışa çalışa alışacaksın, istesen istemesen buluşacaksın.' Gerçek kaya misali önüne gelse, gayretin ile kuma çevirirsin. 'DOST.' diyelim 'ER.' diyene, DOST bilelim hakikate çağırana. Gözden uzak olsa da, yerde taşı bulsa da gelişecek, ayağında dar pabuç varsa toprağa basacak, şikayeti silecek. Her dal O'na çalışır, her yaprak O'ndan alışır. Geldik bulalım diye, dedik olalım diye. Aldık SEN'den, bulduk SEN'den, dedik 'Vardığımız da SEN.' Altın yaprağı oku, toprağı ekecek isen. Kendinde oluşanı toprağa verirsen, gelişen senden mi O'ndan mı? Alışan, çalışan, oluşan O'ndan. Gelişen, bilişen, DOST ile buluşan da O'ndan. O'nun ile O'nu biliriz. O'nun ile O'nu buluruz. O'nun ile O'nda kalırız. 'ALLAH'ıma şükür.' diyelim, cümlemiz O'nun ile olduğumuzu bilelim. Her alan verendendir bilse bilmese, her gören serendendir saysa saymasa. ('Tek kelime elde anahtardır.' cümlesini açar mısınız?) Her kelime sahibinindir. Dördü bir araya geldikte, kapı açılır. (Dört ER'e verilecek kelimelerin toplamı mıdır?) EYVALLAH. (Kelimeler sır da onun için.) EYVALLAH. Kayıt bizden size, hizmet sizden size. Sizler ile bize. ALLAH'ıma emanet olunuz. (s'nin sorusuna cevap verilmedi?) Her sayfada düzene uyana selam veriniz. Daha önce verdik sorunun cevabını. (Gazetede yayınlanacak) Yumuşak olsun, yerini bulsun. 'Kitap' diye toplansın, elden ele dolansın. Gayret kapıyı açar, hayret kulundan geçer. 'Rüya.' diyene de ki: 'ŞEMS de 'Gölge.' demişti, MEVLANA'yı öyle bulmuştu.' Bütün günlük yazılır, tamamı Kitap'ta toplanır.

20-2
 
Huzur sende kalsın, yumuşak hal ile gelsin. Oldu olacak demeden, yuvanda elinde, dilinde gönlündeki seni bulacaksın, yerini öylece bileceksin. Her olay düze gelende yerini alır. Düzde düzene uymaya çalışırsın. Önce her olayı HAK'tan diyecek, yerini öyle bulacaksın, hoşgörü ile kendine döneceksin. YAR odur ki; O'nun ile olasın, O'nun ile dolasın, O'nun EMRETTİĞİ her hale uyasın, kendini eksik sayıyor isen tamamlayasın. EMRETTİĞİ'ne uyarsan, huzuru bulursun. Farz. Kılmaz isen, 'Tamam değil miyim?' deme. (Namaz konusundaki bir sorunun cevabı.) DOST her hale uyanı sever. ALLAH'a ısmarladık. Gemiyi DOST eli tutar, yolumuzun aracı, kayguyu her halden atar. Geçici olana gönül katılmaz, sıcaktan kaçtığın gibi soğuktan kaçılmaz. 

25
 
Kuyudan ses almadık, güzeli soydan bilmedik, olaylara hiç gülmedik, giden ile gelene, 'Yaprağı yırt.' demedik. Gönüller açık olsun, 'Yolum.' diyen her kulu uysun. Görevin adı değil yapısıdır önemli olan.
'HAY.' diyen yola gelsin, 'Huy.' diyen kendini bilsin. Kaydı silenden açık bilen sorulur, kendinden kendine olaylar yorulur. 'Gel.' diyenden ALLAH'ım RAZI olsun. Çağırana HAK ADI'na uyulsun, denilsin ki: 'Bileceğiz, bilenle olacağız. YUVA'mızdan aldık, bildiğimizi cümleye vereceğiz.' Verişte biliş var ise değerini bulur; çağıran 'HAK ADI'na.' diyor ise, tereddütsüz uyulur. Elbet yolun tozu vardır bilmekte isen, yolunu açarsın silmekte isen, dileyenle geçersin görmekte isen. Her isimde uyum vardır. Dileyendendir, uymazsa bekleyendendir. 
Soru: Bekleyen ne olacak?
Yanıt: Gelecek çağrıya uyar, daha geç varır. Bir arabayı kaçırırsan, gelecek arabayı beklersin.
Soru: Yani gidecek olan, geride kalanı beklemez mi diyorsunuz?
Yanıt: EYVALLAH.
Soru: Çalışmalar gizli mi olsun?
Yanıt: Daha önce dedik: 'Ayaktayız, ayakta olunuz.' Gelmek açık ise, bilmek de açıktır, sevmek de açıktır. Her yerde her gün yerini gösterir olacak.
Soru: Listeyi açıklıyayım mı?
Yanıt: Elbet.
Soru: Haftada bir mi çalışılacak, her gün mü?
Yanıt: Her an.
Soru: Arkadaşlara ne söyliyeyim?
Yanıt: En güzel söz: 'Çağrıya uyalım.' Bildi isek, seni beni silelim. Hasta ise derdine şifa diyelim, yorgun ise işine yardımcı olalım. O'na insan olduğumuzu, kulluk yaptığımızı söyliyelim. Ne altın ne gümüş vermez kula hazzı, eğer bildi isen HAK'tan gelen SÖZÜ, gönülden sildi isen yası, belki göreceksin ömründe yazı. Yaz, sıcak. Olgun meyve yenilir, 'Verdi ALLAH.' denilir, olgun sözü diyene neden 'şaşkın.' denilir?
Soru: s.b'nin gurubunda isim yok. Diğer üç kişi kim?
Yanıt: Beklenen gün geldikte verilir, s'ye çalışacağı kişiler sorulur.
Soru: Yani isimleri verilen üç görevli ile çalışıp çalışmayacağı s'ye sorulacak öyle mi?
Yanıt: EYVALLAH.
Soru: 1 Ekim 1981 tarihli ve 41 dağıtıcı ile ilgili tebliğde, 'Dört yıl, dört ay, dört gün bekledik. 'YA ALLAH.' diyelim, bir ağızdan göreve adım atalım.' denilmekte. 'Dört yıl, dört ay, dört gün' benim göreve başlayıp görevi devraldığım tarih mi?
Yanıt: EYVALLAH. Almaya başladığın gün, vereceğin günü söyledik.
Soru: Olacak olayı açıklamak gerekli mi?
Yanıt: Olaylardan yoruma geçilmesin. Yerden göğe olacak, gökten yere yağacak. Sen vereceksin ki, gelecek rahmeti göresin. Ocağı yakmadan suyunu kaynatmadan, buharını veremezsin, RAHMETİ'ne eremezsin.
Soru: Yani, görevliler görevi aldıktan, hizmete girdikten sonra mı?
Yanıt: Elbet.
Soru: Kimse olacağı önemsemiyor, daha açık konuşulmuyor. Siz söyleyin.
Yanıt: Oyun değil, gerçeğe uyalım. Ocağı kurdu isek hepimiz görevimizi bilelim, verilene uyalım, ondan sonra olacakları bekliyelim. 'Hazırız.' deyiniz, hazırlığa giriniz. Tarih kendini verir. Aynaya bakalım. Bakan her kulu, kendini görür.
Soru: 'Öğrendiklerini gizliyorsun, tebliğlerin iç satırlarını nasıl okuyorsan bize de öğret.' diyorlar. Ne yapayım?
Yanıt: Öğreti olmaz, iğreti kalmaz.
Soru: Kendi kendilerine mi öğrenecekler?
Yanıt: EYVALLAH. Öğrenen uyar, öğrenmezse duyar. Daha önce dedik: 'Arabayı kaçıran gelecek arabayı bekler.'
(İstanbul'da bir mimar, Türkoloji üzerindeki çalışmalarının derlenmesi için yardımcı aramaktadır. f.t ile bağlantı kurmuştur. Bu işin oluru hakkında k.t gönülden soru sorar)
Yanıt:
Sorduğun her soruda açık gerçek görülür. Sevgide uyandan yapısını silenden sayılır. Evet, karşımızda olana dedim. Olmaya gelelim, sormaya değil. Konuya girelim, sermeyi bilelim. ALLAH'ıma emanet olunuz. ALLAH'a ısmarladık.
Soru: Son bir soru daha rica edebilir miyim? Olacak olayın tarihini verecek misiniz?
Yanıt:
Gelende açıklık sergide alır, sergide kendi kendine olur.

2 aralık
YUVA'mız cümlenindir, gönlümüz gibi. Sözümüz cümlenindir, YÜCE'nin EMRİ'ndendir. Gayret kuldan gelirse, ALLAH izin verirse, yazan, yazılan olur. 'Olsun mu, olmasın mı?' demeden, kul kendini yazar bulur. Daha önce verdik. 'Önce kendini kulluğa hazırla, sonra yolluğa.' 'Hazırım.' demek değil, kendini eğitmek, eğitmek, eğitmek gerek. (Soru: Uyum mu?) Evet. Gönül kırdıysan, eğitilmiş değilsin; yorum yaptıysan eğitilmiş değilsin. Yorumdan maksat, 'işimi böyle mi yapsam, öyle mi?' dedinmi, eğitilmiş değilsin. Her işinde; 'ALLAH'ım YAZDIĞI gibi işlerim, ALLAH'ımın YAZDIĞI gibi düşlerim.' dediğin gün, eğitildiğin gündür. Her yazımızda verdik, 'Uyumlu ol.' dedik. Sevgi dolasın, güzelliği her olayda göresin, saygıyı küçükte büyükte uygulayasın, HAZRETİ FATMA'nın haliyle hallenesin. Sevginde asla duman olmasın. Gününü kendin değil gönlün yönetir, aklın donatır. Yoluna çiçek dikersen, açtığında toplarsın. Ayağından geçer günün yorumu, günün konusu. 

18
(Şamaniz, Budizm, İslamiyet sentezi tasavvufu oluşturur mu? Bu sentez, Yeni Çağ'ın inanç sentezini mi oluşturacaktır? Zamanlarında çeşitli din akımlarını benimseyen Türk boyları, neden Şamanlık'ın yanısıra yeni dinlere 'Evet' diyorlardı? Batı Asya'ya göçen ve de İslamiyet ile karşılaşan bu Türk boylarına, İslamiyet nasıl oldu da Şamanlık'ı unutturdu? Yoksa unutulmadı da, Şamanlık İslamiyet ile yoğruldu mu?)
Yolun gittiği yerde, sözün bittiği günde, gönüllerin yettiği yönde, anılan güzel vardır. İnandığım kadar bilgeyim, sevildiğim kadar haldeyim, yerden gökten aldıysam, ne sende ne bende sadece O'ndayım. Güçlük, yoldan değil, kuldan gelir.  Dinlerden söylenen hal ile eylenen, bundan şundan sıyrılıp sadece yaratılmış olmanın kutluluğunu bilmektir. Bağda aradığını dal verir, kulda aradığını hal verir. Öyleyse ne olursan ol, kiminle kalırsan kal, yeter ki YARATAN'ı yarattıkları ile bil. Saymayı dilediğin yollar, sergiden kalkmaz, 'Küçük büyük.' demezsen, gönüller kırılmaz. Kulunun başı, ALLAH'ımdan başka hiç bir varlığa eğilmez. BİR'den geldik, BİR'e döneceğiz, ne var ki, yarattığı her hali 'O'ndan.' diye göreceğiz. 'Gel.' dediysem cümleye, gönül varlığına düştüm, 'Kal.' dediysem cümleye, adım benliğini sildim, 'Hal.' dediysem cümleye, toprak olalım, var olanı hem görelim besliyene el verelim, süsiiyene dil verelim, cümlesini gönlümüz ile saralım diye, el ele BİR'liğe, gönül ile varlığa katılalım. DOST bilendir, DOST bileni görendir, DOST ne dinde ayrıya, ne imanda tartıya düşer, DOST ne de bilenle bilmiyene şaşar. Her kulunu 'BİR.' dedik, BİR'likte güzeli verdik, her sayfada adım adım gösterdik. 'Alacağın HAK'tandır.' diye cümle ile halleştik. ALLAH'ım cümlenizden RAZI olsun. Her görevli kendini, O'nun hizmetinde bilsin. Hizmetimiz HAKK'adır, aldığımız HAK'tan. Güzellik olana uymadadır, geleni bilmededir. Soydan saydığın, düzenden 'Uymaz.' dediğin, ALLAH'ımın EMRİ'ndendir. Dilediği düzende (HAKK'ın düzeninde mi?) -EYVALLAH.- kapıyı açar, yapıyı seçer, kul dilese dilemese sadece yazılana uyar. Eli elden bırakmıyalım. Suyu aktığı yerden alan ile DOST KAPISI'na söz etmiyelim. (Suyun aktığı yer, YUVA mıdır?) EYVALLAH. Kar yağsa düzen verir, toprak ise çamur olur, ne var ki, toprağın düzü düzeni gelir. 'Zarar.' denilen her zerre, kaybolur. Ne kardan ne buzdan şikayetçi olmayalım. Verdi ise hoşnut kalmasak da 'ALLAH'm güzeli bilir.' diyelim, meyveyi olmuş yiyelim. Gelen gidene söz edilmez, satırlar bittiği yerden yeniden başlamaz. Defterimiz tektir, aldığımızdan bıraktığımız güne kadar. Yönümüz tektir, 'ALLAH'ım.' dediğimiz gün. O'nun için O'na hizmetteyiz, 'Kuluyuz.' dediğimizde. O'nu yarattıkları ile bildiğimizde, her kuluna muhabbet ile güldüğümüzde, hali ne olursa olsun hoş gördüğümüzde. 'Kuluyuz.' deriz. Suyun aktığı yerde asla şikayet gelmez. Gönlünü yıkamış isen, azdan çoktan sıyrılmış isen, benliğinden ayrılmış isen. ALLAH'ıma emanet olunuz. ALLAH'a ısmarladık. Ona de ki: 'İslam; O'ndan, O'na, O.' diyendendir.' Nerde olursa olsun, olduğu yerde kendini bulsun. 'Tasavvuf'; bilmeyi değil, bulmayı gösterir. Bilen değil, bulandır kayıtta kalan. Amaç, aracı tayin eder. DOST hangi araçla geleceğini değil, amacını özde arar. Eylem, kişilerin tasavvuru ise başarılı olur, kişinin tasarrufunda ise iflas eder. O'nun için BİRLİK, yönünüzü açar, toplu niyaz ile dilenen günü seçer. 'Dilenen gün nedir?' denildi: 'ALLAH. ALLAH.' dediğimiz, O'na kavuşmayı dilediğimiz gündür. (Göçme günü mü, ölmeden ölmek günü mü?) EYVALLAH. (Neye EYVALLAH? Bir can ekler: 'O'nu bulmaya EYVALLAH.') Bulmak, gönüllerin niyazıdır. ALLAH'ım niyazımızı alır, cümlenizde YAZDIĞI'na uyulan hali görür. 

25
 
Konuk geldik dünyaya, tahtı kurduk Konya'ya. Aldık verdik gözü açtık, bildiğimizi kainata serdik. Taht dedikte, gönül tahtına isim verdik, her ağacın gölgesine postu serdik. Her olan, varlığa dolan kulunu sardık. 'Yaprak olsak gölgeyi versek.' dediler, her mevsimde soluğa geldiler. Olduk yolumuz bulduk, bildik 'Halimiz.' dedik, gördük RABB'imize sığındık, SELAMI'na yokluğu sildik. Konuk gelene sözüm: Kum yolunu aşarız, kulu ile koşarız; EMİRLERİ'ni aldık, RABB'imiz ile 'Aşılamaz.' denilen dağları geçeriz. EMRİ'ne uymazsak, elbet şaşarız, düz yolda düşeriz. Alacağım vereceğim. 'Ne demek?' denildi: Geçici gelmedik, hiç bir kulun sorusunu silmedik, kulu kulu ile bölmedik. Aldığımız, sizlerde gördüğümüzdür, verdiğimiz HAK'tan gelen EMİRLER'dir. 'Oyun değil.' dedik, daha önce verdik, bilmece olanı sildik. Yazı ile gelene selamını getirdik. Gölgeyi sildiği gün, kapıya geldiği gün (bir can içinden sorar) Değil.- HAK KAPISI'na geldiği gün, ona selamı verdik, 'KAYGUSUZ ABDAL' dedik. (b.b'nin ULU'su) EYVALLAH. Adım adım yürüdük, her rengine büründük, AŞKI ile sarındık. Cümlenize selam olsun, sevgilerimiz sizlerde, sizlerle cümlede kalsın.