Kuşak belde, kaşık elde, gönül halde görülür, her gününe HAK’tan
hayır örülür. ‘ALLAH’ım.’ diyesiniz, Güneş’ten aldığınızı gölgede
olana veresiniz. Hava, Güneş, su, BİR’liğe; RAHMETİ, gürlüğe
götürür. Elden ayaktan bilen, kendini HAKK’a bağlayandır; oluşan, güzel
güne kavuşandır. El ayak, düzene. Gür geleni, YAZAN görür. Gözden ayrı,
bedenden BİR’liğe düşen, konuk değil. Kendini ayrıya yer vermeden, ‘Düzene geldim.’ diyesin, ÖZ’ünden
aldığın gibi kalasın. Az yeme, çok içme. Sayfada okunana, her günde
dokunana; gönülden katlanasın, ALLAH’ıma emanet olasın. KORUYAN ALLAH’ım, düzenini verir. Gönlünde gölge kalmasın, duman sana yol vermesin;
açıktan aldın, açıktan buldun, açıkta kalasın. Açıktan maksat; gölgesizlik.
ALLAH’ıma emanet olasın, kendine değil. Hepimiz beraberiz, beraber ele
alırız. Altın gümüş eldedir, yolumuz geldiğimiz günden sizdedir. ‘ALLAH. ALLAH.’ diyelim, AŞK adına dönelim.

(Kainatın
yaratılış sırrı nedir? Gayret ve niyet de O’ndan ise, kullarının
yaratılışının ana nedeni nedir?) Bundan şundan gelmedik, ‘Düzen aykırı.’ demedik; güzel ile çirkini
ayırmadık, selam ile kulluğuna talip olduk. O’ndan geldik, O’ndan bildik,
öylece O’nu bulduk. O nerde? Ben, beni bildiğim yerde; ben, seni sildiğim
günde; ben O’na erdiğim yönde. (Yani 365
yönde, değil mi?) EYVALLAH. Olumun, varlığa denktir. O’ndan
her zerren payını alır, AŞK’ına senden sana katılır. (Talip olmak bizim irademizde değil mi?) Her
kulu yerini bilse, rehbere gerek kalmaz. (Sır
mı?) Konuk gelse yuvana, şahin olsa yoluna;
‘Uymaz.’ mı dersin, yoksa ALLAH’ımdan uydursun mu beklersin? Elbet
ALLAH’ım niyet ettirir, çünkü her zerrende O var. (O halde neyiz, niçin yaratıldık?)
Mahzene girmezse, üzüm suyu sirke olur. Sır olan sırda kalır. (DÖRT ER’e verilecek sır mı?) Ayağından
başına alacaksın; ne var ki, kendin bilecek, kendinde kalacaksın. Çünkü,
bilinen, arayana verilemez, her zerresiyle katılmayan çözülemez, çözülene
anlatmak gerekmez. Olumunu, olduğu gibi niyazına kat. Niyazını cümle için
et. Her canı, her niyazında an.

Kapalı her kapıda, görülen her yapıda, göze batan hata olur,
gerektiği yerde üzerine alçı vurulur, tuğlası yontulur, yeter ki
bacası tütenden olsun. Ateşi yakan kendini bilsin. Her satır BİLEN’den yazılıdır,
her sahife ‘Kulu muyum?’ diyenden okunur, okuduğun halde dokunur. Halim
kullukta ise, örtü koyduğum her olay açılır, sefere çıkan yolcuya çıkın
verelir, doyasıya değil bitesiye yenilir. Mümin kulu her olayda ağlarsa, amade olduğu gündedir.
Ağlamaktan maksat dert yanmak değil, YAZAN ile kaynaşmaktır. Çözeni elimdedir, gezeni dilimde, bilenin gönlünde. Günün yorumu
dersin, sepette kalanı söylersin. Sepette kalan, sana vermez, söze söz katana,
niyazın ses vermez. Ayağın yemenide olsa, dünya sana dar gelse, yazında
gelişen gönlünde oluşan asla silinmez. Kapılır açık sana. Aldığın kadar vediğin, her sahifeyi ‘Kulu...’
diye okuduğun görülür. Açılan kapıda gördüğün, YUNUS ile
sorduğundur. Elbet MEVLANA. Ağaç altına otur, gönlünde sevgini götür. Göreceksin, her satırı
çözeceksin. Kazan kaynasa bile, sen tatlı aşı kaynatacaksın. Oruca değil, konuğa yer veriniz. Oruç, gerçek yargıyı
bulabilmek için tutulur, konuk ile her dilenen paylaşılır. Onun için,
konuğun var ise sevabın daha büyüktür. Konuktan maksat, sende olanı
paylaşmak. Konuk eğitmenin de sevabı büyüktür. Paylaşmanın
ölçeği yoktur. Aldığın işaret, dilediğindir,
dilediğinin sesidir. Kapıların açık olduğunu söyledik. Her olayı hal eyledik, her
güzeli yol eyledik. GÜL’ü dedik, çiçeklerin hepsini sevdik. ‘Seven ile
buluşalım, her kulu ile oluşalım’ dersin. Elele verelim, sabır ile
çalışalım.
Kapılar hep açılır, dilenende geçilir, yazılanda göçülür. Cümlenize selam
olsun. Her alan, kendini ‘KULU’yum.’ desin. Konuyu aça-aça, akan suyu geçe-geçe geldik, günde yerini
alan her kuluna, selam ile katıl dedik. Açılan her kapı, HAKK’ın KAPISI’dır.
‘Geçemezsem?’ denilmesin. Kapıya talip olan, adımını o yöne getiren, elbet
kapıdan geçecektir. Yanılma olmasın; kulunun haline yön, kulunca verilmesin.
Komşuya bakmazsan, komşudan sorulduğun gün, yüzüne örtü mü koyacaksın?
“ Kendim kendimi bilmezsem, ‘Kuluyum yolumu aldım.’ demezsem, başkasına
diyecek sözümüz kalmaz.” dediler, kayguyu kendinden uzak tuttular. Yapıya almadan gittiğin olmaz, yapıya katmadan
kaldığın olmaz. Kim olursan ol; yapıdan hem alırsın, hem verirsin; çalanda
dahi, HAKK’ın tecellisini bulursun; senden alır, gine de sana verir. (Ne verir?) Soyunduğu halini. Yapıya gelen bilir. Her
alış veriş maddi manevi birbirini eşitler, geçici halde çeşitler.
Kumun her tanesi, toza adını verir, birlikte çölleri meydana getirir. Alacak
verecek, her zahmette birbirini eşitleyecektir. Götüren, getirir. (Cennete göçenler, Renksiz Alem’dekilerin durumunu gördükleri halde, huzurlu
mudurlar, nasıl huzur içinde olabilirler?’ şeklindeki konuşmalarımıza
bilgi verebilir misiniz?) Noktaya daha gelmedik, sözü edilene gülmedik; güldüğümüz,
yoldan yolu ayırandır. Yol, asla ayrı değildir. ALLAH’ıma emanet olunuz. (a kardeşimizin sorusuna yanıt verecek
misiniz?)
Sorulan soruyu verdik. (s. için söz var mi?) YEMEN’den gelen her söz, YEMEN’den gayret verir. Kapalı
olan her kapı, kulunun talip olduğu günde açılır. Elbet söz ile talep
değil. Öz ile, haz ile, gönül ile, göz ile. Her kulu, talip olduğu
halde YEMEN’den gelen cevaba açılır, öylece söze geçilir. Olmak olmamak, kuldan
değil, HAK’tan gelen EMİR ile yerini bulur. Kement atmak, atı tutmak
değil, tuttuktan sonra bakmaktır önemli olan. Bakmaya bakmamaya ALLAH’ım
karar verir, bakacağı O görür. (Yukardaki satırlarda ‘dedi, dediler’ i kim dedi?) YUNUS’um, yol arkadaşı ile konuştu,
konuşturdu. (Adı
belli mi Efendim?) Adı gerekse, verilirdi. Çöpten ele aldığın, dal diye toprağa
diktiğin, gün gelir ağaç olur, daha önce dediğimiz gibi, dilerse
ALLAH’ım can verir. Sorulan YUNUS’umdur, sarılan cümleniz. ALLAH’ım cümlenizden
RAZI olsun. Dilenen günde, cümleniz aynı halde kalsın. Kapılar açıktır geçelim, el ile elden tutalım. ‘Ben sana vereyim.’
demeden, birbirimizi eşitleyelim. Hiç bir kulu diğer kulundan HAK
HUZURU’nda ayrı değildir. Üstünlük hakkına sahip olamaz kimse. ‘Az bildik
çok aldık.’ diyelim, her kulu ile içtiğimiz suda dahi ortak hali görelim.
Ortak hal; ‘Kapıya geldik, HAK ile halk olduk, halk ile birbirimizi bulduk.’
diyelim; ne eziklik duyalım, ne gurur ile gark olalım. HAK’tan halka, halk ile
HAKK’a.

Her bileni
bilmeyenle bir
ettik.
Attığın her adım
ALLAH’ıma götürür.
Güzel olmayan
söz
dilde kalmaz.
ALLAH’ım yazdığını okutur,
her kuluna
dokutur,
senden sana söyletir,
bilmeyeni ağlatır.
Her sabah
O’ndan
geldiğini düşün. ‘ALLAH’ım. SEN’in ile SEN’den
geldiğimi,
SEN’in ile dünyada olduğumu,
SEN’den
aldığım ile dolduğumu gördüm.
Bilmeyen SEN’dendir,
SANA
havale ettim. Gördüğüne inandığım,
sabrına
sığındığım.
Suyun aktığı yerden aldığım
gerçeğin
aynasında
yolumun açıldığı günden, kayguya kapıldığım güne
kadar,
gayreti sildiğim kanısındayım. İnandığım
SEN’sin,
güvendiğim SEN’den gelen.
SEN bilirsin,
kaygumu
SEN silersin.’
DOST elden geçmez,
DOST’u
sileni
gölgesi seçmez.
Sayfada okunan, kayguyu
silmeyi
denediğin halde, ‘Elden tutmaz.’ dediğindir. Elden asla
bırakmaz.
Aykırı gelen gününü bekler. ALLAH’ım düzene uymayanı
düzeltir.
Korkuyu sildiğin gün,
açık olanı göreceksin.
ALLAH’ıma havale et.
Olacaktan gelecekten
sorumlu değilsin.
Korkun, sorumluluktandır.
Gölgeden sıyrıldığın,
hakkı ile
HAKK’ı bulduğun günden beri,
her adımında
HAK’tan
İZİN olduğunu bilesin,
ER kuluna verilen haldesin. Sabırdan aldığın nasip
ile;
dağılanı toplayacak,
geçen günde olanı katlayacaksın.
‘Suçlu muyum?’ deme.
Her satır yazıdandır,
her olan
düzendendir.
Sen değil,
sana ters gelirler.
Açık
verelim.
Söz sözü silecek,
kulu hayır olana
gülecek.
Sorumlusu sen değilsin,
kayguyu silesin.
DOST
KAPISI’na çivi çakılırsa,
çeker atarsın.
DOST KAPISI, HAK
KAPISI’dır.
DOST KAPISI’na çivi çakana,
ALLAH’ım körlük verir.
ALLAH’ıma havale edelim,
olanı görelim.
Elbet yönünü
bulur.
Ne var ki,
aldığı yerden
böldüğü yere
kadar,
her zerresi ile hesap verir. Elbet verecek.
Verecek
bulacak.
Aykırı geleni ALLAH’ıma havale et. ‘Hataya düştüm mü?’
demeden. ‘HAKK’ın ELİ elimdir,
DOST yapısı benimdir,
HAKK’ın
dili sözümdür.’ de göreceksin, bulduğun ile kayguyu
sileceksin.
Selam. Selam. Selam.
Kapılara bakanlar, demde düzeni oluşturur; selam cümlenizi buluşturur.
‘Kapılar nedir?’ dendi. Kul gözünde ‘senin kapım, benim kapım.’ denilir,
gerçekte hepsi de HAK KAPISI’dır. ‘Andım SEN’i bilerek, sevgimi cümleye bölerek, geldiğim halde
kalarak.’ diyelim, her hatadan ALLAH’ımdan af dileyelim. ‘Olursa verir, severse
görür’ diyene de ki: ‘Oldurur, her hal ile gördürür.’ Bilen sensin, görecek
senin ile; sevecek, senden gelse de. Ayrı ağaç bulursan, gölgesinde
kalırsan; gördüğünü değil, uyduğunu bilirsin, sağında
solunda olan ile anılırsın. Elin her kulun sırtında ise yakınsın, dilin her kulun sırrında ise
uzaksın. (Sırrından murat, sırrını tutmamak mı,
yani gıybet etmek mi?) EYVALLAH. Sen senin ile O’ndan olduğun gibi,
her kulu da kendinden kendine bulur, kendi ile yoluna gelir. HAK sırrını sana
bana değil cümleye verir, cümle O’nu görürse. Her sözün sırrını kendinde ara, ‘Göremedim?’ dersen,
bekle. Konunun açığında her kulu vardır, açık değil ise imtihana
kadardır. ‘Almadım’ diyene de ki: ‘Aymayı bilirsen, yapıya gelirsen, alınan
sende kalır.’ Yol bizden sorulursa, ‘Yürüdük.’ deriz; sizden sorulursa,
‘Niyetlendik.’ dersiniz. Atalım örtüyü, tutalım tartıyı, bilelim artıyı. Göz-göz
açılır, kul sözü ile seçilir. Gelmeyen, her rengin verdiğini, her kulunda
renklerin yapıcı olduğu hali gördüğünü açar. Bileni CAN ayırmaz, göreni cam örtmez, seveni kaygu dürtmez. Diyelim ki;
‘Kaygu de benden, yargı da.’ kulluğumu bilesiye kadar, güzelliği olduğu
gibi göresiye kadar. CAN senindir, kan sende; yol senindir, AŞK sende. Gönül
benim kapıma, gönlüm senin kapına, getirir de götürür de, ağacına gölge
verir, toprağına oturtur da. Gel beraber olalım, gel birlikte bulalım,
oldu isek, gölgesine kilim serelim. Diyelim ki; ‘Az da alsak, çok veririz,
çünkü YARATAN’ın hazinesini görürüz.’ Dediysem ‘Gelmedin?’ deme bana ‘Sevmedin.’
HAK verdi gözüm gördü, dilim cümleye yaydı. Elbet dil de buldurur, sevemezse
soldurur. Öyle oldukta kulu uzakta kalır. ALLAH’ıma emanet olunuz. Her satıra
başlarken, ALLAH’ımı ve RESULÜ’nü anınız. ALLAH’a ısmarladık. (13 Ocak 1982 tarihinde, Niğde ili Aksaray ilçesi üzerinde, gökyüzünde
renkli ışıklar saçarak geçen parlak gök cismi hakkında bilgi verir
misiniz?) Kopma değil, geçmedir, seçme değil, düzenden
ayrı kalan, seferini tamamlayan. (Dünyadan gönderilenlerden o zaman?) Ayağını çekip, kendi halinde bırakılan.
ALLAH’a ısmarladık. (Makina mı bedensiz varlık mı?) EYVALLAH. (Süper güçler birbirinin uydularını yok ediyor, onlardan
birinin sonucu)
EYVALLAH.
(‘YA ALLAH BİSMİLLAH.’
ne anlama gelmektedir. ‘Kapıyı açmak
için, eşikten atlamak lazımdır.’ der Hz. MEVLANA. Eşikten atlamak
için, kapının açılması öncelik almaz mı?) Kuşak aldık takalım, kainata gönül gözü ile bakalım, güzel hali yolumuzca
çekelim. ‘YA ALLAH.’ dedikte, YARATAN GÜCÜ’nden, YAŞATAN yerine, GÖZETEN
diyelim. Yaşatmak, yaratılıştandır. Yaratılmış isen yaşarsın.
Az ile çok senden değil, O’ndandır. ‘Yarattın, ADIN ile yaşat.’
dedikte, gözetildiğin açıktır. Asla kulunu bırakmaz. Yol bizden geçmez, biz yolu geçeriz. Yol bizi seçmez. HAK ile BİR oldukta,
yollar birbirine eklendik te; yolu sözü geçersin, AŞK ateşine
düşersin. Yanmak değil, sinmektir; sönmek değil, küllenmektir. Ne
deryadan atılırsın, ne deryaya katılırsın. Geldiğin yerden varacağın
hali düşün. ‘Sayfa açık bilelim, her yazılanı okuyalım.’ derseniz, ‘Günü
gününe dokuyalım.’ derim. Suyu aldım akandan, çiçeği sevdim kokandan, ateş
gördüm yakandan. Dedim ki: ‘Her yaratılan, kendi varlığını korur.’
Korumak, kulluğun ve yaratılmışlığın asıl görevidir. ALLAH’ım
düzenine uydursun, olduğu hali kuluna göstersin. (Bulunduğu andaki hali mi?)
EYVALLAH. Kulun kendi hali elbet.
Kulluk haline geldik, gölgeyi bilerek sildik, her olaya ‘Hayır.’ dedik güldük.
Cümlenize selam olsun. ‘Geldik aldık, aldık bildik, bile-bile
olduk.’ diyelim, seyrine gönül katından katılalım. Yaprak-yaprak oluştu, dalda çiçek doluştu.
Meyveyi bekleyenler, kuyuya yol açtılar.
‘Bayram gelse.’ diyenler, yerden yolu bekleyenler; elbet sözü alacak, el
kapıda, ayak toprakta olacak. Yanılma yok. Şahit, görene denir. Yerini
bilene ALLAH’ım düzen verir. Açalım geçelim, dolalım taşalım, -aldığımız günden,
verdiğimiz halden- her adımı ‘Yaklaştık.’ diye paylaşalım.
Gelmeyi dileyene de ki: ‘Yaprak her ağaca kan verir, Güneş her yaratılana
can verir. Öyle ise, nerde olsa HAK’tan alırız, bildi isek, O’nun ile kalırız.’
O her yerdedir, O her kuldadır, O her yoldadır. Açalım geçelim, yeter ki
birbirimizi kulu diye seçelim, hatalı diye değil. Hataları örtelim. Kullar
birbirinin hatalarının örtüsü olur. Mana, maddeyi silersen gölgesiz kalır.
Maddeyi silmek, vergiden kaçmak değildir. Verilenin EMRİ’nden olduğunu
bilmek, olduğu gibi sevmekle yerini bulur. YUNUS’um elden aldı, elde bulduğu ile kaldı, gelse gelmese güldü.
Kucak dolusu sevgi ile geldik, koşuya giyinen her kulunu gördük.
‘Yandım.’ demeden seven, ‘Kandım.’ demeden gülen, her gördüğü ile BİR
olan kullarına “Selam.” dedi, MERYEM sözü aldı: . ‘Ayakta olunuz.’ dedik, gönüllerde kaynayan AŞK’ı söyledik. Olan gibi,
veren de sevinir. Bilen kulu bilmeyene el verir. Gönül açık ise, NURU’nu görür.
‘Parlak.’ denilen odur. ‘Kapalı kapıyı açamıyorum.’ diyene de ki: ‘Elini uzattığın yetmez,
halini de gözet, niyaz ile dileğinden söz et.’ Senden değil
YÜCE’dendir, seheri bulan sildiği gecedendir. Aydın gün seni bekler, her
anını sana ekler. Sohbet gönüllerden gelen akım ile beslenir, nerde olursa
olsun dilden dile süslenir. Yerde olsa topraktan, havada olsa aydan yıldızdan,
deryada olsa balıktan sazdan söz edilir, sohbet öyle açılır. Kement attı isen, dilediğini tutarsın, dilersen
elinde olanı satarsın, yapını öylece bildiğin hale katarsın. Günün yorumu
yeterli gelmezse, gelene çevir. Her kul kaybını değil kazancını düşünsün.
Elbet mana. Kesilen her ağacın eşyası dile gelir, kimi
yapıda kimi kapıda kalır. Sanma düzeni sen verdin. Sen olanı halde gördün.
Sayfalar okundukça, her günü yaşandıkça, güzel çirkin denilir, örtü
geldikte, her geçen savunulur. Kavak uzayıp gider, çınar dolayıp gider. ‘Olsun olmasın deme, ağacın şeklini
sorma. ‘Yosun olsa’ deyiver, sarmaşık ile dertleşiver. Görmese de
duyarlıdır, HAK ADI’na ayarlıdır. Gamdan uzak kalalım, dört gün dört gece silelim.
Geçmiş örtülü, gelecek saklı. Öyle ise günümüzü bilelim, olmayacağa
gönül koymayalım. Sevgi HAKK’a dönüşürse gerçektir. (Ağacın cinsi belli midir?) Ağacın her çeşidi dedik, sarmaşığı
dahi verdik
Korkuyu silmeden kendini bulamazsın, kapıyı açmadan eşikten
geçemezsin. Her yelken açtığında, her yaprak düştüğünde,
O’ndan izin gelir de öylece yerini bulur. Katılan, gönülden atılandır. MEYDAN
diledik geldik, her sayfayı satır-satır okuduk. Soğuk suya atılan, sıcak
suya katılan, aradığı her günde, kendinden kendini bulur. Her kul senin
ile benim ile yoğrulur. Aşacağız her zoru, geçeceğiz karlı
dağı, diyeceğiz ki ‘Dilenen HAK YOLU’dur. Ödenen yazılmayanı dilemek.’
‘Ne demek?’ dendi: Yazılmayanı dilersen, kendinden ödeyeceğin vardır.
‘ALLAH’ım YAZDIĞIN’a uydum.’ dersen, yaşadığın her gün kardır.
Senden benden geçmeyen, gönül yolunda olumsuzu seçmeyendir. Evden uzak olanın yolunu soranlara ‘Selam olsun.’
dediler, YAHYA’dan selam getirdiler. Dağılanı açalım, taneler döküldü ise
toplayalım. Her tane birbirini tamamlar, güzeli bütünde tanımlar. ‘ÖZ’üm SANA açıktır, bana da açılsın ALLAH’ım’ diyelim,
kendimizde olan cevheri bulalım, bulmaktan maksat, gönlümüze dönüşü
bilelim. Hani gittin aradın, çiçekleri taradın, böcekleri kovaladın ya. Gördün
bildin, öyle ise dön kendine. Kendinde olan O’ndan sana gelendir, O’ndan sende
kalandır, O’ndan senin olandır. Sen O’na döneceksin, istesen istemesen
döndürüleceksin. ‘CAN SENİN ile.’ dediğin, gerçeğin örtüsüdür. ‘İle’yi
kaldır, gerçeği gör. O zaman kaygu duyduğun CAN’ın senin değil
O’nun olduğunu göreceksin. ‘Soğuk su nedir?’ denildi. Verdiğimiz
onun cevabıdır. (Dört
gün dört geceye yardımcı mı olacak?) MEYDAN dileyen her kulundur. Sen ben demeden, iyi kötü
seçmeden, güzel çirkin kaçmadan ‘MEYDAN cümlemizin.’ diyeceksiniz, her kulu ile
RAHMETİ’ni tadacaksınız. Açılan her konu, yapıya eklenir. ‘DOST olduk,
DOST kaldık.’ deyiniz, soğuk sudan aldığınız gibi, sıcak suyu da
biliniz. Her kapıda dursan, bir kapıda kalsan, açılanda sadece O vardır. Dört gece
sayana söz verir, ÖZ’de olanı gösterir.
Kervan yola dizilir, kum ayağın altında ezilir; her yolda gidene, her
davar güdene YARDIMCI gönderilir. Cümlenize selam olsun, kumu tane-tane
bilenden ALLAH’ım razı gelsin. Selamın ilettim, YUNUS’um ile YUVA’yı yol ettim, bileni bilmeyeni kul ettim,
her sohbette YUVA’nın aşına tuz ektim. ‘Bilen bilmeyen kul değil mi?’
denilir, nasıl kul ettiğim sorulur: Her yaratılmış insan kuldur,
elbet bilirse, ‘Kuluyum’’ diye kendini görürse, kendi ile kendini bulursa. ’Kul
ettim.’ denilen, gördüğümü söylediğimdir. Bilse bilmese kulluğunu
bulacak, kulluğu ile övünecek. ALLAH’ım ondan razı olsun ki, ‘Kuluyum.’
dedi, kulluğunu dünyada tasdik etti. Her var olan, yaratılandır, kul
değildir. Kul sadece insandır. Her yaratılan, kulu içindir. Kulluk;
yaratılan varlık değil. Yaratılan varlığın yerine her gün yenisi
gelir. Kul bir defa gelir, bir defa döner. ÖZ denilen gerçeğe dönülendir. Kul kendi ÖZ’ünü değil, kendinde olan
ÖZ’ü bulur. (Kendi ÖZ’ü nedir?) Kendi ÖZ’ü CAN’dır,
kendindeki ÖZ RUH. Yapısı CAN
ile yoğurulur, RUH ile diridir. (CAN’ın da yerine yenisi gelir mi?) Sekaratta
olan hastanın sadece CAN’ı vardır. (RUH’u uçup gidiyor mu?) RUH’u
yerini aramaktadır, yerini bulduğu an CAN
da çekilir. (Her zaman RUH yerini arar mı?) Kaynak yorumsuz
kalsın. (Neden kalsın?) Söylenilen yoruma
verilmesin kayguya yol açar. (Diğer canlara bu tebliği iletelim mi?) Hayır dedik
ya. Yaprak yerde kalırsa rengi yeşil olursa ölü müdür diri midir? Dalından
koptu ise, elbet ölüdür kuruyasıya kadar. ‘Kendini bilenden.’ demedik, kendini
bilmediği andan itibaren. (Sekaratta mı?) ‘Kopuk kopuk verilir ‘ denilmesin. Her
verilen belli bir düzenin yaprağıdır. Her biri bir araya geldikte, bir kitabı
oluşturur. Konular tek-tek, ne var ki esas bir
bütündür. İnsan kendi bedenini de ararsa, mide kalp ciğerler
böbrek hepsi ayrı-ayrı. Esasta bir bütündür. Asıl olan
bütüne yön verendir. (Bütüne yön veren nedir?)
Gönül. Yani RUH’u
ile kafasının yani aklının bütünleştiği mantık süzgecinden
geçtiği, AŞK’ın oluştuğu kabıdır. RUH
ne verir ne alır? Yemin ederim ki; bilendir ,bildirendir, almaktan öte dilendiği
kadar verendir. Aklını kör etme. (Biz dilediğimiz
kadar mı verir?) RUH dilediği kadar. (Kime veriyor?) Kapalı kalan RUH’a.
Açın örtünüzü, görün kendinizi. Seher vakti sen bensin, ben de sen. Konuk değil
asılda olansın. Akıl değil, asıl olansın. Akıl sende değil sende
olandadır. Müyesser eylediği her kulu, saf ve duru kalmıştır, seyrinde
kendini bulmuştur. Saymayı yeterli bulursan, söğütte otur düşün. Gamda kendini boğma,
kaygu ile RUH’unu
perdeleme. (Saymaktan kasıt nedir?) gönül
kabına döktüğün AŞK’ı günlere bölme. O bir bütündür zamana sığmayan.
‘Sayma’ dediğimiz odur. (Altı günde bir, bir
saat tefekkür etmemizi söylemiştiniz) Dilersen altı ayda otur. (Altı günde bir oluşu alışkanlık için o zaman)
EYVALLAH. (Neyin alışkanlığı?)
Oturma. Kendimi O’ndan aldım, kendimi O’ndan saydım, düşündüm ki,
aldığımdan saydığımdan değil, asıldan geldim, geldiğimi
bildim sadece. (RUH’un mekanı var mı?) RUH’un mekanına dünyada olan kanar, AŞIK olan kabına yanar. Ne
mekan ne zaman RUH’u bağlamaz,
yerden kesildi ise ayak AŞKI dağlamaz, kulluk bitti ise yolluk
eylemez. (Kulluk sadece insana ait?) EYVALLAH. YUNUS MERYEM DURGUT hepsi
bir oldu, su başında duruldu, elden ele uruldu, her gönül birbirine
sarıldı, tek karara varıldı: O’nun ile O’ndan O’na.

(MUHİDDİN-İ ARABİ hazretlerinin resmini vermesini diliyoruz.
YUVA’ya yeni gelen bir canın ulusunu YÜCE ALEM’den diliyoruz. Gözlerinden
yoksun olan n kuluna YÜCE ALEM’in bir önerisi var mıdır?)
‘Konular hep yüzeyde, genişleyen toplum düzeyde.’ denilir. Koşuya
başlayan her koşucu başladığı yere döndüğünde ‘Aynı
yerdeyim’ derse de, devrini düşündüğü an kazandığı yarıştan
haz duyar. Cümlenize selam olsun. Gelenler sevenlerin selamını alsın. Yerimiz değişmedi.
Günümüz bilindiği kadar alışanın ulaştığı yerde
doğruyu bulur. (Aydan alan derya mıdır?) Geceyi sorarsan, ay ile aydınlanırsın, Güneş’i
sorarsan geceni de aydın görürsün. (Tam teslimiyet değil midir bu?) EYVALLAH. ÖZ’ünde olandan gönlüne dolandan
ayrıda kalmayasın, senden seni asla ayrı görmeyesin. Gerçek sendedir, senin
bilginde. Kervan gidenin götürenidir, SAHİP gelenin bekleyenidir. Senden
sana ulaşan, bilginde gelişendir. ‘Sudan geldik suya döneceğiz’
sözü odur. Bilgindeki gelişme seni sana buldurur, kaynağında
buluşturur. Suda gelişen değil buluşan vardır. Suyu
buluşturan varlığında olan bilgidir. Dağdan yerden dolaşır,
deryaya öylece ulaşır. Gelişen bilginizdir. Gözden sözü açarsan söz ile gerçeği seçersen de ki:
‘Gölgeyi sildim, var olanı ALLAH’ımın İZNİ ile gönlüme aldım.’ Selam
olsun cümlenize, selam olsun cümlenizden. El ayak doğruya gelsin, gönüller
en güzeli bulsun.

Ayaktayız bildiğimiz günden, ayaktayız uyduğumuz günden, ‘Ayakta
olunuz.’ dedik, uymayı denediğiniz kadar. Gün-gün
geçilir, yol gönül açıldıkta seçilir, her adım dilenene götürür. Olmayı dilediğin
gün arayış başladı, uymayı bildiğin gün kaydına düştü.
Halde oluş, yolda buluş vardır. Değişen düzen senden alıp
götürmez, her olayın belli yönü vardır. ‘Asayiş yerindeyse kulu huzur duyacak’ denilir. Asayiş
yerden mi gökten mi beklenir? Senden seni bilmezsem, benden sana vermezsem,
ondaki yamayı görmezsem elbet asayişi bozandan biri olurum. ‘Buluşmaktan maksat nedir?’ denilir. Ezelden geldik, ebedde
BİR olacağız, cümlemiz buluşacağız. (‘İnşallah.’ denilir)
EYVALLAH. (Göçte mi, kıyamette mi?) Yaprak düştüğünde değil toprağa
karıştığında toprak sayılır. Ağacın gölgesine cümlemiz
katılalım, kuru yaprak misali toprağa atılalım, kurudukça dağılıp
toprakta eriyelim, birlikte BİR’den bilip sadece toprak diye anılalım. Aşağı inemem yüceldi isem, tadını bulamam olduğum
yerde kaldı isem. ‘Bilmenin formülü nedir?’ denilir. Ağacın altında otur
düşün. ‘Ben neden geldim? Ne olacağım? Dünyaya gelişten ne bulacağım?’
O zaman DOST kapını çalar, gönlüne AŞKI ile dolar. Sen O’nun kapısını çal
ki, AŞK odunun kuru-kuru yanmasın,
bir alevden sonra sönmesin. Yerden gökten verdiğimiz, her kulu ile BİR olduğumuz
O’ndandır. Beden, RUH’un verdiği ile gün-gün yansıma yapar. Her an değil. Asılda her an da olabilir, ne
var ki, kulun nefis kapısı kapanırsa çevresinde oluşan yoğun yansıma
açık görülür. (Aura’dan söz ediyorlar) EYVALLAH.

(19 Şubat 1982
tarihli tebliğde MUHİDDİN-İ ARABİ Hazretleri ‘elden
ayaktan kalma, seçilen olur.’ demişti. Bu cümlenin anlamı nedir?
Meditasyon nedir, tefekkür ile arasındaki fark nedir? 19 Şubat 1982
tarihli tebliğde KAYGUSUZ ABDAL ‘Destiler dola-dola, kazları
yola-yola.’ demektedir. Kazları
yolmaktan murat nedir? YÜCE
ALEM’den f kulunun ULU’sunu diliyoruz.) Kapıların açığında buluşuruz, her olayı düzeninde konuşuruz, HAK
ADI’na her zerremiz ile çalışırız. Cümlenize selam olsun. ‘Açılan her kapı her kuluna mıdır?’ denilir. Kulu kapıya geldi ise elbet. Kulu
yapıya katıldı ise, kapıyı bilir eşikte durur. Konuya geldi isek, kazdan
sözü açtı isek, yolmaktan değil, çağırmak yola davettir. Kazdan
maksat kınanan değil, yola bakan, düzenli olup sadece kendi toplumuna uyan
demektir halbuki. Var olan, kuluyum diyen her varlık, her toplumda kendini uyum
ile birleştirendir. Var olan, her yaratılandır. Kulunun kulluğu, her
yaratılan ile sağlıklı birliği bulmaktır, yani her toplumun
yaşantısında kendisine düşen hizmeti yapmaktır. Gerçek açıktır
dediğimizde, yalnız sen bana ben sana hizmette değil, her anını var
olana hizmette görmek. Dört duvar örtmez çatısı olmazsa, çatı örtmez duvarlar örülmezse.
Olumuna niyazdayız örülenin, olumunda niyazdayız örtülenin. Her nokta
birbirinde buluşur, kainat noktada birleşir, her
kulu çeşit-çeşit söyleşir,
bir noktada çatışır. ALLAH ADI BİR’den BİR’e oluşturur, ne
var ki her biri kainatta dolaştırır. Olacaksın, bulacaksın, döneceksin. Ne
düşene yanalım, ne düşersin diye kanalım. ALLAH BİR’dir, BİRLİĞİ’nde
yaratıldık, yorumsuz kaldığımız günde dahi gözetildik.
Eşsiz güzelliğinde çirkine yer verdik,
RAHMAN olan ADI ile şımartıldık. Dönüşümüz O’ndan O’nadır, sevgimiz
sadece O’na. Aynayı eline aldığında göreceğin,
elden bıraktığında sildiğin nedir? Sadece hayal. Hakikat; silinmeyen,
bölünmeyen, yalnızlık bulunmayan, ben sen diye ayırmayan. Gerçekteyiz,
gerçektesiniz. Yanılma yok. Gerçekteyiz dediğimiz, RUHLAR’ın
birliğidir. Gerçektesiniz dediğimiz, bedenleriniz dahilinde oluştadır.
Gönülden yorumlandığı gibi, aynı halde. Güneşe baktım da sıcağı düşündüm, aydan
aldığımda, karanlığa katlandım. Isınan ben miyim, ısıtan güneş mi?
Dönenden aldığım kadar, dönene uyduğum da gerçektir. Demek ki, güneş
bana verdiğini gine benden alıyor, öyle ise her yaratılan birbiri ile
tamamlanıyor. (Beşinci elemanın niteliğinden söz etmek olası
mıdır?) Her sözden aldığınızı, gönülden uyduğunuzu satır-satır
alınız, halinize bakınız. Olumunda uyana selam deyiniz, yani uyumda olan
halinizi selamlayınız. Evet kendi kendinizi. (Bu oluşta
çam ağacının hikmeti var mı?) ‘Her ağaç görevdedir.’ dedik,
daha önce verdik.

Kuş sesi yoldan gelir, her sözü geleni bildirir. Selam olsun, kuşun
sesinden her kulu kendine geleni bilsin. ‘Kuş sesi nedir?’ denilir. Seyyar
yolcu gidiş gelişi bilir, konakladığı her yurttan söz getirir. Aldığım
alacağım, bildiğime ekleyeceğim, günüme göre katlayacağımdır. s doluyu alsın, aldığı kadar bulsun, görevine sahip çıksın. Sözü bağlayıcı,
gönlü ekleyicidir. Daha önce dedik, görevini ‘a’ diye verdik. Kayıtta öyle
kaldı, a ile okundu, öylece dokundu. Seherde alamazsa, seferde yoruma düşsün,
aldığına verdiğine kendi de şaşsın. Ayağına eline, gönüldeki DOST’una selamımız olsun.
Yoruma gelen konu, bildiğiniz halde kalsın, olduğu gibi okunsun. (f’nin hazırladığı yazı mı?) EYVALLAH. Herkes bilsin, yorum asla.
Gelenin, gerçeği verdiği bilinir. RESULÜ dahi yardımcıdır. (Bu tebliğ teksir edilsin mi?) Üç hafta okunsun, alan gelen bilsin, yazılsın
dağıtılsın. Meditasyon bedenin fikri, tefekkür RUH’un zikridir.

Miyyar yerini bulur, güzellik kendini bilme ile olur. Yapıya her gelen,
-sayılı güne değil- geldiği günden sahibi denilir. Cümlenize selam
olsun, ‘Soylu’ denilen her kulu yapıda yerini alsın, gönüller hoşnut
olsun. Sayılan günler gelmiştir; ‘Hazırız.’ diyelim, yumuşak yerde
kaygusuz kalalım. Cem ile CAN’a varırız, CANAN’da cümlemiz oluruz, O’nu
bildiğimiz günde huzuru buluruz. Demde konuk sayılan, sonuna nokta koyulan her olay, düze
gelendir. Sağdan soldan arama, yerden gökten tarama. De ki:
‘Aradığım, an.’ De ki: ‘Gönlüme döndüğüm gün O’nu beni düşlerim,
benden beni taşlarım, bağa sorumsuz girersem, taşlayanla başlarım. ‘Nefsimi
yenemedim, kulluğu denemedim.’ dersen, kırılacak haldesin. ‘Kırılmak,
HAK’tan mı halktan mı?’ denilir. HAKK’ın verdiğini kulu bilmezse, halk ile
karşı karşıya kalır, karşılıkta kendini bulur. Unutulmasın,
ceviz taş ile kırıldık ta özünü alırsın, en güzeli bulursun. ALLAH’ım
dilediği her hali kendimize mal etme gayretini cümlemize bağışlasın. ‘Konuk geldim söz aldım, sözü örtülü buldum.’ diyene de
ki: ‘Örtüyü kaldır ki ÖZ’ünü göresin, sözümü bilesin.’ ER’lik sözü alanda,
gürlük hizmet verende. ‘Akıl nerde başlar?’ diyene de ki: ‘Beşikte başlar,
eşikte biter, sözünü verdi isen ocağın tüter.’ Oluk-oluk akan sular, elbet deryayı bulacaklar. Her
damlada nasip arayan, dostunu DOST ile tarayan, görecek ki bir kapıda
buluşulur, bir isimde halleşilir. Sonun geldiği gün değil,
HAK ile halk olunduğun günü bilmen yeterlidir. Gerçeğe ayna tuttum, aynayı cümle ile birbirine
kattım, her DOST adına gönlümü eğittim. Dedim ki: ‘Ben BİR’deyim, BİR’de
olalım, BİRLİĞİ ile kalalım.’ Gülene ağlayana nasibini
söyleyelim, soğuğa sıcağa el ele girelim. Her damlayı saymadan, her zerreyi soymadan BİLGİSİNİ alamazsın,
bilmediğin bilginin bilgesi olamazsın. ER’liğe soyunalım, bilgi ile
giyinelim, SABRINA bürünelim, diyelim ki: ‘O’ndan O’nu bulacağız, O’nun
ile kendimize döneceğiz, O’nu bildikte, beni sileceğiz.’

Kuşak belde, söz dilde, kul halde sefere gider, gidişte gönülde olanı
güder. Cümlenize selam olsun, suyun akışına her kulu katılsın. Her kul birliği arar, ER kul cümleyi tarar. ‘Olsun olmasın’
demiyelim, HAK’tan aldığımızı bilelim. Her sözü aldığımız
gibi hazmedelim, ‘Cümleye vereceğiz’ diye
azmedelim. Gönülde erlik varsa, dağılanı arar, konuları tarar, birliği
erliği halinde kurar. ‘Kapı kapalı.’ derlerse inanma. Senin kapını sen bilirsin. Gönül
HAKK’a açıktır her kulunda. O’ndan O’nu bilelim, O’nda O’nu görelim. Diyelim
ki: ‘Her zerre O’ndandır, her zerrede ADI mevcuttur.’ Şahit olunuz ki,
arıya bal veren çiçek meyve olacaktır, kulunu ağaç olduğunda
gölgesinde barındıracaktır. Öyle ise her zerre kulunun emrine HAKK’ın EMRİ
ile girecektir. Her zerre, sana bana görevini noktasına kadar yaparsa, kul
ÖZ’üne nefsini katarsa, zerreleri hizmette midir? ‘Her zerrem O’nu zikretti’
dediğinde, od olursun, olduğun halde kendinde kendini bulursun. Hal
odur. Kaya dokunursan kırılmaz, sakınırsan dağılmaz. Rahmet ile zahmet ile
erir erir, kumsalı bulur. Kime kimseye ‘Olmamış. Bilmemiş.’ demiyelim,
ham meyveyi dalından koparmayalım. Gün geldikte
olur. ‘Kemer belde’ dediğimiz, kulu yolda gördüğümüzdür. Çağrıya
uyduysa, ‘RAHMET HAK’tan. ‘ diyelim, nasibine niyazda olalım. Yanılmayın, ‘RAHMET’ dedik, yolda
olana söyledik, göç değil. Yolumuz DOST yoludur, YUNUS DOST hallidir. Gönül, postu serdi mi,
gitmek dilemez. Konuk yok aramızda. Her kulu sorumludur, aldığı kadar
verecek, sevdiği yerde bilecek. Arayan her kulu bulacak, kendinde olanı
elbet. ‘Konuk yok.’ dedik. ALLAH’ıma emanet olunuz.
Kuşlar öte-öte gelir, döne-döne bulur, kullar seve-seve olur.
Cümlenize selam olsun, HAK ADI’nı her kulu dilinde tesbih etsin. Dosdoğru andığımız gün, biliniz ki, kuşak
beldedir. ‘Dosdoğru anmak nasıldır?’ denilir. Çevirmeden gönlünü,
devirmeden görgünü, aç gözünden sargını. Ezileni değil eksileni düşünürsen,
kendine DOST KAPISI açarsın, her sayfayı bile-bile geçersin. Azdan gerçeği,
çoktan her yaratılanı bilirsin. Öyle oldukta dosdoğru andığın, gerçekte
kaldığın görülür. O an sende oluşan, senin ile buluşan kabının,
yapında oluşturduğu hakikat çemberini aşmış, kendinde bulduğun
hale şaşmış olduğun görülür. ‘Gel’ desem gülersin, gelenin
görenin O’ndan olduğuna adın ile şahit olursun. Az verdik çok gördük,
olumsuz denilen her olayı, oluşan tezgaha serdik. Gördük ki, kulu kulluğa
hizmettedir, kulu yolluğa azmettiğindendir. ‘Az yedim az uyudum, gönül ile çıktığım seferden
gönül huzuru ile döndüm’ diyene, ‘ALLAH’ım senden RAZI olsun’ dedik. ‘Dayandık
ÖZÜNE, güvendik SÖZÜNE, SEN’in ile olduk ALLAH’ım, SEN’den gelen ile dolduk
ALLAH’ım, SENİN YOLUNA geldik, SENİ bulduk ALLAH’ım’ diyelim, her
niyazımızda cümleye katılalım. Kuşların ötüşüne, kış dedik bitişine,
yazda sözü bağladık, cümleden sözü bekledik. Her kulu azdan çoktan
demesin, görevini asla askıya almasın. Askı, göreve değil, kendine kalır.
Dediğimiz her söz, gün-gün okunur, dokunur, açılan tezgahta sizlerden
gelecek beklenir. Göç değil görev. Almayı dilediğimiz her sözü, ALLAH’ımın izni ile alır, EMRİ ile
sizlere iletiriz. Ne bir söz eksik, ne bir söz fazla. ALLAH’ıma emanet olunuz, her söz HAKK’ın HİKMETİ’ndendir biliniz.
Kumdan adım alanın, deryaya yürüdüğü bilinir. Kuşaktan gelişen
sorulur. Selam olsun, konuya DOST KAPISI’ndan bakılsın. Gelen giden
çalışır, alan bilen alışır. Kamuya değil, kendinden kendine
dönülür. Yeri göğü taramadan, yerini hiç aramadan, öldüğü günde, bildiği
yönde buldu. Ne derinde ne serinde, gününe yapıcı değil, gönlüne kapıcı
oldu. Kendini değil, kendinden geleni duydu. Çağrıya azalan değil,
çoğalan sevgisi ile katıldı. Kemikten geçmeyen kovukta kalmaz, düzeni bilmeyen konuyu yormaz. ÖZ’den anılan,
serden verilen asla geri dönülmez. Daldı yolun düzüne, uydu günün sözüne.
‘Selam.’ dese, yerini bildirse, ‘ALLAH’ım.’ dersiniz, gönülden aynı yola
katılırsınız.

‘Kafes kapalı.’ derler, kafeste verileni yerler. ‘Kavuşsam açlığa,
uçuversem boşluğa.’ diyen her kuş, kendinde olana değil,
kendinden gelene söz verir, kendini bildiği günde kaydını görür. Cümlenize
selam olsun, kafesi değil, kafeste olana doğruyu versin. Her olanı gördüğümüz gerçektir. Yazılanı okuduğumuz kadar, gemiye
geldiğimiz, her birinize açık olanı verdiğimiz bilinir. Yapıya çırak
değil, usta aranır. Gezdiğim her elde, sezdiğim her dilde
söylenir, açık verilen gizli diye saklanır. Sana bana yer veren, gönlünü açık
desin, sergiye koyduğunu, adını değiştirmeden söylesin. Yaprakta hizmetin sırrı vardır, dalında AŞKI’nın koru
vardır. Kor olalım, kendimizi yaprak misali hizmette görelim. Sarı yaprak
yerdedir, yeşil yaprak dalda, meyvesi halde. Almayı bildi mi, ‘Yaprak,
verse vermese’ dedi mi, görevimizde yaprağı alalım, yaprak misali olalım.
Masal demedik, gerçeği verdik. Açın, açık olun. ALLAH’ımdan geleni, gerçek
diye bilin.
(Akıl hastası olan bir
kulunun şifasını YÜCE ALEM’den diliyoruz)
Koştuk geldik YUVA’ya, ‘Güzel.’ dedik havaya. ALLAH’ım RAZI olsun, her
rahmet sizleri bulsun. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun. Kapıların açıldığı günden,
her kulu gelişe uysun. ALLAH’ıma emanet olunuz. LOKMAN’a
sorulan soruya. Demet-demet yediği, ‘Yetmedi ALLAH’ım ‘
dediği bilinir. Duran değil, genişleyen yerde gözün
açıldığı görülür. ALLAH’ıma niyaz ediniz topluca. Seyreden durmaz,
kahreden görmez. Kahrı silelim, ‘Derman.’ diyelim.
HAK SOFRASI açılır, yolumuz dilenen yerden geçilir. Selam olsun, gayrıya el
veren, yoruma dileğince katılsın. Yakın gelen değil, kendini bilen bildiği halde görünendir. Seçilen,
VEREN’in verdiği halde olması gereklidir. Konuya açık girdik, yoldan yolu
gösterdik. ‘Yoğun çalışalım’ denilende, gölgeyi değil halkayı
seçeni söyledik.
‘Kapalı her kapı açılır’ dedik. Yerden göğe cümlenizi selamladık. Her
kapıda duralım, dizi yere vuralım, kendimizi görelim. Cümlemize diyelim: Selam
olsun erlere, selam olsun yumuşak hale gelenlere, selam olsun her zerreye.
Ak oldu yollar, güneş buldu haller. Yerden aldık, cümlemiz sizler ile olduk.
Aklandı kainat, paklandı her zerre; el verdi cümlemiz, gönüldeki sırra. Oluk, akanı bekler; -güzele söz edersen- odun, yakanı bekler. Seç elinde
olanı, seç gönülde kalanı, geç gölgeyi vereni. Ak yazı kara yazı, söyler kulu bazı-bazı.
Ne yerimiz karadır, ne dilimiz yaradır, ne vergimiz paradır. Kanal gelir
aka-aka, kulu gelir baka-baka; ne verirsen aça toka, nasibince alır, kendi
dilinde olanı bilir. Her yaprak söyleşir, dalında titreşir. DOST olmuşsak
her zerreye, SESİ’ni kulunun her zerresi alır. Gelişin değerini,
buluş arttırır; kulunu, varışta bulduğu tarttırır. Yol verdim, akan suya ‘Sel’ dedim; gerçek aşık
olana, ‘Gözde yaşı sil.’ dedim. Yumuşak hale geldik, YUNUS’u yolda
gördük: “Saya-saya alacak, soya-soya bulacak” dedi, her çiçeğe ip bağladı.
“Neden yerini vermez? Neden dalında durmaz?” diye, köküne direk koydu. At ile dolaştım, sofraya ulaştım. ‘Kal’
dediler, her dileyenle söyleştim. Elim elde olacak, güzel hali bulacak, yoğurt
versen yiyecek. (Resim verilir: HAZRETİ MEVLANA) Alacağım vereceğim, cümlenizi niyazda göreceğim.
Resim dilenene geldim, adım ile verdim. MEVLANA. Çerağ yaktık, ayakta
baktık. Selam olsun, her gelenin selamı sizlerde kalsın.
(n: Bizim evin karşısında şehit evliya denilen bir yatır var. YÜCE
ALEM, yatırın kesin yerini belirtirse, etrafını çevirip koruma altına almak
istiyoruz) Kuyuya taş atmadık, kapalı kapıya bakmadık, elde olanı dökmedik.
Geldik verdik, kumda iz vereni gördük. Cümlenize selam olsun, yanan ocakta,
tüten bacada, her bilen kendini bulsun. ‘Ağlayan, tez bulur’ diyene de ki:
‘Eğleyen tez görür.’ Her kitaba baktığım, her satırda gördüğüm, geçen günden güne
kadar okuduğum; dokuyana gelmez mi, O’ndan O’nu bilmez mi? Almayı dilediniz, yaprak-yaprak okudunuz; güne kadar dokuduğunuzu
giyin artık. Maya sendedir, bendeki gibi; kainat gönüldedir, KİTAP’taki
gibi. Ne dağı devirdik, ne denizi çevirdik, ne toprağı kavurduk; her yaratılanı
olduğu gibi olduğu yerde gördük. Olay budur. O ocağı dilersen,
verdiğimizdir; o sıcağı dilersen, YARATAN’ı verdikleri ile bil.
Sergide olanı gör, ÖZ’üne ‘Nerdeyim?’ diye sor; öylece, düşüncende kendi
cennetini kur. YARATAN, senden seni alır, sana KENDİNİ bildirir. HAK
ile BİR’liği kurduk, HAK ADI’na helvayı kardık, HAK ADI’na cümlenize
sorduk: ‘Giydiğin fistan, okuduğun destan, seni nerden nereye
getirdi?’ Bana değil; her kul kendine ölçü vursun, kat ettiği yolu
kendi kendine görsün. Desin ki: ‘YUNUS misali odun mu taşıdım? MUSA gibi
deniz mi aştım? PİR SULTAN ABDAL gibi yollara mı düştüm? Akan suları
mı geçtim?’ Okudum yazdım, söz aldım gezdim; yolun en güzelini
‘Düz.’ diye seçtim; yan gelse ayağım, olaya şaştım. Yol ehline
ceza mı gerekir? Hal ehline, eza mı yaraşır? Eğer eza ceza
dersek, adımıza kulluk mu yaraşır? Almayı vermeyi kolayından denedik, ‘Olduğumuz
yerde, bildiğimiz günde verelim.’ dedik. Her birimiz aşalım dağlardan,
koşalım yollardan; her karanlık gördüğümüz yerde duralım,
aldığımız ateş ile, vardığımız her yeri aydınlatalım. Gölgeyi
bilmeden Güneş’i aramazsın. ‘Kor nedir?’ diyene. ALLAH’ım,
PEYGAMBERLERİ ile, yarattığı her kuluna; KENDİNDEN var ettiği,
PEYGAMBERLERİ ile yer ettiği ocak ve koru-yani ALLAH BİLGİSİ’ni-
RESULLERİ’ni kab ederek sizlere bildirir. RESULÜ, elbet ocağın
tamamıdır; her biri orda bütünleşir, her kulu ordan aldığı ile
sakinleşir. Aldığımız verdiğimiz o ocaktandır. ‘Yapıya geliniz.’
dedik, her sohbette söyledik. ‘Alalım; durmadan alalım.’ diyenlere dahi,
yudum-yudum verdik. YUNUS’um der ki: “ Ocağa ateş ol da gir.
Ateşi tutamazsın; ne var ki, ondan da ayrı kalamazsın. Verdiğimiz kıvılcım
ile, alev alev yanacak, kor olup ocağa geleceksiniz; yana-yana, döne-döne
bulacak, yoğun katıldığınız her seferde bir seheri anacaksınız.
Yetmiş bin sefer bir sehere girerse, kul kendince kendini silerse; meydan
kuma dönüşür. ‘Kement atılan gün’, gönülden katılan gündür. Günümüz
aydın olsun, gönülde açılan kapılar, her kulunun nasibine gelsin. Gözümüz sözümüz, cümleniz ile ÖZ’ümüz BİR olsun,
birlikte kalsın. Gülen ile ağlayan, sadece O’nu ansın.
(Tıp açısından,
nedeni anlaşılmamış ve tedavisi önerilemeyen bir ağır
işitme rahatsızlığı için ALLAH’tan şifa diliyoruz) Her yerde BİR’dir, her kulda VARDIR, her kula YAR’dır. ‘YA ALLAH.’
diyelim, söze öyle girelim. Selam olsun yerden göğe. Aldık geldik selamı,
her gönülde açanı, ‘Bir yol.’ deyip seçeni. ‘YA ALLAH.’ diyelim, gözden sözden
ÖZ’den BİR’liğe selam verelim. Sözümüz sohbet gibi oluştu, üç koldan söyleşildi. YUNUS
ile PİR SULTAN söyleşerek geldiler, yorumu aralarına aldılar.
‘Açalım, açılalım’ dedim, sözü ÖZ’e bağladım. ‘Örtü nedir?’ denilir. Nerde bilinir? Her kulun örtüsü bedenidir,
yoludur, halidir. ‘Bilmez.’ denilir. Gönül hanesine neyle inilir? Zalim yerini sana verse, ‘Almam.’ dersin; seyrini bilmezsen,
sözü neylersin? Bilmedim bilmeyeni, görmedim
sormayanı. Arayan, her kuludur; tarayan, ER kuludur. Zor, kolaya götürür; ser,
sadece tavlayı buldurur. ‘Alamadım.’ demeyin, sadece dinleyin. Dünyayı
değil, kainatı. YUNUS misali, siz de kainatın sahibi olursunuz. (Perdenin arkasındaki ÖZ’ü görmek için, perdenin kaldırılmasının
gerektiğini kastettiniz değil mi?) EYVALLAH.
Anlattığımız, odur. Her yaratılan, senin içindir, yarattığı sonun
için. BİR geldik, BİR’de olalım, BİR’liği BİR’likte
bulalım. Ruhumuz O’ndandır. ‘OL’ dediğinden. ‘BUL’ denilen, örtünün
altındaki ‘OL.’ dur.
Bilmeyi dilersen, benliğini sil; görmeyi dilersen, kimliğini sil;
varmayı dilersen, ‘OL.’ dediği halde kal. Meyve çekirdekten oluşur; her mevsim ayrı yaprak, ayrı
çiçekte buluşur. Ne var ki kul, bildiği bilmediği, gördüğü
görmediği gerçekte, hakikat seferinde dilenen, seherde oluşan her
zerreyi kendinde bulur. Evet, ÖZ ile söz BİR’dir, ne pazarı ne
pazarlığı vardır. O’nun yarattığısın, ne olursan ol, gözettiğisin.
Sana KENDİNİ buldurur, seni zor ile oldurur. Çünkü O’nun GÜCÜ her şeye
kâdirdir. Benim ile senin ile, kimini bir dilim somun ile, kimini zaman ile,
kimini saman ile, kimini kırbaç ile, kimini sırdaş ile. Olanın oldurucusu
O’dur. ‘Olmayandan.’ denilmesin. Her kulu olacaktır, her kulu bulacaktır.
‘Zalim de mi?’ denir, yeniden sorulur. Selim, O’nun kuludur; zalimi kim
yarattı? Daha önce dedik, ‘Zulüm, gerçeğin örtüsüdür; selim bilinmez.’
ALLAH’ımdan başka kimse, gönül hanesini göremez. Ölçüye düşmeyelim,
örtüyü deşmeyelim. Her kul, kendi örtüsünden sorumludur- istese istemese-
zorunludur. Yaprak, yaprağı deşmez, emir gelmeden, yaprak yere düşmez;
bilse kul, hiç bir olaya şaşmaz. O, O’nu bilen iledir. O ‘O’ndan.’
diyen iledir. O, her yarattığı iledir. Saydık elin izini, verdik HAKK’ın sözünü. Sorduk, ‘Yozan var
mıdır?’; dediler ‘Kazan kar mıdır?’ Kazana su da koysan, kar da koysan, buz da
koysan eriyecek, ateş yandıkça kaynayacak. Unutulmasın, sıcak suya kar buz
koyarsanız, soğutur; daha sonra hepsi de sıcağa dönüşür. Yerde
toprağı; ağaçta yaprağı bilelim, ‘O’ndan geldi, HAK’tır.’
diyelim. Selam ile geldik, ALLAH’ıma emanet edelim. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun.
Dileyen, PİR SULTAN ABDAL’ın selamını alsın. (Bir
canın ulusu mu?) EYVALLAH.
Yol açık geldik; sözü dilendiği gibi verdik. Her güzele sorduk: ‘Bildiğine
mi, gördüğüne mi uydun; yoksa, YÜCE’den gelen EMRİ mi duydun?’ ‘HAY.’
dedik huydan sıyırdık, çiğ ile pişmişi ayırdık, dileyen her kulu
doyurduk. ‘Sen gel, beni bul.’ demedik, ‘Sen, senin ile ol.’ dedik. Gölge kulu
ayırır; güneş her yaratılanı doyurur. ‘Seven sevmeyen.’
denmesin, yol üstüne taş konmasın. Seven de O’ndan sevilen de, yedi yerde dövülen
de, dört kapıdan kovulan da. DOST sözü edilsin, DOST KAPISI açılsın; gerçek
öyle seçilsin. ‘ ‘Cennet Cehennem.’ diyen, haram lokmayı yiyen; sözde, düzeni kuran, kendini
bulur mu?’ denilir. Aşmayı dile de gör, kapıda buluş da sor. Gölgeye
sığınmazsan, güneşe alışırsın. Cenneti Cehennemi öylece
çalışırsın. ‘Nerden, nasıl?’ denilir. Her kulu ile HAK lokması yenilir.
Daha önce verdik, ‘Her kulu bulacaktır, vardığı anda idrake erecektir.’
Sen, senin ile gidersen, O’nun doğuşu değil, senin vuslatın
olacaktır. Dön bak, geldiğin yere; gör bak, aldığın YAR’a; sor bak,
bulduğun köre. O’nun ile olmak, vardığın anda, O’na kavuşmaktır.
Konu açık. Soru, ‘Cennet Cehennem mevcut mudur?’ Daha önce dedik, ‘Cennet
Cehennem kulun kendindedir.’ Güneşe alış ki, her an Güneş’le
olabilesin. Gölge, kavuşmayı geciktirir. O’ndan gelen her söz ÖZ’edir.
Güneşin vergisinden söz edene de ki: ‘Dünyada O’nun ile oldu isen, kavuşmada,
SAMANYOLU’ndasın, Cennet halindesin. Dünyada O’nun ile değil isen,
vardığında dayanamazsın. İşte Cehennem odur. O’nun ile olmak,
amma, dayanamamak.’ (Neye dayanamamak?)
‘Kendim.’ demeden konuya girdik, ‘Selam.’ diyen her kulu ile beraber olduk;
kimine sorduk, kimini sardık, kiminin bahçesine topluca girdik. Dört ER’den, dört yol soracağım, konuya kapıdan
gireceğim. Her sayfayı gönüllerine kazsınlar, her sayfada RESULÜ’nün adını
yazsınlar. ‘NAS suresi okuyunuz.’ dedik, daha önce verdik dönen olayı.
Doğudan batıya, konuyu daha önce verdik. Okuyunuz, sakındığınız her
olayı dokuyunuz. Sadece Dört ER’e değil cümlenize. Aydın günün doğuşuna
niyaz ediniz. Gelecek bulut kaygu vermesin, rahmete dönüşür. Doğudan
batıya dilenen iletilir. Bağ bozumu değil, bağ düzeninedir. Her
kulu açık olsun, her konu açık gelsin; güneş, cümlenizi bir ısıtsın.
Hazır gelen, sohbete hazır olan; geldiği günden bulduğu güne kadar,
açıklığa taliptir. Cümlenize selam olsun. ‘Yoğun çalışmadan
yoruldum.’ diyen, gölgede kendini bulsun. ‘Ne aradım ne buldum.’ diyene de ki: ‘Ne aradığını değil, nerde
bulacağını düşün.. Korkuyu silmeden, kayguyu bölmeden, ‘DOST.’ dediğine
dönemeden; yapıya dönemezsin, kapıyı asla bulamazsın.’ (Tekamülün ferdi mi olacağını anlatmak istediniz bu
sözünüzle?) Yerde, YAR ile; bazı, zor ile. Merdane alırsam,
mertlikte bulursam, dediğin gerçektir. Her kul kendi noksanını kendisi
bulur, çoklukta kolaylık olur. BEHLÜL’ün dediğine uyulursa, gözdeki tozun
kendi haline çıkması beklenirse, duman silinir. Çevrene bak göreceksin,
yakınında olanlar ile kendini bulacaksın. Gördüğün hataları önce kendinden
silecek, sonra her olayın yerini zerre dahi olsa asla değiştirilemeyecek halde göreceksin. İşte o zaman kendine dönmüş
olacak, ÖZ’ün ile buluşmanın hazzını tadacaksın. Özü şudur sözün:
‘Onun sözü duymaz, bunun gözü görmez, öbürünün eli tutmaz.’ dersen, gönlünü kapalı tutarsın. Varsın o görmesin,
bu duymasın, öbürü yesin-yesin doymasın. Sendeki,
senin ile oluşur; benliğin, ÖZ’ün ile buluşur; aklın, ruhun ile çalışır.
Yerli yerinde. Kulu, kendini kendinde bulur. (‘Almadan
vermek.’ denildi. Bu ALLAH’a mahsus değil midir?) Almadan vermek, madde ile manayı değiştirmekten
söylendi, ‘Madde almadan mana vermem.’ diyene söylendi. Geçtiğimiz yol, madde
yolu değil, mana yoludur. (Ama insan,
ikisini birden bütünleyebilir.) İnsan,
kendisi bütündür, maddesi yorumdur. Maddeyi, her kul kendince yorumlar;
manayı ALLAH’ım dilediğince kurar. (Hacca
gitmek bile parayla değil mi efendim?) Parayı,
kul yorumlar. (Bir can ekler: ‘Hakikatte
hacılık, gönül hacılığıdır; orada paraya ihtiyaç yoktur’) EYVALLAH. ‘Farz oldu.’ diyelim, NASİBİ’ne sığınalım. Gözdeki tozu atmayı değil,
gözyaşı ile dökmeyi bekleyelim. ‘Çalışmayalım mı?’ denilir: ALLAH’ım, yarattığı her varlığı,
birbirine hizmet ile görevlendirmiştir. Göz yaşının akması, yani tozun
onu dürtmesi ile olur. Hizmete hizmet, himmete delildir. Hizmete hazır olmak, HİKMETE
açık kalmaktır. ‘HİKMETİ’nden sual olmaz.’ denilen, hizmetinize layık
olduğunuz yeri bildirilendir. Yaprak-yaprak sayalım, güzelliğe doyalım; dolduğumuz
her günde, dileyene verelim. Ben ile sen değil, ÖZ ile buluşalım, HAK
ADI’na konuşalım; ‘ALLAH.’ dediğimiz her an, tek noktada BİR’leşelim.
‘DOST.’ diyelim, her selamda bir an RESULÜ’ne dönelim; ‘RESUL’ün
ile SANA yöneldik ALLAH’ım.’ diyelim. Her selamladığınız kulunun O’ndan
geldiğini asla unutmayalım. ALLAH’ıma emanet olunuz. Selam aldınız, RESULÜ
ile O’na yöneliniz.
‘Huzur ile yerinizi alasınız, kendi halinizle cümleye güzeli gösteresiniz.’
dedik; bekledik olasıya, özledik doyasıya. Asla gizlemedik. Her söz birbirini
tamamlar, saymayı deneyen konuyu tanımlar. Gerçeğe, ‘Uymaz.’
derseniz, ‘Duymayı deneyin’ deriz. Şap ile şeker buluşsa, aldığı ile verdiğini
konuşsa; ayrı dilden söylerler, her söyledikleri ile birbirini paylarlar.
Umulan değil, ortaya konulandır. Her konuda şap ile şeker
gibi ayrı-ayrı söyleşebilirsiniz, noktayı aynı anda
koyabiliyor iseniz. (Yalnız Dört ER’le mi
ilgili bu söyledikleriniz? ‘Köşelere, temel bilgiyi Dört ER koymalı.’ şeklinde
yorum yapmıştık.) EYVALLAH. (‘Dört ER’den yapınıza
uyanı bilin.’ cümlesini biraz daha açar mısınız?) Yapıya
gerekli olan malzeme; senin ile, onun ile, öbürü ile yerini bulur; kalfa değil
, ehline sorulur. ‘Ehil’ denildi, her birinize görev verildi. Oyun değil,
aslınız ile oluşturunuz, kapalı gelen her konuyu, bilginiz ile
karıştırınız. O zaman gerçek size ayan beyan açılacak. Taş yerdeyse, kenara alalım, ‘Gelen alsın.’ demiyelim. Her
yönde O’nu bulalım, ‘Hani, nerde?’ demiyelim. Ne bulursak onu yiyelim, ‘Midem
almaz.’ demiyelim. Her olayın başında Dört ER, noktasında da. ALLAH’ıma
emanet olunuz. Aldığınız emaneti, noktası ile teslim ediniz. (Kime teslim edelim?) Görevimi aldım, noktası ile teslim ettim. Sizler de aynı görev
ile yüklüsünüz. ‘Yapamazsam?’ yok. Yapacaksınız. Aldığınız görevi
noksansız teslim edeceksiniz. (Görevi teslim
edeceğimiz, SAHİB’e mi?) Elbet.
SAHİP’ten başka alacaklı var mı? Mülkü MALİK’ine teslim; RUH’u, HALİK’ine teslim. Yirmi yedilileri tamamlayacağız, gelen güne vereceğiz. (İlk paragraftaki
‘Duymayı deneyin.’ den maksat nedir?)
Saymak, SIFATLARI’na yönelmek. (Dolayısıyla
duymak da, ZATINA yönelmek değil mi?)
EYVALLAH.
Kor olduk kardan geçtik, her soruyu gönülden seçtik. Cümlenize selam olsun,
muhabbet, hepinizde birbirini bulsun. Elden dilden verdiğimiz, cümlenizde kayıtsız
gördüğümüz, aydın güne açılacak; anda beklenilen, satır-satır eklenilen, sabır hamurunda yoğurulan, elbet yerini
bulacak. Yedi görevliler desinler ki: ‘Aldık, verdik mi?
Yerini bekleyen görevi satır-satır yaptık mı?’ Altı görevli, kendinden kendine sorsun. Onbir görevli toplansın. Yapıya, kapıya her görevli sahip çıksın. ‘Yirmi yedi görevli tamamlansın’ denilir. Daha önce verdiğimiz a gelecek. (Neyzen mi?) EYVALLAH. a,
seyrini bulacak, her satırı aldığı gibi verecek. a ile yoruma katılacak. Kendini silmeden gel, bilgini bölmeden bul. k’ye denileni, yerini açılanı, görgünden ayırma. Beyan ettik sözünü, ayrı
tuttuk yazını, ‘Gel gör.’ dedik tozunu. DOST KAPISI’na dursun, çağrıldığı
yere varsın, ÖZ’ünü öylece bilsin. Gelecek yerde, bulacak günde, olacak yönde.
Yolda bilinir, geldiği gün verilir. ‘Adı nedir?’ denilir ‘Yirmi yedinci
kim?’ denilir, her satırda sorulur, ER kişiden anılır: b.
Kapı-kapı dolanır, her kulu ile hallenir. Kendine
kendin ile bak, kendini kendinde gör, bilgini gönlün ile yoğur; göreceksin,
her satır BİR’liğine götürür. (n: ‘YÜCE ALEM’in bildiği bir ‘Duvar’ olayı var. Bu nedir
acaba?) Kundak, her kulunun ezgisidir; kuşak,
bezgisi; kader, yazgısı. Gün-gün okuyalım,
her gün bilgimiz ile gönlümüzü dokuyalım
Huzur ile verilen, ‘Hazır olduk.’ denilen her olayda güzellik vardır.
Cümlenize selam olsun; elden, dilden, yoldan gelenden ALLAH’ım RAZI gelsin. El ile övünülür de, dövünülür de. El ile övünelim, cümlemiz sevinelim.
Aldık veresiye, sevdik ölesiye, dedik adımız kalasıya. Kattığınız her
damla DOST KAPISI’nı oluşturur, cümlenizi HAK KAPISI’nda buluşturur.
Söz, eğitene; toz, öğütene gereklidir. YAR bende, seni sende gördü, seni benden sordu. Diyemem
ayrıdayız, diyemem sorgudayız, diyemem kaygudayız. ‘El ele verdik, her zerrede
O’nu bulduk, O’na verdik’ diye kendimize döndük. Gölge, seyri silemez; bilen,
ayrı kalamaz. Geldik selama durduk, selamı cümleden aldık. ‘Yaprak düzen vereydi, ağaç düzde kalaydı.’
denilir. Ağaç nerde olursa olsun, yeter ki suyunu bulsun. Güzel,
söyleyendedir; güzel, dinleyendedir; güzel, O’nun ile O’nu görendedir. Ne ‘Yaya kaldım.?’ diyen kalır, ne ‘Çoktan buldum.’ diyen varır. Kulunun
gönlünü sadece ALLAH’ım bilir. ‘Çiçeği dikeceğim, dikeni sökeceğim.’
diyene de ki; ‘Her toprak elenseydi, dillendiğince belenseydi; çiçek-çiçek
oluşur, güzel el ele buluşurdu.’ Kapalı kalmaz kapı, yarıda kalmaz
yapı. Yer yerini verdiyse, kul planını kurdu ise; ALLAH’ım MALİKİ’dir,
her olayın HALİKİ’dir. ‘O’ndan verdik.’ diyelim; tatlı dedik, tatlı
yiyelim, ER meydanında erce dönelim.

Kuyuya attım taşı, toprağa koydum başı; ‘Can.’ dedim, CANAN
bildim, cümlenizde gördüm yoldaşı. Yol aldık GÜL’e geldik, bülbüle gülü
sorduk; sevgimizi cümleniz üzerine serdik, ‘Gerçeği öyle görsünler’ dedik. Yol alır gelen giden; hal bulur sevgi güden. Kumu yolun bildiysen, DOST’u öyle
bulduysan; yaprağı bolda, güzeli halde görürsün, kendinde olana öyle
dönersin. Keyfine söz edersen, korkuyu siler, senden benden bilir, BİR’liği
böler. Onun için; akarsuyu geçtiğin, duru suyu seçtiğin zaman, sakın
suya taş atma; derman dileyen varsa, derdine dert katma. Her kulu eler de
beler de. Alanı vereni sorar, olacağa döner. Bakmadığın çiçek, senden geleni siler. Baktığın çiçek,
senden geleni hıfzeder, yayınlar. (Akımın
yeri dolar mı efendim bunun?) Kement atılan atı
tutarsan, senindir; tutmazsan, doğanın. Çiçeği seversen, senden gelen
her titreşimi hıfzeder. ‘Sevmezsem ne olur?’ denilir: Çiçek, doğanın
olur, kendine kendinden verir. Ne güzel olaydır ki, senin sevgini nakletsin. Kapalı kalmadı kapı, yarıda kalmadı yapı. Birliği kurduk
bilenlerle, sevgiyi bulduk bölenlerle, düzeni bulacağız kalanlarla.” dedi,
ALİ selamını cümlenize iletti. Her kapı DOST’a götürür, aradığın post
değilse. Her DOST, HAKK’ı buldurur, kendinden kendine döndüyse. ALLAH’ıma emanet, cümlesine selamet. Gölden aldığın balık, bil ki yarattı HALİK. Birden bine
saysan da, benliğini soysan da; sır olan sende kalır, bildi isen,
Güneş’e yönelir. Almak, her kula verasetten gelir; vermek, ER kula
ferasetten gelir. Bilelim aldığımızı, sevelim her gördüğümüzü. Yerden
göğe sevinelim, ‘Kırmızıda, AŞK’ın doruğu var.’ diyelim. ALLAH’ıma emanet olunuz. Yemeniyi giydik biliniz, tozu da toprağı
da sevinizi.
Kurak değil yapımız, kapanmadı kapımız. ‘Eşsiz yaratan, bildiğini öğreten, gördüğünü yönelten,
geceleri aydınlatan, yerden gökten kendinden kendine dönen döndüren ALLAH’ım;
SEN’in ile SENİ bulduk, SEN’in ile SEN’de olduk, SEN’in ile SANA gelelim.
Her bir zerrede SENİ bilelim.’ Selam olsun cümlenize, selam olsun
cümlesine. ‘Kainat BİR’de, kainat zorda.’ diyene de ki: ‘Her olay, yazıldığı
gibi oluşur; kader, yazılan ile buluşur. Yeri göğü YARATAN, cümle halkı GÖZETEN, görücüyü
KENDİ seçer. (Görücü kim?) RESULÜ. “YERLERİ GÖKLERİ O’NUN İLE OLUŞTURDUM. CÜMLE
YARATILMIŞI, O’NUN İLE BULUŞTURDUM.” DİYEN ALLAH’ım, ADI
ile Adı’nı birleyen ALLAH’ım, “GÖZÜM O’NUN İLE, SÖZÜM O’NUN İLE
CÜMLENİZİ BİR’LER.” DEDİ. (Nuru’ndan oluşumuzu mu?) EYVALLAH. ‘Kavak yüksek varamadım, bağı buldum deremedim, her
güzeli sevdim ama çirkin diye saramadım’ diyene de ki: ‘Güzel her zerrede
oluşur, sevsen her zerren O’nun ile buluşur’ Katıldık akan suya,
atıldık esen yele, sarıldık koşan kula. Bir gün alırım diye değil,
her an bulurum diye. Ne YUNUS ne MEVLANA, ne İSA ne YUŞA birbirine eklenmez, her biri
ayrı kapıdan beklenmez; ne var ki, RESULÜ ile denklenmez. ‘BİR’sin
ALLAH’ım.’ diyelim, BİR’liğini bildiren ile BİR’liğimizi
bulalım. RESULÜ’nün Nefesi’nden verdiğini, nefesimiz ile alalım.
‘Nefesinden verdiği nedir?’ denilir: Günün her anı, nefesin olduğu
halde yaşar; nefes yettiği anda, dünya seni boşar. Nefes, geldiği
gibi, RESULÜ’nün Nefesi’ne katılır. Onun için seçilmiştir RESULÜ. ‘Doğduk
SANA ELHAMDÜLİLLAH, doyduk buna ELHAMDÜLİLLAH. -Bu, dünyadır-. DOST
aradık, DOST olduk; geldik SANA ELHAMDÜLİLLAH.’ Dört duvarı BİR’ledi,
HAKK’ı için terledi, halkı için gürledi; almayı bildiği kadar, verdi,
verdi. “O.” dedi. O’nun yüzü güneşe benzer, o’nun huyu nefese benzer. Kement attı isek taya, arayalım bulalım kaya, oturup
düşünelim: ‘Neymiş? Ne olmuş? Nerde kalmış?’ bilelim. YUNUS ile söyleştik, ALİ
ile sözleştik, geldik burda buluştuk. “Her kapıyı açarsan, şaşkına dönüşürsün;
bilir bilmez konuşursun, uyar uymaz çatışırsın. Yeniye ‘Olmaz..’
diyen, meyveyi ham yiyendir. Yeniyi ele aldı, elinde hamur oldu; yerden bulduğu
ile gönlüne . kurdu. Kapıya el vurduysan, çiçeğe ‘Gül.’ dediysen; bekle
Güneş’i alsın, kendini öylece bulsun. ‘Ayrıya varayım, her kapıya
sorayım.’ diyene sözümüz, senden gelmez, cümlede kalmaz. Ayrı-ayrı dönmez,
yaktığın ateşin sönmez. Dağılanı topla, eğilene ekle, olacağı
bekle. Her kulu HAKK’adır. ‘Eyledim gönlümü viran, HAK’tan bekledim her an’
diyene de ki: ‘Senin de benim de aldığım BİR’dir; cümlenin bulduğu
HAK’tır. Ne özel gelen alır, ne ‘Güzel.’ denen bulur. Her kulu
kendini BİR’lese, gayrıya gönlünü verir. Her zerre O’ndandır, O’nun ile
alırsan; her zerre O’ndandır, kendini bilirsen; her zerrede sen varsın, kendini
BİR’lersen. RUH, senliği benliği siler. RUH aleminde kadın
erkek yoktur. Göçtüğün anda, O’nun olan her zerrede, BİR’liğin yüceliğini
idrak edeceksin. İdrak ettiğin an, aldığın gibi bulduğunu
güdeceksin. Uzun günün bittiğinde, güzel günü güttüğünde, umduğuna
kavuşursun. Buradaki buraya, oradaki oraya aittir. Bilinmeyen, yerini bilinene
verir. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun. Uymayı denediğiniz günde, ALLAH’ım
yardımınıza gelsin. ALLAH’a ısmarladık. Esmerse ‘Yeri?’ denilir, güneşe
öyle bakılır, kement, yerini bulursa atılır. ‘Söz.’ diyene de ki: ‘Dün ile bu
gün birdir, yarın da bir olacak. Erden aldığın erden bulacak. Eğriye
dönmedi, doğruda kalacak, geldiği yere dönecek.
Konuk geldik yuvaya, ‘Güzel.’ dedik havaya. Selam olsun cümlenize.
Yaprak-yaprak oluştuk, güzel ile buluştuk. Yapıya söz edene, kapıya göz
atana; ‘Gelsin alsın, sevsin bulsun’ diye niyaza durduk. Açan sensin kapıyı; KIR’AN ALLAH’ımın. ‘Bilsem, bilmesem.’ deme, kayguyu aş
edip yeme, dostluğa gölge verme; ER, kapını çalarsa, ‘Bugün kalmadı’ deme.
‘ER kimdir?’ denilir: Bilen bilmeyen, seven sevmeyen, her halini HAK’tan alıp
halka ileten. ‘Gözüm gördü, bileceğim; gönlüm sevdi, alacağım’ diyene
de ki: ‘Gözün gördüğüne değil, defterin yazdığına uyulur,
RESULÜ’nden gelen nefes duyulur.’ Aç kalmak değil, aç ile beraber
olmaktır. DOST KAPISI’na geldik, HAKK’ın DİVANI’na durduk;
yapıya her gelene, İZİNDEN verdiği gibi uyduk. ‘Çamaşır
yuğacağım, dizine koyacağım’ diyene sözüm. Dünü günü ayırma,
kazanı asla devirme, günü gelmeden yaprağı çevirme. ‘Düz olsa yollar bana,
geleceğim DOST SANA.’ dediğin güne ALLAH’ım RAZI olsun. Her gelen,
sevildiğini bilsin. Elbet HAKK’ın SEVGİSİ’dir. Yolun düzüne değil,
DOST’un SÖZÜ’ne gelesin. DOST sana yolu düz eder, aşa tuz katar. ‘Aşım
pişti yiyemedim, yedim-yedim doyamadım’ diyene de ki: ‘Kaşığını
düz tutma, düz aşı almaz. Kaşığım oyuk ise, kulu aç kalmaz.’
‘Alacağım, bileceğim, çağırırsan geleceğim’ diyene sözüm: Gönülden
katıldık ya. Sohbete atıldık ya. BİR’liği cümle ile bulduk ya. Binalar güne bağlar, gönüller O’na ağlar.
‘Gel.’ diyene geliriz, sözü HAKK’a bağlarız. Eylem, O’nun ADINA ise;
beklediğin sanadır. Eylemden maksat, ‘Yol ver ALLAH’ım.’ dersen, önce yol
hazırlığı yaparsın; fistanını, destanını yola göre hazırlarsın. ‘Kuma adım
atacağım, dileyen her kula suyumu katacağım’ dersin. ALLAH’ım
yardımcın olsun. Kapı-kapı gezmezsen de olur, su dileyen her kulu, seni bulur.
Kendinden kendine döndüğün gün, seni beni sildiğin gündür. ÖZ’üne çağırıyor.
Gözünden sildiğin kadar gönlüne koyduğun an, ne çevre sana, ne sen
çevreye borçlu kalma. Yoğurt verdik yiyene, ‘Şifa nerden?’ diyene. Bal ile çevirelim, kement
gelse açılalım. Gidene söz edilmesin, kalemden soruya düşülmesin.
Suyunu alan uysun; ‘Yetti.’ denilene değil, ‘Doldu.’ denildiği an
alsın. Her duvarın kapısı vardır, aransın, asla duvardan aşılmasın. Her
kulu, dilediği yere ulaşacaktır. Her kulu, talip olduğu mekanda
buluşacaktır. Geldik söze, durduk düze, sorduk size GÜLÜ’nü GÜLİZAR’ını.
Ne gül gülizarsız olur, ne kul gül açmazsa GÜLİZAR’ı bulur. Bilgi, kabını
arar. Yorum, yerden göğe açıktır. Her kulun kabı elbet bir değildir;
ne var ki, meşrebi de bir değildir. Kimi kab su kabıdır, kimi aş,
kimi taş, kimi kuş. Her biri gereklidir. Değer ölçüsü olmayan kullarınca
elbet. ‘Dağdan yürüttüm yolum, bilesin kalmadı halim’
diyenin sözünde sitem görülür. Unutulmasın, kumaş ne emekle örülür, emeğince
değer bulur.
Ey yolun yolcusu, gönlüne kolcu oldun mu; aldığın ile verdiğini,
kendinden kendine sordun mu? Cümlenize selam olsun. Her bilenin, bilmiyen ile
kapısı açılsın.
‘SEN’den geldik, SANA döneceğiz; SEN’in ile oldur ALLAH’ım. SEN’den
geldik, SANA döneceğiz; SENİ buldur ALLAH’ım. SEN’den geldik, SANA
döneceğiz; SEN’in ile doldur ALLAH’ım.’ (ç: O
alemde mi, bu alemde mi bulmamız?) Alemler RABB’indir,
dünya kabın. Elbet bulacağındır, dolacağındır, ‘GEL.’ dediği
günde döneceğindir. (ç: Neden ‘ALLAH’ demedi
de ‘RAB’ dedi acaba?) Niyazımız odur ki, MUHAMMED ile oluşalım,
O’nun ile buluşalım. Soruda gelişen, ‘OM’ diye söyleşilen, ‘O’ ve ‘MUHAMMED’dir.
Ağacın verdiği O’dur, O’ndandır, O’nun iledir. Asla kayguya düşmeyelim. Dört dediğimiz, ER’lik görevine
atadığımız, her biri ile gönül bağına düğüm konsun dediğimiz
gerçektir. Düğümden kayan, kaygu etmesin; gün gelir, yeni görevde kendini bulur.
( z: Düğümden maksat
nedir?) Verilen görevin yükünü kaldıramayan. (f:
Bu yanıt, düğümden kaymanın yanıtı)
‘Atadığımız günde bilmiyor mu idiniz?’ denilir, ‘kayacak olanı?’ Gelmiş,
olmuş ve gelecek bilinir; çünkü yazılıdır. ER’lik;
söylenemeyecek kadar büyük, yaşandığında ulaşılacak
yakınlıktadır. Düğümden kayan, yaklaşılacak anda, hizmete
katılmayandır. Öyle ise, görevi devreder. (z: Geçici bir süre için?) Değil. Yeni
göreve verilinceye kadar. (ç: Dört ER görevi
dışında değil mi?) EYVALLAH. Elbet biliyor idik; geçtiği
günün hizmetini verdi. Aynı görevi, yeni görevli yürütecek. (s: 16 nisan 1982 tarihli tebliğde Hz. ALİ,
Dört ER’e yerden göğe niyaza duracağım; ne var ki, hizmetten kalanın
yerine Dördüncü ER’i vereceğim” demişti) EYVALLAH.

Kundak almadan, yeri bilmeden söz edilmez. Az diyene, çok katılmaz. El ele
vereceğiz, güzeli göreceğiz. Her ocak düzene açılır, her kucak bilerek seçilir. Namert olandan ümitsiz isen,
kaçılır. Ümitsizliğe, asla düşmeyiz. Gönlümüzde HAK vardır, geçersiz
taşmayız. Gülen ile olacağız, seven ile bulacağız. Konuk olana
değil, YUVA’yı bilene her sahifeyi açacağız. Kayguya yer vermeyelim.
‘ALLAH’ım SANA havale ettim.’ deyiniz; her adımı O’nun ile atınız.
Göreceksiniz her adım, sizi hayra götürecek; taşı topraktan ayıracak. Göz ile erdiğin, gönül ile gördüğün seni asla yanıltmaz. Kana-kana
içeceğiz, ‘Ne güzel ayran.’ diyeceğiz. Elimiz ile dokuduk, elbet sırtımıza
giyeceğiz. Niyazımız DOST dilinde. Kapı-kapı
dolaşma, it ile dalaşma. O’nu niyazında bul. Dert diye asla söyleşme.
Sana kapanan kapı . Yorumda hata olmasın. Açık verelim; namert gelene mezar
olacak; konuk dediğin, elini ateşte gördüğün. Durma sözün
yozunda, bilme yozun sazında; ne sazda ne sözde, ALLAH’ım bildirir kozda. Koz,
eline gelecek. Koşuya giden her at birinci gelmez. Atı ot ile beslersen,
emeğin gülmez. Yol yerini bileni götürür, bilmeyeni saptırır. Kendine
O’nun ile olduğunu inandır, o zaman huzura kavuşacaksın. Diyeceksin
ki: ‘ALLAH’ım asla hak olanı haksıza bırakmaz. GÖRENDİR, BİLENDİR,
SABRINA GÜVENENDİR. Soyluyu soysuzdan AYIRANDIR.’ Konu budur: soylu
kulunu soysuz ile bir etmez. ‘Soylu kulunun hakkını yiyim’ diyeni PİR etmez; asla, yanına YARDIMCI katmaz. Güçlü olan sensin.
‘Nasıl? Nerde?’ denilmesin, beklenilsin görülsün. Söz ile olmayana ÖZ ile gireriz. ÖZ ile bilmezse, YARDIMCI
göndeririz. ‘ALLAH’ diyen kuluna, HAK bildirir yoluna. Güneş misali
varacak, elde olanı dilde dürecek. Dost değil ise, DOST’u bilmez.
‘Kanun yanında mı?’ dersen, elbet kanında, canında, teninde. Madem yaratılansın,
elbet gözetilen olursun. EYVALLAH. Günde sözünü aldığın, ‘Düzene uyar’ dediğin konuyu, görüşe ver.
‘Kapı kapı dolaşma.’ dedik, daha önce verdik. Yaprak açılmadan, sözü
düşülmez; gelecek olana asla şaşılmaz. Engin deniz, aklı çekerse
de bedeni taşımaz. Soluk aldığın kadar, vereceğini bil. ÖZ’ün aldığı
kadar, göreceğini bil. Huzur yettiği kadar varacağını bil. Geç
olanı, güçleme. ALLAH’ıma emanet olasın. Sözünü bildiğin yerde, düzene
uymayı dene. El gönülde değil, üzende kalsın. Yerini bildiğin kadar,
yönüne uyarsın. ALLAH’ıma
emanet olunuz. ALLAH’a ısmarladık. Ağaç meyvesini verdi, elbet toplayacak.
Sözünü ÖZ’ünü gözünü HAKK’a bağlasın
Katı geldi sözümüz, HAK’tan verdi ÖZ’ümüz, dünyayı gördü gözümüz. Benden
sana değil, her olay O’ndan O’nadır. Hizmet verildi ise, alınmaz; verilen
asla silinmez. Çevreyi dolanan, ‘Gelen, gülen.’ diye salınan, gördüğünü
silemez. Aldım verdim, her olayda hizmet ile himmetin beraber olduğunu gördüm.
‘Yol bizim.’ diyelim, her zerrede kendimizden olanı düşünelim, her zerrede
O’nun BİRLİĞİ’ni bulalım. Sorgusuz kalalım, beklenilen
günde değil, EMREDİLEN günde sözümüzü verelim. ‘ç’nin görevi nedir?’ denilir: Döne-döne buldu, olduğu
hale uydu; seçtiği görevde değil, seçildiği göreve getirildi. (ç bu 41 görevliden biri idi) Her görevi mukaddes bilelim, ‘Senden
benden.’ demeden seyri görelim. Seyirden maksat, oluşum yıldızların
bulduğu düzen misali. Seyir ile görmek, aynı değildir. Seyir, gelip
geçen.

(Yazdığım
kitabın konusu hakkında bilgi rica ediyorum. Kısa paragrafları birleştirmek
zor oluyor. Önce bu konuda tartışalım
lütfen)
Kapı-kapı
dolaşmadık, olumsuza halleşmedik. Alıştık danıştık, her konuda
buluştuk. Selam olsun. HAK ADI’na gelen, sözü sözden ayırandan ALLAH’ım
RAZI gelsin. Her konu birbirine eşit değil denirse de, tamamı bittiğinde,
konular yettiğinde, birbirine bağlı olduğu görülür, her konu
ayrı ayrı örülür. Nasıl ki, bedeni ayrı, kolu ayrı, yakayı ayrı örersin;
diktiğinde bütündür; adını da koyarsın, ‘kazak’ dersin. Verilen de odur. DOST KAPISI’ndasın, şüphesiz katıldın. DOST YAPISI’ndasın, sorumsuz
atıldın. Sorumsuzdan maksat; ‘Neden? Nasıl?’ demeden, ‘Ne olurum?’ diye kaygu etmeden.
ALLAH’ım RAZI olsun, her kulu şüphesiz kalsın. ‘Üç öğüt alayım,
sorgusuz kalayım’ dersin. O’na sığınmadan satıra başlama. Satırın
sonunu da, O’nun ADI ille bağla. Bağla ki, yeniden başladığında
düğüm kalmasın. Bilen bilmeyen tarafından düğüm çözülmesin. Her
konuyu KIR’AN’dan ara; ona bağlı değil ise, yani konu ona aykırı ise,
geç. Kişileri, olumsuz diye nitelendirdiğinden seç. Mükemmel dediğini
geç. Mükemmel dediğin, zaten eseri ile bilinir. Kötü örnek, kulu iyiye
götürür. Konuyu ağaç misali alasın. Kökünden dalına, çiçeğinden
meyvesine. Her öğüt, özel kişilerde yerini bulur. Ayağından
başına korunduğunu unutma. Kendine demediğin müddetçe;
alışın seni dilediğinden çok besler. Her konuda, kendinden ötesine
dönüksün. Öyle kaldığın müddetçe de olağanüstü alışların
olacağını düşün. Alıp inanmadığın günler, görüp şüpheye düştüğün
anlar; ele el verdik, elinde gül gördük. Adın ile RESULÜ’ne
ilettik. Denildi ki: ‘Her günün gecesi, adıma gelsin. Adım ile anacak, HAK
ADI’na bulacak. O zaman, her satır YAR’dan olacak. Günleri, zoru silecek.
Ömrün, onu hizmet diye; buğday tarlasını sürecek. Hizmeti elbet genişler.
Buğday değirmene gidecek, unu fırında hallolacak. Her kulu, dilese
dilemese, karnım doysun diye nasıl ekmek alırsa, senden aldığı ile, gönlü
doyacak. Verdik ölçüsünü, biten bitecek. Ne var ki, onun bittiği yerde,
yenisi başlayacak. Kayguya yer yok. Huzur, bundan sonra başlayacak.’
‘EYVALLAH.’ dedi, RESULÜ cümle aleme Selamı’nı iletti. RESULÜ HAK ADI’na hizmettedir. Hizmette olanlar ile irtibatını hiç kesmez. O
seninledir, senin de o’nun ile olmanı diler. Kement attığın günde, sana
‘Olayı bağlayacaksın’ dedik. Mevsim yerini verir. Kar toprağı
örterse, ‘Bitti’ diyeceğiz. (Birinci kitabımın bitişi mi?) Evet. Senden
aldığımızı YUNUS’um ile söyleştik. Gördük ki yıl bitmeden, (Senenin sonunda mı?) Evet, MEVLÂNA’nın
anıldığı günlerde. Güzellik oluşur, sözler güzellikte buluşur. Elbet
güzeldir. Güzeldir güzel gelir. Her yerini bilen, cümleyi bulur. Aldık verdik
göreceğiz. Konuktan aldığını, konutta değerlendir. ALLAH’ıma
emanet olasın. ALLAH’a ısmarladık. Düzen oluşturulur. Daha önce verdiğimiz her olayda;
düzenden okuduğumuzu bildirdik. Kitap, daha önce biter. Planda değişen olmaz. Suyun
akışına, kaygusuz kendini bırak. Hiçbir olayda yanlış yoktur.

‘Kucak.’ dedik, sevgiye örnek aldık, deryada sohbete daldık. Eğilene
sorduk, dileyene sunduk; dedik ki: ‘Güzele göz veren, YOLUNDA hizmete erendir.’
Cümlenize selam olsun. Her gözde, kul kendini bulsun; az ile çoğu
birbirine katsın, ‘Uyumsuz.’ dediğini gönülden atsın. Kapılar asla kapanmaz, ‘DOST.’ diyebiliyor isen; gönüller kapanmaz, güzele
çirkine yer ayırabiliyor isen. Meydan, bizdedir; güzel, sizde; ölüm, sözde;
dayandığın, ÖZ’de; gördüğün, gözde. Hep O’nun BİRLİĞİ’ne
dayandık; dağılanı gördüğümüz an, ‘Gaflet.’ diyenle uyandık. Demde gözün oluştuğu, HAMZA ile oğulun buluştuğu
yerde. (HAMZA BABA’da mı?) EYVALLAH. Ateş.’ diyen dillerin, selam alan gönüllerin, DOST
KAPISI’na vardıkları görülür; ‘MEYDAN’ denilen yerde, sohbetimiz kurulur. ‘Gel
gidelim’ diyenle, ‘Gör gezeni’ diyenin arasında; bilen ve uyan farkı vardır.
‘Aştım ‘Güzel’ diyeni, gördüm HAC fistanı giyeni, uzun olmaz yozanı. Toz
gelmedi gözüme, yoz gülmedi sözüme, kapılar kapanmadı yüzüme’ dedi MEVLANA,
‘MEYDAN ne zaman?’ diyene konuyu açıkladı. ‘DOST DOST.’ dedi isek, sohbeti sohbet eri ile söyleşti
isek, ‘Varmaya koyulduk.’ derim. Köprü yerindedir, her seyre gelen alabiliyor
ise yorumdadır. Ne gönül koyanın, ne gönülde kaygu kırıntısı bırakanın; DOST
KAPISI’nda aldığını vereceği beklenmez, bildiğine bilmediği
eklenmez. Her görevli, önce kendi gurubu ile toplansın, yorum değil yorumlardan
aldığı ile nasıl çalışacağına karar alsın. Desin ki: ‘Aldım
aldım; ne gördüm, kime verdim?’ Sen ben dedikçe, bildiğine boğuldun.
Daha sonra, her guruptan bir sözcü toplansın, alınan kararları değerlendirsin.
Konu sizlerindir, söz bağlantısı değil. Alınan, ne topraktır, ne
yaprak. -‘Konuk gelenin kaygusu yersizdir’ deyiniz- Çevreyi aldık ele, cümle
ile vardık GÜL’e; selamın ilettik, ‘Sohbeti hallettik’ dedik. Ne Yazanın adına
dönerler, ne görenin sözünü alırlar, aynı döngü içinde kalırlar. Denildi ki:
‘Çevreyi genişletin. (Bundan maksat nedir?)
Yetersiz gelen, ortadan alınıp çevreye dağıtılandır. Yol açılır, her yol
çevreyi daha genişletir.’ ALLAH’ıma emanet olunuz. (Sübyan nedir?) ‘Kement atılmış.’ denilendir. (Sübyan
olayına karşı bir dua var mı?) SALAT-I
MÜNCİYE (Hamileye mi, çocuk düşürenlere mi okumak gerekir?) ‘Yazılan; okumayı bilmiyen.’ demektir. (Nasıl?) Olacağı olmayacağı
ALLAH’ım YAZAR; ne kement atılır, ne atılan tutulur; sadece, inandığın
hakikate okuduğun SALAVAT götürür. (y’ye okuyayım mı?) Evet. (13 yaşından itibaren mi?)
On üç yaşına kadar, on
üç bin SALAVAT. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun. İçtiği sudan
kendine uyanı bulsun.
Konuk gelen her kula, ALLAH’ımı bildiren her yola; başımız koyduk,
imanımız ile uyduk. Cümlenize selam olsun. ‘Gördük.’ diyen her kulu, seyrini
öylece bulsun. Kapalı kapı kalmaz bize, kapalı örtü uymaz söze. ‘Doyduk.’ dedik geldik,
cümlenize hayır diledik, bağda oluşan ile dalda erişeni
birbirine ekledik; ‘Her sözü, her satırı bulacaklar’ dedik bekledik.
Satır-satır okuyana, halini okuduğu ile dokuyana selam olsun
dedik. Demde kaynayan kazan, elbet bilinir YAZAN; olsa olmasa düzeni
bozan, kumda buluşur danışan oluşan. Alalım verelim, her kulda
niyazı görelim; yere kilim serelim, ‘Ne aldık? Ne verdik?’ soralım. (25.5.1982
tarihli Dört ER tebliğinde HAZRETİ MEVLANA,
‘Görevimi aldım, noktası ile teslim ettim. Sizler de aynı görev ile
yüklüsünüz.’ demektedir. Bu konuyu biraz daha açmanızı diliyoruz) Konuya girdiğimiz, her konuyu ördüğümüz, bilinen
gerçektir. ALLAH’ım vermeden gelmeyiz; görevimiz bitmeden dönmeyiz; kulunun
yargısı ile olmayız. Her konuyu VEREN’den alır, dileyene iletiriz. Her kulunun
aldığı, verdiği bulduğu, noktası ile ALLAH’ımın bilgisindedir.
Ne var ki ararsa, kulunun ilgisindedir. Elbet kul ararsa. ALLAH’ım her an her
kulu ile beraberdir. ÖZ’dedir, sözdedir, gözdedir; kul kulluğunu bilirse
ilgisindedir. ÖZ’ledik, gözledik, sözledik; gönlümüzü O’nun ile BİR’ledik,
BİR’liğine talip olduk. ‘SEN’in ile SENİ bulalım ALLAH’ım. Her
an SEN’in ile olalım ALLAH’ım’ dedik, niyaza durduk; SEVGİSİ ile
helvayı kardık, sohbeti kurduk. Cümlenize selam olsun.
Yerden göğe
oluşan, adım ile gelişen; sözü ÖZ’e bağladı,
nağme dedi ağladı. Cümlenize selam olsun, her sepet SAHİBİMİZ
dileğince dolsun. Gelen ile bileni birledik, her konuda derledik; akan su ile gürledik; selamına
uyduk, her adımı saydık. Meydan açıldı, seyre gelen seçildi; koşuya açılan
tay misali. Kapalı kapıyı zorlama, ‘Kapadı.’ diye, kapıcıyı horlama. Yoğun alışa
gelen, aydın olanı bilendir. Görgüye selam verdik, seven ile sofra kurduk. Her
kulunu, zengin fakir demeden sardık. El el üstüne, gönül ser üstüne. Mendil
aldım elime, suyu dileyene sorayım dedim. ‘Mendil olmaz.’ dediler, elime tası
verdiler. İçsem suyu bitene, döksem dedim tutana; ne alana, ne satana;
bahçemde güller bitene, nefes verdim tütene. Azdan çoğa alındım, sazı
buldum salındım. Soluk alıp verenle, dünya hali dürenle; gayrete büründüm, sağdan
soldan gerindim. Diyorlarsa ‘Yalandır.’ diyelim ki ‘Geldiğim gibi dönesiye
kadar, doğduğum gerçek kader. Öldüğüm, gerçeğin noktası;
her kul bildiğinin hastası, bildiğine uyarsa, aklı onun ustası.’ Gözüm sende, gönlüm O’nda. Dilden dile gezdiren, gözü nur ile bildiren, her
zerrede bulduran ALLAH’ıma şükürler olsun. Dizden bükemediğin
bilinir, göz ile dahi namaz kılınır. Asla gönül koymadık. Kaygudan uzak
kalalım. Bildiğin halde, olduğun günde, andığın yerdeyim. Zaman
senden geçer, beni seçer. Mana her yerde vardır. Madde, yerine göre derde
devadır. ‘Gösteri.’ denilenden uzak kaldığın, konuk gelen ile yakın
olduğum bilinir. Her sepete niyazımız vardır. Komşu komşuyu
bilmezse, dünyası dardır. Koruyan ALLAH’ım gönüllerde bilinir, gönüller O’nun AŞKI ile
beslenir. ‘MEVLÂNA’nın
sohbeti ile soframız süslenir.’ diyene, ALLAH’ımız RAZI olsun diyelim, her
niyazı cümle ile birleyelim. Kaşık aldım sofraya ocakta aş pişerken, tozu toprağı
sildim çevrede kar düşerken. Her olayı bağladım, dedim: DOST KAPISI
toplayacak, her sohbeti kutlayacak; gelen alan bilecek, bile bile bulacak.
‘Bulmadan bilinir mi?’ denilir: Bilmek, her kulun yaradılışındadır;
bulmak, ER kulun arayışındadır. Her yaratılan, ALLAH’ımın varlığını
bilir. EYVALLAH. Geçmişe bağlanan, gelecekte çözülür. Her satır,
SAHİBİNDEN gelen izin ile bilinir. Göz göze selam vermese dahi,
gözden göze selam alınır. ‘Ne demek?’ denilir: Sağ gözün sol gözünü
görmez; karşında olanın gözünden, selam almadan geçilmez. ‘Hayra yönelik mi?’ denilen, elbet yazılan yazıyı kulun
gücü bozamaz, sayfaları dilediğince düzemez. ‘HAY’ diyelim, HAK ile diri
kalalım. ALLAH’ıma emanet olunuz. Gelişe niyet kuruldu, nefesimiz ile semaya varıldı.

Gölgeler silinmedi, hayaller bölünmedi, yenide bilinmedi; göz gördü, yeminden
uzak kalandan sorulmadı. Ne dargınlık, ne kırgınlık, ne yorgunluk; sadece
alanda yılgınlık. Sen sana göz etmesen, ben bana göz atmasam, uyum yenide
görülür; ne ayrıya ne gayrıya yer verilir. Yirmi
yedi görevliden soru gelir. Aldığını vermeden, saymayı bilmeden
VEREN’in yerini göremezsin, verse de aldığına uyamazsın. ‘Yoğun
çalışma’ dedik, her sohbette verdik. Her köşe birbirine destek olur,
her taş bütünde BİR’liği bulur. Taşı toprağı
ayırırsan, kireci suyu kayırırsan, bütünü bölmüş olursun. Bina dediğinde;
taşı toprağı ile, ocağı bacası ile, masası iskemlesi ile
tamamlarsın; ‘YUVAMIZ’ dediğinde, tozunu dahi tanımlarsın. Önce bütünü
bilelim, sonra zerreleri bölelim. Yirmi yedinci görevli, b;
yirmi
altıncı hekim g. Kaçıncıda değil, görev üstlenenindir.
Daha önce dedik, ‘Görevini bildireceğiz.’ DOST KAPISI’nda diz büktü,
yerden ayağını sevgi ile kaldıracağız. DOST vardığı yeri
bilendir; ‘DOST’ diyeni bildirendir. Sohbetleri yeniden okuyunuz, halinizde dokuyunuz. Asla kapımız kapanmaz. Kumdan
aldık, YEMEN’den verdik. Yerimiz yolumuz HAK’tandır, tıkanmaz. O’nu bilen,
tozdan çamurdan sakınmaz; ‘Kimden geldi?’ diye etrafına bakınmaz. Her kul
kendine dönsün, kendinden gelene eğilsin. Desin ki, ‘Ben beni bilseydim,
ben sende bulsaydım; O’nda BİRLİK’e katılırdım, yoluna DOST ile
atılırdım.’ YUVA’mız, kul sözüne değil, HAK SÖZÜ’ne açıktır. Sohbetimiz,
gün gelende bildirilir, elbet geçicidir. (k:
Olumsuz yok mudur?) ‘Olumsuzluk kimdedir?’ denilir: Olumsuzluk; ne
VEREN’de, ne alanda, ne iletende. Olumsuzluk, ‘Sende bende.’ diyendedir. Az yiyelim, az uyuyalım, az diyelim; çok sevelim, çok sevelim, çok sevelim.
Bildiğimizi sandığımız her konuyu tekrar okuyalım, halimiz ile
dokuyalım. Tohumu toprağa vermeden, elleriz belleriz, süreriz sararız.
Umduğumuzu almamız için, ektiğimizi biçeceğiz. Önce bakacağız,
sonra güleceğiz. Sürmediğin topraktan ekin bekleme. ‘Tokum’ dediğin
her konu, özründen dolayıdır. Hiç bir konu kulunu doyurmaz. Ham meyve yenmez,
olmayan söz denmez. Çiçeği suladı isen solmaz. Eğitim; bildiğini
sandığın her konuyu yeniden gözden geçirmek, kendin içtiğin kadar her
dileyene içirmektir. Selam olsun cümlenize, selam gelsin cümlemize. Daha önce dedik: ‘Genişleyeceğiz.’ Her birinizin görevi, genişledikçe gerçek yolunu
bulduracak. Balona çizdiğin resim, üfürdükçe belginleşir; meyve, gün
geçtikçe olgunlaşır. Kapalı her kapı, uyduğunda açılır. Kement atmakta
değil, tutmakta hüner vardır. ALLAH’ım cümlenize sayfaları açsın. Her
kulu, bildiği halde uyuma geçsin. Yeriniz bildiğine uyanlarla
güzeldir; yeriniz, her zerresi ile duyanlarla özeldir. Gayret, cümlenizde
olsun. Selamına her katılan RESULÜ’nün Şefaati’ni bulsun. Engin deniz görülür, yolumuz bilenlerle örülür. Her
sayfada, HAKK’ın RAHMETİ vardır; zahmetine katlanırsa, kuluna kârdır.
(sorular: 1. Ben canlara,
RESULÜ’nün (S.A.S) başkanlığında sizlerin YUVA olarak üzerimize kanat
gerip her türlü şerden koruduğunuzu, bunun aksinin, durumumuzu çok
basit bir oyalanma olarak ortaya koyacağını bildirmekteyim. Yanılgım var
mı? 2. Zikir ve dualarımızla okuduğumuz ayetlerin, ALLAH’a ulaşmasındaki
mekanizma nasıldır? Kelimeler direkt mi varıyor, yoksa belli şifreler
halinde mi ulaşıyor? 3. 27’lerin
santral oluşu, dağıtım merkezi mi, yoksa üreten kaynak mı
anlamındadır? Eğer üretense, neyi ve nasıl üretecek? 4. Tebliğlerden,
bütün sistemin kökeninde zerrenin sırrının yattığını sezdim. Sır
verilirse, cümle insanlığa açacağım.)
Her günüm, dört yönüm, ALLAH’ımdan gelen ile ALLAH’ıma varanadır. Güzel gün,
O’ndan geleni soranadır. YA ALLAH diyelim, cümlenizi RESULÜ Adı’na
selamlayalım. ‘Kalkın’ dedik hizmete, halka olun himmete; geçmiş değil gelecek
saranladır; HAKK’ın YOLU bildiğine uyanladır; bilen ile varanladır.
‘Kapılar yoklansın’ dedik, her kuluna söyledik. Hizmeti sizlerle birlikte
yürütelim diye ALLAH’ımdan EMİR aldık; ÜRETEN’i sizlerle bağladık.
Elbet dağıtan olacaksınız. ‘Üreten kim?’ denilir. GARİP. Sözden aşalım,
hizmete koşalım. Doydum diyene aş vermezsin, yoruldum diyene taş
vermezsin. Köşeye yer veren ile el ele olunuz. (Altılar mı?) EYVALLAH. Dört yönde selvi
misali boy ile durunuz. Çınar misali genişleyiniz. (GARİB’in ürettiği mesaj mı, sevgi akımı mı?) Elbet
sevgi akımı. Mesaja da dökülen o değil mi? Her konu, kendini olay yerinde
açar. ‘Alacağım’ dediğini değil, dağıtacağın malzeme seni
zengin eder. YUVA’mız her olayın çözüldüğü mekandır. VARLIĞIMIZ O’nun
emrettiği makamdır. Asıl olan mekana ve zamana bağlı kalmayandır.
Mekanımız, her dileyene açıktır. Açık geleni güne kadar aldınız; aldığınız
ile doldunuz; vermeye mecbursunuz. Emir bizden değil ALLAH’ımın
verdiğindendir. Eğer, aldığınızı vermezseniz, yüküne
katlanamayacak ağırlık sizleri bekler. Çünkü, yüklendiğiniz akım
dağılmadıkça, olduğu yerde, olduğu binayı sarsar. ‘Günüm yeterli
değil, işim biterli değil’ diye kendinde olanı kendinde
bırakırsan, ALLAH yardımcın olsun. ‘Her kapı yoklansın’ dediğimiz, gönül kapılarıdır. Altılar, köşeleri
bulsunlar, size iletsinler. Görev bölümü yapılsın. Çocuklar, hastalar,
yaşlılar, mahkumlar, yerini kaybetmişler yani yoksullar. Yoksuldan
maksat yaşantısı sana bana uymayan değil, sana bana duyurmayandır.
Yerden aldığını, kulunu bilmediğini söyleyenle beraber olunuz; yani
inanmayan denilir. İnanmayana dahi sevgi ile veriniz. Altılar köşeyi
bulurlar, 27 görevli çalışmayı tespit eder,
yöntemini kurar, yönetime getirir. 41 görevliye iletilir. Plan, 27’lerin
görevidir. (27’lerin içinde z’nin ve
benim görevim nedir?) 27 görevliden birisi eğitmendir,
planı yöneten olacak. ü, görevliler gurubunun sözcüsü. MEVLANA’yım ben, daha
önce dedim, YUVA’nın sözcüsü olduğunu söyledim, ‘gurup’ denilen odur. GARİB’in
yanında. Azdan çoktan değil, sayfada olanın, satırda okunanın gerçeğidir.
Konuk gelen ile ilgilenecek olanlar da altılar’dır. Batışa baktığında güneşin rengi
nasıl RUH’unu sayha-sayha yayıyorsa, doğuşta
da güneş, gökyüzüne yayılır. Demek ki
olaylar, zerreler haline gelişen her oluşun, aykırı bir yönü yoktur.
‘Zerreler nasıl yayılır?’ denildi. Gönül kapın açıldığı an, güzelliğe
sevgi ile saçıldığı an, zerreler birbirinden çözülür. O anda, bilgine
görgü çizilir. (Kendiliğinden
mi efendim?) Bütünü bilirsen, zerreyi
bölebilirsin. Örneği, güneş ile verdik; güneşin batışına
öyle bir zevk ve huşu ile kapılırsın ki, kendini kendinden böler, kainat
ile birler, dersin ki ‘görmeyen körler’. Sevgi, binbir düğüme çözgü,
seversen her zerreyi ALLAH’ıma övgü, kendinden kendine özgü. Halkayı anda
tamamlarsın. (O zaman, matematiksel bir
çabaya gerek yok değil mi?) EYVALLAH. Makam, mekanı gösterir; mekan, kulları buldurur;
buluş, kulu kula bildirir. Bildiğin an, kendi makamına ermiş
olursun. MAKAM MEKAN ZAMAN. Çoğu çıkarırsan AN’da buluşursun. Mekan
kendine alışmandır, kendin ile tanışmandır. (Kişiye mi veriliyor?) Değil. Mekandan
maksat YUVA’dır. Çünkü orada tanışmaya niyet kurduk; orada alışmaya
çalıştık; oluşana, buluşana karıştık. Onun için YUVA’mız
hem koruyucu, hem de konuk gelenlere konut oldu. Kapılara özen gösterelim; konumuzu -olduğu kadar- ciddiye
alalım; almayanın halinden yerimizi bilelim. Açığa gerek yok. Olaylar
açıktır. Her cümle gerçeğe uyar; bilen, uykuda dahi duyar. Ömre ömür katan
nedir? Zaman değil elbet, samandır. (Saman yumuşaklıktır)
EYVALLAH. Bekleyendir. Yamalı giysek yeridir, gözünü açsak yoludur. Her kulu ALLAH’ımın
kuludur. Bilelim sevelim; hali ne olursa olsun birlikte kalalım. (v’nin görevi nedir?)
Gönülden uyduğunu, aklı duymaz. Günü gelir kendini bulur. Birlikte kalınız
dedik, yani ALLAH’ımın yarattığı olarak biliniz. ALLAH’a ısmarladık. (Sözcü
olarak benim görevim nedir?) Açılan güne
sözcülük etmek için, elbet gün-gün sohbetlere,
toplantılara katılıp gurubun dahi sözcülüğünü etmek. Uymaz denileni,
uyumlu hale getirip topluluğa katmak. Seherde oluşanı, seferde
buluşana eklemek. Sorumluluk gayrıdan edinilip, ayrı-ayrı sarmak. Çözüm her kulun kafesini bilip içindeki kuş ile
haşır neşir olması. Kafes çok yeni çok eski olabilir. Hatta telleri
ellere batabilir. Görevimiz kafesi atmak değil, teli batma halinden çıkarmaktır.
Her söz kulun ÖZ’ünü bildirir. Kimine kainatı buldurur, kimine dostunu
böldürür, kiminde birliği öldürür. YUVA’da güne kadar aldığımız,
cümlenize verdiğimiz, destana fistana değil gülistana girelim dediğimizdir.
Gülistana girişte her gülün birbirinden güzel olduğunu görürsünüz.
Kendinizi ve kendinizden başka her kulu, ayrı-ayrı güller olarak görünüz. Bilmeyen kullarına, gülleri seriniz. YUNUS’um ile geldik, onun ile verdik, cümlenizi sevgi ile sardık.
(f’nin görevi ne olacak?) Konuk değil dedik, daha önce verdik. Satırlarda aldığı,
görev diye bildiği açıktır. Umduğu günde, bildiği yönde
hizmetine devam etsin. Kaldığı yerde sorumluluk onun iledir; amma o
kendine aldığını kendinden gayrıya bırakır. Az ile çoğu birleyelim, yüksekte gürleyelim. Olumsuzluk
yoktur, uyumsuzluk silinir. (n’nin ayın ikiye bölünmesiyle ilgili GARİB’e aktardığı bir rüyası ile ilgili)
Görüşte ay ikiye bölünür, sefere delildir. ALLAH’ıma emanet olunuz. (Uyanıkken gördüğüm, halkalı, derinliği olan ay ne
anlama geliyor acaba?) Düzende, her yaratılanın tekliği. Kendinden kendine bildiren
olay. Kulun da yaratılışında tek kaldığı an olur, her yaratılan, o
anı bilir. Görüşe açık gelen, birden biri bölendir. Bütünün, ayrı
görüntüsü. Gökyüzünde ay, güneş, yıldızlar, bütün gibi görülür, bilinir;
gökyüzünde resim gibi görülür. Görüntü veren, buut değiştirirse,
özellik meydana getirir.
Huzur sizinle olsun, yuvanız yavru sesi ile dolsun. Eğmeyi değil,
yenmeyi deneyin usunuz ile. Olayların nedeni. (Bu belirtiler geçirdiği
kaza ile mi ilgili?) Değil. Bedendeki madeni, yerinde değil.
‘Kuma ayak koysun’ dedik. Yerinde yorum yapılsın, geçici olana bakılsın,
hekimin dediğinde adım-adım yürünsün. Çaresi HAK’tandır. Sebebini sorsan
da bilemezsin. (Hangi maden eksik?) ‘Hekimin
yolunda git’ dedik. (Gelen fazla akım mı acaba
yapıyor bunu?) Akımın menfi geleni, bedeni sarsar. Yavruda menfi akım
yok. ‘Kundak’ dedik, çok önce verdik. Kundak açılacak yoludur, güzel seçilecek
halidir, kayguyu silsin günüdür. Her kulu denenir geçici olan ile. Yaprak olsa meyveyi örter, ÖZ’den sözden aldığın seni dürter. Kendi
ÖZ’üne bakasın, niyazına hayır diye mum yakasın. (HAMZA
BABA’ya mı?) EYVALLAH, türbe. (Sadaka
vermek, horoz kesmek, olayların önüne geçmez değil mi?) Yazının
sözüne değil, gönlüne ferahlık verir, niyaz kaygudan kurtarır. Elindeki sepeti bırak. Her taşı alır sepete koyarsın. Kendinde olanı,
cümleye vereceğini düşün. Örmeyi dilediğin duvar eşittedir,
varmayı dilediğin yön eşiktedir, varmayı dilediğin yön eşiktedir.
Kumun elendiğinde yumak düğümsüz, DOST KAPISI kaygusuz. Her haber
usunda çeşitlenir, gönlünde eşitlenir. Kayguyu silesin, olumsuz dediğin
olayın açacağı kapıyı bilesin. Olacağı bildirecek. ALLAH’ıma emanet
olunuz. Hakikat. Her gördüğün mana büyüğü, hakikatin
kendisidir. LAİLAHE. Daha önce verdik, her kulun YARDIMCISI vardır, ne var ki
YARDIMCI, ALLAH’ına yöneldiği anda hizmetini yapabilir. Kul ALLAH’ıma
yönelmezse, ALLAH’ım YARDIMCI’sı ile arasına perde gerer. ALLAH’ım sizlerden
RAZI olsun, her lokmaya YARDIMCI katsın; sebepsiz uçmayan kuş, kanadını
yuvalarınızda çırpsın. Yumuşak olalım, her olaya gülelim; amaç hakikat
ise, öfke aracına binmeyelim. Gönlündeki cümle duyguya gülesin, kemâlatın yerine niyazına KAMER SURESİ’ni
alasın.
Hazır olan her kulu, bulacak elbet yolu. Yerden gökten alacak, Yeniye adım
atacak. Selam olsun; kayguya düşen, dolu bardağı elden ele alsın. Güzel
olan her varlık, düşe gelen her darlık, kayguyu silsin. Konuk değil,
görgüde olan, kendinde kendini bulduran. ‘YA ALLAH.’ dediğin gün, oruca durduğun gün, altın
gümüşü sildiğin gün; geldik durduk yuvaya, baktık dumanlı havaya,
‘Selam.’ dedik cümleye. DOST KAPISI’nı açtığın gün, han kapısını
seçtiğin gündür. Silenden değil, bölene gönül koyduğunu gördük.
Böleni, böldüğü ile bırakalım. Üç gece KEVSER SURESİ’ni bin defa
okuyalım, suya üfleyelim, ‘YOLUNA.’ diyelim, dökelim. –yola dökelim-
Böldüğünü toplayacak, bildiğini katlayacak; zaman, elbet bilinmeyeni
paklayacak. HACI BAYRAM niyazını alır, her seherde yuvana gelir; konuk değil,
SAHİBİ’nden EMİR alır. SAHİBİ elbet ALLAH’ımdır. YUNUS ile geldik, yuvayı selamette bulduk. ALLAH’ım RAZI
olsun, her niyaz, anında yerini bulsun. Yolun adına değil, gönülden
kattığına bakalım. Her yol YÜCE’ye götürür, kul kendini bulduğu günde
seferi bitirir. ‘Kendini bulmak nedir?’ denildi: Kendini tanı ki, O’nu bulasın,
kendini tanı ki, VERDİĞİNİ bilesin, her zerreye niyazını
katasın. YUNUS’um günde bildi, her dalda O’nu gördü, yaprağa ÖZ’ünü sordu.
Yaprak dedi ki: ‘Gözdedir, gönül bilirse düzdedir.’ Diz vurdum yere durdum, ağacın
kökünü gördüm. ‘ÖZ bende değil, toprağı verendedir; ezelden bildik,
ebede gidendedir.’ Düşündüm durdum: Ne kökte, ne gökte. O bende,
bilgimdedir.” Dağılan her zerre, bütünde toplaşır; öylece gerçek,
bilen ile bütünleşir. YUNUS’um, yuvanın gayretine katılır. Her olayın çözümü açıktır. Bekleyen ile gerçeği bulursun. ‘Bekleyen
kim?’ denilir: ‘Ocak yaktım gelesin, beni yuvamda bulasın.’ diyen. Dört duvar, örtenedir;
çatısı bilene, güzel günü görene. Asla yıkılmaz, sıvası dökülse de. Dönen ile
değil, uyuma gelen ile söyleşilir. ‘Yol.’ dediğin, güzeldir;
‘Hal?’ dersen, her kula özeldir. Her kulunun hali kendine aittir. Ağaca aşı
vurursa, çeşitte değişir, kök aynıdır. Yuvaya havaya, YUNUS verdi, açık girdi konuya. Yuvaya
verdik, gönülden geleni uyduk. Her gün ansın, yanında bilsin. YUNUS’um dedik.
Her gününüz güzele açılır, güzel bilen ile seçilir. Cümlenize selam olsun,
yumuşak yol sizlere yön versin. Her adım sayılıdır, düzene uysa uymasa; her kulu sorumludur, kayguyu silse
silmese. Bilen, bölene denk olmaz elbet; ne var ki, hiçbir kulu O’nun
sevgisinden mahrum kalmaz. Her kuluna verilir, yaratılan sevilir; güçlük olsa kul
bulsa, HAK ADINA getirir. DOST diye anacağız, yoluna duracağız,
‘Selam sana.’ diyeceğiz, HAMZA DOST’u bildireceğiz. Adım-adım
yürüdüğün, sayfayı alıp okuduğun günde bulacaksın. Kendi ÖZ’üne
kendin selam vereceksin. Aymayı eline alan, elinde bulduğunu kendinde
bilene. SELAMI’na talib olalım. Asuman. Ağaç kökünden oluşur, her yaprak dalında
buluşur, kulu bile bile gelişir. Bilinen nedir? O’nun verdiği,
kulun kendinde gördüğü. ‘Bilenden değilim.’ denilmesin, bildiğiniz
toprağa gömülmesin. Salih olan her kulu, SAHİB’ini bilendir, SAHİBİ’nden
gelene, olsa olmasa gülendir. El ele olacağız, gönül birliğinde bulacağız,
her zordan döneceğiz. ‘YAR.’ dedik bile-bile, ‘Zor.’ dedik güle-güle. Kar
yağsa yola, -kaygu etme- her halde gireceğiz kola. Günlerin en
güzeli, kulunun kendini bulduğu gündür; yolların en güzeli, kulunun
uyduğu gündür. Aç değil de tok isem, cümleye döneceğim; cümle
ile yönelip, ‘ALLAH’ım ’ diyeceğim. ‘Soyundum güzele.’ diyene sözüm: Eli elde bilecek, ÖZ’ü
yönde bulacak, birden bire dönecek, yandığı günden beri sildiği
konuları yeniden düşünecek. Gönlünü bıraktı yerine. Sözünü verelim:
Yorumda kendinden uzak kalmasın, ‘Az aldım, çok verdim.’ demesin. Aradığı
her an yanındadır. Kaybına değil, kaydına sevinsin. Onun, ‘Kaybettim.’
dediği. Kayıtta kaynakta olandır, huzuru sevgi ile bulandır. ‘Sevdim
bildiğim kadar, övdüm gördüğüm kadar, buldum dolduğum kadar.’
dedi, selamını iletti. (Selamını kim iletti?) Yavrusu. Ağlamasın, dayansın, bulacağı ile
övünsün. Dolu bardak elindedir, MEVLÂNA’nın sözü gönlündedir. Her satır bizden size. Sevginiz kainata yayılsın.
ALLAH’ım nasibinizi var olanla bir etsin, VARLIĞINDA kutlasın. Döne-döne
oluşan, her zerrede buluşan kullarına, cümlemizin selamı iletilir
Kuş yolunu bilirse, yola gönlünü verirse, arayan her kula izini
gösterir. Cümlenize selam olsun. Verdiğimiz, bizden değil, YÜCE’den;
her kulunu ayırırız geceden. Saçını tarayan ile yolunu arayan BİR’liği
bulacaktır, aldığı ile verdiği kendine dönecektir. Ocağı aşına
pişsin diye-diye hazırlarsın, külde kalsın diye değil. Ne var ki, pişse
de pişmese de, yanan ateş kül olur; yaratılışı bilen kul olur. ALLAH’ıma emanet olunuz. RESULÜ’nün Bilgilerini, her toplandığınız
günde okuyup benliğinize tabediniz. Yoldan sorduğun. Gümüş ile altını birler, su
misali gürler. Bayramdan gelendendir. KAYGUSUZ yolunu bağladı. Komşuya
geleni komşu beğlerdi. Yolsuz kalan değil, yolu gönlüne bağlayan
vardır. Selam olsun ona. Uzak yolda olana.

Huzur ile dolasın, HAK KAPISI’nda kalasın, yolu öyle bulasın. ‘Gayret.’ dedik
daha önce verdik. Niyaza duruldu, üç HAMZA’dan soruldu: Olay düzendendir, kalem YAZAN’dan; komşu
değil, gelen kayıttandır. Seyirde niyaz ile yerini alan; ayazda üşümez,
kapalı denilen kapıda asla beklemez. (Bir can
ekler: ‘TANRI yazdıysa, soğuk da olsa, sıcak da olsa, zarar görmez.)
EYVALLAH. MEYDAN DOST ADI’na kuruldu, DOST ile hayır helvası karıldı, sayfa gelene
açıldı. (Bir can ekler: ‘Konuk değil kalıcı.’)
EYVALLAH. Gönüller hoşnut olsun, kaygu dumanı sizlerden uzak kalsın.
Bozuk denilen, doğuştan, demde olana değil, su ile gidenedir. (Ne demek?) Aldığın ilaç
su ile gitti. Yapıyı ALLAH’ım korur. Güller gönlünde açacak, her yönde arılar
kelebekler uçacak, her dert dediğin senden geçecek. Doğana selam
verelim, komşu değil denilene. Çoğa bağlanır, demde kaygu
ile gönül dağlanır. Kayguyu silelim, her gününü gelen gün ile birleyelim, günün yorumunu yarına
ekleyelim. Diyelim ki; ‘Her olay, güzeledir.’ Aydın günde manisiz gelecek.
Komşu değil. Yorgunluk asla yok. Değişen hava güzeldir. (Bir can ekler: ‘Oda havalandırmak ve temiz havaya çıkmak) EYVALLAH. Yamayı elinde bilesin, -(Yama nedir?)
YARDIMCI’n- yediğini günden güne sayasın. Balık, yaprak marul, yayma et. (Biftek bonfile mi?) EYVALLAH. Beyin, su, yemekte
tereyağı-zeytin
yağ. Mümin olan bilir, kendinde olanı görür. ‘Bildiğim, kayguyu sildiğimdir’
diyesin, ALLAH’ıma emanet edesin. Her gün, ‘Çok iyiyim, bu gün dünden iyiyim’
diyeceksin. Çünkü gerçek odur. Yumuşak gelene kayıtta yazılanı biliriz, ALLAH’ıma
havale ettiğin her olayda en güzeli görürüz. Yamayı verdik. Şikayetin geçtiği zaman bırak. Mümin
yolun kuludur. Yoğurt ye, bol domates. (Turgutlu’ya
ziyaret soruldu) Hayır. Niyazını gönder.
Doyasıya alacağın, DOST KAPISI’nda güleceğin açıktır. Olumsuz hiç bir
hale düşmeyesin. Nane ile anasonu ihmal etme.

Kumun elendiği, kuşağın belendiği bilinir. Kuşak:
demde soyun getirdiğidir. Manaya yönelen konuda, yazılan verilir. Kendinde
oluşanı değil, kuşakta gelişeni bilirsin. Cümlenize selam
olsun. Sergiye geleni, ALLAH’ım koruyandandır. Sahib olacağın değil,
yaratılan her varlık YÜCE’nindir. DOST KAPISI’nda oluştun, DOST ile buluştun,
kayguyu silesin. ‘Kopuk kopuk verilir, düzende öyle
derilir’ diyene sözümüz. Verilen; okunandır, ne var ki kulun bilgisinde
dokunandır. Üç ağaç saydık, bileni üç halde soyduk. Görünen, gönülden
yerini alandır. ‘Sahib olacağım.’ dediğin konuda eline alacaksın, ne
var ki ‘SAHİB’i ALLAH’ımdır.’ diyeceksin. Deride
geçerli olmayabilir, ama bünyede geçerlidir. (Daha açık der misiniz?) Demde arıza yok. Kuşakta
yerini alır. Deride önce yerleşen. Koruyucu. Dağılandır. ALLAH’ım
düzenini KENDİ kurar, gerekirse KENDİ yazdığı gibi
bozar. Kulunun sözü yetersizdir. ‘O’ndan.’ diyelim, O’ndan geleni kaygusuz
bekleyelim. Magnezyum denilende, şüpheyi silelim. (Yani
magnezyum eksiği mi?)
EYVALLAH Balıktan alacağını da verdik. (Kalsiyum
da noksan mı acaba?) Balık dedik ya. Suyu bol alasın, her saat iki üç
bardak su içesin. Yediğinde bulacak. ‘Hekime havale edin.’
dedik, daha önce verdik. On beş gün sonunda yapılan tetkikte,
arazın giderildiği görülür. Su ile, aldığın yayılır. Kendine
kendinden daha yakın OLAN’ı düşün. (Yani ALLAH’ı mı?) EYVALLAH.
O’nun emaneti sende oldukça, O’nun ile niyazın daim kalsın. (Kuşaktan gelenden
murad nedir?) KEVSER SURESİ’ni okuyunuz, orada
bulursunuz. Sen de KEVSER SURESİ’ni her gün
bir tesbih okuyasın. (33 mü 99
mu?) Doksandokuz. Uyum
yorumunun yapıldığı günde, ALLAH’ım hekim dahil sizlere mana kapılarını
açsın. (Yani bizim uyduğumuz söyleniyor?)
ALLAH’ımın verdiğine uymak yorumunu hekim dahil sizlerde gördük, ‘ALLAH’ım
RAZI olsun’ dedik. (Çocuğun sağlıksız
olma hali; kader içinde mi, yoksa kuşaktan gelme hali midir?) EYVALLAH. Daha
önce verdik. Doğum, evlenme, ölüm, kaderin değişmeyen
çizgisidir. Her satır noktası ile yazılıdır, bozmak kulun elinde değildir.
Niyette ölçü vardır. (TANRI, yazdığını
bozar mı? Yazının başında öyle anladık) ‘Yazdığını
bozar’ demedim. Sana, düz veya eğri gelebilir. ‘Eğriyi düzelt
ALLAH’ım’ der niyaz edersin, düzeldiği zaman niyazından dolayı düzeldi
sanırsın. Her olay noktalanır. MEYDAN kapıların açıktır, geçelim, cümle ile
uyumu seçelim. ALLAH’ımdan gelene EYVALLAH dediğimiz gün, düzene uyduğumuz
gündür.
Konakladık bu yerde, şifa dedik her derde. Ne oldu, ne geldi, güne
kadar ne kaldı sende? Cümlenize selam olsun, kumdan deryaya her kulu adım
atsın. Kapalı kapıyı açtığın günde, alacağın sana gelir. Seçilene değil,
saçılana gönül koyarsın. Gerçeği bildiğini almaktan sakındığını
düşünene de ki: ‘Kamara değil gönül ölçüsüdür, yara değil
dökülenin alçısıdır.’ ‘Olamaz.’ diyene sözüm. Günün yorumunda, yanımızda olana
söyleriz, çağrıda olana eğriyi sileriz, doğruya geleni cümlemiz
severiz. Senden düzeni sorana de ki: ‘Kendimi düzenden ayıramam, ak olanın
yanında yeşili koruyamam, sebepsiz uçar diye kuşun kanadını kıramam,
kırana el veremem, düzen benden bekliyor ise asla ayrı duramam.’ Konuşan
diline, dolaşan dizine güvenir; akıl mantığı çalıştırıyor ise,
düzende her kulu yerini bulur. Sahibiz ona buna, sahibiz direğine; yarına
sahip olamayız, çünkü olacağı bilemeyiz. ‘Direğine sahibiz.’ denilen;
yazılan sahifede okunulandır, okunmayana sahip olunamaz. DOST diye geldik söze, selam dedik cümlenize, nokta
koyduk kaygunuza. ‘At aldım, ot yoldum’ diyene de ki: Sana, güldüm diyene sen
de gülesin; toprakta gülü göresin. Her yaprağı okunur, kökü bilgi ile
dokunur; sorunun değerinde, adının eğerinde andığın bulunur,
sanma gül alınırsa yolunur. Sözden sazdan eğilen, günden güne dağılan,
topraktaki gül misali baharda açılacak, güzel ne güzel diye seçilecek. Ayrı değil hep beraberiz, soydan gelen ile. Sayfayı
çevirdi mi, kolayı devirdi mi; güçlüğü yenecek, DOST ile postuna kuş
misali konacaksın. Komşu komşuyu arar, DOST cümlesini sarar.
Bildiğin günde gelse, YAHYA konuyu verse, yapısına itiraz etmeden sarar. (YAHYA EFENDİ) Yolunuz bellidir, kulunuz hallidir, kulluğunuz
gönüllüdür. Çevir denilene değil, doyur denilene uyalım, kahır etmeden
sefere yönelelim. Komşuya değil konuya değer verirsen, her kulu
yerini alır. ALLAH’ıma emanet olunuz, içtiğiniz suda O’nu bulunuz. Deyiniz
ki: ‘SANA SEN’in ile yöneldik, yolumuzu YOLUN diye belledik, geleni gideni
kolladık, bilmem diyeni yolladık.’ Yollamaktan maksat kovmak değil, yolunu
göstermek. Dağlar aşına-aşına kumu getirir, denizler taşına-taşına
kumu götürür, kulu düşüne-düşüne tasayı bitirir.
Küçük büyük her kulu, sever HAKK’a giden yolu. Cümlenize selam olsun, buluşma
değil konuşmaya düzen versin. Buluşma her andır, konuşma
verici ile alacağın düzdedir. Dağları aştık, güzeli gören ile olaylara şaştık. Geçenden
geldik, ‘YA ALLAH.’ dedik söze girdik. Her düğüm
açılacak, söze öyle geçilecek. Gölgeyi bilen, kendini bölendir. Demde, RESULÜ ile gönül bağına girdik,
o’ndan geleni şüphesiz aldık. Selamet hali ile hallenmede bulduk. O’na
selam olsun, o’ndan gelen selam gönüllerinize dolsun. Cümlemiz şahidiz ki, var edilen varlıklarsınız. ‘DOST’ denilen yaratılmışlarsınız. Aydın olan gönüller ile ‘Bilge’ denilen dünya kulu, er geç
dönecektir kendinden kendine.
‘Doydum.’ diyene sofrayı açsan gülmez, ‘Aldım.’ diyene nasibini saçsan bilmez.
El elden ayrılmadan, ezelden ebede bildiğimizi verelim. ALLAH’ım cümlenizden razı olsun, silinen her nefis artığından,
toprak dahi arınsın. ALLAH’ıma emanet olunuz. Her
konuda BİRLİK’e gelinmese dahi, sözde kaldığına inanılsın. Gönüller BİR’dir, BİR’dedir; konular zordur, zordadır;
ne var ki, aydın kullar yardımda kârdadır. Her adımla gerçeği adımlarsın, huydan geleni ‘HAY.’ dersin yudumlarsın.
Niyaz ile başladığın her yol, gerçektir. ‘YA ALLAH.’ diyelim, SAHİBİ’ne
yönelelim.
(soru 1: 27’ler olarak
çalışmaya başladık; doğru yolda mıyız? Eleştirir misiniz? Soru 2: ‘Verme’de,
canların takıntısı var: ‘Madde mi, mana mı?.’ derler? Siz ne dersiniz? Soru 3: 41’lerin sayıları
ve çalışmaları hakkında bizi aydınlatır mısınız?) Konduk geldik YUVA’ya. Yapısı sevgiden oluşur, cümle kulları sevgi ile
buluşur. Selam olsun cümlenize. Selam olsun
gecemize. Yapıları gördük RESULÜ’ne gönüllerden erdik, selam ile cümlenizi sardık. Sizler
adına RESULÜ’ne sorduk: Olgularını sergiledik, hoşnut musunuz? Denildi ki:
‘Sonsuzluk kadar.’ Altın tepsi güzellenir, dilenen sergide özellenir. Ayağına
post gelse, DOST, gününü müjdelese; saygıyı asla vermezler, sevgide
esirgemezler. Dilenen halle hallendikleri bilinir, RAHMETİ’ne erdikleri
bellenir. ‘Canlar.’ dedik, CAN ile CANAN’ı BİR’ledik.
Ak ile karaya söz etmeyene, gönüldeki kaynağa
gölge düşürmeyene HAMZA DOST selam getirir, cümlenizden
o’na iletir. (Rüyamdaki
kitabın anlamı nedir?) Niyaz edelim, sözü silelim,
yargıya düşenlere söz ve satır kaygu verir. HAKK’ın RIZASI o değildir. ALLAH’ım yarattığı güzeli sergiler, yargıya düşeni
sorgular. Sergiyi sevgi ile verebiliyor isek, hatadan uzağız. ALLAH’ıma
emanet olunuz. (Öyle
ise, madde mana değişmez ‘verme’de; yeter ki sevgi olsun değil
mi?)
Kuşlara baktım, yolumu diye sevdim. Selam olsun, yolunu bilen her kulu
dileyeni bulsun, giydiği fistan yeşile uysun. Yeşili olsun;
gözünü, ÖZ’ünü korur. SALAVAT oku, umulandan güzeldir. Kahve alasın, her gün bir fincan içesin, ayağına sıcak kum koyasın. Yün de
giysen olur. Komşuya ders vermeye değil, komşudan ders almaya bakasın, her
gün akşam elma yiyesin. Elmayı bal ile yersen daha güzeldir, sıkıntını
alır. Hayırdır, YAZILAN her satır hayradır. DOST eline gelenin, ‘GANİ.’ diye gülenin; sevgisine göz attık, geleni söz
ettik. Gönlünden geçeni, aklından seçeni bildireni düşün. GANİ diye
geldi. Gölgeni silesin diye, gün gelsin nasibin yol versin diye yanına yuvana
geldi. Orduya yön veren, dayandığı yerde olur, senden aldığını sana
getirir. Sevgini. ALLAH’ıma emanet olunuz. Selamımız iletilsin. Diyesin ki; ‘Eli tozdan arınsın,
DOST dediği her kapı ona açılsın.’ Her olaya düzen diye bakar, ALLAH’ım gözünü
NUR’dan ayırmasın.
Kumaş aldım elime, gönül verdim GÜLÜ’ne. Selam olsun, GÜLÜ’nü bilen
kendinde kainatı bulsun. Kendine yöneldi isen, aldığın elindedir; kayguya
düştü isen, bildiğin dilindedir. Korku almadan gelen, kaygu bilmeden silen MERKEZ’im ile kainatı
zerrelere bölen. Gelişe gülüşe sohbet açarız, her kulu gönülden
seçeriz.
|