Merkez efendi

2 kasım
“Altın halkayı alsan, beline altın kemeri taksan; niyazına denktir, niyetine ahenktir.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “Yün aldım bükeceğim, fidana suyunu dökeceğim, deryaya ağı gerdim, balığı çekeceğim. Her sayıya denk gelirse, her renkte ahenk görürse; ayna misali olur, aynayı eline alan kendini görür.” dedi, MERKEZ’im selamladı.

6
“MERKEZ’im yerden aldı, aldığı taşı sildi, iki eşite böldü. Beklediğin sestedir, sakladığın destedir. Ayranı içeceğiz, ‘HU ALLAH’ım.’ diyeceğiz.” dedi, MERKEZ’im selamladı.

19
“MERKEZ’ime niyaz eden, niyazını cümleye katana; dağlar yolunu açsın, niyaz ehli açılan yoldan geçsin, her emeğin nimetine cümleniz ortak olsun. Bir tepsiye bir el yetmez, binbir elden gelen asla bitmez; bal alan sirke satmaz, acı geleni kimse elinde tutmaz. ‘Ben güldüm yeterlidir.’ diyen, kendini ömründe eleyendir. DOST KAPISI el ele geçilir. Kement atılan olaydan mayayı eksik etmeyiniz, elde asla elenmemiş un tutmayınız. ‘Bahçeme ekeyim…’ dersen; önce toprağı düzenlersin, gübreler, sularsın, besleyici hale getirir, fidanı öyle dikersin. Bahçenin düzenine ortak olalım, güzelliğini birlikte görelim.” dedi, MERKEZ’im selamladı.

23
“Çaylardan geldim geçtim, elimle suyu içtim, ocak başına düştüm. Odunlar sıra-sıra, suyu gitmiş dura-dura. Çerağ aldım, ocağa daldım. Dileyen gelsin, dizini koysun, binbir kelam ile gönlünü yunsun.” dedi, MERKEZ’im her dileyeni ocağına çağırdı. “Yapraklara söz geçse, her kulu özenirdi, dallar güller ile bezenirdi. RABB’im, gülün güzelliğini dikenlerle belirtti, sürünün yeterini çobanlarla bildirdi.” dedi, MERKEZ’im selamladı.

20
“Alacağım vereceğim, her selam ile söze gireceğim; aynayı bilene, gerçeğin verdiğini soracağım!” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “Nane yaprağı alsam, DOST KAPISI’na varsam, benden diye sunsam; gülerlerdi, RABB’imden aldığımı bilirlerdi. HAK YOLU senin benim değil, cümlenindir! Kuşlar, yorulmadan bulurlar, bildikleri kadar yürürler; otlar, rahmet alırlar, girdikleri kadar ürerler. Kul, dilediği merhalede, dilediğini değil hak ettiğini bulur! Dilemek niyettedir, hak etmek emektedir! Niyetini emeğin ile besle ki, hak ettiğine eresin!” dedi, MERKEZ’im nane yaprağında cümlenize şifa olduğunu söyledi.

17
“Gördüğüm düzen cümlede yolu açar, sevdiğim YAZAN gönülden geçeni seçer. Ne dağlar yere durur, ne ovalar dağa vurur, her yaratılmış yerli yerinde gerçeği korur; yağdan baldan bir damla, gönülden gülden bir hamle, çağırdığım gerçeğe adım attırır,  elinde olanı DOST KAPISI’na tutturur. Niyazımız, güzelden güzele adım atmaktır, nefesten alana dilediğini katmaktır. (Uykusundan korku ile uyanıp, ağlayan bir çocuğa…) Çeyrek günde uyuyan, çeyrek günde elini başına dayayana; yerden gökten aldığınız, selam diye verdiğiniz, naneyi yağa serpiniz, ekmeğini batırıp yesin, uykusunu öyle alsın. Meyhaneye her giren, ‘Mey alayım…’ der, her kulu dilediğince içer.” dedi, yoldan gelene MERKEZ’im selamını iletti.

6
“Özgür olan gönlümüze kayıt düşmeyelim, uysa uymasa örtünün altını deşmeyelim.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı, YAHYA ile aynı sofraya durdu, örtünün altında dostun elini  gördü. “Soyunduğum gerçek, dostluğa adımımdır; ilk söz, bilelim ki ADEM’indir. RABB’im ilk sözü ADEM’e verdi, kainatı kul ömrüne ADEM ile serdi.” dedi, YAHYA EFENDİ MERKEZ’im ile selamladı.

7
“Meyhaneye gelenlere yol açık. Yerden göğe niyazdayız, aldık verdik hizmetteyiz. Sevgi bütündür. Her kulu sevgisi kadar bütüne yaklaşır. Yorumdan açık gelen her soruda, dilenenin sordurulduğu bilinsin. Vaktin düzenini sen yazsan da, uyduran ALLAH’ımdır.” dedi, MERKEZ’im DOST KAPISI’nı cümlenize açtı: “Gel güzelden sevelim, gel güzeli övelim, yüce dağda gördüğümüz gerçek AŞK’a yürüyelim.” dedi, MERKEZ’im selamladı. 

14
“Sözden sazdan aldığımız, LALELİ ile geldiğimiz, gerçeği soframızda gördüğümüzü bildirelim.” dedi, MERKEZ’im ile LALELİ sözü aldı: “Dokuduğum bezde, okuduğum sözde, HAK gerçeğini buldum; niyaz ile geldim, seyre LALELİ ile daldım, göklere selam veren bulutları saydım. Dört duvar örtülecek, bir kapı açılacak, cümle ile geçilecek; LALELİ yorumda bilgisi ile katılacak, seherden aldığı ile Güneş’ten bulduğunu bağlayacak.” dedi, MERKEZ’im sözü LALELİ’ye verdi. “Çivi çaktım duvara, samanı verdim davara. Yerden aldılar suyu, yumuşak verdiler huyu. Kuyuya dalmadılar, dar bilgide kalmadılar, ‘Nerden? Niye?’ sormadılar.” dedi, LALELİ MERKEZ’im ile selamladı.

1 mart
“Benden sorsalardı üzüm bağını, derdim gelmiş geçmiş ömrün çağını. Derlediğim her satıra ADI ile başlardım, her üzüm tanesini O’nun ADI’na beslerdim. Doğruyu nerde buldun diye sorsalar, yer ile göğün birleştiği yerde derdim.” dedi de, MERKEZ’im sözü aldı: “Dağılan, topraktadır, eğilen gibi; bilinen, ufuktadır, umulan gibi. Doğruyu, Güneş’in ışığı bize verir; sadece, ışık vurduğu yerde kırılır. Bağımsızlığın örneğinde, sadece gönlünde olanı bulabilirsin, gönlünü dilediğin kadar salabilirsin.” dedi, MERKEZ’im altın ile tartan, altın ile altını örtene selamını iletti. 

8
“Sevelim, her güzeli övelim, sevginizde gerçeği görelim.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “Gönülden gönüle aktardığın her konuda, çevrende olandan sorumlu değilsin. Kayguya düşme, ne derse desin şaşma.” dedi, MERKEZ’im bileni bilmeyeni sevgi ile övdü, selamladı.

14
“İneceğim, topraktır; döneceğim, yapraktır; ne aradım, ne buldum, sunacağım emektir.” dedi, MERKEZ’im el üstüne –NAS- ile verdi: “Sunduğumuz her nefeste, soyduğumuz heves vardır, gönülden geldiği gibi.” dedi, MERKEZ’im selamladı.

15
“Bildiğimiz konuları okuduysak, aradığımız gerçektir. ‘Nerden, nereye?’ denilirse, her gönül bir ölçektir!” dedi, MERKEZ’im çevrenin sözünü cümleye bağladı. “Yaktığın ateş, su ile söner; savurduğun duman, yel ile döner. kendini sakındığın her olayda, dostunu da düşün!” dedi, MERKEZ’im selamladı.

21
“At ile geldim yola, su başında verdim mola. Çevreme gelen kula sordum, ‘Geldiğin mi, döndüğün mü gerçektir?’ ; ‘Bildiğim yol HAK YOLU’dur, ‘YA ALLAH.’ diyen HAK kuludur.’ . Öyle ise, gelişten gidişten değil, bilişten yolumu aldım, yolumda SEN’i buldum.” dedi, YAHYA EFENDİ ile MERKEZ’im söyleşti, cümleniz ile selamlaştı.

29
(EFENDİM, RUHLAR’ı tekemmüm ediyor mu?)  “Gayret ile söylenen, hayret ile bağlanır; beden uykuda ise, RUH gezer dolanır. ‘Gördüğüm, bildiğim yer.?’ dersiniz, gölgesiz gezersiniz.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “Umduğumuz her olaya bilgimizi katarsak, gerçeğe hizmetteyiz. Dağlara hükmetmeye kalkarsak, hayal ile savaşırız. Derman dilerken RABB’imden; kendi kaynağımıza ibret değil, sadece her kulu için himmet dileriz. Her hizmette, kendine ayırdığın payı rafta dizme, ‘Bağlamayı bulacağım.’ diye imbikten süzme. O, vereceği günü bilir, vereceği kulu bildiği gibi…” dedi, MERKEZ’im selamladı.

11
“Aydın olsun gözümüz, açık gelsin sözümüz, yedi renkte ÖZ’ümüz. Aldığımız ile BİR’deyiz, verdiğimiz ile haldeyiz.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “Yağı koydum kandile, şeker sardım mendile. Dumanı sildim, dostumu ocak başında buldum.” dedi, MERKEZ’im selamladı.

25-1
“MERKEZ’im dumanı siler, aldığı bilgi ile doğruyu beler; uymayan her görüşte, uyanı bulayım diye böler; aradığını, RABB’imden açılsın diye bekler. ” dedi, MERKEZ’im sözü YAHYA’ya (YAHYA EFENDİ) verdi:

2 mayıs
“Bağlı olanı çözelim, uymayan satırı çizelim, güzelin tarifini bilene bırakalım.” dedi, MERKEZ’im her yapraktan üç örneği birbirine ekledi, dördüncü yaprağı kitabında sakladı. “MEYDAN, çalışan ile; makam, alışan ile; mekan, uyuşan ile bellenir.” dedi, MERKEZ’im selamladı. 

7
“Dört yoldan ikisi sana, ikisi bana güler, her kulu en güzel günü diler. Yolum yolcuya açık, gönlüm her yola açık.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “Ağaç dalında yaprak, DOST olana güzel verir; çünkü dost olan, her hali güzel görür. Doğruya eğriyi katamazsın, çünkü elinde eğriyi tutamazsın. Günün yorumuna, gönlünün sorununu katma. Kement attığın olay, niyaz ile tuttuğun gerçektir. ‘Sahraya gidemem ki?.’ dediğin günü unutma. Sahradan gelene dost elini verdin, sevgin ile geleni sardın.” dedi, MERKEZ’im selamladı.

9
“ ‘Bayramın günü gelmeden yeni fistan giyemem, oruç günü bitmeden ne verdiyse yiyemem.’ dersin, yemediğine yediğini katarsın, elden geleni gönülde tutarsın. ALLAH’ım RAZI olsun, yolunda gönlünü verene niyazı karşı gelsin.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “Susam yedim şifa dedim, yağını sürdüm nema dedim; bildiğim, bilmediğim her öğütte RABB’imin ADI’nı buldum.” dedi, MERKEZ’im selamladı. 

10
Soframızda bereket, ömrünüze hareket diledik, MERKEZ’im ile niyaza durduk, semerden aldığımızı dileyene dağıttık. “Elden ele aldılar, ‘Ne güzelmiş!’ dediler, tatlı helva yediler, döndüler yürüdüler, vergimizi bitti sandılar. Bir heybeye biz gelmeyiz, bir selamda biz kalmayız. Her dilenen günün ayrı taamı vardır, her verilen günden bir sonraki daha gürdür; bilen ile yol kolay, bilmeyen ile zordur!” dedi, MERKEZ’im selamladı.

14
“Dayanmayı bildiyse, gönülde olan ile kaldıysa; şüphesini silsin, geleceğe gülsün. Değirmenden su gelir, ekini olan bulur, çuvalını doldurur. Ergin kulun heybesi demde yolu açacak, YUNUS ile yerden geleni seçecek.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “Yeşil renge donatsınlar, yemediğini önünden alsınlar, yumurta, süt, bal bol versinler, sevgi ile olumsuzu silsinler.” dedi, MERKEZ’im selamladı. Cem ile candan, BİR’liğin yazısını buldum.

23
“ ‘Eken de sen, biçen de…’ denilir. Biz taneleri verdik, toprağı gördük, RABB’imden RAHMET’ini diledik. El-ele oluşup ta, bir çatıda buluşup ta, ekenlerle olduk. ALLAH’ım RAZI olsun, cümlesi NUR’u ile dolsun.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “LOHUSA ile sözü, BİRLİK’e getirdik, yaprağına yazılanı beraberce okuduk. (Basılan kitap mı?) EYVALLAH. Dedik ki; ‘Kulların ÖZ’ü de BİR, sözü de… ALLAH’ım RAZI olsun, orucunuza oruç katsın.’ ” Selam ile geçtiler, selameti sizlerle seçtiler.

6
“MERKEZ’im söz diledi, kumu aldı eledi; yaprakları saydı da, zeytin dalını bilene salladı. Meyveyi bilen alır, sevgiyi sonsuz görür; naneyi kaynatırsan, gönlüne ferahlık verir.” dedi, MERKEZ’im selamladı. (Kime?)

31
“ ‘YAR adını anayım, sonra vergisini sorayım.’ diyenin; sergisi, pazardadır. ‘Dost kalayım, DOST’um ile bulayım.’ diyenin; sergisi, nazardadır.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “Niyaz ile bağlayalım, her gün bir tesbih TEVHİD çekelim; ayağı toprağa basalım, üç defa salavat okuyalım.” dedi, MERKEZ’im selamladı.
 

6
“Vardım yol kıyısına, dağlara etek olmuş; sordum hal kadısına, cümleye destek bulmuş, doğru eğri ne bilse HAK ADI’na hep silmiş, ‘RABB’im ne verdi ise, güzel O’ndadır.’ demiş.” YAHYA ile MERKEZ’im bir olup söze gelmiş: “Dört kapının BİR’lediği, dört kadının zorladığı, dört nehrin gürlediği dumansız günün eşiğindeyiz, hayra gelen olayın beşiğindeyiz, elden ele bağlanan düzenin kuşağındayız.” dedi, MERKEZ’im ile YAHYA selamladı.

12 
“Güzeli tarife arif mi gerek? Yorumdan yoruma yaprak-yaprak açılan, bilginizde her öğünde seçilen gerçeğin güzel olduğudur. Onun için, güzeli tarife gerek yoktur.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “Ayağı toprağa koysan, binbir öğüte bedeldir; doğruya baksan, birbirinden güzeldir.” dedi, MERKEZ’im selamladı.

19
“Üç yiğit yola dursa, her biri gelenin koluna girse; YUNUS’um ile söyleşirdi, ‘HACI BAYRAM?’ der bekleşirdi. Tutam-tutam topladığım her yaprak, ayağa geldiyse toprak; geç olanı silelim, güç geleni bilelim.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı, HACI BAYRAM ile sohbete daldı: “Yaprağın şifasına sözümüz yeterlidir, ne var ki, ayak toprak ile tutarlıdır. HACI BAYRAM dedi ki; ‘Yerden göğe yaratılmış, her zerresi gözetilmiş, alimden aleme çevre-çevre söz edilmiş seyran, bildiğimiz yöndür; devran, girdiğimiz handır; kainat, bildiğin kadarı gerçek, ötesi zandır.” dedi, MERKEZ’im ile HACI BAYRAM selamladı.

3 ekim
“VEFA ile çıktık yola, ‘Suya.’ dedik verdik mola. Balıklar oynaşırlar, böcekler kaynaşırlar, çiçekler esen yelden sevinç ile dönüşürler, sevmeyi bilmeyene dahi vermeye çalışırlar. ‘Çiçeğin böceğin güzelliğinde, dileyene açılsın kucağım.’ dedim, MERKEZ’ime sözü verdim: Dedi ki: ‘Kağıdı ele aldım, dörde katlayıp böldüm, ‘Adını yaz.’ dedim. Her bir parçasına ayrı isim yazdı, sonrada ‘Olmaz.’ dedi çizdi. Gönül TEK’te kalmalı, dört parçaya böldü ise yaprağı, her birine aynı adı yazmalı.’ dedi, MERKEZ’im selamladı. 

10
MERKEZ’im dedi ki: ‘Doğmayan doğurulmayan, silmeyen silinmeyen, bölmeyen bölünmeyen BİRLİK’e talib olduk, sevgimiz ile galip geldik, verdiğin bilgin ile ALLAH’ım SEN’i bulduk. Unutturma, nefsimize barındırma.’

24  
“Dağdan dağa ulaştım, çok yolları dolaştım. Tasa yeri gönül değil, eğri doğru yorum değil.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: 
“Saydığım her tanede gerçeğin temelini buldum, yağmur yağdıysa ‘Toprağı güzel!..’ dedim; dileyene bir söz, dileyene bin nasihat verdim; altın ile gümüşü, bir bohçaya sardım.” dedi, MERKEZ’im selamladı. (Kime?) Ağayı, paşayı bilene. 

14-1
“CAN dostum, CAN dostum, nerde han, nerde postum? Galip geldi ise cümleye kastım, bağlar dağlar bizimdir, yetiştirdiğim üzümdür. Bekledik her gününde, saklamadan yönünde. Yapraklardan soruşturduk, MERKEZ’im ile EYYÜB’ümü buluşturduk; akıl, mantık, gönül çarkını çalıştırdık; bir de gördük ki, her dostu gerçek bilime alıştırdık.” HAMZA DOST söze girdi, MERKEZ’im ile EYYÜB’üm HAK YOLU’nda namaza durdu: “Nazlan güzelim naz ehli isen, HAK ADI’na gelmiş haz ehli isen, sevgi saygı birimini bulmuş toz ehli isen, gölgeden ayrılıp güneşe daldı isen.” dedi; HAMZA DOST, EYYÜB’üm, MERKEZ’im selamladı.

30
“Her fistanın rengine bilginin süsü vurur, koyduğum her tas suya dileyen kuşlar gelir.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “Yaprağın döküldüğü mevsimde niyazını aldık, seferde olan kuldan hevesini sildik, ‘Yumuşak söyleyenden, ALLAH’ım RAZI olsun.’ dedik. Dağın eteğinde oturan, desteğini bulmuştur; atın tutağını bilen, kaydına uymuştur. Ne derlerse desinler, seyre geldiğin ana sevinsinler. Çünkü, ne aldıysan güzelden, ne bildiysen ezelden, Güneş doğar tez elden. Kayguyu silelim, VARLIĞI’nda yargıya asla yer vermeyelim!” dedi, MERKEZ’im selamladı.

5 aralık
“İki kapıda durduk, iki yoksulu gördük; biri ‘Aşım yok.’ dedi,  biri ‘İşim çok.’ dedi. Kulak verdik YAZAN’a, DEDİ ‘UYMA YOZANA. GELDİ İSE KAZANA; NE AŞTAN NE İŞTEN ZORLANIR, NE DE GELDİĞİ KAPIDA HORLANIR.’ Değiştirdik yolumuzu, eleştirdik halimizi. Dedik; KABE’ye gidip gelelim, RESULÜ’nün güzelliğini görelim.’ Denildi ki; ‘Her güzele ADI’nı yazar, aldığın verdiğin her nefeste gerçeği kazar.’ ‘EYVALLAH.’ dedik, gönül kapımızda gözümüzü açtık.” dediler, selamladılar. (Her gönül KABE mi?) EYVALLAH.

19
MERKEZ’im dedi ki: “Kainatın yazısıdır, ne altı, ne üstü sorulmaz; ne YAZDI ise verir, hata diye yorulmaz!” 

20
“Duyan, uyana sorsa; ‘Dostluğun dersi nedir?’ Uyan der ki; ‘Muhabbet ve edeptir.’ ” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “Gök kubbede yıldızlara bakarsın, toprağın kuru ise bolca suyu dökersin, bahçende açan gülü yakana takarsın. Bilir misin güzelin tarifini? Bildiğin gün bulursun arifini.” dedi, MERKEZ’im selamladı.

2 ocak
“Somun aldık dirhemsiz, yara gördük merhemsiz; hekim olsak, şifa versek yetersiz.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “Ne yara merhemsizdir, ne şifa yetersiz; RABB’im yazdı ise, güzeli yazdığıdır, kulun okuduğu tutarsız. Var ettiği ile her dem yan yanadır, CAN’dan canadır, kulun tepkisi sadece tenedir.” dedi, MERKEZ’im selamladı. Değil! RABİA ile söyleşir, MEVLANA ile paylaşır. RABİA ile söyleştiği, her lokmayı paylaştığı bilinir. (y’nin ULU’su mu?) EYVALLAH.

10
“Dayanmayı diledik, ağacımızı bulduk; göklerde olan ile, yerden vereni gördük. Akım, çekim birbirinin eşitidir; yarattığı, bilmeyenden gelen sözle karşıtıdır.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “CAN olmasa, CANAN bilinmez; yaprak olmasa, toprak görülmez; sevgi olmasa, gerçek sarılmaz; yağan yağmur, bohçaya konup derilmez; kayalara, yakan Güneş asla yer etmez! Su alır götürür, sivri olanı bitirir. Her akımın çekimi, kendi çekirdeğinin özünde düğümlüdür.” dedi, MERKEZ’im selamladı. “YUNUS’un verdiğinde, niyaza durduk; Aydan yıldızdan geçtik, kendimiz ile olanı seçtik. (YUNUS’un verdiği, KUR’AN’ı KERİM mi idi?) EYVALLAH. ‘Yumağın yerleştiği, gözden uzak kalamaz; dağlar taşlar, yerleştiği bölgeden dağılamaz; gayretin getirdiğini, hayret silemez!’ dedik te, MERYEM ile yola durduk. MERYEM’in yerleştiği alandan, seherde görmeyi dileyenden, sorguyu aldık mı? ‘Doğudan batıya vardığı her nokta, MERYEM’in uyduğu alandır.’ diyelim, bir mekana MERYEM’i bağlamayalım!” dedi, selamladı. (Sevginin manyetik alanını söylüyorsunuz değil mi?) EYVALLAH. 

12
“Vardığın merkezde, gördüğün herkezde. Saydığına uyacak mısın, yoksa buz üstünde kayacak mısın?” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “Suyu çekilmiş kuyudan aldığın sese uyma, ‘Olur. Olmaz.’ diyeni duyma, GÜZEL’den güzeli ara da doyma!” dedi, MERKEZ’im selamladı. 

14
“Yorganı çarşaf ile katlarsın, dumanı DOST sevgisi ile atarsın, elinde darlık vermeyen mendili tutarsın.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “Çoğunluk, doğru ile eğriyi kendi bilgisi ile yorumlar. Yargılarken, iki doğruyu bir araya getir ki hataya düşmeyesin!” dedi, MERKEZ’im yoğun gelen kayguyu silmenizi diledi. (‘İki doğru’nun anlamı nedir acaba?) “Dağılan, dört duvar olamaz! Doğruyu belleyen, kendinden başka doğru yok derse, dar bilgide kalmış olur.” (Bu, sualin cevabı mı?) MERKEZ’im selamını cümlenize iletti. (‘Bir konuda iki ayrı kişiyi dinlersin. İkisinin de görüşü kendine göre doğrudur. Yargıya varmayın!’ diyerek GARİB açıklar.) 

20
“Yumuşak olduk geldik, gönülde bulduk sevdik, MEYDAN’da gördük kaldık, ‘Gel.’ diyene sevindik, ‘Gör.’ diyen ile övündük.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “Destek oldu isen kapıya, adını yazarsın yapıya. Dört duvar seni bilir, dört kapıda adını okur, her tezgahta bezini dokur.” dedi, MERKEZ’im sözü RABİA’ya verdi: 

21
“Demde gönül bağı varsa, demde bilgi ağı darsa; DOST ADI’na söyleşmeyi değil, halleşmeyi deneyelim!” dedi, MERKEZ’im sözü aldı, MUHİDDİN-İ ARABİ ile söze gelmeyi diledi: “MERKEZ’imin durağı, olmaz RABB’imden gelen yolun kurağı. Attık adım SÖZ’ün ile, doğru gelen ÖZ’ü ile. Dumanı silelim, doğruda kalalım, gönülden gönüle sevgi aktaralım!” dedi, MERKEZ’im selamladı

27
“Koyun-kuzu birliğe, keçi derler zorluğa. Her varolan yazgısını okutur, doğduğu günden bildiğini dokutur.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “Kavgayı ‘Yersiz.’ diyen, lokmayı pişmeden yiyendir. (Kavganın anlamı nedir?) Nefis kavgası! Meşe toprak ile halleşir, derinden derine kökünü uzatmaya çalışır, yayar yayılır, yayıldıkça gözde olanı sayılır.” dedi, MERKEZ’im selamladı.

18
“Niyazımız, tane-tane. Gönüllerde her bir hane, bağlandı birbirine.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “Şarkı türkü diye-diye, verdik sevgiliye hediye. Alan, aldığından yerinir; veren, sergisinden gerinir.” dedi, MERKEZ’im niyazlara hoşnut olduğunu söyledi, selamladı.

15
“MERKEZ’im yol başında, adı yazılıdır her bir taşında, bilenin düşünde, sevenin aşında, ‘RABB’im!’ diyenin başındadır.” dedi, MERKEZ’im selamladı.

29
“Kalın perde ışığı sızdırmaz, ince perde bildiğini sezdirmez. Aynayı eline aldığında, kendinde-kendini bulduğunda, perdenin ölçüsünü bilgin ile yoklarsın.” dedi, MERKEZ’im söze geldi: “Yaprağa bakmadıysan, köküne su dökmediysen, gelene-geçene hayıflanma; bildiğin her konu güzeldir, bilmeyenin yanında keyiflenme!” dedi, MERKEZ’im selamladı.

6 temmuz
"Yamaçtan-yamaca ses verelim mi, daldan-dala el sürelim mi; GÜLİZAR'ı bulduk, DOST ADI'na girelim mi?" dedi, MERKEZ'im sözü aldı: "Müymin  olan bilsin, DOST sofrasından nasibini alsın; elde olan tepsiyi dileyene sundu, gönül bağında öylece kalsın." dedi, yuvanın sahibini selamladı. "Gerçek sendedir, güzel seninle; yoğurt yesen, balın elinle; gülmeyi denesen, güller gününle." dedi, MERKEZ' im selamladı. 

9
MERKEZ'im "Selam." dedi, önüme sofra koydu. "Her öğünde yemeğe başladım, asi geleni taşladım, gün geldi ne derlerse-desinler boşladım." dedi, MERKEZ'im selamladı. 

12
"Yağan yağmur diyerek, verdiğini RAHMET bilerek. Pişirdiğimiz aş güzel, getirdiğimiz taş güçlü, denilmesin ‘Yol taşlı.’ Taşın da yeri vardır, denilmesin ‘Taş var ise, yol dardır.’ Emek, zoru-kolaya çevirmeye kullanılmalıdır." dedi, MERKEZ'im sözü SİNAN'a verdi:

15
"Köküne su verdim, dallanıp-budaklandı; eline hizmet verdim, gönlümde kundaklandı. Sebepler; YARATAN'ın EMRİ'dir, sevenlerin kavlidir. Yağ ile biberi karasın, ağrıyan yerlere süresin. Zeytinyağı, karabiber. Çekirdek alasın, kendin öğütesin; her sabah, her akşam birer kaşık zeytinyağı içesin. EYVALLAH, akşam yatarken. Onbir gün üç damla tentürdiyot, çay bardağına su koyup karıştırasın-içesin, gelecek şifaya gülesin." dedi, MERKEZ'im selamladı.

19
"Dağlar yolum açacak, güller gününü seçecek, bileyen-dileyen ile dar geçitten geçecek. ‘EYVALLAH’ diyelim! Demde yumuşak yer diyen, değirmenden-değirmene su taşıyan." dedi, MERKEZ'im sözü aldı: "Haktır HAK ile gelen, haktır HAKK'ın verdiğini bilen, haktır ‘RABB'im SEN'in ile.’ diyen, aldığı her lokmayı cümle ile yiyen." dediler, MERKEZ'im ile VEYSEL'im her öğünde buluştular. "Dar gelmesin yollarımız, zor gelmesin dillerimiz, soğuk-sıcak günlerimiz." dediler, MERKEZ'im ile VEYSEL'im selamladılar.

22
"Bahar bitti yaz geldi, gönülden-gönüle hazzı kaldı." dedi, MERKEZ'im sözü aldı: "Dayanmayı bilenler; uyanmayı deneyenlerdir, kum alıp eleyenlerdir. Ne saz ile, ne söz ile, her kulunda bin naz ile gelişen, yerden-göğe gerçeğe alışandır." dedi, MERKEZ'im selamladı.

25
"Ayrı-ayrı gelişir, aynı kapta buluşur; niyaz gerçeğin kapısıdır, gireyim diyen çalışır. Heves yerden gelemez, seven yolda kalamaz, YARATAN'ın yazdığını bin bir kulu silemez. Dağlara otağ kurduk, otağa kilim serdik, ER olanı oturttuk, HAK şarabını tattırdık. Gelen-giden eğilmez, akan suda boğulmaz; niyet edip nasibini aldı ise, sofrası asla dağılmaz. " dedi, MERKEZ'im sözü aldı: "Doymayı deneyenin uymasını görürüz, niyetinden getirdiği her satırı okuruz. Gülen-bilen yerindedir; kul, olana uymak zorundadır. Koyduğum her taş bana yolumu buldurur, kaygumu tez elden kaldırır. " dedi, MERKEZ'im selamladı.