
“Altın halkayı
alsan, beline altın kemeri taksan; niyazına denktir, niyetine ahenktir.” dedi,
MERKEZ’im sözü aldı: “Yün aldım
bükeceğim, fidana suyunu dökeceğim, deryaya ağı gerdim,
balığı çekeceğim. Her sayıya denk gelirse, her renkte ahenk görürse;
ayna misali olur, aynayı eline alan kendini görür.” dedi, MERKEZ’im selamladı.
“MERKEZ’im
yerden aldı, aldığı taşı sildi, iki eşite böldü. Beklediğin
sestedir, sakladığın destedir. Ayranı içeceğiz, ‘HU ALLAH’ım.’
diyeceğiz.” dedi, MERKEZ’im selamladı.
“MERKEZ’ime niyaz eden, niyazını cümleye katana; dağlar yolunu açsın, niyaz
ehli açılan yoldan geçsin, her emeğin nimetine cümleniz ortak olsun. Bir
tepsiye bir el yetmez, binbir elden gelen asla bitmez; bal alan sirke satmaz,
acı geleni kimse elinde tutmaz. ‘Ben güldüm yeterlidir.’ diyen, kendini ömründe
eleyendir. DOST KAPISI el ele geçilir. Kement atılan olaydan mayayı eksik
etmeyiniz, elde asla elenmemiş un tutmayınız. ‘Bahçeme ekeyim…’ dersen;
önce toprağı düzenlersin, gübreler, sularsın, besleyici hale getirir,
fidanı öyle dikersin. Bahçenin düzenine ortak olalım, güzelliğini birlikte
görelim.” dedi, MERKEZ’im selamladı.

“Çaylardan geldim geçtim, elimle suyu içtim, ocak başına düştüm.
Odunlar sıra-sıra, suyu gitmiş dura-dura. Çerağ aldım, ocağa
daldım. Dileyen gelsin, dizini koysun, binbir kelam ile gönlünü yunsun.” dedi,
MERKEZ’im her dileyeni ocağına çağırdı. “Yapraklara söz geçse, her kulu özenirdi, dallar güller ile bezenirdi. RABB’im,
gülün güzelliğini dikenlerle belirtti, sürünün yeterini çobanlarla
bildirdi.” dedi, MERKEZ’im selamladı.
“Alacağım
vereceğim, her selam ile söze gireceğim; aynayı bilene, gerçeğin
verdiğini soracağım!” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “Nane
yaprağı alsam, DOST KAPISI’na varsam, benden diye sunsam; gülerlerdi,
RABB’imden aldığımı bilirlerdi. HAK YOLU senin benim değil,
cümlenindir! Kuşlar, yorulmadan bulurlar, bildikleri kadar yürürler;
otlar, rahmet alırlar, girdikleri kadar ürerler. Kul, dilediği merhalede,
dilediğini değil hak ettiğini bulur! Dilemek niyettedir, hak
etmek emektedir! Niyetini emeğin ile besle ki, hak ettiğine eresin!”
dedi, MERKEZ’im nane yaprağında cümlenize şifa olduğunu söyledi.

“Gördüğüm
düzen cümlede yolu açar, sevdiğim YAZAN gönülden geçeni seçer. Ne
dağlar yere durur, ne ovalar dağa vurur, her yaratılmış yerli
yerinde gerçeği korur; yağdan baldan bir damla, gönülden gülden bir
hamle, çağırdığım gerçeğe adım attırır, elinde olanı DOST KAPISI’na tutturur.
Niyazımız, güzelden güzele adım atmaktır, nefesten alana dilediğini
katmaktır. (Uykusundan korku ile uyanıp, ağlayan bir
çocuğa…) Çeyrek günde uyuyan,
çeyrek günde elini başına dayayana; yerden gökten aldığınız, selam
diye verdiğiniz, naneyi yağa serpiniz, ekmeğini batırıp yesin,
uykusunu öyle alsın. Meyhaneye her
giren, ‘Mey alayım…’ der, her kulu dilediğince içer.” dedi, yoldan gelene
MERKEZ’im selamını iletti.
“Özgür
olan gönlümüze kayıt düşmeyelim, uysa uymasa örtünün altını
deşmeyelim.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı, YAHYA ile aynı sofraya durdu,
örtünün altında dostun elini gördü. “Soyunduğum
gerçek, dostluğa adımımdır; ilk söz, bilelim ki ADEM’indir. RABB’im ilk
sözü ADEM’e verdi, kainatı kul ömrüne ADEM ile serdi.” dedi, YAHYA EFENDİ
MERKEZ’im ile selamladı.
“Meyhaneye
gelenlere yol açık. Yerden göğe niyazdayız, aldık verdik hizmetteyiz. Sevgi
bütündür. Her kulu sevgisi kadar bütüne yaklaşır. Yorumdan açık gelen her
soruda, dilenenin sordurulduğu bilinsin. Vaktin düzenini sen yazsan da,
uyduran ALLAH’ımdır.” dedi, MERKEZ’im DOST KAPISI’nı cümlenize açtı: “Gel
güzelden sevelim, gel güzeli övelim, yüce dağda gördüğümüz gerçek
AŞK’a yürüyelim.” dedi, MERKEZ’im selamladı.
“Sözden
sazdan aldığımız, LALELİ ile geldiğimiz, gerçeği soframızda
gördüğümüzü bildirelim.” dedi, MERKEZ’im ile LALELİ sözü aldı: “Dokuduğum
bezde, okuduğum sözde, HAK gerçeğini buldum; niyaz ile geldim, seyre
LALELİ ile daldım, göklere selam veren bulutları saydım. Dört
duvar örtülecek, bir kapı açılacak, cümle ile geçilecek; LALELİ yorumda
bilgisi ile katılacak, seherden aldığı ile Güneş’ten bulduğunu
bağlayacak.” dedi, MERKEZ’im sözü LALELİ’ye verdi. “Çivi
çaktım duvara, samanı verdim davara. Yerden aldılar suyu, yumuşak verdiler
huyu. Kuyuya dalmadılar, dar bilgide kalmadılar, ‘Nerden? Niye?’ sormadılar.”
dedi, LALELİ MERKEZ’im ile selamladı.
“Benden
sorsalardı üzüm bağını, derdim gelmiş geçmiş ömrün çağını.
Derlediğim her satıra ADI ile başlardım, her üzüm tanesini O’nun
ADI’na beslerdim. Doğruyu nerde buldun diye sorsalar, yer ile göğün
birleştiği yerde derdim.” dedi de, MERKEZ’im sözü aldı: “Dağılan,
topraktadır, eğilen gibi; bilinen, ufuktadır, umulan gibi. Doğruyu,
Güneş’in ışığı bize verir; sadece, ışık vurduğu yerde
kırılır. Bağımsızlığın örneğinde, sadece gönlünde olanı
bulabilirsin, gönlünü dilediğin kadar salabilirsin.” dedi, MERKEZ’im altın
ile tartan, altın ile altını örtene selamını iletti.
“Sevelim, her güzeli
övelim, sevginizde gerçeği görelim.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “Gönülden gönüle
aktardığın her konuda, çevrende olandan sorumlu değilsin. Kayguya
düşme, ne derse desin şaşma.” dedi, MERKEZ’im bileni bilmeyeni
sevgi ile övdü, selamladı.
“İneceğim,
topraktır; döneceğim, yapraktır; ne aradım, ne buldum, sunacağım
emektir.” dedi, MERKEZ’im el üstüne –NAS- ile verdi: “Sunduğumuz her
nefeste, soyduğumuz heves vardır, gönülden geldiği gibi.” dedi,
MERKEZ’im selamladı.
“Bildiğimiz
konuları okuduysak, aradığımız gerçektir. ‘Nerden, nereye?’ denilirse, her
gönül bir ölçektir!” dedi, MERKEZ’im çevrenin sözünü cümleye bağladı. “Yaktığın
ateş, su ile söner; savurduğun duman, yel ile döner. kendini
sakındığın her olayda, dostunu da düşün!” dedi, MERKEZ’im selamladı.

“At ile geldim yola, su
başında verdim mola. Çevreme gelen kula sordum, ‘Geldiğin mi,
döndüğün mü gerçektir?’ ; ‘Bildiğim yol HAK YOLU’dur, ‘YA ALLAH.’
diyen HAK kuludur.’ . Öyle ise, gelişten gidişten değil,
bilişten yolumu aldım, yolumda SEN’i buldum.” dedi, YAHYA EFENDİ ile
MERKEZ’im söyleşti, cümleniz ile selamlaştı.

(EFENDİM, RUHLAR’ı tekemmüm ediyor mu?) “Gayret ile söylenen, hayret ile
bağlanır; beden uykuda ise, RUH gezer dolanır. ‘Gördüğüm,
bildiğim yer.?’ dersiniz, gölgesiz gezersiniz.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “Umduğumuz her
olaya bilgimizi katarsak, gerçeğe hizmetteyiz. Dağlara hükmetmeye
kalkarsak, hayal ile savaşırız. Derman dilerken RABB’imden; kendi
kaynağımıza ibret değil, sadece her kulu için himmet dileriz. Her
hizmette, kendine ayırdığın payı rafta dizme, ‘Bağlamayı
bulacağım.’ diye imbikten süzme. O, vereceği günü bilir,
vereceği kulu bildiği gibi…” dedi, MERKEZ’im selamladı.

“Aydın olsun gözümüz,
açık gelsin sözümüz, yedi renkte ÖZ’ümüz. Aldığımız ile BİR’deyiz,
verdiğimiz ile haldeyiz.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “Yağı koydum
kandile, şeker sardım mendile. Dumanı sildim, dostumu ocak başında
buldum.” dedi, MERKEZ’im selamladı.

“MERKEZ’im dumanı
siler, aldığı bilgi ile doğruyu beler; uymayan her görüşte,
uyanı bulayım diye böler; aradığını, RABB’imden açılsın diye bekler. ”
dedi, MERKEZ’im sözü YAHYA’ya (YAHYA
EFENDİ) verdi:

“Bağlı olanı
çözelim, uymayan satırı çizelim, güzelin tarifini bilene bırakalım.” dedi,
MERKEZ’im her yapraktan üç örneği birbirine ekledi, dördüncü yaprağı
kitabında sakladı. “MEYDAN, çalışan
ile; makam, alışan ile; mekan, uyuşan ile bellenir.” dedi, MERKEZ’im
selamladı.
“Dört yoldan ikisi
sana, ikisi bana güler, her kulu en güzel günü diler. Yolum yolcuya açık,
gönlüm her yola açık.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “Ağaç dalında
yaprak, DOST olana güzel verir; çünkü dost olan, her hali güzel görür.
Doğruya eğriyi katamazsın, çünkü elinde eğriyi tutamazsın. Günün
yorumuna, gönlünün sorununu katma. Kement attığın olay, niyaz ile
tuttuğun gerçektir. ‘Sahraya gidemem ki?.’ dediğin günü unutma.
Sahradan gelene dost elini verdin, sevgin ile geleni sardın.” dedi, MERKEZ’im
selamladı.

“ ‘Bayramın günü
gelmeden yeni fistan giyemem, oruç günü bitmeden ne verdiyse yiyemem.’ dersin,
yemediğine yediğini katarsın, elden geleni gönülde tutarsın. ALLAH’ım
RAZI olsun, yolunda gönlünü verene niyazı karşı gelsin.” dedi, MERKEZ’im
sözü aldı: “Susam yedim şifa
dedim, yağını sürdüm nema dedim; bildiğim, bilmediğim her
öğütte RABB’imin ADI’nı buldum.” dedi, MERKEZ’im selamladı.

Soframızda bereket,
ömrünüze hareket diledik, MERKEZ’im ile niyaza durduk, semerden aldığımızı
dileyene dağıttık. “Elden ele aldılar, ‘Ne güzelmiş!’ dediler, tatlı
helva yediler, döndüler yürüdüler, vergimizi bitti sandılar. Bir heybeye biz
gelmeyiz, bir selamda biz kalmayız. Her dilenen günün ayrı taamı vardır, her
verilen günden bir sonraki daha gürdür; bilen ile yol kolay, bilmeyen ile
zordur!” dedi, MERKEZ’im selamladı.
“Dayanmayı bildiyse,
gönülde olan ile kaldıysa; şüphesini silsin, geleceğe gülsün. Değirmenden
su gelir, ekini olan bulur, çuvalını doldurur. Ergin kulun heybesi demde yolu
açacak, YUNUS ile yerden geleni seçecek.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “Yeşil renge
donatsınlar, yemediğini önünden alsınlar, yumurta, süt, bal bol versinler,
sevgi ile olumsuzu silsinler.” dedi, MERKEZ’im selamladı. Cem ile candan,
BİR’liğin yazısını buldum.

“ ‘Eken de sen, biçen
de…’ denilir. Biz taneleri verdik, toprağı gördük, RABB’imden RAHMET’ini
diledik. El-ele oluşup ta, bir çatıda buluşup ta, ekenlerle olduk.
ALLAH’ım RAZI olsun, cümlesi NUR’u ile dolsun.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “LOHUSA ile sözü,
BİRLİK’e getirdik, yaprağına yazılanı beraberce okuduk. (Basılan kitap mı?) EYVALLAH. Dedik ki; ‘Kulların
ÖZ’ü de BİR, sözü de… ALLAH’ım RAZI olsun, orucunuza oruç katsın.’ ” Selam
ile geçtiler, selameti sizlerle seçtiler.

“MERKEZ’im söz
diledi, kumu aldı eledi; yaprakları saydı da, zeytin dalını bilene salladı. Meyveyi bilen
alır, sevgiyi sonsuz görür; naneyi kaynatırsan, gönlüne ferahlık verir.” dedi,
MERKEZ’im selamladı. (Kime?)

“ ‘YAR adını anayım, sonra vergisini
sorayım.’ diyenin; sergisi, pazardadır. ‘Dost kalayım, DOST’um ile bulayım.’
diyenin; sergisi, nazardadır.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “Niyaz ile
bağlayalım, her gün bir tesbih TEVHİD çekelim; ayağı
toprağa basalım, üç defa salavat okuyalım.” dedi, MERKEZ’im selamladı.
“Vardım yol
kıyısına, dağlara etek olmuş; sordum hal kadısına, cümleye destek
bulmuş, doğru eğri ne bilse HAK ADI’na hep silmiş, ‘RABB’im
ne verdi ise, güzel O’ndadır.’ demiş.” YAHYA ile MERKEZ’im bir olup söze
gelmiş: “Dört kapının
BİR’lediği, dört kadının zorladığı, dört nehrin gürlediği
dumansız günün eşiğindeyiz, hayra gelen olayın
beşiğindeyiz, elden ele bağlanan düzenin kuşağındayız.”
dedi, MERKEZ’im ile YAHYA selamladı.
“Güzeli tarife arif mi gerek? Yorumdan yoruma yaprak-yaprak açılan,
bilginizde her öğünde seçilen gerçeğin güzel olduğudur. Onun
için, güzeli tarife gerek yoktur.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “Ayağı toprağa koysan, binbir öğüte bedeldir; doğruya
baksan, birbirinden güzeldir.” dedi, MERKEZ’im selamladı.

“Üç yiğit
yola dursa, her biri gelenin koluna girse; YUNUS’um ile söyleşirdi, ‘HACI
BAYRAM?’ der bekleşirdi. Tutam-tutam topladığım her yaprak,
ayağa geldiyse toprak; geç olanı silelim, güç geleni bilelim.” dedi,
MERKEZ’im sözü aldı, HACI BAYRAM ile sohbete daldı: “Yaprağın
şifasına sözümüz yeterlidir, ne var ki, ayak toprak ile tutarlıdır. HACI
BAYRAM dedi ki; ‘Yerden göğe yaratılmış, her zerresi gözetilmiş,
alimden aleme çevre-çevre söz edilmiş seyran, bildiğimiz yöndür;
devran, girdiğimiz handır; kainat, bildiğin kadarı gerçek, ötesi
zandır.” dedi, MERKEZ’im ile HACI BAYRAM selamladı.

“VEFA ile çıktık yola, ‘Suya.’ dedik verdik mola. Balıklar oynaşırlar,
böcekler kaynaşırlar, çiçekler esen yelden sevinç ile dönüşürler,
sevmeyi bilmeyene dahi vermeye çalışırlar. ‘Çiçeğin böceğin
güzelliğinde, dileyene açılsın kucağım.’ dedim, MERKEZ’ime sözü
verdim: Dedi ki: ‘Kağıdı ele aldım, dörde katlayıp böldüm, ‘Adını yaz.’ dedim. Her
bir parçasına ayrı isim yazdı, sonrada ‘Olmaz.’ dedi çizdi. Gönül TEK’te
kalmalı, dört parçaya böldü ise yaprağı, her birine aynı adı yazmalı.’
dedi, MERKEZ’im selamladı.

MERKEZ’im dedi ki: ‘Doğmayan
doğurulmayan, silmeyen silinmeyen, bölmeyen bölünmeyen BİRLİK’e
talib olduk, sevgimiz ile galip geldik, verdiğin bilgin ile ALLAH’ım SEN’i
bulduk. Unutturma, nefsimize barındırma.’
“Dağdan
dağa ulaştım, çok yolları dolaştım. Tasa yeri gönül değil,
eğri doğru yorum değil.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “Saydığım
her tanede gerçeğin temelini buldum, yağmur yağdıysa
‘Toprağı güzel!..’ dedim; dileyene bir söz, dileyene bin nasihat verdim;
altın ile gümüşü, bir bohçaya sardım.” dedi, MERKEZ’im selamladı. (Kime?) Ağayı,
paşayı bilene.

“CAN dostum, CAN dostum, nerde han, nerde
postum? Galip geldi ise cümleye kastım, bağlar dağlar bizimdir,
yetiştirdiğim üzümdür. Bekledik her gününde, saklamadan yönünde.
Yapraklardan soruşturduk, MERKEZ’im ile EYYÜB’ümü buluşturduk; akıl,
mantık, gönül çarkını çalıştırdık; bir de gördük ki, her dostu gerçek
bilime alıştırdık.” HAMZA DOST söze girdi, MERKEZ’im ile EYYÜB’üm HAK
YOLU’nda namaza durdu: “Nazlan güzelim naz ehli isen, HAK ADI’na
gelmiş haz ehli isen, sevgi saygı birimini bulmuş toz ehli isen,
gölgeden ayrılıp güneşe daldı isen.” dedi; HAMZA DOST, EYYÜB’üm, MERKEZ’im
selamladı.

“Her fistanın rengine bilginin süsü vurur,
koyduğum her tas suya dileyen kuşlar gelir.” dedi, MERKEZ’im sözü
aldı: “Yaprağın döküldüğü mevsimde niyazını
aldık, seferde olan kuldan hevesini sildik, ‘Yumuşak söyleyenden, ALLAH’ım
RAZI olsun.’ dedik. Dağın eteğinde oturan, desteğini
bulmuştur; atın tutağını bilen, kaydına uymuştur. Ne derlerse
desinler, seyre geldiğin ana sevinsinler. Çünkü, ne aldıysan güzelden, ne
bildiysen ezelden, Güneş doğar tez elden. Kayguyu silelim,
VARLIĞI’nda yargıya asla yer vermeyelim!” dedi, MERKEZ’im selamladı.
“İki kapıda durduk, iki yoksulu gördük;
biri ‘Aşım yok.’ dedi, biri
‘İşim çok.’ dedi. Kulak verdik YAZAN’a, DEDİ ‘UYMA YOZANA.
GELDİ İSE KAZANA; NE AŞTAN NE İŞTEN ZORLANIR, NE DE
GELDİĞİ KAPIDA HORLANIR.’ Değiştirdik yolumuzu,
eleştirdik halimizi. Dedik; KABE’ye gidip gelelim, RESULÜ’nün
güzelliğini görelim.’ Denildi ki; ‘Her güzele ADI’nı yazar, aldığın
verdiğin her nefeste gerçeği kazar.’ ‘EYVALLAH.’ dedik, gönül
kapımızda gözümüzü açtık.” dediler, selamladılar. (Her gönül KABE mi?) EYVALLAH.

MERKEZ’im dedi ki: “Kainatın yazısıdır, ne altı, ne üstü sorulmaz; ne YAZDI ise verir, hata diye
yorulmaz!”
“Duyan, uyana sorsa; ‘Dostluğun dersi
nedir?’ Uyan der ki; ‘Muhabbet ve edeptir.’ ” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “Gök kubbede yıldızlara bakarsın, toprağın
kuru ise bolca suyu dökersin, bahçende açan gülü yakana takarsın. Bilir misin
güzelin tarifini? Bildiğin gün bulursun arifini.” dedi, MERKEZ’im
selamladı.

“Somun aldık dirhemsiz, yara gördük merhemsiz;
hekim olsak, şifa versek yetersiz.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “Ne yara merhemsizdir, ne şifa yetersiz;
RABB’im yazdı ise, güzeli yazdığıdır, kulun okuduğu tutarsız. Var
ettiği ile her dem yan yanadır, CAN’dan canadır, kulun tepkisi sadece
tenedir.” dedi, MERKEZ’im selamladı. Değil! RABİA ile söyleşir,
MEVLANA ile paylaşır. RABİA ile söyleştiği, her lokmayı
paylaştığı bilinir. (y’nin
ULU’su mu?) EYVALLAH.

“Dayanmayı diledik, ağacımızı bulduk;
göklerde olan ile, yerden vereni gördük. Akım, çekim birbirinin eşitidir;
yarattığı, bilmeyenden gelen sözle karşıtıdır.” dedi, MERKEZ’im sözü
aldı: “CAN olmasa, CANAN bilinmez; yaprak olmasa,
toprak görülmez; sevgi olmasa, gerçek sarılmaz; yağan yağmur, bohçaya
konup derilmez; kayalara, yakan Güneş asla yer etmez! Su alır götürür,
sivri olanı bitirir. Her akımın çekimi, kendi çekirdeğinin özünde
düğümlüdür.” dedi, MERKEZ’im selamladı. “YUNUS’un verdiğinde, niyaza durduk; Aydan
yıldızdan geçtik, kendimiz ile olanı seçtik. (YUNUS’un verdiği, KUR’AN’ı KERİM mi idi?)
EYVALLAH. ‘Yumağın yerleştiği, gözden uzak
kalamaz; dağlar taşlar, yerleştiği bölgeden dağılamaz;
gayretin getirdiğini, hayret silemez!’ dedik te, MERYEM ile yola durduk.
MERYEM’in yerleştiği alandan, seherde görmeyi dileyenden, sorguyu
aldık mı? ‘Doğudan batıya vardığı her nokta, MERYEM’in uyduğu
alandır.’ diyelim, bir mekana MERYEM’i bağlamayalım!” dedi, selamladı. (Sevginin manyetik alanını
söylüyorsunuz değil mi?) EYVALLAH.

“Vardığın merkezde, gördüğün
herkezde. Saydığına uyacak mısın, yoksa buz üstünde kayacak mısın?” dedi,
MERKEZ’im sözü aldı: “Suyu çekilmiş kuyudan aldığın sese
uyma, ‘Olur. Olmaz.’ diyeni duyma, GÜZEL’den güzeli ara da doyma!” dedi,
MERKEZ’im selamladı.

“Yorganı çarşaf ile katlarsın, dumanı DOST
sevgisi ile atarsın, elinde darlık vermeyen mendili tutarsın.” dedi, MERKEZ’im
sözü aldı: “Çoğunluk, doğru ile eğriyi kendi
bilgisi ile yorumlar. Yargılarken, iki doğruyu bir araya getir ki hataya
düşmeyesin!” dedi, MERKEZ’im yoğun gelen kayguyu silmenizi diledi. (‘İki doğru’nun anlamı
nedir acaba?) “Dağılan, dört duvar olamaz! Doğruyu belleyen,
kendinden başka doğru yok derse, dar bilgide kalmış olur.” (Bu, sualin cevabı mı?)
MERKEZ’im selamını cümlenize iletti. (‘Bir konuda iki ayrı kişiyi dinlersin. İkisinin de
görüşü kendine göre doğrudur. Yargıya varmayın!’ diyerek GARİB
açıklar.)
“Yumuşak olduk geldik, gönülde bulduk
sevdik, MEYDAN’da gördük kaldık, ‘Gel.’ diyene sevindik, ‘Gör.’ diyen ile
övündük.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “Destek oldu isen kapıya, adını yazarsın
yapıya. Dört duvar seni bilir, dört kapıda adını okur, her tezgahta bezini
dokur.” dedi, MERKEZ’im sözü RABİA’ya verdi:
“Demde gönül bağı varsa, demde bilgi
ağı darsa; DOST ADI’na söyleşmeyi değil, halleşmeyi
deneyelim!” dedi, MERKEZ’im sözü aldı, MUHİDDİN-İ ARABİ ile
söze gelmeyi diledi: “MERKEZ’imin durağı, olmaz RABB’imden
gelen yolun kurağı. Attık adım SÖZ’ün ile, doğru gelen ÖZ’ü ile.
Dumanı silelim, doğruda kalalım, gönülden gönüle sevgi aktaralım!” dedi,
MERKEZ’im selamladı

“Koyun-kuzu birliğe, keçi derler
zorluğa. Her varolan yazgısını okutur, doğduğu günden
bildiğini dokutur.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “Kavgayı ‘Yersiz.’ diyen, lokmayı pişmeden
yiyendir. (Kavganın anlamı
nedir?) Nefis kavgası! Meşe toprak ile halleşir, derinden
derine kökünü uzatmaya çalışır, yayar yayılır, yayıldıkça gözde olanı
sayılır.” dedi, MERKEZ’im selamladı.
“Niyazımız, tane-tane. Gönüllerde her bir hane,
bağlandı birbirine.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “Şarkı türkü diye-diye, verdik sevgiliye
hediye. Alan, aldığından yerinir; veren, sergisinden gerinir.” dedi,
MERKEZ’im niyazlara hoşnut olduğunu söyledi, selamladı.

“MERKEZ’im yol başında, adı yazılıdır her
bir taşında, bilenin düşünde, sevenin aşında, ‘RABB’im!’ diyenin
başındadır.” dedi, MERKEZ’im selamladı.

“Kalın perde ışığı sızdırmaz, ince
perde bildiğini sezdirmez. Aynayı eline aldığında, kendinde-kendini
bulduğunda, perdenin ölçüsünü bilgin ile yoklarsın.” dedi, MERKEZ’im söze
geldi: “Yaprağa bakmadıysan, köküne su
dökmediysen, gelene-geçene hayıflanma; bildiğin her konu güzeldir,
bilmeyenin yanında keyiflenme!” dedi, MERKEZ’im selamladı.

"Yamaçtan-yamaca ses verelim mi,
daldan-dala el sürelim mi; GÜLİZAR'ı bulduk, DOST ADI'na girelim
mi?" dedi, MERKEZ'im sözü aldı: "Müymin olan bilsin, DOST sofrasından nasibini
alsın; elde olan tepsiyi dileyene sundu, gönül bağında öylece kalsın." dedi, yuvanın sahibini selamladı. "Gerçek sendedir, güzel seninle;
yoğurt yesen, balın elinle; gülmeyi denesen, güller gününle." dedi,
MERKEZ' im selamladı.

MERKEZ'im "Selam." dedi, önüme sofra
koydu. "Her öğünde yemeğe başladım, asi geleni
taşladım, gün geldi ne derlerse-desinler boşladım." dedi,
MERKEZ'im selamladı.
"Yağan yağmur diyerek, verdiğini RAHMET bilerek.
Pişirdiğimiz aş güzel, getirdiğimiz taş güçlü,
denilmesin ‘Yol taşlı.’ Taşın da yeri vardır, denilmesin ‘Taş var
ise, yol dardır.’ Emek, zoru-kolaya çevirmeye kullanılmalıdır." dedi,
MERKEZ'im sözü SİNAN'a verdi:
"Köküne
su verdim, dallanıp-budaklandı; eline hizmet verdim, gönlümde kundaklandı.
Sebepler; YARATAN'ın EMRİ'dir, sevenlerin kavlidir. Yağ ile biberi
karasın, ağrıyan yerlere süresin. Zeytinyağı, karabiber. Çekirdek
alasın, kendin öğütesin; her sabah, her akşam birer kaşık
zeytinyağı içesin. EYVALLAH, akşam yatarken. Onbir gün üç damla tentürdiyot,
çay bardağına su koyup karıştırasın-içesin, gelecek şifaya
gülesin." dedi, MERKEZ'im selamladı.

"Dağlar yolum açacak, güller gününü
seçecek, bileyen-dileyen ile dar geçitten geçecek. ‘EYVALLAH’ diyelim! Demde
yumuşak yer diyen, değirmenden-değirmene su taşıyan." dedi, MERKEZ'im sözü aldı: "Haktır HAK ile gelen, haktır HAKK'ın
verdiğini bilen, haktır ‘RABB'im SEN'in ile.’ diyen, aldığı her
lokmayı cümle ile yiyen." dediler, MERKEZ'im ile VEYSEL'im her öğünde
buluştular. "Dar gelmesin yollarımız, zor gelmesin
dillerimiz, soğuk-sıcak günlerimiz." dediler, MERKEZ'im ile VEYSEL'im
selamladılar.

"Bahar bitti yaz geldi, gönülden-gönüle
hazzı kaldı." dedi, MERKEZ'im sözü aldı: "Dayanmayı bilenler; uyanmayı deneyenlerdir,
kum alıp eleyenlerdir. Ne saz ile, ne söz ile, her kulunda bin naz ile
gelişen, yerden-göğe gerçeğe alışandır." dedi,
MERKEZ'im selamladı.

"Ayrı-ayrı gelişir, aynı kapta
buluşur; niyaz gerçeğin kapısıdır, gireyim diyen çalışır. Heves
yerden gelemez, seven yolda kalamaz, YARATAN'ın yazdığını bin bir kulu
silemez. Dağlara otağ kurduk, otağa kilim serdik, ER olanı
oturttuk, HAK şarabını tattırdık. Gelen-giden eğilmez, akan suda
boğulmaz; niyet edip nasibini aldı ise, sofrası asla dağılmaz. " dedi, MERKEZ'im sözü aldı: "Doymayı deneyenin uymasını görürüz,
niyetinden getirdiği her satırı okuruz. Gülen-bilen yerindedir; kul, olana
uymak zorundadır. Koyduğum her taş bana yolumu buldurur, kaygumu tez
elden kaldırır. " dedi, MERKEZ'im selamladı.