
“Suya baktım yeterli, kula baktım
tutarlı. ‘Gel söze katılalım.’ dedim, yoldan aldığım günden, kendimden
kendime yöneldim. ‘Bilgimde olana geleni katacağım…’ diyen ile, gönülden
gönüle aktaran HACI BEKTAŞ sözü aldı.” “Gülde diken var diye güle söz mü edelim?
Soğuk oldu su diye, sudan vaz mı geçelim? Her alan bilir diye, sözü bırakıp
mı gidelim? Yolumu bilir diye sürü, çobanı atıp mı gidelim? Bildiğine sen
şahitsin, seni bilenler şahit mi? Almayı bilmeyenler, aldığı
kadar övünenler…” dedi, HACI BEKTAŞ selamladı.
(EFENDİM, Yedi renk YEDİ
MELEK midir?) “Gerçeğin var ettiği, bilmeyene zor ettiği bilimleri
dilimler; derman dileyenlere, ferman okuyanlara, rengi ile hükmeder. Gölgeleri
renkler siler, şüpheleri renkler böler, gölden çölden uzak tutar.” dedi,
HACI BEKTAŞ sözü aldı: “Bir dalda dört beş yaprak ağaca düzen vermez, ‘Kökün ne halde?’
diye sormaz. Dallar yapraklandıkça güzelliği artacak, yapraklar dökülse de
sanılmasın ağacı dürtecek.” dedi, HACI BEKTAŞ selamladı
“ ‘Adak verdim, niyaza girdim.’ diyene,
YUNUS’a selam verene…’” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı: “Dost, yolun sevgisidir; dost, yolun
bilgisidir; yaprak değil, çevresidir. Dağdan dağa ses verdim,
dağdan dağa dostu gördüm, gönüllere postu serdim, yaprağı
dileyene verdim; alsın okusun, bilgisinde dokusun diye. HACI BEKTAŞ sesini ünledi, gönülden
geleni dinledi; dalmayı diledik deryaya, huydan geleni peyledi: ‘Ak ile karaya
gözün değmez mi? Gölgeden güneşten, sözün yetmez mi? Alıştık
veriştik, bilgi bitmez mi?’ Gözümde kainat BİR’dir, BİR’de
kalacak; dileyen her kula, sözümüz yetecek; RABB’im, gün ile güneşi
birbirine katacak.” dedi, HACI BAYRAM ile HACI BEKTAŞ selamlaştı,
selamet diledi.

“Suyun aktığı yerde sadece suya
bakarsın, ocağın başında odun var ise yakarsın.” dedi, HACI
BEKTAŞ sözü aldı: “Odunu topladık geldik, soğukta
ocağı yaktık, gönlümüzü pakladık bulduk, bilgisi ile dolduk, niyazlarımız
ile gerçeğe gönül açtık.” dedi, HACI BEKTAŞ selamladı.

“Altı atlı yola düşmüş, yolda
yayan gidenlere şaşmış. ‘Hey yolcu. Gelsen sen de bizimle,
eylesen hepimizi sözünle…’ Yolcunun nefesine, bedendeki hevesine, görgüde
yargıya düşmüşler. ‘Yol, yolcunun.’ dedik ya. Dileyen atla gider,
dileyen ayakla… Varacağı yer, BİR değil mi?” dedi, HACI BEKTAŞ
selamladı.
“Dumansız olmaktan, güzeli görmekten,
dost olalım diye sakındık, seyre gelen her güzelle gönlümüzce bakındık.” dedi,
HACI BEKTAŞ söze geldi: “Daldığım her rüyada solgun çiçek
gördüm de, somun dileyene aşımı verdim; çiçeklerin rengine nokta koydum,
RABB’ime sığındım, var ettiğin her sineden BİR’liğine
soyundum. SEN, VARLIĞIN ile cümlede BÜTÜNSÜN! Attığım her adıma,
bildim ki, yapına ulaşmaya talibim. ‘Gel!’ dedim, ‘DOST ADI’na postu
serelim, cümle ile BİR olalım sohbet kuralım; soğan alıp taşta
kıralım, ‘Ne güzeldir…’ deyip öyle yiyelim!’ ” dedi, HACI BEKTAŞ sözü HACI
BAYRAM’a verdi:

“Ak üzümü bulduğum gün, tane-tane yiyeceğim, şükür ALLAH’ım
diyeceğim; kara üzümün, salkım-salkım suyunu içeceğim.” dedi, HACI
BEKTAŞ sözü aldı: “Sepet elimde bağda gezerim, salkımı ele aldım suyunu süzerim,
bekletmeden içerim. Her hücreme tazelik verir. Akıldan geleni mantığım
görür. Yanılma yok. Üzümü bekletmeden sıkalım, suyunu öyle içelim. (Esmer’e ilaç mı?)
EYVALLAH. HACI BEKTAŞ üzüm suyunu sever derseniz; tazesini
diyeceğini; bekleyeni değil. Cevher, olduğu gibi güzel
değil derseniz, bildiğiniz gibi işlerseniz; değeri sizin
için büyürse, Bizim için olduğu gibi güzeldir.” dedi, HACI BEKTAŞ
selamladı.

“ÖMER’den söz ettiysek, EBUBEKİR’e sözümüzü verdiysek, OSMAN ile
gerçeğe nokta koyduysak, ALİ ile nefesleri paylaştıysak;
RESULÜ’ne ulaşalım, HAK ADI’na çalışalım diye… Aynayı, önce kendi yüzümüze, sonra da cümleye çevirdik; alanı olduğu
gibi bildik, vereni RABB’imden diye aldık, her yaratılanı güzelliği ile
sevdik; bir tasa altını, bir tasa gümüşü koyduk, ağırlığı aynı
da, değeri başka, ALLAH’ım dedik. Gümüş, dileyenle alır,
dilediğini bulur. Altın ile ağırlanalım, sevgimiz ile gerçeği
sunalım.” dedi, HACI BEKTAŞ; iki öğün kekik çayı içilsin, gönülden
feraha geçilsin diye niyaza geldi.

“Düğünde dernekte cümle alan buluşur, ‘Bir senden, bir benden.’
der iki köyü karışır; aldığına verdiğine sevinir, bütün ile
karışır.” dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı: “Düğünden dernekten söz ettik, sevgimizi saz ettik; her bilgiyi
eledik te, ‘Bir senden, bir benden!’ deyip, aklımızı koz ettik. Seyret güzel
geleni, seyret
güzel vereni, sen bilesin göreni.” dedi, HACI BEKTAŞ selamladı.

“Burçak tarlası ekeni bekler; yakacağız ocağı, güleni saklar.
Oynamayı dileyen, yerden göğe bilir de, aldığı her damlada uyumsuzdan
kaçar.” dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı: “Toprağa ektiğim her tanede, ocağını yaktığım her
hanede, bilenlerle buluştum, sevgi ile doluştum.” dedi, HACI
BEKTAŞ selamladı.

(‘HAY’
hakkında açıklayıcı bilgi verebilir misiniz EFENDİM?) “Kuşağı dar gelene şikayetini sorsan, kuşağı
suçlar. Eline almazsan, beline sarmazsan; kuşak, kendi gelmez ki suçlu
olsun.” dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı: “Demde güller açar, bülbüller dallarda uçar; bekleyenden olurlar, ses
verip te bulurlar. Siniye koyduk aşı, dağlarda bulduk taşı,
yastığa koyduk başı. Ne aradık, ne bulduk; ‘Oldu. Olmadı.’ diye
şikayete durduk. SEN bilirsin ALLAH’ım, SEN görürsün ALLAH’ım.
Ağaçlar olmasaydı, güneşinde yanardık; güneşin olmasaydı,
soğuğunda donardık; ELÇİLERİN olmasa, gelen gidene
kanardık. Binbir sözü aldıkta, bir siniye koydukta, bir andan öbür ana
nefsimize uydukta; yol götürdüğü kadar, kul bitirdiği yerde uyanır.”
dedi, HACI BEKTAŞ selamladı.
“Deryayı gördüm, sahile indim, kumda ayak izi var; saydım gelen gideni,
kiminin ÖZ’ünde, kiminin sözünde gerçeğin örtüsü var. Gün güzel, açalım;
yol güzel, geçelim; kul güzel, seçelim.” dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı: “Boyumuz huyumuz, yerden göğe denktedir; bilgimiz, görgümüz ile
ahenktedir. Asmadaki üzümler, ömründeki çözümler, yazılmış kitabına.
Günden güne oku, sevgin ile kainattaki bilgini doku. ‘Olmaz.’ diyene, de ki;
‘Yapraklandığı gün ağaç, rengini senden sormaz; meyvesini, tadını,
kimsenin vermeye gücü yetmez. Yolumuz gerçeğe gidiyor ise, RABB’im
YARDIMCI’sız bırakmaz; diledinse O’ndan, asla şüphen olmaz.’ ” dedi, HACI
BEKTAŞ selamladı.
“Yoldaki taşları, eğildim aldım; akan suyu gördüm, durmadım
daldım; niyaza durdum da, çağırana geldim; seni beni bildim, gülleri
saydım, demet-demet topladım, yerden gelen, NUR’dan bilenlerle paylaştım.
” dedi, HACI BEKTAŞ selamladı.
“Hummalı olmadıkça, toprağı ekemezsin; sabırlı olmadıkça,
ektiğini biçemezsin; RABB’im RAHMET’ini vermediyse, bir damla suyu
dökemezsin. Ne verdiyse o görülür, toprak öyle sürülür, ekin alana serilir. ”
dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı: “MEYDAN’da toplandık, devreye dolandık, sevgisine dolandık; ‘Sonsuz
şükür ALLAH’ım.’ dedik, nasibimiz olana katlandık. Katlanmaktan maksat;
tevazu, edep, muhabbet, hepsini bir araya getirip gönlünü sadece gerçeğe
adamak… ” dedi, HACI BEKTAŞ selamladı.
“Çevremizde yol alandan, giydiği fistanı
gerçeğe dolayandan RABB’im RAZI olsun, çevresinde oluşan
güzelliği görsün.” dedi, HACI BAYRAM karşımızda olana selam ile
niyazını iletti. “HACI BEKTAŞ’a bağladığı, kapısında
ağladığı, doymaktan değil uymaktan beklediği düzenin,
dileğince olacağını…” söyledi. “Uymayana kaygu etme, dilemeyenin sürüsünü gütme. Varsın kendi sürüsünün
sahibi çıksın, yakasına dilediği mendili taksın, senden aldığını
senden olana versin. ‘Olamam.’ dese de, olmuş bağa girecek,
tarlasında yeşeren ekinleri derecek. Gönlün rahat olsun, ‘Şifasını
üzümden alsın.’ de, niyaz et.” dedi, HACI BAYRAM ile HACI BEKTAŞ
selamladı.

“Her boğa gücü ile övünse de, GÜÇLÜ’ye selam verir, kendini gölgeye
alır.” dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı: “Boğayı dövüşe salarsan, kendini de yitirir, aldığını bir
lokmada bitirir. Hizmet, sürekli olandadır; himmet, her daim gelendedir.
Bildiğin söz bir ömre yeterli. Bildiğin yetmez ara, yerden göğe
her gördüğünü tara, atın var ise elinde önce onu bağla.” dedi, HACI
BEKTAŞ selamladı.
"Bağladığım her satır,
bilirse kulu hatır; adımızı anacak, HACI BEKTAŞ diyecek. Gömlek giydim yakasız, papuç giydim
tokasız, gezdim gördüm kainat hatasız. Bekleme daha güzel gelir diye, saklama
olanı birin iki olur diye. RABB'im dilediğince verir, dilerse birini
beşe çıkarır." dedi, HACI BEKTAŞ selamladı.

“Zeytin dalı bezenir, yerde taneler gezinir. Alalım
toplayalım, nasibimize katlayalım. (Bir can ekler: ‘Birbirine ekleyelim.’)
EYVALLAH. Her toprakta izi var, her yaprakta sözü var, kainatta gözü
var; dinledik durduk bülbülü, denildi ki ‘Ayın yenisinde düzü var.’ (Bir can ekler: ‘Düze
çıkacağız.’) EYVALLAH. Ay’dan
sordum, yıldızdan gördüm; ‘Hayır.’ dedim, güzele yordum. Çevreyi başına koysan,
çehrende GÜL’den oyalar görsen; dumanını silerdin, aydın güne gülerdin. (Bir can ekler: ‘Dumanı atmamız
söyleniyor.’) EYVALLAH. Kendinden
kendine sözünü veresin, elinde olan güzeli göresin.” dedi, HACI BEKTAŞ
selamladı.

“Eyyam O’ndan, hayyam O’nun, doyduğum güzel O’na.” dedi, HACI
BEKTAŞ sözü aldı: “Dayanmayı bildimse ağaca, yerden aldığı güç ile güvendirir,
dallarından meyvesini sulandırır.” dedi, HACI BEKTAŞ selamladı. (‘Hayyam’ nedir?) Eyyam; zamanın
sürekliliği. Hayyam; diri kaldığım, yumuşak olduğum, DOST’u
bildiğim kadar.

“PİR aşkına dolaşan, ‘DOST bil.’ deyip dalaşan;
kendinden kendine nağme okusun, kendi kurduğu tezgahta kendi bezini
dokusun.” dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı: “Demlendik, söz ettiler; nemlendik, saz ettiler, ‘Güzel.’ deyip
seyrettiler. Hal eyledik ALİ’den, yol eyledik VELİ’den, okuduk
RESULÜ’nden. Binbir emek dokuduk, HAK ADI’nı bülbül olduk şakıdık. Tez
veresin GÜL’ümü, güzel gelinin telini.” dedi, HACI BEKTAŞ selamladı.

“Doyduğum gün hevese, RABB’im dedim nefese. Alıştığım
kafese yer bulurum, çevreye ser bulurum; bilemezsem HAK’tan diye, ben yolumu
zor bulurum.” dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı: “Atlı gelir düz ovaya, tatlı verir her sofraya. Yapraklarda okunur, nasibi
dilediğine dokunur. Sefer dedik yumuşak, seher dedik aydınlık. Oymayı
ele aldık, yoldan gelene sevindik; HAK YOLU’na uyana, yoldan gelir dedik.
Saymayı bildiğine, ömürde uyduğuna cümlemiz şahidiz. Ocağımız kuruldu, aşımız
pişecek, gelenler kaşık alıp nasibine koşacak.” dedi, HACI
BEKTAŞ sözü PİR SULTAN ABDAL’a verdi:

“HACI BEKTAŞ geldi yola, cümle ile verdi mola. Açtı bohçayı elden,
dedi ‘Ne varsa, dilden. RABB’im, korusun cahilden.’ Serdiğimiz sevgidir,
ördüğümüz saygıdır, sildiğimiz yargıdır, bilmediğimiz RABB’imden
sorgudur. Bohçamız, açık seçik.” dedi, HACI BEKTAŞ selamladı.
“Keyme derman dileyen, yerden göğe doğruyu eyleyendir. (‘Keyme’ nedir?) Gönül yapısı… Yerleştiğim her mekanda
YUNUS ile söyleştik, ‘Varacağız!’ dedik, aldığımız somunu
paylaştık.” dedi, HACI BEKTAŞ söze geldi: “Bıkmayı huy edinen; dökmeyi bellemesin, aldığı her konuyu
‘Doğru!’ desin tellemesin, bildiğini bilmeyene söylesin saklamasın!
Gizli gelen her konu küflenmeye namzettir, bilgi olmaktan çıkar. (Öyleyse, bilgi de devamlı yenileniyor
mu?) EYVALLAH!” dedi, HACI BEKTAŞ selamladı. (Kime?) Yanımızda olana.

“ ‘Çamda nefes vardır.’ dedik, daha önce söyledik. Kucağıma aldıysam
kayayı, gücüm yeterlidir; görüldüğü yerde her fidan, suyunu verirsen
tutarlıdır.” dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı: “Dağın eteğine oturdum, akan su ile sözümü
bitirdim, seyre öylece cümlenizi getirdim. Dağlar aşılmak için, sular
geçilmek için, HAK YOLU seçilmek için bekler. Kim ki sözüne söz ekler; doyayım
diye sofraya somun bekler; emekten borçludur. Duyandan olduk her nefesi,
soyandan olduk her nefisi. Gömlek giydik ak pak, gönülden dedik ‘HAK. HAK.’
Gelmeyi diledik SANA, yol göster YA RESULÜ bana. ‘Kapalı mı kapılar? Gel de
geç.’ denildi, bende olan benliğe çizgi çekildi. ‘HAY.’ dedim de uyandım,
yandım ALLAH’ım yandım. Kül olup savrulayım, dumana yol vereyim. Cümlenin
ateşine kıvılcım olsa yeter, her birinden öbürüne kıvılcım katar.” dedi,
HACI BEKTAŞ selamladı.

“BİRLİK’e talib olduk, güldüler
geçtiler; güzelliğe selam verdik, yerdiler kaçtılar. Nefes olduk neyde
üflendik, sanılmasın mahzende küflendik, RESULÜ’nün atı olduk şahlandık.”
dedi, HACI BEKTAŞ selamladı.

“Açık bırakma kuyuyu, kuyuya getirme kayayı;
yumuşak geldin, harap deme doğayı! Sen yettir, sen bitir,
değirmene yetiştirdiğin buğdayı götür.” dedi, HACI
BEKTAŞ sözü aldı:
“Kaynayan her kazanda aşure kaynamaz, duyan
ile duymayan el ele oynamaz. Halka-halka oluşan, kul dilinde buluşan
TEK KELİME ALLAH’tır! ALLAH dediyse kulu, DOST bildiyse yolu; gam keder
onu bulmaz, onda umutsuzluk kalmaz.” dedi, HACI BEKTAŞ selamladı.

“Yemeniyi ayağa giyen, TELLİ’den nasip
bulan, gönlünden aldığını mantığı ile yoğurana… Yaprağın
vereceği, her kulun göreceğidir; toprağı var ise, günü
geldiğinde süreceğidir.” dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı: “Yaptığım hataya suçlu aramadım, tarağı
ele aldım kendimden başkasının saçını taramadım, aradığım
gerçeği bulduğumda asla kendime saklamadım!” dedi, HACI BEKTAŞ
selamladı.

“Nar çiçeği ahengine, mor salkım hevengine
baktırır, kırmızı gül gönülde çerağ yaktırır.” dedi, HACI BEKTAŞ sözü
aldı, SÜMBÜL SİNAN ile dile geldi: “Aynı sofrada oturur, aynı aşı ayrı-ayrı
pişiririz. Dileyen onun sahanından, dileyen HACI BEKTAŞ’ın kazanından
yer. Sanılmasın bilginin azı çoğu sözü edilir. Onun da kazanda pişer
sahanda sunulur, bizim ki kazanda sunulur, dileyen dilediği kadar yer. Her
bahçede GÜL açar, GÜLİZAR’da gün geçer.” dediler, SÜMBÜL ile HACI
BEKTAŞ sözü LALELİ ile MERKEZ’ime verdiler:
HACI BEKTAŞ dedi ki: “Ne tozdan, ne topraktan
yakınmadık, suyu kirletip te yıkanmadık; yağ ile baldan her dileyene
sunduk, sakınmadık.”

“Bağlara su yürürse, kovanlara
bal gelirse, alan veren dört kapıyı bilirse; her düğüm çözülür.” dedi,
HACI BEKTAŞ sözü aldı: “Bindiğimiz at bizim, gördüğümüz tac
sizin; doğruyu aldık gönülden, nasib olan hac cümlenizin.” dedi, HACI
BEKTAŞ selamladı.
“Aynaya baktığım gün kendi kendime güldüm,
ocağı yaktığım gün çevreme sevgi saldım. ‘Duvar yürür.’ dediler, beni
şakada gördüler.” dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı: “Duvar örersen yürür, sevgi örersen cümlesi
görür, her olan ocağın başında kalır.” dedi, HACI BEKTAŞ
selamladı.

“HACI BEKTAŞ gölden sordu; ‘Balıkların çok
mudur?’ ‘Dayanmayı bildi isek, emeğimiz güç müdür?’ Balıklar söze gelse,
diyecekler ki; ‘Dost olun, emeğini katan ile RAB için postu bulun!’ Dayanmayı diledik, yolda kumu eledik; her meyveyi
topladık, birbiri ile katladık. Konuk yoktur aramızda!” dedi, HACI BEKTAŞ
selamladı.

“Bayram, dayandığını bilenlerindir; DOST’luk
tezgahını kuranlarındır, tezgaha sevgisini serenlerindir.” dedi, HACI
BEKTAŞ sözü aldı: “Meyhane malım değil, meyhaneci kulum
değil; meyhanede gönül güzel, inkar etmek huyum değil. Meyhane;
‘Kendinden, kendine döneyim.’ diyenlerin mekanıdır, RABB’imi gönlü ile
saranların makamıdır, DOST’luğu günlük olay diye değil ‘Dağılanı
toplayım!’ diyenlerin dergahıdır.” dedi, HACI BEKTAŞ selamladı.

“ ‘YA ALLAH!’ dedik, HACI BEKTAŞ ile söze
geldik.” dedi, PİR SULTAN ABDAL DOST KAPISI’nda durdu, arka arkaya üç defa
vurdu: “O’ndan geldik, O’nun ile bulduk, O’nun ile
varacağız, her gelene bildiğini soracağız; ‘Sen, senin ile barışık
mısın? Sen, cümle ile karışık mısın?’ Diyeceksin ki; ‘Ben bendeki
gerçeği buldum, ben cümle ile BİR’liği kurdum, gönül bahçemde
Sevgiliyi gördüm.’ ‘ALLAH, EYVALLAH.’ diyelim, gönüllerde güzelleri
selamlayalım.” dediler, HACI BEKTAŞ ile PİR SULTAN ABDAL
selamladılar.

“Doymak, bilen için sonsuza uymaktır.” dedi,
varlıktan darlığı silen HACI BEKTAŞ sözü aldı: “İğneyi ipliği ele alırsan,
diktiğin bezi fistan diye giyersen, beklediğin gerçeğe
‘HAK’tan.’ deyip gülersen; yağdan baldan elini çekemezsin, dostluğa
gölge düşüremezsin! Dağlara bakıp ta ‘Varamam.’ deme, ‘Üzüm olmadan
veremem.’ deme! Dağlara varılır, emeğini esirgemez isen; üzüm
verilir, sabrını dizginlemeyi bilirsen. Doğuya gidenden batıyı sormazsan;
gün gelir Güneş’e göz kırpılır.” dedi, HACI BEKTAŞ selamladı.

“DOST’a selam ilettik, aklımızı kül ettik;
EMRİ’ne uyduk ta, nefsimizi kul ettik.” dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı: “Kaynar kazan aş ile, sözü gelse taş
ile, yolu bilir baş ile. Korku bize selam vermez, çünkü RAB sevgisinden
korkuya yer kalmaz! Gel DOST’a gidelim hey, postuna geldi isek diyelim ‘HAY!’
Dağlar taşlar selam verir, gökte kuşlar cümleyi görür,
alacağımız her selamda RABB’im NEFESİ’ni verir. ‘YA ALLAH!’ diyelim,
bağında ermiş üzümleri yiyelim!” dedi, HACI BEKTAŞ selamladı. (Aklı kül etmek nedir?) “Konuk destan dilemez, ‘Fistan giyse.’ deyip
konuyu elemez. Değirmende verdiğin buğdaya un alırsın, yerden
göğe aldığını bilirsin; dünü günü elersen, geleceği silersen,
ağaçta bağlı kalırsın, her gelende çeşit-çeşit huy
görürsün; aklından geleni geçeni dilediğince giydirirsen, dağılana
ömür verirsin; olayları giyindiği halde görürsen, DOST KAPISI’na öylece
yürürsen, aklını kül etmiş olursun.” dedi, HACI BEKTAŞ söze söz ile
girdi: “Kaşığını ele alan ocaktan gelen
aşı bekler, az olsa, çok gelse, nasibini gönlünde saklar; ER’den sorarsan,
‘Yolunu bekleyene…’ der, dayandığı duvardan yerini saklar. Yolu açık
bilelim, ak koyun kara koyun doyduğuna gülelim, attığımız her adımda
doğruya güvenelim; gizli olan her olayda, ‘Akan suyun renginden.
demeyelim! Akan suyun başladığı yerde gidişini görürsün, derya
ile bağladığı kaynakta kendini bulursun.” dedi, selameti cümleniz ile
diledi.

“Kantara yük koyalım, aldığımız aş ile
doyalım; at sırtına bindi isek, yularını sıkı tutalım! Diyelim ki; ‘CAN SEN’in,
ten SEN’in, sırtına oturduğum at SEN’in, SANA verdiğim gönül benim.’
Gel helallaşalım, cümle ile selamlaşalım. Konuşa-konuşa
düştük yollara, dedik ki; ‘Güç ver RABB’im, yarattığın kullara!”
dedi, HACI BEKTAŞ selamladı.

“Yaprak-yaprak okuduk, güzel günde seven her kulu
ile tezgahta bezimizi dokuduk, dağlardan gelen sele sırtımızı dayadık.”
dediler, her güne, her yöne, AŞK’ı ile açan gönüllere selam verdiler. “DOST’u DOST’ta gördük, DOST hanesine postu
serdik, açalım geçelim diye köprüyü kurduk, ‘Değmez.’ diyene güldük, ‘Gel
el ele verelim.” dedik YESEVİ’nin kurduğu düzende HACI BEKTAŞ’a
çerağ verdik. Gülen güldüğü yerde, seven durduğu yolda selamını
iletsin, aldığı her selamda kendini bulsun, HACI BEKTAŞ ile
ayağına gelene sevinsin!” dediler, selamladılar.

“Her öğünde ballı börek yenmeden, gelen
gidene sunmadan; elimizi dilimizi eğitelim, duman gelse sevgimiz ile
öğütelim!” dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı: Tekne aldı bacılar, yola çıktı hacılar, serden
bildi kocalar. ‘Dur!’ desen durmazlar, ‘Sor.’ desen vermezler, ‘Bul.’ desen
görmezler. Tutalım elinden, katalım dilinden; sebep sorsa halinden, diyelim
‘Gerçek sende.’ ” dedi, HACI BEKTAŞ sözü BAYRAM’a verdi:

“Çeyrek geçse demde gün, değirmenden gelir
un. Çağır DOST’a gelsin, DOST ile posta gülsün.” dedi, HACI BEKTAŞ
söze geldi: “Dünden bu gün güzeldir, demde yolumuz ezeldir;
gönül daldan dala gezinir, açtığımız ocak özeldir. MEVLANA ile söyleştik, YUNUS ile
peyleştik, HACI BAYRAM ile paylaştık, YESEVİ’ye danıştık,
soframızda öyle halleştik. Hal ile bağlayalım, uymayan için niye
ağlayalım? Dağlar uymayı bilir, yollar aldığını verir; DOST sofrası
kuruldu ise, o sofraya bilen gelir. Yanmam ‘Bilmem.’ diyene, yanarım ‘Gelmem.’
diyene. Geldiği yeri bilmeyen, HAKK’a kusur eyleyendir. Bilen-bilmeyen
DOST ADI’nı bellesin, dayandığı desteği sırtından çevirsin atsın!
Çünkü, dayanılacak tek destek RABB’imdir!” dedi, HACI BEKTAŞ selamladı.
‘Gelsen yolun üstüne, dursan yağan karın
destine; besteyi kurardın, desteyi yorardın.’ dedik, sözünü bekledik: Dedi ki: “Yoldan-yola geçenlere, yolda yaprak
seçenlere selam verdim, gününü sordum; değirmenden unu aldım, su ile
kardım, ocak başına vardım. Gelen-gidenden aşınır, her bilen
dilediği tezgaha taşınır.”

“Ne yazdan, ne de kıştan, ne yozdan, ne de
taştan yolumuz kesilmedi, sözümüz kısılmadı. VAREDEN’in VARLIĞI’na,
‘Zor!’ diyenin gürlüğüne; doğduğumuz gibi katıldık, mesafeyi
bilmeden gerçeğe atıldık. Kayguyu silelim, emeği bilgimiz ile
bölelim.” dedi, BEKTAŞ selamladı

“Görgüne verenden mi, bilgine serenden mi yorumu
aldın? Yoğun gelen kayguyu bir nefes ile sildin; mesafeyi, adım ya da ayak
ile mi tuttun? Mesafe, beden kafesindir.” dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı;
eldeki mendili kuyuya saldı, esen yelden yaprağa gelen hali sordu,
söyleşe-söyleşe MEYDAN’da durdu: “Dağdaki keçiyi elinden tutamam ki, gelsin
diye beline kement atamam ki.” dedi, ÇOBAN. “Aldığın sürüye sen sahip olacaksın,
dala-budağa sarsa da yolunda duracaksın, gölgeyi ağaçtan bilip sürüyü
akan suya götüreceksin, akşam oldukta hizmetini bitireceksin!” “Çoban yola
dizildi sürüsü ile, aklından geçen bin bir sorusu ile. Yere baktı,
taş-diken; göğe baktı, suyu bardaktan döken. ‘YA RABB’i!’ dedi,
‘SEN’in ile oldum, bana yetmedi; sürüyü aldım, aklım gütmedi. Beni-bana bildir,
SEN’i bana buldur!’ Gün-Güneş’e yolu açıldı, gerçek gönülden
seçildi.” dedi, HACI BEKTAŞ selamladı. (ÇOBAN; ADEM midir?) ‘Konuştuğu ÇOBAN
kimdir?’ denilir. MESTAN. (ÇOBAN’ın
adı mı?) EYVALLAH.

HACI BEKTAŞ; gölden-göle kuş uçurdu,
elde olan atı kaçırdı, “ALLAH, EYVALLAH.” dedi de, aklını yoldan-yola
düşürdü, HACI BAYRAM’a sordu: “Uçurduğum kuş geldi mi, sohbette
seni buldu mu?” “ALLAH, EYVALLAH.” dedi, HACI BAYRAM gelen kuştan
bildiğini sordu. “Ağaçların dallarından, yaprakların
hallerinden, böceklerin dillerinden aldım-alasıya, yol diledim sana gelesiye.
Güzeldir HAK sohbeti, güzeldir AŞK hasreti.” dediler, HACI BEKTAŞ ile
BAYRAM selamladılar.
"Yeniyi-eskiyi bilenlerden mi, günü-geceyi
soranlardan mı ses gelir?" dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı, KAYGUSUZ ile
yola koyuldu. " ‘Senden-benden ayrıda, ayağı hep
gayrıda.’ diyene, de ki: Bilen ile katıldım, HAK YOLU'na atıldım, ‘Yedek
gelsin.’ demedim, pişmemiş aşı yemedim, gelen-gideni
saymadım." dedi, HACI BEKTAŞ, KAYGUSUZ ile selamladı.

"AŞKI ile yanalım, "DOST!"diye-diye dönelim, seni-beni BİZ'de sanalım, KEVSER'ine
kanalım-kanalım." dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı: " ‘HAY!’ dedik te geldik size, siz ile girdik
söze; ipekler oldu koza, hay o kıza bu kıza. Gelin olsa salınacak, AŞK'a
düşse dolanacak, gönüller yaprak olsa, kalanlar tükenecek." dedi,
HACI BEKTAŞ selamladı.

"Düne-güne bakalım, çölde çerağ
yakalım, etekten taşı dökelim, sudan kilimi çekelim. Yerden-gökten alışan, gölgede hep çalışan;
gecenin sırrına eremez, erse de bileceğini soramaz." dedi, HACI
BEKTAŞ sözü aldı: "Dinledim sayhayı, çevirdim sayfayı,
doğruya getirdim softayı. Az bilir, az verir, çok görür, yanan ateşe
suyunu getirir. Varettiğine söz
yetmez, dilediysen sözünü, ömür boyu bitmez." dedi, HACI
BEKTAŞ selamladı.

"Aşık oldum bir damladan gelen
SESİ’ne, aşık oldum bir damla ile verdiğin süsüne;
toprağına-taşına, çiçek kokan başına, sofradaki aşına,
uykudaki düşüne. " dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı: "Alacağım sergide,
bulacağım yargıda, kalacağım sorguda. RABB'im SEN'den ayrı koyma
beni, RABB'im benden asla silme beni, sağda- solda döğme beni.
‘Oymayı bileydim.’ demeden, her an lokmayı yemeden; beni-bana buldur, SEN'i
bana bildir, kayguyu-dumanı sildir, aldığım her lokmayı cümle aleme
böldür. " dedi, HACI BEKTAŞ selamladı.